Author: ali

  • 32 yıldır kanayan yara: Halepçe

    32 yıldır kanayan yara: Halepçe

    Bundan 32 yıl önce 5 bini aşkın kişi Saddam rejimi tarafından kimyasal gazlarla vahşice katledildi. Halepçe Katliamı, Enfal harekatı adı altında Kürtleri hedef alan soykırımın bir parçasıydı. Onlarca yıl geçti, bıraktığı yaralar halen kanıyor.

     

    Darbelerle iş başına gelen Irak yönetimleri tarafından, Başurê (Güney) Kürdistan’da verilen Kürtlük mücadelesinden ötürü her zaman katliamlar yapıldı En büyük saldırılar 1975 yılından sonra başladı. Saldırılar, İran ve Irak arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için yapılan bir anlaşmadan sonra başlatıldı.

    1975 yılında ABD İran ile Irak arasında yaşanan sorunu çözmek için her iki ülkeyi Cezayir’de bir araya getirmişti. İki ülke arasında yapılan görüşmeler sonucunda, belli bazı bölgelerin tampon bölge olarak kalması şeklinde sınır sorunu çözülmüştü. Kürtlerin “Aş Betal” olarak adlandırdığı bu anlaşma daha ilan edilmeden, Irak savaş uçakları ile Süleymaniye’den Behdinan’a, Qendil’den Xakurkê, Zap, Gare’ye kadar boydan boya Başur’un köy, kasaba, ilçe, şehir ve dağlarını bombalamaya başladı. Binlerce köy boşaltıldı. Boşaltılan köyleri Irak askerleri yaktı. Peşmerge güçlerinin bir bölümü Kürdistan’ın kuzeyine (Bakûr), bir kısmı doğusuna (Rojhilat), bir bölümü de dağlık alanlara çekildi.

    ENFAL SOYKIRIMI

    Aş Betal’ın etkileri uzun yıllar sürdü. 1978 yılında Saddam Hüseyin tarafından iktidara getirilen Ahmed Hesen Bekir, Hewler, Ranya, Süleymaniye, Zaxo ve Duhok çevresinde kamplar oluşturdu. Yakılıp yıkılan köylerden kurtulan insanlar bu kamplara zorla sokuldu. Köylerini terk etmeyenlerde asker zoru ile köylerinden çıkarılarak bu kamplara yerleştirildi.

    1978’in sonlarında Saddam Hüseyin, kendi eliyle iktidara getirdiği Ahmed Hesen Bekir’i devirdi. Saddam, Bekir’in Kürtlere yönelik başlattığı Enfal katliamlarını kaldığı yerden devam ettirdi. İlk Enfal, 1982 yılına kadar dört yıl sürdü.

    Saddam ayrıca ABD arabuluculuğu ile 1975 yılında imzalanan ve Kürtlerin katliamının önünü açan Cezayir anlaşmasını tanımadığını ve bu anlaşmada belirlenen sınırları da tanımayacağını ilan etti. Böylece İran ile başlayacak bir savaşın hazırlıklarını başlatmış oldu. 1979 yılı ortalarında İran-Irak savaşı olarak tarihe geçen ama gerçekte Kürdistan topraklarında devam eden 9 yıllık savaş başladı.

    1988 yılında BM’nin arabuluculuğu ile savaş bitirildi. Ancak savaşın bitme ihtimalinin olduğu dönemde hem İran hem de Irak, güçlerini Kürtlere karşı mevzilendirmeye başladı.

    EL MECİD: 15 GÜN KİMYASAL SİLAHLARLA SALDIRACAĞIM

    Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan El Mecid, 26 Mayıs 1987’de Baas Partisi yetkilileri önünde şu açıklamayı yapmıştı: “Sürgünleri tamamladığımızda, onlara (peşmergelere) her yerde saldırmaya başlayacağız (…) Küçük birimlerde çembere alacağız ve kimyasal silahlarla saldıracağız. Onlara kimyasal silahlarla sadece bir gün saldırmayacağım, 15 gün boyunca saldırmaya devam edeceğim…”

    Bu proje, 1988 Şubatı’nda Eylül 1988’e kadar, altı aşamalı soykırımcı Enfal kampanyasının hayata geçirilmesine yol açtı.

    Böylece İran ve Irak savaşının bitmesine bir kaç ay kala, çatışmaların yavaşlamasını fırsata çeviren Saddam 15 Mart 1988 yılında Halepçe’yi kimyasal silahlarla bombaladı. 5 binin üzerinde Kürt kimyasal silahla katledildi. Enfal harekatı sırasında ise 200 bin dolayında Kürdün katledildiği belirtiliyor. Bu soykırım sırasında Kürt köylerinin yüzde 90’ı yerle bir edildi.

    32 YIL GEÇTİ, HALA KANIYOR

    Halepçe Katliamının üzerinden 32 yıl geçti. Ancak Halepçe hala Kürtlerin kanayan yarası olmaya devam ediyor. Katliamın yapıldığı sırada uluslararası alandan tepki gelmedi. O dönem Sovyetler Birliği, Batılı ülkeler ve Arap dünyasının tamamı Irak rejimini, İran’a karşı destekliyordu. Fransa sadece, nerede olursa olsun kimyasal silah kullanılmasını kınayan bir açıklama yaptı. BM, 26 Nisan 1988’de basit bir şekilde Irak ve İran’da kimyasal silahların kullanıldığını not etti.

    AİLESİNDEN KALAN TEK KİŞİ: ARAS ABİD EKREM

    Daha sonra, Halepçe katliamında kaç kişinin katledildiği, kaç kişinin kayıp olduğu, kaç kişinin kimyasal silahtan etkilenerek hastalandığına dair çalışmalar yürütüldü. Bu çalışmaları yürüten kurumlardan biri merkezi Halepçe’de bulunan Kimyasal Silah Kurbanları Derneğiydi.

    Dernek, uzun yıllar yürüttüğü çalışmalar sonucunda katliamda 5600 kişinin katledildiğini ortaya çıkardı. Derneğin ortaya çıkardığı verilere göre, katliamdan kurtulmak için Rojhilatê Kürdistan’a kaçan onlarca çocuktan hala haber alınamıyor.

    Yine derneğin yürüttüğü çalışmalarda Halepçe’de katliamdan her evden en az bir kişinin kimyasal silahla katledildiği sonucuna ulaşıldı.

    Ortaya çıkan diğer bir sonuç ise her evde en az bir kişi olmak üzere 12 şehide kadar ölü veren ailelerin de olduğuydu. Katliamdan ötürü onlarca aile yok edildi. 31 aileden ise sadece birer kişi kaldı. Bu kişilerden biri olan Aras Abid Ekrem Merkezi Halepçe’de bulunan Kimyasal Silah Kurbanları Derneğine başkanlık yapıyor.

    Halepçe katliamının 32. yıl dönümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aras Abid Ekrem, Kürt yönetimi ve Kürt partilerini eleştirdi. Ekrem, yaşananların uluslararası güçler tarafından Kürt soykırımı olarak kabul edilmemesi, Bakur, Rojava ve Rojhilat’ta Kürtlere yönelik soykırımın önünü açık bıraktığı tepkisinde bulundu.

    EKREM: PARTİLERİN İKTİDAR SAVAŞI, KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇTI!

    Ekrem, katliamın yaşanmasının Kürt parti, örgüt ve güçlerinin birlik olmamasının bir sonucu olduğuna dikkat çekti.

    Kürt parti ve örgütleri arasındaki iktidar mücadelesi ve egemenlik kavgasının bir sonucu olarak Kürtlerin başta Halepçe ve birçok katliamı yaşadığını savunan Ekrem şunları söyledi: “Herkesin bildiği gibi 32 yıl önce Halepçe kimyasal silahlarla vuruldu. Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi partilerin birbiri ile anlaşmaması, birbiri ile iktidar mücadelesini vermesi, birbirini kabul etmemesi Kürdistan’daki katliamların önünü açmıştır ne yazık ki. Partilerin birbiri ile bu kavgası, iktidar mücadelesi Halepçe başta olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasındaki katliamların önünü açmıştır. Birlik olma, birlikte mücadele etme gibi bir siyasetleri, politikaları projeleri olmaması bu felaketleri başımıza getirmiştir.”

    ‘ULUSLARARASI GÜÇLER SOYKIRIMIN SUÇ ORTAĞIDIR’

    Binlerce insanın kimyasal silahla katledilmesinin hala uluslararası güçler tarafından bir Kürt soykırımı olarak değil de, İran Irak savaşının bir sonucu olarak ele alınmasını da sert bir şekilde eleştiren Abid Ekrem şöyle konuştu: “Halepçe soykırımının Kürt soykırımı olarak uluslararası alanda kabul edilmemesi, İran-Irak savaşının bir sonucu olarak kabul edilmesinin nedeni de partilerimiz arasındaki anlaşmazlık, birlik olmamasından kaynaklanıyor. Bu işin bir boyutudur. Diğer önemli bir boyutu ise Saddam Hüseyin’e destek veren, silah satan uluslararası güçlerin de bu katliamda suç ortağı olduğu boyuttur. Uluslararası güçler katliamdan sadece Saddam Hüseyin sorumlu olmadığı, bu katliamda kendilerinin de payları olduğu için Kürt katliamını, soykırımı olarak görmüyorlar. Çünkü katliamdan sonra dönemin ABD Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamada İran’a karşıtlığından ötürü katliamın başka ülkelerin de yapmış olabileceği yönünde şüpheleri olduğu, Saddam’ın yapmadığı gibi bir durumun da olabileceğini savunmuştu. Irak ve İran’a, Saddam Hüseyin’e silah veren, onlara yardım eden onlarca Avrupa şirketine ilişkin belgeler de ortaya çıktı. Bu açıklama ve belgeler bu katliamda hepsinin ortak olduğunu gösteriyor. Katliamdaki ortaklıklarından dolayı bu soykırımın bir Kürt soykırımı olarak kabul edilmesi önünde engel oluyorlar.”

    KÜRT PARTİLERİ BİRLİK OLMADIĞI İÇİN…

    Diğer parçalarda da katliamların önünün alınması için Kürt parti ve örgütlerinin birlik olması gerektiği, ancak bunun yapılmadığı tepkisinde bulunan Ekrem, bu nedenle diğer parçalarda da birçok katliamın yapıldığının altını çizdi.

    Abid Ekrem, “Saddam Hüseyin’in yıkılmasından sonra Başur’da oluşan Kürt yönetimi Halepçe, Barzan ve Başur’un diğer yerlerinde yaşanan katliamların uluslararası alana taşınmasını sağlasaydı, bunun diplomatik ve siyasi faaliyetlerini sürdürseydi, bugün Kürdistan’ın diğer parçalarından Bakur, Rojhilat, Rojava’daki katliamlar olmazdı. Şengal’de bu katliamlar olmazdı” diye konuştu.

    32 yıl önce yapılan bu katliamın yaraları hala sarılmadığını, yaranın hala ilk günkü gibi taptaze ve durmadan kanadığını söyleyen Abid Ekrem, sözlerini şöyle noktaladı: “Hala onlarca insan o katliamlardan aldığı yaralarla inliyor. Ailesini, çocuklarını, yakınlarını kaybedenler hala inliyor. Binlerce çocuk katledildi. Yaşlı, kadın demeden insanlar kimyasal silahla katledildi. Yaralı, kayıplarla birlikte 5 bin 600 kişi kimyasal silahlarla katledildi. Son altı ay içinde Halepçe’nin kimyasal silahla bombalanmasından sonra yaralananlardan 900 kişinin tedavisi daha yeni bitti.

    BU PARTİLER ÜSTÜ BİR MESELE

    Halepçe’de 31 aileden sadece birer kişi kaldı. Her aileden şehit var. Bir şehitten 12’ye kadar şehidi olan aileler var. Onlarca çocuk hala kayıp. Bombalamadan sonra İran ve Rojhilat’a geçmişler bir daha dönmemişler. Yaşayıp yaşamadıkları da belli değil. Halepçe soykırımı uluslararası düzeyde bir Kürt soykırımı olarak kabul edilmek zorundadır. Çünkü bir halkın ülkenin bir şehri kimyasal silahlarla bombalanmış binlerce sivil, savunmasız insan, kadın, çocuk, yaşlısı katledilmiştir. Kürtler açısından söylenmesi gereken bu mesele, siyasi partiler üstü bir sorundur. Partilerimiz bunu bilerek mücadele vermeli, uluslararası güçlere Kürt soykırımı olduğunu kabul ettirmek için çalışmalı.”

  • ‘Yeni Halepçelerin yaşanmaması için ulusal birlik sağlanmalı’

    ‘Yeni Halepçelerin yaşanmaması için ulusal birlik sağlanmalı’

    Kürtlere yönelik katliamların devam ettiğini belirten DTK ve Kürdistani İttifak Çalışması, yeni Halepçelerin yaşanmaması için Kürt ulusal birliğinin sağlanması gerektiğini kaydetti.
    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Halepçe katliamının 32’nci yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, son yüzyıllık tarihin, sömürgeci devletlerin, Kürt halkının varlığına kasteden sayısız katliam ve jenosoid uygulamalarıyla dolu bir tarih olduğuna dikkati çekilerek, “Yüzyıllık tarih, aynı zamanda, halkımızın varlığını yaşatmak ve özgürlüğünü sağlamak için gerçekleştirdiği kahramanlıklarla dolu bir direniş tarihidir. İnsanlığın tarihine kara bir leke olarak geçen ve belleklerden asla silinmeyecek olan Halepçe katliamının üzerinden 32 yıl geçti. Kürt halkı şahsında insanlığa ve insanlığın tüm değerlerine karşı gerçekleştirilen Halepçe katliamı bir insanlık suçu olarak tarihteki yerini almıştır” denildi.
    ‘KATLİAMLAR DEVAM EDİYOR’
    Katliamda 5 binin üzerinde sivil ve savunmasız insanın yaşamını yitirdiği hatırlatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Aradan otuz yıl geçmiş olmasına rağmen Halepçe katliamının insanlığın yaşamındaki ve vicdanındaki yara ve tahribatlar kapanmadığı gibi, Afrin’deki yeni soykırım uygulamalarıyla daha da derinleşmiştir. Halepçe katliamı, sömürgeci devletlerin halkımıza karşı gerçekleştirdikleri ne ilki, ne de sonuncusudur. 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve sonrasında da derinleştirilerek stratejik bir yok etme ve tarihten silme politika ve uygulamaları ile sürekli güncellenerek sürdürülmüştür. Koçgiri, Ağrı, Zilan, Genç, Dersim, Maraş, Qamışlo, Gazi, Roboski, Şengal, Sur, Cizre, Nusaybin, Silopi, Şırnak ve daha bir çok Kürt ili ve ilçesinde bu yıkım ve yok etme stratejisi büyük katliamlarla sürdürülmüştür.”
    ‘KÜRT ULUSAL BİRLİĞİ SAĞLANMALI’
    Kürt halkının tüm tarih boyunca bu soykırım uygulamaları karşısında asla geri adım atmadığı ve teslimiyeti kabul etmediği belirtilen açıklamada, “Bu bilinç ve inançla, Halepçe katliamını 32’nci yılında bir kez daha lanetliyoruz. Halepçe’ye benzer katliamların bir kez daha yaşanmaması için, halkımız başta olmak üzere tüm sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerini Kürt ulusal birliğinin geliştirilmesi noktasında çalışmalarına hız vermeye çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
    KÜRDİSTANİ İTTİFAKI ÇALIŞMASI’NDAN AÇIKLAMA
    Kürdistani İttifak Çalışması da katliamın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, “Halepçe’nin yaraları, Kürt birliğinden geçer” mesajı verdi. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Kürt halkı bu jenosit ve insanlık düşmanlığına karşı endişe içerisinde yaşıyor. Tarihe baktığımızda Kürt halkı benzer felaketlere uğramıştır. Kürtler temel haklarını elde etmek için büyük bedeller ödedi. Bu nedenle elde ettiği kazanımları korumak ve büyütmek için Kürt ulusal birliğini tarihsel sorumluluk olarak görmeli. Böyle bir dönemde Kürdistani parti ve oluşumlar Kürt ulusu gerçekliğini görmeli ve Kürt birliğinin sağlanması için çaba göstermeli. Kürtler ancak bu şekilde Halepçe benzeri jenositlerin önünde durabilir. Halepçe jenosidini kınıyoruz.”
  • İngiltere’de koronavirüs önlemi: Ordu devreye sokuluyor

    İngiltere’de koronavirüs önlemi: Ordu devreye sokuluyor

    İngiltere’de koronavirüs salgınına yönelik alınan tedbirler çerçevesinde, hastanelerin ve süpermarketlerin İngiliz askerlerince korunması kararlaştırıldı.

    Koronavirüs salgını sebebiyle 21 kişinin hayatını kaybettiği İngiltere’de tedbirler sıkılaşıyor.

    Ülkede 70 yaş üzerindeki vatandaşların 4 ay süresince karantina altına alınmasının planlandığı bildirildi.

    Koronavirüs endişesi sebebiyle İngilizler, tuvalet kağıdı ve makarna satın almak için marketlere akın ederken, İngiliz güvenlik güçlerinin hastane ve süpermarketlere konuşlandırılmasının düşünüldüğü bildirildi.

    The Mail Gazetesi’ne konuşan güvenlik kaynakları, İngiliz askerlerinin çeşitli alanlarda görev alacağı, bunlar arasında hastane ve süpermarketlerin de yer aldığı ifade edildi.

    Kimyasal, biyolojik ve nükleer savaş alanlarında eğitim alan İngiliz askerlerinin tahliye edilen kamu binalarını ‘gerek duyulması halinde hastane yada morglara dönüştürülmesi ihtimali kapsamında’ dezenfekte edeceği belirtildi.

  • İngiltere’de karantinaya uymayan tutuklanacak

    İngiltere’de karantinaya uymayan tutuklanacak

    İngiltere’de korona virüsüne karşı geliştirdiği strateji nedeniyle eleştirilen hükümeti, kendini karantina altına alması gereken ancak bunu yapmayan kişilere tutuklama cezası getirmeye hazırlanıyor. The Guardian gazetesi, ev karantinasına uymayanların tutuklanması için polise yetki verileceğini yazdı.

    ‘İNSANLAR SORUMLU’

    İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, önümüzdeki hafta açıklanması beklenen tedbirler kapsamında polise tutuklama yetkisi getirmeyi de düşündüklerini doğruladı. Hancock, “Evet, kamu sağlığına risk oluşturdukları durumlarda insanları karantina altına alma yetkilerini alacağız” dedi. İngiliz bakan sözlerine, “[Fakat] Bu yetkiyi kullanmaya ihtiyacımız olacağından şüpheliyim çünkü insanlar çok sorumlu davranıyor” diye devam etti.

    Ülkede hafta başında açıklanması beklenen tedbirler arasında yaşlıların özel olarak korunması da yer alıyor.

    ‘SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI’ TEPKİ ÇEKTİ

    İngiliz hükümeti, çok az test yaparken bir yandan da okulları kapatma veya toplu faaliyetleri askıya almama politikası nedeniyle eleştirilmişti. Hükümetin yaşlılar ve başka hastalıkları olanları korumaya alma ama geniş kapsamlı karantinalar uygulamayarak ‘kontrollü salgın’ ve ‘sürü bağışıklığı’ planı yapması tepki çekmişti.

  • DGB’den ‘koronavirüs’ çağrısı

    DGB’den ‘koronavirüs’ çağrısı

    Britanya Demokratik Güç Birliği Kürdistan ve Türkiyeli toplumlara bi çağrıda bulunarak, “Düğün, nişan, partiler, 40 yemekleri ve toplu başsağlığı etkinliklerini Korona Virüs salgınından dolayı illeri tarihlerde yeniden düzenlenmek üzere ertelemeye çağırıyoruz” dedi.

    Britanya Demokratik Güç Birliği’nin çağrısı şöyle: “Aralık ayının son günlerinde Çin’de ortaya çıkan ve hızla dünyanın dört bir tarafına yayılan koronavirüs İngiltere’ye de ulaşmış bulunuyor. Cumartesi itibarı ile İngiltere’de koronavirüs teşhisi konulanların sayısı 1140, yaşamını yitirenler ise 21 kişi olarak açıklandı.

    Tüm İngiltere çapına yayılan koronavirüs ağırlıklı olarak Londra’da yaşayan Türk, Kürt, Alevi ve Kıbrıslı toplumları da etkisi altına almış bulunuyor. Koronovirüsün bulaştığı düşünülen şahıslar ve çevresindekiler karantina altına alınmış durumda. Sağlık görevlileri, uzmanlar ve sendikalar gibi toplum sağlığını önemseyen ama sınırlı yetkileri olan kesimler koronavirüsten korunmak için tavsiye ve önerilerde bulunurken, özellikle sosyal medyada yer alan video ve ‘bilgiler’ tamamen bilgi kirliliğine neden oluyor. Kimileri felaket tellallığı yaparken kimisi, çok hafife alan değerlendirmeler kimisi de komplo teorileri yayıyor.

    Öncelikle Ulusal Sağlık Servisi NHS tarafından yapılan öneri ve tavsiyelerin dikkate alınması ve kişisel tedbirlerin elden bırakılmaması gerekir. Elbette kişisel tedbirler ancak toplumsal tedbirler alındığında etkili olacaktır ama hükümet ve yerel otoritelerin sorumsuzluğuna ortak olmamak için bizler öneclikle kendi tedbirlerimizi almak zorundayız.

    Britanya Demokratik Güç Birliği olarak, tavsiyemiz öncelikle koronovirüs karşısında en korumasız ve en çok etkilenecek durumda olanların mümkün olduğunca kitlesel etkinliklerden bir süre uzak durması, kişisel hijyen ve temizliğin uzman ve sağlık kuruluşlarının önerileri doğrultusunda yerine getirilmesi. Gelişmelere bağlı olarak kitlesel etkinlik ve organizelerin mümkünse ileri tarihlere ertelenmesi gözden geçirilmeli. Bu konularda işletme sahibi ve organizatörler ticari kaygılarını değil, toplum sağlığını gözetmeli. Önümüzdeki günlerin ne getireceğinin bilinmemesi ve yaratılan panik ve kaygı ile başta gıda ürünleri olmak üzere temizlik ve temel ihtiyaçlara yönelik stok yapma başkaca sorun ve sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Mümkünse en fazla iki hafta idare edecek kadar stok yapalım ama daha fazlasına şu aşamada gerek olmadığı düşüncesindeyiz. Şimdiye kadar koronavirüsün en etkili olduğu yerlerde açlık ve kıtlıktan kimsenin yaşamını yitirdiğine tanıklık etmedik.

    Toplumun acil ihtiyaçları ve kaygıları ile başlayan alış veriş ‘çılgınlığı’ndan faydalanmak isteyenlerin, toplumun korku ve kaygılarını aşırı kar yapmak için fırsata çevirenlerin olduğuna da üzülerek tanıklık ediyoruz. En temel ürünlerin bile fahiş fiyatla satılması, öncelikle toplumun en yoksul kesimlerini etkileyecek ve ‘onlarla’ başlayacak olan sağlık sorunları dönüp ticari kaygılarını ön plana çıkaranları da vuracaktır. Bu durumda olanlara çağrımız toplumun olup bitenin farkında olduğu ve en kötü zamanlarında fırsatçılık yapanları unutmayacağıdır. Elbette asıl yapılması gereken, bir çok ülkede de görüldüğü gibi, merkezi ve yerel idarelerin halkın temel ihtiyaçlarını karşılıksız olarak sağlamasıdır. Buradan en yakınımızdaki belediye encümenleri ve milletvekillerine bu yönde kararlar alınması için girişimlerde bulunmaları çağrısı da yapıyoruz.

    Bizler, İngiltere’nin emek, sağlık ve meslek örgütlerinin, sendikaların yaptığı çağrı ve uyarılarını yakından takip ediyoruz. Sizleri bu çağrı ve uyarılar konusunda bilgilendirmeye devam edeceğiz ama sizlerden beklentimiz kendimizin ve toplumun sağlığını riske sokacak ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız. Bizler üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için verdiğimiz kurs ve aktiviteleri durdurduk ama kurumlarımızı acil durumlara müdahale ve gerekli yardım ve desteklerin sunulması için açık tutmaya devam edeceğiz. Kitlesel eylem ve etkinlijklerimizi iptal ettik. Tedbir amaçlı olarak kurumlarımızı dezenfekte edip temizledik. Kitlesel etkinliklerin mümkün olduğunca ertelenmesi için çağrısı yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

    Hepinizden talebimiz koronavirüsten korunmak için verilen tavsiyelere uymanız ve tedbiri elden bırakmamanız.”

  • İngiltere’de 245 bilim insanı; Sürü Bağışıklığına karşı çıkan bir bildiri yayınladı

    İngiltere’de 245 bilim insanı; Sürü Bağışıklığına karşı çıkan bir bildiri yayınladı

    İngiltere’de 245 bilim insanı hükümetin coronavirüsle ilgili uygulamak istediği ” Sürü Bağışıklığı” politikasına karşı çıkan bir bildiri yayınladı. Yurtdışından da 29 akademisyenin imzaladığı bildiride ‘Sürü bağışıklığı’ yönteminin bu aşamada uygulanabilir olmadığı yer aldı.

    Bilim insanları hükümetin acil sosyal izolasyon önlemlerini devreye sokmaması kısa süre içinde on binlerce kişinin koronavirüsten etkileneceğini belirterek “Engellenmeden yayılan bu salgın önümüzdeki haftalarda milyonlarca kişiyi etkileyecek” dedi .

    Bu yöntemin Ulusal Sağlık Sistemi’nin yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalara hizmet vermesini ciddi bir şekilde riske atacağını yazan bildiride İngiltere’deki yoğun bakım ünitesi sayısı, benzer nüfusa sahip komşu ülkelerdekinden daha fazla olmadığı belirtildi.

    “Bu noktada ‘sürü bağışıklığını’ hedeflemek uygulanabilir bir yöntem değil ve bu Ulusal Sağlık Sistemi’ndeki yığılmayı artırır, gereksiz yere çok sayıda kişinin hayatını riske atar.”

    “Sosyal izolasyon önlemleri şimdi alınırsa salgının yayılması dramatik bir şekilde yavaşlatılabilir ve binlerce hayat kurtarılabilir. Bugüne kadar alınan önlemleri yetersiz buluyoruz ve diğer ülkelerde olduğu gibi derhal daha sıkı önlemler alınması gerektiğine inanıyoruz.”

    http://maths.qmul.ac.uk/~vnicosia/UK_scientists_statement_on_coronavirus_measures.pdf

    Çin’in Wuhan kentinde Aralık ayında ortaya çıkan corona virüsü kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. Çin’de durum kontrol altına alınırken, Avrupa ise virüsün merkezi konumuna geldi. Başta İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere olmak üzere virüs nedeniyle ölümler her geçen gün artış gösteriyor. Dünya çapında corona virüsü tespit edilen kişilerin sayısı 100 bini geçti. İtalya geçtiğimiz günlerde bir günde 250 kişinin yaşamını yitirmesiyle, corona virüsün en tehlikeli yeri haline geldi. Çin’de durumu kontrol altına alan doktorlar, İtalya’ya yardım amaçlı gitti. Tüm ülkeler sınır kapılarını kapatıp kendilerini karantina altına alırken, İngiltere ise daha farklı bir politika izliyor. Peki İngiltere’nin corona virüsle savaş için uyguladığı ve virüsün kontrollü yayılmasını içeren stratejisi nedir, işe yarar mı?

    Sürü Bağışıklığı nedir ?

    BBC Türkçe’nin haberine göre hükümetin danışma kurulunda olan Profesör Graham Medley bu durumu şöyle açıklıyor. “Bu virüs uzun bir süre bizimle olacak. Bir epidemik (salgın hastalık) yaşayacağız. Bu zamanla endemik (salgın olmayan hastalık) haline gelecek. Daha önce ortaya çıkmış ve hep varolan ama farkında olmadığımız Koronavirüs çeşitlerine bu da katılacak. Burada ‘Sürü Bağışıklığı’ dediğimiz durumu yaratmamız gerekiyor. Bu, nüfusun büyük bir çoğunluğunun enfeksiyona bağışıklık geliştirmesi demek. Aşının yokluğunda bunu yaratabilmenin tek yolu, nüfusun çoğunluğunun hastalığa yakalanmasıdır.

    “Aslında elimden gelse, ideal olan, hastalık karşısında daha zayıf olan yaşlı ve hastaları İskoçya’nın en kuzeyine gönderir, kalanları da en güneyde toplarım. Şöyle esaslı bir epidemik yaşarız. Böylece herkes bağışıklık kazanmış olur ve hayat normale dönebilir. Tabi bu mümkün değil. O zaman yapmamız gereken kontrollü bir şekilde “Sürü Bağışıklığı”nı oluşturmak ve bunu yaparken nüfusun kırılgan olan kesimini korumak olmalı.

  • Koronavirüs: İngiltere’de virüsün kontrollü yayılması planı işe yarayacak mı?

    Koronavirüs: İngiltere’de virüsün kontrollü yayılması planı işe yarayacak mı?

    Başbakan Boris Johnson “Bu bir kuşağın karşı karşıya geldiği en büyük sağlık tehdidi” diyerek Koronavirüs salgınının ciddiyetine işaret etti ama İngiltere’de İskoçya dışında okulların kapatılması ve toplu faaliyetlerin askıya alınması söz konusu değil.

    İngiltere hükümeti ise salgının artık kaçınılmaz görülen ilerleyişini yavaşlatmayı ve kontrol altında tutmayı, hastalığın yavaşlaması sayesinde sağlık sisteminin kapasitesini zorlamadan riskli grupları daha etkili bir şekilde korumayı hedefliyor.

    Bu amaçla şu anda hastalığa yakalandığından kuşkulanılan kişilerin kendilerini 7 gün evde tecrit etmesi ve genel olarak halkın hijyen önlemlerini artırması yeterli sayılıyor. Önümüzdeki haftalarda hastalık şüphesi olsun olmasın bütün yaşlıların ve hastaların evden çıkmaması tavsiye edilebilecek.

    Hükümetin politikalarını yönlendiren bilim insanları yaklaşımdaki değişikliği şöyle açıklıyor: “Radikal adımlar ancak doğru zamanda atılırsa doğru sonuç verir. Amacımız yavaşlatmak, kontrol etmek. Bu plan başarılı olursa, hastalığın yavaşlatılması sağlık hizmetlerinin riskli gruplara yoğunlaşmasını da sağlayacak.”

    Artık nüfusun çok önemli bir bölümünün salgından etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu kabul eden hükümetin bilim danışmanları “Ama bunun bir avantajı var, bu aynı zamanda nüfusun önemli bir bölümünün artık Koronavirüs’e karşı bağışıklık kazanması demek” diyorlar.

    Fakat İngiltere hükümetinin aldığı önlemler ve salgınla mücadelede benimsediği yöntemi yetersiz bulanlar ve Çin, Güney Kore gibi başarılı örneklerle, İrlanda, Fransa, İtalya gibi ülkelerde alınan radikal önlemlerle kıyaslayanlar da var ve hangi yöntemin daha etkili olacağı tartışması bilim insanları arasında da devam ediyor.

    ‘Sürü Bağışıklığı’ ne demek?

    Profesör Graham Medley, hükümetin danışma kurulunda. Uzmanlığı, grip salgınlarında hastalığı kontrol modelleri hazırlamak. Modellerin kişilere göre değil, toplumsal sonuçlar gözetilerek hazırlandığını hatırlatıyor ve İngiltere hükümetinin yaklaşımına esas alınan ‘Sürü Bağışıklığı’ kavramını açıklıyor.

    “Bu virüs uzun bir süre bizimle olacak. Bir epidemik (salgın hastalık) yaşayacağız. Bu zamanla endemik (salgın olmayan hastalık) haline gelecek. Daha önce ortaya çıkmış ve hep varolan ama farkında olmadığımız Koronavirüs çeşitlerine bu da katılacak. Burada ‘Sürü Bağışıklığı’ dediğimiz durumu yaratmamız gerekiyor. Bu, nüfusun büyük bir çoğunluğunun enfeksiyona bağışıklık geliştirmesi demek. Aşının yokluğunda bunu yaratabilmenin tek yolu, nüfusun çoğunluğunun hastalığa yakalanmasıdır.

    “Aslında elimden gelse, ideal olan, hastalık karşısında daha zayıf olan yaşlı ve hastaları İskoçya’nın en kuzeyine gönderir, kalanları da en güneyde toplarım. Şöyle esaslı bir epidemik yaşarız. Böylece herkes bağışıklık kazanmış olur ve hayat normale dönebilir. Tabi bu mümkün değil. O zaman yapmamız gereken kontrollü bir şekilde “Sürü Bağışıklığı”nı oluşturmak ve bunu yaparken nüfusun kırılgan olan kesimini korumak olmalı.

    ‘Okulları kapatmak olumsuz sonuç da verebilir’

    Okulların kapatılması Büyük Britanya’nın kara sınırı olan İrlanda Cumhuriyeti ve en çok ilişkili olduğu komşularından Fransa’da uygulamaya konuldu, Britanya içinde İskoçya bölgesinde de uygulanacağı belli oldu.

    Bu durumda İngiltere’nin okulları kapatmaması nasıl açıklanabilir? Profesör Graham Medley okulların kapatılmasının zincirleme bir çok etkisi olacağını, bunların iyi hesaplanması gerektiğini söylüyor:

    “Okul kapatmalar ilginç, çünkü etkisi çocukların okula gitmediklerinde ne yapacaklarına bağlı. Çocuklar okula gitmedikleri zaman birilerinin onlara bakması gerekiyor. Dolayısıyla ya insanlar işe gitmeyerek çocuklarına bakacak, ya da onlara bakacak başka birilerini bulacak. Bir çok durumda başvurulan bir çözüm büyükanne ve büyükbabalara bırakmak. Bu ise aslında böyle bir durumda yanyana gelmesini asla istemeyeceğimiz iki grubun biraraya gelmesine yol açmış oluyor. Dolayısıyla okulları kapatmak, virüsten ciddi etkilenmediği bilinen çocuklar arasında virüsün yayılmasını bir ölçüde azaltabilir, ama hastalıktan en ağır etkilenen yaş grup açısından tehlikeyi artırabilir. Bu nedenle okulları kapatma kararı alırken çok dikkatli olmak lazım.”

    Bu konuda Londra Üniversitesi Davranış Bilimleri Merkezi Başkanı Profesör Susan Michie de benzer bir görüşte.

    “Eğer bugün okulları kapatsak ve toplu faaliyetleri iptal etsek ne olacak? Binlerce insan açık havada maç izlemek yerine publara gidecek. Virüsün en sevdiği kalabalık ve sıcak ortam. Aslında doğru cevap kimsede yok. Ama tıp, davranış bilimleri bir çok daldan uzmanlar biraraya gelip, olasılıklara göre değerlendirme yapıyor. Ve hükümet buna göre politika belirliyor. Bu uzmanlara güvenmemiz lazım.”

    Ne kadar sürecek?

    Akıllardaki önemli sorulardan biri, bu sağlık krizinin daha ne kadar süreceği. Profesör Graham Medley şöyle yanıtladı:

    “Tuhaf gelebilir ama ne kadar uzun sürerse o kadar iyi kontrol ediyoruz demektir. En kötü senaryo salgının kontrolsüz ve hızlı bir şekilde yaşanıp bitmesi olur. Böyle bir durumda 15 hafta kadar sonra kriz sona erer. Bizim tercihimiz hastalığın yayılmasının çok daha yavaş bir şekilde ilerlemesi ve uzun bir zamana yayılması. Her iki durumda da toplumun önemli bir kısmı bağışıklık kazanır ama uzamasını, daha yavaş yayılmasını sağladığımız sürece daha iyi başederiz.”

    Profesör Medley bunu başarabilmek için bireylerin de zihinlerinde hastalığa yaklaşımlarını değiştirmelerini tavsiye ediyor.

    “Bir çok insan, hastalığa yakalanmamak üzerinden düşünüyor. Onun yerine farzedin ki virüsü taşıyorsunuz ve bunu yaymaktan kaçınacaksınız. Hastalığa yakalanmamaya yönelik önlemler almak yerine, hasta olduğunuzu varsayıp başkasına geçirmemeye yönelik adımlar atın.”

    ‘Çin’i örnek almalıydık’

    İngiltere hükümeti, İtalya’daki krizin 4 hafta gerisinde olduğunu ve bunun gereken önlemleri yaygınlaştırmak için bir avantaj olduğunu düşünüyor. Ama bu görüşü paylaşmayan uzmanlar da var.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Anne ve Çocuk Sağlığı faaliyetlerini iki yıl öncesine kadar yönetmiş önde gelen halk sağlığı uzmanı olan Anthony Costello, “Başka hesaplamalara göre İtalya’nın 13 gün gerisinde olabiliriz” diyor ve hükümetin açıkladığı önlemlerin yetersiz olduğunu düşünüyor.

    Twitter’da “Şu an gerekli adımları atmıyoruz. Toplantıları yasaklamalı, parlamentoyu kapatmalı, bütün sağlık çalışanlarını koruyucu ekipman ve hiyjen konusunda alarma geçirmeli, okulları ve üniversiteleri kapatmalı, mümkün olduğunca evden çalışmayı teşvik etmeli, çalışanları ekonomik olarak korumalıyız. Her bir günlük gecikme bir çok ölüm demek” mesajını atan Anthony Costello, başarılı örnek olarak Çin’e bakmak gerektiğini söylüyor.

    “13 gün önce İtalya’daki vaka sayısı bugün İngiltere’de açıklanan vaka sayısıyla aynıydı. (12 Mart itibariyle 600) İtalya’da bugün (12 Mart) 15 bin vaka var ve 1500 kişi yoğun bakımda. Ve bugün Lancet dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, iki gün sonra İtalya’nın yoğun bakım üniteleri tam kapasiteye ulaşmış olacak. Bu kötü haber ama iyi yanı şu. Daha önce virüsle mücadelede etkili olabilmiş ülkeleri örnek almalıyız. Ben bilhassa Çin örneğine bakmamız gerektiğini düşünüyorum.”

    Costello, hükümetin açıkladığı planda ulusal bir hareketlenme değil tavsiyeler bulunmasından şikayetçi.

    “Çin yönetimi Vuhan’da bir felaketle karşı karşıya olduklarını anladıkları anda Vuhan’ı tecrit etti. Ama diğer bölgelerde farklı davrandılar. Bölge yönetimlerine yetki verdiler. Koronavirüs testi birimleri kurdular, test süresini 4 saate kadar indirdiler. Burada sonucu 4 gün sonra alıyorsunuz. Her yere akciğer tomografisi, tarama üniteleri yerleştirdiler. Evlerinde oturan insanların kapılarına kadar yemek götürüldü. Hükümetten beklentim bu tür bir ulusal teyakkuz yaratması. Yoksulları ve onların alım gücünü koruyucu önlemler alması.”