Tag: gikder

  • Kraliçe’den Gik-Der’e ‘teşekkür’ mektubu

    Kraliçe’den Gik-Der’e ‘teşekkür’ mektubu

    Kraliçe Elizabeth’in Londra Büyükşehir Temsilcisi tarafından Pandemi sürecindeki faaliyet ve çalışmalarından dolayı Gik-Der’e bir teşekkür mektubu gönderildi.

    Kraliçe Elizabeth’in Londra temsilcisi Kaptan Kennth Ollisa tarafından Kraliçe adına sosyalist mücadelenin bir parçası olan Göçmen İşçiler Kültür Derneği’ne (Gik-Der) hitaben bir teşekkür mektubu gönderildi. Pandemi sürecindeki faaliyet ve çalışmaların takdir edildiği mektup şöyle:

    “Bir araya gelmenin en belirgin oldugu yer bizim başkentimizdir. NHS, doktorların, hemşirelerin, yardımcı personelin ve bizim için kendi sağlıklarını riske atan diğerlerinin sıkı çalışmasını ve fedakarlığını kutlayan binlerce Londralı ile en görünür örnek olmuştur. NHS Gönüllü yanıtlayıcılarına katılmak veya #clapforcarers’a katılmak barış zamanında hiç olmadığı kadar ‘ortak hedefe odaklanma’ gösterdi. Ancak, bildiğiniz gibi, endişe verici birçok konuda gündemimizde oldu. Londralılar sevdiklerini kaybetti ya da Covid-19 hastalığına yakaland; kısıtlamalar, savunmasız insanları temel ihtiyaçları için başkalarına muhtaç bıraktı; küçücük evlerde yaşayan çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek çok az şery geliştirilebildi; yetişkinler ise işçi yardımlarından faydalansalar biğle ailelerini geçindirebilmek için çok ciddi zorluklar ile karşı karşuya kaldılar.

    Neyse ki, Londra, Gik-DER (Göçmen İşçiler Kültür Derneği) gibi zorlu gerçeklerle karşılaşanların yaşamlarını iyileştirmek için yorulmadan çabalayan birçok harika derneğe sahip olmakla kutsanmıştır. Haringey İlçesi temsilcim Teğmen Yardımcısı Kaptan Peter Baker, krize karşı GİK-DER olarak ne kadar hızlı tepki verdiğinizi ve ilçedeki Türk ve Kürt nüfusunun daha savunmasız üyelerine yardım ettiğiniz bilgisini bana ulaştırdı. Hizmetlerinizi ani bir değişiklik ile nasıl online olarak sumaya devam ettiğinizi ve gönüllülerinizin ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için kendilerini riske atma istekliliği gibi özellikler benim için çok etkileyici olmuştur.

    Majestelerinin bu büyük kentteki temsilcisi olarak, sosyal içermenin geliştirilmesine öncelik veriyorum ve bu nedenle özellikle danışmanlık ve eğitim desteği sağlamanızı memnuniyetle karşılıyorum’

    Londralılar, sizin ve daha birçok kişinin cömertçe dağıttığı sevgi ve özen nedeniyle sokaklarımızı tekrar doldurmaya başlıyor. Teşekkür ederim, Londra’yı sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum.”

     

    Kraliçe’den Gik-Der’e ‘teşekkür’ mektubu
    Kraliçe’den Gik-Der’e ‘teşekkür’ mektubu

     

    GİK-DER TOPLUMUN KAYASIDIR
    Türk ve Kürt nüfusunun çok yoğun olarak yaşadığı Haringey bölgesinde çalışmalarını sürdüren Göçmen İşçiler Kültür Derneği geçtiğimiz günlerde de Haringey Belediyesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Haringey Giving tarafından ‘Gıda ve kardeşlik, Haringey’de yaşayan Türk ve Kürt toplumunun sırtını yaslayacağı bir kaya’ olarak nitelendirilmişti.

    Pandemi sürecinde binlerce kişinin ihtiyacına cevap olan Gik-Der kısıtlamaların ortadan kalkması ile beraber çocuklara, kadınlara, genç ve yetişkinlere yönelik çalışmalarına yeniden başladı.

  • AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    Britanya’da bu gün tarihi bir gün. AB referandumunda göçmen toplumların oyları belirleyici en önemli etkenlerden. Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı AB referandum sürecinde sonuç merakla bekleniyor.

    Haber: Erem Kansoy

     Özellikle İşçi Partisinin tutumu ile ve göçmen toplumlarında yaklaşımı ile ‘EVET’cilerin önde olduğu gözlerden kaçmıyor. Britanya  siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında belirleyici metropellerin başında gelen Londra çok ulusluğu ile ve yine İşçi Partisi yanısıra sol kesimin yoğun olarak yaşadığı Britanya’nın belirleyici başkenti konumunda.

    Göçmen toplumların nüfusunu büyük oranda oluşturduğu Londra’da aktif kurum ve kuruluşlarımızda ise AB referandumu ile ilgili ortak bir fikir ortaya çıkmadı. Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.

    Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.

    Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmaları son güne kadar devam etti.

    Dernek, kurum ve örgütlerimiz içerisinde yoğun tartışmalara neden olan 23 Haziran Britanya’nın AB referendumu ile ilgili bazı oluşumlarımız Britanya’nın AB’den çıkmasından yana dururken bazıları ise AB’ye devam diyor. Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor.

    İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını yürüttü.

    Yine ırkçı bir saldırı ile yaşamını yitiren İşçi Partisi millet vekili Joe Cox’un ülkede şok etkisi yaratması ile kampanyalarını durduran taraflardan kazananın kim olacağı ve Britanya’nın ‘yarın’ları merak konusu.

    Özellikle Londra’da göçmen nüfusun baskın olması nedeniyle bölgede referanduma ilişkin nasıl bir netice çıkacağı da merakla beklenirken yine İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumuna ilişkin fikirlerini sorduk.

    Telgraf: Britanya 23 Hazirana süratle yaklaşıyor. AB referandumuna yönelik ‘in’ veya ‘out’ tartışmaları devam ederken toplumlarımızda ciddi bir popülasyonu oluşturan kurumlarımızda referendum ile ilgili sağlanan fikir birliği ne yönededir? Neden?

    Evrim Yılmaz- Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı

    “Biz Kürt Halk Meclisi olarak referandum da ırkılğa karşı AB’de kalma yönünde bir yaklaşım içindeyiz. Ama AB’nin mevcut haliyle eleştrilecek çok yönü var ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Irkçılığa karşı ortak yaşamı savunuyoruz. Göçmen halklarının devletler nezdinde garanti altına alınması gerektiğini düşünuyoruz. Bu anlamda AB’nin göçcmen politikalarının değişmesi ve insan hakları çercevesinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.  Fakat günümüz gereği biz göçmenleri mağdur edecek politikaları destekleyemeyiz. Bu anlamda salt ekonomik değil sosyal haklar anlamında da AB’de kalınması gerektiği eğilimindeyiz.”

    Abdullah Gülerk – Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “Avrupa Birliği, emperyalist sermayenin bir bileşenidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk başlarda sınırlı bir iş birliğinden yola çıkmışlar, ihtiyaçlarının büyümesi ve gelişmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, Avrupa Birliği’ni daha da güçlendirmek zorunda kalmışlardır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmış bir karar hiç değildir. 1990’lı yıllarda dünyada gelişen yeni tartışmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaşanan ve yaşanacak değişimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen başat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluşumuydu. Sınırların kontrollü ‘kaldırılması’, ortak para birimi, ortak ticaret antlaşmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak ortaya atıldılar.

    Avrupa Birliği’nin kendi içinde gümrük duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarlarının kaldırılması meta dolaşımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasıdır. Ulus devletlerin bir bütün ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan durum,  tekellerin önündeki tüm sınırların kaldırılmasından ibarettir. Bu anlamda oluşturulan bu birlik; işçi-emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altında tutmak için ortaya çıkmıştır. Anti-emperyalist demokratik bir kitle örgütü olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı tüm dernek ve kurumlarımız, AB projesini, emperyalist sermayenin birliği olarak görür ve buna karşı mücadele eder.”

    Aslı Gül- Day-Mer Yönetim Kurulu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.

    Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”

    Yusuf Açıl – YÇKM Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 2

    “AB’ye “evet” demek onun bütün gerici yasalarnını, uygulamalarını ve hedeflerini kabul etmek demektir. Globalizme “evet” demek, hak kesintilerinin, yaşam standartlarının kısıtlanmasının devam edilmesine evet demektir, Evet”çilerin birinci grubunun savları bellidir. Emperyalist tekelleri, sermayeyi dahada güçlendirmek, önünü açmak, her türlü yatırım imkanı, kar ve fırsatı sonuna kadar önlerine sunmaktır. Daha fazla egemenlik üretmek, bu egemenliği derinleştirmek  esas amaçlarıdır. Bunların, yoksulların durumlarını düzeltmek için lafta dahi ileri sürdükleri hiç bir proje yok.

    İkincisi gurup ise “AB’den çıkmalıyız” diyenler. Demokratlar, liberallarin bir bölümü, anarşistler, ırkçılar, faşistler, anti-faşistlerin bir bölümü, çevrecilerin bir kesimi, bazı önemli patronlar. Yani hayır diyenler de genel politik bakışta birbirlerine tamamen karşıt güçlerin bir bölümünden oluşmaktadır. AB’ye Hayır diyen faşist-ırkçı gurupların yaklaşımları tahmin edilebilir: “Britanya yabancıların istilasına uğramış durumdadır. Ülkede mevcut iş imkanları, olanakları, önemli ölçüde biz yerlilerin ellerinde alınarak yabancılara verilmiştir. Britanya Britanya’lılarındır. Yabancıları istemiyoruz. Ülkenin mali imkanlarının bir bölümü AB’ye üye olan ancak ekonomik bakımında zayıf olan kriz içindeki ülkelere aktarılıyor, bunu kabul etmiyoruz. Dahası, Türkiye yakın zaman içinde Avrupa Birliği üyeliğine alınacak. 80 Milyon nufuslu ve her yıl nufusu 1 milyon artan dinamik bir toplumun AB’ye giriyor olması, Britanya’yı yaşanmaz hale getirecektir” deniliyor.”

    Helin Peköz – Gik-Der Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 3

    Sözde demokrasinin beşiği ve sonsuz savunucusu gibi gözüken AB Suriye’de yaşanan savaş sonrası patlak veren göç krizini çözmek bir tarafa göçmenlere sırtını dönmüş, Suriyedeki savaşın birinci derece de sorumlusu olan Türkiye ile gerici ilişkiler içerisine girmiştir.

    Referandumda hayır demek AB ile Türkiye arasında yapılan bu gerici anlaşmaya hayır demektir, referandumda hayır demek işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik yaşınılan saldırılara hayır demektir. AB referandumunda hayır demek bugün AB yanlısı çalışma yürüten muhafazakar hükümetin güvenoyu kaybetmesi ve düşmesi anlamına gelmektedir.  Avrupa Birliğinin işçi ve emekçilerinin hak ve özgürliklerini teminat altına aldığı koca bir yalandan başka birşey değildir. AB ülkelerinde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleri mücadeleler ile kazandı, kazanılan hiç bir hak Avrupa Birliğinin armağan ettiği haklar değildir. AB işçi ve emekçilerin haklarını vermek bir yana işçi ve emekçilere karşı sürekli bir saldırı furyası içerisindedir.  Avrupa Birliği referandumunda hayır demek aynı zamanda sermayenin birliğine hayır demektir.

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak Britanyada yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı halkımızı 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşecek olan referandumda çıkmak yönünde oy kullanmaya çağırıyoruz. Sermayenin birliğine hayır!”

    İsrafil Erbl – İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 4

    “İngiltere’nin Suriye’yi bombalaması Suriye’deki demokrasiye asla katkı sunmaz. Fakat daha önceki aylarda batılı gazetecilerin boğazları kesilirken ve Kobane düştü düşecek kaygıları yaşanırken sivil toplum örgütleri olarak İngiliz başbakanlığı önünde “Britanya uyuma” diye sloganlar atıldı. İŞİD ve benzeri örgütlerin yaratılmasında emperyal devletlerin katkısının büyük olduğunu biliyoruz. Güçlü devletler Suriye’deki demokrasi güçlerine destek vermelidir. Fakat doğrudan hava saldırısı gibi tüm sivillerinde öldürüldüğü harekatlarda bulunmaları yanlıştır.

    İngiltere’deki tehditleri yeterince algılamış değiliz. Daha dikkatli ve örgütlü olmalıyız.

    Britanya’da ırkçı bir katil tarafından öldürülen Milletvekili Jo Cox’u saygı ile anıyoruz! Ömrü boyunca ırkçılığa karşı mücadele eden ve mültecilerin dostu olan bayan Cox, Avrupa Birliğine “EVET” dediği için öldürüldü. Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalmasını desteklediği için öldürülen Jo Cox’un “EVET” kampanyasını destekliyoruz.
    Çünkü;
    Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.

    Britanya’nın ırkçı gurupları İngilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Halen ölçü, tartı birimlerinin ve teafik kurallarının farklı kullanılmasını bile bu düşünceye bağlayabiliriz. Avrupa Birliğinden ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir. Avrupa ve Britanya’nın birliğini savunmak için sadece bu nedenler bile yeterliyken daha eklenebilecek birçok nedenimiz var. Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına razı olamayız.

    Tüm bu nedenlerden dolayı, ırkçılığa karşı referandumda “EVET” demek önemlidir. Aksi halde ingiliz ırkçı ve yabancı düşmanları ile Aylan bebeklere Akdeniz i mezar edenlerle aynı safta oluruz.”

     

  • Londra’da Yılmaz Güney hayat buldu

    Londra’da Yılmaz Güney hayat buldu

    Bu yıl 8’incisi düzenlenen Gik-Der Kültür Sanat Festivali çerçevesinde organize edilen ve Yılmaz Güney temalı gerçekleştirilen panelde Yılmaz Güney’in kızı Elif Güney ile Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı da hazır bulundu.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Devrimci sanat ve Yılmaz Güney’in yaşantısına dair bir çok özel bilgi katılımcılar ile paylaşılırken Elif Güney babasını anlattığı sıralarda salonda duygusal anlarda yaşandı.

    Panelin açılış konuşmasını yapan modoratör Murta Yavuz  festivalin önemine değinerek, “Gik-Der’in sekizinci kere düzenlediği Kültür ve Sanat Festivalinde, her yıl Türkiye’den bir sanatçıyı tema edindiğimiz gibi bu yıl da ‘Çirkin Kral diye tanıdığımız Yılmaz Güney’i ağırlıyoruz. Yılmaz Güney’i ve Yılmaz Güney’in yaşamını geçmişini anlatacağız.” Ifadeleri ile söze başladı. Ardından panelistler, Yılmaz Güney’in kzı Elif Güney ve Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı’yı sahneye çağırdı.

    Devrimci sanatçıları ve Yılmaz Güney şahsında hepsini anmak üzere 1 dakikalık saygı duruşunun ardından panelistler söz aldı.

    IMG_7716

    Öncelikle Elif Güney konuşmasına başlayarak, babası Yılmaz Güney hakkında değerli bilgileri paylaştı. ‘baba’ Yılmaz Güney ve ‘filmdeki’ Yılmaz Güney’I anlatan Kızı Elif Güney ayrıca Yılmaz Güney’in yaşantısında dönüm noktaları ve önemli kesitleri de katılımcılara anlattı.

    Elif Güney

    “Derneğimize beni Londra’ya çağırdığı ve ağırladığı için öncelikle teşekkür etmek isterim. Yılmaz Güney ile ilgili, doğumundan vefatına kadar, kronolojik olarak bir hayat çizgisi çizmek istiyorum. Çok yoğun bir hayat, çok hapishanelrde geçmiş ve zorlukarla donanmış bir hayat. Yılmaz Güney’I ılmaz Güney yapan yollarına koymuş olduğu taşlar var bunlar bilinmesi gereken en önemli şeyler ve sizinle paylaşacağım.

    IMG_7722

    Nisan 1937 yılında dünyaya gelir, dedem Zaza’dır Siverek ilçesinin Vesman köyünden 16 yaşında bir kan davasındna ötürü Adana’ya gelmiştir ve ırgatlık yaparak hayatını kazanır baba annem ise Muş, Varto, Cibran aşiretinden, ilk önce bir evlilik yapıyor genç yaşta ve 2 çocuğu oluyor. Birisi Mehmet amcam ve diğeri Lütfiye halam. Genel olarak Yılmaz Güney’I konuşurken, ailesi hakkında çok az bilgimiz var. bir insanın geleceğini görmek için bşrazdan geçmişini iyi bilmemiz gerekir.

    Baba annemin ilk evliliğinde,dedem üzerine bir kuma getiriyor, bir süre sonar kumayla olan hayat çok zor olduğu için Adana’da baba annem eşini ve iki çocuğunu kumasıyla bırakarak kendi başına yol çiziyor. O arada dedemle tanışıp evleniyorlar ve babam 1937 yılında dünyaya geliyor.

    Babam çok erken yaşta çalışmaya başlıyor, 9 yaşında ilk mesleğim dana gütmekti der. Belirli çevrelerde sezonluk ırgatlık yapıyor ve çok başarılı bir öğrenci idi. Yılmaz Güney çok genç yaşta şunu fark ediyor; dedem bir ağanın yanında ırgatlık yapıyordu, ağanın oğlu okulda başarısızdı ve babamla aynı sınıfta idi. Ağa dedeme kin besliyor, ‘nasıl olurda senin oğlun çok başarılı benim oğlum başarısız.’ Diye… İlk olarak ‘devrimci ve kominizm tohumları orda atılıyor Yılmaz Güney’in çünkü aradaki farkı görüyordu. O zamanın kültüründe ‘bir ırgatın oğlu bir ağanın oğlundan üstün olamaz’dı farkındalığı Yılmaz Güney’in bir yol çizmesine yardım ediyor. Bir süre sonar dedem başka bir kuma getiriyor. Baba annem de bir süre sonar kaldıramayarak Adana’ya dönüyor, hayatın zorlukları ile yüzleşen babam 12 yaşında sinemalarda çalışmaya başlıyor.

    Bir köyden bir köye filmleri taşıyor, sinemlarda gazoz satıyordu, hatta yoksul çocukları sinemalarda çalışırken arka kapıdan içeri alırmış ve onlarında film izlemesine yardımcı olurmuş. 1950lerde Nazım Hikmetin şiirleri ile tanışıyor. O zaman o şiirlerle birlikte içine bir ateş düştüğünü söyle. Yasaklı yıllardı Nazım Hikmet kitaplardan değil masa altından okunuyordu. Nazım Hikmet’in şiirleri ile tanışan Yılmaz Güney artık kafasında iyice sanatla uğraşmayı kurmuş ve bende şirrler yazacam fikrine kapılmıştır. Edebiyatla yakın bir temasla hayatımı sürdüreceğim diyerek hikayeler yazmaya başlıyor.

    Kısa bir zaman içinde biriktirdiği paralarla, kitapcılardan dünya klasiklerini toplayarak okumaya devam ediyor. Yılmaz Güney 18 yaşında iken sayısız dünya klasiğini okumuştu. Bu onun için çok önemli bir ufuktu.

    Yılmaz Güney 13 yaşında Ant film persontaj memurluğu yapıyordu, sinemalarda filmin bitmesini bekleyip control ediyor ve komisyonculuk yapıyordu. Sırtında 20-30 kilo film bobinleri taşıdığını anlatmıltı. Daha o yaşlarda sinemadaki halkın filme tepkilerni ölçüp not etmeye başlamıştı. Yılmaz Güney’in sinema aşkı orada tohumlanıyor. Arif Çiçek bir kitabında yazdığı gibi, yine bir gün sinemada Güney filmi gösterirken film kopuyor ve filmi yeniden yapıştırıp devam etmek için gerekli olan 5 dakikalık sürede Yılmaz Güney sahneye atlayarak filmi canlandırıyor, oynuyor diyalokları seslendiriyor. Daha o yaşlarda yeteneğinin zenginliğini gösteriyor.

    IMG_7728

    Yılmaz Güney 18 yaşında bir hikaye yazıyor, 13 dergisine gönderiyor ve burad yayınlanıyor, ‘3 bilinmeyenl eşitsizlik sistemleri’ isimli bir hikayeydi. O hikayeden dolayı komunizm propagandası yaptığı gerekçesiyle dava açılır. 1955’de açılan dava 1961’de sonuçlanıyor. O arada Yılmaz Güney Istanbul’a gelip İktisat fakültesine yazılıyor fakat ekonomik sebeplerden dolayı eğitimini tamamlayamıyor.

    İstanbula geldiği zaman yaptığı ilk şeylerden biri Türkiye Komünist Partisini ziyaret etmek oluyor. Çünkü kafasında olan şuydu ki, ‘bana komünist diyorlar, ben komünizm nedir bilmiyorum, ben ezilenin, yoksulun yanındayım, komünizm nedir bilmeme ama yoksulluk nedir bilirim sömürülmek nedir bilirim’. Özellikle kafasındaki bir takım soruların cevaplarını aramak için partiye gidiyor ve orada da sorularına cevap bulamıyor. 1961 yılında ‘Tatlı bela’ filmi çekilirken sete polisler gelir, komünizmden yargılandığı dava sonuçlanmıştır ve Güney tutuklanır. Bunun üzerine bir bıçuk yıl hapis ve 6 ayda Konya’da sürgüne gönderilir.

    Konya’da sürgünde iken annemle tanışır. Annemle tanışması devremci bir hareket idi bunu paylaşmak isteri. Annem bir gazinoda assolistlik yapıyordu ve O dönemlerde aralarında yaşanan aşk ile babam annemi gazinodan çıkararak yanına alır. Sürgünün bitmesi ile 1963 yılında İstanbula gelen Yılmaz Güney 1965 yılına kadar sayısız film çekiyor. 1965’de zirveye çıkmış bir aktör oluyor. Kafasında ise her zaman yönetmen olup halkın ezikliğini yansıtmak istediği vardı. Bunu içn ünlü bir aktör olup çok para kazanıp istediğim gilmeli yapmam gerekiyor fikri kafasına her zaman oturmuştu.  1968’de askere gidiyor ve öncesinde ilk deneyimi olan Seyithan filmini yapar bu filmed feudal kültür gözler önüne serilir ve Kürt kimliği ince bir şekilde ortaya konur ve önemli bir filmdir. Güney  askerdeyken de film çekmişti. Aç Kurtlar Muşta çekilmiştir ve askerdeyken çekmiştir. 70’li yıllardan sonra dahada siyasi anlamda Güney dahada bilinçlenerek, öğrenci akımlarına, tüm sol örgüt ve kurumlara destek oluyor. Hatta bazı gruplara silah verdiği dahi söyleniyor. 1972 yılında Mahir Çayan’ları çatı katında saklıyor. Polisler geliyor soruyorlar ihbar üzerine evi arayacaklarken Güney ‘buyurun gelin çatı katındalar’ diyerek hep anlattığı hayatının en zor rolunü oynar polisleri güldürür ve gönderirir. Tabi birkaç gün sonar gerçek ortaya çıkıyor ve 2 yıl boyunca  Selimiye ceza evinde mahkum ediliyor.

    IMG_7726

    1972-74 yılları arasında hapishanede okudukları ile Yılmaz Güney ‘bilimsel sosyalizm’I öğrendiğini hep anlatır. Yılmaz Güney ‘benim etrafımda gördüğüm sosyalizm gerçek sosyalizm değil, her yerde bir revizyonizm var bir yine önderlik kavramı var, önderlik kavramında ne var itaat var ve bu bilimsel sosyalizime aykırı bir şey’ derdi. 1974 yılında çıktığı zaman Arkadaş filmini yapıyor. Arkadaş filmi devrimci sanatının tam bir dönüm noktasıdır Güney için.”

    Yılmaz güneyin kronolojik olarak çektiği filmler ve bu filmlerin taşıdığı önemlere de değinen Elif Güney Ayrıca Yılmaz Güney’i bir baba olarak da katılımcılara aktardı.

    Özellikle ‘benim babam evde pek yoktu ama aslında her yerdeydi’ sözleri ile babasını anlatan Elif Güney babasının hapiste olduğu yıllarda annesi ile babasını görmeye sinemaya gittiklerini de anlattı.

    Yılmaz Güney’I babası olarak film perdesinden tanıyan Elif Güney, sözlerini “Sanatı hiç bir zaman davasından ayrmadı, sinama Yılmaz Güney’,n bir kavga silahıydı. Kendi sanatından bahs ederken şunu söyler, ‘sanatsal çabalar çalışmalar ve bunun bir sınıf mücadelesi olan siyasal mücadeleden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım sinemamada halkın kurtuluş savaşının sinemasıdır’ der.” Ve sözlerini tamamlar.

    Ave-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı’da panelde söz hakkı alarak, devrimci sanat ve Yılmaz Güney’in devrimci sanata katkısı ile mücadelesinden bahs etti. Şafak, Yılmaz Güney ile ilgili 68 kuşağı filmleri ve Türkiye dışına devrimci sanatını yansıtma başarısından da bahs ederek tarihsel sürece dair dönüm noktalarını anlattı.

    Şafak Arabacı

    IMG_7725

    “12 Eylülde halklar acı, işkence ve gözaltılar ile yüzleşti. Bunun yanında halkımız bu yıkımın dışında bakın ta 90 lara kadar sanata baktığınızda gerçektende bir yenilgi yılgınlık bıtkınlık ve arabesk kültürü yaygınlaştı. 12 eylülden sonar magazine programları patlama yapmıştır. System halkalara o zaman sadece acı ve göz yaşından ziyade sanatınada büyük darbe vurmuştur.

    Sanatcıdan niye korkulur, sanatcı aydın kşidirde ayni zamanda… dolayısıyla eğer devlete karşıysa ezilenden yanaysa, sistemler o sanatcıdan korkar, onları yıldırmanın yöntemleri de hapse atmak ceza yağdırmaktır. Ahmet Kaya’da  Yılmaz Güney gibi bedeller ödemiştir bir çok sanatcı bunu yaşamıştır. Iktidar sanatcının elinden renklerini almak ister buna oynar.

    Sanat halkımızın yaşamıdır, halkın kendi özü olan şeyi daha profesyone ve daha yaratıcı br şekilde sanatın farklı alanlarında halka sunmak da sanatcının işidir. Devrimci sanatcı halkının saflarında yer tutması gerekir. Tıpkı Yaşar Kemal gibi.. halkın sanatcısı halkın öncüsüdür sanatıyla mücadeleye katkı koyar.

    Yılmaz Güney halkını perdeye yansıttı, toplumsal gelişmelere kendi sanat dalında müdahil olarak, toplumun ilerlemesine yardım etti.” Ifadelerini kullandı.

    Konuşmacıların panelin sonunda katılımcılardan gelen soruları cevaplaması ile etkinlik son buldu.

    IMG_7720 IMG_7715 IMG_7726

  • Trafalgar’da oturma eylemi

    Trafalgar’da oturma eylemi

    SGDF’li gençlere yönelik katliam sonrası Londra’da öfke sokağa taştı. On bine yakın Türkiye’li ve Kürdistan’lı vatandaşın geçtiğimiz gün düzenlenen protesto yürüyüşünün ardından bu gün de ünlü Trafalgar meydanında oturma eylemi gerçekleşti.

    Haber-Foto: Erem Kansoy

    Gik-Der (Göçmen İşçiler Derneği)’in çağırısı ile Trafalgar meydanında toplanan kitle yaptığı basın açıklamasından sonra oturma eylemi gerçekleştirdi.

    Trafalgar’da oturma eylemi 2

    Yabancı toplumların da Suruç’ta yaşananlara duyarlılığını artırmayı hedefleyen eylem büyük ilgi gördü. İngilizce basın bildirisinin de dağıtıldığı eylemde YÇKM, Britanya Halk Meclisi, Britanya Alevi Federasyonu’da hazır bulundu.

    Trafalgar’da oturma eylemi 3

    Gik-Der, ESP ve SGDF imzalı İngilizce dağıtılan basın bildirisinde, “Kobane’ye oyuncak götürmek üzere yola çıkan genç kardeşlerimizin ölümünden sorumlu olanlar bunun hesabını verecektir. Düzenlenen katliama karşı tüm halkları, demokratik ve ilerici güçlerin sessiz kalmamasını umuyoruz.” ifadelerine yer verildi.