Tag: Daiş

  • Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    “Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi.”

    Ayşe Gökkan

    Demokratik özerklik; sorumlulukların yerel dinamiklerle ve toplumun yarısı olan kadınla paylaşılmasını inşa eden ruhlu, canlı bir yaşam sistemidir. Ulus devletin güven yitirdiği bir dönemde bin yılları alan bir sürede inşa olmuş mevcut devlet sistemini kurumsal olarak reddetmeden, toplumları birbirine kırdırtmadan, yaşamı birlikte ören kadınların sistemi olarak ele alınmalıdır demokratik özerklik. Bu anlamda sadece bir yönetim modeli değil, tekçi-kutuplaştırıcı homojen ulus anlayışının yerine, devletten bağımsız olarak tanımlanan demokratik ulusun inşasıdır. “Daha az devlet, daha çok toplum” ilkesiyle hareket eden, demokratik ulus birlikteliğini ve demokratik konfederal sistemi esas alan, doğayı talan etmeyen, kendini en yerelden ören canlı bir yaşam biçimidir. Kadınların komşusuyla ve komşunun komşusuyla nasıl yaşayacağına, toplumların özgür iradeleriyle karar verdiği komünal bir sistemdir. Bu komşuluk sadece ev komşuluğu ve mahalle komşuluğu değildir. Ayrıca halkların, inançların, kültürlerin, toplulukların komşulukları, nasıl bir birliktelikle yaşayacaklarına ortak karar verme sistemidir. Bu sistem, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir inşada kadının kendi söz ve kararlarını halkların ve inançların yarısı olarak almasını yani bağımsız özgün kadın örgütlenmesini toplumsal sözleşmeyle teyit eden bir sistem olarak ana hatlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu sistemin ihtiyaç boyutları da kadının bağımsız örgütlenmesi, ekonomi, siyasi, sosyal, diplomasi, hukuk, insan hakları, ekoloji, medya, halklar ve inançlar, dil ve eğitim, kültür, yerel yönetimler, şiddetle mücadele ve özsavunma olarak şekillenmiştir.

    İlk ve son sömürge olmaktan ancak örgütlenerek kurtulabiliriz

    Ulus devletin güvensizleşmesi, paydaş değil yandaş olma sistemi olarak yasallaşması, ciddi bir yıkım haline gelmiştir. Bu yıkımlar karşısında kadınların ve halkların çözümü olarak demokratik özerklik şekillenmektedir. Nitekim; Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi. Ayrıca ilk ve son sömürge olmaktan kurtulmanın ancak mücadele ederek ve örgütlenerek ortaya çıkaracağını da gösterdi.

    Demokratik özerklik özsavunmayı sadece güvenlik boyutuyla ele alm

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-
    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    az

    Demokratik özerklik; Türk devleti döveceğine, Kürt devleti dövsün hukukunu inşa eden bir sistem değildir. Ya da beni üvey babam döveceğine, öz babam dövsün sistemi değildir. Sokaktaki erkek döveceğine evdeki erkek dövsün de değildir. Demokratik özerklik, yerellerin devlet yetkilerini devralma inşası da değildir. Yine demokratik özerklik kadının erkek egemen zihniyetinin yetkilerini devralma inşası da değildir. Aslında demokratik özerklik; kadın konfederal sisteminde, öncelikle kadının kendini, komün ve meclisler üzerinden örgütlemesinin ifadesidir (eş-sözcülük, eş-başkanlık, özgür-eş yaşam, eş-temsiliyet). Demokratik özerklik; kadın özsavunmasını da, dar anlamıyla sadece güvenlik boyutuyla ele almaz. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi yaşam hakkı başta olmak üzere, değerlerine dayatılan imha ve inkâra karşı öz sistemine kavuşmasını ifade eder. Tüm boyutlarda örgütlenerek, taciz ve tecavüzden kendini kapsamlı olarak korumasını ifade eder. Demokratik özerklik aynı zamanda, kadının öz savunmasını, utanması gerekenlerin yerine utanmaması ve korkması gerekenlerin yerine korkmaması, teşhir etmesi, direnmeyi örgütleyip aralıksız mücadele etmesi olarak da tanımlar.

    Ulus üstü yapılanmayı ifade eder

    Ortak yaşamda demokratik özerklik, halkların kendi demokrasisini ve kendi toplumsal sistemini kurmasıdır. Var olan ulus devlet sistemini, halkın demokratik özyönetim sistemine duyarlı hale getirme mücadelesidir. Demokratik ulus anlayışını esas alır, herhangi bir ulusu esas almaz, ulus üstü yapılanmayı ifade eder. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve mezhepsel, etnik, kadın özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliğidir. Örgütlenmiş toplumun kendi kendini yönetme organizasyonudur.

    Görev ahlaki politik toplumu inşa etmektir

    Tüm bunları yapabilmek için öncelikle entellektüel olma görevlerini yerine getirmek gerekiyor. Görev; hatıra bilimi yapmak değil, ahlaki politik toplumu inşa etmektir. Hem araştırmacı olmak hem de direnişçi olabilmektir. 1’nci doğa ve 2’nci doğa olarak ele alınan her iki alanın sosyal bilimlerle bağını kurarak hakikate yaklaşmaktır. Özne-nesne, biz-öteki, beden-ruh, ölü-canlı ikileminden kurtulmuş ahlaki politik toplum bağını kurmaktır. 5N1K (ne, ne zaman, nasıl, nerede, neden, kim) sorularının erkek egemen devlet aktörleriyle kurgulandığı haberler gibi, bilgi hakikatine ulaşmaya çalışırken önümüze konan kavram ve kuramlar da kurgulanmaktadır. Bu kurgularla krizli ortamlarda herkes kendine göre bir hakikat yolu açma eksiğine girebilir. Güncel sürece baktığımızda DAİŞ’in bu dönemde etkisi azalan ulus devletin etkisini arttıran aktöre dönüşmesi tesadüf değildir. Yine AKP döneminde kadın mücadelesi görünürlüğünü arttırıp alternatif olunca, kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artış göstermesi de tesadüf değildir. DAİŞ’e karşı kadın direnişi ve DAİŞ’in saldırı merkezinin Kürdistan ve Ortadoğu olması da bir tesadüf değildir. Kadınların ve karma toplum dinamiklerin taleplerinin netleşmesine karşı hamle olarak bu talepleri ve mücadeleyi manipüle etme, muğlâklaştırma yöntemleri geliştirilmektedir. Bugün entelektüel olma görevlerinin başında bu manipülasyonu görmek, muğlâklaştırılan alanları netleştirmek ve direnişi güçlendirmek geliyor.

  • İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım 1

    Geçen yıl Rojava’da YPG saflarında Daiş’e karşı altı ay savaştıktan sonra İngiltere’ye lobi çalışmaları için geri dönen, İngiltere vatandaşı Macer Gifford, Rojava’ya geri döneceğini açıkladı. Özel olarak görüştüğümüz Gifford, Britanya’nın Türkiye siyasetini değerlendirdi.

    Haber Foto: Esra Türk

    Aralık 2014’te Rojava’ya YPG saflarında savaşmak için giden Gifford, Haziran ayında dönerek, YPG’nin Rojava’da Daiş’e karşı yürüttüğü savaşa ilişkin gündem yaratıp destek toplamak için çalışma yürüttü.

    Son altı ay içerisinde çeşitli ülkelerde lobi çalışmaları yürüten Gifford, Rojava için kullanılacak tıbbi malzemeler için İsviçre’de bağış topladı. Muhafazakar Parti ile yakın bağlantıları olan Gifford, hükümet içerisinde ve hükümete yakın isimlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Gifford, ABD’ye ziyareti kapsamında bir çok medya kurumuyla görüşmelerin yanı sıra ABD Kongresinde toplantılar yaptı. Gifford, New York’taki City Üniversitesinde de görüşmelerde bulundu.

    ‘‘Birisinin yetersiz tıbbi malzemelerden kaynaklı yaşamını yitirdiğini görmek çok üzücü ve bunu önleyebilmenin yollarını aramak gerekir’’ diye konuşan Gifford, yaptığı çeşitli çalışmalarla bağış toplayarak gerekli tıbbi malzemeler temin ettiğini anlattı.

    Rojava’dan dönüşünün her zaman geçici bir plan olduğunu belirten Gifford, oraya geri gidip oluşan sosyal ve siyasal yapıyı tanıtmaya devam edeceğini anlattı.

    HAYATIMI ROJAVA’DAKİ DEVRİME ADADIM

    ‘‘Hayatımı Rojava’daki devrime adadım ve geri dönmek her zaman planlarımda vardı. Britanya’da çok şey yaptım, yani yapabileceklerimi yaptım. Kavgamı devam ettirmek için Rojava’ya geri dönüyorum. Rojava’daki kardeşlerimin yanına dönmek istiyorum. Cephede önemli bir savaş yürütüyorlar, ben de onların yanında olmak istiyorum’’, diyen Gifford, ilk olarak Kobane’ye gitmek istediğini anlattı.

    Bir belgesel ekibiyle Rojava’ya giden Gifford, özellikle, bölgede gelişen yaşam düzenini uluslararası kamuya yansıtmak istediğini ve ailesinin kendisini ziyaret için çağıracağını ifade etti. ‘‘Yapmak istediğim şeylerden birisi, ailemi Rojava’ya davet edip, oradaki yaşamı görmeleri. Ne kadar güvenli bir yer olduğunu onlara göstermek için. Ben oradayken, şehirde dolaşıp bakkala gidiyordum; mağazalarda rahatça geziyordum. Ve kendimi güvende hissediyordum’’ diye konuştu.

    İLK OLARAK KOBANE’YE GİDECEĞİM

    Devam eden yeniden inşa çalışmalarını bizzat görmek için ilk olarak Kobane’ye gitmeyi planladığını anlatan Gifford, Britanya’dan katkı sağlamak için daha örgütlü bir çalışma gerektiğini ifade etti. Belgesel ekibi aracılığıyla da yapılan çalışmaların uluslararası alanda daha yaygın bir şekilde görülebileceğini söyledi.

    BRİTANYA’NIN HAVA SALDIRILARI YETERSİZ

    Britanya hükümetinin Aralık ayında aldığı Parlamento kararıyla Suriye’de Daiş’e karşı savaşa katılmasını değerlendiren Gifford, bir ay içerisinde gerçekleşen operasyonların etkili olmadığını ifade etti. ‘‘David Cameron parlamento kararını çıkartmak için elinden geleni yaptı. [Bu hava saldırılarının] Daiş’e karşı savaşı yeni bir boyuta taşıyacakmış ve daha fazla rol oynayacağımız gibi davrandı. Ama onun bilmesi gereken, ve anlatılması gereken şey, bir kaç hava saldırısı, bir kaç bomba atmak Daiş’i yok etmek için yeterli bir strateji değil. Bir kaç cihatçının üzerine bomba atıp öldürmek, savaşa zarar vermez ama çok etkili de değil’’ diye konuşan Gifford, Britanya’nın direk olarak YPG’ye destek vermesi gerektiğini anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘[Rojava’da] dahil olduğum son operasyonda 12 bin km kare toprağı Daiş’ten kurtardık. İki haftadan az bir sürede YPG 550 Daiş üyesini öldürdü. Britanya devleti bir ayda milyonlarca sterlin harcadı belki de ve 10 hava saldırısı gerçekleştirdi. O parayla malzemeye alınıp YPG’ye verilse çok daha faydalı olur.’’

    DÜNYA’DA GELİŞEN OLAYLAR CAMERON’UN UMURUNDA DEĞİL

    Gifford, Başbakan David Cameron ile Türkiye’nin ilişkisinin temelinde ticaret ve ekonomik çıkar olduğunu ifade ederek, insan hakları ihlallerine çok duyarlı olmadığını anlattı. Gifford, ‘‘Cameron domestik bir başbakan. Dünyada olup biten çok da fazla umurunda değil ve üçüncü dönem tekrar yarışmayacağını zaten açıkladı. Güvenli bir çift el olarak hatırlanmak istiyor. İşçi Parti hükümetinden miras kalan kötü bir ekonomiyi düzelten lider olarak hatırlanmak istiyor.’’

    Cameron’ın orta yolcu bir siyasetçi olduğunu ifade eden Gifford, artık ülkenin uluslararası alanda daha güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu ve ülkelerinde insan hakları ihlalleri olan liderlere kırmızı halının serilmemesi gerektiğini söyledi.

    İNGİLİZ SİYASETÇİLER TÜRKİYE’NİN DAİŞ’E DESTEĞİNDEN HABERDAR

    Gifford, Britanya devleti içerisinde konuştuğu bazı siyasetçilerin Türkiye’nin Daiş’e ‘göz yumduğunu’ itiraf ettiklerini ve bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirdiklerini, fakat, bu fikirlerini kamuda açıklayamadıklarını anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Almanya’dan sonra, Britanya Türk mallarını ihracat eden ikinci ülke. Milyonlarca Britanyalı her yıl Türkiye’ye tatile gidiyor. Britanya ve Türkiye için, önemli bir ticari ilişkidir bu. David Cameron’ın şu anki önceliği de ekonomidir ve insan hakları ihlallerine uğrayan insanlarla çok ilgili değil. Türkiye’nin bölgede yarattığı dengesizlikle de çok ilgilenmiyor ya da göz yumuyor. Türkiye ÖSO içerisindeki aşırı İslamcı grupları destekliyor; her fırsatta Kürtleri hedef alıyor; ve YPG’ye karşı Daiş’i destekliyor. Türkiye’nin güçlü bir istihbaratı var. Eğer Daiş’e göz yumuluyorsa, devlet içerisinde bu bilginin ne kadar üst düzeyden bilindiği sorgulanmalı. Bu bilginin Cumhurbaşkanına ulaştığından şüphem yok.’’

    TÜRKİYE’NİN TAVRI DAİŞ’E KARŞI SAVAŞI OLUMSUZ ETKİLİYOR

    Gifford, Türkiye’nin, Kürtlerin Rojava’da elde ettikleri kazanımları Daiş’ten daha tehlikeli olarak algılaması, Daiş’e karşı savaşın uzamasına yol açtığını ve böylece Daiş’in Britanya için ulusal bir tehdit olmaya devam ettiğini ifade ederek şöyle konuştu: ‘‘Türkiye’nin bir numaralı düşmanı Kürtler, sonra Assad. Daiş daha gerilerde. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de bir sese sahip olmalarını ve hak kazanmalarını görmektense, Suriye’nin tümünü yandığını görmeyi tercih eder. Devrimi önlemek için elinden geleni yapar. Bana göre devrim artık durdurulmaz. YPG ve YPJ’nin Rojava halklarını özgürleştirmek için yaptıkları muhteşem şeyler dünya tarafından görülüyor. Dünya Suriye’de olanların farkına varmaya başlıyor. Türkiye’de kendisini dışlanmış olarak görüyor.

    ‘‘[Erdoğan] savaşı uzatıyor ve Kürtlerin Suriye’ye barış sağlamasını engelliyor. Savaş uzadıkça da kaç kişi daha ölüyor? Uluslararası terör ağlarına daha fazla para akıyor. Bu da demek ki, bir kaç yıl içerisinde Britanya topraklarında korkunç saldırılar olabilir. Örneğin, savaş bir yıl içerisinde bitse önlenecek saldırılar. Kürtlerle ya da Britanya ile çalışsalar bu sağlanabilir.’’

    Muhafazakar Parti’nin en eski ve özel kulüplerinden olan Carlton Club’da gerçekleştirdiği sohbetlerde, bireylerin kendisini desteklediklerini ve YPG ve Rojava’daki halkın istedikleri hakkında bilgi istediklerini ifade eden Gifford, insanları bu konuda bilgilendirmenin önemini vurguladı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Hükümetin duruşu var, birde bireysel fikirler var ama kamuda bunları açıklamak istemiyorlar. Güzel olan şey, destek bulunuyor ve bu destek zamanla açığa çıkar, lobi faaliyetleri güçlendikçe ve hükümet YPG’yi görmezden gelemeyeceğini anlayınca, ve Rojava’daki devrimin neler sunduğu gördüklerinde, sadece Rojava’ya değil de, tüm Suriye de.

    ŞİLAN ÖZÇELİK’İN MAHKUM EDİLMESİ ADALETSİZLİK

    Gifford, son olarak Şilan Özçelik’in PKK’ye katılmaya teşebbüsten mahkum edilmesine ilişkin soruya, cevabında Daiş’e karşı mücadele etmek isteyen ve demokrasiye inanan genç bir kadının hapsedilmesinin adaletsizlik olduğunu ifade etti. Gifford, şöyle devam etti: ‘‘Şilan’ın mahkum edilmesi adaletsiz bir mahkeme. Çok sinir bozucu bir durumdu. Bu nasıl bir mesaj veriyor? Demokrasiye ve insan haklarına inanan bir genç kadın, Daiş’e karşı savaşmak istiyor. Tekniki bir detaydan dolayı Şilan mahkum edildi. PKK’nin terör listesinde olması da tarihsel ve siyasidir. Veriye dayanan bir karar değil. PKK, hiç bir anlamda bir terör örgütü olarak tanımlanamaz. Bu bir devrimdir. Baskı gören bir halkın tepkisi ve devrimidir. Ben bir realistim ve bunu neden yaptıklarını da anlıyorum ama umarım ki demokrasiye inanan ve Daiş’e karşı savaşan birilerini hapsetmenin doğru olmadığının farkına varırlar.’’

    SORUN PKK DEĞİL TÜRK, DEVLETİNİN KENDİSİ

    PKK’nin terör listesinde olması konusunda Gifford, şunları ifade etti: ‘‘PKK’nin terör listesinden çıkması gerektiğine derinden inanıyorum. Türkiye’nin ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği orada yaşayan insanların elinde tabii ki. Ama sorun, Türkiye’dir, Kürtler değil. Kürtler müzakere etmek istiyor ama bunu ret eden Türkiye. Türkiye ABD ve Britanya’ya, PKK’yi terör listesinden çıkartmaması için baskı uygulamaya devam eder. Türkiye’de barış olacaksa Apo serbest bırakılması gerekiyor, PKK’nin terör listesinden çıkarılması gerekiyor ve Türkiye ve Kürtler konuşmaya başlamalı. Kürtler bir çok teklifte bulundu, burada en büyük sorun Türkler.’’

  • İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı 2

    Daiş’in İngiltere’yi tehdit ettiği ve İngiltere için casusluk yaptığı öne sürülen beş kişiyi öldürdüğü videodaki teröristin Suriye’ye gitmeden önce Doğu Londra’nın Walthamstow bölgesinde oturan İngiliz vatandaşı Siddhartha Dhar olduğu iddia edildi.

    Videoyu inceleyen güvenlik güçleri de görüntülerdeki teröristin kimliğinin tespiti için Dhar hakkındaki araştırmalara odaklanıyor. ‘Ebu Rumaysah’ olarak da bilinen Dhar, 2014 yılında ‘terörizme teşvik’ suçlamasıyla tutuklanmış, daha sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.

    Eski iş adamı, dört çocuk babası Dhar, Suriye’ye gitmeden önce Londra’nın doğusundaki Walthamstow’da oturuyordu. Dhar, Müslüman olmadan önce Hindu’ydu. Daha sonra ise radikal örgüt el Muhacirun’a katıldı.

    KIZ KARDEŞİ: BENZETTİM, SONRA EMİN OLAMADIM

    BBC’ye konuşan Dhar’ın yakınları, videodaki sesin ‘şüphesiz’ ona ait olduğunu söyledi.

    Dhar’ın kız kardeşi ise videodaki sesi ilk duyduğunda ağabeyi olduğundan endişelendiğini, videoyu daha sonra tekrar izlediğinde ise emin olamadığını ifade etti.

    Konika Dhar, “Şok halindeydim. Sesin, hatırladığım kadarıyla ağabeyimin sesine benzediğine inandım, sonra görüntüyü daha ayrıntılı izlediğimde tam olarak ikna olamadım bu da beni rahattı” diye konuştu.

    VİDEODAKİ ÇOCUK DA LONDRA’DAN

    Videoda, İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahseden 6 yaşlarındaki çocuğun da Londra’lı olduğu iddia edildi.

    İngiltere’nin Channel 4 televizyon kanalındaki habere göre, Londra’nın güneyinde Sunday Dare adlı bir kişi görüntülerdeki çocuğu tanıdı ve torunu Isa Dare olduğunu söyledi. Sunday Dare, çocuğun, kızı Grace Dare tarafından Suriye’ye götürüldüğünü ifade etti.

    Televizyon kanalına konuşan Sunday Dare, “O benim torunum. İnkâr edemem, torunum o benim. Çok iyi tanıyorum” dedi ve çocuğun propaganda ve ‘kalkan’ amaçlı kullanıldığını söyledi.

    Nijerya kökenli İngiltere vatandaşı ‘Hadijah’ olarak da bilinen Grace Dare, 18 yaşına bastığında Müslüman oldu ve 2013 yılında 22 yaşındayken Suriye’ye gitti.

    Görüntülerde İngiltere için casusluk yaptıkları iddia edilen beş kişi çölde kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.

    Beş kişiden biri, İngilizlerin hava saldırılarında hedef belirlemek üzere kendisinden Daiş çetelerinin konumlarıyla ilgili bilgi vermesini istediğini söylüyor.

    Beş kişiden bazıları Rakka’dan olduklarını söylerken, diğerleri Libya’da Bingazi’den olduklarını ifade ediyor.

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı 1

    İNGİLTERE, DAİŞ’İN TEHDİT VİDEOSUNU İNCELİYOR

    İngiltere’nin güvenlik ve istihbarat birimleri, Daiş’in İngiltere’ye tehdit içeren videosunu incelemeye alıyor.

    İngiltere için casusluk yaptıkları iddiasıyla beş kişinin de öldürüldüğü görülen videodaki İngiliz aksanlı Daiş militanı ile erkek çocuğunun kimliklerinin tespit edilmesine çalışılacak.

    Yetkililer, videodaki sesleri Irak ve Suriye’ye gittiği tespit edilen kişilerin sesleriyle eşleştirecek.

    Bağımsız kaynaklar tarafından teyit edilemeyen 10 dakikalık videoda İngiltere Başbakanı David Cameron’a yönelik de tehdit var.

    Videoda, yaşı 6 ya da 7 olduğu tahmin edilen bir erkek çocuğu da İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahsediyor.

    Görüntülerdeki casusluk yaptığı iddia edilen beş kişi çölde, kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.

    Beş kişiden biri, kendisinden, hava saldırılarında hedef olmaları için ikisi İngiliz, IŞİD militanlarının konumlarıyla ilgili bilgi vermesinin istendiğini söylüyor.

    Beş kişi arasından bazıları Rakka’dan olduklarını, diğerleri Libya’da Bengazi kentinden olduklarını söylüyor fakat hiçbiri İngiltere’den olduğunu ifade etmiyor.

  • Britanya Suriye’de Daiş’e karşı savaşta

    Britanya Suriye’de Daiş’e karşı savaşta

    Britanya Parlamentosu, tüm gün süren tartışmaların ardından, Suriye’de hava müdahalesine dahil olmayı onayladı. Daiş hedeflerine ilk saldırılar sabaha karşı gerçekleşti.

    Britanya Daiş’e karşı Suriye’de savaşa katıldı 1

    Haber: Esra Türk

    Başbakan David Cameron’ın sunduğu önerge, 397 kabul oyuna karşı 223 ret oyuyla, Parlamentonun onayını aldı. Önerge, Irak’ta hava harekatları yürüten hava kuvvetlerine, Suriye’de de savaşa katılma izini tanıyor.

    Ana Muhalefet İşçi Parti lideri, Jeremy Corbyn’nin karşı olduğu hava harekatı, gölge kabine üyeleri de dahil, 66 İşçi Parti milletvekilinden destek aldı. Corbyn, milletvekillerine hayır oyu kullanmalarını istedi, fakat, ‘serbest oy’ tanıyarak bireysel olarak karar almalarının önünü açtı.

    Britanya hava kuvvetleri, RAF (Royal Air Force), savaş uçaklarının, sabaha karşı, Kıbrıs’ta bulunan üstten hareket ederek Suriye’de Daiş noktalarını bombaladıkları aktarıldı.

    Parlamentoda tartışmalar devam ederken, savaş karşıtı eylemciler, eş zamanlı olarak dışarıda eylem gerçekleştirdiler. Eylemciler hava saldırılarının sivil ölümlere yol açacağını, bölgeyi daha fazla kaosa sürükleyeceğini ve Britanya’yı daha fazla güvenli yapmayacağını savundular.

    Öğleyin başlayan önerge tartışma sürecinde ilk olarak Cameron ve Corbyn birer konuşma yaparak, neden destek istedikleri için savunmalarını yaptılar. Gün boyunca söz alan 157 milletvekili Suriye’de hava harekatını neden destekleyip, ya da desteklemediklerini anlattılar. Cameron, Fransa’da yaşanan terör saldırısının Britanya’nın da açık hedef olduğunu gösterdiğini savunarak Daiş’in ülkenin güvenliğine karşı tehlike unsuru olduğunu dile getirdi.

    Konuşmaların neredeyse tümünde Kürt güçlerinin Daiş’e karşı savaşta önemlerine değinildi ve daha fazla desteklenmeleri ifade edildi.

    [caption id=”attachment_8733″ align=”aligncenter%

  • Figen Yüksekdağ: Petroldan fazla kan akmaya başladıysa dengeler çürümüştür

    Figen Yüksekdağ: Petroldan fazla kan akmaya başladıysa dengeler çürümüştür

    Figen Yüksekdağ: Petroldan fazla kan akmaya başladıysa dengeler çürümüştür 1

    Halkların Demokratik Partisi, eş genel başkanı Figen Yüksekdağ, Londra ziyareti kapsamında Britanya Parlamentosunun Avam Kamarasında gerçekleşen toplantıda konuştu.

    Yüksekdağ, Pazartesi akşamı gerçekleşen toplantıda sözlerine 1 Kasım seçimlerini değerlendirerek başladı.

    ‘‘7 Haziran’da %41’e gerileyen AKP, ‘AKP hükümetini tek başına iktidara getirmezseniz, Tayyip Erdoğan’a başkanlık yolunu açmazsanız, Türkiye’de kaos, istikrarsızlık ve güvenlik problemleri olur ‘demişti. Bu aynı zamanda açık bir tehdit olarak dile getirilmişti,’’ şeklinde konuşan Yüksekdağ, konuşmasının geri kalan bölümünde Türkiye iç siyaseti ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

    Gik-der ve Centre for Kurdish Progress’in organize ettiği toplantıda Yüksekdağ, AKP’nin korku ve kaos ortamı yaratarak 1 Kasım’da oy çoğunluğu kazandığını ifade etti: ‘‘Bu korku ve gerilim ortamı AKP’ye daha fazla insanın oy vermesini sağladı. İnsanlar güvenliğin sağlanması ve şiddetin son bulması, siyasi bir istikrarın oluşturulması ve hükümetin kurulması için zorunlu olarak AKP’ye oy verdiler. Ama 1 Kasım seçimlerinden sonra AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın sözünü verdiği güvenlik hala sağlanamadı ve Türkiye çok güvensiz bir ülke haline geldi.’’

    Halkın güvenliğinin 1 Kasım sonrasında oluşan kabineyle sağlanamadığını söyleyen Yüksekdağ, ‘‘Uzun yıllar boyunca, çok zorlu mücadelelerle kazandığımız hak ve özgürlüklerin hepsi teker teker gasp ediliyor,’’ dedi.

    1 Kasım sonucu ‘Postmodern darbe’

    Türkiye siyasi rejiminin bir cumhuriyet olduğunu, fakat demokratik bir cumhuriyet olmadığı için ‘rejimin adını koymakta zorlanıyoruz’ diyen Yüksekdağ, Türkiye halkının, 7 Haziran’da tekçi bir rejim istemediğini ilan ettiğini, fakat, Tayyip Erdoğan’ın bu sonucu yok sayarak ‘postmodern bir darbe’ gerçekleştirdiğini söyledi: ‘‘Bizler, bunu sandıklara yapılmış postmodern bir darbe olarak tanımlıyoruz. Seçim sonuçlarını değiştirmek için başlatılan bir darbe ve operasyon süreciydi. Ve hükümet kurulmaması gerekiyordu bu süreçte. Tayyip Erdoğan sonuna kadar hükümetin kurulmasını engelledi. Seçimin birinci ve ikinci partisiyle kurulacak koalisyona engel oldu. Bir AKP ve CHP koalisyonu, aynı zamanda, bizim dışarından destekleyeceğimiz bir koalisyon modeliydi ve Türkiye için birleştirici ve üretken bir koalisyon deneyimi ortaya çıkacaktı.’’

    Yüksekdağ’ın konuşmasının devamı:

    İstediğini alan saray savaştan yine de vazgeçmedi

    En korkunç olanı da AKP ve saray hükümetinin kazandıktan sonra da savaştan vazgeçmemesi oldu. Oysa ki, seçimlerden bu kadar büyük bir sonuçla çıkan bir hükümetin, üstelik meşruyetine toplumu ikna edememiş bir hükümetin böyle bir başarıdan sonra daha uzlaşmacı olması gerekir. AKP ve Erdoğan haklı bir zafer kazanmış gibi davranmıyor. Ve tam da bu nedenle uzlaşmıyor. Uzlaşmacı ve birleştirici bir siyasi çizgiden ziyade, çatışmayı sürdürme ve gerilim politikasında istikrar ve süreklilik sağlama çizgisi izliyor.

    Tahir Elçi Kürt ve ılımlı olduğu için hedef alınarak öldürüldü

    Tahir Elçi’nin katledilmesi Türkiye ve siyasi iktidarla bizlerin ilişkisi bakımından ve halkın ilişkisi bakımından çok önemli bir kırılma noktası oldu. Ilımlı ve objektif mücadele yürüten ve bağımsız siyaset yapan muhataplara artık yaşam alanı tanımayacağını söylemiş oldu aslında siyasi iktidar bu cinayet ile.

    Tahir Elçi’nin siyasi iktidarın denetiminde öldürüldüğünü düşünüyoruz. Kısa bir süre önce siyasi iktidar sözcüleri tarafından hedef gösterildi ve adeta linç kampanyası yürütüldü hakkında. İzlediğimiz görüntüler ve dinlediğimiz tanıklar da olayın basit bir kaza kurşunu olmadığını. Çatışmadan kaynaklı bir ölüm olmadığını gösteriyor. Tahir Elçi, hedef gösterilerek ve planlı bir şekilde katledildi. Türkiye iktidarı daha büyük ve tehlikeli bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Ve böyle bir savaş döneminde toplumun vicdanı ve denetleyicisi olacak kastayıcı, ılımlı siyasetçileri önünde engel olmaktan çıkarmak istiyor. Türkiye’de kimsenin arada kalmasına, tarafsız veya başka bir taraf olmasına izin vermiyor. Mutlaka kutuplaşmak zorunda bırakıyor. Örneğin, Tahir Elçi bir PKK’li de değildi, ama bir devlet taraftarı da değildi. Bağımsız, demokratik bir kişilikti.

    Ama böyle insanların yaşamasına AKP hükümeti izin vermeyeceğini gösteriyor. Tahir Elçi’nin de ölümünün sebebi, yine aslında Kürt olmasıdır. Kürtlerin bir statü kazanma mücadelesine inanıyor olmasıydı.

    AKP’nin daha büyük bir savaşa girmesini engellemeye çalışıyoruz

    Bugün geldiğimiz noktada AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan, bizim HDP olarak elde ettiğimiz başarıyı, Türkiye toplumu üzerinde oluşturduğumuz heyecanı, coşkuyu unutturmak istiyor.

    HDP’yi etkisizleştirerek ve HDP’ye operasyonlar düzenleyerek aslında Türkiye halkının bu demokrasi enerjisini ve gücünü söküp atmak istiyorlar.

    Şu an AKP ve Erdoğan iktidarının daha büyük bir savaşa girmesini, demokratik bir mücadeleyle engellemeye çalışıyoruz. Bu nedenle partimiz, Kürt sorununda çözüm ve müzakere sürecinin yeniden başlaması ve masaya oturulması için çağrı yapıyor.

    Türkiye’nin siyasal dengesini İmralı sağlıyor

    Sayın Öcalan ile tekrar masaya oturmalı, AKP hükümeti ve bu çatışma, kan ve ölüm siyasetine bir son verilmeli. Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dengesini sağlayan en önemli merkez İmralı’dır- bunu kimsenin unutmaması lazım.

    Eğer müzakere olmazsa, İmralı muhatap olmaktan çıkarsa, Türkiye’deki bütün siyasal ve toplumsal dengeler bozulur. 7 Haziran’dan bu yana olduğu gibi.

    Rus uçağının düşürülmesi çatışmayı derinleştirir

    Türkiye hükümetinin Suriye’ye dönük bir müdahalesine karşı, demokratik bir kamuoyu, demokratik bir tepki oluşturmaya çalışıyoruz. Rus uçağının düşürülmesi ve Suriye’ye dönük bir Türkiye müdahalesi, Suriye’deki kaosu ve çatışmayı, daha da derinleştirir.

    Bizler o nedenle, Suriye sorununun çözümü ve Orta Doğu’da demokratik bir geçişin sağlanması için yerel demokrasi güçlerinin desteklenmesini çok önemli buluyoruz.

    Mülteci sorunun, savaş ve İşid katliamları ve vahşeti gibi sorunların çözümlenebilmesi için Suriye’deki Kürt güçleri ve PYD bütün uluslararası toplum tarafından kararlı bir biçimde desteklenmelidir.

    PYD Türkiye halkının dostudur

    Suriye’ye istikrar ve demokrasi dışarıdan enjekte edilemez. İçeride bir demokrasi ve istikrar gücü varsa onu değerlendirmek gerekir. Ve PYD Suriye içerisindeki demokrasi ve istikrar gücüdür.

    Ve PYD aynı zamanda Türkiye halkının dostudur, Türkiye’deki Kürtlerin de kardeşi ve akrabasıdır. O nedenle Suriye Kürtlerine dönük her düşmanca davranış, aynı zamanda Türkiye hükümetinin kendi halkının da daha fazla karşısına alması anlamına gelir.

    Bizler bu nedenle, Türkiye hükümetinin Suriye’deki Kürtlerle ve PYD ile kardeşlik hukuku temelinde, tarihsel bir ittifak geliştirmesini çok anlamlı ve değerli buluyoruz. ve hep bunun için çağrı yapıyoruz. Umarım kendi ülkemizdeki hükümeti ikna edebilirz ve Suriye’e İşid ile komşu olmaktan vazgeçip PYD ile Kürtlerle ve demokrasi güçleriyle komşu olmayı tercih ederler.

    Bir kaos ve savaş cehenneminde güvenilir müttefiklerle hareket etmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Bizim başka bir şansımız yok.

    İstanbul ve Ankara’da yaşayan Türklerin, Suriye’deki en güvenilir yol arkadaşı Kürtlerdir.

    Yanlış Ortadoğu politikalarının bedelini artık sadece biz ödemiyoruz. Paris’te de, başka yerlerde de bedel ödüyorlar. O yüzden daha kalıcı çözüm gerekmekte. Bu da, Suriye’de, Irakta, yerel dinamiklere, yerel demokrasi güçlerine dayanan bir değişim sürecini başlatmak ve her koşulda bunun arkasında olmaktır.

    Petroldan fazla kan akmaya başladıysa dengeler çürümüştür
    Ortadoğu’da kurulan dolar, Euro ve petrol dengesi yıllar önce bozulmuştu, ve Suriye’de bu denge daha fazla alt üst oldu. O nedenle yeni bir denge unsuru, yeni bir denge merkezine ihtiyaç var. Bu da demokratik siyaset ve demokratik Ortadoğu’yu oluşturmak için gerekli olan denge merkezidir. Petrol yine çıkabilir, paylaşılabilir belki, ama bir coğrafyada petrolden daha fazla kan akmaya başladıysa, o dengeler artık çürümüştür. Kimse zorla, kanla, o dengeleri sürdüremez. Bu statükoyu devam ettiremez.

    İnsan odaklı yeni bir düzenleme ve Suriye’de demokratik bir geçiş sürecinin hazırlanması için bizler gerek Türkiye iç siyasetinde, gerekse de Kürdistan üzerinden her türlü sorumluluğu aldık ve alacağız. Bundan sonraki dönemde, hem Türkiye iç siyasetinde, hem de bölgede daha farklı ve daha yeni bir sayfa açacağımıza inanıyorum.