Tag: daymer

  • Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı

    Uzun zamandır devam eden Britanya’nın Avrupa Birliği referandum tartışmaları hız alırken halkın da görüşü netleşmeye başladı. Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmasını ilk olarak Day-Mer getirdi.

    Haber-Foto: Erem Kansoy

    İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını hızlandırdı.

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

    Toplumumuzda ise referandum tartışmaları halen istenilen düzeye ulaşmazken, 23 Hazirada yapılacak oylama ile ilgili ilk olarak Day-Mer bir halk toplantısı düzenledi. Hafta sonu düzenlenen toplantıya, eski RMT (Tren Yolu İşçileri) sendikası başkanı Alex Gordon’da katılarak Lexit’in referandumdaki pozisyonunu halkla paylaştı.

    Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor. Yunanistan da yaşanan Syriza sürecinde de AB’nin ekonomik dayatmalarına hükümetin boyun eğdiği ve bunun daha bir çok örneğinin geçmişte yaşandığına ışık tutan toplantıda ayrıca referandumdan çıkacak kararın toplumlarımızı hangi yönde etkileyeceğide tartışıldı.

    Toplantıda öncelikle söz alan Alex Gordon yaklaşık 45 dakikalık konuşmasını, ‘göçmenlere bugün sırtını dönen Avrupa Birliği Türkiye ile gerici bir anlaşma yapmıştır, referandumda ‘hayır’ demek işbirlikçilere ciddi bir tepki mesajı olacaktır.’ Sözlerinede yer verirken, özellikle Brtitanya’da işçi ve emekçiler açısından ‘hayır’ demenin yararlı bir durumu ortaya çıkaracağını da vurguladı.

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

    AB referandumundan hayır çıkması hükümetin düşmesine bu anlamıylada bugün, kemer sıkma politikalarına karşı işçi ve emekçilerin yararına ekonomik politikaları yürüteceğini söyleyen Corbyn hükümetinin başa gelmesini sağlayacağınıda anlatan Gordon, özellikle referandumun ancak kuşakta bir çıkacak bir fırsat olduğunu ve böylesi bir durumda hükümetin politikalarına cevap vermek gerektiğinide söyledi. AB kapsamındaki ülkelerde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleir mücadeleler ile kazandıklarına da değinen Gordon özellikle bugün Fransada sendikacıların mücadelesi ile karşılanan ve Fransız hükümetinin sessiz kaldığı fakat AB’nin direktifleri ile hayata geçirilmeye çalışılan işçi ve emekçi karşıtı politikalardan dan bahs etti. AB ve Ab’nin demokrtik, işçi ve emekçilerden yana bir kurum olmadığını kanıtlayan örneklendirmesini ise Gordon, AB ve Amerika arasındaki devam eden ‘büyük şirketlerin özelleştirmede önünü açacak’ TTIP anlaşmasınada değinerek, TTIP anlaşmasında İngiltere’nin kesinlikle uzak durması gerektiği vurgusuda yaptı.

    AB’nin demokratik bir yapı olmadığı üzerinde duran Gordon AB’nin brükratlar tarafından yönetildiğini savunarak işçi ve emekçileri savunan bir tarafı olmadığını ayrıca brjuva düzenin destekcisi olduğunu söyledi.

    AB’ye ‘hayır’ demenin AB’ye bu konuda bir darbe vurmanın 2008 den buyana ekonomik krizin yoğunlaşmasıyla birlikte işçi ve emekçiler üzerindeki politik baskılarını artıran dünya emperyalist mihraklarına vurulacak bir darbe olduğunun altını çizen Gordon, AB’ye ‘hayır’, demenin ayni zamanda Yunanistanı, İspanya’yı ve Portekizi kısmen köleleştirilmişliğine, IMF ve Nato’ya krizin yükünü kesenlere vurulabilecek en büyük darbe olacağınıda kaydetti.

    Toplantı sonrasında gazetemize demeç veren RMT sendikası eski başkanı Alex Gordon, Britanya’nın ve özellikle Londra’da yaşayan Kürt’lerin AB referandumunda ‘hayır’ oyu vermesi gerektiğini vurguladı.

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

    Alex Gordon

    “Bugün Day-Mer’de göçmen toplumlarla ile kucaklaştık. Burada bulunamamın amacı AB referandumunda göçmen toplumların pozisyonun önemini onlara anlatmaktı. Ayrıca yeni oluşumumuz Lexit’ide anlatmamıza fırsat bulduk. Lexit sol oluşumların bir araya geldiği ve AB’inden çıkmayı örgütleyecek ‘hayır’ oyu yönündeki çalışmaları yürüten bir oluşumdur.

    Britanya’da yaşayan Kürt ve Türk vatandaşlarına özel mesajım, 23 Hazirandaki oylamada herkes AB’den çıkmaya yönelik oy vermelidir. Öncelikle, Emperyalizme karşı savaşan toplumların çok önemli ve büyük tepkisi için bu çok önemlidir. AB emperyalist bir organizasyondur, Nato ile bağlantılıdır, ayrıca IMF ilede bağlantılıdır. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi çökertmekte AB büyük rol oynamaktadır. Ülkeleri nasıl etkilediğini en iyi sizler bilmelisiniz ki bakın Erdoğan gibi bir diktatör ile karşı karşıyasınız. Erdoğa’nın AB ile son anlaşmasını imzalamasından ve milyonlarca Euro almasından hanginiz memnun diye soruyrum.

    Özellikle 23 Haziranda ‘hayır’ demenin en büyük önemlerinden biriside David Cameron hükümetini devirmenin en hızlı yolu bu olacaktır. Bugün konservativler işçi ve emekçi haklarına saldırıyorlar, tutucu muhafazakarlardan kurtulmak istiyorsak AB’yr hayır demeliyiz.

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

    Bizler Lexit olarak sosyalist, komonist ve demokrat kitleler olarak Jeremy Corbyn’e karşı bir duruşumuz yktur, İşçi Partisi de bize destek vermektedir, fakat şunu söylemeliyim ki siyasi ve politik olarak yaptıkları dışında Corbyn gerçekten içten olarak AB’nin emperyalist bir kurum olduğudur ve işçilerin düşmanı olduğudur. Bugün AB’den çıkmayalım deyen Corbyn bence sağ partilerin politik bir tutuklusudur. Corbyn içinde buna inanmıyor ama malesef yaptıkları ile içindeki inancı da örtüşmüyor.” Dedi.

    Toplant sonrasında gazetemize demeçte bulunana Day-Mer başkanı Aslı Gül ve yönetim kurulundan Taylan Şahbaz, AB referandum sürecinde göçmenlerin pozisyonunun önemine dikkat çekerek, referandumun ciddi bir konu olduğu vurgusu yaptılar.

    Aslı Gül

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

    “AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.

    Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”

    Düzenlenen toplantıda katılımcılardan da gelen soruları yanıtlayan Gordon, özellikle göçmen toplumların burada ithalat ve ihracat ile ilgili konuarda AB’den ayrılmanın getireceği kolaylık ve zorluklara ilişkin açıklamalar yapması ile toplantı son buldu.

    Britanya’da AB referandumuna doğru Day-Mer’den önemli toplantı 1

     

  • Day-Mer gençliği, kamp sonrası ilk toplantısını yaptı

    Day-Mer gençliği, kamp sonrası ilk toplantısını yaptı

     

    Day-Mer gençliği 23’üncüsü geçtiğimiz ay düzenlenen gençlik kampının ardından her yıl olduğu gibi ‘kampı aileler ile buluşturan’ etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlikte ayrıca Deniz Gezmiş’in kısa belgeselide gösterime sunularak birde anma düzenledi.

    Erem Kansoy

    Düzenlenen gecede Deniz Gezmiş’in yoldaşı Aydın Çubukcu’da kısa bir konuşma yaparak gençlerle seslendi. Konuşmasında Çubukcu ‘Deniz asıldı ama fikirleir halen yaşıyor ve bu salonda da eminim en az bir Deniz vardır, binlerce mlyonlarca olduğu gibi.’ İfadelerinede yer verdi.

    Kamp süresince genlerin katılımı ile gerçekleşen sanat sınıfları, koro çalışmaları ve kamp televizyonunda hazırladıkları çalışmalar ailelere sunuldu. Sanat sınıfında hazırlanan büyük Day-Mer yaftası ve el işleri, koro çalışmasında hazırlanan üç devrimci parça ve kamp televizyonunda kamp sürerince hazırlanan kısa filmler büyük beyeni kazandı.

    Deniz’lerin ölüm yıldönümü olması nedeniyle bir anma niteliğide taşıyan gecede hazır bulunana Aydın Çubukcu’da gençlere kısa bir konuşma yaparak birlik ve beraberliğin önemine değindi. Day-Mer gençliği çalışma ve toplantılarına devam edecek. Çalışmalarla ilgi daha fazla bilgi için Facebook Da-Mer Youth sayfasına ulaşabilirsiniz.

    daymer4

    daymer 5

    daymer3

    IMG_7551

    daymer1

    IMG_7562 daymer2

     

  • Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-Mer’in Fransa Calais ve Dunkirk bölgesindeki mültecilere yardım kampanyası çerçevesinde organize ettiği ‘çamur ve muşamba’ adlı sergi 13 Kasım Cumartesi günü kapılarını hem fotoğraf severlere hemde bu konuda bağış yapmak isteyen duyarlı vatandaşlara açtı.

    Haber:Day-Mer basın-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Yaklaşık 300 kişinin katıldığı sergide satılan fotoğraflar ve yapılan bağışlar ile beraber £2500’ye yakın bir miktar toplanırken sergi bir çok kesim tarafından büyük ilgi gördü.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Calais ve Dunkirk bölgesinde götürülmek istenen Çadır, Battaniye, Uyku tulumu, Su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme, sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar bunun yanında kuru ve konserve yiyecekler temin etmek isteyen Day-Mer 27. Subat’da kampları ziyaret edip bu konuda toplanılan yardımları yerine ulaştırmayı planlıyor.

    Sergi çerçevesinde bir çok kesim ile irtibata geçen Day-Mer Calais ile Dayanışma Komitesi üyeleri sergiye bir çok Milletvekili, belediye encümen üyesi, sendikacı ve bu konuda çalışma yürüten bir çok kesimi davet etti.

    Sergi ve hedefleri bir çok kesim tarafından destek görürken sergiye katılamayan kesimler dayanışma mesajları ve yaptıkları bağışlar ile destek sundular. Ayrıca bazı belediye encümen üyeleri, sendıkacı ve kampanya grubu üyeleri bizzat sergiyi ziyaret ederek destek sundu. Gün boyu devam eden sergiye katılan bireyler yapılan dekor ve gösteriler ile Fransada’ki mülteci kamplarındaki atmosferi hissetme şansını elde ettiler. Kimi zaman hüzünlü ve kimi zaman düşündürücü yaklaşık 50 resmin yer aldığı sergide katılımcılar zaman zaman göz yaşlarına tutamadılar. Ayrıca fotoğrafların böyle bir organizede sergileyen foto muhabiri Erem Kansoy ve fotoğraf sanatçıları Edward Jonkler, Ceren Sağır ve Sena Kartal gün boyunca gelen ziyaretçiler ile sohbet ederken sergide resimleri sergilenen ama sergiye katılamayan Nick Elwood ve Sven Kaeuler Day-Mer aracılığıyla yaptıkları açıklama ile katılan herkese teşşekkür ettiler.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Sergide en çok dikkat çeken bölümlerden birisi ise mültecilere dayanışma mesajı göndermek için kurulan mesaj bölümü oldu. Ziyaretçilere sergi çıkışı birşeyler yazma fırsatı verilen bu bölüm başta çocuklar olmak üzere tüm katılımcılar açısından büyük dikkat ve önem çekti. Bu anlamda yaklaşık 150 mesaj yazılıp dilek kutusuna atıldı. Day-Mer Calais Dayanışma Komitesi üyeleri 27 Subat’da yapacakları ziyarette bu dilekleri Calais ve Dunkirk’de yer alan mülteci kamplarının yetkililerine teslim etme planları yapıyorlar.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Serginin bitmesine rağmen bu konudaki çalışmalarını devam ettiren Day-mer Calais Dayanışma komitesi üyeleri, toplumun her kesiminden duyarlı ve yardımsever vatandaşları 27 Şubat’ta gerçekleştirilecek olan ziyaretine davet ediyor. Bu bağlamda maddi-manevi yardım etmek isteyen, görüş bildirmek isteyen herkese kapılarını açarak bu çalışmaya destek vermeye çağıran Day-mer, isteyen herkesin bu ziyarette yer alabileceğini söylediler. 27 Şubat öncesine kadar kamptaki sığınmacıların temel ihtiyaç listesi aşağıda ayrıntılı bir şekilde bulunmakta.

    Bu konuda yardım etmek isteyen herkesi aşağıdaki liste doğrultusunda yardım etmeye çağıryor. Giyecek ve malzeme listesi:

    1. Çadır, Battaniye, Uyku tulumu
    2. Beden olarak 38-45 numara arası su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme
    3. Sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar (Küçük ve Orta Beden)
    4. Erkekler için sıcak alt yada 28-26 beden arası kot pantolanlar
    5. Çorap ve yeni iç çamaşır (Küçük ve Orta Beden)
    6. Şapka, Eldiven ve Atkı
    7. Akşam kullanılması için fener
    8. Parasal yardım (Bu yardımlar ile yukarda belirtilen ihtiyaçlar alınacaktır)

    Yiyecek listesi

    Kolay açılacak konerve hazır yemekler.

    1. Uzun ömürlü süt
    2. Uzun sure dayanıklı olabilecek meyve suları
    3. Taze meyve – Elma, Armut, Muz, Portakal, Mandalin, Nar vs.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

  • Calais: Acıların ve ümitlerin buluşma noktası!

    Calais: Acıların ve ümitlerin buluşma noktası!

    Avrupa’nın ölüm tüneli

    Fransa’nın Calais liman kenti çeşitli bölgelerden gelen yerlerinden edilmiş yaklaşık 6000 insanın acıları ve ümitlerinin buluşma noktası oldu. Kobanêli Muhammed Hassan; “Burda kimse yaşayamaz. Hangi insan böyle bir yerde yaşabilir ki; etrafınıza bir bakın” sözleri ile Calais’in gerçek yüzünü yansıttı.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Britanya’ya daha iyi yaşam koşulları ümidi ile ulaşmak üzere yola çıkan mültecilerin buluşma noktası haline gelen Fransa’nın Calais liman kentinde adeta insanlık dramı yaşanıyor. Kış aylarının gelmesi ile aşırı yağmur, şiddetli rüzgar ve soğuk yetmezmiş gibi susuzluk, gıda sorunu, sağlık ve barınma problemlerinin yanı sıra mülteciler burada bir de ölümler ile acıların en ağırıyla karşı karşıyalar.

    'Jungle' kampındaki kullanma suyu unitelerinden biri..
    ‘Jungle’ kampındaki kullanma suyu unitelerinden biri..

    Yardım kuruluşu RedCross’un (Kızılhaç)1999 yılında Calais’te hizmete açtığı Sangatte Mülteci Merkezi’nin zaman zaman kapasitesinin çok üzerine çıkması nedeniyle 2000’li yılların ilk evresinden itibaren, Calais limanına yakın bölgelerde çadır kurmaya başlayan mültecilerin sayısı geçmiş dönemlerde en çok 700-800 iken, bu rakam son günlerde 6000’e yaklaştı. 2001-2002 yıllarında Sangatte’nin kapatılması ile bölgede yağmalamalar yaşanmış ve Fransız polisi bölgedeki çadırları dozerlerle yıkmıştı. Yaşanan olayın ardından Fransa devleti Calais’te yaşananlara karşı halen süregelen bir ‘kabullenmeme’ politikası içerisinde. Ortadoğu bölgesinde yüzlerce kamp Birleşmiş Milletler’in BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) birimi tarafından tanınıyor ve ciddi yardımlarla ayakta tutuluyorken, Fransız devletinin Calais’teki kampı ‘mülteci  kampı’ olarak tanımaması sebep gösterilerek UNHCR burada çalışma yürütmüyor. Son yıllarda ise bir çok mülteci tren yolu, feribot ve kamyon- tırlar aracılığı ile Britanya’ya geçmek üzere mücadele verirken hayatını kaybetti.

     

    Özellikle 2015 yılında nüfusunun hızla büyümesi ve yaşanan ölüm olaylarının artması ile gündemde kalan Calais, Britanyalı yardımsever aktivistlerin oluşturduğu CalAid, Refugees Welcome gibi grupların ve yine bölgede bir çatı altında toplanan Fransız ve Britanyalı gönüllülerin çalışmaları ile yardımlar ulaştırılıyor. İngiltere’de Kürtçe ve Türkçe konuşan topluma hizmet veren DAY-MER`dE bölgeye 1 tırlık yardım ulaştırarak gönüllülere teslim etti. Day-Mer’in oluşturduğu delegasyonda Day-Mer Youth, Tohum Kültür Merkezi, YÇKM Londra, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ile Calais’e yardıma koşan gönüllüler yer aldı. DAY-MER toplum dernekleri arasında örnek oluşturacak projelerinden birini daha böylelikle gerçekleştirmiş oldu.

    Afgan, Rojavalı Kürt, Libyalı, Iraklı Asuriler, Sudanlı, Nijeryalı ve Azerbeycanlı mültecilerin büyük bölümünü oluşturduğu Calais kampı çok ulusluluğu ile dikkat çekiyor. Çeşitli uluslardan biraraya gelen bu insanların acıları da ortak, ulaşmak için çıktıkları yoldaki son durak da… Dünya kamuoyu Fransa’ya büyük baskılar yapsa da, Fransız hükümeti halen Calais’i tanımıyor. Ayrıca Fransız polisinin de bölgedeki geniş güvenlik önlemleri büyük dikkat çekiyor. Bölgedeki mülteciler polisin zaman zaman sert müdahalelerde bulunduğunu vurguluyorlar.

    Kamp'ta zemin..Tuvalet atıkları ve çöp suları ile karışan çamur salgın hastalıklara davetiye çıkartıyor.
    Kamp’ta zemin..Tuvalet atıkları ve çöp suları ile karışan çamur salgın hastalıklara davetiye çıkartıyor.

    Sözde demokrasinin beşiği Avrupa’nın göbeğinde, Fransa’da yaşanan insanlık dramına  yönelik gerçekleştirilen onlarca etkili eylem ve baskıya rağmen, İngiliz hükümeti de sessiz kalarak ‘Fransız demokrasisine’ ortaklık etmekte. İngiltere’de düzenlenen kitlesel eylemler, imza kampanyaları, parlamentodaki lobi çalışmaları, ilerici ve demokrat basının etkin haberleri de Başbakan David Cameron’u mülteci politikasındaki başarısızlığından geri çevirmedi.

    Calais’e gerçekleştirdiğim son ziyaretimde kadın ve çocuk nüfusun ciddi oranda azaldığını gördüm. Bu da Fransız hükümetinin belirli sayıda çocuklu kadınları kabul ettiği yönündeki yasal düzenlemesini doğruluyor. Fakat Fransız hükümeti mültecilere ‘cazib’ görünmemek adına bu yasal düzenlemesini basına fazla yansıtmadı.

    Kış aylarının gelmesi ile bölgedeki ağır hava koşulları ve olanaksızlıklar burada ümide yolculuğu bekleyen mültecilere çok zor günler yaşatıyor. Zemin çamur ve yer yer büyük su birikintileri oluşmuş. Kamp ağaçlık tepeliklere kurulmuş durumda. Aşırı rüzgardan kaynaklı çadırlar uçmakta. Son bir ay içerisinde iki kez kampta büyük yangın yaşanarak bir çok çadır yanmış. Kampa duyarlı vatandaşlar, kurum,kuruluş ve sivil toplum örgütleri yardımlarda bulunsa da, özellikle çadır, ilaç, yiyecek ve giyecek sıkıntısı her gün giderek artıyor. Kamp bölgesinde temiz su ve tuvalet bulunmaması da salgın hastalıklara yol açıyor. Özellikle insani atıkların ve çöplerin kamp içerisinde çamurlarla karışması bölgede ağır koku ve sağlıksız koşullar yaratıyor.

    Çoğunluğunu genç erkeklerin oluşturduğu, İngiltere’ye tren ve vapur seferlerinin yapıldığı ve dünyanın en çok insan trafiğinin yaşandığı iki liman kentinden biri Calais. Buradan İngiltere’nin Dover kentine her gün onlarca tren ve vapur seferi var. 6000 mülteci de bu seferlerden biriyle İngiltere’ye geçmek için, kendilerinin deyimiyle “Orman Kampı”nda yaşamaya mecbur kalmış. Kimi henüz bir gün önce gelmiş, kimi iki yıldır burada.

    Yiyecek dağıtılan sıraya doğru ilerleyen bir baba ve küçük kızı
    Yiyecek dağıtılan sıraya doğru ilerleyen bir baba ve küçük kızı

    Her hafta bir kaç kişinin ya trene ya da vapura kaçak binmek isterken ölümleri gerçekleşiyor. Cezayirli bir mültecinin trene binmek isterken rayların altında kalarak yaşamını yitirmesi, geçtiğimiz ay basında da geniş yer bulmuş ve oklar kapıların açılması yönünde Fransız hükümetine yöneltilmişti. Fakat yine olumlu bir sonuç alınamamıştı. Bir çoğu, kamptaki yaşam koşullarının çok kötü olmasından dolayı, riskleri daha fazla göze alıyor ve bir an önce kamptan kurtulmak istediği için trene ve tırlara atlamaya çalışırken can veriyor. Ayrıca mülteciler burada doğal koşullarla da savaşırken insani ihtiyaçlarını gidermek üzere kampta hırsızlık, çeteleşme ve organize suçlara da yöneliyor. Bizzat Calais sakinlerinden de bölgede neler yaşandığını dinleyerek yaşanan drama tanıklık ettim.Örneğin siyahi bir grubun gece çadır çaldıklarını ve gündüz çaldıkları çadırları yeni gelen mültecilere satarak para kazanmaya çalıştıklarını aktaran mülteciler var.

    İsmini vermek istemeyen Kürt bir mülteci şöyle konuştu: “Üç aydır buradayız. İngiltere’ye geçmek için bekliyoruz. İşte halimizi görüyorunuz, bu kötü koşullarda ve soğuk havada bu halde yaşıyoruz. Ekmek ve çay ile geçiniyoruz. İngiltere’ye geçmek istiyoruz. Biz burda kalmak için buraya gelmedik. Dover’e varmak istiyoruz. Eğer burda kalmak isteseydik Fransa’da iltica ederdik.Bijî Kurd û Kurdistan.” Irak Kürdistan’ından olduğunu olduğunu söyleyen Peşrew isimli diğer bir mülteci “Burda Afgan, Kürt, Pakistan ve İranlılar var. Burada hayat koşullarımız ciddi derecede kötü” dedi.

    Erzak dağıtılan bir araca doğru oluşturulan sıra.
    Erzak dağıtılan bir araca doğru oluşturulan sıra.

    Yine gazetemize konuşan Kobanê’li Muhammed Hassan “Ben de herkes gibi savaştan dolayı buraya geldim. Fransa’ya Almanya üzerinden ulaştım. Ailem Türkiye’de kaldı ve ben tam bir aydır buradayım. İngiltere’ye gitmek istiyoruz ama Fransız polisi bize izin vermiyor. Burda kimse yaşayamaz. Hangi insan böyle bir yerde yaşabilir ki; etrafınıza bir bakın. Buradaki en büyük zorluk çok soğuk, her yer çamur ve kıyafetinin olmaması. Paran varsa yaşarsın burada, paran yoksa böyle bizim gibi soğukta kalırsın. Bize ulaştırılan yardımlar ve yiyecekler çok az. Hiç yeterli değil ve çok zor durumdayız. Fransız polisi de bize hiç iyi davranmıyor. Kadın ve çocuklar çadırlardan çıkamıyor. Calais’te yaşanmıyor. Buraya Suriye, Irak, Afgan nereden isterseniz mülteci geliyor. Savaş olan her yerden insan var burada. İngiltere’ye kaçak yoldan gitmek zorundayız çünkü bizi bırakmıyorlar. Trenle, tır ya da kamyonla gitmek zorundayız. Bizim için burada trene girebilmek Londra’ya ulaşmak anlamına geliyor’’ dedi.

    Londra’dan Calais’e uzanan gidiş ve dönüş yolculuğumuzda, gümrük kapılarında İngiliz ve Fransız polisinin çıkardığı zorluklar, yarattığı gecikmeler ve kayıt altına alma işlemleri, bölgeye götürülecek yardımlara darbe vurmaya yönelik olduğunun açık bir göstergesiydi. Yasal olmamasıyla beraber pasaport kontrolünün gidişte üç ve dönüşte iki kez yapılması ve ayrıca isimlerin tek tek kayıt altına alınarak kişilerin kısa süreli sorgulanması, Fransız-İngiliz hükümetlerinin Calais üzerindeki tecritini ve görmezden gelişini onaylar nitelikteydi. Fransa’nın mültecilere sahip çıkmaması İngiltere’nin ise kapıları açmayarak mülteciler ile ilgili sert politikası devam ettikçe, Calais uzun bir süre daha yaşanan acıları ile gündemde hatırlanacak.