BARIŞ ELÇİSİ TONY BLAİR SAVAŞ İSTİYOR! ŞAŞIRDIK MI?

BARIŞ ELÇİSİ TONY BLAİR SAVAŞ İSTİYOR! ŞAŞIRDIK MI?
  • 05.05.2014

Tony Blair geçen hafta Bloomberg’de bir konuşma yaptı. Konuşmanın kapsamı Ortadoğu Siyasetinin mevcut durumuyla ilgiliydi. Hatırlayacaksınız 2007 yılında başbakanlık koltuğundan ve milletvekilliğinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra Birleşmiş Milletler’in Ortadoğu Barış elçisi olarak atanmıştı. Paradoks bu ya, kendisinden Filistin ve İsrail arasında tıkanmış barış görüşmelerinde arabulucu olması istenmişti. Bu atama haberi medyaya yansıdıktan sonra hem Birleşik Krallıkta hemde uluslararası alanda doğal olarak bir çok savaş karşıtı tarafından tepkiyle karşılandı. BM’in bu kararı protesto edildi. Ortadoğu’da ise bu atama tam olarak soğuk bir duş etkisi yaratmıştı. Blair’in tepki toplaması son derece doğaldı. Irak’ta yüzbinlerce insanın ölümüne, şehirlerin yakılıp yıkılmasına, Babil Uygarlığının yağmalanmasına neden olmuş bir liderin, Filistin ve İsrail müzakerelerinde başarılı olması ve bu görevde tarafsız kalması düşünülemezdi.

15 Şubat 2003 tarihinde ülke tarihinin en büyük savaş karşıtı protestosuna rağmen O, Irak’ın işgalinden vaz geçmemiş, en az George Bush kadar büyük bir tutkuyla savaşın bir an evvel başlatmasını savunan lider olarak tarihe geçmişti. O günden bu yana Ortadoğu her geçen gün biraz daha istikrarsız, çelişkiler daha derin ve mezhep çatışmaları bir karabasan gibi bir çok ülkede hortlamış oldu. Batı’nın müdahalesi sonucu Ortadoğu’da neredeyse muhalefetin başını islami fundamentalist dinci örgütler çekmeye başladı. Usame Bin Ladin islam dünyasında tam anlamıyla bir fenomen oldu. Milyonlarca insan için o sadece islam dinini Hırıstiyan alemine karşı savunan bir kahraman değil ve O aynı zamanda batı emperyalizmine karşı savaşan Robin Hood olarak görüldü. O yıllarda doğan çocukların binlercesinin ismi ‘Usame’ olması şaşırtıcı değildi.

Herşey Eylül 2001 de başlamamış olsa da, yinede bu tarih dünyanın gidişatında önemlice bir dönüm noktasına evrildi. Amerikalılar, o yaşanan trajediyi fırsata dönüştürmek istercesine sanki yıllarca böyle bir hadiseyi bekliyormuş gibi planlı ve hızlı davrandılar. 9 Eylül 2001 günü, New York gökdelenlerine yapılan saldırının acıları dinmeden, dünya devletlerini saf tutmaya zorladılar. O günün klişesi hafızalara şöyle kazınmıştı: ‘Ya bizimlesiniz yada karşımızdasınız’ bu işin ortası filan yoktu diyordu George Bush. Başta Birleşik Krallık olmak üzere, devletler süt dökmüş kedi misali birer birer tarafını belirttiler. Bush liderliği zorlanmadan -kuşkusuz saldırıda ölenlerin acısını da kullanarak- dünyanın taraf olmasını başardı. El Qaide adında bir örgütü ve başını da Usame Bin Ladin adında bir eski CIA ajanının varlığından dünya o günlerin sisli atmosferinde haberdar oldu.

Yeni yüzyılın Amerikan asrı olacağı, uluslararası alanda her şeyi baştan sona tekrardan dizayn edeceklerine ve dünyayı kendileri için dikensiz gül bahçesine dönüştüreceklerine inançları tamdı. Afganistan saldırısı böylesi koşullarda ve hızla başlamıştı.

Irak’a savaş açmaları kolay olmadı, dünya devletlerinin ezici çoğunluğu bunun petrol için, Amerika’nın bölgedeki stratejik çıkarları için yapılacağını anlamakta zorlanmadı. Avrupa Birliği içinde ise, Birleşik Krallık ve bir kaç küçük devletin dışında kimse yoktu. Fransa ve Almanya’nın başını çektiği ülkeler bu işgale karşı durdu. Savaş kararı ancak Güvenlik Konseyi kararına dönüşürse destekleyeceklerini beyan etmişlerdi. Bu çatlak savaş süresince ve sonrası da daha derinleşti. Amerikalılar hızlı bir şekilde Irak’ın işini bitirip Suriye ve oradan da o moralle İran’ı halledeceklerini hayal ediyorlardı. Amerikan yüzyılı ancak tamamen kontrol altına alınmış bir Ortadoğu anlamına geliyordu. Bu bölgedeki gaz ve petrol rezervleri üstünde mutlak kontrolü olan devlet, yalan değil dünyaya meydan okuyabilirdi. Onca acıya, kıyıma rağmen güzel olan şey, bu kurguladıkları hayalin gerçekten de hayalden ibaret kalması oldu. Onlarda hiç tahmin etmedikleri bir bataklığa saplandılar. Dünya ölçeğinde prestijleri sarsılmakla kalmadı ve ilk bir kaç yılın gidişatı gösterdi ki, bu asrın onlara ait olamayacağı gerçeğiydi.

Taşlar nasıl da yerinden oynadı, bugünün Ortadoğu’suna bir göz atalım: 2011 Tunus ve Mısır ile başlayan kendiliğinden eylem ve devrimler sonucu sarsılmaz denilen diktatörler gitti. Kısa sürede yangın Libya’ya sıçradı ve Batı müdahalesi sonucu Kaddafi öldürüldü. Libya’da hâlâ istikrar yok ve her an herşey olabilir. Bahreyn, Yemen ve Suriye sokaklarında yığınlar kendi diktatörlerine karşı yürüdüler. Ortadoğu’da mücadeleler zamanla farklı şekle büründü. Mübarek nerdeyse aklandı, Mursi tutuklandı ve Müslüman Kardeşler hükümetten askerin gücüyle uzaklaştırıldı. Şu an 508 Müslüman Kardeşler’in önde duran lider ve kadroları idam cezası aldı. Bahyren’deki halk ayaklanmaları, Sudi yanlısı azınlık sunni kral tarafından defalarca şiddetle bastırıldı. Muhalif Şiilerin liderleri, aktivistleri hâlâ cezaevinde. Batı bu ülkede olanlar konusunda sağır ve dilsiz. Amerika ve batı emperyalist devletler, her ne kadar Suriye’ye açıktan bir askeri müdahelede bulunmadıysa da, el altından muhaliflere yardım etmeyi sürdürdüler. Kuşkusuz Batı’nın buraya askeri müdahelede bulunmamasının önemlice iki nedeni vardı, birincisi, Rusya Çin ve İran’ın Esat’tan yana takındıkları tutum, ikincisi, Amerika’nın almış olduğu yenilgi ve Irak’ta çelişkilerin derinliği, istikrarsızlık halinin devamı, insanların can güvenliğinin yokluğu ister istemez adım atmalarını engelleyen bir işlevi oldu.

İşte Blair, Bloomberg’de yaptığı konuşmasında bir dizi istikrarsızlık unsuruna değinip ve Suriye’ye müdahalenin zamanında yapılmamış olmasını eleştirdi. O’nun tarihten ders almadığı ortada. Konuşmasını baştan sona okuduğunuzda sanki Irak güllük gülistanlık gibi bir intiba edinirsiniz. Sanki Batı’nın sistemli yanlış politikalarından, işgallerden bağımsız olarak siyasal İslam yada aşırı dinci örgütler güç kazandı. Oysa durum tam tersi; İslami örgütlerin hem sayısı hemde etki alanı ülkelerin sınırlarını çoktan aştı. Blair’ın konuşmasında dünyanın yaşamak için tehlikeli bir yer olduğuna işaret etmiş olması doğrudur, ama Blair’ın anlamadığı yada anlamak istemediği şey ise, iktidarda olduğu süre içinde, Afganistan ve Irakt’ta yaptıkları zulmün El Qaide gibi Cihadist örgütlerin işine yaradığını hâlâ görmüyor olmasıdır. Yoksa, Batı müdahalede bulunmazsa bölgede İslami fundamentalist örgütlerin her geçen gün daha da güç kazanacağını ve giderek uluslararası güvenliği tehdit altına alacağını ileri sürmezdi. Ama savaş karşıtı hareket, on yılı aşkın bir süredir, emperyalist işgallerin sorunları çözmeyeceğini tersine aşırı dinci örgütlerin güçlenmesine fırsat sunacağını ileri sürmektedir. Savaş suçu işlemiş ve elline mazlumların kanı bulaşmış biri gerçekten emperyalist bir ‘şövalye’ olmanın dışında başka ne söyleyebilirdi ki!..

Reklam
Londra Mehmet’ini Uğurlamaya Hazırlanıyor
Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitiren Mehmet Aksoy (Firaz Dağ) 10 Kasım Cuma günü yapılacak törenden sonra Karl Marx’ın bulunduğu...
Londra Silah Fuarı Protesto Edilecek
Başkent Londra’da düzenlenecek olan uluslararası silah satış fuarı protesto edilecek. Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumlar tarafından yapılan açıklamada Türkiye gibi ülkelerin...
Kürdistan’daki Savaş Londra’da Başlıyor
“Düşen her bomba, ‘terörle mücadele’ adına atılan her merminin bir yerde üretilmesi gerekiyor. Ve her nerede olursa olsun, bu üretime...
İskoç Polisi İki Gün Önce Kapısını Kırarak Girdiği Kürt Derneğinde Halkın Sorularına Cevap Verdi
Geçtiğimiz hafta İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta Kürt Toplum Merkezi ve bazı Kürt Halk Meclisi üyelerinin evlerine yapılan baskınlara tepkiler büyüyerek devam...
Ulus Group: Muhasebede Yakaladığımız Başarıyı Yayma Planımız Var
Başta muhasebe olmak üzere finans, kaza davaları, sigorta ve mortgage alanında çalışmalar yürüten Ulus Group, yeni şubeleriyle İngiltere genelindeki müşterilerine...
Sessizliğin Sesi: Teknolojinin Bizi Çevreleyen Duvarlarına Karşı, Duygularımızı Sessizce Haykırmaktır
Sanatçı Özge Ateş’in “Sound of Silence” (Sessizliğin Sesi) resim sergisi Londra’da ziyaretçiler ile buluştu. Suna Alan-Londra     Sanatçı Özge...
Kansoy: Bir Gün Önce Röportaj Yaptığınız Kişinin Diğer Gün Ölüm Haberini Yazmak Zor Bir İş
Reqa! Çağımıza ait olmayan barbarlar ordusu DAİŞ’in 2014 yılında başkent ilan etmesinden sonra çoğumuz duyduk ismini. DAİŞ’in vahşetine belki de...
‘İngiltere Vergi Sistemi Düşündüğünüz Kadar Karmaşık Değil’
Rakamlarla uğraşmak kimi zaman insanlara ürkütücü ve içinden çıkılmaz devasa bir problem gibi gelmiştir. Sektör olarak en fazla rakamsal kavramların...
’14 Temmuz’ filmi 24 Eylül’de Londra’da
12 Eylül darbesi ardından Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde yaşanan vahşete karşı PKK’li tutsakların direnişini konu alan “14 Temmuz” filmi 24...
Hüseyin Çelebi Şiir Ve Öykü Yarışması Başvuruları Devam Ediyor
Bu yıl 25’incisi düzenlenen Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinliği ödül töreni bu yıl Londra’da düzenlenecek. Katılım başvuruları 15 Eylüle...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ