Tag: Gik-Der

  • Elif Ana Cemevi’nden son yolculuğuna uğurlandı

    Elif Ana Cemevi’nden son yolculuğuna uğurlandı

    Devrimcilerin anası olarak adlandırılan ve Londra’da hayatını kaybeden Elif Özdemir Cemevi’nde yapılan törenle uğurlandı. Gik-Der, SKB ve Kürt Halk Meclisi birer mesaj yayınlayarak Özdemir ailesine üzüntülerini ileterek taziye mesajında bulundu.

    Londra’da bir süredir tedavi gören ve 8 Temmuz günü hayatını kaybeden Elif Özdemir (Elif Ana) Cemevi’nde yapılan tören ile son yolculuğuna uğurlandı. Devrimci ve sosyalistler ile kurduğu bağ ve evinin kapılarını açarak verdiği emekten dolayı Elif Ana ‘Devrimcilerin Anası’ olarak ifade edilirdi.

    Demircikliler Derneği ve Gik-Der’de yapılan taziyelerin ardından Elif Ana sol yolculuğuna uğurlanmak üzere Cemevi’ne getirildi. Cemevi’nde Elif Ana’nın fotoğrafının bulunduğu masada mumlar yakıldı karanfiller bırakıldı. Burada yapılan törene, GİK-DER, Kürt Halk Meclisi, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) ve Kürd Kadın İnisiyatifi’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kurum temsilci ve üyesi katılarak Özdemir ailesini yalnız bırakmadı. Törene katılan eşi, çocukları ve yakınları ise gözyaşlarını tutamazken, törende Alevi deyişleri okundu.

    Yapılan törenin ardından Elif Ana doğduğu topraklar da toprağa verilmek üzere Cemevi’nden uğurlandı.

    Bu arada Elif Ana için bir çok kurumda başsağlığı ve taziye dileklerinde bulundu.

    Gik-Der yaptığı açıklamada, Elif Ana’yı asla unutmayacaklarını vurgulayarak, “Ayfer, Eylem, Kumral ve Hacı Özdemir’in annesi Murtaza Özdemir’in değerli eşi Elif Anamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Üzerimiz de büyük emekleri olan Elif annemizi saygı ve minnetle anıyoruz. Özdemir ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz. Yıldızlar yoldaşı olsun” dedi.

    Londra Kürt Halk Meclisi’de bir taziye mesajı yayınlayarak, Elif Ana’yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını belirtti. KHM, sosyalizm ve özgürlük mücadelesine büyük emekler veren Elif anamızı saygı ve minnitle anarken, Özdemir ailesine başsağlığı mesajında bulundu.

    Sosyalist Kadınlar Birliği’de (SKB) bir açıklama yaparak devrimcilerin sevgili annesi Elif Ana’yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını belirterek, “Yüreği sevgi dolu güzel insan Elif annemizi kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Yıldızlar yoldaşı olsun. Işıklar içinde uyusun. Ailemizin acısını paylaşıyoruz. Anılarını yaşatacağız” diye kaydetti.

    Kürt Kadın İnisiyatifi’de yayınladığında taziye mesajında, devrim ve özgürlük mücadelesinde Elif Ana’nın emeği ve çabasının unutulmayacağını ifade ederek, “Analarımız emekleri ile
    bize cinsiyet özgürlükçü ve eşitlikçi mücadelemize bilge bir miras bıraktılar. Emek çaba ve inancı ile evini aşını devrimcilere açan büyük bir emeğin sahibi olan Elif Anamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Özdemir ailesinin acısını paylaşıyoruz. Elif anamızın devri daim olsun. Işıklar içinde uyusun.”

    Demircilik Cemevi’de Özdemir ailesine başsağlığı mesajını ileterek, “Toprağı bol mekanı pir u pak olsun. Hakka yürüyen canımızın devri daim olsun” dedi.

  • Rengin Kadın Korosu 4 Temmuz’da ilk konserini verecek

    Rengin Kadın Korosu 4 Temmuz’da ilk konserini verecek

    Kasım ayında Londra’da kurulan Rengin Kadın Korosu, ilk konserine hazırlanıyor. 4 Temmuz pazar günü Milfield Tiyatro’sunda gerçekleşecek konsere yoğun ilgi bekleniyor.

     

    Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle herkesin eve kapandığı karantina doneminde Göçmen İsçiler Dernegi (Gik-Der) ve Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB)  öncülüğünde bir kadın korosu oluşturuldu.

    Londra’da yaşayan 40 kadının bir araya gelerek hayat verdiği Rengin ilk konseri için geri sayıma başladı.

    Kısıtlamalar nedeniyle sosyal dayanışma ağlarından yoksun kalan Turkiyeli kadınlara destek amacıyla ilk aşamada online yürütülen çalışma, yasakların azalmasıyla yüzyüze yapılmaya başlandı.

    Koronun şefliğini yürüten Zuhal Yıldırım Gök farklı meslek, yaş ve deneyimden gelen kadınlar için bir ifade platformu olusturduklarını söyledi, “Toplumda inanılanın aksine, kadın kadının kurdu değil, yurdudur gerçeği ile hareket ediyoruz” diyen Gök, Rengin Kadın Korosu’nun dayanışmayı yükselteceğini belirtti.

    Günlük hayat içinde yüzlerce sorun ile boğuşan kadınlar için bir nefes alma alanı yarattıklarını vurgulayan Gök, 4 Temmuz’da yapılacak ilk konserlerine bütün duyarlı kesimlerden destek beklediklerini söyledi.

  • Londra`da halk “Deniz Poyraz ölümsüzdür” sloganları ile alanlardaydı

    Londra`da halk “Deniz Poyraz ölümsüzdür” sloganları ile alanlardaydı

    Londra’da yüzlerce kişi HDP İzmir İl çalışanı Deniz Poyraz’ın katledilmesini protesto ederek, “Faşizm yenilecek” mesajı verildi.

    Britanya Demokratik Güç Birliği’nin (DGB) çağrısı ile aralarında Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Gik-Der, Day-Mer gibi çok sayıda kurum temsilcisi ve üyesi yüzlerce kişi Wood Green Kütüphanesi önünde bir araya geldi.

    HDP İzmir İl Başkanlığı çalışanı Deniz Poyraz’ın katledilmesini protesto eden kitle sık sık, “Kahrolsun faşizm”, “Terörist devlet”, “Jin jiyan azadi”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı. Deniz Poyraz’ın fotoğraflarını ve HDP bayrakları taşıyan kitle, “Kahrolsun TC mafya devleti” pankartı açtı.

    Kitleye dönük bir ülkücünün provokatif yaklaşımına ise gençler çok sert tepki ve karşılık verdi.

    DGB adına ortak açıklamayı okuyan Dilek İncedal, Deniz Poyraz’ı yaşamını yitirmesine yol açan alçakça saldırıyı ve azmettiricilerini kınayarak, “Gün, faşizmin saldırganlığına, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini kanla bastırma siyasetine karşı HDP’yi sahiplenme ve sokaklara çıkma günüdür” dedi.

    Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanı İsrafil Erbil’de bir konuşma yaparak, MHP AKP faşizminin bir cana daha kıydığını söyleyerek, politikaları tükenmiş olan faşist zihniyetin yolun sonuna geldiğini vurguladı. Faşizmin sonunun geldiğini söyleyen Erbil, “Deniz canımızı katledenleri şiddetle kınıyoruz. Bu rejimi tarihin çöplüğüne atmak için tek bir yumruğuz” dedi.

    Londra`da halk “Deniz Poyraz ölümsüzdür” sloganları ile alanlardaydı
    Londra`da halk “Deniz Poyraz ölümsüzdür” sloganları ile alanlardaydı

    Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan da yaptığı konuşmada, faşist ve gerici zihniyetin Kürt kadın mücadelesi şahsında bertaraf edileceğini vurguladı.

    Kadın örgütleri adına yapılan açıklamada, faşist rejim Erdoğan rejiminin Kürtlere, Alevilere ve sosyalistlere karşı sayısız suçlar işleğini belirterek, “Deniz Poyraz’ı katleden bu faşist zihniyet yenilecektir. Bu katliamın sorumlusu faşist Erdoğan iktidarı ve onun İçişleri Bakanlığı’dır. Faşizme karşı herkesi HDP’yi sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.

    Londra’da eylemlerin süreceği mesajı verilirken, Cumartesi saat: 16.00’da Manor House bölgesinde büyük bir yürüyüş organize edileceği açıklandı.

  • GİK-DER’den Aile İçi Şiddete karşı yardım hattı

    GİK-DER’den Aile İçi Şiddete karşı yardım hattı

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER) tarafından aile için şiddete karşı ‘Birlikte mücadele ediyoruz’ adlı bir proje başlattı.

    GİK-DER tarafından kadın ve çocuklar için başlatılan proje kapsamında şiddete uğrayan bireyler için hukuki, psikolojik ve sosyal destek sunulacak. ‘Aile İçi Şiddetle Birlikte Mücadele Ediyoruz’ adlı proje kapsamında yardım ve destek almak isteyenler için bir hat oluşturuldu. Hattı arayanlara profesyonel ve güvenilir kişiler tarafından destek sunulacak.

    GİK-DER Ücretsiz Destek Hizmet Hattı numarası: 07510009153

    GİK-DER’den Aile İçi Şiddete karşı yardım hattı
    GİK-DER’den Aile İçi Şiddete karşı yardım hattı

  • Londra’da Boğaziçi Üniversitesi ile Dayanışma Eylemi

    Londra’da Boğaziçi Üniversitesi ile Dayanışma Eylemi

    Boyun Eğmeyeceğiz, Aşağı Bakmayacağız!
    Kayyum rektör atanmasına karşı direnişi sürdüren Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine destek olmak amacıyla Avrupa’nın birçok başkentinde olduğu gibi Londra’da da dayanışma eylemleri düzenlendi.


    Sosyalist Kadınlar Birliği (Londra) Yeni Kadın (Londra) Kürt Kadın İnsiyatifi (Londra) Kürecikler Kadın komisyonu Londra.Alhax Der kadın komisyonu (Londra) Dersim Der kadın komisyonu (Londra) Tilkiler kadın komisyonu (Londra) Paz-Der kadın komisyonu (Londra). Göksünlüler Kadın komisyonu (Londra) Kurumlar’ının destek verdiği eylem Türk elçiliği önünde düzenlendi. Korona virus önlemleri kapsamında kurallara uygun olarak düzenlenen eylemde kurum temsilcileri hazır bulundu. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın LGBT hareketinin ülkenin değerleriyle bağdaşmadığını ifade etmesi üzerine tepkiler küresel olarak git gide büyüyor.
    Düzenlenen eylem Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der) Eş Başkanı Helin Peköz’ün elçilik önündeki basın açıklamasıyla başladı, Londra’daki kadın kurumlarının desteklediği eylemde, aralıksız olarak ‘Boyun Eğmeyeceğiz, Aşağı Bakmayacağız! diktatör istifa, Alışın; LGBTİ+’lar vardı, vardırlar ve var olacaklar!,kayyumlara hayır’ sloganları da atıldı.
    Okunan basın açıklamasında;
    ‘AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine kayyum rektör olarak atanmasına karşı yükselen mücadele birçok üniversite ve demokratik kamouyunda destek buldu. Dalga dalga büyüyen destek eylemleri polis barikatıyla karşılandı. Öğrenciler gözaltına alındı, evler basıldı. Haklı taleplerle sokağa çıkan öğrenciler kayyum rektör istemiyoruz dedikleri için fiziksel ve psikolojik şiddete uğradılar, gözaltına alındılar. Her yerde yükselen istifa çağrıları ile akademisiyenlerin, LGBTI+’ların destek eylemleri devam etmekte. İçişleri bakanı Soylu’nun bir televizyon programında toplumsal bir hareketten korktuklarını açık itiraf etti. Rektörlük seçiminin demokratik olmak zorunda olmadığını söyleyerek polis şiddetini savundu. Ve kolluk güçlerini öğrencilerin üzerine saldı. Eyleme katılan öğrencilerin örgüt üyesi oldukları yalanlarına sarılarak tutuklama gerekçesi yapıp haklı protestoxu kriminalize etmeye çalışıyor.
    “Boyun eğmiyoruz aşağı bakmayacağız” sloganı LGBTİ+ öğrenciler tarafından yükseltildi. LGBTİ+’ların yaşam hakkını doğrudan hedef alan Soylu ve politik İslamcı ırkçı heteroseksist gürruhu, bizzat nefret suçunu işlemekte ve körüklemekte. Kadınlar olarak Soylu’nun açıklamalarını kınıyoruz. Boğaziçi’liler, LGBTİ+’lar haklılar, talepleri kabul edilmelidir, Kayyum istifa etmelidir!’ ifadelerine de yer verildi.

  • Gik-Der Çocuk Kulübü kuruldu

    Gik-Der Çocuk Kulübü kuruldu

    30 yıldır Londra da yaşayan toplumlarımıza dönük gerçekleştirdiği başarılı etkinlikler ile tanınan Göçmen İşçiler Kültür Derneği çalışmalarına bir yenisini ekledi.

    Çocuklara dönük faaliyet ve çalışmaların az olduğu Britanyada onların kişisel gelişimlerine katkı sağlamak ve geleceğe dönük daha aydınlık bireyler olarak yetişmelerini sağlamak amacı ile kurulan çocuk kulübü Gik-Der bünyesinde çocuklara dönük düzenli çalışmalar yürütecek.

    12 Temmuz tarihinde gerçekleşen ve onlarca çocuğun katıldığı ‘Kendi oyuncağını kendin yap’ atölyesinin ardından gelişen çalışma Gik-Der bünyesinde Çocuk Kulübü olarak yerini aldı.

    Düzenli atölye çalışmalarının yanısıra çocukların yaşamlarında gelişebilecek herhangi bir destek ihityacına da cevap verecek olan çocuk kulübü bu vesile ile kollektif ortamları çoğaltmayı ve düzenden kopuk daha bağımsız bireylerin yetişmesine vesile olmak istiyor.

    Çocuk kulübünün düzenli çalışmaları ile ilgili önümüzdeki günlerde çıkacak etkinlik takvimi ile detaylı bilgi verilecek.

    Gik-Der Çocuk Kulübü
    Gik-Der Çocuk Kulübü

    Gik-Der çocuk kulübü 16 Ağustos Pazar günü Gik-Der Kültür Bahçesinde bir çocuk atölyesi gerçekleştirecek. Bu etkinlikte,

    Ahşap Atölyesi
    Çamur Atölyesi
    Resim Atölyesi
    Eğlenceli Oyunlar Atölyesi
    Dikiş atölyesi
    Masal Atölyesi
    Müzik Atölyesi
    Geleneksel Oyunlar

    Atölyeleri gerçekleşecek.

  • Londra’da Yılmaz Güney hayat buldu

    Londra’da Yılmaz Güney hayat buldu

    Bu yıl 8’incisi düzenlenen Gik-Der Kültür Sanat Festivali çerçevesinde organize edilen ve Yılmaz Güney temalı gerçekleştirilen panelde Yılmaz Güney’in kızı Elif Güney ile Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı da hazır bulundu.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Devrimci sanat ve Yılmaz Güney’in yaşantısına dair bir çok özel bilgi katılımcılar ile paylaşılırken Elif Güney babasını anlattığı sıralarda salonda duygusal anlarda yaşandı.

    Panelin açılış konuşmasını yapan modoratör Murta Yavuz  festivalin önemine değinerek, “Gik-Der’in sekizinci kere düzenlediği Kültür ve Sanat Festivalinde, her yıl Türkiye’den bir sanatçıyı tema edindiğimiz gibi bu yıl da ‘Çirkin Kral diye tanıdığımız Yılmaz Güney’i ağırlıyoruz. Yılmaz Güney’i ve Yılmaz Güney’in yaşamını geçmişini anlatacağız.” Ifadeleri ile söze başladı. Ardından panelistler, Yılmaz Güney’in kzı Elif Güney ve Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı’yı sahneye çağırdı.

    Devrimci sanatçıları ve Yılmaz Güney şahsında hepsini anmak üzere 1 dakikalık saygı duruşunun ardından panelistler söz aldı.

    IMG_7716

    Öncelikle Elif Güney konuşmasına başlayarak, babası Yılmaz Güney hakkında değerli bilgileri paylaştı. ‘baba’ Yılmaz Güney ve ‘filmdeki’ Yılmaz Güney’I anlatan Kızı Elif Güney ayrıca Yılmaz Güney’in yaşantısında dönüm noktaları ve önemli kesitleri de katılımcılara anlattı.

    Elif Güney

    “Derneğimize beni Londra’ya çağırdığı ve ağırladığı için öncelikle teşekkür etmek isterim. Yılmaz Güney ile ilgili, doğumundan vefatına kadar, kronolojik olarak bir hayat çizgisi çizmek istiyorum. Çok yoğun bir hayat, çok hapishanelrde geçmiş ve zorlukarla donanmış bir hayat. Yılmaz Güney’I ılmaz Güney yapan yollarına koymuş olduğu taşlar var bunlar bilinmesi gereken en önemli şeyler ve sizinle paylaşacağım.

    IMG_7722

    Nisan 1937 yılında dünyaya gelir, dedem Zaza’dır Siverek ilçesinin Vesman köyünden 16 yaşında bir kan davasındna ötürü Adana’ya gelmiştir ve ırgatlık yaparak hayatını kazanır baba annem ise Muş, Varto, Cibran aşiretinden, ilk önce bir evlilik yapıyor genç yaşta ve 2 çocuğu oluyor. Birisi Mehmet amcam ve diğeri Lütfiye halam. Genel olarak Yılmaz Güney’I konuşurken, ailesi hakkında çok az bilgimiz var. bir insanın geleceğini görmek için bşrazdan geçmişini iyi bilmemiz gerekir.

    Baba annemin ilk evliliğinde,dedem üzerine bir kuma getiriyor, bir süre sonar kumayla olan hayat çok zor olduğu için Adana’da baba annem eşini ve iki çocuğunu kumasıyla bırakarak kendi başına yol çiziyor. O arada dedemle tanışıp evleniyorlar ve babam 1937 yılında dünyaya geliyor.

    Babam çok erken yaşta çalışmaya başlıyor, 9 yaşında ilk mesleğim dana gütmekti der. Belirli çevrelerde sezonluk ırgatlık yapıyor ve çok başarılı bir öğrenci idi. Yılmaz Güney çok genç yaşta şunu fark ediyor; dedem bir ağanın yanında ırgatlık yapıyordu, ağanın oğlu okulda başarısızdı ve babamla aynı sınıfta idi. Ağa dedeme kin besliyor, ‘nasıl olurda senin oğlun çok başarılı benim oğlum başarısız.’ Diye… İlk olarak ‘devrimci ve kominizm tohumları orda atılıyor Yılmaz Güney’in çünkü aradaki farkı görüyordu. O zamanın kültüründe ‘bir ırgatın oğlu bir ağanın oğlundan üstün olamaz’dı farkındalığı Yılmaz Güney’in bir yol çizmesine yardım ediyor. Bir süre sonar dedem başka bir kuma getiriyor. Baba annem de bir süre sonar kaldıramayarak Adana’ya dönüyor, hayatın zorlukları ile yüzleşen babam 12 yaşında sinemalarda çalışmaya başlıyor.

    Bir köyden bir köye filmleri taşıyor, sinemlarda gazoz satıyordu, hatta yoksul çocukları sinemalarda çalışırken arka kapıdan içeri alırmış ve onlarında film izlemesine yardımcı olurmuş. 1950lerde Nazım Hikmetin şiirleri ile tanışıyor. O zaman o şiirlerle birlikte içine bir ateş düştüğünü söyle. Yasaklı yıllardı Nazım Hikmet kitaplardan değil masa altından okunuyordu. Nazım Hikmet’in şiirleri ile tanışan Yılmaz Güney artık kafasında iyice sanatla uğraşmayı kurmuş ve bende şirrler yazacam fikrine kapılmıştır. Edebiyatla yakın bir temasla hayatımı sürdüreceğim diyerek hikayeler yazmaya başlıyor.

    Kısa bir zaman içinde biriktirdiği paralarla, kitapcılardan dünya klasiklerini toplayarak okumaya devam ediyor. Yılmaz Güney 18 yaşında iken sayısız dünya klasiğini okumuştu. Bu onun için çok önemli bir ufuktu.

    Yılmaz Güney 13 yaşında Ant film persontaj memurluğu yapıyordu, sinemalarda filmin bitmesini bekleyip control ediyor ve komisyonculuk yapıyordu. Sırtında 20-30 kilo film bobinleri taşıdığını anlatmıltı. Daha o yaşlarda sinemadaki halkın filme tepkilerni ölçüp not etmeye başlamıştı. Yılmaz Güney’in sinema aşkı orada tohumlanıyor. Arif Çiçek bir kitabında yazdığı gibi, yine bir gün sinemada Güney filmi gösterirken film kopuyor ve filmi yeniden yapıştırıp devam etmek için gerekli olan 5 dakikalık sürede Yılmaz Güney sahneye atlayarak filmi canlandırıyor, oynuyor diyalokları seslendiriyor. Daha o yaşlarda yeteneğinin zenginliğini gösteriyor.

    IMG_7728

    Yılmaz Güney 18 yaşında bir hikaye yazıyor, 13 dergisine gönderiyor ve burad yayınlanıyor, ‘3 bilinmeyenl eşitsizlik sistemleri’ isimli bir hikayeydi. O hikayeden dolayı komunizm propagandası yaptığı gerekçesiyle dava açılır. 1955’de açılan dava 1961’de sonuçlanıyor. O arada Yılmaz Güney Istanbul’a gelip İktisat fakültesine yazılıyor fakat ekonomik sebeplerden dolayı eğitimini tamamlayamıyor.

    İstanbula geldiği zaman yaptığı ilk şeylerden biri Türkiye Komünist Partisini ziyaret etmek oluyor. Çünkü kafasında olan şuydu ki, ‘bana komünist diyorlar, ben komünizm nedir bilmiyorum, ben ezilenin, yoksulun yanındayım, komünizm nedir bilmeme ama yoksulluk nedir bilirim sömürülmek nedir bilirim’. Özellikle kafasındaki bir takım soruların cevaplarını aramak için partiye gidiyor ve orada da sorularına cevap bulamıyor. 1961 yılında ‘Tatlı bela’ filmi çekilirken sete polisler gelir, komünizmden yargılandığı dava sonuçlanmıştır ve Güney tutuklanır. Bunun üzerine bir bıçuk yıl hapis ve 6 ayda Konya’da sürgüne gönderilir.

    Konya’da sürgünde iken annemle tanışır. Annemle tanışması devremci bir hareket idi bunu paylaşmak isteri. Annem bir gazinoda assolistlik yapıyordu ve O dönemlerde aralarında yaşanan aşk ile babam annemi gazinodan çıkararak yanına alır. Sürgünün bitmesi ile 1963 yılında İstanbula gelen Yılmaz Güney 1965 yılına kadar sayısız film çekiyor. 1965’de zirveye çıkmış bir aktör oluyor. Kafasında ise her zaman yönetmen olup halkın ezikliğini yansıtmak istediği vardı. Bunu içn ünlü bir aktör olup çok para kazanıp istediğim gilmeli yapmam gerekiyor fikri kafasına her zaman oturmuştu.  1968’de askere gidiyor ve öncesinde ilk deneyimi olan Seyithan filmini yapar bu filmed feudal kültür gözler önüne serilir ve Kürt kimliği ince bir şekilde ortaya konur ve önemli bir filmdir. Güney  askerdeyken de film çekmişti. Aç Kurtlar Muşta çekilmiştir ve askerdeyken çekmiştir. 70’li yıllardan sonra dahada siyasi anlamda Güney dahada bilinçlenerek, öğrenci akımlarına, tüm sol örgüt ve kurumlara destek oluyor. Hatta bazı gruplara silah verdiği dahi söyleniyor. 1972 yılında Mahir Çayan’ları çatı katında saklıyor. Polisler geliyor soruyorlar ihbar üzerine evi arayacaklarken Güney ‘buyurun gelin çatı katındalar’ diyerek hep anlattığı hayatının en zor rolunü oynar polisleri güldürür ve gönderirir. Tabi birkaç gün sonar gerçek ortaya çıkıyor ve 2 yıl boyunca  Selimiye ceza evinde mahkum ediliyor.

    IMG_7726

    1972-74 yılları arasında hapishanede okudukları ile Yılmaz Güney ‘bilimsel sosyalizm’I öğrendiğini hep anlatır. Yılmaz Güney ‘benim etrafımda gördüğüm sosyalizm gerçek sosyalizm değil, her yerde bir revizyonizm var bir yine önderlik kavramı var, önderlik kavramında ne var itaat var ve bu bilimsel sosyalizime aykırı bir şey’ derdi. 1974 yılında çıktığı zaman Arkadaş filmini yapıyor. Arkadaş filmi devrimci sanatının tam bir dönüm noktasıdır Güney için.”

    Yılmaz güneyin kronolojik olarak çektiği filmler ve bu filmlerin taşıdığı önemlere de değinen Elif Güney Ayrıca Yılmaz Güney’i bir baba olarak da katılımcılara aktardı.

    Özellikle ‘benim babam evde pek yoktu ama aslında her yerdeydi’ sözleri ile babasını anlatan Elif Güney babasının hapiste olduğu yıllarda annesi ile babasını görmeye sinemaya gittiklerini de anlattı.

    Yılmaz Güney’I babası olarak film perdesinden tanıyan Elif Güney, sözlerini “Sanatı hiç bir zaman davasından ayrmadı, sinama Yılmaz Güney’,n bir kavga silahıydı. Kendi sanatından bahs ederken şunu söyler, ‘sanatsal çabalar çalışmalar ve bunun bir sınıf mücadelesi olan siyasal mücadeleden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım sinemamada halkın kurtuluş savaşının sinemasıdır’ der.” Ve sözlerini tamamlar.

    Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı’da panelde söz hakkı alarak, devrimci sanat ve Yılmaz Güney’in devrimci sanata katkısı ile mücadelesinden bahs etti. Şafak, Yılmaz Güney ile ilgili 68 kuşağı filmleri ve Türkiye dışına devrimci sanatını yansıtma başarısından da bahs ederek tarihsel sürece dair dönüm noktalarını anlattı.

    Şafak Arabacı

    IMG_7725

    “12 Eylülde halklar acı, işkence ve gözaltılar ile yüzleşti. Bunun yanında halkımız bu yıkımın dışında bakın ta 90 lara kadar sanata baktığınızda gerçektende bir yenilgi yılgınlık bıtkınlık ve arabesk kültürü yaygınlaştı. 12 eylülden sonar magazine programları patlama yapmıştır. System halkalara o zaman sadece acı ve göz yaşından ziyade sanatınada büyük darbe vurmuştur.

    Sanatcıdan niye korkulur, sanatcı aydın kşidirde ayni zamanda… dolayısıyla eğer devlete karşıysa ezilenden yanaysa, sistemler o sanatcıdan korkar, onları yıldırmanın yöntemleri de hapse atmak ceza yağdırmaktır. Ahmet Kaya’da  Yılmaz Güney gibi bedeller ödemiştir bir çok sanatcı bunu yaşamıştır. Iktidar sanatcının elinden renklerini almak ister buna oynar.

    Sanat halkımızın yaşamıdır, halkın kendi özü olan şeyi daha profesyone ve daha yaratıcı br şekilde sanatın farklı alanlarında halka sunmak da sanatcının işidir. Devrimci sanatcı halkının saflarında yer tutması gerekir. Tıpkı Yaşar Kemal gibi.. halkın sanatcısı halkın öncüsüdür sanatıyla mücadeleye katkı koyar.

    Yılmaz Güney halkını perdeye yansıttı, toplumsal gelişmelere kendi sanat dalında müdahil olarak, toplumun ilerlemesine yardım etti.” Ifadelerini kullandı.

    Konuşmacıların panelin sonunda katılımcılardan gelen soruları cevaplaması ile etkinlik son buldu.

    IMG_7720 IMG_7715 IMG_7726