Tag: ingiltere haberleri

  • Her gün bizde ölüyoruz!

    Her gün bizde ölüyoruz!

    Geçtiğimiz yıl 100’den fazla gazeteci görevi başında katledildi, dünya çapında 348 gazeteci cezaevinde.

    Erem Kansoy

    Avrupa dışındaki ülkelerde basın özgürlüğünden bahsetmek neredeyse mümkün değilken, binlerce gazeteci işsiz, kurumları faşist yönetimlerce kapatılmış veya kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışıyor. Darp girişimleri, sosyal medyada küfür ve hakaretler de ne kadar normal karşılansa da, Hayır! Normal değil ve aksine üzerine gidip ses çıkartılmalı. Mesleğine aşık gazeteciler bugün olduğu gibi faydalanılıp bir kenara atılmamalı.

    Her gün okuyucular kendilerine yakın gördükleri haber kaynaklarından çok hızlı şekilde habere erişmeye devam ederken, biz habercilerin yaşantısı ve ölüm ile yüzleşmesini kaçımız sorguluyoruz?

    Evet, gazetecilik yorucu bir meslek, işe başlama saatiniz vardır ama çıkış saatiniz belli değildir. Salonların yerine, sokakları tercih edersiniz çoğu zaman… Yeri gelir bir feryadın, yeri gelir bir acının içinde bulursunuz kendinizi… Bazen de içiniz kan ağlarken, cebinizde beş kuruş yokken; şen kahkahaların atıldığı bir zevk masasının halini ölümsüzleştirirsiniz objektifinizde. Annenizi, babanızı, eşinizi hatta çocuğunuzu saatlerce bekletirsiniz ama habere yetişmek veya haberi yetiştirmek için yeri gelir tüm zaman limitlerini zorlarsınız. Aşkla koşmazsanız haberin peşinden çabuk yorulursunuz. İçinizde aşk yoksa yapamazsınız bu işi… Öyle ki tüm bunların karşılığı ölüm, baskı, tehdit ve geçim mücadelesi olmamalıydı gazetecilerin.

    2016’da her 4 günde 1 gazeteci öldü!

    Birleşmiş Milletler’in dünyadaki basın özgürlüğü ile ilgili araştırmaları da bünyesinde yürüten UNESCO, geçtiğimiz günlerde kendi haber sitelerinde yayınladığı bir makaleye göre, geçtiğimiz yıl içerisinde ortalama 4 günde 1 gazeteci görevi başında yaşamını yitirdi. 2016’da UNESCO’ya göre görevi başında ölen gazeteci sayısı 101 fakat bunlar sadece bilinenler.

    Yayınlanan verilere göre ölen gazeteciler, Ortadoğu’da Arap Emirlikleri, Suriye, Irak, ve Yemen ayrıca Latin Amerika ve Karibeanlar’da çoğunlukta yaşamını yitirdi. Makalede yer alan bir diğer bilgi ise her ölümün ardından UNESCO Direktörü Irına Bokova olayının yaşandığı yerlerdeki otoriteleri özellikle arayıp ölümlerin aydınlatılmasını istemiş. Makalede ayrıca hem sorunlu hemde sorunlu olmayan bölgelerde çalışma yürüten gazetecilerin sağlık ve güvenliği ile alakalı bir de protokol oluşturulacağı bilgisi yer aldı. Uluslararası Haber Güvenliği Enstitüsü’ne göre ise 2015 yılında 115 gazeteci

    katledilirken, 2016 yılında ise Kolombiya, Meksika, Afganistan, Irak ve Rusya bölgelerinde en çok gazeteci ölümünün yaşandığı belirtiliyor.

    Öldürülen yerel gazetecilerin sayısı net olarak belirlenemezken, birçok gazetecinin öldürülmeden önce hem kendisinin hem de ailesinin tehdit aldığı ve saldırılara uğradığı da biliniyor.

    Gazeteciler için; Türkiye eşittir hapishane!

    Türkiye’de içi boş bir takım siyasetçiler halen rahatça ‘basınımız özgür’diye yalanlar söylemeyi becerebiliyor. Hem Türkiye hem de Avrupa’da onlarca gazeteciyi hapse atan, katleden, işsiz bırakan, darp eden Türki zihniyetten aksini söylemesi beklenemezdi zaten. Öte yandan uluslararası basın örgütleri ve kurumlar ise Türkiyede gazetecilere yönelik barbar tutum karşısında şok içerisindeler.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonraki araştırmalar neticesinde yine Türkiye. Dünya Basın Özgürlüğü raporunda iki sıra daha gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 151’inci sırada. Önünde Tacikistan, arkasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) raporları ile rakamsal olarak örtüşen uluslararası kurumların raporlarında da belirtildiği üzere, Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı. Yaklaşık 2 bin 500 medya çalışanı ve rakam net olmamasıyla beraber 10 bine yakın tahmin edilen gazeteci ise işsiz. Yargı önündeki, darp edilen, ekstra işlerde çalışıp geçimini sağlamaya çalışan, tehdit ve baskı altındaki gazeteci sayısını kestirmek ise neredeyse imkansız.

    İngiltere ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye hassasiyet

    Özellikle Türkiye’deki gazeteci meslektaşları ve dava arkadaşlarını yalnız bırakmayarak yurt dışında yürüttükleri bilgilendirme toplantıları ve çalışmalar ile yabancı gazetecilerin Türkiye’yi de değerlendirmeleri sağlandı.

    İngiltere üzerinden, Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International), Avrupa Yazarlar Birliği (European PEN), Uluslararası Gazeteciler Birliği (IFJ), İngiltere Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJ) geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’deki gazeteciler ve yüzleştikleri katliamlar, tutuklamalar ile alakalı sayısız açıklamalar yapmıştı. Yine İngiltere’de oluşurulan yabancı gazeteci heyetleri de hem Kürdistan hem de Türkiye’ye gönderilmiş ve gazetecilerin yaşadığı zulüm yerinde incelenmişti.

    Alman Gazeteciler Birliği BM’ye kadar gitti

    Alman Gazeteciler Birliği (DJV) ise, BM yeni genel sekreteri Antonia Guterres’ten, savaş ve kriz bölgelerinde bulunan gazetecilerin daha etkili bir şekilde korunmasını talep etti.

     

  • İngiliz Polisi Ankara ve Berlin’den sonra alarmda! MET Polisinden açıklama gecikmedi

    İngiliz Polisi Ankara ve Berlin’den sonra alarmda! MET Polisinden açıklama gecikmedi

    Dün yaşanan saldırıların ardından İngiltere’de de olağan üstü  güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. Özellikle yeni yıl ve Cristmas dönemine denk gelen saldırılar sonrasında İngiliz polisi başta Londra’nın işlek bölgeleri olmak üzere yurt genelinde görevli polis sayısını artırdı.

    Haber: Erem Kansoy

    MET- Metroolitan Police (İngiliz Polis Teşkilatı) kendi Web siteerinden yaptıkları açıklamada Ankara ve Berlin saldırları ile ilgili ‘hem rutin hem de önlemlerimizi almak adına, yurt dışındaki Ankara ve Berlin’de yaşanan bu saldırıları dikkatlice izleyip kendi planlamamızıda  gözden geçirmekteyiz.’ İfadelerine yer verdi.

    İngiliz polisi ayrıca yeni yıl ve Christmas döneminde sivil halkı daha etkin koruma altına alacak planlamalar yaptığınıda duyurarak, saldırıları ‘şiddetli’ olarak tanımladı. Açıklamada, ‘şiddetli’ saldırılar olarak tanımlanan Ankara ve Berlin’deki saldırılar ile ilgili İngiliz polisi ‘saldırı olasılığı çok yüksek ve şiddetli düzeyde çok farklı yönlerden önlemler alınması gerekiyor buna uzun araçların kullanım alanlarıda dahil.’ Sözleri kullanıldı.

    Önlemler gözle görülür yönde arttı

    Ankara ve Berlin saldırılarının ardından resmi internet sitelerinden konu ile ilgili açıklama yaparak toplumu bilgilendiren İngiliz Polis Teşkilatı Londra’da harekete geçti. Özellikle, turistik ve yenı yıl marketlerinin bulunduğu, Covent Garden, Oxford Curcis, Trafalgar SQ., Picadilly Curcis meydanlarındaki devriye polis sayısının artışı gözlerden kaçmıyor.

    İngiliz polisi ayrıca, Kings Cross, Liverpool Street Station, Euston ve Victoria Tren istasyonlarında da güvenlik görevlilerini artırdı. Fotoğraf Erem Kansoy.

     

  • Jeremy Corbyn Tekrar İşçi Parti Genel Başkanı Seçildi

    Jeremy Corbyn Tekrar İşçi Parti Genel Başkanı Seçildi

    Jeremy Corbyn ve Owen Smith arasındaki İşçi Parti genel başkanlık yarışının sonucunda Corbyn %61.8 oy alarak tekrar lider seçildi.

    Parti’nin Liverpool’da gerçekleşen yıllık konferansında açıklanan oylamanın sonucuna göre Corbyn 313,209 ve Smith 193,209 oy aldılar.

    Sonucun açıklanması sonrasında konuşma yapan Corbyn, partinin yaşadığı tartışmalar sonrasında kendisinin birlik oluşturmak için elinden geleni yapacağını söyledi.

    Rakibi Smith’e teşekkür eden Corbyn, ‘aynı İşçi Parti ailesi’ içerisindeyiz diyerek, tekrar bir araya gelerek çalışmak istediğini söyledi.

    Corbyn karşıtlarının lidere nasıl yaklaşacakları merak edilen konu.

    Parti içerisinde neler yaşanmıştı?

    Parti’nin sol kanadından olan Corbyn, geçen yıl yapılan genel başkanlık oylamasında %60 oy ile lider seçilmişti.

    Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği üyeliği referandumunda çıkan ayrılma kararı sonrasında, gölge kabinesinin büyük bir sayısının istifa etmesiyle Corbyn’nin liderliği milletvekilleri tarafından güvensizlik oyu almıştı. Partinin milletvekilleri Corbyn’nin istifa etmesini istemişlerdi fakat, istifa etmemesi üzerine Smith aday olarak liderlik seçimi başlamıştı.

    Son bir yıl içerisinde Parti’nin üye sayısı artarak 550 bine ulaştı, fakat merkez sol kanadı Corbyn’nin genel seçim kazanabilecek bir lider olmadığını savunuyor.

    Gölge sağlık bakanı Hackney milletvekili Diane Abbott ve gölge kalkınma bakanı Edmonton milletvekili Kate Osamor Corbyn’i destekleyen milletvekilleri arasında.

    Enfield North milletvekili Joan Ryan Smith’i desteklediğini açıklamıştı.

    Londra Büyükşehir Belediye Başkanı Sadiq Khan da geçtiğimiz ay bir yazı yayınlayaak Smith’i desteklediğini açıklamıştı. Khan’ın bu açıklaması kendisine oy veren Corbyn destekçileri tarafından büyük tepki almıştı.

    Corbyn Unite, Unison ve İtfaiyeciler Sendikası dahil sendikaların çoğundan destek aldı.

    Corbyn’nin tekrar genel başkan seçilmesi Parti için ne anlama geliyor?

    Corbyn’nin tekrar genel başkan seçilmesi Parti içerisinde bir ayrılmaya yol açabilecek mi sorusunu tekrar gündeme getirdi. İşçi Parti’li çok sayıda milletvekilinin Corbyn’e karşı olması, Parti içerisindeki sorunların devam edebileceğinin anlamına geliyor.

    Fakat, Corbyn’nin büyük bir destek alarak tekrar lider seçilmesi Corbyn’e karşı gelen kesimlerin uzlaşabilecekleri de düşünülüyor.

    Bir olasılık, Corbyn’i çoğunlukla destekleyen yerel parti yönetimlerinin Corbyn’i desteklemeyen milletvekilini tekrar seçilmesini önlemeleri (deselection). Bu yöntem partinin genel seçim kazanmasını zorlaştırabilir.

    Diğer bir olasılık Parti’nin bölünerek yeni bir merkez sağ parti oluşması, fakat Parti içerisindeki merkez sağ milletvekillerinin böyle bir olasılık olamayacağını savunuyorlar.

    Liberal Demokrat Parti de bu krizden yararlanarak İşçi Parti’nin liberal kesiminden oy toplamayı umuyor.

  • AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    Britanya’da bu gün tarihi bir gün. AB referandumunda göçmen toplumların oyları belirleyici en önemli etkenlerden. Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı AB referandum sürecinde sonuç merakla bekleniyor.

    Haber: Erem Kansoy

     Özellikle İşçi Partisinin tutumu ile ve göçmen toplumlarında yaklaşımı ile ‘EVET’cilerin önde olduğu gözlerden kaçmıyor. Britanya  siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında belirleyici metropellerin başında gelen Londra çok ulusluğu ile ve yine İşçi Partisi yanısıra sol kesimin yoğun olarak yaşadığı Britanya’nın belirleyici başkenti konumunda.

    Göçmen toplumların nüfusunu büyük oranda oluşturduğu Londra’da aktif kurum ve kuruluşlarımızda ise AB referandumu ile ilgili ortak bir fikir ortaya çıkmadı. Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.

    Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.

    Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmaları son güne kadar devam etti.

    Dernek, kurum ve örgütlerimiz içerisinde yoğun tartışmalara neden olan 23 Haziran Britanya’nın AB referendumu ile ilgili bazı oluşumlarımız Britanya’nın AB’den çıkmasından yana dururken bazıları ise AB’ye devam diyor. Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor.

    İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını yürüttü.

    Yine ırkçı bir saldırı ile yaşamını yitiren İşçi Partisi millet vekili Joe Cox’un ülkede şok etkisi yaratması ile kampanyalarını durduran taraflardan kazananın kim olacağı ve Britanya’nın ‘yarın’ları merak konusu.

    Özellikle Londra’da göçmen nüfusun baskın olması nedeniyle bölgede referanduma ilişkin nasıl bir netice çıkacağı da merakla beklenirken yine İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumuna ilişkin fikirlerini sorduk.

    Telgraf: Britanya 23 Hazirana süratle yaklaşıyor. AB referandumuna yönelik ‘in’ veya ‘out’ tartışmaları devam ederken toplumlarımızda ciddi bir popülasyonu oluşturan kurumlarımızda referendum ile ilgili sağlanan fikir birliği ne yönededir? Neden?

    Evrim Yılmaz- Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı

    “Biz Kürt Halk Meclisi olarak referandum da ırkılğa karşı AB’de kalma yönünde bir yaklaşım içindeyiz. Ama AB’nin mevcut haliyle eleştrilecek çok yönü var ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Irkçılığa karşı ortak yaşamı savunuyoruz. Göçmen halklarının devletler nezdinde garanti altına alınması gerektiğini düşünuyoruz. Bu anlamda AB’nin göçcmen politikalarının değişmesi ve insan hakları çercevesinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.  Fakat günümüz gereği biz göçmenleri mağdur edecek politikaları destekleyemeyiz. Bu anlamda salt ekonomik değil sosyal haklar anlamında da AB’de kalınması gerektiği eğilimindeyiz.”

    Abdullah Gülerk – Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “Avrupa Birliği, emperyalist sermayenin bir bileşenidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk başlarda sınırlı bir iş birliğinden yola çıkmışlar, ihtiyaçlarının büyümesi ve gelişmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, Avrupa Birliği’ni daha da güçlendirmek zorunda kalmışlardır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmış bir karar hiç değildir. 1990’lı yıllarda dünyada gelişen yeni tartışmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaşanan ve yaşanacak değişimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen başat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluşumuydu. Sınırların kontrollü ‘kaldırılması’, ortak para birimi, ortak ticaret antlaşmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak ortaya atıldılar.

    Avrupa Birliği’nin kendi içinde gümrük duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarlarının kaldırılması meta dolaşımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasıdır. Ulus devletlerin bir bütün ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan durum,  tekellerin önündeki tüm sınırların kaldırılmasından ibarettir. Bu anlamda oluşturulan bu birlik; işçi-emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altında tutmak için ortaya çıkmıştır. Anti-emperyalist demokratik bir kitle örgütü olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı tüm dernek ve kurumlarımız, AB projesini, emperyalist sermayenin birliği olarak görür ve buna karşı mücadele eder.”

    Aslı Gül- Day-Mer Yönetim Kurulu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.

    Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”

    Yusuf Açıl – YÇKM Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 2

    “AB’ye “evet” demek onun bütün gerici yasalarnını, uygulamalarını ve hedeflerini kabul etmek demektir. Globalizme “evet” demek, hak kesintilerinin, yaşam standartlarının kısıtlanmasının devam edilmesine evet demektir, Evet”çilerin birinci grubunun savları bellidir. Emperyalist tekelleri, sermayeyi dahada güçlendirmek, önünü açmak, her türlü yatırım imkanı, kar ve fırsatı sonuna kadar önlerine sunmaktır. Daha fazla egemenlik üretmek, bu egemenliği derinleştirmek  esas amaçlarıdır. Bunların, yoksulların durumlarını düzeltmek için lafta dahi ileri sürdükleri hiç bir proje yok.

    İkincisi gurup ise “AB’den çıkmalıyız” diyenler. Demokratlar, liberallarin bir bölümü, anarşistler, ırkçılar, faşistler, anti-faşistlerin bir bölümü, çevrecilerin bir kesimi, bazı önemli patronlar. Yani hayır diyenler de genel politik bakışta birbirlerine tamamen karşıt güçlerin bir bölümünden oluşmaktadır. AB’ye Hayır diyen faşist-ırkçı gurupların yaklaşımları tahmin edilebilir: “Britanya yabancıların istilasına uğramış durumdadır. Ülkede mevcut iş imkanları, olanakları, önemli ölçüde biz yerlilerin ellerinde alınarak yabancılara verilmiştir. Britanya Britanya’lılarındır. Yabancıları istemiyoruz. Ülkenin mali imkanlarının bir bölümü AB’ye üye olan ancak ekonomik bakımında zayıf olan kriz içindeki ülkelere aktarılıyor, bunu kabul etmiyoruz. Dahası, Türkiye yakın zaman içinde Avrupa Birliği üyeliğine alınacak. 80 Milyon nufuslu ve her yıl nufusu 1 milyon artan dinamik bir toplumun AB’ye giriyor olması, Britanya’yı yaşanmaz hale getirecektir” deniliyor.”

    Helin Peköz – Gik-Der Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 3

    Sözde demokrasinin beşiği ve sonsuz savunucusu gibi gözüken AB Suriye’de yaşanan savaş sonrası patlak veren göç krizini çözmek bir tarafa göçmenlere sırtını dönmüş, Suriyedeki savaşın birinci derece de sorumlusu olan Türkiye ile gerici ilişkiler içerisine girmiştir.

    Referandumda hayır demek AB ile Türkiye arasında yapılan bu gerici anlaşmaya hayır demektir, referandumda hayır demek işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik yaşınılan saldırılara hayır demektir. AB referandumunda hayır demek bugün AB yanlısı çalışma yürüten muhafazakar hükümetin güvenoyu kaybetmesi ve düşmesi anlamına gelmektedir.  Avrupa Birliğinin işçi ve emekçilerinin hak ve özgürliklerini teminat altına aldığı koca bir yalandan başka birşey değildir. AB ülkelerinde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleri mücadeleler ile kazandı, kazanılan hiç bir hak Avrupa Birliğinin armağan ettiği haklar değildir. AB işçi ve emekçilerin haklarını vermek bir yana işçi ve emekçilere karşı sürekli bir saldırı furyası içerisindedir.  Avrupa Birliği referandumunda hayır demek aynı zamanda sermayenin birliğine hayır demektir.

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak Britanyada yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı halkımızı 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşecek olan referandumda çıkmak yönünde oy kullanmaya çağırıyoruz. Sermayenin birliğine hayır!”

    İsrafil Erbl – İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 4

    “İngiltere’nin Suriye’yi bombalaması Suriye’deki demokrasiye asla katkı sunmaz. Fakat daha önceki aylarda batılı gazetecilerin boğazları kesilirken ve Kobane düştü düşecek kaygıları yaşanırken sivil toplum örgütleri olarak İngiliz başbakanlığı önünde “Britanya uyuma” diye sloganlar atıldı. İŞİD ve benzeri örgütlerin yaratılmasında emperyal devletlerin katkısının büyük olduğunu biliyoruz. Güçlü devletler Suriye’deki demokrasi güçlerine destek vermelidir. Fakat doğrudan hava saldırısı gibi tüm sivillerinde öldürüldüğü harekatlarda bulunmaları yanlıştır.

    İngiltere’deki tehditleri yeterince algılamış değiliz. Daha dikkatli ve örgütlü olmalıyız.

    Britanya’da ırkçı bir katil tarafından öldürülen Milletvekili Jo Cox’u saygı ile anıyoruz! Ömrü boyunca ırkçılığa karşı mücadele eden ve mültecilerin dostu olan bayan Cox, Avrupa Birliğine “EVET” dediği için öldürüldü. Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalmasını desteklediği için öldürülen Jo Cox’un “EVET” kampanyasını destekliyoruz.
    Çünkü;
    Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.

    Britanya’nın ırkçı gurupları İngilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Halen ölçü, tartı birimlerinin ve teafik kurallarının farklı kullanılmasını bile bu düşünceye bağlayabiliriz. Avrupa Birliğinden ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir. Avrupa ve Britanya’nın birliğini savunmak için sadece bu nedenler bile yeterliyken daha eklenebilecek birçok nedenimiz var. Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına razı olamayız.

    Tüm bu nedenlerden dolayı, ırkçılığa karşı referandumda “EVET” demek önemlidir. Aksi halde ingiliz ırkçı ve yabancı düşmanları ile Aylan bebeklere Akdeniz i mezar edenlerle aynı safta oluruz.”

     

  • Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    TC devletinin faşist yönetimleri on yıllar öncesinden günümüze kadar basın ve basın özgürlüğü ile ilgili politikalarında tartışılmaz hep başarısız olmuştur.

    Haber: Erem Kansoy

    Çok önemli basın emekçilerinin katledilmesinden tutunda milyonlara hitap eden basın kurumlarının kapatılması, tutuklama ve göz altılar ile basın emekçilerine yönelik insanlık dışı uygulamalr ile TC devleti yine listelerin sonunda.

    Toplam 180 devlet içerinse basın özgürlüğü sıralamasında ancak 154’üncü sıraya yerleşebilen TC devleti, özellikle ‘benden olmayanı sustururm’ politikaları ile son dönemde yine manşetlerde yerini alıyor.

    PKK yandaşlığı gerekçesi ile defalarca kapatılan gazeteler, Kürt Türk kardeştir diyen ve barış yanlısı yayınlar yapan onlarca kuruma vurulan kara kilitler, Can Dündar ve Ertem Gal’ın inbertlik tutuklanmaları, Zaman gazetesine uygulana kayyum yaptırımı ile TC deveti hükümeti basın özgürlüğü konusunda dünya devletlerinin yüzüne bakamaz hale geldi.

    Basın emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklamaların yanısıra ahlaksız tehditler ve işkenceler yetmezmiş gibi ‘köyün ağası’ edasıyla mahkeme kararı olmadan kaartılan IMC TV sansürü ve tüm bunlara ek olarak çağımızın en önemli iletişim aracı olan internet haberciliğindeki kapatma ve sansür uygulamaları ile her katliam sonrasında neredeyse katliamla eş zamanlı uygulanan yayın yasaklarını da hesaba katacak olursak Türkiye’nin ‘kara listede’ diplerde olması kaçınılmazdır.

    İngiltere’de görevlerine devam eden gazeteci arkadaşlarımıza ‘Türkiye’de basına yönelik yaptırım ve baskıların mevcut değerlendirmesi ile diasporada görev yapan meslektaşlarımızın basın özgürlüğü adına ayni zamanda Türkiye’deki basına yönelik saldırılara dikkat çekmek için neler yapılmalıdır.?” Sorusunu yöneltik. Ney yazıkki bazı meslektaşlarımızın gerek mesleki kaygılar gerekse mevcut durumun yarattığı psikolojik baskı ile ‘beni sokmayan yılan bin yaşasın’ yaklaşımındna kaynaklı sadece deneyimli gazeteci Arif Bektaş ve Faruk Eskioğlun’dan görüş alabildik.

    Ayrıca , Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye yönelik sıcağı sıcağına basın eleştirisi, de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’ın Zaman gazetesine kayyum atanmasına yönelik tepkileri, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepkisinide okuyucularımız için değerlendirdik.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 1

    Arif Bektaş: “Basın emekçileri sesini birleştirmeli”

    Evrensel Gazetesi İngiltere Temsilcisi Arif Bektaş ise gazetemize verdiği demeçte, “Erdoğan ve AKP hükümetinin basın üzerindeki baskıları ve susturma girişimleri, artık girişim olmaktan çıkmış, hukuk dışı uygulamalarla resmen el koyuluyor. “Gazetecilik faaliyetinden dolayı kimse cezaevinde değil” diyen Davutoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül’ün casuzluktan tutuklandıklarını savunmaya devam ediyor. Dündar ve Gül’ün yaptıkları habercilikti ve bizce o haberleri yayınlamasalardı asıl suç işlemiş olacaklardı.

    Muhalif basın üzerindeki susturma faaliyeti devam ediyor. Son olarak Zaman gazetesine kayyım atanması, Zaman’ın yayınına son vermesi için yapılan bir girişimdir.

    IMC TV’ye yapılanın hiç bir tarifi yok zaten. Yasadışı bir şekilde kanalın yayınının, Erdem Gül ve Can Dündar’la canlı yayındayken karartılması aslında, Erdoğan ve AKP iktidarının istediği gibi yayın yapmayan bütün basına yapılmış bir karartmadır.

    Onun için, basının özgürce yayın yapmasını isteyen her gazetecinin sesini birleştirip ve basın üzerindeki bu baskılara ortak ve güçlü bir karşı koyuş sağlamalıdır. İngiltere’de yaşayan gazeteciler olarak da, uzaktan seyretmeden, doğrudan tepkilerimizi göstermeli ve basın üzerindeki baskıların son bulması için harekete geçmeliyiz.” Dedi.

    İngiltere merkezli yayınına devam eden internet gazetesi Açık Gazete yayın yönetmeni tecrübeli gazetecileriden faruk Eskioğlu’da konu ile ilgili gazetemize demeçte bulundu.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 2

    Faruk Eskioğlu: “Zaman’a da sahip çıkmak gerekir”

    “Türkiye’de devrimci demokrat gazetecilere oldu bitti baskı vardı. Sendikanın basından kovulalı 20 yıl oluyor. Sosyal hakların gaspedilmesi medyayı siyasi baskılara açık hale getirdi. Geçen gün İstanbul’da tanınmış başarılı ama sistemle barışık gazeteci bir arkadaşımı aramıştım. İşten atmışlar. Biz devrimci demokrat gazetecileri çemberin dışına itelerken sessiz kalmıştı. Şimdi o meşhur papazın dediği oldu. Kendisini de attılar.

    Cumhurbaşkanı açıkca “Ya taraf olursun ya da bertaraf” demişti zaten. AKP iktidarı sivil bir dikta yönetimi olarak kendisinden olmayanların oksijenini kesmeyi sürdürüyor. Can Dündar, Erdem Gül’ün yargılanması ve İMECE’nin susturulmasının yanısıra Zaman ve Cihan Haber Ajansı’na kayyum atanmasına da hepimiz “haber alma özgürlüğü” adına karşı çıkmamız gerekiyor. AKP’nin eski ortağı Fetullah Cemaati ile onun yayın organı Zaman ve Cihan’ın düzenlediği entrikalardan dolayı ayrıca yargılanmasını da savurmalıyız tabii.

    Londra’da Türkiyeli gazeteciler Türkiye’deki medyanın felç edilmesinden olumsuz etkilendik. Herşeyden önce Türkiye medyasında taraf olmayan bağımsız gazeteciler çemberin dışına itildik, ekmek kapımız kapandı.

    Londra’da Türkiye ve Kıbrıs kökenli gazeteci ve medya çalışanları olarak Türkiye’deki haksızlıklara karşı refleks göstermeliyiz. Açık Gazete ve Evrensel olarak İngiliz meslektaşlarımızı Türkiye’de olup bitenleri bilgilendirdik. Ulusal Gazeteciler Sendikası’nın (National Union of Journalism – NUJ) Can Dündar ve Erdem Gül için destek mektubu yayınlamasını sağladık. İMECE için imza kampanyası başlattık. Tabii bunlar kesinlikle yetersiz ama aslolan meslektaş olarak safları sıklaştırmak gerekir… Tıpkı Nazım’ın dediği gibi: “Gün o gün değil / Sarılıp dürülmesin bayraklar / Duyduğunuz çakalların ulumasıdır / Safları sıklaştırın çocuklar…” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’ye Basın Özgürlüğü Eleştirisi

    Brüksel’deki AB-Türkiye Zirvesi öncesinde Türk Başbakanı Davutoğlu ile bir araya gelen Almanya Başbakanı Merkel’in görüşmede, mevkidaşına Türkiye’deki basın özgürlüğü konusundaki kaygılarını da ilettiği bildirildi.

    Alman Hükümet Sözcüsü Christiane Wirtz’in Berlin’de verdiği bilgilere göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi öncesinde  Brüksel’de bir araya gelen Merkel ve Davutoğlu’nun gündeminde Türkiye’deki basın özgürlüğü tartışmaları da yer aldı.

    Wirtz, Başbakan Merkel’in Davutoğlu ile görüşmesinde Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumunu gündeme getirdiğini söyledi.

    “Kaygıyla izliyoruz”

    Cuma günü Zaman gazetesine kayyum atanması ve gazete binası önündeki göstericilere yapılan polis müdahalesi Avrupa kamuoyunda olduğu kadar, Almanya’da da eleştiri toplamıştı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de konuya ilişkine açıklamalarda bulundu. Steinmeier, yaşananları kaygıyla izlediklerini belirterek, “Özgürlük anlayışı ve özgürlüğün yorumlanması konusunda Türkiye ile tartışmalıyız” dedi.

    AP Milletvekili Vautmans: Böyle bir Türkiye, AB üyesi olamaz

    Zaman gazetesine yapılan baskın ve kayyum atamasına bir tepki de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’dan geldi. Basın bildirisi yayımlayan Vautmans, “Zaman gazetesine yapılan baskın ve gazeteye el konulması, basın özgürlüğüne darbedir. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi söz konusu olamaz” dedi.

    Vautmans, “Cuma günü polis zoruyla Zaman gazetesine yapılan baskın, Türkiye’deki demokrasinin özetini gösteriyor. Türkiye’yi basın özgürlüğüne saygı duymaya davet ediyorum.

    Kayyum’ın ardından oluşturulan Zaman gazetesi, birden Erdoğan’ı manşete çekti ve hayranlık ifadelerine yer verildi. Zaman gazetesi Türk hükümeti hakkında eleştirel kalan en son büyük gazete olarak biliniyordu. Bu olanlar basın özgürlüğünü ciddi bir şekilde ihlal ediyor ve muhalefetin sesi kapatılıyor. Bu Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz.” şeklinde konuştu.

    “SANKİ ERDOĞAN BİLEREK PROVOKE EDİYOR”

    AP milletvekili Hilde Vautmans, Avrupalı liderlerin Türkiye’de basın özgürlüğüne yapılanları kabul etmemesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye, mülteci krizinden dolayı bundan sıyrılabilecekse bu bizim değerlerimizi hiçe saymak demektir. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tür antidemokratik hareketleri bilerek yapıyor ve provoke ediyor.” dedi.

    Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepki gösterdi.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF’ten yapılan yazılı açıklamada Erdoğan’ın alışılmış şekilde bir kez daha kayyum yoluyla Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesine el koyduğuna değinildi. Açıklamada “Erdoğan’ın despotik döngüsü nerede sonlanacak?” sorusu yöneltildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire imzalı açıklamada “Gülen Cemaati’nin siyasi ayağını tasfiye etmek ve Zaman Gazetesine kayyım atamak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargıyı araçsallaştırdığı” yorumu yapıldı.

    Açıklamada bunun gayrimeşru ve kabul edilemez olduğuna vurgu yapıldı. RSF, bu ideolojik ve hukuka aykırı operasyonun Erdoğan’ın “otoriter sürüklenmeden despotik döngüye girdiğinin” göstergesi olduğuna vurgusuda yapıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, gazetecileri terörü desteklemek ya da Erdoğan’a hakaretten ağır para cezalarına çaptırmakla yetinmeyen Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sınırları zorlayarak Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesinin kontrolünü eline aldığını yazdı.

    RSF açıklamasında, Fethullah Gülen’e yakın Türkiye’de 600 bin tiraja sahip Zaman Gazetesi’nin Erdoğan ile cemaatin yakın bağlarının sonlandığı 2012’den beri hedefte olduğu hatırlatıldı. Bu tarihten itibaren bu gruba ait medya organları ve buralarda çalışan gazetecilerin sürekli suçlamalarla karşı karşıya kaldığına da değinildi.

    DAY-MER: Özgür Basın Susturulamaz, İmc Karartılamaz !

    IMC TV’nin karartıldığı gün konuya ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan Türk Kürt Toplum Dayanışma Merkezi Day-Mer yöetimi de bilirisinde, “Türkiye’de, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye olmasına biraz da olsa sevinebilmişken, aynı gün 120 haber sitesinin twitter hesabının kapatılması ve ekran karartılması ile karşılaştık.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcısının,TÜRKSAT’tan, İMC TV’nin yayınlarını durdurmasını istemesi emir telakki edilerek yıldırım hızıyla İMC TV’nin yayını kesildi. Hem de ironik bir biçimde, daha ayaklarındaki cezaevi tozu gitmemiş Can Dündar ve Erdem Gül canlı yayındayken. Gerekçe ise Türkiye’de artık hiç kimseye yabancı değil. İktidarla uyumlu olmayan herkese, her kuruma yöneltilecek klasik suçlama “terör örgütü propagandası yapmak.”. Mahkeme kararlarını bile tanımayan bir Cumhurbaşkanı tarafından ülke yönetiliyor.

    Can Dündar ve Erdem Gül’in tahliyesinin ardından bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme kararını tanımadığını söylüyor. Mahkeme kararlarını tanınmadığı bir ülkede basın üzerindeki baskıların boyutu ortadadır. IMC TV de, yandaş hale getirilemediği için sesi kesilmeye çalışılıyor. Siyasi iktidarın satın alamadığı, susturamadığı basın-yayın kuruluşlarına yönelik baskılarının sadece IMC ile sınırlı olmadığını biliyoruz.

    Başta Evrensel Gazetesi olmak üzere bir çok basın yayın kuruluşunun sosyal medya hesaplarına el konulması ve hedef gösterilmesi, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa ve tüm dünyada da kaygı ile izleniyor.” İfadelerine yer verilmişti.

    “Habere özgürlük istiyoruz”

    TGS, TGC, ÇGD, DİSK Basın İş, Haber-Sen ve Basın Enstitüsü ortak bir imza kampanyası başlattı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Haber Sen ve Basın Enstitüsü Derneği tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve habere özgürlük için uluslararası bir kampanya başlattı. Kampanyaya Avrupa Gazetecilik Federasyonu (EFJ) Uluslarası Gazetecilik Federasyonu (IFJ), IPI, Medya Etik Ağı (EJN) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) destek veriyor.

     

     

  • Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Britanya’da ilk kez düzenlenen Ulusal Yürüyüşte yaklaşık 10.000 yurtsever Londra merkezde sokakalara döküldü.

    Fotoğraflar: Erem Kansoy

     

    15

    19

    20

    17

    16

    18

    14

    13

    12

    11

    9

    6

    10

    8

    27

    22

    25

    30

    33

    24

    23

    21

    40

    35

    44

    37

    47

    36

    42

    26

    28

    31

    32

    41

    45

    43

    53

    51

    52

    50

    49

    48

    58

    63

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    62

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    60

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    59

    54

    56

    57

    55

    7

    Londra'da büyük yürüyüş

    3

    4

    5

    2

    019 014 013 012 09 010 016 9 011 06 02