KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?

KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?
  • 30.07.2015

 

Kürdün ölüsüne tahammül edemeyen, mezarına bile savaş açan bir zihniyet Kürdün yaşayanı ile barışabilir mi?

Cevabını sona bırakarak devam edelim. Devletin askerleri bu hafta içerisinde Bagok Dağı’nda 43 Gerillanın mezarının bulunduğu şehitliği tahrip edip, Nusaybin halkının 1 Eylül Dünya Barış günü, o şehitliğe defnettiği Agit Suruç’un cenazesini mezarından çıkarıp götürdüler, daha doğrusu kemiklerini… Çünkü; Agit 2010 yılında yaşamını yitirmiş yirmi yıllık bir gerillaydı…

Bu olay Kürtler için bir ilk değildi. Daha önce de Kürdün ölüsüne yapılmadık hakaret ve zulüm kalmamıştır. Ölüye yapılan işkenceler; organlarını kesip resimlerini çektirmeler, tecavüz etmeler, kafalarına, ayaklarına ipler geçirip gezdirmeler, gezdirirken kafalarına tekmeler atmalar, alanlarda bırakıp kurtlara köpeklere yem etmeler ve daha nice barbarlık… Devletin ölülerimizle savaşı hep vardı. Yıllar geçti ama zihniyet hiç değişmedi…

1970 yılları, Yer Yine Nusaybin ve Yine Aylardan TEMMUZ …

Mahmud adında bir ortaokul öğrencisi… Okuduğu okul yakılır, suçu, Mahmud ve birkaç arkadaşının üzerine atarlar. Mahmud’un arkadaşları tutuklanır ama Mahmud kendini mayınlı tarlaya vurup Nusaybin’in kardeş kenti Qamişlo’ya kaçar. Bir yanda zindan, diğer yanda mayın tarlası. Mahmud, “devletin” ne kadar zalim olduğunu daha çocuk yaştayken bilir, işte tam da bu nedenle “devletin” eline düşmektense mayınlı tarlayı tercih eder.

Bir süre Qamişlo’da kaldıktan sonra anasını ve kardeşlerini özleyen Mahmud Nusaybin’e geri dönmeye karar verir. Dönüşünde de kız kardeşine küçük bir ayna ve erkek kardeşine de bir gömlek alır. Mahmud, gece saat 12 civarı telleri geçip mayınlı alana ulaşır. Bu arada nöbetçi askerler onu fark edip ateş ederler. Askerlerin açtığı ateş sonucu yaralanan Mahmud, olduğu yerde yaralı halde durmadan çığlık atar. Nusaybin, sınırın sıfır noktasında, Mahmud’un ailesinin evi ise tam da tellerin bitişiğindedir. Tellerin yakınında ki mahalle halkı, Mahmud’un çığlıklarıyla damlara çıkar. Dama çıkanlar arasında Mahmud’un annası da vardır. Ana, oğlunun sesini tanır ve yüreğine bir hançer saplanır ama diğer çocukları analarını onun Mahmud olmadığına ikna eder. Tüm mahalleli, o gece Mahmud’un çığlıklarıyla damlarda sabahlar. Gün ağarır, güneş etrafı aydınlatır. Mahmud, sesi kısılmış halde, halen çığlık çığlığadır, gözü annesinin evindedir. Annesini ve kardeşlerini damda gören Mahmud; “Hawar, hawar yadê, ez lawê te Mehmûd, qey ji êvara xwedê ve tu dengê lawê xwe yê di nav xwînê de nakî” (İmdat imdat, Anam, ben senin oğlun Mahmud, akşamdan beri bu kanlar içinde inleyen oğlunun çığklıklarını duymazmısın!!!)

Bütün gece çığlık çığlığa inleyen kişinin, yavrusu olduğunu anlayan ana oracıkta bayılır. Kendisine geldikten sonra tellere doğru koşar, ama askerler bırakmaz. Tellere yaklaşan herkese ateş açar askerler. Ana, ateş açılmasına rağmen Mahmud’una doğru koşar ama mahalle halkı bırakmaz, öğleden sonra çığlıklar susar, kan kaybından ölmüştür Mahmud…

Tüm girişimlere rağmen, kimsenin cenazeyi almasına izin vermez askerler. İbret-i alem olsun diye cenazenin orda kalmasını ister komutan, başına gece gündüz nöbetçi koyar. Temmuz ayının sıcağı etrafı kavurmaktadır. Köpeklerin Mahmud’un cenazesini yediğini damından izleyen anne aklını yitirir. Kendini sokaklara vuran ana, bir uçtan diğer uca ‘Hawara! Hawara! Lawo!’ diye sürekli haykırır. 14’üncü gününde, ana bir fırsat bulup kendisini sınıra atar ve Mahmud’una yetişir. Farkeder askerler, ateş açarlar anaya, sadece bir kolu kalmıştır oğlundan geriye kalan, ananın elinde kalan Mahmud’una ait tek bir kol, onu da tellere takıldığında komutan elinden alır ve beyaz tülbentine bağlayarak tellere asar…

16’ıncı gününde, ana tekrar Mahmud’una doğru koşar mayınlara aldırış etmeden. Mahmud sadece birkaç kemiktir artık. Mahmud’unun kemiklerini eteğine doldurup kaçar, geçer tellerin diğer tarafına.

Nöbet tutan asker, devlet babanın verdiği kutsal akbabalık görevini layıkıyla yerine getirmediği için tanrı-devletin yer yüzündeki yansıması olan üstlerinin hışmına uğrar. Komutan, nöbette uyuyan askeri, Cemsenin arkasına bağlar ve karakola kadar sürükler. Askerin de öldüğü söylense de durumu netleşmiş değil.Bu arada, ananın evine asker baskın yapar kemikleri geri almak için, ana kemikleri saklamıştır. Askerler kemiklerin yerini söylemesi için anaya yapmadığı eziyeti bırakmaz. Ama ananın ağzından tek bir kelime bile çıkmaz, anayı mahkemeye verirler. Mahkeme ananın akli dengesinin bozuk olduğuna karar vererek serbest bırakır…

Eslîxan Yildirim”in “Kurdistan û Sînor” adlı kitabında, bu olayın her dakikasının canlı tanığı olan 60 yaşındaki bir ana anlatıyor. Okurken içim titredi, o anları hayal etmeye gücüm yetmedi. Düşünsenize, o ananın yavrusunun cansız bedeninin köpekler tarafından yiyilişini izlerken çektiği dayanılmaz acıyı! Düşünemezsiniz, çünkü çoğunuzun bünyesi bu olayın gerçekliğini kabul etmeye bile yetmez.

İşte devletin halkına reva gördüğü zulüm ve hakaret. Binlerce ana halen Kürdistan’da çocuklarının kemiklerinin özlemiyle nefes alıyor, yarı yaşar bir halde… Şimdi BaşNebbaş Erdoğan’ın ve korosunun Mısır’a, Suriye’ye, Filistin’e ağladığını görünce kelimeler yetersiz kalıyor. Agid’in amcasının BaşNebbaş Erdoğana cevabı; ‘‘Lanet olsun sizinle aynı yerde nefes bile alışımıza, vicdanınız kurusun’’

Kürdün diline, kültürüne, yaşam tarzına, toprağına ve kimliğine saldıran bir tarihin sahipleridir onlar. İşte böyle bir tarihin mirasçıları ve o zihniyetin torunlarıdır Bagok’taki mezarlığı yıkan, Agit’i mezarından çıkarıp kaçıran NEBBAŞ’lar ve GORNEBAŞLAR…

Başlarken sorduğum sorunun hepimizin gerçek yaşamda ki karşılığı Agid’in amcasının cümlesidir;

‘LANET OLSUN SİZİNLE AYNI YERDE NEFES BİLE ALIŞIMIZA’…

Alaattin Sinayiç / 05.09.2013

…..

Evet, tam iki sene önce yazdığım bir yazı. Yine aynı böyle bir dönemdeydi.. Türk devletinin Kürdün ölüsüyle uğraştığı bir dönemdi. Devletin Kürdün ölüsüyle olan imtihanının hiç bitmediği dönemler. Düşünsenize bir devletin ÖLÜSEVİCİ yöneticileri yıllardır Kürdün herşeyi ile uğraştığı yetmiyormuş gibi ölüsüyle uğraşmaktan zevk alır bir duruma gelmiş.

‘Mêrxas Kawa, Êrîş Colemêrg, Canda Çarçela, Derwîş Patnos, Dilbirîn Qoser, Kurtay, Berxwedan Eylem, Berxwedan Besta, Serhed Botan, Welat Munzur, Çiya Agir, Dilsoz Bihar, Gabar Farqîn’

Yukarıdaki 13 ismin size hiçbirşey ifade etmediğini biliyorum. Ancak sadece 13 isimden ibaret değil durum. Onalarında sarılıp öpmeye doyamadığı anaları, gözlerine bakmaya doyamadıkları sevgilileri, eş dostları, arkadaşları, yaşamları vardı.. Ortaçağ karanlığının yeniden hortlatıcısı olan AKP’nin teşaron işçisi olan Daiş çetelerine karşı Rojava’da savaşırken yaşamını yitiren 13 gencecik insan…

Hayatlarının baharında, güzellik uğruna çirkinliğe karşı ölüme giden bu gençlerin cansız bedenleri 5 gündür Güney Kürdistan-Türkiye arasındaki Habur sınır kapısında bekletiliyor…

Devleti yöneten ÖLÜSEVİCİ GORNEBAŞLAR güruhunun, ülkeyi kan gölüne dönüştürdükleri yetmediği gibi ölülerimizle de alay ediyorlar. Kürt halkının gururu ve onuruyla oynuyorlar. Tıbkı, İstanbul’daki evinde bir şafak vakti katledilen Günay Özarslan’ın cenazesinin üç gün boyunca defnedilmesine izin verilmediği gibi…

Müslümanlar ile Haçlılar arasındaki büyük savaşlarda bile taraflar ölülerini defnedebilsin diye savaşa ara verilirdi… İnanın Muhammed yaşıyor olsaydı şuan sizin temsilini yaptığınız İSLAM’dan istifa ederdi…

Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüseviciliğinizden…

Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüsevicilikten…

Alaettin Sinayiç-30.07.2015

Reklam
NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!
İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı....
Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu
Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin...
Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?
Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde...
Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu
Süpermarketler, plastiği azaltma yönünde yapılan bütün anlaşmalara rağmen yılda 900.000 tondan fazla tek kullanımlık plastik tüketiyorlar. Greenpeace başta olmak çevre...
“Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti
Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkemeye göre Çet, tecavüze uğradı ve kasten öldürüldü. Davanın tutuklu...
NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!
  NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılına denk gelen Londra zirvesi NATO’nun geleceği açısından da önemli bir zirve olarak kabul ediliyor. Dün...
Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı
HİKMET ERDEN LONDRA- Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer 30. Kuruluş yıl dönümünü ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı görkemli bir...
Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi
Londra’da toplu ulaşımda yeni yıla kadar sürmesi beklenen grev, yüzbinlerce kişiyi etkileyecek. Grev Pazartesi günü başladı. Bir ay sürmesi bekleniyor....
Demirtaş bir haftadır hastaneye sevk edilmedi
Cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşadığı belirtilen Selahattin Demirtaş’ın yapılan başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediği kaydedildi.  ...
Londra’da 27 Kasım coşkusu
LONDRA- Londra’da yüzlerce kişinin katılımıyla PKK’nin 41. Kuruluş yıl dönümü görkemli bir etkinlik ile kutlandı. Sanatçıların sahne aldığı gecede Diriliş...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ