Tag: avrupa

  • EGE DENİZİ’NDE  BOT BATTI : 2 MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ

    EGE DENİZİ’NDE BOT BATTI : 2 MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ

    Muğla Fethiye ilçesi açıklarında Yunanistan adalarına geçmeye çalışan lastik bot battı. İhbar üzerine bölgeye sahil güvenlik ekipleri sevk edildi. Ekipler tarafından lastik bottaki 58 mülteci kurtarılırken, 2 mülteci yaşamını yitirdi, 2 mülteci ise yaralandı.
    Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın iskelesine getirilen yaralılar Fethiye Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Diğerleri işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi.
  • İsveç’ten Göçmenleri Aşağılayan “Onurlu Davranış” Yasası!

    İsveç’ten Göçmenleri Aşağılayan “Onurlu Davranış” Yasası!

    Avrupa göçmenlere dönük sert politikalar üretmeye devam ediyor. Bu kapsamda İsveç hükümetinden de yeni bir yasa önerisi geldi.. Yeni yasa önerisine göre, göçmenlerin sadece suç işlememesi yeterli olmayacak; “onurlu davranış” sergileyenler ülkede kalabilecek.

    Göç Bakanı Johan Forssell, İsveç’e gelenlerin çoğunluğunun dürüst ve çalışkan bireyler olduğunu vurgularken, toplum düzenine aykırı hareket edenlerin ülkede barınmaması gerektiğini ifade etti. Özellikle suç işleyen, sosyal yardım sistemini dolandıran, borç batağına saplanan ya da terör propagandası yapan göçmenler için sınır dışı kararı alınabilecek.

    Eski yargıç Robert Schött’ün önerisiyle yasaya eklenmesi planlanan “onurlu davranış” kriteri, öğrenci vizesi, çalışma izni ve aile birleşimiyle İsveç’te bulunan göçmenleri kapsıyor. Göçmenlerin yaşam tarzları ve tutumları, oturma izinlerini kaybetmelerine neden olabilecek.

    Ancak insan hakları savunucuları bu düzenlemeye tepki gösterdi. Civil Rights Defenders örgütünden John Stauffer, yasanın ifade özgürlüğüne zarar verebileceğini belirterek, “Bu düzenleme, hukukun eşitliği ilkesine ters düşüyor ve İsveç için tehlikeli bir adım olabilir” dedi.

    Yeni yasa önerisi, İsveç’in göç politikalarındaki katı dönüşümün en son halkası olarak değerlendiriliyor.

  • Erdoğan’ın İngiltere’de aşı ücretli iddiası ‘yalan’

    Erdoğan’ın İngiltere’de aşı ücretli iddiası ‘yalan’

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hatay’da yaptığı konuşmada, İngiltere’de Covid-19 aşısı yapılması karşılığında 100 sterlin ücret alındığını söyledi.

    Erdoğan “Bakın şu anda sevgili kardeşlerim, dünyanın değişik yerlerinde Avrupa’nın en gelişmiş ülkeleri aşı var ya, bu aşıyı ücretli yaptırıyor biliyor musunuz? Ücret alıyor, ücret. İngiltere’de 100 sterlin gibi rakamla ücret alınıyor. Bizde böyle bir şey yok” dedi.

    Ancak Erdoğan’ın bu açıklamasına karşın, 43 milyon kişinin en az bir doz, 32 milyon kişinin de iki doz aşı olduğu İngiltere’de Covid-19 aşılama programı ücretsiz yürütülüyor.

    Hatta 16 Ocak 2021’de Ulusal Sağlık Hizmeti NHS’in İngiltere şubesine ait internet sitesinde yayımlanan duyuruda, NHS ve güvenlik güçlerinin, aşılama kampanyasından faydalanabilecek dolandırıcılara karşı bilinçlendirmek üzere bir kampanya başlattıkları belirtildi.

    Ülkenin en üst düzey aile doktoru ve çeşitli güvenlik kuruluşlarının yaptığı ortak açıklamada, Covid-19 aşısının sadece NHS üzerinden yapıldığı ve bedava olduğu, sağlık görevlilerinin aşı karşılığında asla para istemeyeceği vurgulandı.

    Açıklama, bazı dolandırıcıların bu yolla çıkar sağlama girişiminde bulunduğu haberleri üzerine yapılmıştı.

    Sağlık Bakanı Matt Hancock da kampanya için yaptığı açıklamada “Bu pandemiden çıkış yolumuz aşılar. Sahtekarların bu dev ekip çalışmasının altını oymasına izin vermememiz yaşamsal önemde. Aşı için sizden asla para istenmeyecek, aşı için sizinle temas kurulduğunda banka detaylarınız ve PIN kodunuz sorulmayacak” demişti.

    Birleşik Krallık’ta Ulusal Sağlık Sistemi NHS’in verdiği diğer sağlık hizmetlerinden de herhangi bir ücret alınmıyor.

    Şu anda Birleşik Krallık’ı oluşturan İngiltere, Kuzey İrlanda ve Galler’de 18 yaşın üzerindeki, İskoçya’da ise 30 yaşın üzerindeki herkese ilk doz aşı sunuluyor.

    Ülkede Pfizer-BioNTech, Oxford-Astra Zeneca ve Moderna aşıları yapılıyor. Janssen aşısının da önümüzdeki aylarda yapılmaya başlaması bekleniyor.

    İngiltere’de hastalık belirtisi gösterenler için Covid-19 testleri de ücretsiz yapılıyor, ancak yeşil kategoride olmayan ülkelerden gelenler karantina süresinde, ikinci ve sekizinci günlerde iki ücretli test yaptırmak zorunda.

    Türkiye’nin de aralarında bulunduğu kırmızı kategoride olan ülkelerden gelenler ise 10 gün otel karantinasında kalmak zorunda ve bu kişilerden 1750 sterlin ücret alınıyor.

    Kaynak : BBC Türkçe

     

  • İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’a suikast hazırlığı yaparken deşifre edilen Türk suikast timinin, Türk Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Paris Büyükelçiliği’ndeki fotoğrafları ortaya çıktı.

    Biri Erdoğan’ın Beştepe’deki sarayı önünde, diğeri Paris’teki Türk Büyükelçiliği’nde çekilmiş iki fotoğraf, Avrupa’daki bir suikast timi ve bağlantılarına ışık tutuyor. Fotoğraflarda iki suikastçı, bir büyükelçi ve Saray var. Emri verenler, organize edenler ve tetikçiler aynı karede.

    Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) binası önünde Haziran 2017’de Mercedes Classe E marka siyah bir otomobil dolaşıyordu. Bir süreden beridir keşif faaliyetleri yapılıyor, istihbarat toplanıyordu. KNK çevresinde 14 Haziran günü en az üç kez tur atan araç, polis takibindeydi. Aslında Kürt yetkililerin birçok kez şüpheli şahıslar konusundaki uyarısı, Belçika polisi tarafından önce ciddiye alınmamıştı. Teknik ve fiziki takip yapılınca, olayın ciddiyeti anlaşıldı. Araçtakiler KNK çevresinde keşif faaliyeti yaptıktan sonra yakındaki tünele girdi. Peşlerine takılan polis, “aracın hızlı gittiğini” gerekçe göstererek durdurdu. Arabada üç kişi vardı. Polis, araçtakileri indirdi. Yapılan kontrolde şüphelilerin kimlikleri tespit edildi, fotoğrafları çekildi. Polis, rutin bir yol kontrolü izlenimi verdi.

    Belçika yargısı ve polisi, suikast teşebbüsüne ilişkin bu soruşturmayı gizli yürütüyor. Dosyaya yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre; binlerce sayfalık bir soruşturma dosyası oluşturuldu.

    ARAÇTAKİ SUİKAST TİMİ

    Araçtaki üç kişiden olan Zekeriya Çelikbilek, eski bir asker. Fransız Journal de Dimanche gazetesi de 14 Mart günü üç kişinin adını deşifre etmişti. Fransız vatandaşı Çelikbilek, araç durdurulduğu sırada 6-7 aydır Paris’in Argenteuil banliyösünde ikamet ediyordu. İkinci kişi Yakup Koç’tu. Üzerinde Türk polisi olduğunu gösteren bir kimlik tespit edilmişti.

    ANF’nin elde edilen bilgilere göre Yakup Koç’un kod adı “Albay”. Brüksel’deki “operasyonun” organizatörlüğünü yapıyordu. Üçüncü kişi ise Belçika’da yaşayan ‘Kürt kökenli’ Hacı Akkulak.

    Soruşturmayı yürütenler, Mercedes’in polis kontrolüne takılmasından iki gün sonra, 16 Haziran’da tehdidin daha da belirginleştiğini fark ediyor. “Türkiye kökenli dört kişinin” Belçika’ya geldiği ve burada bir apartman dairesi kiraladıkları vurgulanıyor. İçlerinden biri keskin nişancı. Hedeflerinde KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar vardı.

    SUİKAST EKİBİNDE İKİ FİRE

    Dosyaya yakın kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre; Belçika polisi araç durdurulduktan birkaç ay sonra bir operasyon gerçekleştirdi. Çelikbilek ve Yakup Koç gitmişti. Belçika polisi bunları sorgulamak yerine, casus ağının Belçika ayağını hedef almayı tercih etmişti. Baskınlardan biri Gent’te gerçekleşti. Necati Demiroğulları isimli Sakaryalı olduğu tahmin edilen bir Türk ile Akkulak’ın evleri arandı, birçok materyale el konuldu.

    Bu operasyona götüren süreç, Akkulak’ın itiraflarında gizli. Akkulak, kendisine yapılan muhbirlik teklifini kabul ettikten sonra olayın suikasta kadar vardığını anlayınca hem Kürt kurumlarını hem de Belçika polisini durumdan haberdar etti. Akkulak’ı Türk suikast timine yönlendiren kişinin Necati Demiroğulları olduğu öğrenildi. Polis tarafından evine baskın yapılan Demiroğulları da bildiklerini itiraf etti. Demiroğulları’nın Yakup Koç’un damadı olduğu ve materyal destek sağladığı öğrenildi.

    Her ikisinin itirafları, suikastçı timinin özellikle Paris’teki Türk Büyükelçiliği ile yakın ilişkileri olduğunu gösteriyor. Hatta Çelikbilek’in, Hacı Akkulak’a, özel bir görüşme sırasında Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinde de rol oynadığını söylediği belirtiliyor. Zaten Belçika’daki bu soruşturma, Paris Katliamı’na ilişkin yeni bir soruşturma açılmasına önemli katkı sağlamıştı. Mayıs 2019’da Paris savcılığının yeniden başlatmaya karar verdiği soruşturmada, katliamın emrini verenler ve suç ortakları hedefleniyor. Üç kadın devrimcinin aile avukatları katliamla bağlantılı Avrupa’daki geniş ve halen aktif olduğu düşünülen bir ağ olduğunu belirtiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    SARAY VE BÜYÜKELÇİLİK POZLARI

    ANF’nin elde ettiği fotoğraflar, Belçika’daki suikast timini deşifre ederken, bağlantılarını da açık bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle Çelikbilek’in hem Türk Cumhurbaşkanlığı hem de Türk Büyükelçiliği ile ilişkileri göze çarpıyor. Fotoğraflardan biri, Çelikbilek ile Türk Büyükelçi İsmail Hakkı Musa arasındaki yakın bağa işaret ediyor. Bu karede kimliklerini tespit edemediğimiz iki kişi daha var. Fotoğraflar arasında Büyükelçilik içerisinde çekilmiş iki kare var. Biri, basın açıklaması yapılan masada çekilmiş.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Çelikbilek, bir diğer fotoğrafta Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beştepe’deki sarayının bahçesinde görülüyor. Üzerinde koyu mavi bir takım elbise var. Başka bir fotoğrafta başındaki komando beresi dikkat çekiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Yakup Koç’a ait fotoğraflar, 2008 ve 2011 yılları arasına ait. Biri Bratislava yolunda çekilmiş, diğeri Fransa’nın ünlü Mont Saint-Michel adasında çekilmiş. Birçok mekânda “turist” kılığında çekilmiş fotoğraflar dikkat çekiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Bu fotoğraflar suikast timinin Saray ve Türk Büyükelçiliği ile bağlarını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

    KOORDİNATÖR İSMAİL HAKKI MUSA

    Belçika’da yürütülen soruşturma dosyasında da bu casus ve suikast ağının Avrupa’daki “eylemlerinin İsmail Hakkı Musa tarafından koordine edildiğine” işaret ediliyor.  İsmail Hakkı Musa, üzerindeki şüphelerin daha da güçlendiği bir dönemde, görev süresinin dolduğu açıkladı. Yerine Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi geçecek.

    PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Kürt gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in, 9 Şubat 2013’te katledilmesinin ardından tüm izler Ankara’yı işaret ediyordu. Yürütülen soruşturma, ortaya çıkan belgeler, tanıklıklar ve itiraflar, suikastların MİT tarafından organize edildiğine kesinlik kazandırdı. İsmail Hakkı Musa da son birkaç yıldır şüpheliler arasındaydı. Bir dönem MİT Müsteşarlığına vekalet eden ve daha sonra MİT’in iki numaralı ismi olan İsmail Hakkı Musa’nın Paris’e atanması, casus ağları ve suikast teşebbüslerinin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

    MUSA’NIN SON 11 YILI

    Musa, 1980’li yılların sonlarında Fransa’da üniversite eğitimi görmesi için gönderildi. Sonra da farklı düzeylerde görevler aldı. 1 Kasım 2011’de Brüksel Büyükelçisi olarak atandı, ancak uzun sürmedi. Ekim 2012’de merkeze çekilerek, MİT Müsteşar Yardımcılığına atandı. Brüksel’deki bir yıllık süre içerisinde özellikle Türk camileri, dernekleri, selefiler ve ırkçı oluşum ülkücülerle yoğun temas içerisinde olan İsmail Hakkı Musa, Belçika istihbaratının da dikkatini çekmişti.

    Musa, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın seçimlerde aday olmak için istifa etmesi üzerine 10 Şubat 2015’e MİT Müsteşarlığı’na vekaleten atandı. Bu görevini 10 Mart 2015’e kadar devam ettirdi. Musa’nın MİT sorumluluğu yaptığı dönemler ile Brüksel ve Paris’e büyükelçi olarak atandığı dönemler, MİT marifetli ağır suçların işlendiği dönemlere denk geliyor.

    Musa, Temmuz 2016’daki devlet içi çatışmadan sadece dört ay sonra Paris’e büyükelçi olarak atandı. Büyükelçi atandığı dönem, aynı zamanda Türk devletinin, camiler dahil birçok alanda istihbarat örgütlemesini güçlendirdiği bir dönemi ifade ediyor. İsmail Hakkı Musa’nın Paris’teki büyükelçiliğe taşınmasından bir ay kadar sonra, Paris Katliamı’nın tetikçisi Ömer Güney’in 17 Aralık 2016’da cezaevinde şüpheli bir şekilde ölmesi de dikkat çekiyor.

    Kaynak: ANF

     

  • Londra Kürt Film Festivali başlıyor

    Londra Kürt Film Festivali başlıyor

    Londra Kürt Film Festivali’nde Kürdistan’ın dört parçası ve Avrupa’dan Kürtler ile ilgili 100’e yakın film gösterilecek. Festivalin 20’nci yılına özel olarak gerçekleşecek festivalin teması ise “Benim Kürdistan’ım” olacak.

    Londra Kürt Film Festivali’nin 12’ncisi koronavirüs pandemisi nedeniyle 16-27 Nisan tarihlerinde online olarak gerçekleşecek.

    Festival pandemi nedeniyle programlarını erteleyen diğer Kürt Film Festivalleriyle de ortaklaşa yapılarak bir ilke imza atacak. Bu yüzden festival “Global Kürt Film Festivali” olarak tasarlandı. Festivalde birçok ülke ve bölgeden Kürtlerle ilgili onlarca film gösterilecek. Festivalin bu yılki teması da “Benim Kürdistan’ım” olarak seçildi.

    Festival, 2001 yılında beri Kürt sinemasının Avrupa’ya ve dünyaya tanıtmayı amaç edinmiş bir grup tarafından organize ediliyor.

    ‘Benim Kürdistan'ım’
    ‘Benim Kürdistan’ım’

    Bianet’en Abdulselam Yıldırım’a konuşan Londra Kürt Film Festivali Direktörü Ferhan Stêrk, “Özellikle bu yıl Kürt Film Festivali, tanıtım ve gösterimden, üretim ve gelişim alanına doğru bir kayış içerisinde. Bu değişimi özellikle 12. Festivalimizde net bir şekilde göstermeye çalışıyoruz” dedi.

    Festival 12 gün sürecek

    Londra’da uzun yıllardır Kürt sinemasına ilgi duyan insanların oluşturduğu bir kültürün varlığına işaret eden Ferhan Stêrk, “Sadece Kürdistanlılar değil, Londra’da yaşayan diğer halklar da Londra Kürt Film Festivali’ne büyük ilgi duyuyor” diye ekledi.

    Londra Kürt Film Festivali’nin de zaten böyle bir iddia taşıdığının altını çizen Stêrk, “Bu yıl, 16-27 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek festivalimiz yaklaşık 12 gün sürecek ve online olarak gerçekleşecek. Çünkü Londra’da sinema salonları hala kapalı” dedi.

    Farklı bir içerik

    Stêrk, bu festivalde daha farklı bir içerikle seyirci karşısına çıkacaklarını belirtti ve ekledi: “Yaklaşık on tane festivalimiz olacak ve gösterimlerini iptal eden Kürt filmleri de gerçekleşecek olan bu festivalin birer partneri olarak yer alacaklar. Moskova Film Festivali, Rojhilat’tan Rêtaw Film Komünü, Rojava Uluslararası Film Festivali, Süleymaniye Uluslararası Film Festivali, Amed Film Festivali, Mezopotamya Film Festivali; New York , Hamburg, Los Angeles ve Barcelona film festivallerimiz gibi çeşitli zenginlikte sinemacılarla bu festivali gerçekleştiriyoruz.”

    Son 20 yılın en iyi filmleri

    Stêrk şöyle devam etti: “Yılmaz Güney’den günümüze kadar Türk sinemasının bilinen en iyi yönetmen ve en iyi filmlerini izleyen izleyicilerin karşına çıkacağız. Bu program bizim için Kürt sinemasının son 20 yılının en iyi filmlerini göstereceğimiz bir program olacak. Bu 20. yılın esprisi de aynı zamanda.”

    Kürt sinemasının imgelerini, simgelerini gösteren ve bunun nasıl olduğunu anlatan yaklaşık yüze yakın film gösterileceğini söyleyen Stêrk, “Bu filmleri bu yılki programda iki ana gövde şeklinde göstereceğiz: Birincisi, Kürt sinemasının son 20 yılının en klasik seçkileri olacak. İkincisi ise yeni seçkiler olacak. Yeni seçkilerde de son iki yılda yapılmış yeni filmler -belge film, kısa film, animasyon filmler- olacak şekilde belirlendi” diye noktaladı.

  • Her gün bizde ölüyoruz!

    Her gün bizde ölüyoruz!

    Geçtiğimiz yıl 100’den fazla gazeteci görevi başında katledildi, dünya çapında 348 gazeteci cezaevinde.

    Erem Kansoy

    Avrupa dışındaki ülkelerde basın özgürlüğünden bahsetmek neredeyse mümkün değilken, binlerce gazeteci işsiz, kurumları faşist yönetimlerce kapatılmış veya kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışıyor. Darp girişimleri, sosyal medyada küfür ve hakaretler de ne kadar normal karşılansa da, Hayır! Normal değil ve aksine üzerine gidip ses çıkartılmalı. Mesleğine aşık gazeteciler bugün olduğu gibi faydalanılıp bir kenara atılmamalı.

    Her gün okuyucular kendilerine yakın gördükleri haber kaynaklarından çok hızlı şekilde habere erişmeye devam ederken, biz habercilerin yaşantısı ve ölüm ile yüzleşmesini kaçımız sorguluyoruz?

    Evet, gazetecilik yorucu bir meslek, işe başlama saatiniz vardır ama çıkış saatiniz belli değildir. Salonların yerine, sokakları tercih edersiniz çoğu zaman… Yeri gelir bir feryadın, yeri gelir bir acının içinde bulursunuz kendinizi… Bazen de içiniz kan ağlarken, cebinizde beş kuruş yokken; şen kahkahaların atıldığı bir zevk masasının halini ölümsüzleştirirsiniz objektifinizde. Annenizi, babanızı, eşinizi hatta çocuğunuzu saatlerce bekletirsiniz ama habere yetişmek veya haberi yetiştirmek için yeri gelir tüm zaman limitlerini zorlarsınız. Aşkla koşmazsanız haberin peşinden çabuk yorulursunuz. İçinizde aşk yoksa yapamazsınız bu işi… Öyle ki tüm bunların karşılığı ölüm, baskı, tehdit ve geçim mücadelesi olmamalıydı gazetecilerin.

    2016’da her 4 günde 1 gazeteci öldü!

    Birleşmiş Milletler’in dünyadaki basın özgürlüğü ile ilgili araştırmaları da bünyesinde yürüten UNESCO, geçtiğimiz günlerde kendi haber sitelerinde yayınladığı bir makaleye göre, geçtiğimiz yıl içerisinde ortalama 4 günde 1 gazeteci görevi başında yaşamını yitirdi. 2016’da UNESCO’ya göre görevi başında ölen gazeteci sayısı 101 fakat bunlar sadece bilinenler.

    Yayınlanan verilere göre ölen gazeteciler, Ortadoğu’da Arap Emirlikleri, Suriye, Irak, ve Yemen ayrıca Latin Amerika ve Karibeanlar’da çoğunlukta yaşamını yitirdi. Makalede yer alan bir diğer bilgi ise her ölümün ardından UNESCO Direktörü Irına Bokova olayının yaşandığı yerlerdeki otoriteleri özellikle arayıp ölümlerin aydınlatılmasını istemiş. Makalede ayrıca hem sorunlu hemde sorunlu olmayan bölgelerde çalışma yürüten gazetecilerin sağlık ve güvenliği ile alakalı bir de protokol oluşturulacağı bilgisi yer aldı. Uluslararası Haber Güvenliği Enstitüsü’ne göre ise 2015 yılında 115 gazeteci

    katledilirken, 2016 yılında ise Kolombiya, Meksika, Afganistan, Irak ve Rusya bölgelerinde en çok gazeteci ölümünün yaşandığı belirtiliyor.

    Öldürülen yerel gazetecilerin sayısı net olarak belirlenemezken, birçok gazetecinin öldürülmeden önce hem kendisinin hem de ailesinin tehdit aldığı ve saldırılara uğradığı da biliniyor.

    Gazeteciler için; Türkiye eşittir hapishane!

    Türkiye’de içi boş bir takım siyasetçiler halen rahatça ‘basınımız özgür’diye yalanlar söylemeyi becerebiliyor. Hem Türkiye hem de Avrupa’da onlarca gazeteciyi hapse atan, katleden, işsiz bırakan, darp eden Türki zihniyetten aksini söylemesi beklenemezdi zaten. Öte yandan uluslararası basın örgütleri ve kurumlar ise Türkiyede gazetecilere yönelik barbar tutum karşısında şok içerisindeler.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonraki araştırmalar neticesinde yine Türkiye. Dünya Basın Özgürlüğü raporunda iki sıra daha gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 151’inci sırada. Önünde Tacikistan, arkasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) raporları ile rakamsal olarak örtüşen uluslararası kurumların raporlarında da belirtildiği üzere, Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı. Yaklaşık 2 bin 500 medya çalışanı ve rakam net olmamasıyla beraber 10 bine yakın tahmin edilen gazeteci ise işsiz. Yargı önündeki, darp edilen, ekstra işlerde çalışıp geçimini sağlamaya çalışan, tehdit ve baskı altındaki gazeteci sayısını kestirmek ise neredeyse imkansız.

    İngiltere ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye hassasiyet

    Özellikle Türkiye’deki gazeteci meslektaşları ve dava arkadaşlarını yalnız bırakmayarak yurt dışında yürüttükleri bilgilendirme toplantıları ve çalışmalar ile yabancı gazetecilerin Türkiye’yi de değerlendirmeleri sağlandı.

    İngiltere üzerinden, Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International), Avrupa Yazarlar Birliği (European PEN), Uluslararası Gazeteciler Birliği (IFJ), İngiltere Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJ) geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’deki gazeteciler ve yüzleştikleri katliamlar, tutuklamalar ile alakalı sayısız açıklamalar yapmıştı. Yine İngiltere’de oluşurulan yabancı gazeteci heyetleri de hem Kürdistan hem de Türkiye’ye gönderilmiş ve gazetecilerin yaşadığı zulüm yerinde incelenmişti.

    Alman Gazeteciler Birliği BM’ye kadar gitti

    Alman Gazeteciler Birliği (DJV) ise, BM yeni genel sekreteri Antonia Guterres’ten, savaş ve kriz bölgelerinde bulunan gazetecilerin daha etkili bir şekilde korunmasını talep etti.