Copyright © 2005 - 2010 to www.telgraf.co.uk
Thursday, 09 Sep 2010
 
 
Yeni Kitaplar
Kan İnançlar ve Oy Pusulaları

(Türkiye’de Kürt Milliyetçiliğinin Yönetimi, 2007-2009) Robert Olson, Çeviren: Fahriye Adsay, Avesta Yay.

Olson kitabında, 2007-2009 yılları boyunca Türk devleti tarafından Kürt ulusalcılığını yönetmek için kullanılan araçları tanımlamakta ve silahlı kuvvetler, sağ kanada mensup muvazzaf ve emekli askerler, gazeteciler, akademisyenler ve örgütlü suç türlerinden oluşan Ergenekon gibi gizli örgütler; yargı, medya, itirafçılar ve devlet kaynaklarını içeren bu devlet yönetimine PKK ve DTP’nin verdiği tepkileri analiz etmektedir.
Devletin Türkiye’deki milliyetçi hareketleri yönetme çabası aynı zamanda Ankara’yı İran, Suriye ve Irak’la daha iyi ilişkiler kurmaya zorladı. Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle (KBY) ilişkileri geliştirmek bilhassa 2008 ve 2009 yıllarında Türkiye için önem kazandı. Bu kitap, 29 Mart seçimleri ve ele alınan dönem boyunca Türkiye’nin Kürt ulusal hareketlerini yönetme araçlarının ne ölçüde başarılı olduğu ve bunun, Türkiye’deki Kürtler ve Türkler, Türkiye ve Irak, Türkiye ve KBY arasındaki ilişkilerin geleceği açısından neye işaret ettiği ve bu ilişkilerin daha kapsamlı Ortadoğu siyasetine etkileri üzerine bir analizle sona ermektedir.
Yazar Türkçe baskıya yazdığı önsözde, "Türkiye’de devlet yetkilileri anlaşılan DTP’yi kapatmanın, Türkiye içindeki Kürt milliyetçi hareketlerini yönetme ve Irak ve Türkiye’de PKK’yi tasfiye etmelerinde yardımcı olacağını düşündüler. Ancak bu tür beklentiler, gelişen Kürt bilinci, kimliği ve milliyetçiliğini ve de Kürtlerin giderek büyüyen hoşnutsuzluğu ve Türk toplumundan yabancılaşmalarını hafifletmede de sorunlu görünüyor. 2009 yılı sonunda, önümüzdeki on yıllarda da, Kürtler ve Kürt milliyetçiliği ile Türkler ve Türk milliyetçiliği arasındaki mücadelenin ihtilaflı ve çatışma dolu olacağı anlaşılıyordu" diyor.

Sol, Sinizm, Pragmatizm, Tanıl Bora, Birikim Yay.

Tanıl Bora’nın Sol, Sinizm, Pragmatizm’de bir araya getirilen yazıları, solun darlık buhranlarını sinizm kavramı etrafında tartışıyor. Kapitalizmin ve sağcıların kötülüklerini sayıp dökerek rahat eden konformizmin eleştirisi...Aleni bir muhafazakârlığa dönüşebilen bu sinizme karşı, mütevazı hedeflerden yüksünmeden taş taş üstüne koymak (“iyi” pragmatizm), yeni bir yol açabilir mi? Kitabın ana eksenini, bu sorgulama oluşturuyor.
Bu eksen etrafında, sol muhalefetin gelenekleri, mecraları ve yöntemleri tartışılıyor: ’68, barış hareketi, şiddet, anti-kapitalizm, protesto ve gösteri tarzları, yoksulluk ve sosyal dayanışma... Kitabın bir başlığı da, solun “söz”le ve akılla ilişkisi hakkında; genel olarak zamanımızda entelektüel etkinlik, söz, medya ve politika üzerine...Kitaptaki yazılardan bir bölüm şöyle:
“Solda ric’at sürüyor. Mağlubiyet hissi derinleşti, neredeyse kanıksandı - ama açık yürekli bir muhasebesinin yapıldığını söylemek zor. Sağcılığın ve kapitalizmin kötülüğü, solda durmak için yeter şart, birçokları için. Bazen biraz inadına, namus belâsına. Sahiden de yeter şart olabilir, ona şüphe yok. Mızmız olsa bile, ‘yapıcı’ olmasa bile, sol itiraz, vicdanın sesidir.
Fakat solun, sosyalizmin, dünyayı değiştirmek derdi var. Bunun bir parçası da kendini değiştirmektir. Sosyalizmin zengin mirasının nadide mücevheri, dünyayı-toplumu kurtarma davasını, özgürlük davasını insanların kendi kendilerini kurtarma davasıyla, özgürleşme davasıyla birleştirmesi, kısacası kurtuluş davasını dışsal kurtarıcılardan kurtarması değil mi? Kendine hep yeniden dönüp bakmak, özeleştiri, bunun için sosyalist düşüncenin aşısıdır.”

 

 
Sonuncu, Tahsin Yücel, Can Yay.

Selami bey İstanbul’un köklü bir ailesinden gelir. Fransa’da felsefe doktorası yapıp döndükten sonra, evlenir, çocukları olur, dingin bir yaşam sürer. Ama yaşamının en büyük amacı kitabını, "Serencam" adını verdiği denemesini bitirmektir. Başladıktan kırk yıl sonra, seksenlerinde bitirir, tek adet olarak bastırır, kitabını eline almasından yirmi dört saat sonra da ölür. Büyük boy, yirmi yedi bin sayfadan oluşan bu dev yapıtı başından sonuna okuyan tek kişi çıkmaz, ama boyutları ve biçimi yıllar yılı insanların ilgisini çeker. 
"Serencam", boyutu ve gizemi nedeniyle büyük gürültü koparır. Kimsenin okumadığı ama görmek için insanların kuyruğa girdiği bu dev kitap ne anlatmaktadır? Tahsin Yücel, her zamanki ironik üslubuyla anlatıyor "Serencam"ın öyküsünü. "Sonuncu", iş, sanat ve basın dünyasına göndermelerle dolu, son derece düşündürücü bir roman.

Beyaz Şah, György Dragomán, Çeviren: Gün Benderli, YKY

Siyasi baskı altında yaşamaya çalışan bir toplum, bir çocuğun bakışından etkileyici bir üslupla anlatılmaktadır.  İnsanın yüceliğine ve alçaklığına dair unutulmaz bir başyapıt!
Dünyada birçok dile çevrilen ve büyük ilgi gören kitapta, olayları babası gizli polis tarafından tutuklanan ve bir çalışma kampına kapatılan 11 yaşındaki bir çocuğun gözünden izliyoruz. Günlük hayatın acımasızlığına yine de şakayla ve bir masalmış gibi bakan Cata’nın gözünden. Çavuşevsku Romanya’sında babasız kalan Cata okulda karşılaştığı eziyet karşısında da sessiz kalır. Çernobil faciasının ardından her yerde yapılan radyoaktivite uyarılarına rağmen çocukları futbol oynamaya zorlayan beden eğitimi öğretmeninde, hiçbir şiddetten kaçınmayan kaba ve ruhsuz gençlerde, babasını gördüklerini iddia eden inşaat işçilerinde, korkunun ve umudun, baskının ve ihanetin alaycı oyunuyla karşılaşır.

Mutluluğun Peşinde, Stanley Cavell, Çevirenler: Deniz Koç Pala, Berke Baş, Belma Baş, Metis Yay.

Mutluluğun Peşinde, Stanley Cavell'ın 1934-49 yapımı yedi Hollywood komedisine ilişkin deneyimlerine dayanıyor. "İyi yazarlardan, bir nesneyle ilgilenmenin o nesneyle ilgili deneyimimizle ilgilenmek anlamına geldiğini öğreniriz"; dolayısıyla Cavell'ın bu filmlere duyduğu ilgiyi incelemesi ve savunması da, hayatının onlarla geçen dönemindeki deneyimlerine ilgisini, yani diyaloğun doğal bir uzantısı olarak eleştiriyi incelemesi ve savunması anlamına geliyor. Yazar, diyaloğa ilişkin fikirlerden ibaret olduğunu düşündüğü bu filmlerin, "yeniden evlilik komedileri" olarak adlandırdığı özel bir tür oluşturduğunu ve bu türün de Shakespeare tarzı romantik komedi geleneğinin mirasçısı olduğunu öne sürüyor.
Freud'un "Bir şeyi bulmak, aslında onu yeniden bulmaktır" düsturunu benimseyen Cavell, bu filmleri evlilikte sevginin kaybedilmesi ve yeniden kazanılması açısından ele alıyor. Bir çiftin birlikte ne yaptığından ziyade bir şeyi birlikte yapmasının, birlikte nasıl zaman geçireceğini bilmesinin, hatta birlikte zaman harcamasının önemli olduğunu, birlikte geçirdikleri zamanın asla boşa harcanmış olmayacağını söylüyor. 

 
Selahaddin, Namık Kemal, Avesta yay.

Namık Kemal, bu eserini, Michaud adında bir Avrupalının Haçlı Tarihi üzerine yazdığı ve İslamiyet kadar Müslümanlara da çeşitli saldırılarda bulunan eserine bir anlamda cevap niteliğinde kaleme almıştır. Namık Kemal, yaşadığı dönemde, aynı zamanda Osmanlıcaya da çevrilmiş olan ‘Haçlı Tarihi’ adlı eserin, içinde barındırdığı bu İslam eleştirisinin hiç ayıklanmadan olduğu gibi Osmanlıcaya çevrilmiş olmasından da rahatsızlık duymaz. Aksine çeviri çalışmalarında objektivizmden ödün vermemenin, olması gereken, en doğal tavır olduğunu belirtir.
Namık Kemal’in sansüre karşı duran tavizsiz tavrına rağmen, yıllar sonra onun ‘Evrak-ı Perişan’ adlı eseri günümüz Türkçesine çevrilirken, bu eserinin bir bölümünü teşkil eden elinizdeki ‘Selahaddin’ adlı çalışmasının bazı kısımlarına sansür uygulanır… Kitapta geçen ‘Kürdistan’ kelimesi bir yerde ‘Güneydoğu Anadolu’, iki ayrı yerde de ‘Kuzey Irak’ ve ‘Yukarı Irak’ olarak değiştirilir.
Türk edebiyatının eşsiz yazarlarından biri olan Namık Kemal’in ‘Selahaddin’ adlı eseri ilk kez sansürsüz/özgün bir şekilde okuyucularla buluşuyor. Ayrıca tüm yaşamını İslamiyetin yükselmesine adamış olan Selahaddin gibi bir Kürt şahsiyetin, eşsiz mücadelelerle örülü hayatının Kürt yazını açısından da önemi büyük.

Brida, Paulo Coelho, Çeviren: Seçkin Selvi, Can Yay.

Brida, güzel bir İrlandalı kızın ve onun bilgiye erişme çabasının öyküsü. Brida, ona korkularının üstesinden gelmeyi öğreten bilge bir erkekle ve dünyanın gizli müziğine ayak uydurarak dans etmeyi öğreten bir kadınla karşılaşır. O iki kişi Brida’da Tanrı vergisi bir yetenek olduğunu görür; ama yeteneğini kendisinin bulabilmesi için genç kızı kendi içine doğru bir keşif yolculuğuna yönlendirirler.
Brida kendi yazgısını ararken, kişisel ilişkileri ile kendini dönüştürme isteği arasında bir denge kurmaya çalışır. Usta romancıdan çarpıcı bir aşk, tutku, gizem ve esriklik öyküsü.


Aşkımumya - İma Kılavuzu, Murat Yalçın, YKY

Aşkımumya ile İma Kılavuzu Murat Yalçın’ın anlatı serüveninde ilk on yılın verimlerinden oluşuyor.
Biçim-biçem arayışlarıyla, özgün bir anlatı dünyasının ipuçlarıyla dolu metinlerde, bir yandan düşle gerçek, düzenle kaos iç içe geçirilerek yazınsal bir gerçeklik kuruluyor, öte yandan dilin oynadığı oyunlar “hikâye”yi zora sokuyor.
Yazarın gözden geçirdiği iki kitap, bu baskıda el ele tutuşuyor...“Karanlık, mumun ötesinde olmalı.”

 
Halepçe’nin Zehirlenmesi, Joost R. Hiltermann, Çevirenler: Hikmet İlhan /Burcu Yalçınkaya, Avesta Yay.

Mart 1988’de, İran-Irak savaşı sırasında, Irak Kürdistanı’nın ücra bir kenti olan Halepçe’de binlerce insan kimyasal saldırı sonucu öldürüldü. Bu dehşetin neticesinde, her iki taraf bir diğerini devam eden savaşta katliam yapmakla suçlarken saldırıyı kimin yaptığıyla ilgili karışıklık devam etti. Sis perdesi ortadan kaldırıldığında, Saddam Hüseyin rejiminin ve ona gizlice yardım eden Batılı müttefiklerinin sorumlu olduğu ortaya çıktı. Ortadoğu’nun tecrübeli bir gözlemcisi tarafından yazılan bu kitap, Halepçe’nin kimyasal saldırıya uğramasının hikayesini anlatmakta; Amerika başka bir tarafa bakarken Irak’ın kimyasal silahlarını nasıl geliştirdiğini ve İranlı askerler ile Kürt köylüleri hedef aldığını göstermektedir. Günümüzde, Irak bölünürken ve Ortadoğu daha fazla kargaşa içine batarken, bu politikalar Amerika’nın ve Batı dünyasının başına bela olmaktadır.

Bir Yazarın Güncesi, Virginia Woolf, Çeviren: Fatih Özgüven, İletişim Yay.

Virginia Woolf öldüğünde, ardında kendi elyazısıyla doldurulmuş 26 defter bıraktı. Woolf 27 yıl boyunca bu defterlerde, neler yaptığını, kimleri gördüğünü, özellikle bu insanlar hakkında, kendisi hakkında, yazdığı ya da yazmayı umut ettiği kitaplar hakkında neler düşündüğünü neredeyse kesintisiz denebilecek bir şekilde kaydetti. Bu defterlerde, yazmakta olduğu ya da gelecekte yazmaya niyetlendiği kitaplar hakkında kendi kendisiyle söyleşti.
Bir Yazarın Güncesi, Woolf’un, romanlarından her birini tasarlarken, yazarken ya da gözden geçirirken olay örgüsü ya da biçim, roman kişisi ya da serim gibi, yaratma sürecine dair karşısına çıkan problemleri tartışmaktadır. Onun sanatsal üretiminin içeriden, alışılmamış bir resmini çizerken amaçlarına, hedeflerine ve yöntemlerine de ışık tutar.

Sartre’ın Geç Dönem Düşüncesi Üzerine, Çevirenler: Gaye Çankaya, Zeynep Direk, Metis Yay.

Tarihin Sorumluluğunu Almak, Jean-Paul Sartre'ın geç dönem eserlerini tartışan yazıları bir araya getiriyor. Türkçe’de de neredeyse yarım yüzyıl boyunca büyük bir ilgiyle okunmuş modern bir filozof üstüne, özgün bir felsefi inceleme. Hazırlayanlar derlemenin başlığını ve amacını şöyle açıklıyor:
"Bu kitaba Tarihin Sorumluluğunu Almak adını verdik, çünkü Sartre tekil öznelerin Tarih'in doğrudan failleri olduğunu her fırsatta vurgular. İkinci dönem düşüncesinde, bireysel sorumluluk ve toplumsal sorumluluk arasındaki organik bağa işaret ederek, Sartre'ın etiğe ve siyasete bakan bir düşünür olduğunu okura hissettirmek istedik. Bu amaçla kitapta hem Sartre'ın Tarih anlayışını ortaya koyan ve bu anlayışın temellerine dönen metinlere, hem ikinci dönem düşüncesini felsefe tarihinin başka figürleriyle karşılaştırmalı olarak inceleyen metinlere, hem de filozofun Tarih'i ele alışını belli açılardan eleştiren metinlere yer verdik." 

 
Devletin Yasal Olmayan Faaliyetleri, Ayşegül Sabuktay, Metis Yay.

4 Kasım 1996'da Susurluk'ta bir Mercedes ile bir kamyon çarpıştı. Arabadan bir milletvekili, bir emniyet müdür yardımcısı, hüküm giymiş aranan bir suçlu, silahlar ve susturucular çıktı. Tek örnek olmamasına rağmen Susurluk Olayı toplumun vicdanında Türkiye'de devletin tümüyle hukuk içinde olmadığını, devletin yasal olmayan faaliyetlerinin bulunduğunu gösteren aşikâr bir kanıt haline geldi.
Susurluk Olayı, modern devletin yasal temelde çalıştığı kabulünü sorgulanır hale getiren pek çok örnekten biridir. Ayşegül Sabuktay kitabında bu sorgulamayı kuramsal alana taşıyor ve yasal çalıştığı varsayılan modern anayasal devletin yasal olmayan faaliyetlerine kuramsal alanda görünürlük kazandırmayı amaçlıyor.
Kitap, Susurluk Olayı hakkında daha doğru bilgi üretmeyi, bilinmeyenleri ortaya çıkarmayı amaçlayan bir gazetecilik kitabı değil. Sabuktay bunun yerine, raporlarda, dava dosyalarında yer alan olguların hukuk-siyaset kuramındaki dört farklı yaklaşım açısından ne anlama geldiğini soruşturuyor. Bu yaklaşımlar Weber'in "biçimsel-ussal hukuk düzeni" anlayışı, Habermas'ın "demokratik hukuk devleti" kavramı, Scmitt'in siyaset-egemenlik kuramı ve "devlet aklı" doktrinidir.
Yasal olmayan faaliyetlerin deşifre edilmesinin, kamuoyunca bilinmesinin demokrasi açısından paha biçilmez bir kıymeti var. Ancak Sabuktay'ın bu incelemesi, bunun tek başına yetmeyeceğini, aynı zamanda olguları değerlendirebileceğimiz, muhakeme edebileceğimiz bir bakışa, bir akla, bir etiğe ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. 

İslam'a Karşı Laiklik, Oliver Roy, Çeviren: Ender Bedisel, Agora Kitaplığı

Türkiye siyasetine yakın ilgisiyle bilinip Türkçe'de çıkan başka kitaplarıyla tanınan Olivier Roy, bu kitabında İslam'ın tarih trenini kaçırdığını, Fransa'nın ise kendi kimlik bunalımını İslam üzerinden yaşadığını iddia ediyor ve Fransa'da laiklik ile İslamiyet'i karşı karşıya getiren güncel sorunlardan yola çıkarak yoğun bir felsefi/tarihsel okumaya girişiyor...İşte kitaptan bir bölüm:
"Sorun esasta, geçmişten (Müslümanların dünya tarihinden) ne öğrenilebileceğini bilmek, ama aynı zamanda, günümüzde İslam'ın Müslümanlar tarafından yeniden nasıl inşa edileceğini de anlamaktır. Gelgelelim bu yeniden inşa, düşünürlerden, teologlardan ya da filozoflardan yola çıkarak gerçekleşmez. Batı toplumuna göç eden Müslümanların somut pratiğiyle oluşur. Tabii bir de Tarık Ramazan gibi Batı'yla organik bağı olan entelektüeller söz konusudur. İslam'ı ifade edecek sözcükleri bunlar tedarik eder. Sekülerleşmiş bir dünyada, hem somut olarak yaşamayı, hem 'gerçek mümin' olarak kimliğini korumayı sağlayan çözümleri bunlar ileri sürer. Bu tür söylemler tanım olarak kasıtlı olmasa da muğlaktır. İki alanın birbirini tanıması söz konusudur. Yani, dinsel alan ile dünya düzeninin alanı, bir birlik özlemi içinde birbirlerini tanımaya muhtaçtırlar."

 

 
Kürdistan Bayrağının Altında-Mustafa Barzani Yaşamı ve Eylemi, Xoşevi Babekr&Pauel Shehtman,

Çeviren: Kamiz Şeddadi, Avesta Yay.

Mele Mustafa Barzani’nin hayatı, Kürtlerin 20. yüzyıldaki serüveniyle paralel bir seyir çizgisi izler… Zafer ve yenilgileriyle, sadakat ve ihanetleriyle cesaret, umut, fedakârlık ve kararlılığıyla ve bütün bunların üstünde ahlak ve erdemiyle Kürdistan’ın dört parçasında etkili olmuş başka bir örnek bulmak zordur.
Mele Mustafa’nın Barzan’dan başlayan, Mahabad’da Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla devam eden, bir avuç Pêşmergesiyle koca bir orduya kafa tutarak Aras Nehrinden Sovyetlere geçişle sonuçlanan uzun yürüyüşü, yakın dönem Kürt tarihinin kısa bir özeti gibidir.
Bu zorlu mücadelenin somut sonuçlarının daha fazla görülebildiği günümüzde, nereden ve nasıl bakarsanız bakın, bu; ilham kaynağı ve gurur verici hayat hikayesinden öğrenilecek çok şey vardır.

Osmanlı'da Eğitimin Modernleşmesi (1839-1908), Selçuk Akşin Somel, Çeviren: Osman Yener, İletişim Yay.

Osmanlı İmparatorluğu’nun geçirdiği modernizasyon ve reform süreci, kamu eğitimindeki reformların sağlıklı bir değerlendirmesi yapılmadan anlaşılamaz. Birörnekleşme, disiplin ve etkinlik, gerek merkezde gerekse taşrada malî ve idarî sistemi yeniden yapılandıran Osmanlı ıslahatçılarının ana prensipleri oldu. Bu prensipleri hayata geçirmek için ihtiyaç duyulan memurlar Osmanlı okullarında yetişti.
Bir kurum olarak devlet okulları, imparatorluk sınırları içindeki halkta düzen, disiplin ve verimlilik gibi fikirlerin uyanmasına yardım etti. II. Abdülhamid döneminde dinsel ve otoriter değerler yukarıdaki fikirlerle birleştirilerek eğitim tedrisatına eklemlenmişti. Özellikle nizam ve disiplin fikri Osmanlı kamu eğitiminde birörnekleşmenin giderek ağırlık kazanmasına yol açmış, bu eğilim baskın Osmanlı kültüründen farklı yapıda olan pek çok etnik grup için eğitimin yetersiz kalması sonucunu doğurmuştu.
Eğitim alanı aynı zamanda, 19. yüzyılın kapitalist dinamiklerinin ihtiyaçlarıyla, milliyetçiliğin etkisiyle ve devletin makbul vatandaş talepleriyle de bağlantılı olarak biçimlendi. Dolayısıyla taşrada ortaya çıkan tepkilerin bu nedenleri de içerecek şekilde düşünülmesi gerekir.
Selçuk Akşin Somel, eğitim alanındaki modernleşme hamlesinin çerçevesini ve etkisini, taşrayı da hesaba katan bir bakışla ayrıntılı bir şekilde inceliyor. Osmanlı’da Eğitimin Modernleşmesi 1839-1908, Osmanlı eğitim ve modernleşme tarihini anlamak için de temel bir başvuru kaynağı olma özelliği taşıyor.
 
Gönderilmeyen Aşk, Nermin Bezmen, Doğan Yay.

Nermin Bezmen’den aşka âşık, küllerinden aşkla yeniden doğan kadınların romanı…
“Canım benim, zaman bize kendisinden ne kadarını bahşedecek, bilmiyorum, bilmiyoruz. Ama çok iyi bildiğim bir şey var: Ne kadar sürecekse bu zaman, seni edebileceğim kadar mutlu edeceğim, senin hayatımdaki soluğunu çekebildiğim kadar içime çekip, sesini, tenini, dokunuşlarını, öpüşlerimizi, sevişmelerimizi… sana ait ne varsa, her şeyi, son ânına kadar, ezberleyerek, zihnimin yanı sıra kâlbime, ruhuma ve tenime nakşederek, senin hakkını vererek yaşayacağım.”

 


 

 

 

 
Yüz Gün, Lukas Bärfuss, Yayına Hazırlayan: Yeşim Tükel, Metis Yay.

Nisan 1994'te Ruanda'da tarihin en büyük soykırımlarından biri yaşandı. İktidardaki Hutuların açıkça desteklediği aşırılıkçı Hutu milisleri, yaklaşık yüz gün içinde büyük çoğunluğunu Tutsilerin ve ılımlı Hutuların oluşturduğu toplam sekiz yüz bin kişiyi öldürdü. Başta Belçika ve Fransa olmak üzere Ruanda'yla uzun yıllar aktif olarak "ilgilenmiş" olan Batılı ülkeler katliama tam anlamıyla seyirci kaldı.
İsviçreli yazar Lukas Bärfuss işte bu katliamın, daha çok da bu suç ortaklığının romanını yazıyor Yüz Gün'de. Her türlü ırkçılık ve adaletsizliğe tepki göstermeye çalışan David, bu hislerle, Ruanda'da otuz yıldır faaliyet gösteren İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı'na katılarak ülkenin başkenti Kigali'ye gelir. Ülkede konuşulan dili bilen kimsenin olmadığı Teşkilat mensuplarının mevcut iktidarla aralarını iyi tutmaya çalışarak, etliye sütlüye bulaşmadan sürdürdükleri faaliyetlerin rutinliğinden kısa zamanda hayal kırıklığına uğrar, Teşkilat'ı ve kendi işlevini sorgulamaya başlar. Katliam başladığında, gerilimli bir ilişki sürdürdüğü Hutu sevgilisi Agathe'a ulaşma umuduyla ülkedeki son yabancıların tahliye edildiği uçağa binmeyi reddeder. Ve yaşanan vahşetin hem tanığı hem de bilfiil suç ortağı olur. Evet, çok sert -ama iyi yazılmış, bir solukta okunan bir roman. 

Gözün Kahverengi Suyu, Memet Baydur, İletişim Yay.

Gözün Kahverengi Suyu’ndaki öyküler, Memet Baydur’un cesur, sınır tanımayan, sansüre, yasaklamaya karşı olan sanat anlayışının en güzel örneklerindendir.
İroni dozu yüksek, mizahla iç içe geçen eleştirisinin hedefinde ukala aydınlar, görmemiş zenginler, kendini beğenmiş burjuvalar, ama en çok da zalimler vardır.
Uyuşmazları bir araya getiren; nesne, imge ve atmosferlerden oluşan kaotik bir dünyayı sözcük ve cümleleri kullanmadaki ustalığıyla yaratan Baydur, aynı ustalıkla bu öykülerin içine siyasi bir eleştiri de sinmesini sağlamıştır.
Memet Baydur’un öykülerini topladığı Gözün Kahverengi Suyu’nun okura verdiği ilk izlenim bu öykülerin yazarının yazma tekniğiyle ne kadar severek, eğlenerek, âdeta bir çocuk keyfiyle oynadığıdır.
Okura doğrudan hitap eden, sık sık bakış açısı ya da anlatıcıyı değiştiren, cansızları konuşturan, canlıları nesneleştiren bu öykülerde klasik, modernist, fantastik ve postmodernist teknikler ustaca harmanlanmıştır.
 
Pinokyo’nun Maceraları, Carlo Collodi, Çeviren: Filiz Özdem, YKY

Pinokyo’nun Maceraları - Bir Kuklanın Hikâyesi’ni yazar ve çevirmen Filiz Özdem İtalyanca aslından çevirdi, Emine Bora da resimleriyle muhteşem bir Pinokyo yarattı.
Carlo Collodi’nin Pinokyo hikâyeleri 1883’te Pinokyo’nun Maceraları - Bir Kuklanın Hikâyesi adı altında bir kitapta toplandığından bu yana pek çok dile çevrilerek, milyonlarca çocuğun hayal âlemine uğradı, uğruyor, uğrayacak.
Dünyanın en ünlü kitap kahramanı Pinokyo ile birlikte kuklalar, periler, insanlar, iyiler ve kötüler dünyasına gitmekle kalmayacak, hayatı tanıma ve gerçek bir çocuk olma yolunda düşe kalka ilerlemesine de tanık olacağız.

 
Bana Yalan Söyleme, John Pilger, Çeviren: Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı

Bana Yalan Söyleme adlı kitap, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana araştırmacı gazeteciliğin yüz akı olan Martha Gellhorn, Edward R. Murrow, James Cameron, Seymour Hersh, Günter Walraff, Robert Fisk, Amira Haas, Anna Politkovskaya, Seumas Milne, Phillip Knightley ve diğer gazetecilerin, dünyanın egemenlerinin çarkına ot tıkadıkları ve ifşa ettikleri gerçeklerle bütün dünyayı sarstıkları büyük araştırmalarını biraraya getirmektedir.
John Pilger'a göre, "Gazetecinin 'biz'i herhangi bir ülke ya da ulus değil, bütün insanlıktır. Yakın gelecek, anaakım medyanın dışında kalan ve gün geçtikçe daha fazla güçlenmekte olan gayrı-resmi, yeraltı medyasında, bilhassa interneti aktif biçimde kullanan alternatif kanallardadır. Halihazırda milyonlarca insanın bilincini arttırmaya hizmet eden bu ağlardır ki, dünyanın her köşesinde halkları karşısına almış bulunan muktedirlerle siyasal güçlere karşı koyma imkânlarına dair muazzam bir bilinç sergilemektedirler. Artık bugün dünyada iki büyük süper-güç var: Washington'la simgelenen askeri plutokrasinin gücü ile bütün dünyaya yayılan kamuoyunun gücü. Gerçek gazeteciler, ikinci kitleye hitap ederler, onlara hitap etmelidirler. Zira, insanlığın dirilişi hamhayal değildir; insanlığın uyanışı her gün biraz daha çeşitli, daha atılgan, daha enternasyonalist ve farklılıklara daha önce hiç olmadığı kadar hoşgörülü davranan bir hareket üstünde yükselecektir..."

Avunamayanlar, Kazuo Ishiguro, Çeviren: Roza Hakmen, YKY

“Beni Asla Bırakma” adlı kitabı Time tarafından en iyi 100 roman arasında gösterilen Ishiguro’dan yepyeni bir roman daha...
Dünyaca ünlü piyanist Ryder, önemli bir konser vermek için isimsiz bir Avrupa şehrine gelir. Birkaç gün sonra sahneye çıkacağını bilse de, bundan başka hiçbir şey hatırlayamaz; karşılaştığı herkesin niçin ondan bir şeyler istediğini, çok uzak olması gereken yerlere nasıl hemen ulaşıverdiğini, saatler sürmesi gereken bir sohbeti üç dakikalık asansör yolculuğuna nasıl sığdırdığını anlayamaz. Kendini olaylara ve çevresindeki insanlara teslim eden belleksiz piyanist, geçmişin ve geleceğin kırılgan bir şimdiki anda çakıştığı sürreal bir dünyaya savrulur. Çok geçmeden, yaklaşan konser gecesinin hayatının en önemli performansı olduğunu fark edecektir.
İşlevini yitirmiş toplumsal düzenin bireyler üzerindeki yaralayıcı baskısını hemen her eserinde zarafetle ilan eden Kazuo Ishiguro, Avunamayanlar’da hayatı kontrolden çıkan bir adamın çok boyutlu hikâyesini anlatıyor.

MACELLAN, Stefan Zweig, Çeviren : Zehra Aksu Yılmazer, Can Yay. 

Tarihte iz bırakmış kişilerin yaşamöykülerini kendine özgü bir üslupla kaleme alan Zweig, Macellan’da, dünyanın pek çok coğrafi bölgesine bugün bildiğimiz adlarını veren Portekizli kâşifin, her biri apayrı bir macera olan keşiflerini kişiliğiyle bütünleştirerek anlatıyor.
"Colombus’un başarısı Avrupa’da müthiş bir şaşkınlık yaratır. Bir süre sonra da yaşlı dünyamızın daha önce hiç tanık olmadığı bir macera ve keşif heyecanı patlak verir: Tek bir cesur insanın başarısından, tüm bir kuşağa yetecek şevk ve cesaret doğar, bu daima böyledir. Avrupa’da sınıfından ve konumundan hoşnut olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen ve beklemek için fazla sabırsız olan herkes, küçük oğullar, işsiz subaylar, büyük efendilerin piçleri, kanun tarafından aranan karanlık tipler, hepsi de Yenidünya’ya gitmek ister."

 

 
Bebek Töreni, Chantal Deltenre, Çeviren: Sosi Dolanoğlu, Metis Yay.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa'ya göç etmiş Japon bir ailenin tam bir Fransız gibi yetiştirilmiş kızı Keiko ile, kusursuz Japonca bilen, sarışın, mavi gözlü sevgilisi Pierre üniversite bursuyla Japonya'ya giderler. Kendini adeta evinde hisseden Pierre'in aksine Keiko tuhaf bir hastalığa tutulur burada: Gizlenmiş, üstü örtülmüş, bastırılmış acıların eline geçer sanki yavaş yavaş ve evinin taraçasında kurmaya başladığı taş bahçesi ile Pierre'den gitgide uzaklaştığı bir dünyanın peşine düşer...
Yazmaya Henry Bauchau'nun teşvikiyle başlayan Chantal Deltenre, genç bir kadın üzerinden insanlığın acılarına uzanan romanıyla ustasının açtığı yolda ilerliyor. 

Üç Gine, Virginia Woolf, Çeviren: İlknur Güzel, İletişim Yay.

İkinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Virginia Woolf, savaşı önlemek için yardım toplayan bir cemiyetten mektup alır. Nazik bir beyefendi, Woolf’a savaşın nasıl önlenebileceğiyle ilgili pratik önerilerde bulunur, Woolf’u kendisini barışı korumaya adamış bir topluluğa üye olmaya ve bağış yapmaya davet eder.  Bu nazik ve aslında çok da düşünmeden kabul edilebilecek iyi niyetli davete, Woolf cevap olarak üç makale yazar ve savaşı önlemek adına basit bir bağışla aslında neler yapılabileceğini anlatır. Üç Gine’de bir araya gelen bu makalelerde, Woolf kadınların tarihsel dışlanışının, onlara faşizme ve savaş çığırtkanlığına karşı çıkacak politik ve kültürel bir kimlik inşa etme şansı verdiğini söyler.
Woolf’un temel amacı sadece cinsiyetler ya da ırklar arasında özgürlüğü ve eşitliği sağlamak değil, bir insanlık medeniyeti kurmak. Bildiklerimizin hepsinden daha iyi, daha emin, daha sağlam bir insanlık medeniyeti... Eğer insan ruhunun ve aklının bu dünyada korkusuzca var olmasını istiyorsak, bu geniş hedefe doğru ilerlememiz gerektiğini öğütlüyor bize. Virginia Woolf’un en tutkulu ilgi alanındaki en keskin görüşlerinin muhteşem bir özeti niteliğindeki bu çalışma, aynı zamanda bir tartışma edebiyatı klasiği.

Kürdistan Tarihi, M. Guiseppe Campanile, Çeviren: Heval Bucak, Avesta Yay.

Kürdolojinin en eski metinlerinden biri olan R.P. Giuseppe Campanile’in ‘Kürdistan Tarihi’ adlı kitabı İtalyancadan Fransızcaya çeviren ünlü Kürdolog Thomas Bois, önsözde şunları belirtiyor:
“1818 yılında, Napoli’deki Strade Tribunali, no. 287 adresli Fernandes Kardeşler Matbaası’nda ‘Storia della Regione del Kurdistan e dele sette religione ivi esistenti’ adlı bir kitap basıldı. Başlığına rağmen bu, tam anlamıyla bir tarih kitabından ziyade, Kürdistan’ın XIX. yüzyılın şafağında tasvirinden ibarettir. Yazar kuşkusuz Amêdi’nin eski dönemlerde ve Süleymaniye’nin daha yeni kuruluşu ya da Mardinli Güneşetaparlar’ın Yakubi mezhebine sözde dönüşleri gibi eskiye dayanan bazı olayları hatırlatmaktadır; ama niyeti daha çok saptadığı âdetler, şahit olduğu olaylar ve karşılaştığı az ya da çok önemli kimseler konusunda bizi bilgilendirmek gibi görünür. Coğrafya, ekonomik durum, toplumsal ve dini yaşam hakkında anlattıkları, ayrıntılara pek inilmediğinde doğrudur ve o dönemden beri çok değişmemiştir çünkü yazar, on iki yıl kadar karış karış her tarafını gezdiği bu toprakları iyi tanır.” 

 
Yaresan (Ehl-i Hak), M.Reza Hamzeh’ee, Çeviren: Ergin Öpengin, Avesta Yay.

M.Reza Hamzeh’ee’nin Yaresan / Ehli Heqq’le ilgili kitabı dünyada birçok üniversitede ders kitabı olarak okutuluyor ve  ve en önemli referans kitap olarak kabul ediliyor.
Yaresan ve “Ehl-i Heqq”, Güney Kürdistan’da yoğunlaşmış önemli bir Kürt cemaatine verilen isimlerdir. Önemine rağmen, cemaat hakkında çok azşey bilinmektedir. Bu nedenle, yetersiz ve eksik olsa da mevcut bilgiler, sosyologlar da dahil sosyal bilimciler tarafından geniş ölçüde kullanılmıştır. Yine de bu cemaat üzerine sosyolojik bir örnek olay araştırması yoktur. Bu yüzden, bu cemaat hakkında henüz cevaplanmamış birçok soru olacaktır.
Yaresan cemaati üzerine yapılmış ilk genel araştırma niteliğindeki bu çalışmada, cemaatin bütünlüklü bir resmini çizmek ve gelecektekiaraştırmalara birtakım ana hatlar sunmak amaçlanmıştır.


Avunamayanlar, Kazuo Ishiguro, Çeviren: Roza Hakmen, YKY

“Beni Asla Bırakma” adlı kitabı Time tarafından en iyi 100 roman arasında gösterilen Ishiguro’dan yepyeni bir roman daha...
Dünyaca ünlü piyanist Ryder, önemli bir konser vermek için isimsiz bir Avrupa şehrine gelir. Birkaç gün sonra sahneye çıkacağını bilse de, bundan başka hiçbir şey hatırlayamaz; karşılaştığı herkesin niçin ondan bir şeyler istediğini, çok uzak olması gereken yerlere nasıl hemen ulaşıverdiğini, saatler sürmesi gereken bir sohbeti üç dakikalık asansör yolculuğuna nasıl sığdırdığını anlayamaz. Kendini olaylara ve çevresindeki insanlara teslim eden belleksiz piyanist, geçmişin ve geleceğin kırılgan bir şimdiki anda çakıştığı sürreal bir dünyaya savrulur. Çok geçmeden, yaklaşan konser gecesinin hayatının en önemli performansı olduğunu fark edecektir.
İşlevini yitirmiş toplumsal düzenin bireyler üzerindeki yaralayıcı baskısını hemen her eserinde zarafetle ilan eden Kazuo Ishiguro, Avunamayanlar’da hayatı kontrolden çıkan bir adamın çok boyutlu hikâyesini anlatıyor.

Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca, Edward Said, Çeviren: Ferit Burak Aydar, Agora Kitaplığı
 
Eleştirel monografilerin ömrü genellikle kısa olur. Fakat bazen bir kitap çıkar, bu kuralı yerle bir eder. Edward W. Said'in "Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca" adlı çalıması bu tür nadide örneklerdendir. Nitekim, Said'in çalışması 1966'da ilk defa yayınlandığında, Conrad incelemeleri içinde çok önemli bir katkı olarak değerlendirilmiştir.
O dönemde egemen olan Yeni Eleştiri'nin 'pürizm'ini reddeden Said, romancının "varoluşundaki kaosu oldukça şekillenmiş bir sanatın içine nasıl yerleştirdiği"ni araştırmak üzere mektuplarını kısa hikâyelerine bağlayarak, Conrad'ı okumanın daha zengin, daha bütüncül bir yolunu tercih etmiştir.
Bu kitap aynı zamanda, görüşleriyle yirminci yüzyıl sonu düşüncesinin genel manzarasını etkilemiş bir yazarın entelektüel yolculuğunun önemli bir aşamasını temsil etmektedir. Said'in"Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca" çalışması, modernist yazına, dünya çapındaki ilk büyük romancı olan Conrad'a ve Said'in külliyatına ciddi bir ilgi duyan herkes açısından vazgeçilmez bir kitaptır.

 

 
Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek, Alain Dieckhoff-Christophe Jaffrelot, Çeviren Devrim Çetinkasap, İletişim Yay.

Sık sık “vatanseverlik”, “ulus”, “milliyetçilik” ve “etnisite” kelimelerini duyuyoruz, hatta kullanıyoruz. Peki, bu kavramların anlamları nedir? Ya da birbirlerinden farkları?
Aslında anlamları ve aralarındaki fark çoğu zaman belirsiz; bazen aynı olguyu tanımlıyor, bazen çelişiyorlar. Ortak noktalarıysa, dünyanın kaderini belirliyor olmaları. Bu kavramlara daha yakından bakmak ve hem kuramsal temellerini hem de tarihi yapan olaylardaki rollerini görmek, geçmişi ve bugünü kavrayışımızı etkileyecektir.
Avrupa’nın batısı ve doğusu, Kuzey Amerika, sömürge ülkeleri ve Ortadoğu… Hepsi farklı deneyimlerle, farklı sebeplerle benzer süreçlerden geçti, geçiyor. Yok olduğu sanılan milliyetçilik her seferinde geri dönüyor.
Araçları bazen tarih, dil, din oluyor; bazen şiddet. Avrupa’nın ulus sonrası döneme girdiği düşünülürken kan akıyor; bir yandan küreselleşen insanlık, öte yanda paramparça oluyor. Çokkültürlülük ve bütünleşme yolunda kaybolup duruyoruz.
Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek, dünyamızı bu denli kuşatan ama sınırlarını ayırt edemediğimiz söz konusu kavramları geniş bir perspektifte, Avrupa kıtasının tarihsel ve güncel eleştirisiyle birlikte sunuyor. Kitaba katkıda bulunan Avrupalı akademisyenler; milliyetçilik kuramlarının tarihine ve kaynaklarına, milliyetçilik türleri arasındaki ayrımlara, milliyetçiliğin farklı coğrafyalardaki tezahürlerine, kurgulanan tarihlere, gizlenenlere; gözümüzle görüp de anlayamadıklarımıza zihin açıcı bir ışık tutuyorlar.

Engin Geçtan , Zamane, Metis Yay. 

Engin Geçtan geniş bir zaman aralığında, Türkiye'de yaşanan süreçlere uzmanlık alanı olan psikiyatri perspektifinden bakıyor, toplumun ve bireylerin değişmesine dair değerlendirmeler ve yorumlarda bulunuyor.
Otorite, öfke, sıkışmış kızgınlıklar, persona ve gölge, özerklik, kimlik sorunları, çocuk yalnızlığı gibi konularda söz alırken aynı zamanda klinik deneyimlerinden gözlemler de aktaran Geçtan'dan zamane hallerine yılların birikiminden bir bakış. 
"Askeri darbenin ardından otorite figürlerine ve kurumlarına karşı tepkiler sindirilmişti, ama daha uzun vadede bunun yerini farklı ve çoklu dinamikler aldı. Artık siyasi ya da toplumsal bir kutuplaşma olduğunda, şaşırtıcı bir hızla karşıt bir kutup odağı oluşmakta. Bu bir bakıma yoğun bir dinamizmin de ifadesi, tabii beraberinde bir soruyla birlikte. Bu dinamikler bizi ileriye doğru mu taşıyor, yoksa kısırdöngüye kapılıp sürüklenmemize mi neden oluyor? Yönetilen ülkeden neredeyse bağımsız, kendi kendini ileriye taşıyan bir başka ülke de var gibi. Psikoterapide de zaman zaman mehteran yürüyüşüne benzer bir süreç yaşandığından benim için oldukça bildik. Askeri darbe olmasaydı neler yaşardık sorusunun cevabını ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz."

 

 
Kıskançlık, Marcianne Blevis, Çeviren: Işıl Aydın, Sel Yay.

“Kıskançlık aslında sevginin en gözde tuzağıdır.” diyen Psikiyatr ve Psikanalist Marcianne Blevis bu kitabında, kıskanma duygusunun oluşum evrelerini, nedenlerini ve sonuçlarını örneklerle inceliyor. ‘Sevginin En Çok Düştüğü Tuzak’ alt başlığını taşıyan çalışma, kıskanma duygusunu anlamak için iyi rehber niteliktedir diyebiliriz. “Kimi kıskanıyoruz?”, “Neden kıskanıyoruz?”, “Kıskanmak benliğimizi koruyan bir kalkan mı, yoksa başkalarına yönelttiğimiz bir silah mı?” sorularının yanıtlarını arayan Blevis’nin çalışmasındaki her bölüm, belirli bir hastanın kişisel deneyimi çevresinde dönerken, kıskançlığın farklı yüzlerini ve kaynak noktalarını gözler önüne seriyor.

Orada, J. K. Huysmans, Çeviren: Birsel Uzma, Okuyanus Yay.

Fransız yazar J. K. Huysmans’ın yayımlandığı dönem sansasyon yaratan romanı ‘Orada’, baş kahramanı Durtal’in yaşadıkları üzerinden ortaçağ ve satanizm temalarını işliyor. 19. yüzyıl sonlarındaki edebiyat ve sanat ortamından yüz çeviren Durtal, ortaçağın acımasız ve karanlık kişilerinden Gilles de Rais’nin hayat öyküsünü yazmaya koyulur. Fakat bu esnada Durtal, yaşadığı Paris’te satanist ayinlerin halen düzenlendiğini keşfeder. Törenlerde çocuklar kurban edilmekte ve tüyler ürperten işkenceler uygulanmaktadır. Huysmans’ın irdelediği konu nedeniyle Fransa’da bir dönem yasaklanan romanı, rasyonalite, mistisizm, modern çağ ve ortaçağ kavramlarını tartışmaya açıyor.



Hemû Soneyên W. Shakespeare, Çeviren: Kawa Nemir, Lis Yay.

Şair Kawa Nemir, Shakespeare'in bütün sonelerini orijinal dilinden Kürtçeye çevirdi ve çok zor olan bir işin altından kalktı. Şairliği ve çevirmeliğiyle tanınan Kawa Nemir artık Shakespeare çevirisiyle tanınacak. Zira Nemir, Shakespeare’in bütün sonelerini orijinal dilinden Kürtçeye çevirdi. Nemir bu soneleri çevirmek için uzun zaman çalıştı. Aslında bu kitap onun çeviri tecrübesinin, aktığı yolun bir özeti ve gelişim güzergâhıdır. Kawa Nemir bundan önce de sessiz sedasız iyi çeviriler yaptı: W. Whitman, T.S. Eliot, Ezra Pound, T.E. Hulme, Langston Hughes, William Blake, Emily Dickinson, Seamus Heaney, Ted Hughes...Hemû Soneyên W. Shakespeare  (W. Shakespaere’nin Bütün Soneleri) ismiyle, İngilizce-Kürtçe olarak çıktı.

Efendisiz Halklar, Harold Barclay, Versus Kitap

Harold Barclay ‘Efendisiz Halklar’da, anarşinin mümkün olduğuna dair antropolojinin gösterdiği olguları analiz ediyor. Aborijinler, Pigmeler, Eskimolar, Santallar, Kızılderililer ve Berberiler gibi toplulukları inceleyen yazar, farklı coğrafyalarda varolmuş devletsiz toplumları gözler önüne seriyor. Mevcut anarşi örneklerini sunan Barclay, ayrıca, anarşinin hiçbir şekilde olağandışı olmadığını, tam anlamıyla genel bir rejim ve siyasi örgütlenme olduğunu savunuyor. Çalışmasına anarşinin doğasının ne olduğuyla başlayan yazar, avcı-toplayıcı toplumlar arasında anarşi; anarşist bahçıvanlar, anarşist çobanlar ile tarımcı ve modern toplumlarda anarşi konularını değerlendiriyor.

 

 
Nostaljinin Geleceği, Svetlana Boym, Çeviren: Ferit Burak Aydar, Metis Yay.

Yurtdışında savaşan İsviçreli askerlerde teşhis edilen "yurt özlemi hastalığı" için kullanılan nostalji kelimesi, zamanla "geçmişe duyulan özlem" hastalığının adı haline geldi. Modernlik bir yandan ilerlemenin nostaljiyi yeryüzünden sileceğine inandı, bir yandan da bu şifası olmayan hastalığını ölesiye sevdi.
Halen Harvard Üniversitesi Slav Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sürdürdüğü öğretim üyeliğinin yanı sıra, çeşitli sergilere imza atarak sanat kariyerine de devam eden Svetlana Boym, nostaljiyi, son yüzyılda çeşitli badireler atlatmış St. Petersburg, Moskova ve Berlin kentlerinin tarihsel coğrafyasında ve Nabokov, Brodski ve Kabakov gibi modern sanatçıların eserlerinde gezinerek keşfe çıkıyor; sıradan göçmenlerin hatıra-eşya koleksiyonlarını inceleyerek, onulmaz nostaljikliğimizin köklerine inmeye çalışıyor.
Hatırat, felsefi deneme, tarihsel analiz ve edebiyat eleştirisi gibi yazı türlerini özgün bir biçimde harmanlayan kitap, ulusal kimliği kişinin kendi kendini yaratma çabasına bağlayan kolektif nostalji mekânlarında dolaşıyor. Kısacası, Boym "nostalji incelemeleri" diyebileceğimiz yepyeni bir araştırma alanı, yeni bir sınıflandırma ve yeni bir estetik ortaya çıkarmayı başarıyor. 

Tam Sayılar-Kesirler, Andrew King, Çeviren: Çağlar Sunay, İletişim Yay.

Matematiğin eğlenceli dünyasının kapılarını aralamaya hazır mısınız? Bu kitapta anne babanızla, kardeşinizle, arkadaşlarınızla ya da kendi başınıza hazırlayabileceğiniz matematik oyunları var. Toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini, kesirleri ve ondalık sayıları keşfetmeye hazırsanız, bu kitap tam size göre.
Matematik Oyunları Tam Sayılar, Kesirler’de birbirinden farklı 24 oyun var.

 

Ağaç Zamanı, Roger Norman, Çeviren: Betül Kadıoğlu, YKY

Roger Norman’dan çocuklar için doğayla içiçe geçen yeni bir macera...
Dalları Alan’ın penceresine kadar uzanan Bay Dişbudak, kurduğu salıncakla dallarını örseleyen çocuktan intikam almak için Ağaç Zamanı’nın gelmesini bekliyordu. Ağaç Zamanı’nda sadece ağaçlar yürüyebilir ve konuşabilir, geri kalan herkes olduğu yerde donup kalır. Bu büyülü saatler başlayınca Bay Dişbudak Alan’ı kovuğuna atacak, ona hak ettiği cezayı verecekti. Fakat unuttuğu bir şey vardı. Ağaç Zamanı’nın büyüsü, ağaç dallarındaki sincapları, kuşları, sinekleri etkilemediği gibi, küçük çocukları da etkilemiyordu.

 

 
Kırmızı ve Siyah, Henri Beyle Stendhal, Çeviren: Şerif Hulûsi, İletişim Yay.

Julien Sorel, kasabada büyümüş, yakışıklı ve hırslı bir gençtir. Kasaba hayatının ve marangoz babasının kendisine dayattığı hayatı değil, Paris’in kendisine vaat ettiği görkemli ve ışıltılı hayatı yaşamak ister. Papaz olmak, onun gibi asil olmayan ve fakir bir genç için, köklerinden kurtulmanın, istediği hayatı yaşamanın tek yoludur.
Çocuklarına öğretmenlik yapmak için gittiği evde önce kendisinden büyük bir kadına âşık olan Julien, daha sonra asil bir ailenin kızıyla aşk yaşamaya başlar. Bu iki aşk arasında bocalayan Julien, bir yandan da arka planda Fransız Restorasyonu’nun ateşli siyasi tartışmaları ve Napolyon’a olan hayranlığıyla birlikte kaçınılmaz bir sona doğru sürüklenir. Batı edebiyatının en önemli psikolojik romanlarından bir olan Kırmızı ve Siyah’ta Stendhal, aynı zamanda dünya edebiyatının en önemli kahramanlarından biri olan Julien’i yaratıyor.
“Benim için Stendhal, gerçeğe mantık yoluyla ulaşan bir gözlemci değil, gerçeğe nadiren gözlemle ulaşan bir mantıkçıdır.” (Emile Zola)

Ulus-Devlet Marşını Kim(ler) Söyler?, Judith Butler, Gayarti C. Spivak, Çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı

"2006 yılının ilkbaharında California'nın çeşitli şehirlerinde yasadışı yollarla ikamet edenlerin düzenledikleri sokak gösterilerine tanık olduk; bu gösterilerin en dramatik olanları da Los Angeles'ta yapıldı. Söz konusu gösterilerde ABD'nin ulusal marşı, Meksika'nın marşı gibi İspanyolca olarak söylendi. Bu şekilde 'nuestro hymno (bizim marşımız) olgusunun ortaya çıkmış olması, ulusun çoğulluğu gibi 'biz' ile 'bizim' demek gibi son derece ilginç bir sorunu gündeme getirdi: ABD ulusal marşı kime aittir? Ya da soruyu şöyle sorarsak: Milliyetçi-olmayan ya da milliyetçiliğe karşı olan birinin gözünde böyle bir 'aidiyet göstergesi'nin manası nedir? Çünkü, ulusal marşı İspanyolca olarak söyleyen halktan insanlar, bu marşı San Francisco ve Los Angeles sokaklarında söyleyerek sadece ulusun dilini değil, kamusal alanın kendisini de değiştirmiş oluyorlar..." (Judith Butler)


CHOPIN: Tuşlara Adanmış Bir Yaşam, Aydın Büke, Can Yay.
 
Can yayınlarının yaşam dizisinin yeni kitabı, Polonyalı ünlü besteci Fryderyk Chopin’in yaşamına, yapıtlarına adanmış bir çalışma. Daha önce hazırladığı Bach, Mozart biyografileriyle de okur karşısına çıkan Aydın Büke’nin bu kitabı, yalnızca klasik müzik dinleyicilerini değil, sanat tarihi, edebiyat, Avrupa tarihi konularına ilgi gösterenleri de saracak. Ünlü bestecinin Avrupa tarihinden etkilenişi, yazar George Sand’la olan fırtınalı ilişkisi, çağdaşı bestecilere bakışı ayrıntılarıyla anlatılıyor Chopin / Tuşlara Adanmış Bir Yaşam’da.
2010, Chopin’in doğumunun 200. yılı olarak tüm dünyada kutlanıyor.


 
 

 

 
İkinci Hayvan, Murathan Mungan, Metis Yay.

Murathan Mungan'dan 2010 yılının ilk kitabı: İkinci Hayvan. Mungan'ın on dokuzuncu şiir kitabı olan İkinci Hayvan'da 68 şiir yer alıyor.
Kitapta yer alan şiirler daha önce hiçbir dergide yayımlanmamış olup, 2'si daha önce tek baskılık özel bir toplama kitap olarak Aralık 1999'ta yayımlanan Doğduğum Yüzyıla Veda içinde, 4 tanesi 2000 yılında yayımlanan 13+1 kutusu içinde tek baskılık özel bir toplama kitap olan Fazladan Bir Kitap içinde ve 15 tanesi 2005 yılında yayımlanan tek baskılık Elli Parça kitabı içinde yer almıştır. Diğer 47 şiir ilk kez bu kitapla birlikte okur karşısına çıkmaktadır. 



Kürt Sorunu Kökeni Ve Nedenleri, Bletch Chirguh, Çeviren: Nihat Nuyan Avesta Yay.

Bu kitap,1930 yılında Kahire'de Dr. Bletch Chirguh (Dr. Blêç Şêrko) müstear ismiyle Fransızca olarak 'La question kurde / Ses origines et ses causes' (Kürt Sorunu / Kökeni ve Nedenleri) adıyla yayımlanmıştır. Aynı yıl Arapça olarak da yayımlanan kitap Kürt araştırmaları alanında öncü bir konuma sahiptir ve yakın dönem Kürt tarihi üzerine temel referans kitaplardan biri olarak kabul edilmektedir. Yazarıyla ilgili yaygın kanaat, Sureyya Bedirxan olduğu yönündedir. Sureyya Bedirxan, bu tarz çalışmalarının yanında 1909 yılında İstanbul'da 'Kurdistan' gazetesini de yayımlamıştır. Basile Nikitine, onun, 'hem sözlü hem de yazılı alanda bir kampanyayı bir program ve modern politik kanıtlarla uyumlulaştırarak yürüten ilk Kürt yurtseveri' olduğunu belirtir. Yayımlanışının üzerinden yaklaşık 80 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu kitapta ele alınan birçok konu hâlâ güncelliğini koruyor.

1915 Yazıları, Taner Akçam, İletişim Yay.

Ermeni meselesiyle ilgili yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Taner Akçam, 1915 Yazıları’nda bir araya getirilen makalelerinde çözümsüzlük girdabında sürüklenen sorunu değişik yönleriyle ele alıyor. 1915 hakkındaki en basit doğruları karartmak için gösterilen çabaları gözler önüne seren; ilgili kişi ve kurumların tarihsel gerçekleri nasıl çarpıttıklarını, belgeler üzerinde tahrifata varan oynamalar yaptıklarını ortaya koyan Akçam, var olduğunu ileri sürdüğü “inkâr endüstrisi” ile hesaplaşıyor. Türkiye’de soykırım konusunda mevcut eksik bilgilenmelerin ve yanlışlıkların giderilmesine önemli bir katkı sağlayan bu kitaptaki makaleler, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi yolunda atılması gereken adımlara da işaret ederek iki halkın kardeşlik ve dostluk temelinde bir arada yaşamaları yolunda ufuk açıyor.
Türk tarihçiliği ve belge kullanma geleneği konusunda yapılacak tartışmalara da katkı sunan 1915 Yazıları, konuyla ilgili kapsayıcı ve karşılaştırmalı araştırma biçimiyle, Türkiye’de genel olarak hem siyasetçilerde hem akademisyenlerde egemen olan yalnızca ve esas olarak “Osmanlı arşiv belgelerine güvenmek” tutumunun ne kadar doğru olduğunu da sorguluyor.

 

 
<< Start < Prev 1 2 3 Next > End >>

Page 1 of 3