Tag: israfil erbil

  • Erbil, hakkında açılan davaya ilişkin konuştu: Sözlerimin arkasındayım

    Erbil, hakkında açılan davaya ilişkin konuştu: Sözlerimin arkasındayım

     Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanı İsrafil Erbil Maraş Katliamı’nın 41. yıl dönümünde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek hakkında iddianame düzenlenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erbil, “Devletleşmiş AKP-MHP rejimi Türkiye’de tüm muhalif sesleri kısmak istiyor. İddianamedeki bana ait olan sözlerimin arkasındayım. AKP ve MHP sözcülüğünü yapan savcılar iyi bilsinler ki halkımıza yapılan zulmün hesabını sormak suç ise eğer ben bu suçu işlemeye devam edeceğim” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’e Maraş Katliamı’nın 37. yıl dönümünde yaptığı konuşmadan dolayı ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği’ iddiası ile dava açılmıştı.

    Geçtiğimiz günlerde de Maraş Katliamı’nın 41. yıl dönümünde yaptığı konuşma nedeniyle Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Genel Başkanı İsrafil Erbil hakkında iddianame düzenlendi. İddianamede Erbil’in Maraş Katliamı’nın 41. yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen anma sırasında yaptığı konuşmalar yer aldı.

    İddianameye göre Erbil’in yaptığı bu konuşmasından dolayı TCK’nın 301. maddesinden de ayrıca bir soruşturma yürütüldüğü öğrenildi. Yürütülen bu soruşturmada da ‘Katil devlet’ sözleri suç sayıldı.

    “AKP-MHP REJİMİ TÜRKİYE’DE TÜM MUHALİF SESLERİ KISMAK İSTİYOR”

    PİRHA’ya konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Erbil; “AKP-MHP rejimi ya da devletleşmiş AKP-MHP rejimi Türkiye’de tüm muhalif sesleri kısmak istiyor. Politik ve ekonomik araçlarla birlikte hukuk terazisini de kontrol ederek gerçekleri söyleyen hiç kimseye yaşam hakkı bırakmıyorlar. Son HDP İzmir binasında yapılan cinayette de hepimizin şahit olduğu gibi muhalif olanları katledecek ya da tetikçilerine katlettirecek kadar ileri gitmiş durumdalar” dedi.

    “TÜRKİYE’DE MÜCADELE VEREN KURUMLARIMIZIN SESİNİ DÜNYAYA DUYURMAK ZORUNDAYIZ”

    Avrupa’da örgütlü Alevi kurum temsilcileri olarak Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine ve katliamlara karşı sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Erbil sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Avrupa’da örgütlü Alevi kurum temsilcileri olan bizler Türkiye’ye oranla daha özgür konuşabildiğimiz için Türkiye’de yapılan baskı ve zulme sessiz kalamayız. O nedenle her yıl Sivas, Maraş katliamları gibi insanlık suçu işlenmiş katliamların anma etkinliklerinde yaşanan kısıtlamalar başta olmak üzere tüm insan hakları ihlallerine karşı mücadele etmeliyiz. Türkiye’de aynı mücadeleyi veren kurumlarımızın sesini dünyaya duyurmak zorundayız. Bu çalışmalarımız kapsamında yaptığımız etkinliklerde yaptığımız konuşmalarımız ve diğer etkinliklerimiz AKP-MHP devletinin hoşuma gitmiyor. O nedenle Maraş Katliamı’nın 41. yıl dönümünde Maraş’ta yaptığım konuşma nedeniyle hakkımda iddianame hazırlandı.”

    “DEVLET KATLİAMLARIN AZMETTİRİCİSİ VE ORGANİZATÖRÜ”

    İddianamede ‘suç’ olarak görülen tüm sözlerinin arkasında olduğunu belirten Erbil son olarak şunları aktardı:

    “Halkın bir kesimini hakaret başta olmak üzere birçok uydurma ve çarpıtma gerekçelerle hazırlanan iddianamedeki bana ait olan sözlerimin arkasındayım. Ve tekrar ediyorum devlet Alevilere karşı işlemiş olduğu tüm insan hakları ihlalleri ve katliamların azmettiricisi ve organizatörüdür. Tüm katliamlarla yüzleşmelidir diye düşünüyorum. Benim ve yoldaşlarımın anmalarda yaptığımız konuşmalarda bizim dile getirdiklerimizi bugün kendi besledikleri mafya ve derin güçleri de söylüyorlar. O nedenle savcıların birinci görevi bu suçları ortaya çıkarmak ve yargılamaktır. Bizler gibi doğruları söyleyenlere iddianame hazırlamak değildir. AKP ve MHP sözcülüğünü yapan savcılar iyi bilsinler ki halkımıza yapılan zulmün hesabını sormak suç ise eğer ben bu suçu işlemeye devam edeceğim.”

    Kaynak: Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    Britanya’da bu gün tarihi bir gün. AB referandumunda göçmen toplumların oyları belirleyici en önemli etkenlerden. Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı AB referandum sürecinde sonuç merakla bekleniyor.

    Haber: Erem Kansoy

     Özellikle İşçi Partisinin tutumu ile ve göçmen toplumlarında yaklaşımı ile ‘EVET’cilerin önde olduğu gözlerden kaçmıyor. Britanya  siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında belirleyici metropellerin başında gelen Londra çok ulusluğu ile ve yine İşçi Partisi yanısıra sol kesimin yoğun olarak yaşadığı Britanya’nın belirleyici başkenti konumunda.

    Göçmen toplumların nüfusunu büyük oranda oluşturduğu Londra’da aktif kurum ve kuruluşlarımızda ise AB referandumu ile ilgili ortak bir fikir ortaya çıkmadı. Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.

    Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.

    Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmaları son güne kadar devam etti.

    Dernek, kurum ve örgütlerimiz içerisinde yoğun tartışmalara neden olan 23 Haziran Britanya’nın AB referendumu ile ilgili bazı oluşumlarımız Britanya’nın AB’den çıkmasından yana dururken bazıları ise AB’ye devam diyor. Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor.

    İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını yürüttü.

    Yine ırkçı bir saldırı ile yaşamını yitiren İşçi Partisi millet vekili Joe Cox’un ülkede şok etkisi yaratması ile kampanyalarını durduran taraflardan kazananın kim olacağı ve Britanya’nın ‘yarın’ları merak konusu.

    Özellikle Londra’da göçmen nüfusun baskın olması nedeniyle bölgede referanduma ilişkin nasıl bir netice çıkacağı da merakla beklenirken yine İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumuna ilişkin fikirlerini sorduk.

    Telgraf: Britanya 23 Hazirana süratle yaklaşıyor. AB referandumuna yönelik ‘in’ veya ‘out’ tartışmaları devam ederken toplumlarımızda ciddi bir popülasyonu oluşturan kurumlarımızda referendum ile ilgili sağlanan fikir birliği ne yönededir? Neden?

    Evrim Yılmaz- Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı

    “Biz Kürt Halk Meclisi olarak referandum da ırkılğa karşı AB’de kalma yönünde bir yaklaşım içindeyiz. Ama AB’nin mevcut haliyle eleştrilecek çok yönü var ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Irkçılığa karşı ortak yaşamı savunuyoruz. Göçmen halklarının devletler nezdinde garanti altına alınması gerektiğini düşünuyoruz. Bu anlamda AB’nin göçcmen politikalarının değişmesi ve insan hakları çercevesinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.  Fakat günümüz gereği biz göçmenleri mağdur edecek politikaları destekleyemeyiz. Bu anlamda salt ekonomik değil sosyal haklar anlamında da AB’de kalınması gerektiği eğilimindeyiz.”

    Abdullah Gülerk – Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “Avrupa Birliği, emperyalist sermayenin bir bileşenidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk başlarda sınırlı bir iş birliğinden yola çıkmışlar, ihtiyaçlarının büyümesi ve gelişmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, Avrupa Birliği’ni daha da güçlendirmek zorunda kalmışlardır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmış bir karar hiç değildir. 1990’lı yıllarda dünyada gelişen yeni tartışmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaşanan ve yaşanacak değişimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen başat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluşumuydu. Sınırların kontrollü ‘kaldırılması’, ortak para birimi, ortak ticaret antlaşmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak ortaya atıldılar.

    Avrupa Birliği’nin kendi içinde gümrük duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarlarının kaldırılması meta dolaşımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasıdır. Ulus devletlerin bir bütün ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan durum,  tekellerin önündeki tüm sınırların kaldırılmasından ibarettir. Bu anlamda oluşturulan bu birlik; işçi-emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altında tutmak için ortaya çıkmıştır. Anti-emperyalist demokratik bir kitle örgütü olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı tüm dernek ve kurumlarımız, AB projesini, emperyalist sermayenin birliği olarak görür ve buna karşı mücadele eder.”

    Aslı Gül- Day-Mer Yönetim Kurulu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.

    Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”

    Yusuf Açıl – YÇKM Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 2

    “AB’ye “evet” demek onun bütün gerici yasalarnını, uygulamalarını ve hedeflerini kabul etmek demektir. Globalizme “evet” demek, hak kesintilerinin, yaşam standartlarının kısıtlanmasının devam edilmesine evet demektir, Evet”çilerin birinci grubunun savları bellidir. Emperyalist tekelleri, sermayeyi dahada güçlendirmek, önünü açmak, her türlü yatırım imkanı, kar ve fırsatı sonuna kadar önlerine sunmaktır. Daha fazla egemenlik üretmek, bu egemenliği derinleştirmek  esas amaçlarıdır. Bunların, yoksulların durumlarını düzeltmek için lafta dahi ileri sürdükleri hiç bir proje yok.

    İkincisi gurup ise “AB’den çıkmalıyız” diyenler. Demokratlar, liberallarin bir bölümü, anarşistler, ırkçılar, faşistler, anti-faşistlerin bir bölümü, çevrecilerin bir kesimi, bazı önemli patronlar. Yani hayır diyenler de genel politik bakışta birbirlerine tamamen karşıt güçlerin bir bölümünden oluşmaktadır. AB’ye Hayır diyen faşist-ırkçı gurupların yaklaşımları tahmin edilebilir: “Britanya yabancıların istilasına uğramış durumdadır. Ülkede mevcut iş imkanları, olanakları, önemli ölçüde biz yerlilerin ellerinde alınarak yabancılara verilmiştir. Britanya Britanya’lılarındır. Yabancıları istemiyoruz. Ülkenin mali imkanlarının bir bölümü AB’ye üye olan ancak ekonomik bakımında zayıf olan kriz içindeki ülkelere aktarılıyor, bunu kabul etmiyoruz. Dahası, Türkiye yakın zaman içinde Avrupa Birliği üyeliğine alınacak. 80 Milyon nufuslu ve her yıl nufusu 1 milyon artan dinamik bir toplumun AB’ye giriyor olması, Britanya’yı yaşanmaz hale getirecektir” deniliyor.”

    Helin Peköz – Gik-Der Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 3

    Sözde demokrasinin beşiği ve sonsuz savunucusu gibi gözüken AB Suriye’de yaşanan savaş sonrası patlak veren göç krizini çözmek bir tarafa göçmenlere sırtını dönmüş, Suriyedeki savaşın birinci derece de sorumlusu olan Türkiye ile gerici ilişkiler içerisine girmiştir.

    Referandumda hayır demek AB ile Türkiye arasında yapılan bu gerici anlaşmaya hayır demektir, referandumda hayır demek işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik yaşınılan saldırılara hayır demektir. AB referandumunda hayır demek bugün AB yanlısı çalışma yürüten muhafazakar hükümetin güvenoyu kaybetmesi ve düşmesi anlamına gelmektedir.  Avrupa Birliğinin işçi ve emekçilerinin hak ve özgürliklerini teminat altına aldığı koca bir yalandan başka birşey değildir. AB ülkelerinde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleri mücadeleler ile kazandı, kazanılan hiç bir hak Avrupa Birliğinin armağan ettiği haklar değildir. AB işçi ve emekçilerin haklarını vermek bir yana işçi ve emekçilere karşı sürekli bir saldırı furyası içerisindedir.  Avrupa Birliği referandumunda hayır demek aynı zamanda sermayenin birliğine hayır demektir.

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak Britanyada yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı halkımızı 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşecek olan referandumda çıkmak yönünde oy kullanmaya çağırıyoruz. Sermayenin birliğine hayır!”

    İsrafil Erbl – İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 4

    “İngiltere’nin Suriye’yi bombalaması Suriye’deki demokrasiye asla katkı sunmaz. Fakat daha önceki aylarda batılı gazetecilerin boğazları kesilirken ve Kobane düştü düşecek kaygıları yaşanırken sivil toplum örgütleri olarak İngiliz başbakanlığı önünde “Britanya uyuma” diye sloganlar atıldı. İŞİD ve benzeri örgütlerin yaratılmasında emperyal devletlerin katkısının büyük olduğunu biliyoruz. Güçlü devletler Suriye’deki demokrasi güçlerine destek vermelidir. Fakat doğrudan hava saldırısı gibi tüm sivillerinde öldürüldüğü harekatlarda bulunmaları yanlıştır.

    İngiltere’deki tehditleri yeterince algılamış değiliz. Daha dikkatli ve örgütlü olmalıyız.

    Britanya’da ırkçı bir katil tarafından öldürülen Milletvekili Jo Cox’u saygı ile anıyoruz! Ömrü boyunca ırkçılığa karşı mücadele eden ve mültecilerin dostu olan bayan Cox, Avrupa Birliğine “EVET” dediği için öldürüldü. Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalmasını desteklediği için öldürülen Jo Cox’un “EVET” kampanyasını destekliyoruz.
    Çünkü;
    Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.

    Britanya’nın ırkçı gurupları İngilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Halen ölçü, tartı birimlerinin ve teafik kurallarının farklı kullanılmasını bile bu düşünceye bağlayabiliriz. Avrupa Birliğinden ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir. Avrupa ve Britanya’nın birliğini savunmak için sadece bu nedenler bile yeterliyken daha eklenebilecek birçok nedenimiz var. Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına razı olamayız.

    Tüm bu nedenlerden dolayı, ırkçılığa karşı referandumda “EVET” demek önemlidir. Aksi halde ingiliz ırkçı ve yabancı düşmanları ile Aylan bebeklere Akdeniz i mezar edenlerle aynı safta oluruz.”

     

  • 6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı

    Britanya Demokratik Güç Birliği 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklaması yaparak eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen basın açıklamasında eylemin amacı anlatıldı.

    Haber-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Demokratik güç Birliğinin düzenlediği basın açıklamasında, eylem hazırlık komitesinden Mark Campell ve Glen Harries ile birlikte İnci Kaya, Gik-der temsilcisi, Day-Mer temsilcisi Ahmet sezgin,  BAF Başkanı İsrafil Erbil ve Serpil Ersan hazır bulundu. Londra Kürtçe ve Türkçe yayın yapan basına yönelik düzenlenen açıklamada Demokratik Güç Birliği çatısındaki kurumlar da dahil olmak üzere İngiliz sendika, kurum ve sivil toplum örgütlerinin de desteği ile 50’den fazla imza yer alıyor.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 1

    Düzenlenen basın açıklamasında, kısa süre önce Amed’in Sur ilçesine Londra’dan, yerinde incelemelerde ve temaslarda bulunmak amacıyla Demokratik Güç Birliğinin gönderdiği delegasyon üyelerinden İsrafil Erbil ve Serpil Ersan’da bölgede yaşananlara dair çarpıcı gelişmeleri basın ve katılımcılar ile paylaştı.

    AKP’NİN TOPYEKUN SALDIRILARI DEVAM EDİYOR

    Basın açıklamasının açılış konuşmasını yapan Ahmet Sezgin, 6 Mart yürüyüşünün çok yönlü önemine değinerek kitlesel katılımın şart olduğu vurgusunu yaptı. Sezgin konuşmasında, “7 haziran seçimlerinden sonra 7 haziran seçimlerini geçersiz sayan egemen güçler ve AKP diktatörlüğü, topyekun olarak 7 Hazirandan sonra başta Kürt halkı olmak üzere bütün devrimci demokratik kamuoyu üzerinden, basın yayın kuruluşları üzerinden, halk üzerinden, işçi ve emekçiler üzerinden yoğun bir şekilde bir saldırı ve yok etme konseptiyle emekçilerin karşısına çıktı. Dolayısıyla bu süreç hala devam ediyor, Kürdistan’da 90 günü aşan sokağa çıkma yasakları ve katliamlar, bu katliamların sonucunda binerce de mağdur insanımız vardır.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 3

    Biz ingiltere’de Demokratik Güç Birliği olarak sürecin başladığı günden buyana tepkimizi hem sokağa koyduk, hemde kamuoyu yaratmada hem de eylem ve etkinliklerle sesimizi duyurmaya çalıştık. İngiltere’de oluşturmaya çalıştığımız kamuoyu bugün bir aşama daha kaydetti. Özellikle İngiltere’deki ilerici, devrimci, demokrat, aydınlar, sendikalar ve mücadeleci örgütlerin Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala şiarı adı altında, bir kampanya örgütleniyor ve bunun sonucunda, bizler buna hem destek vermek hem de bu çağırıyı yapabilmek adına bu gün sizlerle birlikteyiz.”dedi.

    Demokratik Güç Birliğinin basın toplantısında öncelikle İnci Kaya yaklaşık 50 kurumun desteklediği ve DGB-Britanya imzalı basın açıklamasını okudu. Basın açıklamasının okunmasının ardından İrlandalı aktivist Mark Campell ve 6 Mart ulusal yürüyüş komitesinde Glyn Harries’te birer konuşma yaptı.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 5
    Glyn Harries

    KATLİAMA SESSİZ KALAMAYIZ

    Yapılan basın açıklamasında, “İngiltere’deki bir çok sendika, politik parti, kampanya örgütü ve toplum merkezi temsilcileri yaşananlara dikkat çekmek ve Kürt halk ile dayanışmak amacıyla 6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek bir yürüyüş kararı aldı. Türkiye’de Kürt halkının eşit hak mücadelesinden yana olan, AKP hükümetinin saldırılarına, faşizan uygulamalarına, katliamlarına tepki duyan, barışa düşman ve savaştan, kandan beslenen bu zihniyete karşı inadına barışı ve halkların kardeşliğini savunan bizler, geldiğimiz ülkedeki bir halkın katliamına sessiz kalmamalıyız.” İfadelerine de yer verildi.

    DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİNİN BASIN AÇIKLAMASINDAN KESİTLER

    “Britanya’da yaşayan Türk, Kürt, Kıbrıslı emekçiler olarak Türkiye’deki gelişmeleri kaygı, üzüntü ve öfkeyle izliyoruz. İki aydan fazla bir süredir Cizre’de, Sur’da, Diyarbakır’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta AKP hükümeti sokağa çıkma yasaklarıyla Kürt halkına azgınca saldırmakta, tüm insan haklarını hiçe sayarak, bebek ve yaşlı demeden katletmektedir.

    Batılı devletlerin ve başta basın yayın organlarının da bu adaletsizliklere ve katliamlara sessiz kalması kabul edilemez. Bu sessizlikleri, Kürtlerin katledilmesine destek olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Kürdistan’da  bir sivil savaşın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Günlerce süren sokağa çıkma yasakları, tank, tüfek ve diğer askeri teminatlar ile parçalanan şehirler, su, elektrik, gaz verilmeyen evler artık güney doğunun bir parçası haline geldi.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 4
    Ahmet Sezgin

    AKP hükümetinin bu katliamlarını yaşadığımız ülkedeki kamuoyuna anlatmak ve teşhir etmek, Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren güçlerin yalnız olmadıklarını göstermek hepimizin omuzlarına düşen bir sorumluluktur. Bu nedenle tüm toplumumuzu ‘ben katılmasam da olur’ diye düşünmeden, acil ve ertelenemez olarak düzenlenen Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala! yürüyüşüne çağırıyoruz.

    Şimdiye kadar yapılan eylem ve yürüyüşlerden farklı olarak, bugün Kürt halkıyla dayanışmayı kendine bir görev olarak biçmiş bu kurumların çağrsına destek verelim ve yerli, göçmen, Türk, Kürt, İngiliz hep beraber Kürt halkına karşı yapılan savaşa DUR diyelim ve sessizliğimizi parçalayalım.”

    YOĞUN BİR HAZIRLIK ÇALIŞMASI YÜRÜTÜLDÜ

    Basın açıklamasının okunmasının ardından sözü alan KNK temsilcisi konuşmasında, “saray ordusunun vahşice yönelimlerini hepimiz gördük. Halkımız da buna karşı direnişini gösterdi. Tarihten de iyi biliyoruz ki diz çöktükçe AKP ve O’na benzer rejimler her zaman, halkı kıyımdan geçirmiştir. Buna karşı olarak halklar hiç bir zaman diz çökmeyi kabul etmemiştir ve buna karşı her zaman büyük bir direniş göstermiştir, bu direnişi öncelikle selamlıyorum. Avrupa’nın her yerinde halkımızın düzenlediği birçok eylemlikler oldu. İngiltere’de buna karşı tepkisini göstermek için bir çok dostlar bizimle beraber bir toplantı yaptı. 3 şubattan beri çalışmalar yürüten bir hazırlık komitesi var, bu hazırlık komitesi çok yoğun bir çalışma sonucu, İngiltere’nin bir çok basın alanında dikkat çekti ve birçok kurumda sessizliği bozması için, yalnış politikalara tepki göstermek için büyük bir yürüyüşün üzerinde yoğun bir çalışma yürüttüler, halkımızın da buna karşı büyük bir destek vermesi çok önemli, halk sadece tepki göstermeyecek halkımızla dayanışma içerisinde olan yerli insanlarda bu tepkiye ortak olacak.”

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 1

    6 MART YÜRÜYÜŞÜNE İLİŞKİN DETAYLAR DA AKTARILDI

    İlk kez düzenlenecek olan 6 Mart ulusal yürüyüşünün çalışmalarına ilişkin detaylar da basın açıklamasında katılımcılar ile paylaşıldı. Yürüyüşün geniş kesimleri ile paylaşılması için şimdiye kadar yaklaşık 25 bin bildiri dağıtılırken sosyal medya ve internet üzerinde binlerce insana haber verildi. Yürüyüşe merkezi anlamda destekleyen bir çok kurum kendi internet siteleri, gazeteleri, haftalık haber ve bilgi aktarma broşürleri ile bu yürüyüşe, geniş bir kesime duyurup dayanışma çağrısında bulundu.

    İNGİLTERE’NİN BİRÇOK BÖLGESİNDEN LONDRA’YA OTOBÜSLER KALKACAK

    Ayrıca bu çağrı doğrultusunda Birleşik Krallığın bir çok şehrinden otobüsler Londra’ya gelecek. Otobüslerin kalkacağı şehirler sırasıyla şöyle:  Bath, Birmingham, Brighton, Hastings, Leeds, Leicester, Liverpool, Manchester, Nottingham, Nottingham, Portsmouth, Sheffield, Glasgow ve Edinburg.

    6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek büyük yürüyüşün detayları şöyle; Tarih: 6 Mart 2016, Pazar, Başlama Yeri: BBC, Portland Pl, London W1a Saat 12’de (Trafalgar Meydanına Kadar Yürüyüş)  Konuşmalar: 14:00-16:00 Trafalgar Meydanında Olacaktır.

    KÜRTLERİN 40 YILLIK DOSTU: ‘SUR’UN RUHUYLA 6 MART’DA MEYDANLARA”

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 2
    Mark Campell

    Kürtlerin 40 yıllık dostu olarak bilinen İrlandalı aktivist ve eylem hazırlık komitesi üyesi Mark Campell ise basın toplantısında yaptığı konuşmada, “6 Mart yürüyüşü için duyarlılığı artırmaya yönelik daha yeterince günümüz var, basından ve sizlerden ricamız 6 Mart yürüyüşünü Londra’daki Kürt ve Türk toplumlarına olabildiğince duyurmanız ve katılımı yükselterek katkıda bulunmanızdır.

    İngiltere’den bir çok örgüt yürüyüşü destekliyor. Kürt’ler artık karanlıktan çıkıyor ve Kürtler için artık güneş parlıyor. Kürtler için Mart ayı değişim ayıdır devrim ayıdır, Sur’da binlerce insan bir yürüyüş düzenliyor. Sur’un ruhuyla Newroz’un ruhuyla ve devrimci mücadele ruhuyla 6 Mart yürüyüşünne katılalım ve çevremizi katalım.” Şeklinde konuştu.

    6 MART YÜRÜYÜŞÜNÜ DESTEKLEYEN KURUMLAR

    Peace in Kurdistan Campaign,Campacc,Kurdistan National Congress (KNK), Day Mer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, GIK-DER/RWCA, Göçmen İşçiler Derneği, National Union of Teachers (NUT),  Public and Commercial Services Union (PCS),  National Union of Rail, Maritime and Transport Workers Union (RMT), Transport Salaried Staffs’ Association (TSSA),Trade Union Congress – International Section ,Greater London Association of Trade Union Councils, Trade Unionist and Socialist Coalition (TUSC), National Shop Stewards Network, Unite Housing Branch,Unison Islington,Stop the War Coalition, People’s Assembly

    Socialist Workers Party, Socialist Resistance, Plan C, Revolutionary Communist Group, Left Unity, Green Party, Kürt Halk Meclisi, Kurdish Community Centre,  Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, Alliance for Workers Liberty (AWL), Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), Party of Free Life of Kurdistan (PJAK), Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi,Tohum Kültür Merkezi, Türk Eğitim Birliği, Britanya Alevi Federasyonu,Cemevi,Kaşanlılar Dayanışma Derneği,Tilkililer Dayanışma Derneği, Dersim-Der, Nurhak Kültür Evi, Paz-Der, Bozca-Der, Alxaslılar Derneği, Kırkısraklılar Dayanışma Derneği, Koçgirililer Derneği, CISDA Italian Coodination Suppoort for Afghan Women.

     

     

     

  • Sur’da insanlık dramı yaşanıyor

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor

    Londra’dan Amed’in Sur bölgesine giden heyette yer alan İş Kadını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, 6 Mart Kürt Günü ulusal yürüyüşü ile ilgili düzenlenen basın açıklamasında konuştu.

    Haber-Foto:Erem Kansoy

    Amed’deki gelişmeler, TC asker ve polisinin saldırıları, İskoç Millet vekili Natalie McGarry  gözaltına alınmasına dair detayları, bölgedeki izlenimler ve yetkililerden alınan bilgileri basın ve kamuoyu ile paylaşan heyet üyeleri Amed’in Sur bölgesinde tam bir insanlık dramı yaşandığına dikkat çekerek, bölgedeki sıkıntıları da aktardı.

     

    Amed’in Sur ilçesinde 90 güne yakındır devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla, Demokratik Güç birliği Britanya’nın oluşuturup gönderdiği heyet Amed’den dönmesinin hemen ardından, yazılı bir açıklama yayınlamış ve Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yapmıştı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyette, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan yer aldı.

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 1

    Demokratik Güç Birliği Britanya 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklamasını gerçekletirdi. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen destek ve duyarlılık çağırısı amaçlı basın toplantısında İş Kansını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil bölgedeki gelişmeleri sıcağı sıcağına aktardı. Heyet üyelerinin tecrübelerini paylaştığı dakikalarda salonda duygusal anlar yaşandı.

    Serpil Ersan- Ersan-Co Avkatlık Bürosu Yöneticisi

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 1

    “Sur Belediyesine ziyarete gittik fakat her iki eş başkanında tutukklu olması nedeniyle görüşemedik. Ardından Sur kapalı bölgesine yakın bir yerde ziyarette bulunduk ve biraz daha yakından görmek istedik çünkü orası br savaş alanıydı. İskoç millet vekilini özeltim tam da bu noktada tutp seyyar karakola çekmişti. Burada arkadaşımızın biraz sakinleşmesini bekledikten sonar ziyaretlerimize devam ettik ve Demokratik bölgeler Partisi yetkilileri ile görüştük. Ardından SDBP yetkilisi iki kişiyle orda görüştük. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi KCA’yı ziyaret ettik bence çok önemli bir çalışma yürütüyorlar bütün o bölgedeki kadın hareketinin merkeziydi orası. Eski Batman Milllet vekili Ayla Akat şu aşamada oradaki çalışmaları yürütüyordu. Kendisi bize Dıyarbakır ve Sur ile ilgili ve buradaki çalışmalar ile ilgili bilgiler verdi, ikinci günkü gezimizde ise Rojava yardımlaşma dayanışma derneği ile görüştük.

    Orada durum çok kötü yaklaşık 150 civarında insan orada ölümle yüz yüze. Bize orada söyenen valilik ile görüşmemiz oldu. Biz bu noktada ne yapabilir diye sorduğumuzda valilik ile görüşmemizi istediler. Çünkü bir şekilde çıkıs sağlanabilrise bu insanların belki katledilmeden bölgeden çıkma olasiliği olabilirdi çünkü her taraftan bir baskı uygulanıyordu. Bu konuyla ilgili talepte bulunduk fakat Vali görüşmeyi reddetti. Ardından Dıyarbakırdaki Şengal Ezdi kampını ziyaret ettik, orada gördüğümüzde bana göre tam bir devrimci çalışmanın örneğiydi Ezidi kampında yapılanlar. Kendi gözümüzle gördük, anlatılması çok farklı ama gözünüzle görünce çok farklı geliyor. Ardından KESK , DİSK, YAPI-SEN, YOL-SEN gibi sendika temsilcileriylle görüştük. Bizimle görüşmek üzere bir toplantı düzenlemişlerdi. Burada sendika temsilcilerinde kendi alanları ile ilgili ayırntılı bilgeliri bize aktardılar. Ardından tutuklu ve hükümlü aileleri derneği temsilcileri ile görüştük. Yaşadıklarımız filmi şeridi gibi gözümüzün önünde geçiyor oldukça çarpıcı şeyler gördük ve insanların acılarına tanıklık ettik.”

    İsrafil Erbil- Britanya Alevi Federasyonu Başkanı

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 2

    “Bize orada genel olarak Kürt’leirn ve Kürdistanın tarihesini anlatıp, özellikle son 30 yılda 40 yılda neler yaşadıklarını anlatarak, en son son 3 aya Sur’daki ablukaya, Cizre’deki, Silopideki, Derek’teki ablukalar deinerek, o son yaşanan katliamların bir önceki katliamların hepsine bedel olan acılar yaşattığını da anlattılar.

    Bölgede çok önemli bir direniş gözlemledik, bütün bu saldırılar katliamlara rağmen, binlerce insanın evlernden edilmiş Dıyarbakır içinden başka alanlara göç etmek zorunda bırakılmış, evlerini terketmiş hatta dönecek bir evleri bile olmadığı halde çok ciddi bir direniş ciddi bir, başkalıdırı baskılar karşısında dik duran bir halk gördük ayni zamanda. Dik duran kamu çalışanları, sendikacılar dik duran öğretmenler gördük.

    Orada hiçbir kurum temsilcisi kendi çalışmalarını bize anlatmak istemiyordu, dışardan gelen bir heyet olduğunu ve kendilerine ses olacağını düşünmelerine rağmen orada canlar kaybolurken biz kendi çalışmalarımızı kurumsal çalışmalarımız anlatmak istemiyoruz diyorlardı ve gerçekten anlatırken çekiniyorlardı. Heyetin özellikle sorularına cevap vermenin dışında, Sur’daki 150 insanın hayat mücadleesi vermesi, oradaki bombalarla mücadele etmesi, orada bizimde şahit olduğumuz keskin nişancılarla mücadele etmesi, ve 3000 den fazla özel harekatçı ile karşı karşıya kalma duruyla mücadele etmesi, herşeyin ve herkesin önceliği olmuştu.

    Oradaki öncelik 150 insanın bombalarla mücadelesi idi. Bizde buna bağlantılı olarak tüm programımızı iptal edip ne yapabiliriz diye sormaya başladık. Enson Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın bize söyediği Vali ile görüşebilirseniz çok iyi olur idi. Valiyi aramaya çalıştık bir türlü telefonlara çıkmadılar, en sonunda görüşmek istemedğini söylediler. Sur belediyesini aslında başkkabir ülkenin bir parçasını başkabir ülkenin askerinin işkali altında, hiç kimse oraya serbest giremiyor çıkamıyor. Her girip çıkan her defasında kimlik göstermek durumunda kalıyor. Bizler asıl kapalı bölgeye gitmek istediğimizde ise büyük zorluklarla karşılaştık. Orada ablukaya alınmış bir düşman toprağı gibi bir hava yaratılmıştı. Bölgede tpların silahların dışında ölüm sessizliğinin hakim olduğu bir ortamın içindeydik, bölge tamamıyle harap olmuş durumda.

    Bariyerlerle çevrili noktaya vardığımızda özel harekatçılar ve akrep tipi araçlar farkettik, her top sesinden sonar bir yıkım gürültüsüde hissediliyordu. Bizim gördüğümüz poislerde uzun namlulu silahlar taşıyorlardı. Polislerin üzerinde sivil kıyafetler ve kurşun geçirmez yelekler vardı, Özellikle Kürt halkının kullandığı şalları takıyorlardı. Onlara yaklaştığımızda adeta bizi önceden beklermiş gibi tavırlar sergilemeye başladılar, bize hızla yaklaşarak bir bahane ararcasına heyetimizde bulunan İskoç millet vekilinin elindeki telefonu göstererek fotoğraf çekemessin gel buraya diye bağırmaya başladı.

    Bariyerler etrafında bulunan olisler ellerindeki silahları heyetimize doğrultmaya başladılar, bizlerin bu insan misafir İngiltere’den geliyor dememiz üzerine küfürle karşılık vererek millet vekilini kolundan tutarak bariyerin iç kısımlarına götürdüler.

    Yaklaşık 2 saat sonar HDP millet vekillerimiz dahi ve İngiliz büyük elçiliğinin araya girmesi ve birçok kamuoyu oluşturulması sonucu İskoç Millet vekili serbest bırakıldı.

    Bölgede Kürt halkına Kürt olduğu için değil, bir bütün olarak Kürdistan halkalarına, Aleviye, Ezdiye, Türkmen’e, Arab’a orada bulunan herkese ayni zulumü uyguluyorlar, bölgeyi taamen statüssüzleleştirmek, demokrasi isteyen barış isteyen insanlardan arındırmak bölgeyi tamamen abluka altına almak teslim almak istiyorlar. Tam da bu noktada 150 insanımızın söylediği bir şey var. Askerler bize teslim olun dedği için bir halkı teslim alamayacaklarını söylüyoruz 4*5 saatlik bir izin versinler biz kendimiz çıkarız fakat siyah beyaz bayraklarla teslim olun dedikleri sürece, biz bunlara gücenmiyoruz bir halkı teslim aldık diye, bizi öldürecekler biz bunlara güvenmiyoruz, diyorlardı.

    Gülten Kışanak bunu kendisi bize anlattı, ,çerdekiler asla teslim olun çağırısına cevap vermiyecek. Devlete güvenmediklerini söylüyorlar.

    Bu tür ziyaretleri mutlaka bölgeye daha sık yapmalıyız. Buradaki kamuoyunuda duyarlı hale getirmek için yüzünü oraya dönmesi için daha fazla göz yaşı ve kan akmasın, ölümler olmasın diye mutlaka var olan duyarlılığımız en az iki katına çıkarılarak o bölgeye yüzümüzü çevirmemiz gerekiyor.” Dedi.