Muhafazakar hükümetin sosyal yardım kesintileri devam ederken, toplumun en mağdur kesimleri olumsuz etkilenmeye devam ediyor. İşçi Parti, Enfield North milletvekili Joan Ryan, kendi bölgesinde bu kesintilerden dolayı etkilenen vatandaşı için Parlamentoda müdahalede bulunarak dosyasının tekrar değerlendirilmesini sağladı.
Ağır bir kas hastalığıyla yaşayan Cathy Walsh, hasta yardımı alanların durumlarını değerlendiren, Atos tarafından muayene edildikten sonra devletin yardımıyla aldığı araç hakkını kaybetti. En ağır engelli ve hastalara verilen ‘advanced rate mobility component’ için uygun olmadığına karar verilen Walsh’ın arabası Şubat ayının başında elinden alındı.
Ryan’ın gazetemize yaptığı açıklamaya göre, 23 yıl boyunca devlet yardımıyla kullandığı araç Walsh’ın günlük hayatta bağımsız yaşayabilmesini sağlıyordu, ve elinden alınmasının bunu tamamen engellediği belirtildi.
Ryan’ın konuyu Parlamentoya taşıması sonucunda, Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı yaptığı açıklamada, Walsh’ın dosyasının tekrar gözden geçirileceği belirtildi.
Doktoru, Atos’un Walsh ile ilgili ‘yardım gerekmeden 200 metre yürüyebilir’ kararına nasıl vardığını anlayamadığını ve iyi günde bile 20 metreye kadar yürüyebileceğini ifade etti. Ryan, Walsh’ın aracının elinden alınmaması gerektiğini ve temyiz sürecinin rahatsızlığını gerilettiğini belirtti.
Walsh’ın durumunun tekrar değerlendirileceğini öğrenen Ryan, şöyle konuştu: ‘‘Cathy’nin dosyası tekrar değerlendirileceği için çok memnunum, fakat, hiç bir zaman bu durumda olmaması gerekiyordu. Bu durumun, son iki aydır, yarattığı üzüntüden dolayı Çalışma ve Emeklilik bakanlığından kapsamlı ve dürüst bir özür hak ediyor. Cathy’nin dosyası sadece buzdağının ucu. Tartışmalar, binlerce insanın bu mantıksız uygulamadan dolayı acı çektiklerini açıkça gösteriyor. Hükümetin, Cathy Walsh’ın yaşadıklarının başkalarının yaşamamaları için kapsamlı bir değerlendirme yapması şart.’’
Ryan, hükümetin araç destek programına yaptığı değişiklikleri ‘amacına uygun değil’ diyerek eleştirdi. Araba programı, hasta yardımı alan bireylerin araç almalara destek vermek için yürütülen program.
Motability Car Scheme olarak bilinen program, engelli bireylerin kontratla araç almalarını sağılıyor. Aracın ücreti aylık olarak alınan sosyal yardımdan kesiliyor. Bu programa hak kazanmak için Disability Living Allowance yardımının en yüksek seviyesinde ödeme almayı gerektiriyor. Devlet bu yardımı alanların sağlık durumlarının değerlendirilmesi için Atos’u görevlendirdi. Atos’un bir çok kararı sivil toplum kuruluşları tarafından hatalı görülüyor.
Ülke genelinde 640 bin kişi bu programdan yararlanıyor. Ryan, açıklamasında, hükümetin yeni sosyal yardım kuralları değişikliklerinden dolayı, binlerce kişinin araçlarının ellerinden alındığını belirtti.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenecek yürüyüş ve programın açıklandığı basın toplantısı Gik-Der binasında gerçekleştirildi.
Haber:Erem Kansoy-Şükrü Bolat
Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınların oluşturduğu 8 Mart Kadın Platformu adına yapılan basın açıklamasında Olcay Has, Birgül Timur ve Gülay Çalık basına ve katılımcılara seslendi. 8 Mart’ın önemine değinilen açıklamada bu yıl oluşturulan platform hakkında da bilgi verildi.
Göç, Irkçılık ve Öz savunma temasıyla yola çıkan platforma toplamda 10 kurum ve dernek destek veriyor. 5 mart günü geleneksel olarak One Million Women Rise organizasyonunun düzenlediği geniş katılımlı yürüyüşe katılacak olan platformun programında, 9 Mart günü Stoke Newington’da bulunan Pir Sultan anıtında başlayacak olan yürüyüş ile aynı gün yürüyüşün ardından HDP Ağrı millet vekili Dirayet Taşdemir’in ve İnci Kaya’nın konuşmacı katılacağı bir de panel düzenlenecek.
Açılış konuşmasının ardından Dersim-Der’den Birgül Timur ortak basın açıklamasını okudu. ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü özgürlük ve direniş ruhuyla karşılıyoruz’ başlıklı basın açıklamasında, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir kez daha tüm dünya kadınlarının ortaklaştığı, tek yürek olduğu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlamak için alanlardayız. Emeğimiz özgürlüğümüz için direniyoruz ve sokaklardayız, kadın ve LGBT’li bireyler üzerindeki sömürü baskı ve hak ihlalleri ile erkek egemen sistem ve onun temsilcisi olan devlet tarafından her geçen gün giderek artmakta.
Politik ekonomik ve sosyal yaşamda her türlü eşitsizlik ve adaletsizlik giderek kapitalleşmektedir. Kimliğinden ve inancından dolayı ötekileştirilen halklar ve toplumlarda en çok kadınlar mağdur edilmektedir. Erken yaşta evlilik halen devam ederken bırakın önlem alınmasını kadın cinayetleri haklı görülmekte ve faili iyi halden cezaevinden beraat almaktadır. Yasalar erkeği korumakta kadını mağdur etmektedir. Buda kadına yönelik şiddeti, nefreti, cinayet, tacizi ve tecavüzü toplum nezdinde normalleştirmektedir. Kadın katliamları bizzat AKP hükümeti tarafından, ve diyanet bakanlığı tarafından yapılan fetva meşrulaştırılmaktadır.
Başta Kobani olmak üzere Rojava, Şengal ve tüm Kürdistan’da kadınların tüm insanlık değerlerini savunmak için sergiledikleri kahramanca direniş bu gerçekleri pratikte gözler önüne sermiş bulunuyor. Kürdistan kadınlarının kadın özgürlük ideolojisini rehber edinerek ulaştıkları örgütlenme düzeyi ve öz savunmada sergiledikleri kahramanca ruh tüm dünyada yankılanarak kadınların ufkunu açmaktadır.
Kapitalizmin devletçi, doğa düşmanı ve cinsiyetçi sisteminin insanlığa getirdiği yıkıma alternatif olarak bugün Rojava’da ve Bakure Kürdistan’da tüm halkların ve inançların özyönetimlerini gerçekleştirerek bir arada eşitçe ve özgürce yaşamaları esasına dayanan kadın özgürlükçü bir sistem adım adım kurulmaktadır.
Geçmiş tarihimizin öncüleri olan Clara Zetkin’ler, Rosa Luxemburg’lar ile bugünkü öncülerimiz Arin’ler ve nice adsız kadın kahramanlar aydınlık geleceğimizin yaratıcıları ve yol göstericileridirler. Onların izinde ve kadın rengiyle dokunmuş bir dünya umuduyla geleceğe direnişle yürüyoruz. Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü! Yaşasın Kadın Dayanışması!” İfadeleri yer aldı.
Bu yılki 8 Mart etkinliğinin Kürdistan’da yürütülen savaş için ve orada mücadeleye yürüten kadınlara ithafen Göç, Irkçılık ve Öz savunma temasının seçildiğini de belirten kadınlar yürüyüş ve etkinliklere destek ve duyarlılık çağırısında da bulundu.
Kurdistanlı ve Türkiyeli Kadınlar-8 Mart Platformu’nda yer alan kurumlar: Dersim-Der Kadın Komisyonu, Alxas-Kistik Kom Kadın Komisyonu, Kaşan’li Kadınlar, Kırkısraklılar Derneği Kadın Komisyonu, IAKM ve Cemevi Kadın Komitesi, Roj Kadın Meclisi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi, Yeni Kadın
Britanya Demokratik Güç Birliği 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklaması yaparak eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen basın açıklamasında eylemin amacı anlatıldı.
Haber-Fotoğraf:Erem Kansoy
Demokratik güç Birliğinin düzenlediği basın açıklamasında, eylem hazırlık komitesinden Mark Campell ve Glen Harries ile birlikte İnci Kaya, Gik-der temsilcisi, Day-Mer temsilcisi Ahmet sezgin, BAF Başkanı İsrafil Erbil ve Serpil Ersan hazır bulundu. Londra Kürtçe ve Türkçe yayın yapan basına yönelik düzenlenen açıklamada Demokratik Güç Birliği çatısındaki kurumlar da dahil olmak üzere İngiliz sendika, kurum ve sivil toplum örgütlerinin de desteği ile 50’den fazla imza yer alıyor.
Düzenlenen basın açıklamasında, kısa süre önce Amed’in Sur ilçesine Londra’dan, yerinde incelemelerde ve temaslarda bulunmak amacıyla Demokratik Güç Birliğinin gönderdiği delegasyon üyelerinden İsrafil Erbil ve Serpil Ersan’da bölgede yaşananlara dair çarpıcı gelişmeleri basın ve katılımcılar ile paylaştı.
AKP’NİN TOPYEKUN SALDIRILARI DEVAM EDİYOR
Basın açıklamasının açılış konuşmasını yapan Ahmet Sezgin, 6 Mart yürüyüşünün çok yönlü önemine değinerek kitlesel katılımın şart olduğu vurgusunu yaptı. Sezgin konuşmasında, “7 haziran seçimlerinden sonra 7 haziran seçimlerini geçersiz sayan egemen güçler ve AKP diktatörlüğü, topyekun olarak 7 Hazirandan sonra başta Kürt halkı olmak üzere bütün devrimci demokratik kamuoyu üzerinden, basın yayın kuruluşları üzerinden, halk üzerinden, işçi ve emekçiler üzerinden yoğun bir şekilde bir saldırı ve yok etme konseptiyle emekçilerin karşısına çıktı. Dolayısıyla bu süreç hala devam ediyor, Kürdistan’da 90 günü aşan sokağa çıkma yasakları ve katliamlar, bu katliamların sonucunda binerce de mağdur insanımız vardır.
Biz ingiltere’de Demokratik Güç Birliği olarak sürecin başladığı günden buyana tepkimizi hem sokağa koyduk, hemde kamuoyu yaratmada hem de eylem ve etkinliklerle sesimizi duyurmaya çalıştık. İngiltere’de oluşturmaya çalıştığımız kamuoyu bugün bir aşama daha kaydetti. Özellikle İngiltere’deki ilerici, devrimci, demokrat, aydınlar, sendikalar ve mücadeleci örgütlerin Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala şiarı adı altında, bir kampanya örgütleniyor ve bunun sonucunda, bizler buna hem destek vermek hem de bu çağırıyı yapabilmek adına bu gün sizlerle birlikteyiz.”dedi.
Demokratik Güç Birliğinin basın toplantısında öncelikle İnci Kaya yaklaşık 50 kurumun desteklediği ve DGB-Britanya imzalı basın açıklamasını okudu. Basın açıklamasının okunmasının ardından İrlandalı aktivist Mark Campell ve 6 Mart ulusal yürüyüş komitesinde Glyn Harries’te birer konuşma yaptı.
Glyn Harries
KATLİAMA SESSİZ KALAMAYIZ
Yapılan basın açıklamasında, “İngiltere’deki bir çok sendika, politik parti, kampanya örgütü ve toplum merkezi temsilcileri yaşananlara dikkat çekmek ve Kürt halk ile dayanışmak amacıyla 6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek bir yürüyüş kararı aldı. Türkiye’de Kürt halkının eşit hak mücadelesinden yana olan, AKP hükümetinin saldırılarına, faşizan uygulamalarına, katliamlarına tepki duyan, barışa düşman ve savaştan, kandan beslenen bu zihniyete karşı inadına barışı ve halkların kardeşliğini savunan bizler, geldiğimiz ülkedeki bir halkın katliamına sessiz kalmamalıyız.” İfadelerine de yer verildi.
DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİNİN BASIN AÇIKLAMASINDAN KESİTLER
“Britanya’da yaşayan Türk, Kürt, Kıbrıslı emekçiler olarak Türkiye’deki gelişmeleri kaygı, üzüntü ve öfkeyle izliyoruz. İki aydan fazla bir süredir Cizre’de, Sur’da, Diyarbakır’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta AKP hükümeti sokağa çıkma yasaklarıyla Kürt halkına azgınca saldırmakta, tüm insan haklarını hiçe sayarak, bebek ve yaşlı demeden katletmektedir.
Batılı devletlerin ve başta basın yayın organlarının da bu adaletsizliklere ve katliamlara sessiz kalması kabul edilemez. Bu sessizlikleri, Kürtlerin katledilmesine destek olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Kürdistan’da bir sivil savaşın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Günlerce süren sokağa çıkma yasakları, tank, tüfek ve diğer askeri teminatlar ile parçalanan şehirler, su, elektrik, gaz verilmeyen evler artık güney doğunun bir parçası haline geldi.
Ahmet Sezgin
AKP hükümetinin bu katliamlarını yaşadığımız ülkedeki kamuoyuna anlatmak ve teşhir etmek, Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren güçlerin yalnız olmadıklarını göstermek hepimizin omuzlarına düşen bir sorumluluktur. Bu nedenle tüm toplumumuzu ‘ben katılmasam da olur’ diye düşünmeden, acil ve ertelenemez olarak düzenlenen Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala! yürüyüşüne çağırıyoruz.
Şimdiye kadar yapılan eylem ve yürüyüşlerden farklı olarak, bugün Kürt halkıyla dayanışmayı kendine bir görev olarak biçmiş bu kurumların çağrsına destek verelim ve yerli, göçmen, Türk, Kürt, İngiliz hep beraber Kürt halkına karşı yapılan savaşa DUR diyelim ve sessizliğimizi parçalayalım.”
YOĞUN BİR HAZIRLIK ÇALIŞMASI YÜRÜTÜLDÜ
Basın açıklamasının okunmasının ardından sözü alan KNK temsilcisi konuşmasında, “saray ordusunun vahşice yönelimlerini hepimiz gördük. Halkımız da buna karşı direnişini gösterdi. Tarihten de iyi biliyoruz ki diz çöktükçe AKP ve O’na benzer rejimler her zaman, halkı kıyımdan geçirmiştir. Buna karşı olarak halklar hiç bir zaman diz çökmeyi kabul etmemiştir ve buna karşı her zaman büyük bir direniş göstermiştir, bu direnişi öncelikle selamlıyorum. Avrupa’nın her yerinde halkımızın düzenlediği birçok eylemlikler oldu. İngiltere’de buna karşı tepkisini göstermek için bir çok dostlar bizimle beraber bir toplantı yaptı. 3 şubattan beri çalışmalar yürüten bir hazırlık komitesi var, bu hazırlık komitesi çok yoğun bir çalışma sonucu, İngiltere’nin bir çok basın alanında dikkat çekti ve birçok kurumda sessizliği bozması için, yalnış politikalara tepki göstermek için büyük bir yürüyüşün üzerinde yoğun bir çalışma yürüttüler, halkımızın da buna karşı büyük bir destek vermesi çok önemli, halk sadece tepki göstermeyecek halkımızla dayanışma içerisinde olan yerli insanlarda bu tepkiye ortak olacak.”
6 MART YÜRÜYÜŞÜNE İLİŞKİN DETAYLAR DA AKTARILDI
İlk kez düzenlenecek olan 6 Mart ulusal yürüyüşünün çalışmalarına ilişkin detaylar da basın açıklamasında katılımcılar ile paylaşıldı. Yürüyüşün geniş kesimleri ile paylaşılması için şimdiye kadar yaklaşık 25 bin bildiri dağıtılırken sosyal medya ve internet üzerinde binlerce insana haber verildi. Yürüyüşe merkezi anlamda destekleyen bir çok kurum kendi internet siteleri, gazeteleri, haftalık haber ve bilgi aktarma broşürleri ile bu yürüyüşe, geniş bir kesime duyurup dayanışma çağrısında bulundu.
Ayrıca bu çağrı doğrultusunda Birleşik Krallığın bir çok şehrinden otobüsler Londra’ya gelecek. Otobüslerin kalkacağı şehirler sırasıyla şöyle: Bath, Birmingham, Brighton, Hastings, Leeds, Leicester, Liverpool, Manchester, Nottingham, Nottingham, Portsmouth, Sheffield, Glasgow ve Edinburg.
6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek büyük yürüyüşün detayları şöyle; Tarih: 6 Mart 2016, Pazar, Başlama Yeri: BBC, Portland Pl, London W1a Saat 12’de (Trafalgar Meydanına Kadar Yürüyüş) Konuşmalar: 14:00-16:00 Trafalgar Meydanında Olacaktır.
KÜRTLERİN 40 YILLIK DOSTU: ‘SUR’UN RUHUYLA 6 MART’DA MEYDANLARA”
Mark Campell
Kürtlerin 40 yıllık dostu olarak bilinen İrlandalı aktivist ve eylem hazırlık komitesi üyesi Mark Campell ise basın toplantısında yaptığı konuşmada, “6 Mart yürüyüşü için duyarlılığı artırmaya yönelik daha yeterince günümüz var, basından ve sizlerden ricamız 6 Mart yürüyüşünü Londra’daki Kürt ve Türk toplumlarına olabildiğince duyurmanız ve katılımı yükselterek katkıda bulunmanızdır.
İngiltere’den bir çok örgüt yürüyüşü destekliyor. Kürt’ler artık karanlıktan çıkıyor ve Kürtler için artık güneş parlıyor. Kürtler için Mart ayı değişim ayıdır devrim ayıdır, Sur’da binlerce insan bir yürüyüş düzenliyor. Sur’un ruhuyla Newroz’un ruhuyla ve devrimci mücadele ruhuyla 6 Mart yürüyüşünne katılalım ve çevremizi katalım.” Şeklinde konuştu.
6 MART YÜRÜYÜŞÜNÜ DESTEKLEYEN KURUMLAR
Peace in Kurdistan Campaign,Campacc,Kurdistan National Congress (KNK), Day Mer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, GIK-DER/RWCA, Göçmen İşçiler Derneği, National Union of Teachers (NUT), Public and Commercial Services Union (PCS), National Union of Rail, Maritime and Transport Workers Union (RMT), Transport Salaried Staffs’ Association (TSSA),Trade Union Congress – International Section ,Greater London Association of Trade Union Councils, Trade Unionist and Socialist Coalition (TUSC), National Shop Stewards Network, Unite Housing Branch,Unison Islington,Stop the War Coalition, People’s Assembly
Socialist Workers Party, Socialist Resistance, Plan C, Revolutionary Communist Group, Left Unity, Green Party, Kürt Halk Meclisi, Kurdish Community Centre, Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, Alliance for Workers Liberty (AWL), Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), Party of Free Life of Kurdistan (PJAK), Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi,Tohum Kültür Merkezi, Türk Eğitim Birliği, Britanya Alevi Federasyonu,Cemevi,Kaşanlılar Dayanışma Derneği,Tilkililer Dayanışma Derneği, Dersim-Der, Nurhak Kültür Evi, Paz-Der, Bozca-Der, Alxaslılar Derneği, Kırkısraklılar Dayanışma Derneği, Koçgirililer Derneği, CISDA Italian Coodination Suppoort for Afghan Women.
Londra’dan Amed’in Sur bölgesine giden heyette yer alan İş Kadını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, 6 Mart Kürt Günü ulusal yürüyüşü ile ilgili düzenlenen basın açıklamasında konuştu.
Haber-Foto:Erem Kansoy
Amed’deki gelişmeler, TC asker ve polisinin saldırıları, İskoç Millet vekili Natalie McGarry gözaltına alınmasına dair detayları, bölgedeki izlenimler ve yetkililerden alınan bilgileri basın ve kamuoyu ile paylaşan heyet üyeleri Amed’in Sur bölgesinde tam bir insanlık dramı yaşandığına dikkat çekerek, bölgedeki sıkıntıları da aktardı.
Amed’in Sur ilçesinde 90 güne yakındır devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla, Demokratik Güç birliği Britanya’nın oluşuturup gönderdiği heyet Amed’den dönmesinin hemen ardından, yazılı bir açıklama yayınlamış ve Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yapmıştı.
Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyette, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan yer aldı.
Demokratik Güç Birliği Britanya 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklamasını gerçekletirdi. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen destek ve duyarlılık çağırısı amaçlı basın toplantısında İş Kansını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil bölgedeki gelişmeleri sıcağı sıcağına aktardı. Heyet üyelerinin tecrübelerini paylaştığı dakikalarda salonda duygusal anlar yaşandı.
Serpil Ersan- Ersan-Co Avkatlık Bürosu Yöneticisi
“Sur Belediyesine ziyarete gittik fakat her iki eş başkanında tutukklu olması nedeniyle görüşemedik. Ardından Sur kapalı bölgesine yakın bir yerde ziyarette bulunduk ve biraz daha yakından görmek istedik çünkü orası br savaş alanıydı. İskoç millet vekilini özeltim tam da bu noktada tutp seyyar karakola çekmişti. Burada arkadaşımızın biraz sakinleşmesini bekledikten sonar ziyaretlerimize devam ettik ve Demokratik bölgeler Partisi yetkilileri ile görüştük. Ardından SDBP yetkilisi iki kişiyle orda görüştük. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi KCA’yı ziyaret ettik bence çok önemli bir çalışma yürütüyorlar bütün o bölgedeki kadın hareketinin merkeziydi orası. Eski Batman Milllet vekili Ayla Akat şu aşamada oradaki çalışmaları yürütüyordu. Kendisi bize Dıyarbakır ve Sur ile ilgili ve buradaki çalışmalar ile ilgili bilgiler verdi, ikinci günkü gezimizde ise Rojava yardımlaşma dayanışma derneği ile görüştük.
Orada durum çok kötü yaklaşık 150 civarında insan orada ölümle yüz yüze. Bize orada söyenen valilik ile görüşmemiz oldu. Biz bu noktada ne yapabilir diye sorduğumuzda valilik ile görüşmemizi istediler. Çünkü bir şekilde çıkıs sağlanabilrise bu insanların belki katledilmeden bölgeden çıkma olasiliği olabilirdi çünkü her taraftan bir baskı uygulanıyordu. Bu konuyla ilgili talepte bulunduk fakat Vali görüşmeyi reddetti. Ardından Dıyarbakırdaki Şengal Ezdi kampını ziyaret ettik, orada gördüğümüzde bana göre tam bir devrimci çalışmanın örneğiydi Ezidi kampında yapılanlar. Kendi gözümüzle gördük, anlatılması çok farklı ama gözünüzle görünce çok farklı geliyor. Ardından KESK , DİSK, YAPI-SEN, YOL-SEN gibi sendika temsilcileriylle görüştük. Bizimle görüşmek üzere bir toplantı düzenlemişlerdi. Burada sendika temsilcilerinde kendi alanları ile ilgili ayırntılı bilgeliri bize aktardılar. Ardından tutuklu ve hükümlü aileleri derneği temsilcileri ile görüştük. Yaşadıklarımız filmi şeridi gibi gözümüzün önünde geçiyor oldukça çarpıcı şeyler gördük ve insanların acılarına tanıklık ettik.”
İsrafil Erbil- Britanya Alevi Federasyonu Başkanı
“Bize orada genel olarak Kürt’leirn ve Kürdistanın tarihesini anlatıp, özellikle son 30 yılda 40 yılda neler yaşadıklarını anlatarak, en son son 3 aya Sur’daki ablukaya, Cizre’deki, Silopideki, Derek’teki ablukalar deinerek, o son yaşanan katliamların bir önceki katliamların hepsine bedel olan acılar yaşattığını da anlattılar.
Bölgede çok önemli bir direniş gözlemledik, bütün bu saldırılar katliamlara rağmen, binlerce insanın evlernden edilmiş Dıyarbakır içinden başka alanlara göç etmek zorunda bırakılmış, evlerini terketmiş hatta dönecek bir evleri bile olmadığı halde çok ciddi bir direniş ciddi bir, başkalıdırı baskılar karşısında dik duran bir halk gördük ayni zamanda. Dik duran kamu çalışanları, sendikacılar dik duran öğretmenler gördük.
Orada hiçbir kurum temsilcisi kendi çalışmalarını bize anlatmak istemiyordu, dışardan gelen bir heyet olduğunu ve kendilerine ses olacağını düşünmelerine rağmen orada canlar kaybolurken biz kendi çalışmalarımızı kurumsal çalışmalarımız anlatmak istemiyoruz diyorlardı ve gerçekten anlatırken çekiniyorlardı. Heyetin özellikle sorularına cevap vermenin dışında, Sur’daki 150 insanın hayat mücadleesi vermesi, oradaki bombalarla mücadele etmesi, orada bizimde şahit olduğumuz keskin nişancılarla mücadele etmesi, ve 3000 den fazla özel harekatçı ile karşı karşıya kalma duruyla mücadele etmesi, herşeyin ve herkesin önceliği olmuştu.
Oradaki öncelik 150 insanın bombalarla mücadelesi idi. Bizde buna bağlantılı olarak tüm programımızı iptal edip ne yapabiliriz diye sormaya başladık. Enson Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın bize söyediği Vali ile görüşebilirseniz çok iyi olur idi. Valiyi aramaya çalıştık bir türlü telefonlara çıkmadılar, en sonunda görüşmek istemedğini söylediler. Sur belediyesini aslında başkkabir ülkenin bir parçasını başkabir ülkenin askerinin işkali altında, hiç kimse oraya serbest giremiyor çıkamıyor. Her girip çıkan her defasında kimlik göstermek durumunda kalıyor. Bizler asıl kapalı bölgeye gitmek istediğimizde ise büyük zorluklarla karşılaştık. Orada ablukaya alınmış bir düşman toprağı gibi bir hava yaratılmıştı. Bölgede tpların silahların dışında ölüm sessizliğinin hakim olduğu bir ortamın içindeydik, bölge tamamıyle harap olmuş durumda.
Bariyerlerle çevrili noktaya vardığımızda özel harekatçılar ve akrep tipi araçlar farkettik, her top sesinden sonar bir yıkım gürültüsüde hissediliyordu. Bizim gördüğümüz poislerde uzun namlulu silahlar taşıyorlardı. Polislerin üzerinde sivil kıyafetler ve kurşun geçirmez yelekler vardı, Özellikle Kürt halkının kullandığı şalları takıyorlardı. Onlara yaklaştığımızda adeta bizi önceden beklermiş gibi tavırlar sergilemeye başladılar, bize hızla yaklaşarak bir bahane ararcasına heyetimizde bulunan İskoç millet vekilinin elindeki telefonu göstererek fotoğraf çekemessin gel buraya diye bağırmaya başladı.
Bariyerler etrafında bulunan olisler ellerindeki silahları heyetimize doğrultmaya başladılar, bizlerin bu insan misafir İngiltere’den geliyor dememiz üzerine küfürle karşılık vererek millet vekilini kolundan tutarak bariyerin iç kısımlarına götürdüler.
Yaklaşık 2 saat sonar HDP millet vekillerimiz dahi ve İngiliz büyük elçiliğinin araya girmesi ve birçok kamuoyu oluşturulması sonucu İskoç Millet vekili serbest bırakıldı.
Bölgede Kürt halkına Kürt olduğu için değil, bir bütün olarak Kürdistan halkalarına, Aleviye, Ezdiye, Türkmen’e, Arab’a orada bulunan herkese ayni zulumü uyguluyorlar, bölgeyi taamen statüssüzleleştirmek, demokrasi isteyen barış isteyen insanlardan arındırmak bölgeyi tamamen abluka altına almak teslim almak istiyorlar. Tam da bu noktada 150 insanımızın söylediği bir şey var. Askerler bize teslim olun dedği için bir halkı teslim alamayacaklarını söylüyoruz 4*5 saatlik bir izin versinler biz kendimiz çıkarız fakat siyah beyaz bayraklarla teslim olun dedikleri sürece, biz bunlara gücenmiyoruz bir halkı teslim aldık diye, bizi öldürecekler biz bunlara güvenmiyoruz, diyorlardı.
Gülten Kışanak bunu kendisi bize anlattı, ,çerdekiler asla teslim olun çağırısına cevap vermiyecek. Devlete güvenmediklerini söylüyorlar.
Bu tür ziyaretleri mutlaka bölgeye daha sık yapmalıyız. Buradaki kamuoyunuda duyarlı hale getirmek için yüzünü oraya dönmesi için daha fazla göz yaşı ve kan akmasın, ölümler olmasın diye mutlaka var olan duyarlılığımız en az iki katına çıkarılarak o bölgeye yüzümüzü çevirmemiz gerekiyor.” Dedi.
Fransa’nın Calais liman kentindeki mülteci krizine yönelik çalışmalarına aralıksız devam eden Day-Mer, geçtiğimiz hafta sonu ‘the Jungle’da idi.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Ayrıca The Jungle’daki Calais valiliğinin mahkeme kararı ile başlattığı kampın güney bölümünü kapsayan ve yaklaşık 1000 mülteciyi olumsuz etkileyecek yıkım işlemlerinde son gelişmeleride değerlendirdik. haberimizi yayınladığımız şu sıralarda Calais Jungle kampında sıcak dakikalar yaşanıyor.
Yaklaşık 30 polis aracının bölgeyi sardığı, sayısız Fransız polisinin kampta hazır beklediği ve kampın güney bölümündeki çadırlardan yaklaşık 20 tanesinin yerlebir edildiği bilgisine ulaştık. Ayrıca sosyal medyada yayınlanan görüntülerde polisin kampa gaz bombaları ile saldırdığıda açıkca görülüyor.
Britanya ile Fransa arasındaki mülteci krizi Calais liman kentindeki kamp nifusunun giderek artması ile de git gide çıkmaza giriyor. Geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinde alınan kararlar, fransız hükümetinin kampı kaldırmaya yönelik çalışmaları yine Fransız mahkemesinin kamp ile ilgili kararının yanısıra ‘the jungle’da yaşanan insanlık dramı ile gündemden düşmeyen kamp ayrıca İngiliz yardım kurumları ve gönüllüleri ile uzun süre Avrupa’nın ortasındaki ‘insanlık ayıbı’ olarak kalacağa benziyor.
Özellikle son 1 yıl içerisinde çok önemli gelişmelerin yanında, sayısız ölüm, polis saldırısı ve insan hakları boyutuyla sık sık başlıklara taşınan ‘the Jugle’ (Orman mülteci kampı) son olarak İngiliz işçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in ziyareti ile gündeme gelmişti.
Corbyn’in ziyareti ile İngiltereye geçme umutları ikiye katlanan mülteciler son günlerde ise Fransız hükümetinin ve polisinin baskıları karşısında direniyor. İngiliz aktivistler ve İngiltere’den Calais’deki mültecilere yardım eli uzatan Care4Calais ile CalAid günüllüleri kampta 7 gün 24 saat çalışmalar yürüterek, yardıma muhtaç insanların daha ‘yaşanır’ koşullarda kampta zaman geçirmelerini sağlamak üzere büyük çaba gösteriyor.
THE JUNGLE’DA SON DURUM
İngiltere’nin mahkeme kararının ardında şok bir mahkeme kararı ile de Fransa son günlerde kampın bir bölümünün kaldırılıp taşınmasına yönelik olumsuz kararını uygulamaya çalıştığı sırada yine Fransa’daki gönüllülerin Fransız mahkemesinde başlattığı karşıt dava ile şuanda adeta Kamp üzerinde deyim yerindeyse bir politik ve yasal kriz yaşanıyor.
Fransa’da uzun süredir tartışmaya neden olan Calais mülteci kampının güney tarafı boşaltılmaya başlandı.
Valiliğin tahliye kararının mahkeme tarafından uygun bulunmasının ardından kampa güvenlik gücü gönderildi. Bu gelişmenin ardından bölgede yıkım da başladı. Valiliğin hijyen gerekçesi ile kapatılmasına karar verdiği kampta 26 Şubat tarihli mahkeme kararı ile kampın sadece güney bölümündeki ‘planlı yıkım’ işlemleri dün 29 Şubat itibariyle hızlandırıldı. Fransız polisi kampa gaz bombaları atarak kalabalığı dağııp bölgeden uzaklaştırarak belediye görevlilerinin yıkıma devam etmesi için çalışıyor.
İngiltere’de de yıkıma tepkiler yükseliyor. Yıkım işlemlerinin başlaması ile Londra’da bulunan aktivistler başbakanlık önünde bu gece büyük bir eyleme hazırlanıyor.
fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden
Geçtiğimiz gün Fransız mahkemesinin ‘kampın büyük bir bölümü tahliye edilecek’ kararı ile Fransız polisi , çadırlara yetkililer göndererek mültecilerin birinci seçenek olarak Fransaya iltica başvurusu yapmalarını böylelikle onlara kalacak yer tahsis edileceğini, ikinci olarak ise kampa önceden yerleştirilen konteynerlere ikamet için geçmeleri gerektiği ve son olarak ise bölgeyi terketme seçenekleri olduğu yönünde baskı uygularken, gönüllülerin açtığı Fransız mahkemesindeki karşıt dava ise halen devam ediyor.
İki ayrı davanın uzaması neticesinde ve yine sayısız basın mensubunun kamp ve kamp çevresinde beklemesi ile Fransa hkümeti yıkım işlemlerine başlamıştır. Fakat kampın tamamıyla ilgili bir yıkım kararı mahkemeden çıkmamıştır. Ayrıca yıkıma karşı dava da devam etmektedir.
DAY-MER ÖNEMLİ ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİYOR
İngiltere’de yaşam sürdüren toplumumuzun da sayısız dernek, kurum ve kuruluşu mevcut iken, Avrupa’nın ‘insanlık ayıbı’ Calais’e yönelik yaptığı çalışmalar ile Day-Mer farkını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayından buyana başlattığı kış dönemi yardım kampanyasının yanısıra ‘the Jungle’ın politik kriz boyutuna yönelik lobi çallışmalarınıda eş zamanlı yürüten Day-Mer, uygulamaya koyduğu Calais Dayanışma Komitesi ile daha çok önemli boyutta yardımı oraya götürüp adından söz ettirecek görünüyor.
Day-Mer’in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı
Yaklaşık 5 aylık süreçte 3 defa ‘the Jungle’ı hazırladığı delegasyonlar ile ziyaret eden ve her defasında tonlarca yardımı bölgeye ulaştıran Day-Mer son olarak düzenlediği Calais konulu fotoğraf sergisi ile başlayan kampanyanın yardımlarını kampa ulaştırdı. Düzenlenen kampanyada, öncelikle gerçekleştirilen fotoğraf sergisinde 2 Bin 500 Sterlin’lik bir gelir elde edilirken eş zamanlı ve 2 hafta boyunca devam eden yardım toplama kampanyasında ise 2 kamyon eşya mülteciler için toplandı.
YARDIM ‘JUNGLE’A ULAŞTIRILDI
Oluşuturduğu Calais Dayanışma Komitesi ile delegasyonlar hazırlayarak ü.üncü kere Calais’i ziyarete giderek yardım götüren Day-Mer, delegasyonlarda yer verdiği belediye meclis üyeleri, kurum ve kuruluş yöneticilerinin yanısıra parlamentoda milletvekillerine yönelik bilgilendirme toplantıları ile özel yazışmalarıyla da lobi çalışmalarına ayrıca devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta yardım kampanyasını düzenlediği fotoğraf sergisi ile hızlandıran Day-Mer komisyon yetkilileri, sergiden elde edilen yaklaşık 2 Bin 500 Sterlin’e ek olarak yaklaşık 4 tonluk gıda ve giyecek eşyaları ile toplanan bağışlarla da birlikte Bin 700 Sterlin’lik nakit yardımı bölgeye ulaştırdı. Jungle’da yasal çalışmalar yürüten Care4Calais gönüllüler kurumuna Bin 700 Sterlinlik yardım teslim edilirken, yine Care4Calais’in sorumluluğundaki yardım deposuna da 2 van ve 1 otobus bagajı dolusu yardım da teslim edildi.
Fotoğraf sergisinden elde edilen gelirin bir bölümü ile taze yiyecekler de satın alınıp bölgede yardımları dağıtan depo ya teslim edildi.
GÖNÜLLÜLER GÜN BOYU KAMP VE DEPODA ÇALIŞMA YÜRÜTTÜ
Calais Dayanışma Komitesinin organize ettiği kamp ziyaretleri ve yardım ulaştırma çalışmalarında hem kamptaki insanlık dramını yerinde inceleme adına hem de duyarlılıı artırmak adına Day-Mer yetkilileri yardımları oluşturduğu delegasyonlar ile bölgeye ulaştırıyor. Şimdiye kadar 3 kere oluşturulan delegasyonlarda gazeteciler, dernek yöneticieri, kurum temsilcileri, sendika yöneticileri, siyasetciler ve yerel yönetimlerden isimleri de bünyasine katmayı başaran Day-Mer delegasyon üyelerinin de ziyaret esnasında bölgede çalışma yürütmesine yardımcı oluyor.
Care4Calais sorumluluğundaki ve kampa yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki erzak ve kıyafet deposunda toplanan yardımların indirilip ayrıştırılması ve düzenlenmesi ile kampa gönderilecek van araçların organizasyonunda bölgedeki gönüllüler ile birlikte çalışan delegasyon üyeleri böylelikle kampı sadece gezip görmenin yanında çalışmalar da yürüterek katkıda bulnuyorlar.
Londra’da bulunan Londra Toplum Merkezindeki binasından harekete geçen Day-Mer delegasyonu komisyon üyeleri ile beraber, sabah erken saatler de ‘the Jungle’a varmasının ardından yaklaşık 1 buçuk saat kampta gözlemler yaptı. Ardından kamp yakınındaki depoya giden delegaston gün boyu buradaki çalışmalara destek sağlayarak katkıda bulundu.
CALAİS İÇİN DEV BİR AİLE
Day-Mer Calais’e sadece yardım götürme amaçlı çalışmalar yürütmüyor. Özellikle İngiltere içerisinde bölgeye yönelik duyarlılığın artırılması ve politik krizin mülteciler yararına neticelenmesine yönelik çalışmalar da yürütürken, 3 kez düzenlenen ziyaret ile oluşturulan delegasyonlarda, yaklaşık 100 kişi bölgeye götürlüdü. Ayrıca sergi ve toplantılar ilede yüzlerce vatandaşa ulaşıp konu ile ilgili bilgileri sunan Day-Mer, Calais liman kentindeki mülteclere yönelik çalışmalar yürüten duyarlı ve büyük bir aie oluşturdu.
Ekip çalışmaları ile organize edilen yardım kampanyaları ve yardımların bölgeye ulaştırılmasındaki profesyonel organizasyon ile yine bölgedeki çalışmalara emek boyutuyla da destek sunan sayısız delegasyon üyesi, Day-Mer’in çalışmalarını onaylayarak destek sunmaya devam ediyor.
DIDIF KARDEŞ KURUMUNDAN DA DESTEK
Fransa’da faaliyetlerine devam edne ve Day-meri’in kardeş kurumu olarak nitelendirilen DIDF’de ayni gün Fransa’da topladığı 2 van araçlık yardımı kampa getirerek, Day-Mer yetkilileri ile beraber depoya teslim ederek yerleştirilmesinde yardımcı oldu.
15 kişilik bir kadro ile bölgeye dayanışma amaçlı desteğe gelen DIDF yetkilileri de bölgedeki çalışmalara katılarak, Fransa’da daha fazla duyarlılık artırmaya yönelik çalışmalar yaacaklarını belirtti.
YARDIMLAR KIŞLIK KIYAFET VE YİYECEK
Day-Mer’in kardeş kuruluşu DIDF ile beraber bölgeye hafta sonu ulaştırdığı yardımlarda battaniye, yorgan, monti yünlü kıyafetler, ayakkabılar, çizmeler, çadır ve çadır yapımında kullanılacak malzemeler, hijyen malzemeleri ile kuru yiyeceklerin yanısıra yüzlerce kutu hazır yemek de depoya teslim edildi.
Kamptaki aşırı soğuk ve yağmur nedeniyle ençok gerekli malzemeler listesinin başında kıyafetler ve yine yardımların azlığı nedeniyle yemek ihtiyacına büyük katkıda bulunan Day-Mer, kış dönemindeki çalışmalarını kamptaki ihtiyaçlara yönelik hazırladı.
CALAİS ACILARIN VE UMUDUN BİRLEŞTİĞİ NOKTA OLMAYA DEVAM EDİYOR
Daha önceden de Avrupanın bu insanlık ayıbına yönelik sayısız haber ve fotoğraf hazırladığımız esnada hep belirttiğimiz gibi, yaşanan savaşlar nedeniyle Avrupanın da mülteci krizi giderek büyüyor.
Afgan, Iraklı Kürtler, Filistinliler,Nijeryalılar Rojava’lıların coğrafyadaki savaştan kaynaklı ülkelerini terk etmesi ile Britanya’ya geçme umudunun kesiştiği nokta Fransanın Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampında, açlık , susuzluk ve soğuk ile boğuşan mülteciler ölüm olayları ve Fransız polisinin insanlık dışı uygulamalarıylada yüzleşti.
Herşeye rağmen daha güzel yarınlar, iş ve ekonomik gelir umuduyla bir çok dilden, din ve ırktan insanın buluşma yeri Calais tarihte Avrupanın kanayan yarası olarak yerini aldı.
DAY-MER YETKİLİLERİ ZİYARET VE YARDIM KAMPANYASI İLE İLGİLİ NE DEDİ?
Kış dönemindeki the Jungle’a yönelik yardım çalışmalarına hız veren Daymer Yetkililerinden ve Calais Dayanışma Komitesi sorumlularından Zübeyde Aydemir ve Çınar altun gazetemize haftasonu düzenlenen ziyarette birer de demeç vererek hem izlenimlerini hemde çalışmalarına yönelik bilgileri paylaştı.
Zübeyde Aydemir
“Bu Calais’e üçüncü gidişimiz. İki ay aralıklarla bölgeye gittik ve her gidişimizde değişik katılımcılarla oluşturduğumuz delegasyonlarla gittik. Vardığımızda bizi bekleyen mülteci kampındaki değişiklikler son seferemize göre çok daha büyüktü.
İlk ziyaretimizde DayMer’den küçük bir delegasyonla gitmiştik. İkinci ziyaretimizde değişik Türk ve Kürt toplum kurumlarından katılımcılarla bölgeye gitmiştik. Son gidişimizde ise Calais ile dayanışma sergimize gelen, etkilenen bir şekilde mültecilerin haklarını savunan sınırların açılmasını savunan sıradan duyarlı, yerli halktan ve üyelerimizden 33 kişiyle gittik. Aynı zamanda Fransa’daki kardeş örgütümüz DİDİF’den de 15 kadar arkadaşımız da bize katıldılar.
Kısaca kamp alanını gezdikten sonra 60 kişiye yakın bir ekip yardım deposunda götürdüğümüz 4 van dolusu yiyecek ağırlıklı malzemelerin ayıklanmasına yardımcı olduk. Ayrıca 1700 sterlin topladığımız maddi yardımı da Care4Calis Vakfına teslim ettik.
Son ziyaretimizde bariz olan, çadırlardan daha çok insanların artık kafalarının üzerinde çatı diyebilecekleri şeklinde küçük tek gözlü odalar kurulmuştu. Daha önce çamur deryasında yürüdüğümüz koridorlara çakıl taşları atılmış, bir şekilde çamur ve yağmur suyu kontrol edilmeye çalışılmış. Restoranları, kuaför dükkanı, bakkalları, camisi, kilisesi ve hatta bir grup çocuğun ders yaptığı okulu ziyaret ettme fırsatım da oldu. Sergimize katılan çocukların yazmış oldukları barış ve dayanışma mesajları içeren kartlarını da bilhassa iletebildim.
Bütün bu manzaradan çıkardığım sonuç mülteciler İngiltere’ye gelmenin zorluğunu kanıksamış durumdalar. Mümkün olduğu kadar “normal” bir yaşamı devam ettirmeye çalışıyorlar.
Bir diğer taraftan da Fransız ve İngiliz hükümetlerinin şiddetinin dozajıda artmış durumda. Mültecilere gözdağı vererek, yıldırarak ve sınırları kapatarak orada dağıtmaya çalışıyorlar. Orada uzun süredir gönüllü çalışanların anlattıkları çok korkunç hikayeleri dinledik, örneğin tek başına buldukları mültecileri kemikleri kırılana kadar döven faşistlerin sokakları gezdikleri anlatıldı.
Sınırı geçmek için geceleri tırlara atlarken yakalanan mültecileri polisin saatlerce uzaktaki karakollara götürüp daha sonra sokağa bırakıldıkları anlatıldı. Böyle bir kampta yaşamanın kendisinin eziyet olduğu yetmiyormuş gibi gerek faşistler gerek polis tarafından gündelik tacize mülteciler maruz kalıyorlar.
Burada bize düşen bireyler boyutunda yardımlarınızı esirgemememiş, duyurulara destek olmanız ama daha da önemlisi lobi çalışmasını hızlandırmak. İngiliz ve Fransız Hükümeti’nin çıkardığı savaşların sonuçlarının sorumluluklarını almaya zorlamak gerekiyor. Bundan daha kalıcı bir çözüm söz konusu değil. Sergimize katılan fotoğraf satın alan, evinden eşya getiren, maddi destekte bulunan, kampı ziyarete giden ve orada gönüllü olarak çalışan tüm dostlarımıza üyelerimize buradan DayMer adına çok teşekkür ediyorum.”
Çınar Altun
“Malesef Batı ülkeleri dünyadaki körükledikleri savaşların mağdurlarına göz yumuyor ve kendi çıkarları için hangi mültecilere yardım edip etmeyeceğine kendisi karar vermek istiyor. Bu boşluk belliki Fransa ve İngiltereden gelen gönüllü bireyler ve ufak kurumların özveri ve insiyatifine kalmış durumda, ve bu ufak diye nitelendirdiğimiz kurumların ne kadar büyük işler başardığını ve başarabileceğini Calais’e yaptığımız ziyarette gördük. Bu son gidişimizde daha düzgün organize edilmiş yardımlar ve gelişen bir yapılanma gözlemledim. Çok zor koşullarda ortak mutfaklar, okul, gençlik merkezi ve buna benzer organizasyonlar yapılmış ve insanların en temel ihtiyaçları zorda olsa el birliyle giderilmeye çalışılıyor.
Day-Mer olarak bizde bu çabalara destek olmak ve çaresiz bir durumda olan insanlara yaşamlarını devam ettirmek için ve seslerini kamuoyuna duyurabilmek için kampanyamızı fotoğraf sergisi ve bağış kampanyası ile devam ettirdik. Kampanyamızı aynı zamanda parlementoya taşıdık ve bunun üzerinden bir çok yerli ve yabancı birey ve kurumla el ele vererek hem şu anda orada bulunan mültecilerin kışı geçirebilmelerine yardımcı olduk, hemde büyük ekonomik gücü olan yardım kurumalarına ve parlementoda kamuoyu yaratabildik.”
Oktay Şahbaz
“Day-mer olarak Calais’deki mülteci yerleşim yerlerine daha önce iki dafa ziyarette bulunmuştuk. Bu iki ziyarette daha çok buradaki insanların yaşadığı insanlık dışı durum ile karşılaşıp bunu Londra’da yaşayan Turkiye’li ve Kürt toplum ile paylaşmıştık. Bunun yanında mültecilerin bu durum hakkında kamuoyu oluşturmak için bir rapor doğrultusunda parlemento’da bir toplantı organize etmiştik.
Bu gelişimizde, yani üçüncü gelişimizde, durumun daha da kötü olduğunu gördük. İlk iki ziyaretimizde gördüğümüz insanlık dışı yaşam koşullarının yanında ayrıca faşizan ve ırkçı saldırıların yoğunlaştığını ve bunca savaş ve katliamdan kaçan insanların Fransız hükümeti ve Fransız faşistleri tarafından öldürülmeye çalışıldığını öğrendik. Kamp’da yaşam koşulları daha da kötü durumda.
Fransız hükümeti kampı dağıtmak için kampın güneyinden başlayarak hayata geçirmek istediği bir dağıtma planı olduğu ile karşılaştık. Buradaki mültecilere önerilen veya umut verecek bir vaatin olmadığını gördük. Kampda çıkarılan insanlar önce devletin mülteci kamplarına oradan da ülkelerine sınır dışı edildiklerini öğrendik. Bunun yanında polisin kampdaki mültecileri tahrik etmek için yaptığı, durduk yere biber gazı sıkmak, tazyikli su sıkmak, buldozer ve diğer iş arabalarıyla kampa girmek, gibi insalik dışı uygulamalar hakkında bilgi aldık. Bu gelişmelerden daha kötü olan ise kampa aşırı sağcı ve ırkçı Fransız gruplar tarafından yapılan saldırıların arttığını öğrenmemiz oldu. Aşırı sağcı ve ırkçı grupların kamp dışında mültecileri yakalayıp bilinçli bir şekilde kemiklerini kırana kadar dövdüklerini burdaki yetkililerden duyduk. Polisin bu tür durumlara müdahale etmediğini ve göz yumduğu bize bildirilen başka korkunç bilgiler oldu.
Day-mer olarak bu gelismelerinde içinde bulunduğu yeni bir raporu yazıp bir çok yetkili kurum ve kuruluş ile paylaşmayı düşünüyoruz. Bu anlamda mültecilere ile dayanışma içinde olmaya devam edip sınır kapıların açılması ve onların gelmeleri için elimizden geleni yapmaya Day-mer olarak devam edeceğiz.”
Amed’in Sur ilçesinde 80 gündür devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla İngiltere’den Amed’e giden heyet İngiltere’ye döndü. Yazılı bir açıklama heyet, Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yaptı.
Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyet Amed’te incelemelerde bulunmuştu.
YAŞADIKLARIM DEHŞET VERİCİYDİ
Dün akşam Londra’ya dönen heyet üyelerinden İskoç milletvekili Natalie McGarry Sur’u ziyaret ettiğinde gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmıştı. İngiltere’ye döndükten sonra Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan McGarry, Türkiye’de yaşadıklarını dehşet verici olarak tanımladı. McGarry, “Her ne kadar birkaç saat sürse de dehşet verici bir deneyimdi. Hayatın sürekli böylesi bir korkuyla geçtiğini hayal edemiyorum. Bu yüzden Türkiye’nin NATO’daki dostları bu durumun sona ermesini talep etmeli” dedi.
BRİTANYA HÜKÜMETİ VE ULUSLARARASI TOPLUM ACİL HAREKETE GEÇMELİ
Ortak yazılı bir açıklama yapan heyet üyelerinden Mcgary; Britanya hükümetinin ve Uluslararası toplumun yaşanan katliamı durdurmak için acil olarak harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. ‘Son bir kaç gün Sur’da neler yaşandığına tanıklık ettim. Gördüklerim karşısında tamamen dehşete düştüm. Avam kamarası sözcüsünü de yazdım ve Pazartesi günü acil olarak bir oturum talep ettim.’
İNSAN HAKLARINA, DEMOKRASİYE SAYGI DUYMAYAN BİR SİSTEM
Unite sendikası Uluslararası direktörü Simon Dubbins ise şunları belirtti; ‘Gördüklerimizle birebir şahit olduk ki, Türkiye, insan haklarına, sivil haklara, demokrasiye saygı göstermeyen bir rejim haline gelmektedir. Sendikalar, sivil Toplum Örgütleri, demokratik çevreler sistemli olarak şiddetli baskıya maruz kalmaktadır.’
TOTALİTER DİKTATÖRLÜĞÜ ANDIRIYOR
GMB Sendikası Uluslararası yetkilisi Bert Schouwenburg, ‘İnsan hakları alanında Türkiye’de iyileşmelerin olduğunu umut ediyordum, fakat bunun tersine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde ülke, totaliter diktatörlüğü andırıyor.’
TÜRK DEVLETİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DÖNMELİ
Kürt Çalışmaları direktörü İbrahim Doğuş ise gözlemlerini şu cümlelerle anlattı; ‘Türk hükümeti barış görüşmelerine tekrar dönmeli. Barış görüşmeleri ve müzakerelerin tekrar başlaması çok hayati
önemde. Kürt sorunun Türkiye’de silahla, şiddetle çözülmesi mümkün değildir. Yaptığımız toplantılardan şunu gördük, Kürt halkı barışa hazır. Türk devleti acil olarak şiddeti durdurup barış görüşmelerine geri dönmeli.’
HEYETTE KİMLER BULUNUYOR?
İngiltere’den giden heyetin içerisinde, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan bulunuyor.
Londra Uluslararası Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film seçilen ‘Kürdistan Kürdistan’ filminin yönetmeni Bülent Gündüz, Avrupa’nın Kürtlere karşı iki yüzlü tavrını kınamak ve Türk devletinin Cizre ve Sur’daki saldırılarına dikkat çekmek amacıyla ödülü almayı red etti.
Haber-Foto: Aladdin Sinayiç
Kürt yönetmek Bülent Gündüz’ün yönettiği ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi, 50’den fazla ülkeden 800’den fazla kısa, uzun metraj ve belgeselin başvurduğu Uluslararası Londra Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görüldü. Hafta sonu İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Crown Plaza otelinde yapılan ödül töreninde ödüle layık görülen filmlere ödülleri verildi. ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi de yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görülürken, ödülü almak için sahneye çıkan filmin yönetmeni yaptığı konuşmayla ödülü almayı red etti.
Kürdistan Kürdistan filminin yönetmeni Bülent Gündüz aldığı ödülü red etti
Ödülü almak için sahneye çıkan Bülent Gündüz yaptığı konuşmada; ‘Öncelikle festival komitesine beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum, ancak ülkemde devam eden insanlık dışı savaşa dikkat çekmek ve başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’nın ikiyüzlülüğü ve sessizliğini protesto etmek amacıyla bu ödülü almayı red ediyorum.’ diyerek ödülü almadı. 700’ye yakın davetlinin hazır bulunduğu gecede Gündüz’ün konuşması dakikalarca alkışlandı. Törenden sonra Gündüz’ün yanına gelen çok sayıda farklı ülkelerden sinamacı da Gündüz’ün tavrını desteklediklerini belirterek kendisini tebrik etti. Festival komitesi de yaptığı açıklamada, Gündüz’ün tavrını anlayışla karşıladıklarını ve büyük bir jest olarak gördüklerini ifade ettiler.
İNSANLARIMIZ KATLEDİLİYOR
Ödül töreninde yaptığı konuşmada Kürdistan’da yaşanan saldırılara değinen Gündüz şunları söyledi; ‘‘Kürt halkı yıllardır barbarlık düzeyinde devam eden saldırılara karşı özgürlük mücadelesi vermektedir. Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin gibi Kürt şehirleri aylardır Türk ordusunun yoğun saldırısı altında olup yüzlerce insan katledildi ve bu saldırılar halen devam ediyor. Katledilen insanların içerisinde yaşlı, kadın ve çocuklar da bulunuyor. Üç aya yakındır Cizre ve Sur’da devam eden sokağa çıkma yasağı yüzünden insanlar katledilen sevdiklerini bile toprağa veremiyor. İnsanlarımız tüm dünyanın gözleri önünde katledilmeye devam edilmektedir.’
Bülent Gündüz
KÜRT HALKININ ACILARINI NEDEN GÖRMEZDEN GELİYORSUNUZ?
Türk ordusu katletmekle yetinmeyip, katlettiği kadınlarımızın bedenini çıplak bir şekilde teşhir etmektedir. İnsanlığın bu düzeyde ayaklar altına alındığı bir dönemde Avrupalılara şunu sormak istiyorum; bugün dünyanın en barbar örgütüne karşı insanlık adına savaş veren Kürt halkının bu acılarını neden görmezden geliyorsunuz? İngiltere, Fransa ve Almanya’nın bu iki yüzlü tavrı ve sessizliği onurlu bir duruşmudur?’’
https://youtu.be/7UdgdzoNPkc
BİR SANATÇI OLARAK BU VAHŞETE SESSİZ KALAMAZDIM
Törenden sonra gazetemize konuşan Gündüz, bir sanatçı olarak halkının yaşadığı vahşete sessiz kalamayacağını belirterek şunları ifade etti;
‘‘Bir sanatçı olarak ülkemde yaşanan vahşete sessiz kalamazdım. Bu ödülü red etmemin ana sebebi, özellikle Cizre ve Sur’da yaşanan vahşete dikkat çekmek içindi. Onun dışında da yüzyıldır süren Kürt sorunu, dünyanın gözleri önünde bu kadar vahşi bir şekilde boğulmak istenmesi, ve Avrupa’nın bu durum karşısındaki iki yüzlülüğüne dikkat çekmek için bu ödülü red etmek durumundaydım. Umarım mesajımız gerekli yerlere ulaşmıştır. Kürt halkı yaşadığı tüm acılara ve vahşete rağmen halen Barış diyebilen bir halk, buna savaşla karşılık vermek sadece Türkiyenin değil Avrupa’nın da büyük bir ayıbıdır.’’
DAHA ÖNCEKİ ÖDÜLLERİ CEMİLE ALAN’A ADAMIŞTI
Kürt yönetmen Bülent Gündüz daha önce de filmin Los Angeles’ta kazandığı ödüllerden birini, ‘Cizre’de evinin önünde katledilen 10 yaşındaki Cemile’nin şahsında tüm şehitlere, diğerini ise yerinden yurdundan göç ettirilen ve küçük bedenleri sahillere vuran çocuklara’ adadığını açıklamıştı.
DENGBÊJ EGİDÊ CİMO’NUN AKTARDIĞI SIR
‘Kürdistan Kürdistan’da yönetmen Bülent Gündüz,1990’lı yıllarda bir düğünde Kürtçe kilam okuduğu için memleketini terk etmek zorunda kalan Kürt sanatçı Delil Dilanar’ın hikayesini anlatır. Delil Dilanar yıllar sonra ülkesine köyüne döner, ancak içinde bir boşluk ve yalnızlık duyar. Bu yalnızlığında onu bekleyen sürpriz vardır. Müziğinin kökleri, çocukluğunun ve ilk müzik gıdasını, ilk mey dersleri aldığı eğitmeni dengbêj Egidê Cimo ile köyünde buluşacaklardır. Buluşmada hocası Egidê Cimo, çırağı Delil Dilanar’a müziğinin sırrını açıklayacaktır. Ve Delil, hocasının ona vereceği sırrı almak için, peşinden hiç ayrılmaz. Delil sonunda sırrı alır ve en güzel kilamları okumaya başlar. Film bir insan hikayesidir; sürgünlük, yalnızlık, ülke hasreti, aile hasreti… Usta dengbêj Egidê Cimo ile çırak Delil Dilanar’ın Kürt müziği ve ritüelleriyle yeniden buluşmasının öyküsüdür. Aynı zamanda Kürdistan’da Serhat bölgesinin kültürüyle yoğrulmuş bir sanatçının yirmi yıllık sürgün yaşamından sonra yeniden kendi kültürüyle buluşması niteliğindedir.
Kürdistan Kürdistan Filmi Yabancı Dilde En İyi Film Ödülüne Layık Görüldü