Çocukların en çok test edildiği ülkelerin başında gelen İngiltere Eğitim Sistemi, yeni bir sınavı hayata geçirmek için harekete geçti. Eğitim bakanı Nicky Morgan geçen hafta yaptığı açıklamada ilkokul çocuklarının şimdide çarpım tablosu testi yapacaklarını açıkladı. İlkokul eğitimleri boyunca hazırlık sınıfından başlayarak hemen hemen her yıl test olan çocukların şimdide ilkokul sonunda SAT sınavları ile beraber çarpım tablosu bilgileri ölçülecek. İlk aşamada 80 okulda 3000 öğrenci üzerinde denenecek uygulamanın ilerleyen yıllarda tüm 11 yaşındaki öğrencilerin üzerinde yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu testler doğrultusunda çocukların 12 x 12’ye kadar olan çarpım tablosu bilgileri bilgisayar üzerinden sorgulanacak. Bu konuda şikayetçi olan öğretmen ve uzmanlardan tepkilerin gelmesi de çok gecikmedi.
İngiltere’de çocukların sınav maratonu bu yıl hayata geçirilen uygulamalar ile hazırlık (reception) sınıfı ile başlıyor. Çocukların eğitim hayatından zevk aldıkları ve yaratıcılık yoluyla bir şeyler öğrenmesi yerine onların erken yaşta sınav stresine girmesini sağlayan ve hem çocukları hem de öğretmenleri eğitimden soğutan bu anlayış gittikçe ilerliyor. Çocukların seviyelerini belirlemek için öğretmen bilgisine başvurmaktansa sürekli sınavlar ile bu işi yapmaya çalışan İngiliz Eğitim Sistemi dünyada en çok sınavlar yer aldığı eğitim sistemi olarak da dikkat çekiyor. Tüm değerlendirmeleri sınav sonuçları üzerine yapan hükümet öğretmenleri de kısıtlayıp sadece sınava göre öğretmeyi zorluyor.
Yeni uygulanmak istenen çarpım tablosu testi bilgisayar üzerinden yapılıp çocuklara hemen sonucunu vermesi bekleniliyor. Fakat öyle görünüyor ki hükümetin bu konuda gözden kaçırdığı şey ise aslında 12 x12’ye kadar olan çarpım tablosunun var olan müfredatta olması. Dahası altıncı sınıfın sonunda yapılan SAT testlerinde çarpım tablosu sorularını görmek oldukça mümkün. Yani, aslında bu yeni olarak gösterilen ama hiç de yeni olmayan bir başka gereksiz uygulama. Tek yeni olan yanı testin bilgisayar üzerinden yapılıyor olması.
Öğretmenler çarpım tablosunun önemine her zaman değiniyor. Fakat öyle görünüyor ki, hükümet yine eğitim konusunda öğretmenleri destekleyip onların profesyonel bilgi ve yeteneklerine güvenmektense, gereksiz sınav uygulamalarını hayata geçirip öğretmenleri cezalandırmayı tercih ediyor. Alınacak sonuçlar ile hem çocuklar hem de öğretmenler fişlenip kategorilere konulacaklar, buda öğrenmekten başka her şeye hizmet eder.
Anne babalar olarak bu tür uygulamaların çocuklarımıza uzun dönemde vereceği zararları iyi görüp ona göre yaklaşmamız önemli olacaktır. Her yeni uygulama doğru uygulamadır diye bir şey yok!
İngiltere’de okullar geçen hafta Noel (Christmas) ve yeni yıl merasimiyle tatile girdi. Bir çok çocuk Noel kutlamaları için ve hele hele de hediyeler için gün saymaya başladı. Peki ama bu Noel kutlaması nedir ve neden kutlanır? Noel sözcüğü köken olarak Latince Natalis (doğum) kelimesinden gelmektedir. Türkçeye Fransızca Noël (Noel sezonu) sözcüğünden geçmiştir. Fransızca haber veya yeni anlamındaki nouvelle kelimesinden geldiği de düşünülmektedir. Bunun yanında Hristiyan olan ülkelerde her yıl 25 Aralık tarihinde İsa’nın doğumu olarak kutlanan Noel, Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu isimleriyle de bilinmektedir. Hristiyan olmayan toplumlarca da büyük bir sevinç ve coşkuyla kutlanan Noel, dini içeriği olmayan, sadece eğlence amaçlı, hediyeleşme ve yeni bir yılı karşılamak amaçlı kutlanmaktadır. Bundan da anlaşıldığı gibi aslında Noel ya da Christmas olarak bilenen kutlama öyle sadece dini inançlar altında kutlanan bir etkinlikten daha çok insanların bir araya gelmelerine vesile olan bir etkinlikten başka bir şey değil.
Toplum olarak yıllardır İngiltere’de yaşamamıza rağmen söz Noel kutlamalarından açıldığında hemen savunmaya geçip ‘Biz Müslümanız kutlamıyoruz’ ya da ‘Biz Aleviyiz’ deyip bir yandan geçiştirmeye bir yandan alacağımız iki tane hediyenin masrafından kaçınmaya çalışırız. Fakat İngiltere’de bir çok okulda Noel dönemine doğru çocuklara bunun sebebi ve neden kutlandığı anlatılır. Bununla beraber Noel Baba hikayeleri ve getirilecek hediyeler konusunda bir çok sohbet edilir. Çocuklar Noel sonrası aldıkları hediyeleri bir birlerine anlatarak gördükleri kuzenleri, amcaları, dayıları, teyze, dede ve neneleri ile geçirdikleri güzel günü anlatır. Bu sohbetler sadece Hristiyan çocuklar arasında olmaz, değişik din ve etnik gruplarından bir çok çocuk arasında yapılır ve onları birbirine yakınlaştırır. Ön yargıların kırılmasına yardımcı olup aile özlem ve kutlamalar arasındaki benzerlikleri ortaya çıkartır. Her ne kadar bir kesim bunu İsa’nın doğum günü olarak kutlasa da eminim ki İngiltere’deki toplumun neredeyse %60 bunu ailenin bir araya gelme şenliği olarak kutlar ve öyle değerlendirir. Noel sonrası kimse gidilen kilise ziyareti ya da okunan dualardan bahsetmez.
Toplum olarak Noel kutlaması yapmamız yanlış mı? Bence hiç de yanlış olmayan tam tersine ilerisi açısından düşündüğümüzde çocuklarımızın İngiltere’deki yasama daha çok yakınlaşması ve entegre olması için faydalı olacak bir etkinlik diye düşünüyorum. Çocuklarımız okullarında bunu sohbetini yaparken biz büyükler içinde yıllardır konuşmaktan çekindiğimiz komşularımızın kapısını çalmamız için bir olanak yaratır. Bir kutu çikolata ya da bir şişe şarap ile beraber vereceğimiz bir kart toplumların birbirine olan saygısını göstermesinin yanında yapılan bölücü propagandaya karşı verilecek en güzel cevapların başında gelir. Yani, aslında kendimize çok yabancı gördüğümüz bu dönem aslında kendimize uzun dönemde yapacağımız iyiliklerin başında gelir.
Daha önceki yazılarımda da sürekli vurgulamak istediğim konuların başında gelir entegrasyon. Bu süreç bizler ve çocuklarımız için ne kadar erken atlatılırsa bu ülkede akademik ya da is hayatında başarıda bir o kadar çabuk olur. Anne ve babalar olarak bizler ne kadar bu ülkede kendimizi geçici görsek de çocuklarımızın buralı olduğunu unutmayalım. Çocuklarımızın bu ülkeye akademik ve politik uyumlarının yanında sosyal anlamında da bu ülkeye uyum sağlamaları, bu ülkenin de gelenek ve göreneklerini öğrenmeleri, kendilerini burada yabancıdan daha çok buranın yerlisi oldukları hissini sağlar. Buda benim Noel dileğim.
Ev ödevleri, öğrencilerin okul içindeki çalışmalarından elde ettikleri bilgi ve becerileri eleştirebilmeleri için, öğretmenler tarafından verilen okul dışı etkinlikler olarak tanımlanabilir. Öğrenciler ev devlerini yaparken yeni malzemeler ve bilgilerle yeni deneyimler edinirler. Bu deneyimler ise öğrencilerin yetenek, ilgi ve bilgilerinin farkına varmalarına, geliştirmelerine, eksik yönlerini görüp tamamlamalarına, düzenli ders çalışma alışkanlığı kazanmalarına, ezbercilikten uzak, araştırmaya dayalı bir çalışma biçimi oluşturmalarına, yaratıcılıklarını arttırmaya yaramaktadır. Dolayısıyla ödev yapmanın iyi notlar almak gibi yakın; başarılı, sorumluluk sahibi, yaratıcı, araştırmacı yetişkinler olmaya destek olmak gibi uzun vadeli faydaları vardır.
Ev ödevlerini düzenli biçimde yapan öğrenciler olduğu gibi, bu görevi düzenli yapmayan öğrenciler de bulunmaktadır. Ev ödevlerini yapan, yada okulda gördüğü dersleri evde üstünden en az bir kez geçip bunu tekrarlayan öğrenci çoğu zaman daha başarılı olur. Zaten öğrenme dediğimiz şey bilgiyi tekrarlamak anlamına geliyor. Bu anlamda bilgi ne kadar çok tekrar edilirse o kadar iyi öğrenilir. İngiltere’de bir çok okul çocukların kendilerini daha iyi organize etmeleri için onlara günlük (planner) verirler. Günlük hem öğrenciye, ondanda daha önemlisi veliye, verilen ev ödevleri konusunda gereken bilgiyi verir. Bir velinin en temelde yapması gereken bu günlüklere bakıp öğrencisinin ödevlerini yapıp yapmadıkları konusunda gözlemci olabilir. Bu yöntemle çocuk ailesinin eğitime desteği görüp bunun sadece sözde bir şey olmadığı anlar. Aslında her ailenin kolayca uygulayacağı bu yöntem bir çok aile tarafından eksik bırakılan bir görevi.
Ailelerin yukardaki yöntemin dışında atabilecekleri başka adımlar var. Çocuklarınızın haftanın her günü için bir çizelgesi yapmasına yardımcı olun. Ödevlerini yapmak çocuğunuzun sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşımasını ve doğru çalışma alışkanlıklarını edinmesini öğrenmenin bir yolu ona “”Günlük Ödev Yapma Saati”” belirlemenizdir. Günlük ödev yapma saati, önceden planlayarak günün belirli bir saatini ödev yapmaya ayırmaktır. Bu saat süresince diğer bütün etkinlikler durmalıdır. Çocuğunuz kendisine ayrılmış özel çalışma köşesine giderek çalışmalıdır. İkinci olarak çocuğunuza plan yapması ve zamanını akıllıca kullanması konusunda yardımcı olun. Çocukların ev ödevlerini yapma zamanını planlamada güçlükler ortaya çıkabilmektedir. Çocuklar genellikle oyuna veya televizyon izlemeye daha fazla süre harcayarak ödev yapmayı aksatabilmektedirler. Bu nedenle anne babalar olarak sizler, ödevlerin yapılacağı zamanı çocuğunuzla birlikte planlamanız önemli. Son öneri olarak, çocuğunuzu övün diyeceğim. Tutarlı olarak çocuğunuzun ödev için gösterdiği çabaları takdir edin; onu bazı özel başarıları için de övün. Pozitif yorumlar, eleştirel olanlara nazaran çocuğunuzun davranışlarının değişiminde daha fazla etkiye sahiptirler. Ev ödevlerinin mükemmelliğe ulaşmayı değil, öğrenmeyi hedeflediğini unutmayın. Belirlenmiş programa uygun davrandığı her adımı ödüllendirin. Bu tutum, çocuğunuzun öz güven ve öz disiplinini geliştirebilmesi açısından pekiştirici bir rol oynayacaktır
Ev ödevlerinin öğrencinin başarısı üzerinde olumlu etkilerinin yanı sıra daha başka yararları da vardır. Ev ödevinin öğrencilere yaşam boyu sahip oldukları kendi kendine disiplin, bağımsızlık ve sorumluluk gibi kişisel özellikleri öğretir. Böylesi önemli bir sorumluluğu dershanelerden beklemeyelim, bir veli olarak bizler elimizden geldikçe uygulamaya çalışalım.
Bir çoğumuz için okul ile olan ilişkimiz yılda bir yada en fazla iki defa yapılan veli toplantılarının dışına çıkmıyor. Yine çoğumuz için bu ilişki burada bize söylenen ve dinlediklerimiz ile kalıyor. Bu haftaki yazımda okul ile aile ilişkisinin önemi ve bunun neden ve nasıl olabileceği konusunda bazı noktalarda bulunmak istedim, umarım faydalı olur.
Eminim hepimiz okul, aile ve öğrenci üçgenin ne kadar önemli olduğunu sayısız defa duymuşuzdur. Aslında sürekli velilere belirtilen bu kavram herkesin dikkate alması ve en iyi şekilde uygulaması gereken gerçeklerden bir tanesi. Okulun ve öğrencinin iyi bir şekilde çalışması ancak ailenin vereceği destek ile mümkün olabilir. Kimi aile bu ilişki sayesinde çocuğunun durumunu, başarısını veya başarısızlığını öğrenir. Kimi aile ise, daha etkili bir rol alıp okulda çocuklarının öğrendiği dersten tutunda onların okulunda gönüllü çalışmalar yapmaya kadar gider. Bu üçgeni iyi işleten velilerin çocukları ya başarılı olurlar yada işler kötüye gitmeye başladığında büyük sorunlar ortaya çıkmadan müdahale ederler.
Okulu ile iyi bir ilişkinin kurulması için okul ve aile arasında düzenli, güvenli ve dürüst bir bilgi paylaşımının olması gerekiyor. Her okulun ailelere bu konuda olanaklar yaratması bir çok müdürün en temel görevi. Ayrıca her müdür okullarının kapısını ailelere ve topluma açıp sınıf ve ev arasında bir bağ kurulabileceğini göstermesi lazım. Bunu yapan müdür başta veliler olmak üzere okuldaki öğretmen veya öğrenci olsun her kesim tarafından sevilir ve saygı duyulur.
Bu nokta kadar önemli olan bir şey ise ailelerin okula dürüst ve zamanlı bilgi vermeleri. Dışarıdan içine kapanık olarak görünen bizim gibi toplumlarda bu konuda maalesef bilgi paylaşımı çok az. Çocuklarımızın hayatında önemli olan bazı gelişmeleri zamanında okula bildirmemiz eğitim seviyesi açısından önemli bir nokta. Örnek verelim, anne ve baba ayrılıyor yada boşanıyor – yetişkinler için bile çok zor olan bu dönem bir çocuk için (yaşı ne olursa olsun) tahmin edilemeyeceği kadar daha zor bir tecrübedir. Bir çok çocuk böyle dönemlerde kendilerini diğer çocuklardan daha farklı görüp o zamana kadar girmediği ve göstermediği davranışları sergiler. Yine bir başka örnek ise aileden birisinin vefat etmesi olabilir – yine hem yetişkinler için hem de çocuklar için böyle bir şer zor bir döneme tekabül eder ve yardım şarttır. Bu veya buna benzer durumların okullar ile paylaşılması çocuğun okul tarafından gereken yardımı ve desteği almasını sağlar.
İngiltere’de gerek ilkokullarda gerekse de ortaokullarda SENCO (Special Education Needs Co-ordinator) yani, Özel Eğitim İhtiyaç Koordinatörleri görev alır. Bu öğretmenler çocukların sağlık, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ile sorumlu olan kişilerdir. Bir okuldaki SENCO öğrenci, veli bunun yanında bir çok kurum ve kuruluş ile yakından çalışır. SENCO’lar sosyal, sağlık ve psikolojik sorunlar yaşayan çocuklar ile yakından ilgilenip okuldaki öğretmenlere bu tür sorunları olan öğrenciler ile nasıl ilgilenebilecekleri konusunda eğitim verirler. Bu tür ihtiyaçları olan öğrencilerinin velileri ile SENCO sürekli bir diyalog içindedir. Her aile kendi okulundaki SENCO’lar ile sınıf öğretmenleri aracılığıyla irtibata geçip görüşebilir.
Ailelerin en temelde okulda öğrencilerinin sınıf öğretmeni, yada İngiltere’deki adıyla ‘tutor’ ile bir diyalog içinde olması lazım. Veli toplantılarının dışında bu öğretmeni ile diyalog içinde olup çocukları hakkında istedikleri zaman bilgi alabilirler. Bunun dışında genel okul sorunları ile ilgili her veli okul müdürü ile görüşebilir. Müdür ile bu konuda istenilen zamanda randevu talep edip görüşme, duygu ve düşüncelerini bildirme, her velinin temel hakkıdır. Son olarak okulun gidişatı veya okul müdürü hakkında olan şikayet yada öneriler konusunda ise Okul Aile Birliği (School Governors) paneli yada bölge eğitim müdürlükleri (LEA) ile görüşebilirler. Bu bilgilere her gün ihtiyacımız olmasa da, gerek duyduğumuzda kullanabileceğimiz bazı ilişki yöntemleri.
Çocuklarımızın gelişmeleri için ve yeni yetenekler öğrenmesi için toplum olarak büyük bir çaba içerisindeyiz. Kendi geldiğimiz koşullar ve yaşam standartlarımızdan dolayı kendimizin zamanında çok isteyip de yapamadığı bir enstrüman çalmak yada sahnede bir oyunda yer almak gibi taleplerin çocuklarımız tarafından gerçekleşmesi için enerjimizin son damlasına kadar çaba gösteriyoruz. Bunun yanında İngilizce dil eksikliklerimizin olması ve İngiltere’deki eğitim sistemini iyi bilmediğimiz için Türkiye’den de alışık olduğumuz dershanelere çocuklarımızı götürüp, çoğu zaman tonlarca para dökerek, çocuklarımızın bizi yapamadığı ve alamadığı eğitimi almaları için ikinci bir çaba sarf ediyoruz. Çocuklarımızın iyi bir eğitim almaları ve yeni bir yetenek öğrenip geliştirmeleri tabii ki de yadırganacak bir şey değil, hatta desteklenmesi ve herkes tarafından yapılması gereken bir özellik. Geçen sene yazdığım bu yazıyı bu yıl tekrar yayınlama ihtiyacı duydum, umarım bu konuda başarılı olurum.
Yukarda belirtileni yapmak istemek tabii ki yanlış değil fakat yanlış olan ise bazı şeyleri nasıl yaptığımız. Önce, kültür, sanat, sportif kurslardan başlayalım. Son zamanlarda gittiğim bir çok evde müzikal enstrümanların çoğunluğu beni epey bir şaşırttı. Bir çok evde oturma odasında bir gitar, mutfakta saz, yatak odasında bir keman ile karşılaşmak mümkün. Bu enstrüman dizisi bir çok seferinde o evdeki çocuğun şu an geçtiği yada son dönemlerde geçtiği süreci bana anlatmaya yetiyor. Bir çok ailenin “Oğlum önce saza başladı, sonra kemanı denedi çok zorlandı ama şimdi gitarı deniyor” dediğini duymuşunuzdur. Bunun yanında aynı çocuğun tiyatro ve halk oyunları kursu aldığını yada piyano dersi almak için ailesi tarafından ikna edilmeye çalışıldığını bizzat görenlerimiz vardır. Hal böyle olunca özellikle hafta içleri Türk ve Kürt annelerin, ellerinde sandviç ve yemekler ile, o kurstan bu kursa gittiklerini görmek mümkün. Hatta ve hatta futbol, tekvando ve boks gibi aktivitelerle haftanın 7 gününü dolduran ailelerimizin sayısının hiç küçümsenmeyecek kadar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumun kime zarar verdiğini anlamakta pek zorlanacağımızı sanmıyorum. Bunun çocuklarımıza iyilik me yoksa kötülük mu olduğunu anlamak için yapmamız gereken tek şey durup bir düşünmek.
Bir çoğumuz çocuklarımızın çocuk olduğunu unutup aslında onların gelişimine zarar verdiğimizi görmüyoruz. Tüm koşturma kavgasında aile denilen bütünlüğüne zarar verip ilerde diyalog sorunu ve başka sorunlar yaşamanın temelini atıyoruz. Hele birde bu kursların seçimini çocuklarımızın yerine biz yapmışsak, bu özellikle iki kültür arasında büyüyen çocuklarımızın ilerde kendi toplumundan uzaklaşmasına yol açacak sebeplerin başında geliyor. Kendimiz ve çocuklarımız arasında geçen zamanı iyi kullanmamız önemli. Her çocuğun her şeyi yapacağına inanmak yapacağımız en büyük yanlış olur. Çocuklarımızı gelişimlerine yardımcı olacak bu tür kurslar konusunda fikir verip teşvik edelim, fakat son kararı beraber verip o kararın sağlıklı olmasını sağlayalım. 10 tane kurs yerine çocuklarımızın zevk aldığı ve ihtiyaç duyduğu 1-2 kursu ve aktiviteyi yapmaları onların her şeyi yarım bilmesinin önüne geçip bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlayacaktır. Kalan zamanımızı ailece bir aktiviteye harcamak, ki bu evde beraber oturup yemek yemeden, beraber sinemaya gitmeye kadar her şey olabilir, çocuklarımızın gelişmesinde daha fazla yardımcı olacaktır.
Eğitim kursları için ise yine benzer şeyleri söylemek mümkün. Kendimiz iyi İngilizce ve eğitim sistemini bilmememize rağmen bazen çocuklarımızın eğitim hayatında yanlış kararlar alıp yanlış yönlendirmeler yapabiliyoruz. Eğer çocuğunuz eğitim konusunda sıkıntıları olduğunu düşünüyorsanız yapmanız gereken en temel şey çocuğunuz ile her zaman çalışan ve eğitim veren okul öğretmenleri ile görüşmeniz. Kafanızdaki kaygı ve sıkıntıları paylaşıp, deyim yerindeyse bu işin kitabını okumuş birisinden bilgi almanız önemli- yani öğretmenlerden! Her çocuğun farklı öğrendiğini ve farklı metotlar ile kendini geliştirebileceği gerçeğine kendimizi alıştırmamız lazım. Ayrıca toplum olarak artık kabullenmemiz gereken başka bir geçek ise, hepinizin çocuğunun Latymer okuluna gitmeyecek olması. Bir eğitmen olarak bana bu konuda sorulan soruları gerçekten hayretler ve ağzı açık bir şekilde dinliyorum. Hepimiz bu tür konularda kendimizi başarıya o kadar çok şartlandırmışız ki çocuğumuzun başarısız olduğunda ona verecek zararı görmeyen bir durumdayız. Aslında acı olanda bu!
Çocuklarımızın gelişimi tüm anne ve babalar için önemli. Geleceğimiz olarak gördüğümüz çocuklarımıza yardımcı olmak için daha titiz davranalım, onlar bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çocuklarımız her yıl daha iyi sonuçlar almalarına rağmen ulusal çapta hala ortalamanın çok altında akademik başarı göstermeye devam ediyor. Türkçe ve Kürtçe konuşan çocuklarımızın en az iki dilli ve iki kültürlü olmalarının sağladığı avantajlar var. Bunun yanı sıra çeşitli zorluklarla da karşı karşıya kalıyorlar. Başta okulların ve ailelerinin düşük beklentileri, okullarında aldıkları eğitimin ulusal çapta kıyaslandığında daha düşük seviyede olması, konut, ırkçılık, anne- babaların göçmenlikten kaynaklanan uyum sorunu ve sağlık problemleri öne çıkıyor. Ayrıca velilerin İngiliz eğitim sistemini yeteri kadar kavrayamamaları, anlayabilmek için de çok çaba göstermemeleri, 16 yaşındaki GCSE ve 16-18 yaş arasındaki As ve A-level sınavlarını bilmemeleri de var. Öyle olunca veliler çocuklara tam zamanında, doğru destek veremiyorlar, müdahale edemiyorlar.
TÜRKÇENİN ÖNEMİ
A-level Türkçe sınavından alınan A veya B notları üniversiteye girişte ciddi katkı sunuyor. Alınacak bir A ile on binlerce öğrenciyi eleme, öne geçme ve üniversiteye kabul edilme şansı doğuruyor.
Normalde GCSE Türkçe yapan bir öğrenci doğal olarak A-level Türkçe de yapıyor. Türkçe dersini tercih etmeyen çok sayıda öğrencimiz kendilerine avantaj sağlayacak büyük bir fırsatı kaçırıyorlar. Bu derslerle ilgili kaynaklar ve yayınlanmış 3 kitabımız, web sitemizin ‘Yayınlarımız’ bölümünden ücretsiz olarak indirilip, ders programı olarak takip edilebilinir: www.educatorsforum.co.uk
Çocuklarımızın GCSE Türkçe ve A-level Türkçe derslerini almalarını teşvik etmek de anne-babalara düşüyor.
Bilinmesi gereken bir nokta da, evde Türkçe konuşmak tek başına bu sınavlardan yüksek not almanın garantisini vermiyor. Mutlaka kitaptan bir sınav programı izlenmelidir. Tıpkı Fransızca, Almanca, Rusça öğrenir gibi disiplinli, sistemli olmak gerekir. Ne yazık ki hala Türkçeden iyi not alma oranı diğer dillerden iyi not alma oranından daha düşük. Türkçeyi zaten konuşan çocuklarımız, sınavın kendileri için çok kolay olacağını sanıyorlar ve aşırı güvenle yeteri kadar hazırlanmıyorlar. Çünkü sınav okuma, yazma, dinleme ve konuşmayı içeriyor. Öğrencilerimize diğer derslere oranla daha az zaman ve emekle çok iyi bir not alma şansını kullanmalarını öneriyoruz.
SINAV SONUÇLARINA KISA BİR BAKIŞ:
Bu yıl en yüksek not olan A* ve A kazanma oranı%25.9 oldu.
Öğrenciler en çok sırasıyla Matematik, İngilizce, Biyoloji, Psikoloji, Tarih ve Kimya derslerini tercih ettiler.
Sınava giren öğrencilerin %8’i A* aldı.
Müzik, Yabancı Diller, Dizayn ve Teknoloji derslerinin seçimlerinde düşüşler görüldü. Özellikle Fransızca ve Almanca bu yıl pek popüler değildi. Örneğin Galler’de sadece 128 öğrenci A-level Fransızca dersi almış.
İngiliz üniversitelerinin prestiji çekim kaynağı olmaya devam ediyor. Avrupa Birliği üyesi olan veya olmayan yabancı öğrenci sayısı bu yıl da artış gösterdi.
KIZ ÖĞRENCİLER DAHA BAŞARILI
Artık her üç kız öğrenciden biri üniversite eğitimi alıyor. Bu yıl 409 bin öğrenci direk olarak üniversiteye kabul edildi. Bunların yarısından çoğu kız öğrenciler oldu. UCAS’ın müdürü Mary Cook, günümüzün erkek öğrencileri yeni bir avantajsız ve zayıf grup oluşturmuş durumdadır, diyerek, bu durumu göz önünde bulundurmaları ve önlem almaları için aileleri ve okul yöneticilerini uyarıyor. Kızların başarısı zaten daha ders seçimlerinde kendini gösteriyor. Örneğin iyi bir üniversite bölümünü kazanmak için gerekli olan İngilizce dersini seçen öğrencilerin %72’si kız.
SINAVDAN YETERLİ NOTLARI ALAMADIYSANIZ BİR YOL DAHA VAR: CLEARING
Bir telefon hayatınızı değiştirebilir. UCAS ( The Universities and Colleges Admissions Service) İngiltere’deki bütün üniversitelere başvuru ve bilgi/danışma işlemlerini sağlayan kuruluştur. UCAS Track web sitesine girip hemen bir Clearing numarası alın. Bu sitede kontenjanlarını henüz dolduramayan ve sizin gibi yeni öğrencileri Clearing yoluyla alacak olan üniversitelerin listesi var. Araştırmanızı yaptıktan, tercihlerinizi değerlendirip istediğiniz bölüme karar verdikten sonra daha fazla bilgi için verilen telefonu arayın. Yalnız telefon açmadan önce kişisel bilgilerinizi (personal statement) ve neden bu bölümü istediğinizi, bu üniversiteyi neden tercih ettiğinizi kendi kafanızda ve cümlelerinizde hazırlayın. İnternet üzerinden başvuru formunu, Clearing numaranızı, sınav sonuçlarınızı doldurup yollayın, hemen arkasından da Clearing Helpline’ı arayıp kurs hakkında Course Adviser’dan bilgi alın, başvurunuzun sonucunu takip edin. Eylüle kadar zamanınız var ama acele edin, kontenjanlar kapılmasın.
UCAS’tan AİLELERE
Çocuklarına daha fazla destek vermek isteyen ve İngilizce bilen aileler için bir site var: www.ucas/parents
İngilizce bilmeseniz bile bir tercüman yardımıyla bu siteden her türlü bilgi ve danışmanlık alabilir, çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz.
ÜNİVERSİTEYİ KAZANAMAYAN GENÇLERİMİZİN ÖNÜNDE 4 YOL VAR:
1) Yukarıda ayrıntısını verdiğimiz Clearing yolunu denemek.
2) Gelecek yıl sınavlara yeniden girmek için karar vermek. Daha disiplini, daha sistemli, azimli ve bilinçli olmak ve daha şimdiden araştırmalara başlamak.
3) Üniversite bana göre değil, diyorsanız, hem çalışıp para kazanmak hem de iş garantili kısa kurslara devam etmek çok yaygın. Turizmden, tamir, inşaat, sağlık, yemek, çocuk ve yaşlılara bakım, müşteri temsilcisi, satış elemanı, otelcilik, muhasebe, spor hocalığı gibi iş garantili kurslar sizi bekliyor: Apprenticeship ve Vocacational Training için araştırma yapmaya başlayabilirsiniz.
4) Tüm yukardakilere boş verip yüzbinlerce çaresiz, umutsuz, amaçsız, suç işlemeye veya suça maruz kalmaya meyilli işsiz gençler ordusuna katılıp devlet yardımıyla kıtkanaat geçinebilirsiniz. Bu da kimseye tavsiye edilmez.
Toplumumuz sizden, eğitimi tercih etmenizi, kendinize güvenli, huzurlu ve mutlu gençler olamınızı istiyor.
AS ve A levels. Nedir?
Zorunlu eğitimi sona eren ve 16 yaşında GCSE sınavına girmiş olan bir çocuk, İngiltere’de yasal olarak, eğer isterse, okumayı bırakıp çalışmaya başlayabilir. Fakat öğrencilerin çok büyük bir çoğunluğu A level ve ona eşit kalifikasyonlar için kolejlerde, 6th Form kolejlerinde veya Further Education Kolejleri’nde eğitimlerine devam ederler.
Üniversiteye gitmek isteyen öğrenciler, 16 yaşından sonraki ilk yıl AS Level için en az 3 ders seçip bir yıl boyunca sadece bu dersleri okurlar ve bu ilk yılın sonunda AS level (Advanced Subsidiary) sınavına katılırlar.
İkinci yılda ise AS level için seçtikleri derslere devam ederek A Level sınavına girerler. Bu derslerden iki yılda aldıkları notlara göre üniversiteye kabul edilirler.
AS ve A Level, Türkiye’dekinden çok daha farklı bir sistem olduğu için, bu sistem bizim velilerimize oldukça karışık gelmektedir.
Kısaca özetlersek, bir üniversiteye girebilmek için en az 3 A Level veya dengi kalifikasyon gerekmektedir.
Eylül 2016 yılında İngiltere eğitim sisteminde büyük değişikliklerin yaşanacağı bir yıl olacak. Gerek ilkokul, gerek ortaokul ve gerekse de kolej eğitiminde müfredat ve sınav sistemi ile ilgili büyük değişiklikler yürürlüğe girecek. Bu değişiklikler genel seçimlerden sonra daha fazla netlik kazanacak olsa gibi görünse de değişikliklerin çoğu tüm partiler tarafından destekleniyor. Bu haftaki yazımızda sizler ile özellikle GCSE, yani ortaokul bitirme sınavlarında planlanan bazı değişikliklerden bahsedeceğim. Umarım yardımcı olur.
GCSE sınavlarında son 5 yıldır sürekli değişiklikler yapılıyor. Şimdiye kadar yapılan değişiklikler eğitim kalitesini yükseltmekten daha çok öğretmenlerin is gücünü arttırmaktan öteye gitmedi. Şimdiye kadar yapılan değişikliklerin başında dönem ödevlerinde yapılan değişimler öne çıkıyor. Yeni uygulamalara göre bir çok dersin dönem ödevi kaldırıldı ve dersler tamamen öğrencilerin sınav başarısına bağlandı. Bu uygulama deyim yerindeyse çocuklarımızın hayatını bir tek sınava bağladı. Dahası bu uygulama bilgisayar, resim, tiyatro ya da müzik gibi pratik dersler için sıkıntı yaratıyor. Bu pratik dersleri öğreten öğretmenler bu konudaki sıkıntı ve taleplerini değişik kampanyalar aracılığıyla dile getiriyor.
Diğer önemli değişiklik ise müfredatın içeriği ile ilgili oldu. Bu değişiklik iki anlamda ortaokul müfredatının daralması anlamına geldi. Birinci daralma dersleri deyim yerindeyse önemli ve önemsiz olarak ayırmak ile oldu. Bu ayırmayı Ebacc başlığı altında yapan hükümet İngilizce, Matematik, Fen, Tarih, Coğrafya, Bilgisayar Bilimi ve Yabancı Dil derslerini ‘önemli’ ders olarak kabul ederken diğer dersleri ‘önemsiz’ dersler kategorisine koydu. Bir çok okul yönetimi bu söylemi dikkate alarak çocukları özellik 10 ve 11. sınıfta bu dersleri seçmeleri konusunda zorlamaya başladılar. Diğer daralma ise ders içeriği yöntemiyle yapıldı. Bu değişiklik bir çok derste temel konuların kaldırılmasına ve araştırma, sorgulama gibi yöntemlerin son bulması anlamına geldi.
Bir başka değişiklik ise GCSE sınav sonuçlarının işaretlenmesi oldu. Şimdiye kadar hepimiz A* dan G’ye kadar olan sonuçlara alışmışken, 2016’dan sonra haflarının yerini 1’den 8 kadar olacak numaralama sistemi alacak. Hükümet bu uygulamayla özellikle yüksel sınav sonuçlarını engellemek istediğini söylerken bunu neden ve hangi bilimsel araştırmaya dayandığı konusunda hiç bir açıklama yapmadı.
Yapılacak bu değişiklikler her ne kadar eğitimin kalitesini yükseltmek için yapıldığı öne sürülse de aslında bu değişikliklerin eğitime uzaktan ve yakından bir faydası olmayacağı bir çok öğretim üyesi tarafından söyleniyor. Bu uygulamalar ve değişikliklerin özellikle özel sınav şirketlerine ve kurs kitapları satan büyük firmalara yarayacağı ve onların için yapılan bir ‘iyilik’ gibi görülüyor. Özelleşen eğitim sistemi bu tür faydası olmayan değişim ile çocukların kaliteli bir eğitim almasını engellerken, hazırlık ve bürokrasi içinde boğulan öğretmenlerin işlerini iki katına çıkartıyor. Bu değişimleri bilmemiz ve yeri geldiğinde öğretmenlerimize buna karşı yapılacak kampanyalarda desteklemek, gelecekte en başta çocuklarımız için faydalı olacaktır.