Category: Haber

  • İngiltere’de Korona virüsü kaynaklı ölü sayısı 3’e yükseldi

    İngiltere’de Korona virüsü kaynaklı ölü sayısı 3’e yükseldi

    İngiltere Sağlık Biriminden yapılan açıklamada, Korona virüsü nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 3’e yükseldiği duyuruldu.

    İngiltere Sağlık Birimi Başkanı Profesör Chris Whitty yaptığı açıklamada, ülkede Korona virüsü kaynaklı hayatını kaybedenlerin sayısının 3’e yükseldiğini duyurdu.

    Whitty açıklamasında, “Alınan bilgilere göre korona virüsü sebebiyle İngiltere’de hayatını kaybeden kişi sayısı 3’e yükselmiştir. Özel hayatın ve aile fertlerinin almış olduğu karar neticesinden hayatını kaybeden hastamızın ismini açıklayamıyoruz” ifadelerini kullandı. Whitty, hayatını kaybeden üçüncü kişinin; 60 yaş üstünde bir erkek olduğunu, Kuzey Manchester Genel Cerrahi hastanesinde tedavi gördüğünü ve virüsün yaygın olduğu bir ülkeye tatil için gittiğini tespit ettiklerini de belirtti.

  • Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya ve Londra’da bir araya gelen binlerce kadın yapılan yürüyüş ve şölenler ile 8 Mart’ı kutlarken, eril zihniyete, kadına yönelik eşitsizliğe, baskı ve şiddete, kapitalist moderniteye karşı direnen ve mücadele eden dünya emekçi kadınları selamlandı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla başta Londra olmak üzere Britanya’nın bir çok kentinde bir araya gelen Kürdistan ve Türkiyeli kadın örgütleri şölen ve yürüyüşlerle 8 Mart’ı kutladı.

     

    KÜRT KADINLAR SOKAKTA İSYANDA…

    8 Mart dolayısıyla Women’s Strike tarafından Cavendish Meydanı’nda yüzlerce kadın bir araya gelerek bir yürüyüş gerçekleştirdi. Kürt Kadın İnisiyatifi’nin de katıldığı eylemde, kadınlar ulusal giysileri ile rengarenk bir görüntü oluşturdu. Burada yapılan konuşmalar da, kadına yönelik şiddetin kaynağında kapitalist modernite ve ataerkil sistemin olduğu vurgulanarak, tüm kadınların bu sisteme karşı direnişin ve mücadelesinin her gün yükseldiği ifade edildi. Kürt Kadın İnisiyatifi burada yaptığı açıklamada, Rojava’da yaşanan kadın devrimine vurgu yaparak, Saralar’dan Zilanlara, Arinler’den Leylalara Kürt kadını öncülüğünde Rojava’da bir Kadın Devrimi’nin yaşandığı belirtildi. Yapılan konuşmaların ardından kitle Oxford Street’e doğru yürüyüşe geçti. YPJ bayrakları ile devrimci kadın öncülerin posterlerinin açıldığı yürüyüşte, sık sık “Jin Jiyan Azadi” sloganları atıldı.Yürüyüş sırasında Akustik ritim grubu renkli görüntüler oluştururken çevredekilerin büyük ilgisini çekti. Yürüyüş halay ve sloganlarla son buldu.

     

    KCC’DE COŞKULU 8 MART ŞÖLENİ

    Kürt Kadın İnisayitifi tarafından bir diğer 8 Mart etkinliği ise Kürt Toplum Merkezi’nde gerçekleşti. Kürt kadın devrimcilerinin posterlerinin asıldığı salonda kadınlar ulusal giysileri ile şölen de yerlerini aldı. Şölende yapılan konuşmalar da dünyayı direnen kadınların değiştireceği vurgulanarak, eril zihniyetin saldırılarına karşı boyun eğmeyen ve özgürlük ateşini diri tutan Sakine Cansızlar dan Hevrin Xelef’e devralınan direniş çizgisinin tüm coşkusu ile ilmek ilmek örüldüğü belirtildi. Şölende, sanatçı Zeyno sahne alırken, kadınlar hareketli şarkılar eşliğinde halaya durdu. Gece de sık sık, “Jin jiyan azadi” ve “Biji Serok Apo” sloganları atıldı.

    ALEVİ KADINLAR 8 MART’I KUTLADI  

    Merkezi Londra’da bulunan Britanya Alevi Federasyonu Kadın Komisyonu tarafından BAF Konferans Salonu’nda kitlesel bir şölen düzenlendi. Şölen bir dakikalık saygı duruşu ile başlarken, ilk olarak Anatolian Beats Group sahne aldı. Ardından bir konuşma yapan Enfield Alevi Kültür Merkezi Sözcüsü Elif Can, 8 Mart’ın tarihçesine vurgu yaparak, kadınların birlikte tek yürek tek ses olması gerektiğini ifade etti. Kadınlar üzerinde sistematik bir şekilde

     devlet terörizmi ile karşı karşıya olduklarını ifade eden Can, “.Bir canın tırnağı kanasa bizim yüreğimiz kanar. Biz Aleviler olarak her türlü eşitsizliğe ve baskıya sesimizi yükselttik yükseltmeye devam edeceğiz” diye kaydetti. Yapılan konuşmaların ardından sanatçı Derya Alibabaoğlu Kürtçe ve Türkçe şarkılar seslendirdi. EAKM Müzik Grubu’nun da sahne aldığı şöylende, oyuncu Gülistan Sarbas’ın kadınları anlatan tiyatral gösterimi sahnelendi. Şölen de son olarak Nefes Esemble sahne aldı.

     

    KADIN ÖRGÜTLERİ İAKM’DE BULUŞTU

    Londra’daki 8 Mart etkinliklerinin bir diğeri ise Londra Cem Evi’nde gerçekleşti. Dersim-Der, Gik-Der, Paz-Der, SKB, Yeni Kadın ve Alxas Kadın Komisyonu tarafından ortak organizasyonla gerçekleşen 8 Mart şölenine yoğun ilgi gösterildi. Saygı duruşu ve sinevizyon gösterimi ile başlayan etkinlikte ortak açıklamayı Hanım Akdemir yaptı. Akdemir, Hüsniye Bozoklar’dan Sakinelere kadar insanlığın onurlu yaşamını örgütleyen kadınların verdiği dirençle bugünlere geldiklerini vurgulayarak, “Türk devleti ve emperyalistlerin saldırılarına ve İŞİD çetelerine karşı başkaldıran Arinlerin Dilşanlardan Deniz Fıratlara ve nice savaşçılarımıza selam olsun. Bizi bugünlere getiren tüm kadın devrimcilere selam olsun” dedi. Akdemir’in konuşmasının ardından modern halk dansları, tiyatro gösterimi ve müzik ile program sürdü.

     

    DAY-MER’DE ANMA VE ŞÖLEN

    Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer ve Kırkısraklılar Toplum Merkezi’de “8 Mart’ın aydınlığında karanlığa hayır” adlı bir etkinlik gerçekleşti. Sinevizyon gösteriminin yapıldığı etkinlikte, Rosa Luxsemburg’tan Clara Zetkinlere kadın devrimciler anılarak mücadeleri anlatıldı. Kapitalist sistemin kadınlar üzerindeki eşitsizliğine vurgu yapılan etkinlikte, kadın mücadelesinin dünü ve bugünü anlatıldı.

     

    KÜRT KADIN RENGİ DAMGASINI VURDU 

    Britanya’nın bir çok kentinde de 8 Mart dolayısıyla binlerce kadın sokaklara çıkarak isyandaydı. Yapılan yürüyüş ve etkinliklere Kürt Halk Meclisi Kadın Komisyonları’da kitlesel olarak katıldı. Galler, Edinburgh, Liverpool, Hull ve Sheffiel’te yapılan yürüyüşlere Kürt kadınları kitlesel olarak katılan kadınlar, ulusal elbisleri ile dikkat çekti. Yapılan eylemler de TJK-E bayrakları, Paris’te katledilen üç Kür kadını; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylamez ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resim ve flamaları taşınırken, sık sık “Jin jiyan azadi” sloganları attı.

  • BAF’tan Grup Yorum üyelerine dayanışma mektubu

    BAF’tan Grup Yorum üyelerine dayanışma mektubu

    Diren Dicle


    Britanya Alevi Federasyonu tarafından cezaevinde ölüm orucunda bulunan Grup Yorum üyeleri ile HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’a dayanışma mektupları gönderdi.

    Britanya Alevi Federasyonu öncülüğünde cezaevinde ölüm orucunda bulunan Grup Yorum üyeleri Yılmaz Çelik, Emel Yeşilırmak, Ali Aracı,  HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, Pir Sultan Şube Başkanı Zeynep Yıldırım ve diğer politik tutsaklar ile dayanışmak amacıyla bir mektup kampanyası başlatıldı. Kampanya kapsamında Edmonton Postanesi önünde bir araya gelen BAF Başkanı İsrafil Erbil ve yönetim kurulu üyeleri, buradan tutsakların bulunduğu cezaevlerine duygu ve düşüncelerinin yer aldığı mektupları postaladılar. Gönderilen mektupta şunlara yer verildi: “İnancımız gereği sizin şahsınızda tüm düşünce tutsaklarının özgürlük mücadelesini destekliyoruz. Güzel ve özgür günlerde buluşmak dileği ile.”

     

     

  • Londra’da kadınlar sokakta isyandaydı

    Londra’da kadınlar sokakta isyandaydı

    LONDRA- Londra’da bir araya gelen onlarca kadın örgütü ve binlerce kadın, polis-devlet şiddetine, eril sisteme, emek sömürüsüne, kadına yönelik şiddete karşı ve cinsiyet eşitlikçi bir sistem için sokaklara çıkarak 8 Mart’ı kutladı.

    Milion Women Rise öncülüğünde Londra Born Street üzerinde bir araya gelen binlerce kadın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Meksika’dan Kürdistan’a Türkiye’den Arjantin’e kadar bir çok kesimden ve onlarca kadın örgütünün katıldığı 8 Mart buluşmasında rengarenk görüntüler oluştu. Kadınlar, yaşadığı şiddeti ve eşitsizliği pankart ve dövizlere yansıtırken, “Biz birlik olursak şiddete son veririz”,  ‘Hemen adalet istiyoruz, kadınların birleşmesi engellenemez, nereye gidersek gidelim ne giyersek giyelim evet- evet demektir hayır ise hayır, güç kadında”, “Kadın cinayetlerine karşı birleşiyoruz”, “Şiddete hayır”, şeklinde sloganlar atıldı. Kadın örgütleri kendi renkleri ve ortak talepleri ile alandaki yerini alırken, Türkiye ve Kürdistan’daki kadın cinayetleri, politik kadın tutsaklar ve gazetecilere dönük baskılar da meydandaki taşınan dövizler ile dile getirildi. Kürdistan ve Türkiyeli kadınlar da alanda yerini alırken, Day-Mer, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), Alevi Kadın Komisyonları, Kurd-AKAD ve Kürt kadın kurumları da kendi renkleri ve talepleri ile alandaki yerini aldı.

     

    LAS TESİS PERFORMANSI SERGİLENDİ

    Bond Street üzerinde toplanan kadınlar buradan kortej halinde Londra’nın en işlek caddesi Oxfort Street üzerinden Trafalgar Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.  Kadınların danslar eşliğinde şarkılar söylediği eylemde, Şili’de feministlerin başlattığı ve kadına yönelik şiddete karşı tüm dünyaya yayılan Las Tesis dans performansı sergilendi. Gösterim sırasında kadınların polislere dönerek söylediği,  “Tecavüzcü sendin, tecavüzcü sensin. Polis, Hakimler Devlet Başkan Baskıcı devlet bir erkek tecavüzcüdür. Baskıcı devlet bir erkek tecavüzcüdür” şeklindeki şarkı sözleri ise dikkat çekti..

    KADINLAR ASLA YENİLMEZ

    Yürüyüş boyunca “Ne istiyoruz ? Güvenli sokaklar, Ne zaman istiyoruz? Şimdi, Birlik Olan Kadınlar Asla Yenilmezler” sloganları ise hiç susmadı. Mor renklerin hakim olduğu yürüyüş te, Meksika Chiapaslı kadınların ulusal giysileri ile renk kattığı  eylem de, Türkiyeli bir grup dindar kadın ise anneleri tutuklandığı için cezaevinde büyümek zorunda kalan çocukları ‘Demir parmaklıklar ardında’ gösteren bir tiyatral gösterimle anlattı.

    Yürüyüş sorunda yapılan 8 Mart konuşmaların da ise polis-devlet-erkek şiddetine, eril sisteme, emek sömürüsüne, kadına yönelik şiddete karşı kadınların ortak örgütlenmesinin daha fazla büyüyüp geliştiği ifade edilerek, adalet, eşitlik ve özgürlük vurgusu yapıldı. Eylem Trafalgar Meydanı’nda sloganlarla son buldu.


  • Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    VAN – Van’da birçok eylem ve etkinlikte en ön saflarda yer alan ve baskılara karşı yaşamı boyunca mücadele eden Besna Akdoğan, kadınları 8 Mart’ta da alanlarda olmaya çağırdı.
    Özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hak mücadelesinde ön saflarda hep kadınlar yer aldı. Van’da yaşayan Besna Akdoğan da (65) onlardan biri. Her Kürt kadını gibi hayatı göç ve mücadeleyle geçen Besna, 30 yıl önce devlet baskılarından kaynaklı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinden Yüksekova’ya, oradan da Van’a göç etmek zorunda kalır. Van’da yapılan eylem ve etkinliklerde ön safları, tüm yıldırma politikalarına karşı ise alanları terk etmeyen Besna, kadınları 8 Mart alanlarına davet ediyor.
    ‘Van’da da devlet baskısı devam etti’
    Yıllarca katıldığı eylemlerde sürekli şiddet ile karşı karşıya kaldığını aktaran Besna, kadınların daha fazla ses çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Kadının hem erkek hem de devlet tarafından baskı altında tutulduğuna dikkat çeken Besna, “Devletten yana çok eziyet, cefa gördüm. Çocuklarım sürekli tutuklanıyordu. Bu nedenle İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Van’a geldik burada arsa aldık, ev yaptık. Yine devletin baskıları devam etti. Her türlü işkenceyi uyguladılar. Her zaman halkımın yanındayım. Bunca şehit verdik hepsi bizim evladımız. Onların arkasındayız, bu davayı da bırakmayacağız” ifadelerini kullanıyor.
    ‘Kürt kadının var olduğunu dünyaya gösterelim’
    Kürt mücadelesinde kadınların ön saflarda yer aldığını söyleyen Besna, bütün kadınların el ele vererek alanlara akması gerektiğini dile getiriyor. “Kürt kadınının var olduğunu dünyaya göstermeliyiz” diyen Besna, 8 Mart’ta da sokaklara çıkılması gerektiğine vurgu yapıyor. 8 Mart’ın kadınların erkekler ile “hesap günü” olduğu değerlendirmesini yapan Besna, “Bütün dünya kadınları ayaklanmalı. Sloganlar atmalıyız, coşkuyla kutlamalıyız. Son zamanlarda ne yazık ki kadınlar evden çıkmıyor, seslerini çıkarmıyor. Kadınlar her zaman bu davada en önde oldular. Şimdi de bütün yük kadının omuzlarında. Kadın kendini kandırmamalı, ayakları üzerinde durmalı. Kadın her şeyi yapabilir” diye konuşuyor.
    ‘Kadının elinin değdiği yer güzelleşir’
    Kadınların özgürleşmek için daha fazla alanlarda olması gerektiğini ifade eden Besna, “Biz bu zamana kadara evlatlarımızı, canımızı, malımızı verdik. Devlet elinden dayak yedik, işkence gördük, hapis yattık. Kadın artık korkmasın. Kadın kendini özgürleştirsin, daha büyük adımlar atsın, daha çok özgürleşsin. Kadın sadece evinde değil her zaman her yerde özgür olsun. Kadın neye el atsa güzelleşir, çiçek açar, aydınlanır” sözlerini kullanıyor.
    ‘Beyaz tülbentlerimizden korkuyorlar’
    “Devlet kadınlardan korkuyor” diyen Besna, son olarak da şunları söylüyor: “Polis beyaz tülbentlerimizden, fistanlarımızdan, sloganlarımızdan, konuşmamızdan korkuyor. Bize ‘beyaz tülbentleri çıkarın renkli takın’ diyorlar. Polis buraya geldiği zaman cesurca konuşuyoruz. Kadınların artık evlerinin dışına çıkması lazım. Gün içinde hiçbir şey yapmasalar bile en azından iki Barış Annesini ziyaret etmeliler. Buradan tüm kadınlara sesleniyorum 8 Mart’ta sokaklara akmalıyız.”
  • Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    ANKARA – Emniyet Genel Müdürlüğü, sahte koronavirüs paylaşımı yapan hesaplara ilişkin inceleme başlatılacağını açıkladı.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, koronavirüsle ilgili olarak Türkiye’de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edildiğini ve paylaşımı yapan şahıslar hakkında gerekli çalışmaların başlatıldığını açıkladı.
    Emniyetten yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığımız sosyal medya üzerinde milli ve manevi değerlere saldırı ile sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak yapılan hakaret ve saldırılar ile korku ve panik oluşturarak kamu düzenini bozan paylaşım yapan hesapları tespit etmek amacıyla 7/24 esasına göre sanal devriye faaliyetleri yürütmektedir. Bu doğrultuda yapılan incelemeler sonucunda, son günlerde dünyada birçok kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs ile ilgili olarak ülkemizde de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu endişeye düşüren korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edilmiştir. Bu şekilde halkı korkutma amaçlı paylaşımlarda bulunan şahıslar hakkında gerekli çalışmalar başlatılmış olup en kısa süre içerisinde adli mercilere sevki sağlanacaktır.”
  • Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar.

    Moira Donegan

    Bulaşıkların yıkanmadığını hayal edin. Çamaşırları kimsenin yıkamadığını, kirlilerin yerlerde yığıldığını ve oldukları yerde küflenip, bitlenip kokuştuklarını hayal edin. Kimsenin bebekleri beslemediğini veya bebeklerin altını değiştirmediğini ve kimsenin akşam yemeği hazırlamadığını düşünün. Evin ninesinin kalp doktoru randevusunun ayarlanmadığını ve ninenin randevu için hazırlanmadığını ya da onu doktora götürecek biri yoksa oraya gitmesi için nineye hatırlatma yapılmadığını hayal edin. Kimsenin evi süpürmediğini, camları temizlemediğini veya evin etrafında tozutan döküntüleri toplamadığını hayal edin. Bunun bir hafta, iki hafta, iki ay sürdüğünü hayal edin. Kapalı yatak odası kapıları ardında gerçekleşen ev içi kavgaları ve çığlık çığlığa ağlayan çocukları hayal edin. Açlığı, yaralanmaları ve enfeksiyonları düşünün. Dükkanlarda ya da ofislerdeki ücretli işçiliğin nasıl aksayacağını, telefonla aktarılan ikazlara rağmen işin kötü yapıldığını ve hatta yapılmadığını hayal edin. Kadınların ev işlerini yapmadıklarını hayal edin. Ya da kadınların da ev işlerini erkeklerin yaptığı gibi yaptıklarını: Canları isterse yapıp istemezse yapmadıklarını hayal edin. İkinci dalga feministlerin, ev içinde de cinsiyet eşitliği talebini yükseltmeye başlamasından beri 50 yıldan fazla zaman geçti. Ancak, kadınların, ev işleri, yaşlı bakımı ve çocuk bakımı işlerinde hâlâ erkeklerden çok daha aktif çalıştığına dair kanıtlar giderek artıyor. Stres ve kendine zaman ayıramamak kadınlar için sadece hayat kalitesinin düşmesiyle sonuçlanmıyor aynı zamanda kalp hastalıkları, kanser, arterit ve diyabet riskleri gibi sağlık sorunlarıyla boğuşmalarına da neden oluyor. Feministler bunları yıllardır dile getiriyor ve ne yazık ki gözlemler ve deneyler bu savları giderek artan sayıda veriyle destekliyor. Fazla çalışan Amerikalı kadınlar ev işlerindeki bu eşitsiz dağılım nedeniyle iyice çileden çıkmış durumda. Bu kızgınlığı ve kırgınlığı yüksek sesle dile getiren kadın sayısı artıyor. Bu kadınların çoğu zengin değil. Haliyle bakıcı, temizlikçi veya yardımcı olarak bu işleri kendileri yerine yapacak daha düşük gelirli bir kadını-çoğunlukla mülteci veya ırksal azınlıkta olan kadınları- çalıştırarak bu işlerden öylece sıyrılamıyorlar. Ev işlerinin hakkaniyetli dağılımı için verilen mücadele, mutfaklardan ve yatak odalarından kamu alanlarına taştıkça taşıyor. Psikolog Darcy Lockman’ın yakın zamanda New York Times’da yayınladığı makalesi  ‘İyi’ Babalar Paçayı Nasıl Kurtarıyor? (What ‘Good’ Dads Get Away With), hemen viral oldu ve feminist ev işi analizlerine yeniden bir ilgi doğurdu. Ancak kadınlar arasında farkındalığın artması bu problemi çözmek için yeterli değil. İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar. Bu karmaşanın günümüze en yakın başlangıcı kadınların 1960’ların sonlarında yüksek oranlarla iş gücüne katılmasına dayanıyor. Bu eğilim daha çok evli beyaz kadınlar arasında görülüyordu ve evlilik, ev hayatı ve evcimenliğe getirilen eleştirilerle birlikte ikinci dalga feminist hareketin yükselmesi ile sonuçlandı. Bu dönemde ev işleri konusunda kadınlar ortak bir tavır sergilediler. Kadınlar, kendilerine dayatılan koca-çocuk ve ev üçgeninde kendilerini gerçekleştirebileceklerine dair orta sınıf mitiyle baskılanmayı reddettiler. Feministler, kapitalizmin kadınların ücretsiz ev içi emeğine ve üreme işçiliğine bağımlılığını eleştirdiler. Bir erkek ve kadın arasındaki ev işi paylaşımına dair farkları, fiziksel istismar olarak ele aldılar. Kültürel yaklaşımın dayattığı, kadınların zamanlarının tamamını, tüm dikkat ve enerjilerini başkalarının iyiliği için kullanmaları gerektiğine dair ahlaki zorlamayı tartışmaya açtılar. 20 sene sonra, Arlie Hochschild’in 1989’da yeri göğü sallayan kitabı ‘İkinci Mesai’, erkeklerin kadınlardan çok daha az ev işi yaptığına dair ampirik kanıtlar sundu – ki bu kadınlar tam zamanlı işlerde çalışıyorlardı, ev işleri güya hafifletilmişti ve çiftler kendini özgürlükçü, ev işlerini eşit paylaşan çiftler olarak tanımlıyorlardı. Feminizmin bu evresinin akabinde, özgürlükçü heteroseksüel erkekler daha eşit birer eş ve ebeveyn olmak istediklerini söylediler. Ev işlerinde ve rutin günlük işlerde, çocuk ve yaşlı bakımında eşitlikçi olmaya niyetlendiler. Ve ardından ‘öyle yapmadılar’. Kadınlar iş gücüne girdiklerinde, ikinci bir işi de devralmış oldular: Önce dışarıdaki ücretli iş ve sonra evdeki ücretsiz iş. Sorun hiç değişmedi. Geçen hafta cinsiyet avukatları grubu Promundo’ nun yayınladığı ‘Dünya Babalarının Durumu’ raporu, kadınların ev içindeki işlerde erkeklerden 10 kat daha fazla çalıştığını ortaya koydu. Erkekler evdeki bu zamanlarını ne için harcıyorlar? Bilgisayar oyunları gibi keyfi aktivitelere. Ancak ev işleri, yeniden düzenlemeler için biraz hileli bir eşitsizlik alanı. Bu eşitsizlik, evin özel alanı içinde var oluyor ve kadınlar birbirlerini bu işleri yaparken göremiyor. Bu gözden uzak kalma durumu, erkeklerin bu çileyi eşit şekilde paylaşmadığına dair kolektif bir bilinç oluşmasını da engelliyor. Bu, öyle çok göz önünde olan bir mücadele alanı değil. Ev işlerini düzenlemek zor çünkü bunlar ücretsiz ve kendiliğinden yapılan işler. Ev içindeki eşitsizlikler, kadınların ücretli işlerinde yaşadıkları eşitsizlikler ve cinsel saldırı, adaletsiz ücret ve hamilelik nedeniyle işten ayrılma/atılma gibi zorluklar yanında daha önemsiz gibi görünüyor. Ev içi emeği yeniden düzenlemek zor çünkü kadınlar, eşlerinin veya erkek arkadaşlarının ev içi işe katılmayı reddetmeleri yüzünden bu işleri orantısız derecede üstleniyorlar: Erkekler yapmak istemedikleri için eşler ve kız arkadaşlar bu işleri onların yerine zaten yapıyor. Feministlerin ev içi işleri ile ilgili konuşmalarında bu konu dile getirilmeye çekinilen bir konu çünkü oldukça çetrefilli. Pek çok heteroseksüel kadın sevdikleri adamları eleştiren feminist analizlere direnç gösterebiliyor hatta saldırganlaşabiliyor. Kadınlar ve evlilik-evcimenlik hakkında, ev işlerinin zorunluluktan veya yükümlülükten değil de sevgiden kaynaklanan işler olduğunu söyleyen/söyleten gizemli kültürel çarpıtmayı aşmak da çok zor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde pek çok kadını ev işlerinin profesyonel bir iş gibi ele alınması gerektiğine dair ikna etmek oldukça güçleşiyor. Ev işlerinde gerçek eşitlik, feministlerin başarı kaydedemediği bir şeyden geçiyor: erkeklerin davranışlarında değişim. Ev işlerindeki eşitsizlik ısrarla devam ediyor çünkü erkekler bunu seçiyor. Bilerek görmezden gelmelerine, feministlerin ‘öğrenilmiş yetersizlik’ dedikleri ‘sen bu işte daha iyisin bebeğim’ şeklindeki manipülasyonlarına ya da kadınların çilesini bencilce umursamama hallerine bakınca, erkekler ev işlerini yapmamayı ‘tercih’ ediyorlar. Aile fertlerinin ihtiyaçlarını hatırlamak ve takip etmek gibi zihinsel işleri yapmamayı seçiyor, kendi çocuklarına bakmamayı tercih ediyor, kendi arkalarını toplamamayı seçiyorlar. Bu sorunu çözmek için, feministler diplomatik davranarak ev işlerindeki eşitsizliğin nedeninin erkeklerin iradesiyle ilgili bir sorun olduğu gerçeğini görmezden gelemezler. Erkekler daha iyi seçimler yapmak zorunda kalacaklar. Erkekler birlikte yaşadıkları kadınlara karşı daha büyük bir sorumluluk ve ahlak algısı geliştirmek ve bu sorumluluk ve ahlak algısını kullanmak zorunda kalacaklar. Erkeklerin daha sık bebek bezi değiştirmesi ve daha sık bulaşık yıkaması, daha sık doktor randevusu takip etmesi ve ağlayan çocukları sakinleştirmesi gerekiyor. Kendi ve çocuklarının arkalarını toplamaları ve hatta bunları yapmak için boş zamanlarından fedakarlıkta bulunmaları gerekiyor. Erkekler bunları kendiliğinden yapmayacaklar. Ancak kadınlar onları mecbur bırakabilir. Sonuçta, ev işlerinin birer iş olduğunun farkında olan kadın sayısı arttıkça, büyük bir grev yaratacak kadın sayısı da artıyor demektir.

    Bu yazı 4 Haziran 2019’da the Guardian’da yayınladı.
    Çeviren: Güneş Akçay
    Kaynak: Çatlak Zemin