Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!

Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!
  • 07.06.2017

Birleşik Krallık, yarın tarihinin en önemli seçimlerinden birisine tanıklık edecek. Avrupa genelinde olduğu gibi Birleşik Krallık’ta da göçmen karşıtlığı ve ırkçılık yükselişte. Art arda terör olaylarının da bu yükselişi daha da perçinlediği böylesi bir dönemde Birleşik Krallık vatandaşları da sandık başına gidiyor. Yazımızın konusu aslında Türkiyeli toplumun bu seçimlere yaklaşımı ve ne kadar ilgili olduğu, daha doğrusu ne kadar ilgisiz olduğu. Ama bundan önce 8 Haziran seçimlerinin neden bu kadar önemli olduğuna ve seçimlere bir gün kala genel fotoğrafa bakalım.

Aladdin Sinayiç

Bu seçimler Avrupa Birliği’nin geleceğinden tutalım, Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın da gelecek rotasını belirleyecek. Emekliden tutalım, emekçiye kadar, göçmenden evsizlere kadar, üniversite öğrencisinden ilkokul öğrencisine kadar, en zengininden en fakirine kadar bir bütün tüm toplumu etkileyecek bir seçim sonucundan bahsediyoruz.

Herşey Ocak 2013’te bir seçim yatırımı olarak başbakan David Cameron’un Avrupa Birliğini referanduma götüreceği vaadiyle başladı.

Bu söz Mayıs 2015 genel seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olmasını sağladı.

Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda Birleşik Krallık %51.9 oy oranıyla çıkma kararı aldı. Ama İskoçya ve Kuzey İrlanda yüksek bir oy ile kalma kararı vermişti.

Referandum vaadi David Cameron’a başbakanlık koltuğu kazandırmış, olsa da referandumun sonucu onu koltuğundan etmeye yetti. Cameron’un yerine Birleşik Krallık tarihine Demir Kadın olarak geçen eski başbakan Margaret Thatcher’in ruh ikizi sayılabilecek Theresa May başbakanlık koltuğuna oturdu.

Ve kriz daha da derinleşti. Yalanlar, u dönüşleri, kandırmalar, tutulmayan sözler havada uçuşurken, ırkçılık, göçmen karşıtlığı, nefret suçları, ekonomik kriz daha da büyüdü, İskoçya’nın yeniden bağımsızlık referandumu yapma kararı, Kuzey İrlanda’nın geleceği üzerine tuz biber oldu. Bunların altında ezilen hükümet kurnazlık yaparak keskin bir manevra ile 18 Nisan’da kimsenin beklemediği bir erken seçim kararı aldı.

Ülke genelinde bunlar yaşanırken, Ana Muhalefette olan İşçi Partisinde sular hiç durulmuyordu. Mayıs 2015 genel seçimlerinde İşçi Partisinin yaşadığı başarısızlık Ed Milliband’ı genel başkanlık koltuğundan etmişti. Eylül 2015’te yapılan kongrede Jeremy Corbyn oyların yüzde 60’ını alarak partide büyük bir depreme neden olmuştu.

Corbyn genel başkanlığa aday olabilmek için ihtiyaç duyduğu 35 milletvekilinin imzasını, başvuru süresinin bitmesine iki dakika kala tamamlayabilmişti. Hatta imza verenler arasında genel başkanlık yarışında rakip olan milletvekilleri de vardı ve bu rakipler alay edercesine, ‘sadece adaylarda renklilik olsun diye imza verdik’ demişlerdi.

O zamandan bu yana Birleşik Krallığın en çok konuşulan politikacısı olan Corbyn hem kendi partisi içerisindekilerin, hem medyanın, hem de muhalif partilerin saldırı hedefi olmaktan kurtulamadı. Peki Jeremy Corbyn neden bu kadar hedef tahtasına oturtulmuştu?

Çünkü Jeremy Corbyn hiçbirisine benzemiyordu. 1983’ten bu yana parlamentoda olan Corbyn, hep muhalif kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Parlamentonun en az harcama yapan milletvekili, altındaki bisikleti ve başındaki kasketi ile Finsbury Park’ın oralarda her an karşınıza çıkabilecek, göçmen toplumların yaptıkları tüm etkinliklerde göreceğiniz, savaş karşıtı, ırkçılık karşıtı tüm eylemlerde en önde yürüyen, gerektiğinde kendi partisinin sağ politikalarına bile karşı durabilecek, giysilerini ünlü mağazalardan değil Finsburry etrafındaki yerel konfeksiyonlardan alan, hatta 1 pound shoplarında karşınıza çıkabilecek, yardım kesintinizde, ev ihtiyacınızda sizin adınıza gerekli yerlere mektup yazacak, mütevazi yaşamı ile bizden birisidir Jeremy Corbyn.

Bu yüzden merkez medya, zengin takım ve üst sınıf politikacılar hep nefret etti bu adamdan. Bizden nefret ettikleri gibi, bizim gibi olan Corbyn’den de nefret ettiler ve hep saldırdılar.

Tüm bu saldırılara rağmen Corbyn ülke siyasetine yeni bir heyecan getirdi. Gençler başta olmak üzere, siyasetten umudunu kesmiş yüzbinlere yeniden umut oldu.

Ve herkesin alay ettiği kişi şuan ülkenin başbakanı olmaya bir nefes kadar yakın. Bu hafta yapılan anketlerde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olabilecek çoğunluğu yitirdiğini, İşçi Partisi ile arasında sadece 1-2 puan fark kaldığını gösteriyor.

Peki bu kadar hassas bir süreçten geçerken ve seçim sonucu en çok biz göçmen toplumları etkileyecekken bizim toplum kurumları, temsilcileri neler yapıyor, ne kadar ilgililer?

Maalesef bizim kurumların ne dünyadan, ne de yaşadığı ülkeden haberi yok, öyle bir yoğunlaşması yok! Dernekler kahvaltı yapıp altın dağıtma, piknik yapma, festival yapma yarışındalar. Hitap ettikleri üyelerini ülke siyaseti hakkında bilgilendirme, yön verme ve eğitme gibi bir dertleri yok.

Geçtiğimiz hafta ‘Toplumumuz ne düşünüyor’ diye bir haber yapalım dedik. Görüş sorduğum 15 tane kurumdan sadece 4 tane (Londra Kürt Halk Meclisi, Britanya Alevi Federasyonu, Halkevi ve Tohum Kültür Merkezi) kurum görüş bildirdi. Geri kalanlar maalesef görüş bildir-e-medi. Çünkü söyleyebilecek bir sözleri bile yok. Takip etmiyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar, ülke siyasetinden kopmuşlar ve gündemlerinde seçimler yok. Kahvaltı yapacaklar, altın dağıtacaklar, piknik yapacaklar, içi boş festivaller yapacaklar… zamanlarını, enerjilerini bunlara harcayacaklar!

Bu derneklerin pratikleri tamamen farklı bir yazının konusu, ancak şu belirlemeyi yapmadan geçemeyeceğim. Şuan bu derneklerin yaptığı en iyi ve tek şey toplumu apolitikleştirmekten başka hiçbir şey değil! Yazık ediyorlar, o binalara ödedikleri kiralara yazık ediyorlar, harcadıkları enerjiye yazık ediyorlar, topluma yazık ediyorlar!

Bu derneklerin yüzde doksanını görüş bildiremeyecek kadar kopmuşken, görüş belirten yukarıda bahsettiğim 4 kurumun da seçimlere yaklaşımı yine sorunlu.

Jeremy Corbyn uzun yıllardır Türkiye’deki hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini her fırsatta en yüksek sesle dile getiren bir siyasetçidir. Daha bir hafta önce Jeremy Corbyn Türkiye ile ilgili çok net açıklamalarda bulundu, iktidar olmaları halinde ilişkilerinin silah ticareti ve ekonomi odaklı değil, insan hakları ve demokrasi odaklı olacağını belirterek, Türkiye konusunda sert bir politika izleyeceğini ifade etti.

Hem HDK İngiltere, hem de Londra Kürt Halk Meclisi uzun uzadıya Muhafazakar Parti’nin Türk devleti ile silah ticareti üzerinden yürüttüğü ilişkiyi eleştirirken, seçimlerde kimin desteklenmesi gerektiği ile ilgili topluma net bir mesaj veremiyorlar. Net bir tutum yok ortada! Durum böyleyken ‘demokrat adayları destekleyelim’ çağrısı hiç bir anlam ifade etmiyor.

Aynı şekilde Britanya Alevi Federasyonu’nda da çok muğlak bir yaklaşım var. ‘Halkımızdan ricamız Alevi Sekreterya’sına destek verecek olan bölge milletvekillerimizi desteklemeleri’ çok yetersiz bir yaklaşım. Alevi sekretaryasında hem Muhafazakar Parti’den, hem de İşçi Partisi’nden milletvekilleri var. Nasıl yapacağız, Alevi sekreteryasına destek veren o birkaç milletvekilinin bulunduğu bölgeler dışında, toplum ne yapacak?

O gün Kürt Toplum Merkezinde konuşan Yeşiller Partisi İslington Milletvekili adayı Caroline Russel bile İşçi Partisine oy verme çağrısı yaptı. Bir siyasi parti mevcut hassasiyetten kaynaklı rakip bir partiye oy verme çağrısı yapabiliyor, ancak bizim kurumlar halen kaygılı net bir açıklama yapabilmek için…

Tablo çok net: Ya göçmen karşıtı, zengin kesimin temsilcisi Muhafazakar Partisi, ya da emekçinin, göçmenin dostu İşçi Partisi…

Yarış bu ikisinin arasında, durum çok kritik!

Dünya genelinde sağ bu kadar yükselmişken, ortalık Trump ve Erdoğan gibi kafalarla dolmuşken, Birleşik Krallık başbakanlığına solcu birisini oturtmaya bu kadar yakınken kurumlarımızın seçimlere yaklaşımı içler acısı!

Son not: Bunları söylerken elbet İşçi Partisi’nin Tony Blair dönemindeki geçmiş pratiğini de unutmuyorum. Kalbimiz Yeşiller Partisi ve benzeri bazı partilerden yana olsa da şuan Muhafazakarların tekrardan iktidara gelmesini engellemek için İşçi Partisi ve lideri Jeremy Corbyn’e destek olma zamanı.

 

 

Reklam
DAİŞ’e Karşı Savaşan Herkes Türk Devletinin Hedefinde
Bir süre önce Suriye ve Irak’ta DAİŞ’e karşı savaşan İngiliz Joe Robinson tatil yaptığı Didim’de Türk polisi tarafından gözaltına alındıktan...
Dalston Savaş Alanına Döndü
Londra’nın Dalston bölgesi savaş alanına döndü. Rashan Charles adlı siyahi gencin gözaltında yaşamını yitirmesini protesto eden öfkeli gençler polis ile...
Enternasyonal Devrimcilere Görkemli Uğurlama
İki hafta önce Reqa’da yaşamlarını yitiren enternasyonalist savaşçılar ülkelerine gönderilmek üzere Smelka sınır kapısından Güney Kürdistan’a uğurlandılar. Aralarında Britanyalı Luke...
Savaş Buradan Başlıyor!
Başkent Londra’da düzenlenecek olan uluslararası silah satış fuarını protesto etme çalışmaları şimdiden başladı. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan çalışma atölyelerinde bu...
TC Londra Büyükelçiliği Önünde İnsan Hakları Eylemi
Türkiye’de gözaltına alınan insan hakları savunucularından 6’sının tutuklanmasına yönelik tepkiler büyüyerek devam ediyor. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği önünde yapılan protesto eyleminde...
‘‘Adalet Yoksa Barış ta Yok’’
Cumartesi günü Dalston’da bir gencin polis tarafından gözaltına alındığında yaşamını yitirmesi yüzlerce kişi tarafından protesto edildi. Rashan Charles adındaki 20...
Faşizme Karşı Yürütülen Destansı Mücadelenin Adıdır Reqa
Rojava ve Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı yürütülen savaş 5’inci yılına girmek üzere. Bu beş yıl, onlarca hamle, yüzlerce özgürleştirilen mezra,...
Londra ve Edinburgh’ta Efrin’i Sahiplenme Eylemleri
Türk devletinin son dönemde Efrin başta olmak üzere Rojava’ya dönük saldırılarına karşı Avrupa’nın birçok merkezinde tepkiler büyürken, Londra ve Edinburgh’ta...
Londra’dan Nuriye ve Semih İçin Çağrı: Onları Öldürecek Açlık Değil, Bizlerin Sessizliğidir
Kuzey Londra’da bulunan Wood Green kütüphanesi önünden bir araya gelen Britanya Demokratik Güç Birliği üyeleri137 gündür açlık grevinde bulunan Nuriye...
Gülmen ve Özakça İçin Londra’da İki Günlük Açlık Grevi
Tutuklandıklarından sonra da açlık grevlerine devam eden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışma amacıyla Londra’da iki günlük açlık grevi...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ