|
Barış istiyorsak eğer barışın dillinde konuşmalıyız! Bu kavramı çok duymuşsunuzdur. Barış dili, barışın dilinde konuşalım, ortak dil v.b v.b. Peki, hiç merak ettiniz mi bu barışın dili dedikleri hangi dil veya nasıl bir dil? Bu yazımla sizlerle barışa giden süreçlerde kulanılan barış dili veya ortak dil üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim. Barış olgusu bilindiği gibi taraflar arasında ulaşılan ortak bir zemindir. Barış dili de bu ortak zemine tarafları ulaştıran “araçtır”. Günlük hayatımızda bile kardeşimizle, babamızla, eşimizle, kuzenimizle, arkadaşımızla, komşumuzla veya herhangi birisi ile herhangi bir küslük durumumuzda birbirimizle barışabilmemizin yolu ortak bir dil kulanmaktan geçiyor. Günlük hayatımızdaki en basit sosyal ilişkilerde bile bu dil önemini koruyorsa eğer, daha önemli barış süreçlerinde, yani ülkeler veya etnisiteler v.b arasındaki süreçlerde, tabiki bu dilin önemi gözardı edilemez. Çünkü söz konusu barış hangi düzeyde olursa olsun, barışa giden yolda bu dil stratejik bir araçtır. Bu dil nasıl bir dil ve bu dilde herkes konuşabiliyor mu? Aslında barış dili veya ortak dil dediğimiz bu dil bizlere hiç de yabancı değil! Başka bir deyimle bu dil tamamen ‘nezaket’ dilidir. Karşı tarafı kırmama, onurunu zedelememe, incitmeme dilidir. Barış süreçleri olabildiğince hassas oldukları için kullanılan dile çok dikkat etmek gerekir ve barış dilini bir kültür haline getirmek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü barış dili ayrı, savaş dile ayrıdır. Barış dili insan ve toplumda huzur yaratırken, savaş dili vahşet ve nefret duyguları yaratmaktadır. ‘Barış’ sözcüğünü kulandığımızda nasıl ki ‘kardeşlik’ aklımıza geliyorsa, ‘savaş’ sözcüğü de düşmanlık olgusunu uyandırıyor insanlarda. En modern ve hukuk temelinde yürütülen savaşlar bile en barbar savaşlardır!....ve dili de kendisine uygundur...hiç bir komutan düşmanı hakkında konuşurken nazik, kibar bir dil kulanmaz. Çünkü bu savaşın doğasına aykırıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri can verdiği her çatışmadan sonra, yaptıkları törenlerde PKK'nın “hain tuzaklarına” karşı yapılan komutan konuşmaları bundan dolayıdır. Aynı şekilde her PKK kayıplarından sonra dağlarda yapılan törenlerde TSK’nın “inkar ve imha” saldırılarına karşı yapılan komutan konuşmaları da aynen bundan dolayıdır. Peki, böyleyse eğer barış diline nasıl ulaşılır? Öncelikle, taraflar birbirlerinin hassasiyetlerini çok iyi bilmeli diye düşünüyorum. Yani örneğin, hem sıkça duyduğumuz, “Kürtler bizim kardeşimizdir” deyip, diyer yanda da “dağdaki terroristler” denilemez. Bu iki söylemin arasındaki dengeyi bilmiyormuş gibi davranmak ne doğrudur ne de ortak dildir. Çünkü senin “terörist” dediğin onun ‘kahramanıdır’. Yada başka bir örnek vermek gerekirse, ‘dağda inin’ “pişmanlık” yasasından yararlanın kavramı hassasiyet dengesizliği olduğu için böylesi bir istem veya söylem ile barışa hizmet edilemez. Çünkü “pişmanlık” kavramı altında karşı taraf üzerinde üstünlük varsaymak yatmaktadır. Türkiye ve Ortadoğuda yaygın olan “el öpme” kültürünün sözlü biçimidir. Tabiki burada bahsettiğim, tarafların aynen birbirleri ile aynı cümleleri ve sözcükleri kulanmaları değildir! Ki bu beklenemez de...fakat, eğer barış istemi çoğulcu, katılımcı demokratik bir siyaset ile olacaksa dili de farklılıkların birlikteliğini kuşatmak zorundadır. Barış dili karşı tarafın dilini, zihniyetini ve deediğim gibi hassasiyetlerini anlamaya gayret ederek başlar. Albert Einstine barışa dair şöyle der; “...savaşların hiç bir iyi yanı olmadığı gibi, barışların da hiç bir kötü yanı yoktur”. Sanırım Einstine’in bir bildiği vardı...
|