Tag: PKK
-

BAFİL TALABANİ: TÜRK DEVLETİNİN SALDIRILARI PKK’NİN KONGRESİNİ ENGELLİYOR
Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Lideri Bafil Talabani, özel bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla kamuoyuyla paylaştığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na ilişkin açıklamalarda bulundu.Talabani, şunları ifade etti: “PKK, ateşkesi ilan etti ve kongresini toplamak üzere yaptığı hazırlıkları feshettiğini açıkça duyurdu. Ancak Türkiye’nin uçak ve dronları bu sürecin gerçekleşmesine izin vermiyor ve her gün bombardıman yapılıyor. Bu konuda Amerikalılar bile bana üzüntülerini dile getirerek, ‘Türkiye’nin dronları PKK’nin kongresini toplamasına fırsat tanımıyor’ dediler.” -

Sinan Dersim Londra’da anıldı
Kandil’de hava saldırısında yaşamını yitiren Sinan Dersim (Dalokay Şanlı) için Londra’da kitlesel anma etkinliği gösterildi.
Kürt Halk Meclisi Şehit Aileleri Komisyonu tarafından Medya Savunma Alanları’nda 27 Ekim 2020 tarihinde gerçekleşen hava saldırısında yaşamını yitiren Sinan Dersim için KCC binasında bir anma etkinliği gerçekleştirildi.
Anmanın yapıldığı salon şehit düşen PKK’nin öncü kadroları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri ile PKK, TJK-E, YPG ve YPJ bayrakları ile donatıldı.

Sinan Dersim Londra’da anıldı Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmaya Halkların Birleşik Devrim Hareketi bileşenleri, Kürt Halk Meclisi üyeleri ve şehit aileleri katıldı. Sinan Dersim’in hayatını anlatan sinevizyonun gösterildiği anmada, sık sık ‘Şehit namırın’, “Biji serok Apo” sloganları atıldı.
İlk olarak HDBH adına yapılan konuşmada Sinan Dersim’in Türkiye ve Kürdistan devriminin önderlerinden olduğu vurgulanarak, Dersim’in devrimci ruhu ile mücadeleyi yükseltme sözü yinelendi.
Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal’da Sinan Dersim’in Avrupa’da yürüttüğü siyasal çalışmalarına değinerek, “Kapitalist moderniteye karşı devrimci duruşu ortaya koyarak hepimizi derinden etkileyen ve mücadeleye sıkı sıkıya bağlılığın ifadesi olmuştur. Anıları rehberimiz olacak ve mücadele bayrağımız olacaktır” dedi.
MLKP, Dersim-Der, Maoist Komünist Parti gibi bir çok devrimci hareketin mesajlarının okunduğu anmada, Kürt Halk Meclisi Şehit Aileleri Komisyonu adına Ali Boyraz bir konuşma yaptı. Boyraz, Sinan Dersim’in Kürt özgürlük mücadelesinde devrimci duruş ve yaşamı ile halkların devrimci mücadelesinin neferi haline geldiğinin altını çizdi.
Anma da son olarak Sinan Dersim’in fotoğraflarının oluştuğu sinevizyon gösterimi ile sona erdi.Haber: Diren Dicle
-

Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı
Kürt halkı ve mücadelesinin 40 yıllık dostu Estella Schmid 80. Doğum gününü kutladı. Schimid’in dava arkadaşları kendisine özel hazırladığı kitapçık ve dünyanın birçok yerinden gönderilen mesajlarla O’nu yalnız bırakmadı.
Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ile geçmişte defalarca çeşitli görüşmeler gerçekleştiren, başta kadın devrimi ve demokratik konfederalizmin iyi anlaşılması için büyük mücadeleler veren Estella Schmid ayrıca, Peace in Kurdistan, EUTCC, CAMPACC, Freedom for Öcalan Campaign gibi Avrupa genelinde Öcalan’ın özgürlüğü ve Kürt halkının hakları için siyasi ve sosyal çalışmalar yürüten birçok kurum ve kampanyanın öncü isimlerindendir.
YPG Basın üyesi Şehid Firaz Dağ – Mehmet Aksoy ile yoldaş ve yakın arkadaş olan Estella Schimid’de Aksoy ile ayni gün doğum günlerini, Aksoy’u mezarı başında Schmid’i ise evinin önünde ziyaret etti.
Estella Schmid’in 80. Doğum günü ve 4o yılı aşkın yoldaşlığını selamlamak adına kendisine özel olarak dostlarının hazırladığı kitap ulaştırıldı, kitapta PKK Yürütme Komitesi Üyesi Cemil Bayık, KONGRA-GEL Co-Chairman Remzi Kartal, Kurdistan Women’s Community (KJK) Coordinasyonu adına, KONGRA STAR, EUTCC Genel kurulu adına Kariane Westrheim ve Michael Gunter, Ferda Çetin, Asrın Hukuk Bürosu adına İbrahim Bilmez, Salih Muslim, Adem Uzun, Diene Nilüfer, Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal, Halkevi Toplum Merkezi adına Yaşar İsmailoğlu ve UNITE sendikasından Simon Dubbins birer mesaj yayınladı.
Gazetemiz aracılığıyla Schmid yoldaşlarına ve dostalarına teşekkür ederek yoldaşı ve yakın arkadaşı Mehmet Aksoy’uda sevgiyle andı. Schmid, “bir ömürlük bu mücadelede hiö yorulmadan bizlerle beraber koşan ve beni unutmayan arkaşlarıma yoldaşlarıma çok teşekkür ediyorum, ne kadar şanlısyım ki Mehmet gibi yaşamını mücadeleye adamış bir emekçi şehid arkadaşımla ayni gün doğdum, Mehmet’in mücadelesini gelecek nesillere aktarmayı ve Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ın fikirlerinin yayılması ayrıca derhal fiziki özgürlüğününde sağlanması için mücadeleye devam edeceğiz” dedi. -

Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi -DOSYA HABER-
Türk ordusunun Güney Kürdistan’ın Gare bölgesinde esir asker, polis ve MİT’çilerin bulunduğu kampı bombalayarak, 13’ünün ölümüne neden oldu. AKP-MHP rejimine bağlı Türk medyası ise Türk ordusunun esir askerlerin bulunduğu kampı bombalayarak ölümlerine yol açmasını gerilla güçlerine bağlamak istedi. Ancak bugüne kadar 40 yıllık savaşta PKK gerillaları esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı ve hümanist yaklaşımları ile dikkat çekti. Ancak Türk devleti ise hiçbir savaş hukuku tanımadığı gibi esir düşen gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguladığı kayıtlara geçti.

Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Türk devleti son 40 yılda hem Kürt halkına hem de PKK gerillarına yönelik ‘kirli bir savaş’ yürüttü. Bu savaşta en çok konuşulan konulardan biri ise ‘esirler’ oldu. Son olarak gerilla 6 yıldır elinde tuttuğu ve yaşam haklarını koruduğu 13 esir asker ve polis Gare Alanı’ndaki kampa yönelik Türk ordusunun hava bombardımanı ve binlerce asker ile yaptığı operasyonda hayatlarını kaybetti.
Türk ordusu 13 ölümü gerilla güçlerinin üzerine yıkmaya çalıştı. Erdoğan rejimine bağlı Türk basını gerçeği ters yüz etmek istesede yaklaşık 40 yıldır sürdürülen savaşta gerillanın esirlere tutum ve yaklaşımı Türk medyasının kirli yüzünü ortaya koyuyor.TÜRK ORDUSU VAHŞETİN ADI OLDU..
Türk devleti ve ordusu bugüne kadar kirli savaşın daniskasını yürütmüş ‘insanlığı utandıran’ karelerin sahibi oldu. Esir alınan gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguluyor, kafaları kolları, gözleri burunları kesiliyor, kimi zaman yakılarak ateşe veriliyordu. Bu uygulamalar her seferinde deşifre edilmesi fotoğrafların yayınlanmasına ise hem AKP Hükümeti döneminde hem de 90’lı yıllar da sessiz kalınarak onaylandı. Türk ordusunun Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni ayaklar altına aldığı uygulamalar karşısında bugüne kadar Türkiye’de hiç bir ordu görevlisi hakkında açılmış tek bir dava yada soruşturma yok.
’İNSANLIK UTANSIN’
Son 20 yıllık yakın tarihte Türk ordusunun işlediği bazı savaş suçları şunlar;

Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi -Nisan 1993: PKK tarafından ilan edilen ateşkesin hemen ardından Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında 11 gerillanın cesedine işkence yapıldı. Dönemin Özgür Gündem Gazetesi’nin ele geçirdiği fotoğraflarda gerillaların işkence edilmiş cansız bedenlerinin üzerine postallarını koymuş askerlerin resmine yer verilerek, ’Barışa vahşetle yanıt’ manşeti atıldı.
Yine gerillalara yönelik nasıl bir vahşetin sergilendiği 7 Ağustos 1994 yılındaki Özgür Ülke Gazetesi’nin manşetine yansıdı. Bir özel harekat timinin ellerinde gerillanın kesilmiş başları ile çektiğrdiği fotoğrafları insanlığı utandırdı. Ve gazetenin o günkü manşeti ’İnsanlık Utansın’ oldu.
Ağustos 1993: İkiyaka dağlarında düzenlenen operasyondan dönen timlerin araması sırasında Mahmut İlhan (Sekvan) isimli gerilla yaralı bir şekilde yakalandı. Bir Tv kanalının görüntülerinde Türk ordusuna esir düştüğü belgelendi. Ailesi, İlhan’ın akıbeti konusunda bilgi sahibi olmadığını açıkladı.
Haziran 1994: Bitlis’in Tatvan İlçesi Kender Dağı kırsal alanında 21 gerilla askerlerin pususuna düşürülerek katledildi. Yaralı ve esir alınan gerillalar infaz edildi. Gerillalara ait toplu mezar daha sonra Aralık 2004 tarihinde ortaya çıktı.
21 Ağustos 2005 Trabzon’un Maçka İlçesi’nde TSK ve Emniyet birimleri tarafından bir gerilla savunmasız bir durumda iken infaz edildi.
2 Mart 2005: Şırnak’a bağlı Cizre-İdil arasında kitle çalışması yürüten HPG gerillası Gafur Can silahsız bir halde iken infaz edildi.
Ağustos 2006: Beşiri kırsalında yaşanan çatışma sonucunda sağ yakalanan Doğu Kürdistan doğumlu HPG gerillası Xebat Ciwanro kod adlı Abbas Emani infaz edildi. İnfaz fotoğraflar ile belgelendi. Yine aynı çatışmada yaşamını yitiren gerillalara işkence yapılarak yakıldıkları görüldü. Aileler cenazeleri teşhis edemedi.
23 Mayıs 2007: Şırnak kırlasında düzenlenen operasyonda Akif Yılmaz kod isimli HPG’li Tuncay Mihyaz sağ yakalandıktan sonra infaz edildi. Cenazeyi yıkayanlar Mihyaz’ın gözlerinin çıkarıldığı, burnunun ise tamamen kırıldığını açıkladılar.
13 Temmuz 2007: Şemdinli kırsalında çıkan çatışma sırasında iki gerilla esir düştü. Diyarbakır doğumlu Yusuf Taş ve Doğu Kürdistan doğumlu Tekoşer kod adlı Faysal Muhammed Pur daha sonra patlayıcılarla infaz edildi.
Temmuz 2010: Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi, Siirt’in Pervari İlçesi ve Hakkari’nin Şemdinlik ve Yüksekova İlçeleri’nde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cansız bedenlerine işkence ettiği ortaya çıktı. Hitler Faşizmi’ni ve Saddam Rejimi sırasındaki insanlık suçlarını aratmayan görüntüler de, HPG’lilerin bir çoğununu gözlerinin çıkarıldığı, kafataslarının olmadığı, boyunlarının kırıldığı ve vücutların da bıçak izleri olduğu görüldü.KİMYASAL SİLAHLAR KULLANILDI…
Gerillalara yönelik savaş suçları bunlarla sınırlı değildi. Savaş suçu olan kimyasal silahlar kullanıldı ve misket bombalar atılması her türlü vahşet te uygulandı. Yine Mardin’nin Derik İlçesi Tepebağ bölgesinde 23 Ağustos’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Mehmet Dölek ve Mustafa Tangüner adlı HPG’lilerin yaralı yakalandıktan sonra kurşuna dizilerek infaz edildikleri ortaya çıktı. Cenazelerinin yıkanması sırasında vücutlarında işkence izleri olduğu, kulaklarının kesik ve yine vücutlarında sigara söndürüldüğü görüldü. Fotoğraflanarak aileleri aracılığı ile yapılan suç duyurularından ise hiç bir sonuç çıkmadı.
‘VAHŞET TEŞHİS ETTİREMEDİ’
Yine Kürtlerde infiale yol açan 24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla kırsalında kimyasal gazlar kullanılması 14 HPG’li yaşamını yitirdi.
Türk devleti ve ordusu tüm tepkilere ve tüm kınamalara rağmen bu insanlık ayıbını sürdü. 3 Şubat 2008’de Bingöl’ün Dallıtepe kırlasından askerlerin HPG gerillalarına yönelik yürüttüğü operasyonda 10 gerillanın yaşamını yitirdiği bilgisi ulaştı. Ancak gerillaların sağ yakalanarak infaz edildiği haberi ulaşırken, tıpkı Şemdinli, Gümüşhane ve Siirt’te olduğu gibi gerillalara yoğun işkence yapıldığı, kollarının ve boyunlarının kırıldığı ve gözlerinin çıkartıldığı ortaya çıktı. Ve teşhise giden aileler çocuklarını teşhis edemedi.GERİLLALAR İNSANLIK DERSİ VERDİ’
Türk ordusunun vahşetine karşı PKK gerillaları 40 yıllık savaşta esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı. Gerillalar, asker yada polisi yine bu sözleşmeye göre sağ salim insan hakları kurumlarına yada ilgili kurumlara teslim ederek, Türk ordusunun kirli savaşına karşı insanlık ve hukuk dersi verdi adeta.
Gerillalar 90’lı yıllardan bu yana onlarca askeri ve polisi esir aldı. İlk esir alma eylemi 10 Ekim 1992 yılında gerçekleşti. PKK’nin ilk kaçırma eylemi olarak tarihe geçti. Van-Tatvan Karayolu Şapur mevkiinde yol kontrolü yapan gerillalar tarafından bir astsubay 2 er ve bir imam esir alındı. Askerler daha sonra ailelerine teslim edildi.
20 Ağustos 1993 yılında PKK bu kez Batman’ın Kozluk İlçesi yakınlarından yine yol kontrolü sırasında minibüste bulunan 13 askeri esir aldı. Bu askerlerde sağ salim ailelerine teslim edildi.
Aralık 1994 yılında Hakkari’nin Uludere İlçesi kırsal alanında çatışmada yaralanan İbrahim Yavli isimli bir asker, esir alındı. Gerillalar tarafından tedavisi yapıldı ve yeniden hayata döndürüldü. Yaylı, iki yıl sonra Refap Partili milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir heyete teslim edildi.
Temmuz 1996 yılında Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Ortaklar Karakolu’na gerillalar tarafından baskın düzenlendi. Gerilllalar baskın sırasında 8 askeri alı koydu. Askerler daha sonra Federal Kürdistan Bölgesi’nde RP Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ile yine şimdiki AKP Diyarbakır Milletvekili ve dönemin Mazlum-Der Genel Başkanı İhsan Arslan’dan oluşan bir heyee Zele kampınd bir basın toplantısı ile sağ salim teslim edildi.
‘ESİR ASKER’DE POLİS’TE SAĞSALİM ULAŞTI’
Yıl 18 Temmuz 2005 ve Erzurum Karayolu’nda bu kez HPG gerillaları tarafından yapılan yol kontrolünde, Adıyaman’dan memleketi Trabzona’a giden jandarma komando er Coşkun Kırandı esir alındı. Kırandi 4 Ağustos 2005 tarihinde Dersim’in Kutu Deresi mevkii Güleç Köyü kırsalında aralarında İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, dönemin İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş ve sanatçı Ferhat Tunç’tan oluşan sivil bir heyete sağ salim teslim edildi.
9 Ekim 2005 yılında PKK gerillaları bu kez Şırnak ve Midyat Karayolu üzerinde yol kontrolü yaparken Cizre İlçesi’nde görevil polis memuru Hakan Açıl’ı esir aldı. Gerillalar Açıl’ın yanındaki nişanlısını ise serbest bıraktı. Açıl tam 110 gün sonra 27 Ocak 2006 günü Zaho kasabasında 8 kişilik insan hakları heyeti ve babası Muammer Açıl’a sağ salim ve sağlıklı bir şekilde teslim edildi.
‘GERİLLA İLE ASKER BİRBİRLERİNE SARILDI’

Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi 22 Ekim 2007 tarihinde Güney Kürdistan’a sınır bölgesinde bulunan Oremar Bölgesi’nde Türk ordusu ile HPG gerillalarının şiddetli çatışmasının ardından 8 asker gerillalar tarafından esir alındı. Esir alınan askerler Zap bölgesinde bulunan Çemço mevkiinde DTP’li milletvekilleri Aysel Tuğluk, Osman Özçelik ve Fatma Kurtulan ile Federal Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari’nin bulunduğu bir heyete teslim edildi. Askerler ile gerillaların birbirlerine sarılarak ayrılması ise PKK’nin savaş hukuğuna uyduğunun açık göstergesi oldu. Ancak bu görüntüler daha sonra askerlerin tutuklanmasına yol açtı. Türk devleti bununla da yetinmeyerek heyet üyeleri hakkında dava açtı.
Gerilla güçleri Amed’in Lice İlçesi’nde 10 Eylül 2011 tarihinde uzman çavuşlar Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve sağlık teknisyeni Aytekin Turhan’ı esir aldı.Esir alınan askerler ilk defa Roj Tv tarafından görüntülendi ve röportajlar yayınlandı. Esir olmalarına rağmen askerlerin morali gözlerden kaçmadı. Sağlık ve genel durumlarının iyi olduğunu dile getirirken, insan hakları kurumlarına da kendilerinin gerilladan teslim alınması konusunda çağrı da bulunuyorlardı. Askerlerin ve sağlık görevlisinin “Rehin alındığımız günden beri bize çok iyi davranıyorlar. Hiç bir kötü muamelede bulunmadılar. Kendi yararlandıkları imkanlardan bizi de faydalandırdılar. Gerillalar bizi ailemize kavuşturacaklarına ve ellerinden gelini yapacaklarını söylediler“ şeklinde konuşuyordu. Ancak Türk devleti gerilla alanlarına o dönem tıpkı Gare’de olduğu gibi yoğun bombardıman ve operasyonlarda bulundu. Türk devleti kendi askerlerini imha ederek, gerillanın üzerine yıkmaya çalıştı. Ancak gerilla güçleri esirleri bir süre sonra yaşamlarını tehlikeye atarak, oluşturulan bir heyete sağsalim teslim etti.
Esirler konusunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 2013 yılında Barış Süreci kapsamında Halk Savunma Güçleri’ne bir çağrıda bulunarak esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Gerilla güçleri anında bu çağrıya yanıt vererek farklı tarihlerde esir alınan ve içerisinde bir Kaymakam’ında bulunduğu 8 asker ve polisi içerisinde dönemin BDP milletvekill Hüsamettin Zenderlioğlu, , İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Çoban’dan oluşan heyete teslim etti.
Tüm bunlar gösteriyor ki Türk ordusunun vahşetine karşı gerillalar Cenevre Savaş Sözleşmesi’ne ve insan haklarına tümüyle uyduğu insan hakları örgütleri tarafından da dile getirildi. Öyle ki gerillaların bu insani yaklaşımları karşısında esir alınan askerler daha sonra Türk ordusunun vahşetini yazarak, tepkilerini ortaya koydu.
SEVGİNİN DİLİNİ ÖĞRENDİM’
Türk devletine karşı gerillanın tutumunu ise Türk ordusunda subaylık yaparken PKK’ye esir düşmüş ve esaretinin ardından gelen özgürlükle Türk ordusundan ayrılan Yener Soylu’nun şu ifadeleri özetliyor: “Orada PKK’nin ‘anarşist’, ‘terörist’ ve ilkel milliyetçi çizgiyi değil de insanlık hareketi olma yönündeki önlenemez arzu ve istekte onurlu bir hareket olduğunu, sevginin diline saygının tarzına, paylaşımın esaslarına ulaşabilmenin mücadelesini verdiğini öğrenecektim. Biz savaşan ordu mensupları değil savaş kuralı Cenevre Sözleşmesi’nin tek bir maddesini bile yakaladığımız gerillalara uygulamayı esas almazdık. En belirgin kanıtı ise yakalanan gerillanın işkenceye tabi tutularak zorla itirafçılığa zorlanmasıdır” diyerek özetliyordu.
SİYAR AMED
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi -

İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım
Geçen yıl Rojava’da YPG saflarında Daiş’e karşı altı ay savaştıktan sonra İngiltere’ye lobi çalışmaları için geri dönen, İngiltere vatandaşı Macer Gifford, Rojava’ya geri döneceğini açıkladı. Özel olarak görüştüğümüz Gifford, Britanya’nın Türkiye siyasetini değerlendirdi.
Haber Foto: Esra Türk
Aralık 2014’te Rojava’ya YPG saflarında savaşmak için giden Gifford, Haziran ayında dönerek, YPG’nin Rojava’da Daiş’e karşı yürüttüğü savaşa ilişkin gündem yaratıp destek toplamak için çalışma yürüttü.
Son altı ay içerisinde çeşitli ülkelerde lobi çalışmaları yürüten Gifford, Rojava için kullanılacak tıbbi malzemeler için İsviçre’de bağış topladı. Muhafazakar Parti ile yakın bağlantıları olan Gifford, hükümet içerisinde ve hükümete yakın isimlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Gifford, ABD’ye ziyareti kapsamında bir çok medya kurumuyla görüşmelerin yanı sıra ABD Kongresinde toplantılar yaptı. Gifford, New York’taki City Üniversitesinde de görüşmelerde bulundu.
‘‘Birisinin yetersiz tıbbi malzemelerden kaynaklı yaşamını yitirdiğini görmek çok üzücü ve bunu önleyebilmenin yollarını aramak gerekir’’ diye konuşan Gifford, yaptığı çeşitli çalışmalarla bağış toplayarak gerekli tıbbi malzemeler temin ettiğini anlattı.
Rojava’dan dönüşünün her zaman geçici bir plan olduğunu belirten Gifford, oraya geri gidip oluşan sosyal ve siyasal yapıyı tanıtmaya devam edeceğini anlattı.
HAYATIMI ROJAVA’DAKİ DEVRİME ADADIM
‘‘Hayatımı Rojava’daki devrime adadım ve geri dönmek her zaman planlarımda vardı. Britanya’da çok şey yaptım, yani yapabileceklerimi yaptım. Kavgamı devam ettirmek için Rojava’ya geri dönüyorum. Rojava’daki kardeşlerimin yanına dönmek istiyorum. Cephede önemli bir savaş yürütüyorlar, ben de onların yanında olmak istiyorum’’, diyen Gifford, ilk olarak Kobane’ye gitmek istediğini anlattı.
Bir belgesel ekibiyle Rojava’ya giden Gifford, özellikle, bölgede gelişen yaşam düzenini uluslararası kamuya yansıtmak istediğini ve ailesinin kendisini ziyaret için çağıracağını ifade etti. ‘‘Yapmak istediğim şeylerden birisi, ailemi Rojava’ya davet edip, oradaki yaşamı görmeleri. Ne kadar güvenli bir yer olduğunu onlara göstermek için. Ben oradayken, şehirde dolaşıp bakkala gidiyordum; mağazalarda rahatça geziyordum. Ve kendimi güvende hissediyordum’’ diye konuştu.
İLK OLARAK KOBANE’YE GİDECEĞİM
Devam eden yeniden inşa çalışmalarını bizzat görmek için ilk olarak Kobane’ye gitmeyi planladığını anlatan Gifford, Britanya’dan katkı sağlamak için daha örgütlü bir çalışma gerektiğini ifade etti. Belgesel ekibi aracılığıyla da yapılan çalışmaların uluslararası alanda daha yaygın bir şekilde görülebileceğini söyledi.
BRİTANYA’NIN HAVA SALDIRILARI YETERSİZ
Britanya hükümetinin Aralık ayında aldığı Parlamento kararıyla Suriye’de Daiş’e karşı savaşa katılmasını değerlendiren Gifford, bir ay içerisinde gerçekleşen operasyonların etkili olmadığını ifade etti. ‘‘David Cameron parlamento kararını çıkartmak için elinden geleni yaptı. [Bu hava saldırılarının] Daiş’e karşı savaşı yeni bir boyuta taşıyacakmış ve daha fazla rol oynayacağımız gibi davrandı. Ama onun bilmesi gereken, ve anlatılması gereken şey, bir kaç hava saldırısı, bir kaç bomba atmak Daiş’i yok etmek için yeterli bir strateji değil. Bir kaç cihatçının üzerine bomba atıp öldürmek, savaşa zarar vermez ama çok etkili de değil’’ diye konuşan Gifford, Britanya’nın direk olarak YPG’ye destek vermesi gerektiğini anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘[Rojava’da] dahil olduğum son operasyonda 12 bin km kare toprağı Daiş’ten kurtardık. İki haftadan az bir sürede YPG 550 Daiş üyesini öldürdü. Britanya devleti bir ayda milyonlarca sterlin harcadı belki de ve 10 hava saldırısı gerçekleştirdi. O parayla malzemeye alınıp YPG’ye verilse çok daha faydalı olur.’’
DÜNYA’DA GELİŞEN OLAYLAR CAMERON’UN UMURUNDA DEĞİL
Gifford, Başbakan David Cameron ile Türkiye’nin ilişkisinin temelinde ticaret ve ekonomik çıkar olduğunu ifade ederek, insan hakları ihlallerine çok duyarlı olmadığını anlattı. Gifford, ‘‘Cameron domestik bir başbakan. Dünyada olup biten çok da fazla umurunda değil ve üçüncü dönem tekrar yarışmayacağını zaten açıkladı. Güvenli bir çift el olarak hatırlanmak istiyor. İşçi Parti hükümetinden miras kalan kötü bir ekonomiyi düzelten lider olarak hatırlanmak istiyor.’’
Cameron’ın orta yolcu bir siyasetçi olduğunu ifade eden Gifford, artık ülkenin uluslararası alanda daha güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu ve ülkelerinde insan hakları ihlalleri olan liderlere kırmızı halının serilmemesi gerektiğini söyledi.
İNGİLİZ SİYASETÇİLER TÜRKİYE’NİN DAİŞ’E DESTEĞİNDEN HABERDAR
Gifford, Britanya devleti içerisinde konuştuğu bazı siyasetçilerin Türkiye’nin Daiş’e ‘göz yumduğunu’ itiraf ettiklerini ve bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirdiklerini, fakat, bu fikirlerini kamuda açıklayamadıklarını anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Almanya’dan sonra, Britanya Türk mallarını ihracat eden ikinci ülke. Milyonlarca Britanyalı her yıl Türkiye’ye tatile gidiyor. Britanya ve Türkiye için, önemli bir ticari ilişkidir bu. David Cameron’ın şu anki önceliği de ekonomidir ve insan hakları ihlallerine uğrayan insanlarla çok ilgili değil. Türkiye’nin bölgede yarattığı dengesizlikle de çok ilgilenmiyor ya da göz yumuyor. Türkiye ÖSO içerisindeki aşırı İslamcı grupları destekliyor; her fırsatta Kürtleri hedef alıyor; ve YPG’ye karşı Daiş’i destekliyor. Türkiye’nin güçlü bir istihbaratı var. Eğer Daiş’e göz yumuluyorsa, devlet içerisinde bu bilginin ne kadar üst düzeyden bilindiği sorgulanmalı. Bu bilginin Cumhurbaşkanına ulaştığından şüphem yok.’’
TÜRKİYE’NİN TAVRI DAİŞ’E KARŞI SAVAŞI OLUMSUZ ETKİLİYOR
Gifford, Türkiye’nin, Kürtlerin Rojava’da elde ettikleri kazanımları Daiş’ten daha tehlikeli olarak algılaması, Daiş’e karşı savaşın uzamasına yol açtığını ve böylece Daiş’in Britanya için ulusal bir tehdit olmaya devam ettiğini ifade ederek şöyle konuştu: ‘‘Türkiye’nin bir numaralı düşmanı Kürtler, sonra Assad. Daiş daha gerilerde. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de bir sese sahip olmalarını ve hak kazanmalarını görmektense, Suriye’nin tümünü yandığını görmeyi tercih eder. Devrimi önlemek için elinden geleni yapar. Bana göre devrim artık durdurulmaz. YPG ve YPJ’nin Rojava halklarını özgürleştirmek için yaptıkları muhteşem şeyler dünya tarafından görülüyor. Dünya Suriye’de olanların farkına varmaya başlıyor. Türkiye’de kendisini dışlanmış olarak görüyor.
‘‘[Erdoğan] savaşı uzatıyor ve Kürtlerin Suriye’ye barış sağlamasını engelliyor. Savaş uzadıkça da kaç kişi daha ölüyor? Uluslararası terör ağlarına daha fazla para akıyor. Bu da demek ki, bir kaç yıl içerisinde Britanya topraklarında korkunç saldırılar olabilir. Örneğin, savaş bir yıl içerisinde bitse önlenecek saldırılar. Kürtlerle ya da Britanya ile çalışsalar bu sağlanabilir.’’
Muhafazakar Parti’nin en eski ve özel kulüplerinden olan Carlton Club’da gerçekleştirdiği sohbetlerde, bireylerin kendisini desteklediklerini ve YPG ve Rojava’daki halkın istedikleri hakkında bilgi istediklerini ifade eden Gifford, insanları bu konuda bilgilendirmenin önemini vurguladı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Hükümetin duruşu var, birde bireysel fikirler var ama kamuda bunları açıklamak istemiyorlar. Güzel olan şey, destek bulunuyor ve bu destek zamanla açığa çıkar, lobi faaliyetleri güçlendikçe ve hükümet YPG’yi görmezden gelemeyeceğini anlayınca, ve Rojava’daki devrimin neler sunduğu gördüklerinde, sadece Rojava’ya değil de, tüm Suriye de.
ŞİLAN ÖZÇELİK’İN MAHKUM EDİLMESİ ADALETSİZLİK
Gifford, son olarak Şilan Özçelik’in PKK’ye katılmaya teşebbüsten mahkum edilmesine ilişkin soruya, cevabında Daiş’e karşı mücadele etmek isteyen ve demokrasiye inanan genç bir kadının hapsedilmesinin adaletsizlik olduğunu ifade etti. Gifford, şöyle devam etti: ‘‘Şilan’ın mahkum edilmesi adaletsiz bir mahkeme. Çok sinir bozucu bir durumdu. Bu nasıl bir mesaj veriyor? Demokrasiye ve insan haklarına inanan bir genç kadın, Daiş’e karşı savaşmak istiyor. Tekniki bir detaydan dolayı Şilan mahkum edildi. PKK’nin terör listesinde olması da tarihsel ve siyasidir. Veriye dayanan bir karar değil. PKK, hiç bir anlamda bir terör örgütü olarak tanımlanamaz. Bu bir devrimdir. Baskı gören bir halkın tepkisi ve devrimidir. Ben bir realistim ve bunu neden yaptıklarını da anlıyorum ama umarım ki demokrasiye inanan ve Daiş’e karşı savaşan birilerini hapsetmenin doğru olmadığının farkına varırlar.’’
SORUN PKK DEĞİL TÜRK, DEVLETİNİN KENDİSİ
PKK’nin terör listesinde olması konusunda Gifford, şunları ifade etti: ‘‘PKK’nin terör listesinden çıkması gerektiğine derinden inanıyorum. Türkiye’nin ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği orada yaşayan insanların elinde tabii ki. Ama sorun, Türkiye’dir, Kürtler değil. Kürtler müzakere etmek istiyor ama bunu ret eden Türkiye. Türkiye ABD ve Britanya’ya, PKK’yi terör listesinden çıkartmaması için baskı uygulamaya devam eder. Türkiye’de barış olacaksa Apo serbest bırakılması gerekiyor, PKK’nin terör listesinden çıkarılması gerekiyor ve Türkiye ve Kürtler konuşmaya başlamalı. Kürtler bir çok teklifte bulundu, burada en büyük sorun Türkler.’’
-

Şilan Özçelik: Britanya’da PKK’ye Katılma Teşebbüsünden Yargılanıp Suçlu Bulunan İlk Kişi
Geçen hafta görülen Şilan Özçelik davası Britanya tarihinde ilk PKK üyelik davası olarak önemli bir karar teşkil ediyor.
Haber: Esra Türk
Şilan Özçelik PKK’ye katılmaya teşebbüsten, Old Bailey Mahkemesinde, yargılandığı davada jüri tarafından suçlu bulunarak genç suçlular kurumunda 21 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hakim John Bevan, savunma barristeri Peter Rowlands’ın ertelenmiş ceza talebini ret ederek, Özçelik’in cezasını tamamlaması için tutukluluğunun devamına karar verdi.
Özçelik, 2006 Terör Yasası kapsamında, terör eylemleri gerçekleştirme niyetiyle, hazırlıkta bulunma suçlamasıyla, 16 Ocak 2015’te Stansted Havaalanında göz altına alınmıştı.
Boris Johnson’dan Şilan Özçelik ve PKK’ye Destek
Sali Akşamı yayınlanan ITV London haber programına konuşan, Londra Büyükşehir Belediye Başkanı ve Uxbridge ve South Ruislip milletvekili, Boris Johnson, yargının Özçelik kararını gözden geçirmesi gerektiğini ifade ederek, PKK ve Peşmergeyi desteklediğini de dile getirdi. Johnson, ‘‘Benim hassasiyetim oldukça PKK ve Peşmerge’den yana. Umarım ki hukuki sistem de bunu yansıtır ve saçma bir ceza yerine, [Şilan] mantıklı olan muameleyi görür’’, şeklinde konuştu.
Britanya devletinin terör örgütü olarak gördüğü ve Özçelik davasında devam eden PKK yaklaşımına aykırı bir tavır gösteren Muhafazakar’lı Johnson’ın sözleri ileriki günlerde nasıl tepkiler doğuracağı merakla bekleniliyor.
17-20 Kasım arası görülen davada, Özçelik’in suçlu bulunmasından sonra Londra Polis Birimi, Metropolitan Police, terörle mücadele birimi sorumlusu, Richard Walton, yaptığı açıklamada PKK ile Daiş’e karşı yaklaşımlarının aynı olduğunu göstererek, şu açıklamayı yaptı: ‘‘Genç kadınlar ve kızların içine çekildikleri her türlü terörden dolayı endişe duymaya devam ediyoruz. Aileler ve ebeveynlerin, her hangi bir kız ve genç kadının PKK ya da Daiş’e destek vermeye ikna edildiklerinden endişe duyuyorlarsa, bizimle en kısa zamanda görüşmelerini teşvik ederiz.’’
Özçelik’in avukatı Ali Has davanın çelişkili olduğunu ve siyasi etkenlerin açık görüldüğünü ifade ederek, Daiş’e katılmak için Suriye’ye giden bir çok kişinin döndüklerinde yargılanmadıklarının örneğini verdi.
Has, dava sürecinde Özçelik’in PKK’ye katıldığına dahil her hangi bir kanıtın olmadığını, fakat buna rağmen yargılandığını söyleyerek, bu aşamada yasal seçeneklerin göz önünde bulunduracaklarını belirtti.
Has açıklamasında şunları söyledi: ‘‘Bugün ki karar, güvendikleri ve yardım bekledikleri Britanya devleti tarafından kızlarının hayatının mahvedilmesinden dolayı, Şilan’ın ailesini tabii ki de derinden üzdü. Bundan dolayı, bu karar, kendilerini terkedilmiş ve çaresiz hissettirdi. Şilan için bütün yasal seçenekleri gözden geçiriyoruz. Fakat, söyleyebilirim ki, bugün adalet için acı bir gün oldu. Özellikle de Kürt halkının yaşadıklarını göz önünde bulundurursak.’’
27 Ekim 2014’te evden ayrılarak tek yönlü bir bilet ile Brüksel’e giden Özçelik, ailesine PKK’ye katıldığını ve nedenlerini anlatan iki mektup ve bir video bıraktı. Özçelik, mahkemede, Brüksel’e PKK’ye katılmak için gitmediğini, ve ailesinden uzaklaşmak için Londra’dan tanıdığı 28 yaşındaki bir erkeğin yanına gittiğini söyledi.
Savcı, Dan Pawson-Pounds mahkemede, Özçelik’in evden ayrılmasının tek sebebinin PKK’ye katılmak olduğunu, video ve mektupların bu amacın kanıtı olduğunu savundu. Özçelik, PKK’ye karşı büyük ilgisi olduğunu fakat 27 Ekim 2014’te evden ayrılma sebebinin, daha fazla özgür yaşayabilmek için, ailesinden uzaklaşmak olduğunu ifade etti.
Özçelik’in avukatları dava sürecinde, Özçelik’in ülkeden ayrıldığı Ekim 2014’te Kobane’de Daiş’in saldırıları sonucunda yaşananlara da dikkat çekerek, PKK ile bir olan YPG’nin orada Daiş’e karşı başarılı bir savaş yürüttükleri jüriye anlatıldı. Fakat, hakim Bevan ve savcı Pounds, Özçelik’in video ve mektuplarda sadece PKK’den söz ettiğine vurgu yaparak bu savunmayı kabul etmediler.
Dokuz kadın, üç erkek olan 12 kişilik jüri, davanın sonunda, Özçelik’in ailesine bıraktığı mektup ve videoda söylediğinin gerçek olduğunu ve böylece PKK’ye katılmaktan suçlu olduğuna karar verdiler.
Davanın hakimi Bevan, Özçelik’in cezasını açıklarken, genç kadına ‘salak, sorumsuz ve yalancı’ ifadelerinde bulundu ve video ve mektuplarda söylediğiyle ‘kendi talihsizliğinin yazarı’ olduğunu dile getirdi. Bevan, herhangi bir terör suçlamasının oldukça ciddi olduğunu ifade etti.
Bevan, savunma avukatı, Rowlands’ın isteği, ertelenmiş hapis cezasının, Özçelik’in özgeçmişi açısından daha olumlu olabileceğini, fakat bunu kabul edemeyerek, hapis cezasını tutuklu olarak geçirmesi gerektiğini ifade etti. 14 Mart’tan itibaren tutuklu olan Özçelik’in, hapiste kaldığı süreç göz önünde bulunduğunda iki daha tutuklu kalması bekleniliyor.
Özçelik’in dava süreci
Şilan Özçelik, 27 Ekim 2014’te Londra St Pancras Uluslararası Tren Garında, tek yönlü Eurostar bileti ile Brüksel’e gidiyor. Holloway bölgesinde ikamet eden ailesi, kızlarının evden ayrıldığını fak ederek, İslington polisine ihbarda bulunuyorlar. Özçelik ailesinin evine giden iki polis memuru, aileden bilgi alıyor ve Şilan’ın odası aranarak ailesine bıraktığı iki mektup ve 25 dakikalık videoyu teslim alıyorlar. Bu belgeler savcılık tarafından Özçelik’e karşı yürütülen davada tek kanıt olarak kullanıldı.
Özçelik, mektuplar ve videoda PKK’ye katılmak için evden ayrıldığını, ve ‘dağların gelini’ olmak istediğini ifade ediyor. Özçelik, 13 yaşında izlediği Beritan filminden etkilendiğini ve o yaştan itibaren PKK’ye katılmayı düşündüğünü belirtiyor. Kadın hakları, Kürtler, eğitim gibi toplumsal sorunlardan bahsettiği mektuplar ve videoda, Özçelik evden ayrılma nedenlerini belirtiyor.
Savunma barristeri Peter Rowlands’ın sorduğu soru üzerine, Özçelik, ailesinin bir erkek arkadaşı olmasını kabul etmeyeceği için PKK’ye katılmak için yurtdışına gittiğini söylemeye karar verdiğini ifade ederek, toplum içerisinde PKK’ye katılmanın olumlu olarak görüldüğünü, fakat bir erkek arkadaşının olmasının yadırgandığını söyledi.
Video ve mektuplarda, 13 yaşındayken, Halil Uysal’ın çektiği Beritan filmini izledikten sonra PKK’ye büyük ilgi gördüğünü ve örgüte katılmak için beş yıl beklediğini ifade eden Özçelik, mahkemede verdiği ifadede, PKK’ye ilgi duyduğunu fakat, ülkeden ayrılma sebebinin o olmadığını ve yalan söylediğini anlattı.
Savcı Dan Pawson-Pounds, mahkemede, mektupta, Özçelik’in ‘‘Siz bu mektubu okuduğunuzda ben PKK saflarına katılmış olacağım. Bana inanın ki bu benim için en doğru şey. Militan olduğum için şu an çok mutluyum. Katılmak için nedenlerimi videoda izleyebilirsiniz’’ dediği söylenildi.
Pawson-Pounds, Özçelik’in Türkçe kaydettiği videoda, ‘‘Ben, Şilan, militan olmak istiyorum. Bunu ve beni anlamanızı istiyorum. Evet, okuyabilirdim, bunun faydaları olabilirdi, evet, avukat olabilirdim, ama Şilan olarak bunu özellikle söylüyorum: ben, Şilan, militan olmak istiyorum’’, söylediğini anlattı.
Pawson-Pounds, Özçelik’in PKK’ye katılma isteme nedenlerini anlattığını, ve özellikle kadınların olumlu rollerinden ve Daiş’in o zaman saldırdığı Kobane için duyduğu endişeden dolayı olduğunu anlattı. Özçelik’in videoda ‘‘Belki Kobane’ye giderim, ya da gitmem. O ayrı bir konu. Ona PKK karar verir. Ama ben kendimi bir savaşçı, militan, gerilla olarak görüyorum’’ dediği mahkemede aktarıldı.
Özçelik’in 1 ve 27 Ekim 2014 arası PKK’ye katılmak için plan yaptığı, ve Belçika’ya seyahat ettiği iddia edildi.
Savcı, Özçelik’in ‘siyasi ve ideolojik’ sebeplerden seyahat ettiğini ve ‘Kürt bağımsızlığına büyük ilgi’ duyduğunu ifade etti.
Özçelik mahkemede bu suçlamaları ret etti ve ailesine ve arkadaşlarına çeşitli yalanlar söylemek zorunda kaldığını anlattı.
Özçelik, Brüksel, Hollanda ve Almanya’da kaldığı ve 16 Ocak 2015’te Almanya, Köln’den gelen bir uçakla, Stansted havaalanından İngiltere’ye geri döndüğü mahkemede anlatıldı. Özçelik, Stansted’e geldiğinde terör suçlamasıyla göz altına alındı. Savcı, Özçelik’in tutuklandığında polise ‘evden kaçmanın nasıl olduğunu bu bana öğretir artık’ dediğini söyledi.
Mahkemenin ilk gününde, Savcı Dan Pawson-Pounds Özçelik’e karşı suçlamaları ve iddialarını sunmadan önce, hakim, John Bevan QC, jüri üyelerine davaya karşı önyargılı yaklaşma tehlikesi olduğunu ve bir önceki hafta Paris’te gerçekleşen saldırıya bağlamamalarını söyledi.
Pawson-Pounds, buna ek olarak, jüri üyelerinin PKK’nin Türkiye’de yürüttüğü bağımsızlık mücadelesine ve Suriye’de devam eden savaş hakkında düşüncelerini unutup, davayla ilişkilendirmemeleri gerektiğini söyledi.
Özçelik, 16 Ocak’ta üç ay kaldığı Almanya’dan Londra’ya gelirken Stansted havaalanında gözaltında ifadesi alındıktan sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 11 Mart’ta Westminster Magistrates’ mahkemesinde görülen davada, ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmek’ suçundan tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Merkezi Kriminal Mahkemesi, Old Bailey’de, 1 Nisan’da gerçekleşen ikinci duruşmada hakim Justice Sweeney, savcılığın talebi üzerine Özçelik’in tutuklu yargılanmasına karar vermişti. 7 Eylül’de başlaması beklenilen yargı süreci, son olarak 17 Kasım’a ertelenmişti.
-

Şilan Özçelik Old Bailey’de Görülen Davada PKK’ye Katılma Suçlamasını Ret Etti
PKK’ye katılmak için İngiltere’den yurtdışına gitmekle suçlanan Şilan Özçelik’in davası Old Bailey yüksek mahkemesinde 17 Kasım Salı günü başladı.
Özçelik, 2006 Terör Yasasının 5. bölümü dahilinde terör eylemine katılmaya hazırlık suçundan Merkezi Kriminal Mahkemesi, Old Bailey’de yargılanıyor.
Yargı tanıklarının ifadeleri sonlandıktan sonra, mahkemenin ikinci günü tanık kürsüsüne geçen Özçelik, Brüksel’e PKK katılmak için gitmediğini, ve ailesinden uzaklaşmak için Londra’dan tanıdığı 28 yaşındaki bir erkeğin yanına gittiğini söyledi.
Savunma barristeri Peter Rowlands’ın sorduğu soru üzerine, Özçelik, ailesinin bir erkek arkadaşı olmasını kabul etmeyeceği için PKK’ye katılmak için yurtdışına gittiğini söylemeye karar verdiğini ifade ederek, toplum içerisinde PKK’ye katılmanın olumlu olarak görüldüğünü, fakat bir erkek arkadaşının olmasının yadırgandığını söyledi.
Hakim John Bevan’ın yürüttüğü mahkemede daha önce, Özçelik’in ailesine yazdığı mektup ve videonun çevirisi okundu. Video ve mektuplarda, 13 yaşındayken, Halil Uysal’ın çektiği Beritan filmini izledikten sonra PKK’ye büyük ilgi gördüğünü ve örgüte katılmak için beş yıl beklediğini ifade eden Özçelik, mahkemede verdiği ifadede, PKK’ye ilgi duyduğunu fakat, ülkeden ayrılma sebebinin o olmadığını ve yalan söylediğini anlattı.
Savcı Dan Pawson-Pounds, Özçelik’in 27 Ekim 2014’de ‘terör listesinde olan PKK’ye katılmak için Londra’dan ayrıldığını’ mahkemeye anlattı. Pawson-Pounds suçlamasını, Özçelik’in ailesine bıraktığı mektup ve videoda söyledikleri üzerine sundu. Mahkemede, mektupta, Özçelik’in ‘‘Siz bu mektubu okuduğunuzda ben PKK saflarına katılmış olacağım. Bana inanın ki bu benim için en doğru şey. Militan olduğum için şu an çok mutluyum. Katılmak için nedenlerimi videoda izleyebilirsiniz’’ dediği söylenildi.
Pawson-Pounds, Özçelik’in Türkçe kaydettiği videoda, ‘‘Ben, Şilan, militan olmak istiyorum. Bunu ve beni anlamanızı istiyorum. Evet, okuyabilirdim, bunun faydaları olabilirdi, evet, avukat olabilirdim, ama Şilan olarak bunu özellikle söylüyorum: ben, Şilan, militan olmak istiyorum’’, söylediğini anlattı.
Özçelik, videoda, mücadelesinin tüm insanlık ve kadınlar için olduğunu söyledi. Özçelik’in yargılanması siyasi ve ideolojik amaç için savaşmak amacıyla Avrupa’ya ‘terör örgütüne’ katılmaya hazırlık için gittiği yönünde.
Pawson-Pounds, Özçelik’in PKK’ye katılma isteme nedenlerini anlattığını, ve özellikle kadınların olumlu rollerinden ve Daiş’in o zaman saldırdığı Kobane için duyduğu endişeden dolayı olduğunu anlattı. Özçelik’in videoda ‘‘Belki Kobane’ye giderim, ya da gitmem. O ayrı bir konu. Ona PKK karar verir. Ama ben kendimi bir savaşçı, militan, gerilla olarak görüyorum’’ dediği mahkemede aktarıldı.
Özçelik’in 1 ve 27 Ekim 2014 arası PKK’ye katılmak için plan yaptığı, ve Belçika’ya seyahat ettiği iddia edildi.
Savcı, Özçelik’in ‘siyasi ve ideolojik’ sebeplerden seyahat ettiğini ve ‘Kürt bağımsızlığına büyük ilgi’ duyduğunu ifade etti.
Özçelik mahkemede bu suçlamaları ret etti ve ailesine ve arkadaşlarına çeşitli yalanlar söylemek zorunda kaldığını anlattı.
Mahkemede, Özçelik’in 23 Ekim 2014’te Londra-Brüksel arası tek yönlü Eurostar bileti aldığı ve 27 Ekim 2014’de St Pancras’tan, Şahin Taşyurdu isimli bir erkekle Brüksel’e gittiği anlatıldı. Taşyurdu bir gün sonra Londra’ya geri döndü.
Özçelik, Brüksel, Hollanda ve Almanya’da kaldığı ve 16 Ocak 2015’te Almanya, Köln’den gelen bir uçakla, Stansted havaalanından İngiltere’ye geri döndüğü mahkemede anlatıldı. Özçelik, Stansted’ girişinde tutuklanmıştı. Savcı, Özçelik’in tutuklandığında polise ‘evden kaçmanın nasıl olduğunu bu bana öğretir artık’ dediğini söyledi.
Mahkemenin ilk gününde, Savcı Dan Pawson-Pounds Özçelik’e karşı suçlamaları ve iddialarını sunmadan önce, hakim, John Bevan QC, jüri üyelerine davaya karşı önyargılı yaklaşma tehlikesi olduğunu ve Cuma günü Paris’te gerçekleşen saldırıya bağlamamalarını söyledi.
Pawson-Pounds, buna ek olarak, jüri üyelerinin PKK’nin Türkiye’de yürüttüğü bağımsızlık mücadelesine ve Suriye’de devam eden savaş hakkında düşüncelerini unutup, davayla ilişkilendirmemeleri gerektiğini söyledi.
Dava süreci devam ediyor.
Dava süreci
Özçelik, 16 Ocak’ta üç ay kaldığı Almanya’dan Londra’ya gelirken Stansted havaalanında gözaltında ifadesi alındıktan sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 11 Mart’ta Westminster Magistrates’ mahkemesinde görülen davada, ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmek’ suçundan tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Merkezi Kriminal Mahkemesi, Old Bailey’de, 1 Nisan’da gerçekleşen ikinci duruşmada hakim Justice Sweeney, savcılığın talebi üzerine Özçelik’in tutuklu yargılanmasına karar vermişti. 7 Eylül’de başlaması beklenilen yargı süreci, 17 Kasım’a ertelenmişti son olarak.













