HDP’yi kapatmak amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı kapatma davası ve milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine ilişkin Demokratik Güç Birlliği Britanya bileşenleri bir basın açıklaması düzenledi.
DGB-Britanya: İnançlıyız, mutlaka kazanacağız!
Kuzey Londra’nın Alevi Federasyonu yerleşkesinde bir araya gelen DGB Britanya bileşenleri halka, Türkiye’de yaşananlara karşı duyarlı olma çağırısı yaparken, HDP’nin kapatılmasına ilişkin atılan adımların ise siyasi bir fiyasko ve “korku” olduğu vurgusu yapıldı.
Yapılan açıklamada; “AKP iktidarı, kendisine bağımlı ve taraflı hale getirdiği yargıyı, siyaseti dizayn etmek için bir sopa olarak kullanmaktadır. HDP, sadece bir parti değil aynı zamanda bir fikirdir. Bu fikir etrafında milyonlarca insan kenetlenmiş durumdadır. Milyonlarca insan siyasi iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Tüm demokrasi güçlerini, toplumsal ve siyasal muhalefeti ve halkımızı bu siyasi darbeye, hukukun ve demokrasinin açıkça tasfiye edilmesine karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. AKP-MHP iktidarı ise demokratik meşruiyetini yitirmiş, zor ve baskı aygıtlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. AKP-MHP iktidarı şunu çok iyi bilmeli ki, ne yaparsa yapsın, asla boyun eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz ve demokratik siyasetten asla taviz vermeyeceğiz, demokratik direnişimizi kararlı bir mücadeleyle sürdüreceğiz.” Ifadelerine de yer verildi.
Londra’da 3 Mart tarihinde arkadaşının evinden ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Sarah Everard’ın aynı akşam bir polis tarafından kaçırılıp öldürüldüğünün tespit edilmesinin ardından, kadın örgütleri kadın cinayetlerine ve kadına karşı şiddet olaylarına tepki için başta Sarah Everardın öldürüldüğü Clapham Common olmak üzere tüm ülkede 13 Mart akşamı eylemler düzenlemek istediler.
Polisin bir çok bölgedeki eylemlere müsade etmemesi ve göstericilere 10 bin pound para cezası verileceği tehdidini savunması üzerine #Reclaimingthesestreets adındaki grup eylemlerini iptal ettiklerini açıkladılar.
Bir çok bölgede eylemlerin iptal edilmesinin ardından Londra’da faaliyetlerini sürdüren Sosyalist Kadınlar Birliği bir çağrı yaparak kadınları Kuzey Londra’ da toplanmaya çağırdı.
Sosyalist Kadınlar Birliğinin yanısıra Britanya Alevi Federasyonu’ndan kadınların da katıldığı eylemde okunan SKB imzalı bildiride “Öfkeliyiz, Sarah’nın öldürülmesinin ardından polis teşkilatının kadınlara geç saatlerde sokağa çıkmayın demesinden dolayı öfkeliyiz.
Öfkeliyiz, şiddete uğrayan kadınların şiddetin sebebi olarak görüşmelerinden dolayı öfkeliyiz.
Öfkeliyiz; kadınlara, saldırganlardan daha rahat kaçabilmeleri için spor ayakkabı giymelerini önermelerine öfkeliyiz.
Öfkeliyiz; polisin elindeki tüm imkanları kullanarak, kadına yönelik cinayet ve şiddete karşı gerçekleşecek eylemi yasaklamalarından dolayı öfkeliyiz.
Evet kadınlar sokaklarda güvenceye değiller, ama bunun sebebi kadınlar değil tam tersine erkek egemen kapitalist sistemdir.’ denildi.
Eylem boyunca sık sık ingilizce “Kadına yönelik şiddete son, Ne istiyoruz- güvenli sokaklar/ Ne zaman-Şimdi ” sloganları atıldı.
Londra SKB’den Sarah Everard ve şiddete karşı sokakta eylem de!
Londra SKB’den Sarah Everard ve şiddete karşı sokakta eylem de!
Londra SKB’den Sarah Everard ve şiddete karşı sokakta eylem de!
İngiltere’de akşam eve yürürken kaçırılarak öldürülen 33 yaşındaki Sarah Everard’ı anmak ve kadına yönelik şiddeti protesto etmek için toplanan kalabalığa müdahale eden Londra Polis Teşkilatı’na büyük tepki gösterildi.
Londra’da ‘kadın cinayeti’ne karşı toplananlara polis müdahalesine sert tepki (6)
İçişleri Bakanı Priti Patel, eyleme ilişkin bazı görüntüleri “üzüntü verici” olarak nitelendirdi ve konuyla ilgili kendisine bir rapor hazırlanmasını istediğini söyledi.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Sir Keir Starmer, polis müdahalesinin yarattığı öfke ve üzüntüyü paylaştığını söyledi. Liberal Demokrat Parti’nin lideri Sir Ed Davey, müdahaleyi “utanç verici sahneler” olarak tanımladı ve Londra Emniyet Müdürü Cressida Dick’e istifa çağrısı yaptı.
Everard, geçen hafta Londra’nın güneyindeki Clapham bölgesinde bir arkadaşını ziyaretinin ardından akşam saatlerinde eve yürüyerek dönerken kaybolmuştu. Everard’ın cansız bedeni günler sonra İngiltere’nin doğusundaki Kent bölgesindeki ormanlık alanda bulunmuştu.
Olayla ilgili olarak bir polis memuru gözaltına alındı. Gözaltında bulunan polis memuru Wayne Couzens’e zorla alıkoyma ve cinayet suçlamaları yöneltildi.
Arama çalışmaları sırasında polisin, Everard’ın son görüldüğü bölgede yaşayan kadınlara gece yalnız sokağa çıkmamalarını söylemesi tepki topladı. “Sokakları Geri İstiyoruz” (Reclaim These Streets) sloganı altında bir araya gelen bir grup kadın, Cumartesi akşamı için eylem çağrısı yaptı.
Polis toplananlara müdahale etti
Polis, İngiltere’de Covid-19 pandemisi nedeniyle geçerli olan kurallar çerçevesinde eyleme katılanlara işlem yapılabileceğini söyledi. Bunun üzerine eylemi düzenleyenler, toplanma çağrısını geri çekti ve herkese kapısının önünde mum yakma çağrısı yaptı.
Ancak buna rağmen yüzlerce kadın Clapham Common bölgesinde toplandı ve polis de kalabalığı dağıtmak için güç kullanarak müdahale etti. Gözaltı sırasında bazı kadınların kelepçelendiği ve yerlerde sürüklendiği görüldü.
Sokakları Geri İstiyoruz grubu yaptığı açıklamada, polisin müdahalesinin kendilerini “derinden üzdüğünü ve öfkelendirdiğini” belirterek, Londra polisine “erkek şiddetine karşı yapılan bir eylemde kadınlara fiziksel şiddet uyguladıkları” eleştirisi yöneltti.
Grup, “Kamu düzenini, halk sağlığını ve protesto hakkını korumak polisin sorumluluğudur. Bu gece bunların tamamında başarısız oldular” dedi.
Londra Polis Teşkilatı, “kamu güvenliğini korumak” amacıyla dört kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Sosyal medyada yayınlanan bir videoda, polisin eylemin düzenlendiği parkta bulunan ve anma törenlerinin merkezi olan kameriyede duran kadınları zor kullanarak götürdüğü görülüyor.
Kalabalığın “utanmanız yok mu” ve “bırak gitsinler” gibi sözlerle tepki gösterdiği duyuluyor. Videoda, daha sonra bir polis minibüsüne bindirilip götürüldüklerini gösteriyordu.
Hem iktidar hem de muhalefetten tepki
Londra polisinin eylemde takındığı tutum, hem iktidar hem de muhalefetin tepkisini çekti.
İçişleri Bakanı Patel, sosyal medyada dolaşan Clapham’daki eyleme dair bazı görüntülerin “üzüntü verici olduğunu” söyledi.
Patel, “Londra Polis Teşkilatı’ndan neler olduğuna dair eksiksiz bir rapor talep ettim. Bu korkunç dönemde düşüncelerim Sarah’ın ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte” dedi.
Londra’nın İşçi Partili Belediye Başkanı Sadiq Khan, Emniyet Müdürü Dick’in kentte yaşayan “milyonlarca kadının güvenini kaybettiğini” belirtti.
Khan, yaşanan sahneleri “kabul edilemez” olarak tanımladı ve Dick’ten acilen bir açıklama istediğini sözlerine ekledi.
Khan, “Polisin Covid yasalarını uygulama sorumluluğu var, ancak görüntülerden gördüğüm kadarıyla verilen karşılık zaman zaman ne uygun ne de orantılı” diye yazdı.
İşçi Partisi lideri Starmer, sahnelerin “ciddi şekilde rahatsız edici” olduğunu söyledi.
Starmer, “Kadınlar, Sarah Everard’ın yasını tutmak için bir araya geldiler ve bunu barışçıl bir şekilde yapabilmeleri gerekiyordu… Bu olaya dair verilen yanıtın yarattığı öfke ve üzüntüyü paylaşıyorum. Bu eylemde güvenliği sağlamanın yolu bu değildi” dedi.
Avam Kamarası Kadınlar ve Eşitlikler Karma Komitesi Başkanı, Muhafazakar Parti Milletvekili Caroline Nokes, eylemden yansıyan görüntülerin “gerçekten şoke edici” olduğunu belirtti.
Nokes Twitter’dan attığı mesajda, “Bu ülkede güvenliği, öldürülen bir kadın için düzenlenen anma törenini ayaklar altına alarak ve başka kadınları yerlerde sürükleyerek değil, rızaya dayalı bir şekilde sağlıyoruz. Londra emniyeti durumu doğru okuyamadı” dedi.
Emniyet: Covid riski yüksekti
Londra Emniyet Müdür Yardımcısı Helen Ball, eylem sırasında yüzlerce insanın “sıkışık nizamda durduğunu” ve bunun Covid-19 bulaşma riski oluşturduğunu söyledi.
Ball, yaptığı açıklamada, “Polis, insanların güvenliği için hareket etmelidir, yapılacak tek sorumlu şey budur” dedi ve şunları ekledi:
“Asayişi zorla sağlayacak bir eylemde bulunacak bir durumda kalmayı kesinlikle istemedik. Ancak, insanların güvenliğini korumaya yönelik ihtiyacın çok ciddi boyuta ulaşması nedeniyle böyle bir durumda kaldık.”
Kamu güvenliği gerekçesiyle dört kişinin gözaltına alındığını duyuran Londra Emniyet Müdürlüğü, kamu güvenliğini sağlamayı “yapabilecekleri tek sorumlu davranış” olarak tanımladı.
Emniyet’ten yapılan açıklamada, yaşananlarla ilgili “hangi derslerin alınabileceğine ilişkin” polis teşkilatı içerisinde bir inceleme yapılacağı da belirtildi.
Eylem çağrısı yapan grup daha önce yaptığı açıklamalarda Londra Polis Teşkilatı’nı, eylemi pandemi riskini azaltmaya yönelik güvenli bir şekilde yapma planlarına “yapıcı bir şekilde dahil olmamakla” eleştirmişti.
Grup, daha sonra toplananlara yönelik işlem yapılabileceği kaygısıyla eylem çağrısını geri çekmişti.
Bunun yerine, Everard’ın en son görüldüğü saat olan 21.30’da (TSİ 00.30) kapılarının önünde mum yakma ve ışıkları açık tutmaya çağrısı yapılmıştı.
Mum yakma çağrısına, Başbakan Boris Johnson ve nişanlısı Carrie Symonds da katıldı. Başbakanlık resmi çalışma ofisi ve konutu olan Downing Street’teki 10 numaralı evin önüne yanan bir mum konuldu.
Johnson, dün erken saatlerde attığı mesajda, “Sokakların güvenli olmasını sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım” dedi.
Cambridge Düşesi Kate Middleton da dün erken saatlerde Clapham’daki parka gelerek, Everard’ı anmak için çiçek bırakılan ve mum yakılan kameriyeyi ziyaret etti.
İngiltere’de toplanmalarla ilgili mevcut kurallar neler?
İngiltere, Covid-19 salgınıyla mücadele için üçüncü tam kapanma döneminden geçiyor.
Mevcut kurallara göre, aynı evde yaşamayan iki kişinin “bir bankta oturup birlikte kahve içmek” gibi bir şekilde açık havada sosyalleşmesine izin veriliyor.
29 Mart’tan itibaren, başka evde yaşayanlarla ya da en az fazla altı kişiyle açık havada buluşmalara izin verilecek.
Polis, yasadışı kalabalık toplantılara müdahale edebilir. 30’dan daha kalabalık toplanmalarda organizatörlere 10 bin sterline kadar para cezası verilebiliyor..
Geçen yılki kapanma dönemlerinde, Siyahların Hayatı Değerlidir eylemleri ile kapanma karşıtı gösterilere polis müdahalesi olmamıştı.
Kaynak: BBCTÜRKÇE
Londra’da ‘kadın cinayeti’ne karşı toplananlara polis müdahalesine sert tepki (6)
Londra’da ‘kadın cinayeti’ne karşı toplananlara polis müdahalesine sert tepki (6)
AB’nin en üst düzey yetkilisi AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in, İngiltere’nin Covid-19 aşısı ihracatını tamamen yasakladığını iddia etmesinin ardından, Londra ve Brüksel arasında yeni bir tartışma çıktı.
Michel, yanlış bir şekilde İngiltere’nin topraklarında üretilen aşıların ihracatını “toptan yasakladığını” iddia etti.
BBC’nin edindiği bilgilere göre İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Michel’e bir mektup yazıp, iddiaların “tamamen yanlış” olduğunu söyledi.
Ayrıca bir AB Temsilcisi “görüşmeler için” çağırıldı.
Böylece İngiltere ve AB yılbaşından bu yana ikinci kez koronavirüs aşılarının üretimi ve dağıtımı konusunda karşı karşıya geldi.
Ocak ayında AB, Brexit sonrası düzenlemeler ve denetlemeler konusunda yaşanan sorunlar yüzünden, Kuzey İrlanda’dan tüm aşı ithalatını askıya alma tehdidinde bulunmuştu.
AB liderleri, aşı programının kıtada yavaş ilerlemesi yüzünden baskı altında. İngiltere’de ise 22,5 milyon kişi, bir başka deyişle yetişkin nüfusun üçte birine ilk doz aşı yapıldı.
Ay başında İtalya da 250 bin doz Oxford-AstraZeneca aşısının Avustralya’ya ihracatını engellemişti.
‘Vaccine nationalism’
AB Konseyi Başkanı Michel haftalık brifing notunda, “aşı ihracatını hiç durdurmayan” AB’nin “aşı milliyetçiliğiyle suçlandığını duymanın, kendisini şoke ettiğini söyledi.
Michel “Burada yine gerçekler yalan söylemiyor. İngiltere ve ABD topraklarında üretilen aşı ve aşı üretim malzemelerinin ihracatını toptan yasak koydu. Ama en büyük aşı üretim kapasitesine sahip bölge olan Avrupa Birliği, sadece AB’de üretilen dozların ihracatını kontrol etmek için bir sistem yürürlüğe soktu” diye devam etti.
İngiliz Bakan Raab da, Michel’e bir mektup yazıp, “gerçekleri söylemesi gerektiğini” söyledi ve “bu yanlış iddianın AB ve AB Komisyonu’nun çeşitli mevkilerinde tekrarlanmasından kaygı duyulduğu” belirtildi.
Raab mektupta “İngiltere hükümeti tek bir Covid-19 aşısının ya da aşı üretim malzemesinin ihracatını engellemedi. İngiltere’nin ihracat yasağı ya da kısıtlamasına yapılan tüm referanslar tamamen yanlıştır” denildi.
AB başlıca üç aşının üretiminde sorunlarla karşı karşıya.
Pfizer-BioNTech aşısının dağıtımı, Pfizer’ın Belçika’daki tesisinde kapasiteyi artırma çalışmaları nedeniyle yavaşladı.
Moderna aşısının dağıtımında da sorunlar yaşandı. İtalya ve Fransa beklenenden daha az sayıda doz alabildiklerini açıkladı.
Oxford-AstraZeneca aşısı da Belçika ve Hollanda’daki üretim tesislerinde yaşanan sorunlar yüzünden beklenenden daha az sayıda.
400 milyon doz aşı sipariş verdikten sonra büyük bir aşı fazlası olmasını bekleyen İngiltere ise kalan aşıların çoğunu yoksul ülkelere bağışlayacağını açıkladı.
Küresel ısınma artık neredeyse dünyadaki tüm sorunları geride bırakacak düzeyde bir tehdit olarak kabul edilirken, ısınma sonucunda tüm buzulların erimesi durumunda birçok ülke ve kentin yok olacağı tahmin ediliyor.
National Geographic’te yayınlanan bir videoda, küresel ısınma nedeniyle dünyadaki tüm buzulların erimesi durumunda neler olacağı gösteriliyor.
Tüm buzulların erimesi halinde mevcut okyanus seviyelerinin 65 metre kadar yükseleceği, yıllık sıcaklık ortalamasının ise 14 dereceden 26 dereceye kadar yükseleceği öngörülüyor. Bu ise dünyanın mevcut coğrafyasının ciddi dönüşümlere maruz kalması demek. Zira okyanus ve deniz kıyılarındaki bazı ülkeler ile dünyanın önde gelen birçok şehri de tümüyle sular altında kalacak.
BUZULLARIN TÜMÜYLE ERİMESİ 5 BİN YILI ALACAK
Küresel ısınmaya dair ölçümler 19’uncu yüzyıl sonlarından bu yana yapılıyor ve mevcut sıcaklık değerlendirmeleri bu dönemle karşılaştırılarak yapılıyor. 2020 itibariyle dünyanın 1850-1900 yılları arasındaki sanayileşme öncesine oranla 1,2 derece kadar sıcaklık artışına maruz kaldığı hesaplanıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından baz alınan araştırmalar, ısınma artışının 2 derecenin üstünde olması halinde buzul erimelerinin hızlanacağını ve birçok iklimsel değişiklikle birlikte birçok ekonomik ve sosyal krizin tetikleneceğini öngörüyor. Zira kimi kıyı kentlerinin sular altında kalması bekleniyor veya kuraklıklar ya da diğer farklı iklimsel olaylar nedeniyle önemli tarımsal alanlar yok olacak. Bu da bir yandan açlık tehlikesini arttırırken, su savaşlarının gündeme gelmesine ve yüz milyonlarca kişinin iklim göçmeni olmasına neden olacak.
National Geographic’te yapılan çalışma ise, küresel ısınma artışının 12 dereceye ulaştığı ve dünyadaki tüm buzulların istisnasız erimesi ihtimaline dayandırılıyor. Bu sürecin önümüzdeki 5 bin yılda tamamlanacağı öngörülüyor.
HOLLANDA İLK YOK OLACAK ÜLKE
Küresel ısınmanın sonucu olarak önümüzdeki bin yıllara kalmadan sular altında kalacak olan ülkeler de dikkat çekiyor. Bunların başında ise 1950’li yıllardan sonra dolgu çalışmalarıyla topraklarının yüzde 40’ının kazanıldığı Hollanda olacak. Zaten bu ülkenin adı deniz seviyesinden aşağıda olması nedeniyle Felemenkçe’de ‘Nederland’ yani ‘alçak’ veya ‘aşağıdaki ülke’.
BİRÇOK KITADAN BÜYÜK ŞEHİRLER SULAR ALTINDA KALACAK
Günümüzde büyük çoğunluğu BM üyesi olmak üzere 200’ün üzerinde devletin onlarcası ada ülkesi. Bu ülkelerin bir kısmı dünyadaki tüm buzulların erimesini beklemeden sular altında kalacağı zaten biliniyordu.
Küresel ısınmanın etkilerinin belki de 5 bin yıl beklenmeden en çok etkileyeceği yerler arasında ise bugün dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerdeki büyük kentler de bulunuyor. Tüm buzulların erimesiyle okyanus seviyelerinin 65 metre kadar yükselmesiyle İngiltere’nin başkenti Londra’nın önemli oranda sular altında kalması işten bile değil. Fransa’nın Marsilya, İtalya’nın zaten önemli oranda deniz içinde olan şehri Venedik veya Danimarka’nın başkenti Kopenhag da buzul erimelerinin kurbanları arasında olacak.
Karadeniz ve Hazar Denizi’nde su seviyelerinin on kat artacağı öngörülürken, Kuzey ve Orta Amerika’da özellikle Atlantik kıyılarında ciddi değişimler yaşanacak. New York, Miami, Havana veya Cancun gibi şehirler sular altında kalacakların başında geliyorlar.
Kuzey Amerika’nın Pasifik Okyanusu’na bakan batı yakasında ise benzeri dönüşümler olacak. Örneğin San Francisco’nun büyük oranda sular altında kalmasıyla kenti çevreleyen tepeler küçük takımadalara dönüşecek.
Güney Amerika’da ise okyanus seviyelerinin yükselmesiyle kıtanın yarısına yakınını oluşturan Amazon havzası ile Atlantik Okyanusu birleşecek ve Asuncion, Buenos Aires veya Montevideo gibi şehirler sular altında kalacaklar.
ASYA’NIN SUALTI KENTLERİ
Buzulların erimesinden etkilenecek bir diğer kıta ise Asya, özellikle de kıtanın güney ve güneydoğusu. Topraklarının önemli bir kısmı nehir havzasında olan Bangladeş’in sular altında kalacağı öngörülürken, Hindistan ve Çin kıyılarında su seviyesinin yükselmesi sonucu birçok büyük kent sular altında kalacak. Bunlar arasında Hindistan’ın Calcutta ve Bombay, Çin’in başkenti Pekin ile Şangay şehirleri bulunuyor.
Kıtanın bir parçası olan Kamboçya’nın ise Asya’dan kopuk bir ada haline gelmesi kaçınılmaz olacak.
Benzer şekilde Okyanusya’daki su seviyesinin yükselmesiyle Avustralya’nın orta kesimlerine kadar deniz sularının akmasıyla dev bir göl oluşacak. Bu da ülkenin coğrafyasını tümüyle değiştirecek.
Batı, doğu ve güneyi okyanuslar, kuzeyi ise Akdeniz’le çevrili Afrika kıtasında ise su seviyelerinin yükselmesiyle yutulacak şehirler arasında Mısır’ın başkenti Kahire, Senegal’in başkenti Dakar ve Nijerya’nın en büyük şehri Lagos bulunuyor. Diğer kıtalara oranla su seviyesindeki yükselişten daha az etkileneceği hesaplanan Afrika’da daha çok 12 derecelik sıcaklık artışının etkisi görülecek. Ve bununla Afrika’nın büyük bir kısmının yaşanılmaz hale geleceği ise kesin.
TATLI SULARIN DURUMU
Bu senaryo doğrudan Antarktika kıtasıyla da bağlantılı. Son on yıllara kadar yeryüzündeki tüm buzulların yüzde 90’ının, tatlı su kaynaklarının ise yüzde 70’inin bu kıtada olduğu biliniyordu.
İnsanlık tarihi açısından bakıldığında önümüzdeki 5 bin yılda tamamlanacak olan buzulların tümüyle erimesi süreci çok uzun gelebilir. Ancak dünyanın 4,5 milyar yıl önce oluşumunun başladığı düşünüldüğünde bu süre çok kısa kalıyor. Ayrıca küresel ısınmanın 2 dereceyi aşması halinde zaten birçok felaketlerin bu yüzyıl bitmeden kapıda olduğu bilinen bir diğer gerçek.
Britanya’da Kürt Kadın İnisiyatifi, Alevi örgütleri ve sol, sosyalist kadın örgütleri
8 Mart dolayısı ile online olarak panel, seminer ve kültür gecesi düzenledi. Kadın örgütleri, 8 Mart’ta “birlikte mücadele” ve ‘kadın kırımına karşı özgür kadın özgür toplumu savunalım” mesajı verdi.
Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 8 Mart dolayısıyla hazırlanan 3 günlük program kapsamında online bir panel düzenlendi. Panele HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, Yazar Gönül Kaya ve Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan konuşmacı olarak katıldı. Kürt Özgürlük Mücadelesinde kadın mücadelesinin nasıl büyüyerek geliştiğinin anlatıldığı panelde, Rojava’da kadın devrimi, cinsiyet özgürlükçü sistemin önemi, kadın kırımı ve buna karşı özgür kadın ve özgür toplumun mücadele yöntemleri üzerinde duruldu. Kürt kadın mücadelesinin faşist, diktatoryal ve gerici sistemlerin nasıl korkulu rüyası haline geldiği dile getirilen panelde, Kürt kadın mücadelesinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği özgürlükçü paradigmanın etkisinin altı çizildi.
Kadın İnisiyatifi pandemiden kaynaklı online olarak bir de Kültür Gecesi düzenledi. Yüzlerce kişinin izleyerek katıldığı Kültür Gecesi’nde, Amel Saeed, Kurda, Suna Alan, Evin Şah, Jola Senaee, Nadia Visser, Paula Darwish, Ruken Yılmaz ve Türkan Şahan sahne aldı. Gecede, dünyanın bir çok ülkesinden Kürt kadınları ile dayanışma içerisinde bulunan kadın örgütü aktivistlerinin mesajları yayınlandı.
Aralarında Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Kürt ve Türk Toplum Merkezi (DAY-MER), Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER), Alevi örgütleri ve yöresel derneklerin bulunduğu Demokratik Güç Birliği’de bir açıklama yaparak 8 Mart’ı kutladı. Açıklamada,
Kadınların birleşik devrimci mücadelesi, sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın müjdecisi olduğu vurgulanarak, “Kürdistan dağlarının bombalanmasına, belediyelere kayyum atanmasına karşı mücadeleyle taciz ve tecavüze karşı mücadele ortaklaşmalıdır. Kadın kırımına karşı mücadeleyle gerilla kadının bedenine işkence eden vahşete karşı isyan, aynı devrimci şiddette yankısını bulmalıdır” dedi.
Londra Sosyalist Kadınları Birliği’de (SKB) 8 Mart dolayısıyla online bir müzik dinletisi sundu. SKB, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel ve Şevin Alaca şahsında tüm politik kadın tutsakların öfke, direniş ve isyanınını alanlara taşıyacaklarını vurguladı.
Britanya Alevi Federasyonu, Cemevi ve Enfield Alevi Kültür Merkezi Kadın Örgütleri’de 8 Mart dolayısıyla online ‘muhabbet’ etkinliği düzenledi. AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağoğlu, Gazeteci Çilem Küçükkeleş ve AAKB Başkanı Zeynep Can Ayaz’ın katıldığı muhabbette, kadın mücadelesi ve birlikte mücadelenin önemine vurgu yapıldı. Panelde, Alevi kadın örgütlülüğü ve güncel durumu da ele alındı.
İngiltere Halk Cephesi’de 8 Mart’ı kutlayarak, “Özgür kadın, emperyalizme ve faşizme karşı direnme ve savaşma iradesi olan kadındır. Kadınlar olmazsa devrim, devrim olmadan kadın kurtuluşu olmaz. Nihai kurtuluş kapitalist sömürü zincirlerinin kırılmasıdır” dedi.
Londra’dan 8 Mart mesajı Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’
Londra’dan 8 Mart mesajı Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’
Londra’dan 8 Mart mesajı Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’
Londra’dan 8 Mart mesajı Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’
Londra’da yaşayan sanatçı Suna Alan, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası alan Nûdem Durak ve onun şahsında tüm politik tutsaklar için ”Dargerînok” (Sarmaşık) isimli bir eser besteledi. Söz ve müziği sanatçı Alan’a ait ”Dargerînok” 5 Marttan itibaren tüm dijital platformlar ve klip ile birlikte YouTube üzerinden yerini alacak!
Nudem Durak
Kürt sanatçı Nûdem Durak 2015’te söylediği şarkılar gerekçe gösterilerek tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Bayburt cezaevinde tutuklu bulunan Durak için aydın ve sanatçıların da destek verdiği Fransa merkezli uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Kampanya kapsamında Fransa, İngiltere, ABD, İsveç, Senegal, Fas, Cezayir, Tunus, Gouadeloupe gibi çok sayıda ülkeden dayanışma gösterildi. Angela Davis, Noam Chomsky, Ken Loach, David Graeber, Peter Gabriel, Roger Waters gibi uluslararası kamuoyunda tanınmış isimler, Durak’ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.
Nûdem Durak’ın yaşadığı bu hak ihlaline kayıtsız kalamadığını belirten sanatçı Suna Alan, ”Kürtçe kaset dinlemenin suç sayıldığı, ‘suç unsuru’ kasetlerin toprağa gömüldüğü Evren faşizmini yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kürtçe şarkı söylediği ve bağlama çaldığı için tırnakları çekilen, işkence gören ve katledilen sanatçıları olan bir halkız. Bu nedenle ”Kürtçe şarkılar söylediği için bir sanatçı hiç 19 yıl ceza alır mı?” şaşkınlığını yaşayanlar kendi tarihlerinden bihaberdirler” dedi.
Suna Alan
Sanatçı Suna Alan devamla, ”Henüz çocukken politik tutsak yakınlarım nedeniyle cezaevi yollarını arşınlamış biriyim. Müebbet tutuklu oldukları için de bu hala devam etmekte. Onların her biri benim için çok değerli. Hepsini çok seviyor ve çok özlüyorum. Onlar ile kurduğum empati ve bağ sebebiyle özgürlüğün elinden alınmış olması duygusu her zaman bana çok ağır gelmiştir. Hele ki hak ihlali mağduru olarak özgürlüğünüz elinizden alınmışsa bu bir zulüm. Nûdem Durak’ın yaşadığı da tam anlamıyla budur. Kendi dilinde şarkılar söylediği için 19 yıl özgürlüğünden edilmek, hukukdışılığın ötesinde bir ilkelliktir. Kadın bir sanatçı olarak benzer bir mağduriyeti ben de yaşamış olabilirdim. Sırf bu empati ile hareket etmek bile vicdani bir sorumluluk yüklemekte. Yani Nûdem’in yerinde ben de olabilirdim. Söylediğim şarkılar nedeniyle özgürlüğüm elimden alınmış olabilirdi. Ayrıca biz kadınlar her alanda birbirimize ses vermeli, ses olmalıyız ki, sesimiz daha gür ve güçlü çıksın!
Sanatçı Alan, esere ”Dargerinok” (Sarmaşık) ismini vermesini de şöyle açıkladı: ”Bildiğiniz gibi sarmaşıklar arsız ve inatçıdırlar. Siz dilediğiniz kadar önlerine set çekin, üzerlerini beton ile kaplayın, onlar muhakkak bir yolunu bulur ve gökyüzüne doğru hiç bir engele aman etmeden süzülürler” dedi.
SUNA ALAN KİMDİR?
Suna Alan
Londra’da çalışmalarını yürüten şarkıcı ve gazeteci. Çewlik’te doğdu. İki yaşında iken ailesi, İzmir’e göç eden Alan, çok kültürlü bir ortamda çocukluk ve gençliğini geçirdi. Geleneksel Kürt dengbêj müziği ve Kürt Alevi deyişleri ile büyüdü ve Ege’de Rebetiko müziğinden etkilendi. Sanatçı 2018’de DAİŞ tarafından alıkonulan Êzidî kadınlara atfen ”Gulebûka Şengalê (Nadîa)” isimli bir şarkı besteledi.