Yozlaştırma bir devlet politikasıdır ve asimilasyonun diğer bir adıdır!

Yozlaştırma bir devlet politikasıdır ve asimilasyonun diğer bir adıdır!
  • 28.03.2011

Ali Erdoğan

Ceza yasaları, karakollar, hapishaneler, Özel timler, Jitemler, Hizbullahlar düzenin zor aygıtının kurumlarıdır. Keza işten çıkarma, keyfi uzun süreli tutuklama, faili meçhul görüntüsü altında ortadan ladırmalar ve okuldan atma gibi yöntemler de düzenin “zor” aygıtını tamamlayan mekanizmalardır. Bunlar yetmez. Zor’un dışında, kitleleri düzen sınırları içinde tutmanın ve asimilasyon etmenin başlıca aracı ideoloji ve kültürdür.

  Sorunların şu ve ya bu gruptan, partiden kaynaklandığına inandırmak ve halkları mücadeleye, örgütlenmeye, değişime karşı inançsızlaştırmaktır. Bunun için de uyuşturucudan fuhuşa, kumara kadar bu pisliklerden faydalanmak istemekte, daha doğrusu faydalanmaktadırlar.

 

Uyuşturucu, fuhuş ve kumar bataklığına çekilen halklar, düzen açısından etkisizleştirilmiş olmaktadır.

Devletin milli hasılatiyle, tüketimi arasındaki korkunç uçurumu uyuşturucudan karşılandığını, “sağır sultan bile bilmekte”. Uluslararası kurumların raporlarına bile yansımaktadır.

Uyuşturucu, fuhuş, kumar gibi işlerden devletin ekonomik karı var, siyasi kazancı var. Bu işten mafyacılar nasipleniyor, bazı polisler ve subaylar, kontrgerillacılar kontra faaliyetlerinin finansmanı buradan sağlanıyor. Gençler uyuşturuluyor, halk çürütülüyor, benliklerine yabancılaştırılıyor, ahlak, namus ayaklar altına alınıp halkların direnme dinamikleri köreltiliyor. Asimilasyona yatkın hala getiriliyor.

Çürüyen halklardan oluşan bir toplum “tehlikesiz” bir toplumdur. İstediğinizi aşılıyabilirsiniz.

Hafızalarda tazeliğini koruyor; Susurluk döneminde Yaşar Öz gibi uyuşturucu kaçakçıları da “biz ne yaptıysak devlet için yaptık” diyorlardı.

Her egemen düzen, kendi kültürünü enpoze eder. Her alanda kendi anlayışını, bireyciliği hakim kılmak, kolektivizmi, dayanışmayı, paylaşmayı yaşamdan, halkın geleneklerinden söküp atmak için her yolu denemekte, her aracı kullanmaktadır. Sürekli tüketmeyi empoze eder bu kültür.

Moda, ideolojik argümanlarla donatılmış bir olgudur: Güzellik, sevgi, bağlılık, özgürlük gibi değerler, tamamen maddi nesnelerle yönetilmiş olarak dejenere edilir. İlgi çekme, kendini pazarlama, bencillik, meşrulaştırılır. Cinsellik metalaştırılır. Orada enpoza edilen şekillenmeye göre, çağdaşlık: falan traş bıçağını kullanmaktır, kişi bilmem hangi ürünü elde ettiğinde “güçlüdür”, “soyludur” ya da “dünyanın en mutlu insanıdır. Şunu içiyorsa özgürdür, falan markayı kullanıyorsa o bir devrimcidir (!)…” Böylece, çağdaş, güçlü, soylu, ilerici olmanın kriterleri değişir. Böyle halkları kendi sınıfı, ulusal gerçeğinden uzaklaştıran, değerlerine yabancılaştıran sonuçlar yaratır ki, düzenin istediği de budur.

Düzenin benimsetmek istediği herhangi bir olguyu, ailede, okulda, sokakta, televizyonda, sinemada… o kadar sık ve çok görüyoruz ki, bir şekliyle bu olgu, beyinlere giriyor. Durmaksızın aynı şeyleri görerek, aynı şeyleri dinliyerek bunları kafalarda doğallaşmaya, özentiler. YOZLAŞMA kanıksanmaya başlıyor. Kendi halkına ne kadar yabancılaştığını, koptuğunu bile fark edemiyor. Televizyonda bir annenin “çocuğunu iyileştirme” adına kendini 150 bin dolara satması, normal bir şeymiş gibi tartışılıyor. İşte bu kanıksamayı sağlıyor.

Bunlar, bilinç bulanıklığı yaratmak, halkların kendi kültürlerinden, varolan, hak arama, adalet, özgürlük, dayanışma gibi değerleri unutturmak, “gemisini kurtaran kaptandır” felsefesini benimsetmek, yeni yoz bir kültürü yerleştirmenin ön koşuludur. Böylece, insanların sevgiye, saygıya, dayanışmaya dayalı kültürü yerine; çıkarın, bencilliğin, boyun eğmenin gerçek akçe olduğu, özgürlük adına yozlaşmanın hakim kılındığı bir anlayıştır bu.

Mevcut düzeni benimseyen ve öneren, milliyetçiliği canlı tutmak için, linç girişimleri teşvik eden, halkların mücadelesini ve örgütlenmesini karalayan, sakınca gören “eserler” ödüllendirilir ve teşvik edilir. Cinselliği her şeyin önüne çıkartılarak, bireycilik yüceltilir ve pohpolanır… Halkları mücadeleye teşvik eden oyun ve filimler hep sansürlenir, yasaklanır. Yazarları cezaevine yollanır.

Düzenden beslenen medya patronları, yöneticileri, yozlaştırmadaki paylarını ve sorumluluklarını gizlemek için “halk bunları dinliyor” yalanına sarılırlar. Halkın ozanlarını, türkülerini söylüyenleri ekrana çıkarmazlar. Onlar yasaklıdır der.
Uyuşturucu, liselerin, orta okulların önlerinde, barlarda, sokak köşelerinde açıktan pazarlanıyor. Polis aynı gün, düzeni koruma adına onlarca derneği basıyor, ama onları sadece seyrediyor.

Son yıllarda fuhuş “genelevler”i aşarak, barlara, pavyonlara, otellere, seyyar arabalara taşınmış, hatta üniversitelere, öğrenci yurtlarına ve ne acıdır ki, yetiştirme yurtlarına bile uzanmış durmdadır.

Devlet, Kürt halkını asimile etmek, boyun eğdirmek için bu projesini Kürdistan’ın genelinde uygulamaktadır. Önceliği DERSİM’e vermiş. Kürdistan coğrafyası bombalanmış, yakılmış, yıkılmış, taş üstünde taş bırakılmamış. Halk göçe mecbur edilmiş. Büyük bir kültür çatışması oluşmuş. Şehirlilik özentileri yaygınlaşmış. Halk bir lokma ekmeğe muhtaç hala getirilmiş. İşte bu ortamda düzen gecekondu halkını bir yanda, yoşlaşmaya, bir yandan da gerici ideolojilerle etkisizleştirmeye çalışmaktadır. İşte Fetullahçılar burda devreye girmektedir. DERSİM’de okullariyla, dershaneleriyle, aşevleriyle ve ücretsiz yurtlariyla…. Barlar, pavyonlar, kumarhaneler, randevievleri bu yüzden çoğalmakta, halkın çocukları fuhuş tuzağına bu nedenle düşürülmektedir.

Mafya çetelerinin bizzat polis tarafından kurulması, ihanetçi ağının genişletilmesi tesadüfü değildir. İşsiz – güçsüz, lünpen, kendi değerlerine yabancılaşmış genç delikanlılar ve kızlar, parayla, vaatlarla bu çetelerin ve bataklığın bir parçası haline getirlmektedir.

Sonuçta, düzen halkları güçsüzleştireceği, örgütsüzleştireceği, çürüteceği için, kumarı, uyuşturucuyu, fuhuşu, ihbarcılığı yaygınlaştırmaktadır. Düzen, bunlara yönelik göstermelik polis operasyonlarıyla da gerçek sorumluluğunu gizlemeye çalışmaktadır. Fakat halkların hiç bir kuşkusu yoktur ki, yozlaştırmanın ve asimilasyonun bir devlet politikası olduğundan.

Bununla nihayi mücadele yolu: Tüm halkların elbirliğiyle örgütlenip, demokratik mücadele vermeleri ve “neme lazımcılığı” bir yana bırakarak bu insancıl özgür yapının örülmesi için her onurlu insanın birer pirket taşıması gerekli ve zorunlu olduğuna işaret etmek istiyorum….

Reklam
NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!
İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı....
Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu
Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin...
Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?
Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde...
Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu
Süpermarketler, plastiği azaltma yönünde yapılan bütün anlaşmalara rağmen yılda 900.000 tondan fazla tek kullanımlık plastik tüketiyorlar. Greenpeace başta olmak çevre...
“Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti
Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkemeye göre Çet, tecavüze uğradı ve kasten öldürüldü. Davanın tutuklu...
NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!
  NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılına denk gelen Londra zirvesi NATO’nun geleceği açısından da önemli bir zirve olarak kabul ediliyor. Dün...
Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı
HİKMET ERDEN LONDRA- Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer 30. Kuruluş yıl dönümünü ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı görkemli bir...
Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi
Londra’da toplu ulaşımda yeni yıla kadar sürmesi beklenen grev, yüzbinlerce kişiyi etkileyecek. Grev Pazartesi günü başladı. Bir ay sürmesi bekleniyor....
Demirtaş bir haftadır hastaneye sevk edilmedi
Cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşadığı belirtilen Selahattin Demirtaş’ın yapılan başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediği kaydedildi.  ...
Londra’da 27 Kasım coşkusu
LONDRA- Londra’da yüzlerce kişinin katılımıyla PKK’nin 41. Kuruluş yıl dönümü görkemli bir etkinlik ile kutlandı. Sanatçıların sahne aldığı gecede Diriliş...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ