Category: SAĞLIK
-

Yüksek tansiyon ilaçları Kovid-19’un etkilerini hafifletiyor mu?
Kovid-19 bir çok ülkede şiddetli bir şekilde ilerlerken, dünya genelinde 23 milyon 646 binden fazla kişi Kovid-19’a yakalandı. Virüs nedeniyle 813 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.
Independent Türkçe bazı yüksek tansiyon ilaçlarının Kovid-19’un etkisini hafiflettiğine dair bir araştırma yayınladı.
28 bin hastayı kapsayan 19 çalışmanın bulgularını değerlendiren bilin insanları, bazı ilaçların virüsün etkisini hafiflettiğini saptadı
Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bir ilaç sınıfının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) enfeksiyonunun hafif geçmesini sağladığı ve hayatta kalma oranını artırdığı belirlendi.
Medicalpress’in haberine göre, Birleşik Krallık’ta East Anglia Üniversitesi’nin yürüttüğü araştırma çerçevesinde, kan basıncını düşüren bir ilaç sınıfı ile Kovid-19 arasındaki ilişkiyi inceleyen ve 28 bin hastayı kapsayan 19 çalışmanın bulguları değerlendirildi.
Uzmanlar, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri (ACEi) ya da anjiyotensin reseptör blokerleri (ARB) kullanan kişilerde Kovid-19’un ağır geçme ve virüsten ölme riskinin düştüğünü gözlemledi.
Üniversitenin Norwich Tıp Okulu’ndan Dr. Vassilios Vassiliou şunları söyledi:
Kardiyovasküler rahatsızlıkları bulunan hastaların, özellikle Kovid-19 enfeksiyonunu ağır geçirme riski altında olduğunu biliyoruz ancak salgının başında yüksek tansiyon için kullanılan bazı ilaçların Kovid-19 hastalarında daha kötü sonuçlarla bağlantılı olabileceği yönünde endişeler mevcuttu. Bu ilaçların, Kovid-19’lu kişiler üzerindeki etkisini keşfetmek istedik.
Araştırmaya hastaneler destek verdi
Vassiliou, çalışmada ACEi/ARB ilaçlarını alan Kovid-19’lu yüksek tansiyon hastalarının, bu ilaçları almayanlarla kıyaslandığında kritik veya ölümcül bir sonuçla karşılaşma olasılıklarının daha düşük olduğunu saptadıklarını ifade etti.
Araştırmaya Norfolk ve Norwich Üniversite Hastanesi’nin de destek verdiği kaydedildi.
Independent Türkçe

-

Dünya Covid-19 aşısına ne kadar yakın?
Covid-19 salgınına karşı aşı üretme yarışı tüm dünyada sürüyor. Hemen her gün farklı kaynaklardan aşının sonbahar aylarında hazır olacağına dair haberler yayımlanıyor. Peki bu beklentiler ne kadar gerçekçi? Aşı geliştirme sürecini ve potansiyel aşı adaylarının güncel durumlarını inceledik.Covid-19 aşısında ne durumdayız?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Covid-19 için 13 Ağustos 2020 tarihi itibarıyla aralarında Türkiye’nin de olduğu ondan fazla ülkede toplam 167 aşı çalışması devam ediyor.
Bunların 29 tanesi klinik araştırma aşamasını geçti ve insanlar üzerinde deneniyor. Henüz klinik araştırma aşamasında olan bu aşıların bir kısmı DNA bazlı, bir kısmı da öldürülmüş ya da zayıflatılmış virüs kullanıyor. Çalışmalarda sağlıklı gönüllülere aşının uygulandığı ve etkilerinin gözlemlendiği üç faz var. İlk fazda onlarca, ikinci fazda yüzlerce, üçüncü fazda ise binlerce kişi üzerinde testler yapılıyor. Özellikle üçüncü faz, nüfustaki çeşitliliği temsil edebilmesi için çeşitli yaş gruplarını, sağlık problemi olan insanları, hamileleri ve bebekleri de kapsıyor.
Aşının muhtemel etkilerinin gözlemlendiği bu fazlar aşı çalışmalarında en kritik kısım. Tamamen sağlıklı kişilerin bu test süreci boyunca enfekte olması beklendiği için bu fazlar uzun sürüyor. Etik sebeplerle bu insanlara kasıtlı olarak hastalık bulaştırılmıyor. Dünyadaki aşı çalışmaları arasında, binlerce gönüllü ile gerçekleştirilen üçüncü faza geçen sadece beş aşı adayı var:
- Oxford/Astrazeneca: Viral vektör türünde geliştirilen bu aşı virüsteki ‘Spike Protein’ diye adlandırılan bölgeyi hedef alarak virüsün hücreye tutunma ve kendini çoğaltma fonksiyonlarını durdurmayı hedefliyor. Daha önceki SARS ve MERS salgınlarında öğrenilen ve bir yere kadar geliştirilen bu teknik, Covid-19 aşı çalışmalarına başlandığında epeyce vakit kazandırdı ve daha şimdiden yüzlerce milyon doz sipariş aldı. Astrazeneca ile ortak yürütülen aşı çalışmasıyla ilgili 20 Temmuz’da yayınlanan makalede ikinci faz sonuçlarının umut verici olduğu ve istenen bağışıklığı sağladığı duyuruldu.
- CanSino: Çin merkezli bir başka aşı çalışması olan Cansino da viral vektör türünde aşı geliştiriyor. Çin ordusunda 3. Faz denemelerine başlanan aşının da daha önceki fazlardaki etkisi Lancet dergisinde incelenmişti.
- Sinovac: Eski bir yöntem olan ‘inaktif virüs’ tekniğine göre hazırlanan bu aşıda, enfekte etme özelliğini yitirmiş olan virüs vücuda verilerek, vücudun hastalığa bağışıklık kazanması hedefleniyor. Haziran ayında birinci ve ikinci fazda kritik bir yan etki gözlemlenmediğini açıklayan şirket, üçüncü faz çalışmalarına Brezilya’da devam edeceğini duyurdu. Bu yöntemin dezavantajı, üretiminin uzun ve maliyetli olması. Zayıflatılmış ya da öldürülmüş virüs ile üretilen aşılarda bu virüslerin çoğaltılması için milyarlarca tavuk yumurtası gerekiyor.
- Sinopharm: Çin merkezli bir başka aşı çalışması olan Sinopharm da ‘inaktif virüs’ yöntemini kullanıyor. Şirket üçüncü faz çalışmalarını Abu Dabi’de yürütüyor.
- Moderna: Amerika Birleşik Devletleri’nde geliştirilen bu aşı, daha önceki aşılardan farklı olarak virüsün kendisinin değil, genetik materyalinin (RNA) vücuda enjekte edilerek bağışıklık oluşturmayı amaçlayan bir yöntemi kullanıyor. Üretimde büyük avantajlar sağlayacak bu yöntemin başarılı olması halinde aşı teknolojisinde çığır açabileceği bilim çevrelerince öngörülüyor. Moderna şirketi de üçüncü faz çalışmalarına geçtiğini duyurdu.
11 Ağustos tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin ilk koronavirüs aşısınının Moskova’daki Gamaleya Ensititüsü tarafından geliştirildiğini ve Rusya Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandığını açıkladı. Putin, yakında toplu üretime başlamayı amaçladıkları aşının kendi kızına yapıldığını da söyledi. Ancak bazı uzmanlar, Rusya’nın aşı çalışmalarında hızlı davranmasına şüpheyle yaklaşıyor.
Dünya Sağlık Örgütünün belirli aralıklarla güncellediği aşı adayları listesinde bu aşı henüz sadece ilk fazını tamamlamış görünüyor. Güvenli ve etkili bir aşı için geniş kitlelerde denemelerin yapıldığı ikinci ve üçüncü faz ile ilgili detaylar henüz net değil.
Covid-19 aşısında nasıl zaman kazanıldı?
Dünyada Covid-19 salgınını daha hızlı sürede kontrol altına almak için bazı aşamalar eş zamanlı yürütülüyor. Bazı şirketler ise henüz klinik araştırma sürecinin başındayken bile üretim ve lojistik için ön çalışmalara başlamış durumda. Covid-19 aşısı çalışmaları başladığında bazı kurumlar daha önceki çalışmalarını (SARS, MERS) bu yeni tipteki Koronavirüs (SARS-CoV-2) için adapte edebildi ve araştırma aşamalarını rekor sürede geçebildi. Çünkü COVID-19 , daha önce aşı çalışmaları başlayan diğer koronavirüslerle aynı aileden.
Kazanılan zamana rağmen aşının tüm dünyaya ulaşabilmesi için biraz daha beklemek gerekecek. Bu aşı adayları insanlar üzerindeki deneyleri başarıyla tamamlasalar bile onay ve üretim sürecinin de belli bir süre alabileceği düşünülüyor.
Bunun yanında, salgın tüm dünyaya yayıldığı için tarihte ilk kez bu ölçekte bir lojistiğe ihtiyaç duyulacağı için, aşı için gerekli hammadde temini ve aşının dünyaya dağıtımı da şimdilik soru işaretleri ile dolu.
Aşılar nasıl üretiliyor?
Günümüzde modern aşıların geliştirilmesi için iki temel kriter var; güvenlik ve etkinlik. Bir aşının tehlikeli bir yan etkisinin olmadığını ve hedeflenen hastalığa karşı bağışıklık sağladığını gösteren bu iki kriterin sağlanabilmesi için çok titiz ve uzun bir çalışma süreci gerekiyor. Akademik araştırma ile başlayan bu süreç, laboratuvar ortamında yapılan araştırma ve deneylerle devam ediyor. Klinik deneyler ve ardından onay ve üretim aşamaları, en nihayetinde dağıtım ve aşılama aşamaları ile son buluyor.
Uzun ve zahmetli olan bu süreç ortalama 10-15 yıl olarak kabul ediliyor. Tarihte daha önce geliştirilen aşılara bakıldığında en hızlı üretilen aşının dört yılda geliştirilen kabakulak aşısı olduğunu görüyoruz.
Bazı aşıların geliştirilme süreci devam ediyor. Örneğin HIV’e karşı 40 yılı aşkın süredir etkili bir aşı henüz bulunamadı.
Salgın gibi olağanüstü durumlarda aşı üretim sürecinin kısaltılması için çok ciddi maddi kaynağa ve araştırmacıya ihtiyaç duyuluyor. Maddi yetersizlik ya da salgının yavaşlaması sebebiyle bazı aşı çalışmaları da yarım kalıyor. Covid-19 salgınının, kullanılan yeni tekniklerle, tarihte daha önce görülmemiş bir araştırma ve üretim sürecinin yaşanmasına sebep olduğu ve aşı üretiminde yeni bir çığır açacağı bilim çevrelerince öngörülüyor.
Kaynak : BBC Türkçe

-

Sıcak havalarda maskeyi nasıl kullanmalıyız?
Havaların küresel anlamda ısınması bir çok kişiyi olumsuz etkilemeye başladı. Bunun yanında Covid-19 önlemleri çerçevesinde bir çok alanda maske takmak zorunlu hale geldi. Peki sıcak havalarda maskeden bunalmamak için ne yapalıyız?
BBC Francesca Gillett’in sıcak havalarda maske kullanımı ile uzmanlarla yaptığı görüşmeleri yayınladı. Doğru maske tercihinden, sağlık için önerileri kadar işte uzman görüşleri.
Doğru maske tercihi
Londra’da bir hastanede çalışan dermatolog Dr. Adil Sheraz “Hepimiz maske takıyoruz ama bazı maskeler diğerlerinden daha rahat diyor. Sheraz’ın ilk tavsiyesi, nefes alabilen malzemelerden yapılmış bir maske takmak. Pamuk ve bambu maskeleri öneriyor. Pek çok kişinin taktığı mavi ince cerrahi maskeler virüsün yayılmasını engellese de nefes alabilen malzemeden yapılmış değil ve bu yüzden serin kalmayı kolaylaştırmıyor. Pamuk maskelerin dezavantajı ise nemlenmeleri. Bu yüzden pamuk maske takacak kişilere yanında yedek bir maske taşımasını da tavsiye ediyor. Maskenin renginin de bir etki yaratabileceğini, açık renk maskelerin daha az güneş ışığını soğuracağını ve böylece daha serin kalacağını söylüyor.
Peki maskeyi takmadan önce buzdolabında soğutmak işe yarayabilir mi?
Dr. Sheraz bundan emin değil: “Kötü bir fikir değil. Ama insanların yüzlerinde soğuk ısırmasına yol açabilir. Bu yüzden bunu tavsiye edebileceğimi sanmıyorum.” Cilt ve kozmetik bakım alanında uzmanlaşan aile hekimi Dr. Anil Budh-Raja ise dondurucuya koyulmuş bir havlunun maske olarak kullanılabileceğini söylüyor. Fakat havlu gibi bir malzemeyi maske olarak kullanabilmek için kulağa bağlanabilecek bir hale getirmek gerekiyor. Yaz sıcaklarında bir anda havlunuzun düşmesi, her zaman utanılacak durumlar yaratabilir.
Makyaj etkisi
Dr. Sheraz “Yapmak isteyebileceğiniz bir diğer şey de makyajdan kaçınmak olabilir” diyor. Makyaj malzemeleri terle karışıp ciltteki gözenekleri tıkayabiliyor. Sheraz, güneş kremi ve su bazlı nemlendirici kullanmayı tavsiye ediyor. Dr. Budh-Raja, buzdolabında soğutulmuş hiyalüronik asidi yüze sürmenin de insanları bir süre serin tutabileceğini söylüyor.
Vizör ve terleme
Pek çok kişi maskenin yanı sıra virüsten korunmak için vizör de takıyor. Fakat vizörler genellikle alından geçen bir bant ile tutturuluyor. Alın, sıcak günlerde insanın en çok terleyen bölgeleri arasında yer alıyor. Bu yüzden vizörü sık sık çıkarıp terinizi silmek işe yarayabilir.
En önemlisi sık sık su için
Sıcak günlerde sık sık su içmek tavsiye edilir. Fakat ağzınızda maske olduğu için uzun süre su içmezseniz, susuz kalabilirsiniz. İnsanlarla sosyal mesafeyi koruyacak şekilde maskenizi çıkarabilir ve su içebilirsiniz. Maskenize dokunmadan önce elinize jel sürmeyi unutmayın. Bunun dışında serin kalmanıza yardımcı olabilecek birkaç tavsiye daha var. Dr. Sheraz, dışarı çıkışınızı mümkün olduğunca serin saatlere ayarlamanızı tavsiye ediyor. Yanınızda küçük pilli fanlardan taşımak da en bunaltıcı anlarda serinlemenize yardımcı olabilir.
Johns Hopkins Üniversitesi, baş dönmesi veya nefes almakta zorluk gibi belirtiler yaşayanların sıcak ortamlardan derhal uzaklaşmasını tavsiye ediyor ve ekliyor: “İnsanların sıcak stresine nasıl tepki verecekleri sıcaklığın yoğunluğuna, maruz kalınan süreye ve sahip olduğu hastalıklara göre değişebilir. “Ne tür maske takarsanız takın, serinlemek için maskeye su dökmeyin. Maskeleri ıslatmak, filtreleme yeteneklerini kısıtlayabilir.”

-

Işkın; ekşi, nahoş tadıyla kansere karşı antioksidan deposu
‘Besin değeri yüksek olmasına karşın kalorisi düşük bir besin olan ışkın zayıflama diyetlerinde ara öğünlerde ve çiğ hali soyulup salatalara mayhoş-ekşi bir tat vermek için kullanılabilir.’
Diyetisyen Cansu Arslan, Işkın bitkisinin birçok hastalığa karşı olan faydalarının yanı sıra kanseri önleyici etkileri de olduğunu söyledi.Diyetisyen Cansu Arslan, Işkın bitkisinin kanseri önleyici etkileri olduğunu belirterek “Bahar ayları ve yazın başlarında yöresel pazarlarda sık gördüğünüz bitkilerden biri olan Işkın daha çok Erzurum, Bitlis, Van ve Sivas çevrelerinde, dağlık bölgelerinde yetişen mevsimlik bir bitkidir.
Işkın olarak adlandırılan ekşi, mayhoş lezzetli bu bitki farklı yörelerde Eşgin, Uçkun, dağ muzu olarak da adlandırılıyor.
Işkın, C vitamini ve Selenyum kaynağıdır, yani bir antioksidan deposudur.
Işkının bu içeriğiyle kansere karşı koruyucu özelliği olduğu yapılan çalışmalarla desteklenmiştir.
Aynı zamanda yapılan çalışmalara baktığımızda kolesterol düşürücü ve kan şekerini dengeleyici özelliğiyle de dikkat çeker.
Işkın otunu diyabet hastaları ve insülün direnci olanlar da rahatlıkla tüketebilir”dedi.
BESİN DEĞERİ YÜKSEK KALORİSİ DÜŞÜK
Arslan, Işkın bitkisinin besin değerinin yüksek olduğunu ve kalorisi düşük bir besin olduğunu söyleyerek, “Besin değeri yüksek olmasına karşın kalorisi düşük bir besin olan ışkın zayıflama diyetlerinde ara öğünlerde ve çiğ hali soyulup salatalara mayhoş-ekşi bir tat vermek için kullanılabilir.
Işkının çiğ tüketiminin yanında çorbası yapılabilir, yumurta ile omlet ya da sebze kavurması şeklinde tüketilebilir. Burada haşlama suyunu dökmemek ve uzun süre yüksek sıcaklıkta pişirmemek vitamin-mineral kaybının önüne geçmek için oldukça önemlidir.
Hiçbir besinin tek başına etkili olmadığını unutmadan yöresel besinlerimize beslenmemizde mutlaka yer vermeliyiz” diye konuştu.
-

Sosyal mesafe 2 metrenin altına düşerse virüs riski ne kadar artar?
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, 4 Temmuz’dan itibaren ülkede 2 metrelik sosyal mesafenin 1 metreye düşürüleceğini açıkladı.
İngiliz hükümet bir süredir, insanları daha küçük alanlara sığdırmak isteyen konaklama ve eğlence sektörünün baskısı altındaydı.
Hükümete koronavirüs konusunda danışmanlık yapan bilim kurulu üyelerine göre virüsün bulaşma riski açısından 1 metrelik sosyal mesafe, iki metrelik sosyal mesafeden 2-10 kat arası daha riskli.
Türkiye’de ise sosyal mesafe 1,5 metre olarak belirlendi.
Bilim ne diyor?
En basit haliyle yakınınızda virüs taşıyan biri olması, bulaşma ihtimalini artıyor. Dünya Sağlık Örgütü, en az bir metrelik sosyal mesafe öneriyor.
Sosyal mesafeyi bir metre olarak belirleyen ülkelerin önemli bir kısmı, insanların maske takmasını da zorunlu kılıyor. Öte yandan ülkelerin kendi içlerinde de farklılıklar olabiliyor:
*Birleşik Krallık’ta İngiltere 4 Temmuz’da sosyal mesafeyi 1 metreye indirme kararı alırken, İskoçya bir süre daha 2 metre kuralına devam edeceğini açıkladı.
**Almanya’da genel kural 1,5 metre olsa da bazı eyaletlerde kurallar değişiyor.
***İspanya’da genel kural 1,5 metre fakat Katalonya’da açık hava etkinliklerinde herkesin maske takması koşuluyla bu mesafe azaltılabiliyor.
1 metrede riski azaltmak için ne yapmak lazım?
İngiltere Bilim Kurulu üyeleri, her binanın kendi koşullarına göre bir değerlendirme yapması gerektiğini söylüyor.
Riski azaltmak için ilk yapılabilecek şey, 2 metreden daha yakınınızdaki bir kişiyle geçirdiğiniz süreyi azaltmak.
Maskeler ve plastik vizör veya bölmeler, ağızdan çıkan damlacıkların bulaşmasını engelleyebilir.
İş yerlerinde vardiyalar değiştirilerek aynı anda binada olan kişi sayısı azaltılabilir.
Oturma düzeni değiştirilerek yüz yüze oturan insanların sayısı azaltılıp, bulaşma riskinin daha az olacağı şekilde yan yana ve sırt sırta oturan kişilerin sayısı artırılabilir.
Hava akımı, içeride temiz hava sağlayacak şekilde ayarlanabilir ve mekandaki yüzeyler sıklıkla silinebilir.
Mesafe nasıl etkiliyor?
Lancet tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre bulaşım riskini azaltmak için alınacak önlemler arasında en etkilisi kimseye 1 metreden fazla yaklaşmamak olabilir.
1 metreye kadar yüzde 13 olan ortalama bulaşma oranı, 1 metreyi aşınca yüzde 3’e düşüyor.
2 metrede yüzde 1,5, 3 metrede ise yüzde 0,75 oluyor.
Bu alanda ilk araştırmalar ne zaman yapıldı?
Bu alandaki ilk araştırmalar 1930’larda yapılmıştı.
Bilim insanları öksürük veya hapşırık ile çıkan damlacıkların ya havada hemen buharlaştığı ya da yere düştüğü sonucuna ulaşmıştı.
Bu damlacıkların 1-2 metre içinde bir alana düştüğü anlaşıldı.
Bu nedenle virüsün bulaşma riskini artıracak en büyük etkenlerden biri, üzerinize birinin öksürmesi veya hapşırması.
Virüs başka nasıl bulaşır?
Bazı bilim insanları virüsün aerosol denen küçük parçacıklar ile havada daha uzun süre ilerleyebileceği ve bunun bulaşma riskini artırdığını düşünüyor.
Massachusetts Institute of Technology’den (MIT) Prof. Lydia Bourouiba, yüksek hızlı kayıt yapan kameralar yardımıyla gerçekleştirdiği araştırma ile, öksürüğün 6 metreye ulaşan küçük parçacıklar saçtığını tespit etti.
Çin’deki hastanelerde koronavirüs kalıntıları tespit eden bir diğer araştırmada ise güvenli mesafe olarak 4 metre önerildi.
Öte yandan ABD Salgın Kontrol Merkezi; duman, sis ve spreyler gibi aerosollerin virüsün yayılımına etkisinin henüz net olmadığını söylüyor.
Tek etken mesafe değil
Mesafenin yanı sıra geçirilen süre da çok önemli.
Bilim insanları biriyle altı saniye 1 metre uzaklıktan konuşmanın, bir dakika 2 metre uzaklıktan konuşmaya denk olduğunu söylüyor.
Öksürük riski daha da artırıyor. Birinin 2 metre yanınızda öksürmesi, 2 metre yanınızdaki bir kişiyle 30 dakika konuşmanın riskine eşdeğer.
Havalandırmanın önemi
Kalabalık mekanlarda bulaşma riski artar.
Hava akımının yönü de önemli. Akımın kaynaklandığı noktada virüs taşıyan biri varsa, akımın bu virüsü diğer insanlara taşıyabilir.
Dışardan gelecek temiz hava da önemli bir faktör.
Çin’de dokuz kişinin koronavirüse yakalandığı bir restoranda, klimanın dışardan temiz hava vermek yerine içerdeki havayı dolaşıma sokmasının etkili olduğu düşünülüyor.
Japon araştırmacılar da kapalı mekanlarda bulaşma riskinin 19 kat fazla olduğu sonucuna vardı.
Neden bazı soruların yanıtları net değil?
Koronavirüs ortaya çıkalı yalnızca birkaç ay oldu ve bu sürede bilim insanları onunla ilgili çok şey öğrendi.
Fakat hâlâ enfekte olmuş kişilerin ne kadar virüs yayabildiğini ve bir kişinin hastalanması için ne miktarda virüs kapması gerektiğini bilmiyoruz.


