Category: Erem Kansoy

  • Clare Baker : “Fikirlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyorlar!”

    Clare Baker : “Fikirlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyorlar!”

    Britanya’nın en büyük işçi sendikası Unite the Union’un uluslararası direktörü  ve Öcalan’a özgürlük kampanyası yeni direktörü Clare Baker, “Türk devleti, kendisini izole altında tutarak, Öcalan’ın fikirlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor.”

    Erem Kansoy – LONDRA

    Unite the Union’un uluslararası direktörü  ve Öcalan’a Özgürlük Kampanyası yeni direktörü Clare Baker, Erdoğan ve AKP yönetiminde Türkiye’nin demokrasiden uzak diktatoriyal sisteme yönelmesini, Öcalan’a özgürlük kampanyasıyla tanışması ve kampanyaya kendsinin de katılımı ile kampanyanın gelişimi ve ilerleyişini,  yine Türkiye’de Kürt kadınlarına yönelik hızla artan saldırılar ve baskıları, Türk devletinin 21 yıldır Kürt halk önderi Öcalan’ı izole altında tutmasını, PKK’nin terör listesinde olmasıyla nasıl başa çıktığını, Türkiye’nin uluslararası yasaları ve insan haklarını çiğnemesi konularına ilişkin gazetemize özel değerlendirmelerde bulundu.

     

    Öclana Özgürlük Kampanyası Britanya’daki çalışmlarının döründcü yılını doldururken gün geçtikce kampanyaya destek de artıyor, iki sendikanın öncülüğünde başlayan kampanya Britanya genelinde en büyük 15 sendikanın desteğini alırken kampanyaya Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki sendikalardandan destek artıyor. Öcalana Özgürlük kampanyası 2018’deki Durham Madenciler festivalinin Öcalana adanmasının ardından geçtiğimiz günlerde de Online bir oturum ile Öcalana özgürlük çağırısı yaptı.

     

    ‘TÜRK DEVLETİ ÖCALAN’IN FİKİRLERİNİN YAYILMASINI ÖNLEMEYE ÇALIŞIYOR’

    Yaklaşık 21 yıldır tecrit altında tutulan Kürt halk önderi Öcalan’ı izole ederek özgün insan haklarından dahi yararlanmasına mâni olan Türk devletinin Kürt halkına yaklaşımını da ortaya koyduğunu söyleyen Baker, “Bence Öcalan’ı başlıca feminism eşitlik ve Kürt halkının özgürlüğü için olan fikirlerinin yayılmasını önlemek için izole altında tutuyorlar. O’nun tutsaklığı ve izole altında tutulması Türk devletinin genel anlamda Kürt halkına yaklaşımını da ortaya koyuyor.”

     

    ‘İNGİLİZ GAZETELERİ TÜRKİYENİN ALGI OPERASYONLARINA ALET OLUYOR’

    Kürt Özgürlük Hareketini, terör örgütü olarak nitelendirilen önyargı fişlemesi ile nasıl başa çıkabilir?

     

    Özellikle Avrupa’daki işbirlikçileri ile Kürt halkına yönelik kriminalize politikalarını derinleştiren ve yine Kürtlere yönelik algı operasyonlarına ilişkin de konuşan Baker, “basında Kürtlerle iligli yapılan fişlemler doğru değilidr.” Dedi.

     

    Baker, “Benim fikrim örneğin, daha fazla sendikal hareketler ve benimde dahil olduğum Öcalan’a özgürlük kampanyası gibi konulara daha çok özen gösterilmeli. Eğer ki bu alanlarda daha çok sesinizi duyurabilirseniz, eşitliği, özgürlüğü anlatabilirseniz insanlarda gerçeği daha çok görecek. Örneğin basının üzerindeki Türkiye baskısı…  Basında Kürtlerle ilgili, yapılan fişlemeler doğru değildir, İngiliz gazeteleri Türkiye’nin algı aleti oluyor. Kürt toplumu kendi özelliklerini kendi değerlerini dış toplumlara daha çok anlatabilirse, örneğin İşçi partisi hareketine sendikal harekete daha çok yaklaşıp Kürt halkı anlatılırsa bu fişleme ve önyargıda zamanla yıkılacaktır.”

     

    ‘KÜRT HALKININ ÖZGÜN DEĞERLERİNİ TANIDIKCA YÜREĞİME DOKUNDU’

    “Ben kampanyaya ilk zamanlarında katılmıştım, o dönemler Kobene savaşı devam ediyordu, evet işçi sedikaları olarak Türkiye’de ve ortadoğuda neler olduğunu nasıl sonuçlar getirdiğini görebiliyorduk fakat Kobane savaşı bir dönüm noktası olmuştu, Türk devletinin Kürt halkına ailelerini, arkadaşlarını DAİŞ barbarlığına karşı savunmasına izin vermediğine tanık olmuştuk.

    Buna tanık olduktan sonra birçok sendikacı, Kürtleri tanıdı, YPG-YPJ ve Abdullah Öcalan’ın fikirlerini tanıdı. Özellikle bu benim içinde çok önemli bir ilham kaynağı olmuştu, Kürt kadın hareketi, Kürt halkının özgün değerleri bana tanıdıkça daha önemli geldi ve yüreğime dokundu, Kürt insanlarına ve Kürt hareketine daha çok ısındım, bu kampanyaya elbette destek vermem kesinlikle kaçınılmazdı.”

     

    ÖCALAN’IN FİKRLERİNİ SENDİKA ÜYELERİNE ANLATIYORUZ

    Kampanyanın yeni direktörü Baker, kampanyanın gelişimi ile iligli gazetemize yaptığı değerlendirmede ise, “Britanya genelinde şuanda kampanya 15 genel sendika tarafından ve ayrıca sendikalar federasyonu olan TUC tarafından da destekleniyor, ayrıca yurt dışından da bir çok sendika kampanyamıza destek veriyor.  Kampanya Britanya’da çok hızlı büyüyor, ayrıca belirttiğimgibi yurt dışında da destekcilerimiz var fakat bunuda aşmayı başardık ve sendikaların kökenine indik, Öcalan’ın fikirlerini, Kürt halkını, Öcalan’ın özgürlüğünün sadece Kürtler için değil tüm bölge için önemini artık sendika üyelerine anlatıyoruz.” Ifadelerine yer Verdi.

     

    ‘KÜRT KADIN ÖZGÜRLÜK HAREKETİNDEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİMİZ VAR’

    Ortadoğuda kadın özgürlüğü sizin için nekadar önemli ve sizce Kürt kadın hareketi bu yolda ciddi bir rol oynuyormu?

     

    “Bence Kadın hareketi gerçekten çok çok önemlidir çünkü Ortadoğu kadın haklarının tam anlamıyla hiçe sayıldığı bir yer kadın haklarını ne halde olduğunu gördük, buna ragmen bakınız o bölge içersinde küçük bir bölgede ise aslında dünayay örnek olacak büyüklükte kadın haklarının nasıl çalıştığını görüyoruz bu küçük yer aslında bütün ortadoğu için bir örnektir. Erdoğan gibi insanların Rojavaya saldırmasının bir diğer sebebide kendi ülkelerinde eşitlik ve özgürlükleri aslında istememeleridir. Kadın özgürlük hareketi küçük bölgeden çıkıp bütün bölgeye yayılırsa bu ortadoğu için muhteşem bir şey olurdu, sadece ortadoğu için değil kadınlar orada yaptıklarıyla bütün dünaya ilham kaynağı olurlardı.

    Britanya’da da kadın hakları mükemmel olmasada en azından burda bazı haklarımız var buna ragmen Kürt kadınlarından öğrenecek çok şeyimiz var, O’nların yaklaşımları daha etkileyici ve geniş çerçevededir.”

     

    SENDİKAL HAREKETİMİZ ERDOĞAN’IN KÜRTLERE YAPTIKLARINI UNUTMAYACAKTIR

     

    Türkiye uluslarası yasaları Kürt topraklarına işgal saldırılarıyla ve soykırım girişimleriyle devam ediyor, Erdoğan ve Türk devletine bu yönde ki mesajınız nedir?

     

    “Evet uluslarası yasaları Erdoğan hiçe sayıyor, aslında Erdoğan’ın yaptıklarını uluslarası platformda herkes görüyor, devletlerin içinde de bizim gibi insanlar var ve Erdoğan’ın yaptıklarının yalnış olduğunu söylüyorlar,  fakat yeterince kimse ses çıkarmıyor. Erdoğan bölgede çok önemli stratejik bir pozisyona sahip, çıkar politikaları yüzünden bir çok devlet Erdoğan’ın yaptıklarını deşifre etmiyor, fakat bizler Erdoğan’ın neler yaptığını çok iyi biliyoruz, sendikal hareket Erdoğan’ın Kürtlere ve Kuzey doğu Suriyedeki insanlara neler yaptığını asla unutmayacaktır. Erdoğan tam anlamıyla heryeri işgal dahi etsebizlerde hiç yorulmadan Rojava halkı yanında olmaya destek olmaya devam edeceğiz.”

     

  • Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Tarihte Ermenileri, Kürtleri, Rumları ve daha birçok halkı soykırımdan geçiren Türk devleti bugün de işgalci ve soykırımcı politikalarını halklar üzerinde sürdürüyor. Kürdistan’da son yıllarda Afrin’den Güney Kürdistan’a kadar birçok alanı işgal yada işgal girişiminde bulunan Türk devleti, bundan 46 yıl önce Kıbrıs’ı ‘barış harekâtı ve özgürlük’ adı altında işgal ederek, Adayı ikiye bölerek halklar arasına sınır örmüştü.

    Erem Kansoy

    İşgalci ve soykırımcı Türk devlet geleneği ‘zeytin dalı’, ‘barış’ diyerek katliamlara meşrutiyet sağlamaya çalıştığı gibi tıpkı Kıbrıs işgalinde olduğu gibi dağlara tepelere ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazıları yazarak faşist, inkârcı milliyetçi şovenizmini açığa vuruyor.

    İşgalci Türk devleti halkları birbirine kırdırarak sivil çoluk çocuk demeden katliamda bulunuyor ve tecavüzcü geleneği ile Ortadoğu’da vahşet devletinin adı haline geliyor. Türk devletinin Kıbrıs işgali 46’ıncı yılında hala sürerken, Türk devleti bugün başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. İşte 46 yıllık Kıbrıs işgali bu kana bulama siyasetinin bir parçası halindedir.

    Türk devletinin kanlı eylemlerinden biri; 20 Temmuz 1974 Kıbrıs İşgali

    Kıbrıs adasında 1974 yılı öncesinde 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlaştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı çıkartma ile ada son halini almıştır. Bugün ada Yeşil Hat ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsa da adada askerini bulundurması ve işgalci konumunu korumasından kaynaklıdır.

    İki toplumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girse de, kuzey bölüm ‘işkal toprakları’ statüsünü halen koruyor.

    Kıbrıs Harekâtı TSK kod adı: Atilla Harekâtı,  20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerî işgal hareketi.

    Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekâtı ı‘‘ demişti. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, on binlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.

    Türk işgali yalnızlaştırdı

    Türkiye’nin askeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.

    Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile tarih boyunca her zaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

    Kıbrıs’ın Türk kâbusu

    Kıbrıs’ın yakın tarihinde 1974 yılıyla başlayan TC işgali ise bir çok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinse de adada Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin ada üzerindeki çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır.

    Kıbrıs’ın karanlık yıllarında tüm gerçekliği ile parlayan sayısız detay 1974 yılındaki adaya yapılan Türk müdahalesi ile çok uzun yıllar saklanılmayı başarsa da, Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan birçok yaşanmışlık günümüzde su yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türkü acı gerçektir ki Türkiye’nin gazabına uğrayarak Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihinde övünen Türki zihniyet 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.

    Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslılarda katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.

    Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işgalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürülmüştür. Adanın yerlileri olan, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin, her ne kadarda kendi kendini yönetemediği bir tarihleri olsa da Kıbrıs’ta, Kıbrıslı toplumların ortak yaşantıları İngiliz sömürgeciliğinin son bulmasıyla noktalanır.

    Faşist İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklorik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrıs’ta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

    Kıbrısın tarihi sürecinde öne çıkan dönüm noktaları ve bilinmesi gerekenler

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse Kıbrıs’ın yine aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu

    1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.

    1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekimde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi.

    29 Kasımda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.

    Solcu Rum işçiler de söven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.

    1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

    1960’tan sonra Sovyet yanlışı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu.

    Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

    Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.

    13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi..

    Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.

    Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

    Kıbrıs hep sömürüldü

    Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.

     

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Bunun yanında Kıbrıs, Ortadoğu’daki karışıklıklara yakın olması nedeniyle, ele geçirene müdahale olanağı sunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.

     

    Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.

     

    Ayıbınızı örtün!

    Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Kıbrıs’ta  ise, kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Kıbrıs gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil çünkü Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiye’nin ve Türk’lerin değil!

  • Tecrit kabul edilemez

    Tecrit kabul edilemez

    EREM KANSOY / LONDRA

    İngiltere’de İşçi Partisi Milletvekili Lloyd Russel Moyle ile İngiltere’nin 450 bin üyeli GFTU Sendikası Genel Sekreteri Doug Nicholls, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecride son verilmesini istedi.

    Uluslararası komployla Türkiye’ye teslim edilen Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik tecrit 22. yılında devam ediyor. Gazetemize konuşan İşçi Partisi Brighton Milletvekili Lloyd Russel Moyle, Öcalan’a yönelik izolasyona son verilmesi gerektiğini söyledi.

    Milletvekili Moyle, “Sayın Öcalan izole altında olmamalı ve avukatlarıyla görüşebilmeli. Çok sayıda açlık grevi ve yasal hak arayışları sayesinde ancak son yıllarda birkaç görüşme gerçekleşebildi. Bu kabul edilemez” dedi. İzolasyonun zaten kendi başına tasvip edilemez olduğunun altını çizen Moyle, “Bir diyalog sürecinin olması gerekiyor” dedi.

    Ortadoğu barışı için önemli

    450 bin üyesi bulunan Britanya Genel Sendikalar Federasyonu (GFTU) Sendikası Genel Sekreteri Doug Nicholls ise aynı zamanda İngiltere’deki sendikaların oluşturduğu Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nın Yönetim Kurulu üyesi.

    “Bu kampanyayı biz sadece Türkiye’de tutsak edilen ve çok kötü şekilde muamele gören bir birey için yapmıyoruz. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü demek tüm Ortadoğu’ya ve bölgeye barışın gelmesi demektir” diyen Nicholls şöyle devam etti: “Kadın erkek eşitliğinin, birlikte çalışmalarının gelişmesi anlamına gelir. İşgal ve istilaların olmadığı, petrol kavgasının olmadığı, tüm Ortadoğu’da barışın gelmesi demektir. Sadece Kürtler için veya Türkiye’deki demokrasi için de değil, bütün bölge adına, Öcalan’ın fikirleri gelecekteki barış tablosunu çiziyor.”

    Kampanyayı daha da büyüteceğiz

    İngiltere’nin en büyük festivallerinden biri olan Durham Madenciler Festivali 2018 yılında Kürt Halk Önderi Öcalan’ın özgürlüğüne adanmıştı. Festivalle katılan yüz binlerce kişi Önder Öcalan’a özgürlük istemişti.

    Doug Nicholls, “Burada 300 bini aşkın katılımcıya ve sosyal medya aracılığıyla yüzbinlere seslenerek Kürtlerin ve Öcalan’ın sesi olmaya çalıştım” dedi. Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nın her geçen yıl daha fazla büyüyerek destek aldığını aktaran Nicholls, “Nelson Mandella’nın serbest kalmasına yol açan kampanya kadar büyük bir kampanyaya dönüşmesini istiyoruz” diye konuştu.

    Türkiye’de politik tutsaklar için koşulların zorluğuna işaret ederek, “Kalpten onlarla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz” diyen Nicholls şöyle devam etti: “Türkiye’de 300 binden fazla insan tutsak. Siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar tutuklu. Muhalefet partilerine, insan hakları savunucularına, sendikacılara bu kadar karşı duran başka bir ülke aklıma gelmiyor. Dünya’da durumu Türkiye’den daha kötü başka bir yer yok.”

    Tecridin sona ermesi ve PKK’nin ‘terör listesi’nden çıkarılması gerektiğinin altını çizen Nicholls, “Türkiye üzerinde baskı oluşturulmalı, yaptırımlar uygulanmalı, uluslararası anlaşmalar yapılmamalı. Ta ki Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayana ve bölgede barış görüşmeleri yeniden başlayana kadar” diye konuştu.

     

  • Büyüyen evsizlik krizi yolsuzluğun mirasıdır!

    Büyüyen evsizlik krizi yolsuzluğun mirasıdır!

    Erem Kansoy

    Ulusal İstatistik Ofisi’ne göre, 2018/19 yılında başkentte 8.555 evsiz vardı. Covid-19 sürecinde ise sadece 1000 evsize kalacak bir oda veya barınak sağlandı. En son rakamlar, 3.673 kişi, bu rakam 2009-2010 yıllarına göre şu anda İki buçuk katı oluyor. 1000’den fazla tutuklu evsiz ise Coronavirüs salgınından dolayı sokağa serbest bırakıldı. İngiltere’de evsizlik son yıllarda iki katından fazla arttı. 2010’da yüzde 10 olan evsizlik 2019’da yüzde 24’e ulaştı. En yüksek artış 2020’de bekleniyor. İngiliz Parlamentosu ve Başbakanlığın bulunduğu Westminister bölgesinde her gece 300’den fazla evsiz sığınak ararken gündüz saatlerinde bu rakam ikiye katlanıyor.

    Londra’da, artık kira ödemeyi göze alamayacakları için sokaklarda uyumaya zorlanan yeni işsiz restoran ve pub çalışanlarının da arttığı görülüyor. Londra’da yüzlerce çadır ve karton kutu kampı hala mevcut ve koşullar giderek zorlaşırken evsizlerin sayısıda giderek artıyor.

     

  • Johnson Kürt’lere takıldı

    Johnson Kürt’lere takıldı

    Erem Kansoy

    İngiltere’nin başkenti Londra’da devam eden eylemler giderek büyüyor. Bugün İngiliz Parlamentosunda bir toplantıya katılan İngiliz Başbakan Borris Johnson’un parlamentodan çıkışı esnasında eylemciler tarafından aracının önü kesildi. Johnson’un arkasında seyreden güvenlik aracı ise başbakanın bulunduğu aracın ani fren yapması sonucu arakadan çarptı.

     

    Diyarı Kurdi isimli Başbakanın aracının önüne atlayan protestocu ise İngiliz polisi tarafından göz altına alındı. Eylemciler ise an itibarıyle Belgravia polis istasyonu önünde toplanıyor. Yaşanan olay İngiliz basınında büyük yer bulmasına rağmen basında yer alan haberlerde adeta Kürtlere sansür uygulanıyor. Haberlerde sadece ‘Kürt protestocular’ kelimesi yer alıyor fakat Türk saldırıları veya Kürtlerin insanlık için orada oldukları belirtilmiyor. Haberler sadece başbakanın küçük bir kaza atlattığı yönünde veriliyor buda İngiliz basının iki yüzlülüğünü ortaya koyuyor.

    Kürt Halk Meclisi’nin öncülüğünde Britanya Parlamentosu önünde bir araya gelen Kürtler Türk devletinin Medya Savunma Alanları, Şehit Rüstem Cudi Mülteci Kampı, Şengal’e yönelik düzenlediği saldırıları merkez Londra’da halk protesto etmeye devam edecek.

     


  • Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya ve Londra’da bir araya gelen binlerce kadın yapılan yürüyüş ve şölenler ile 8 Mart’ı kutlarken, eril zihniyete, kadına yönelik eşitsizliğe, baskı ve şiddete, kapitalist moderniteye karşı direnen ve mücadele eden dünya emekçi kadınları selamlandı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla başta Londra olmak üzere Britanya’nın bir çok kentinde bir araya gelen Kürdistan ve Türkiyeli kadın örgütleri şölen ve yürüyüşlerle 8 Mart’ı kutladı.

     

    KÜRT KADINLAR SOKAKTA İSYANDA…

    8 Mart dolayısıyla Women’s Strike tarafından Cavendish Meydanı’nda yüzlerce kadın bir araya gelerek bir yürüyüş gerçekleştirdi. Kürt Kadın İnisiyatifi’nin de katıldığı eylemde, kadınlar ulusal giysileri ile rengarenk bir görüntü oluşturdu. Burada yapılan konuşmalar da, kadına yönelik şiddetin kaynağında kapitalist modernite ve ataerkil sistemin olduğu vurgulanarak, tüm kadınların bu sisteme karşı direnişin ve mücadelesinin her gün yükseldiği ifade edildi. Kürt Kadın İnisiyatifi burada yaptığı açıklamada, Rojava’da yaşanan kadın devrimine vurgu yaparak, Saralar’dan Zilanlara, Arinler’den Leylalara Kürt kadını öncülüğünde Rojava’da bir Kadın Devrimi’nin yaşandığı belirtildi. Yapılan konuşmaların ardından kitle Oxford Street’e doğru yürüyüşe geçti. YPJ bayrakları ile devrimci kadın öncülerin posterlerinin açıldığı yürüyüşte, sık sık “Jin Jiyan Azadi” sloganları atıldı.Yürüyüş sırasında Akustik ritim grubu renkli görüntüler oluştururken çevredekilerin büyük ilgisini çekti. Yürüyüş halay ve sloganlarla son buldu.

     

    KCC’DE COŞKULU 8 MART ŞÖLENİ

    Kürt Kadın İnisayitifi tarafından bir diğer 8 Mart etkinliği ise Kürt Toplum Merkezi’nde gerçekleşti. Kürt kadın devrimcilerinin posterlerinin asıldığı salonda kadınlar ulusal giysileri ile şölen de yerlerini aldı. Şölende yapılan konuşmalar da dünyayı direnen kadınların değiştireceği vurgulanarak, eril zihniyetin saldırılarına karşı boyun eğmeyen ve özgürlük ateşini diri tutan Sakine Cansızlar dan Hevrin Xelef’e devralınan direniş çizgisinin tüm coşkusu ile ilmek ilmek örüldüğü belirtildi. Şölende, sanatçı Zeyno sahne alırken, kadınlar hareketli şarkılar eşliğinde halaya durdu. Gece de sık sık, “Jin jiyan azadi” ve “Biji Serok Apo” sloganları atıldı.

    ALEVİ KADINLAR 8 MART’I KUTLADI  

    Merkezi Londra’da bulunan Britanya Alevi Federasyonu Kadın Komisyonu tarafından BAF Konferans Salonu’nda kitlesel bir şölen düzenlendi. Şölen bir dakikalık saygı duruşu ile başlarken, ilk olarak Anatolian Beats Group sahne aldı. Ardından bir konuşma yapan Enfield Alevi Kültür Merkezi Sözcüsü Elif Can, 8 Mart’ın tarihçesine vurgu yaparak, kadınların birlikte tek yürek tek ses olması gerektiğini ifade etti. Kadınlar üzerinde sistematik bir şekilde

     devlet terörizmi ile karşı karşıya olduklarını ifade eden Can, “.Bir canın tırnağı kanasa bizim yüreğimiz kanar. Biz Aleviler olarak her türlü eşitsizliğe ve baskıya sesimizi yükselttik yükseltmeye devam edeceğiz” diye kaydetti. Yapılan konuşmaların ardından sanatçı Derya Alibabaoğlu Kürtçe ve Türkçe şarkılar seslendirdi. EAKM Müzik Grubu’nun da sahne aldığı şöylende, oyuncu Gülistan Sarbas’ın kadınları anlatan tiyatral gösterimi sahnelendi. Şölen de son olarak Nefes Esemble sahne aldı.

     

    KADIN ÖRGÜTLERİ İAKM’DE BULUŞTU

    Londra’daki 8 Mart etkinliklerinin bir diğeri ise Londra Cem Evi’nde gerçekleşti. Dersim-Der, Gik-Der, Paz-Der, SKB, Yeni Kadın ve Alxas Kadın Komisyonu tarafından ortak organizasyonla gerçekleşen 8 Mart şölenine yoğun ilgi gösterildi. Saygı duruşu ve sinevizyon gösterimi ile başlayan etkinlikte ortak açıklamayı Hanım Akdemir yaptı. Akdemir, Hüsniye Bozoklar’dan Sakinelere kadar insanlığın onurlu yaşamını örgütleyen kadınların verdiği dirençle bugünlere geldiklerini vurgulayarak, “Türk devleti ve emperyalistlerin saldırılarına ve İŞİD çetelerine karşı başkaldıran Arinlerin Dilşanlardan Deniz Fıratlara ve nice savaşçılarımıza selam olsun. Bizi bugünlere getiren tüm kadın devrimcilere selam olsun” dedi. Akdemir’in konuşmasının ardından modern halk dansları, tiyatro gösterimi ve müzik ile program sürdü.

     

    DAY-MER’DE ANMA VE ŞÖLEN

    Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer ve Kırkısraklılar Toplum Merkezi’de “8 Mart’ın aydınlığında karanlığa hayır” adlı bir etkinlik gerçekleşti. Sinevizyon gösteriminin yapıldığı etkinlikte, Rosa Luxsemburg’tan Clara Zetkinlere kadın devrimciler anılarak mücadeleri anlatıldı. Kapitalist sistemin kadınlar üzerindeki eşitsizliğine vurgu yapılan etkinlikte, kadın mücadelesinin dünü ve bugünü anlatıldı.

     

    KÜRT KADIN RENGİ DAMGASINI VURDU 

    Britanya’nın bir çok kentinde de 8 Mart dolayısıyla binlerce kadın sokaklara çıkarak isyandaydı. Yapılan yürüyüş ve etkinliklere Kürt Halk Meclisi Kadın Komisyonları’da kitlesel olarak katıldı. Galler, Edinburgh, Liverpool, Hull ve Sheffiel’te yapılan yürüyüşlere Kürt kadınları kitlesel olarak katılan kadınlar, ulusal elbisleri ile dikkat çekti. Yapılan eylemler de TJK-E bayrakları, Paris’te katledilen üç Kür kadını; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylamez ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resim ve flamaları taşınırken, sık sık “Jin jiyan azadi” sloganları attı.

  • HDP’den İşçi Partisi’ne destek

    HDP’den İşçi Partisi’ne destek

    Erem Kansoy

    LONDRA- İşçi Partisi adayları ile birlikte düzenlenen Halk Toplantısı’na katılan HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, İngiltere’de muhafazakar parti iktidarının Kürt halkına karşı katliam ve işgal girişimine karşı sessiz kaldığını dikkat çekerek, İşçi Partili bir iktidarın Ortadoğu barışına ve halklara yarar sağlayacağını söyledi.

     

    12 Aralık Britanya Genel Seçimleri’ne kısa bir süre kalırken, Kuzey Londra’da İşçi Partisi adaylarının Halk Toplantıları ise sürüyor. Aralarında Kürt Halk Meclisi, Gik-Der, Day-Mer, Kırkısraklılar, Göksunlular, Kürecik ve Dersim-Der’in de bulunduğu kurumların organizasyonu ile Kurdish Community Center’da İşçi Partili adayların katılımıyla Halk Toplantısı düzenlendi. Toplantı da, İşçi Partisi adaylarına destek vermek amacıyla Londra’ya gelen HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Edmonton Milletvekili Adayı Kate Osamar, Tottenham Milletvekili Adayı David Lammy ve Enfield Southgate Adayı Bambos Charalambou hazır bulundu.

     

     

    Kurum temsilcileri ile yüzlerce kişinin katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan Demokatik Güç Birliği’nden İbrahim Avcil, Britanya’da giderek artan ırkçılık ve ırkçı saldırılara dikkat çekerek, muhafazakar parti iktidarının işsizlik, yolsuzluk, terör ve hayat pahalılığı artarken, eğitim ve sağlık kurumlarının ise çöktüğünü söyledi.

    İşçi Partisi’nin göçmen toplumların sorunlarına, insan haklarına önem gösterdiğini ve savaş politikaları yerine barışçıl bir siyaset izlediğine vurgu yaptı.

     

     

    HDP: İŞÇİ PARTİSİ BARIŞI GETİRİR

    Avcıl’ın ardından söz alan HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, İngiltere’de muhafazakar parti iktidarının Kürt halkına karşı katliam ve işgal girişimine karşı sessiz kaldığını dikkat çekerek, İşçi Partili bir iktidarın Ortadoğu barışına ve halklara yarar sağlayacağını söyledi. İngiltere’nin Türkiye’ye in fazla silah satan ülkeler içerisinde olduğunu söyleyen Koçyiğit, “İşgale karşı sessiz kalan bir hükümet var. Bunun yanı sıra Türkiye insan haklarını yok sayıp tüm anti demokratik uygulamalarına rağmen buradaki Muhafazakar Parti buna karşı sessiz kalıyor ve ilişkilerini geliştiriyor. Biz biliyoruz ki, İşçi Partisi iktidarı Ortadoğu barışına da hizmet edecek” diye kaydetti.

     

     

     

    İşçi Partisi Southgate Milletvekili Adayı Bambos Charalambous’da, Kürt halkına yapılanların kabul edilemez olduğunu vurgulayarak,

    “Kuzey Suriye’de İŞİD’e karşı zaferde çok emekler veren Kürt’lere karşı bu yapılanlar kabul edilemezdir. Kürtlerin Amerika tarafından zor durumda bırakılması da kabul edilemezdir, Parlamenterler olarak bizler bu konularda sesimizi yükselteceğimizi biliyorsunuz” dedi.

     

     

    SİLAH SATIŞLARINA SON 

    İşçi Partisi Milletvekili Edmonton Adayı Kate Osamar’da İngiltere’nin silah satışlarına dikkat çekerek, “İngiltere Suudi Arabistan’a çok fazla silah satıyor. Ancak biz bunun devam etmesine izin veremeyiz, barış, dayanışma ve eşitlik getirmeliyiz. Kendi ülkemizde veya bir başka ülkede de olsa halkları barış için bir araya getirmeliyiz. Borris Johnson’un arkadaşlarını gördük, biz onların arkadaşı olmak istemiyoruz. Putin, Trump, Erdoğan hepsi de demokrasiyi zedeleyen insanlardır. Demokrasi bizim için çok önemli ve bizler dışardan başkasının yönetiminde olmaya izin veremeyiz. Ülkemizde demokrasiyi başkasının yönetmesine izin veremeyiz” dedi. Osamar, İşçi Partisi’nin toplumun tüm sorunlarına çözüm üretecek güce ve yapıya sahip olduğunu ifade ederek, 12 Aralık’ta herkesi İşçi Partisi için oy kullanmaya davet etti.

     

    ‘JOHNSON TİCARET İNSANIDIR’

    İşçi Partisi Tottenham adayı David Lammy ise konuşmasına Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri anarak başladı. “Bizler Kürt halkı için savaşan şehitlerin öneminin oldukça farkındayız ve Kürt halkının yanında durmamızın nedeni de şehitlerine verdiğimiz önemdir” diye Lammy, muhafazakar partinin politikalarını sert bir dille eleştirdi. Borris Johnson’un bir ‘ticaret insanı’ olduğunu ifade eden Lammy, “İşçi Partisi yönetiminde bir devlet görmek istiyorum. Artık yolsuzlukta yoksullukta bitsin” dedi.