Tag: mülteci

  • EGE DENİZİ’NDE  BOT BATTI : 2 MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ

    EGE DENİZİ’NDE BOT BATTI : 2 MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ

    Muğla Fethiye ilçesi açıklarında Yunanistan adalarına geçmeye çalışan lastik bot battı. İhbar üzerine bölgeye sahil güvenlik ekipleri sevk edildi. Ekipler tarafından lastik bottaki 58 mülteci kurtarılırken, 2 mülteci yaşamını yitirdi, 2 mülteci ise yaralandı.
    Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın iskelesine getirilen yaralılar Fethiye Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Diğerleri işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi.
  • Britanya vatandaşı mülteciler Dunkirk’in sefaletine saplandı

    Britanya vatandaşı mülteciler Dunkirk’in sefaletine saplandı

    Fransa’nın liman kenti Calais’e  20 mil uzaklığındaki Dunkirk mülteci kampındaki çadırlar acılara ev sahipliği yapıyor. Dunkirk’te bulunan mültecilerin çoğunluğu Kürt iken tamamının amacı Britanya’ya geçebilmek.

    Haber-fotoğraf:Erem Kansoy

    Özellikle çoğunluğunu Kürt’lerin oluşturduğu Dunkirk kampında bulunan ve Britanya pasaportuna sahip 2 yetişkin erkek defalarca İngiliz yetkililere İngiltere’ye giriş için başvuruda bulunsalarda halen giriş izni alamadılar. Eşleri ve çocukları ile Dunkirk’in sefaletine sıkışıp kalan İngiliz vatandaşları adalet bekliyor. Bununla beraber geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinin, özellikle Britanya’da yakınları bulunan mülteciler ile ilgili verdiği olumlu karara rağmen İngiliz vatandaşı iki yetişkinin halen Dunkirk’te sıkışıp kalması İngiltere’nin mülteci sorunundaki ciddiyetsizliğinide sorgulamaya zorlayan cinsten.

    Avrupa’nın en zor koşullarına sahip olan kampta, kış aylarınınn ağır hava koşulları, açlık, susuzluk ve sağlık sorunları ile boğuşan Dunkirk’deki mülteciler yetmezmiş gibi birde Fransız polisinin baskı ve müdahalelerinekarşıda direniş gösteriyor.

    dunkırk 1

    Yaklaşık 2000 kişilik mülteci nüfusu ile giderek büyüyen kampta bulunan insanların tek amacı gemi yoluyla İngilter’ye geçiş yapabilmek. Ağır koşullar nedeniyle kamp sakinlerinin büyük bölümü salgın hastalıklarla da boğuşuyor. Kampta ölü bulunan sokak hayvanları ve farelerin yaydığı hastalıkların yanısıra, şiddetli yağmur ve soğuk hava ile ilaç bulunamaması da mültecilere adeta sefaleti yaşatıyor.

    Hemen hemen Calais ile ayni koşullara sahip kampta uzun süredir ailesi ile İngiltere’ye geçmeyi bekleyen Rawand Aziz aslında 2009 yılında İngiliz vatandaşlığına kabul edilmiş ve bugünün  koşullarında sadece kendisi olmak üzere dilediği her an İngiltere’ye giriş yapabilmesine rağmen Aziz’in eşi ve çocuğu ülkeye alınmıyor. Bu sebeple Aziz defalarca İngiltere’ye ailesi ile beraber gelebilmek adına defalarca başvuruda bulunsa da bir sonuç elde edemedi. Öte yandan geçtiğimiz günlerde İngiltere başbakanı Davi Cameron bir açıklamasında Avrupa’daki mültecilerle ilgili de konuşurken, “İngiltere’ye yasadışı yollardan girmeye çalışan bir grup insan” ifadeleri ile yaşananları basitleştirmeye çalışsada aslında özellikle Fransa ve İngiltere arasındaki mülteci krizi çok derin ve karmaşık bir durum. Geçtiğimiz günlerde İngiliz mahkemelerinin aldığı bir karar ile İngiltere’de yakınları bulunan mültecilerin girişi onaylanmıştı. İngiliz mahkemesi geçen hafta, İlticacıların önünü açacak ve Britanya’ya ulaşmalarını sağlayacak olumlu bir kararla neticelenen davada, 3 çocuk ve 1 yetişkin Suriyeli İngltereye getirilmişti. Yakın aileleri İngiltere’de uzun yıllardır yaşam sürdüren Suriyeli’ler yaklaşık 11 aydır Calais’teki kampta konaklıyorlardı. Avrupa Birliği ülkelerinin Dublin III yasası uygulamasına göre İngiltere’de Home Office’in burada ailesi veya yakını olan ilticacılara incelemelerin yapıldıktan sonra iltica hakkını vermesi gerekiyor. Britanya’da ailesi  veya yakını bulunan binlerce ilticacının İngiltere’ye giriş yapma kapılarının açıldığını gösteren dava neticesinde Aziz’in durumunda olanlar ise hangi kapsamda değerlendirileceği merak konusu.

    Uzun zamandır Dunkirk’te eşi Hataw ve oğlu Oscar ile beraber İngiltere’ye kabul edilmeyi bekleyen 35 yaşındaki Aziz’in sıradışı durumuna benzer bir sıkıtıyı, yine ayni kampta sıkışan 31 yaşındaki Saman Sharif’de zor günler geçiriyor. Eşi Shukry ve 4 çocuğu ile Dunkirk’te zor koşullara göğüs germeye çalışan Sharif’de Irak Kürt’lerinden.

    Dunkirk’te sıkışan her iki Irak’lı Kürt’de Amerika ve İngiltere’nin 2003 yılındaki Saddam Hussein rejimine müdahalesi öncesinde İngiltere’ye Calais üzerinden giriş yapmışlardı. İngiltere’de yerleşik bir yaşam ve mükemmel İngilizcelerine rağmen iş bulamayan her iki yetişkin de aileleri ile beraber olabilmek adına Dunkirk’e dönüş yapmışlardı. Hala hazırda 2003 yılında evli bulunana Sharif İngiltere’de yaşam süressi boyunca sık sık Irak, İran ve Kürdistan bölgelerine ailesi ve büyüyen çocuklarını görmek için gidiyordu. 8 yıl boyunca İngiltere’nin Birmingham bölgesinde yaşayan Sharif ailesini de ingiltereye getirmek için her yolu denedi fakat ingiliz devleti kabul etmemeye devamediyor.

    Sharif 2007 yılında tam olarak ingiliz vatandaşlığını almasına rağmen son dönemlerde bulup çalıştığı işte yeterince gelir elde edememesi nedeniyle aynen Aziz’in de içinde bulunduğu durum gibi ‘ekonomik sebeplerden’ dolayı ailesini İngiltere’ye yasal getiremiyor.

    Her iki ailede, geçtiğimiz hafta kampı ziyaret eden İngiliz İşçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in kampı ziyaretinde verdiği vaadetlere ümit bağlamış durumda ve bekleyiş içerisinde. İngiliz mülteci birliğiğininde konu ile ilgili ailelere verdiği açıklamada ‘öncelikle Fransa’ya iltica başvurusunda bulunun, ardından İngiltere’ye transferiniz için başvurularda bulunursunuz’ mesajı verildi.

    Tüm yasal denemeler ve çabalardan sonuç alamayan aileler halen Dunkirk’in çamurunun içerisinde sefalet ve büyük zorluklar ile güne uyanıyor. Fotoğraflar:(Arşiv-Fransa’da Dunkirk kampının 20mil uzağındaki Calais ‘the jungle’ mülteci kampından, görüntüler)

    dunkırk 2

     

     

     

  • Calais: Acıların ve ümitlerin buluşma noktası!

    Calais: Acıların ve ümitlerin buluşma noktası!

    Avrupa’nın ölüm tüneli

    Fransa’nın Calais liman kenti çeşitli bölgelerden gelen yerlerinden edilmiş yaklaşık 6000 insanın acıları ve ümitlerinin buluşma noktası oldu. Kobanêli Muhammed Hassan; “Burda kimse yaşayamaz. Hangi insan böyle bir yerde yaşabilir ki; etrafınıza bir bakın” sözleri ile Calais’in gerçek yüzünü yansıttı.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Britanya’ya daha iyi yaşam koşulları ümidi ile ulaşmak üzere yola çıkan mültecilerin buluşma noktası haline gelen Fransa’nın Calais liman kentinde adeta insanlık dramı yaşanıyor. Kış aylarının gelmesi ile aşırı yağmur, şiddetli rüzgar ve soğuk yetmezmiş gibi susuzluk, gıda sorunu, sağlık ve barınma problemlerinin yanı sıra mülteciler burada bir de ölümler ile acıların en ağırıyla karşı karşıyalar.

    'Jungle' kampındaki kullanma suyu unitelerinden biri..
    ‘Jungle’ kampındaki kullanma suyu unitelerinden biri..

    Yardım kuruluşu RedCross’un (Kızılhaç)1999 yılında Calais’te hizmete açtığı Sangatte Mülteci Merkezi’nin zaman zaman kapasitesinin çok üzerine çıkması nedeniyle 2000’li yılların ilk evresinden itibaren, Calais limanına yakın bölgelerde çadır kurmaya başlayan mültecilerin sayısı geçmiş dönemlerde en çok 700-800 iken, bu rakam son günlerde 6000’e yaklaştı. 2001-2002 yıllarında Sangatte’nin kapatılması ile bölgede yağmalamalar yaşanmış ve Fransız polisi bölgedeki çadırları dozerlerle yıkmıştı. Yaşanan olayın ardından Fransa devleti Calais’te yaşananlara karşı halen süregelen bir ‘kabullenmeme’ politikası içerisinde. Ortadoğu bölgesinde yüzlerce kamp Birleşmiş Milletler’in BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) birimi tarafından tanınıyor ve ciddi yardımlarla ayakta tutuluyorken, Fransız devletinin Calais’teki kampı ‘mülteci  kampı’ olarak tanımaması sebep gösterilerek UNHCR burada çalışma yürütmüyor. Son yıllarda ise bir çok mülteci tren yolu, feribot ve kamyon- tırlar aracılığı ile Britanya’ya geçmek üzere mücadele verirken hayatını kaybetti.

     

    Özellikle 2015 yılında nüfusunun hızla büyümesi ve yaşanan ölüm olaylarının artması ile gündemde kalan Calais, Britanyalı yardımsever aktivistlerin oluşturduğu CalAid, Refugees Welcome gibi grupların ve yine bölgede bir çatı altında toplanan Fransız ve Britanyalı gönüllülerin çalışmaları ile yardımlar ulaştırılıyor. İngiltere’de Kürtçe ve Türkçe konuşan topluma hizmet veren DAY-MER`dE bölgeye 1 tırlık yardım ulaştırarak gönüllülere teslim etti. Day-Mer’in oluşturduğu delegasyonda Day-Mer Youth, Tohum Kültür Merkezi, YÇKM Londra, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ile Calais’e yardıma koşan gönüllüler yer aldı. DAY-MER toplum dernekleri arasında örnek oluşturacak projelerinden birini daha böylelikle gerçekleştirmiş oldu.

    Afgan, Rojavalı Kürt, Libyalı, Iraklı Asuriler, Sudanlı, Nijeryalı ve Azerbeycanlı mültecilerin büyük bölümünü oluşturduğu Calais kampı çok ulusluluğu ile dikkat çekiyor. Çeşitli uluslardan biraraya gelen bu insanların acıları da ortak, ulaşmak için çıktıkları yoldaki son durak da… Dünya kamuoyu Fransa’ya büyük baskılar yapsa da, Fransız hükümeti halen Calais’i tanımıyor. Ayrıca Fransız polisinin de bölgedeki geniş güvenlik önlemleri büyük dikkat çekiyor. Bölgedeki mülteciler polisin zaman zaman sert müdahalelerde bulunduğunu vurguluyorlar.

    Kamp'ta zemin..Tuvalet atıkları ve çöp suları ile karışan çamur salgın hastalıklara davetiye çıkartıyor.
    Kamp’ta zemin..Tuvalet atıkları ve çöp suları ile karışan çamur salgın hastalıklara davetiye çıkartıyor.

    Sözde demokrasinin beşiği Avrupa’nın göbeğinde, Fransa’da yaşanan insanlık dramına  yönelik gerçekleştirilen onlarca etkili eylem ve baskıya rağmen, İngiliz hükümeti de sessiz kalarak ‘Fransız demokrasisine’ ortaklık etmekte. İngiltere’de düzenlenen kitlesel eylemler, imza kampanyaları, parlamentodaki lobi çalışmaları, ilerici ve demokrat basının etkin haberleri de Başbakan David Cameron’u mülteci politikasındaki başarısızlığından geri çevirmedi.

    Calais’e gerçekleştirdiğim son ziyaretimde kadın ve çocuk nüfusun ciddi oranda azaldığını gördüm. Bu da Fransız hükümetinin belirli sayıda çocuklu kadınları kabul ettiği yönündeki yasal düzenlemesini doğruluyor. Fakat Fransız hükümeti mültecilere ‘cazib’ görünmemek adına bu yasal düzenlemesini basına fazla yansıtmadı.

    Kış aylarının gelmesi ile bölgedeki ağır hava koşulları ve olanaksızlıklar burada ümide yolculuğu bekleyen mültecilere çok zor günler yaşatıyor. Zemin çamur ve yer yer büyük su birikintileri oluşmuş. Kamp ağaçlık tepeliklere kurulmuş durumda. Aşırı rüzgardan kaynaklı çadırlar uçmakta. Son bir ay içerisinde iki kez kampta büyük yangın yaşanarak bir çok çadır yanmış. Kampa duyarlı vatandaşlar, kurum,kuruluş ve sivil toplum örgütleri yardımlarda bulunsa da, özellikle çadır, ilaç, yiyecek ve giyecek sıkıntısı her gün giderek artıyor. Kamp bölgesinde temiz su ve tuvalet bulunmaması da salgın hastalıklara yol açıyor. Özellikle insani atıkların ve çöplerin kamp içerisinde çamurlarla karışması bölgede ağır koku ve sağlıksız koşullar yaratıyor.

    Çoğunluğunu genç erkeklerin oluşturduğu, İngiltere’ye tren ve vapur seferlerinin yapıldığı ve dünyanın en çok insan trafiğinin yaşandığı iki liman kentinden biri Calais. Buradan İngiltere’nin Dover kentine her gün onlarca tren ve vapur seferi var. 6000 mülteci de bu seferlerden biriyle İngiltere’ye geçmek için, kendilerinin deyimiyle “Orman Kampı”nda yaşamaya mecbur kalmış. Kimi henüz bir gün önce gelmiş, kimi iki yıldır burada.

    Yiyecek dağıtılan sıraya doğru ilerleyen bir baba ve küçük kızı
    Yiyecek dağıtılan sıraya doğru ilerleyen bir baba ve küçük kızı

    Her hafta bir kaç kişinin ya trene ya da vapura kaçak binmek isterken ölümleri gerçekleşiyor. Cezayirli bir mültecinin trene binmek isterken rayların altında kalarak yaşamını yitirmesi, geçtiğimiz ay basında da geniş yer bulmuş ve oklar kapıların açılması yönünde Fransız hükümetine yöneltilmişti. Fakat yine olumlu bir sonuç alınamamıştı. Bir çoğu, kamptaki yaşam koşullarının çok kötü olmasından dolayı, riskleri daha fazla göze alıyor ve bir an önce kamptan kurtulmak istediği için trene ve tırlara atlamaya çalışırken can veriyor. Ayrıca mülteciler burada doğal koşullarla da savaşırken insani ihtiyaçlarını gidermek üzere kampta hırsızlık, çeteleşme ve organize suçlara da yöneliyor. Bizzat Calais sakinlerinden de bölgede neler yaşandığını dinleyerek yaşanan drama tanıklık ettim.Örneğin siyahi bir grubun gece çadır çaldıklarını ve gündüz çaldıkları çadırları yeni gelen mültecilere satarak para kazanmaya çalıştıklarını aktaran mülteciler var.

    İsmini vermek istemeyen Kürt bir mülteci şöyle konuştu: “Üç aydır buradayız. İngiltere’ye geçmek için bekliyoruz. İşte halimizi görüyorunuz, bu kötü koşullarda ve soğuk havada bu halde yaşıyoruz. Ekmek ve çay ile geçiniyoruz. İngiltere’ye geçmek istiyoruz. Biz burda kalmak için buraya gelmedik. Dover’e varmak istiyoruz. Eğer burda kalmak isteseydik Fransa’da iltica ederdik.Bijî Kurd û Kurdistan.” Irak Kürdistan’ından olduğunu olduğunu söyleyen Peşrew isimli diğer bir mülteci “Burda Afgan, Kürt, Pakistan ve İranlılar var. Burada hayat koşullarımız ciddi derecede kötü” dedi.

    Erzak dağıtılan bir araca doğru oluşturulan sıra.
    Erzak dağıtılan bir araca doğru oluşturulan sıra.

    Yine gazetemize konuşan Kobanê’li Muhammed Hassan “Ben de herkes gibi savaştan dolayı buraya geldim. Fransa’ya Almanya üzerinden ulaştım. Ailem Türkiye’de kaldı ve ben tam bir aydır buradayım. İngiltere’ye gitmek istiyoruz ama Fransız polisi bize izin vermiyor. Burda kimse yaşayamaz. Hangi insan böyle bir yerde yaşabilir ki; etrafınıza bir bakın. Buradaki en büyük zorluk çok soğuk, her yer çamur ve kıyafetinin olmaması. Paran varsa yaşarsın burada, paran yoksa böyle bizim gibi soğukta kalırsın. Bize ulaştırılan yardımlar ve yiyecekler çok az. Hiç yeterli değil ve çok zor durumdayız. Fransız polisi de bize hiç iyi davranmıyor. Kadın ve çocuklar çadırlardan çıkamıyor. Calais’te yaşanmıyor. Buraya Suriye, Irak, Afgan nereden isterseniz mülteci geliyor. Savaş olan her yerden insan var burada. İngiltere’ye kaçak yoldan gitmek zorundayız çünkü bizi bırakmıyorlar. Trenle, tır ya da kamyonla gitmek zorundayız. Bizim için burada trene girebilmek Londra’ya ulaşmak anlamına geliyor’’ dedi.

    Londra’dan Calais’e uzanan gidiş ve dönüş yolculuğumuzda, gümrük kapılarında İngiliz ve Fransız polisinin çıkardığı zorluklar, yarattığı gecikmeler ve kayıt altına alma işlemleri, bölgeye götürülecek yardımlara darbe vurmaya yönelik olduğunun açık bir göstergesiydi. Yasal olmamasıyla beraber pasaport kontrolünün gidişte üç ve dönüşte iki kez yapılması ve ayrıca isimlerin tek tek kayıt altına alınarak kişilerin kısa süreli sorgulanması, Fransız-İngiliz hükümetlerinin Calais üzerindeki tecritini ve görmezden gelişini onaylar nitelikteydi. Fransa’nın mültecilere sahip çıkmaması İngiltere’nin ise kapıları açmayarak mülteciler ile ilgili sert politikası devam ettikçe, Calais uzun bir süre daha yaşanan acıları ile gündemde hatırlanacak.