Tag: Rojava

  • DEM PARTİ’DEN 6 NİSAN MESAJI : KALEMİNİ HALK İÇİN KULLANAN HER GAZETECİNİN YANINDAYIZ

    DEM PARTİ’DEN 6 NİSAN MESAJI : KALEMİNİ HALK İÇİN KULLANAN HER GAZETECİNİN YANINDAYIZ

    ANKARA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonu, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı.

    “Hakikatin izindeki gazeteciler ölümsüzdür” başlığıyla paylaşılan açıklamada, gazeteciliğin tarih boyunca baskı ve şiddetle susturulmaya çalışıldığına dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Hakikati, halkın haber alma hakkını, toplumsal hafızayı ve demokratik yaşamı savunma biçimi olan gazeteciliği, her dönemin egemenleri ya kendisine hizmet eden bir aparat haline getirmeye çalıştı ya da baskı, şiddet ve katliamlarla susturmaya çalıştı” denildi.

    Türkiye ve özellikle Kürdistan’da gazetecilerin uzun süredir ağır baskı, sansür, tehdit, tutuklama ve suikastlarla hedef alındığı belirtilen açıklamada, “Bugün hâlâ onlarca gazeteci cezaevinde, yüzlercesi yargı kıskacında. Ancak sadece hukuki ve idari yollarla değil, doğrudan yaşam hakları hedef alınarak da gazeteciler susturulmaya çalışılıyor” ifadelerine yer verildi.

    DEM Parti açıklamasında, son 5 yılda Federe Kürdistan Bölgesi ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri saldırılarda 15 gazetecinin katledildiği hatırlatıldı. Bu gazetecilerin savaş suçlarını, sivil ölümleri, kadın cinayetlerini, zorunlu göçleri ve yıkımı belgeledikleri için hedef alındıkları vurgulandı.

    “Bu mücadele yalnızca gazetecilerin değil, halkların mücadelesidir”

    Açıklamada, “Bu düzen hakikatin kayda geçmesini istemiyor. Çünkü biliyorlar ki hakikat ortaya çıktığında yaratmış oldukları çürümüşlük, yalan ve zulüm görünür hale gelir” denildi.

    DEM Parti, hakikat mücadelesi veren gazetecilerin yanında olduklarını yineleyerek şu ifadelerle açıklamayı sonlandırdı:

    “Özgür Basın’ın, hakikat mücadelesinin ve halkların haber alma hakkının yılmaz savunucusu olmaya, bu uğurda direnmeye devam edeceğiz. Kalemini halk için kullanan her gazetecinin yanındayız. Onların kamerası, mikrofonu, not defteri bizlere yol göstermeye devam edecek. Çünkü bu mücadele yalnızca gazetecilerin değil, halkların mücadelesidir.
    Hasan Fehmi’den Metin Göktepe’ye, Gurbetelli Ersöz’den Hrant Dink’e, Musa Anter’den Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’e kadar öldürülen tüm gazetecilerin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
    Hakikatin izinde yürüyen, baskılara rağmen geri adım atmayan, kalemini ve kamerasını halkların özgürlüğü için kullanan tüm gazetecilere söz veriyoruz; sizi unutturmayacağız, mücadelenizi büyüteceğiz, mücadelenizi asla yerde bırakmayacağız.”

  • Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    “…İnsan suretindeki her şeyin kurtuluşunu slogan edinmiş olanlar, insan cinsiyetinin bir yarısını ekonomik bağımlılıkla siyasal ve sosyal köleliğe mahkûm edemezler. (…) Emekçi kadınlar, faşizmin sizi erkeğin hizmetçisi ve doğurma makinası derecesine indirgemek istemesi üzerinde kafa yorun. Faşizmin işkenceyle öldürdüğü ya da zindanlarında tutsak ettiği cesur kadınları, kadın savaşçıları unutmayın…”

    Yukarıdaki satırlar kadın mücadelesinin ölümsüz önderlerinden Clara Zetkin’in Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması önerisini yapmadan önce yaptığı konuşmadan alıntıdır. Clara, unutmamayı, sahip çıkmayı ve geleceği örgütlü mücadele ile yeniden yaratmayı öğütlüyordu. Binlerce yıllık kadın kültürünün, direnişin ve örgütlü gücünün bir yansıması olan 8 Mart, o günden sonra farklı coğrafyalarda kadınlar için direnme, unutmama günü olarak var olageldi. 21. yüzyılın özgürlük mücadelesinin temel yapı taşı olan kadın mücadelesinin her coğrafyada farklı bir rengi, biçimi var. Kuzey Doğu Suriye yani tüm dünyada bilinen adıyla Rojava’da 8 Mart’ın rengi direniş ve özgürlük.

    40 yıllık miras

    Mevcut ulus-devlet sisteminin yarattığı baskıyı hegemon güç paylaşım savaşına çeviren ataerkil sistemin oyun tahtasına dönen Suriye’de iç savaş 10 yıldır coğrafyayı esir aldı. Bu esarete karşı örgütlü bir güç olarak ortaya çıkan Rojava, hegemon güçler arasındaki tercih yapmaktan ziyade kendi özgücü ile sistemini oluşturmak için kolları sıvadı. Son 10 yıla direnişi ve oluşturduğu alternatif sistemi ile damgasını vuran Rojava Devrimi’nin arkasında 40 yıla yakın bir direniş ve mücadele kültürü var.

    Şilan Kobane’nin izinden

    Bir adım geriye gidersek aslında Rojava’daki kadınların direniş bilinci 1980’lerde başladı. Rojava’da kadınların 8 Mart için ilk bir araya geldikleri tarih 1987 yılıydı. Qamişlo’da bir evde gizli gizli yapılan buluşmada amaç kadın örgütlenmesinin zeminini daha güçlendirmekti. 2004 yılında Irak’ta bir komplo ile katledilen PYD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Meysa Baqî (Şilan Kobanê), Rojava’da özgürlük bilincini ve 8 Martların öncülüğünü yapan sembol isimlerden oldu.

    İlk 8 Mart şehidi Nazliye Keçel

    Rojava’daki ilk kitlesel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği 2004 yılında Qamişlo’nun Terteb köyünde yapıldı. İsyan ve özgürlük bilinci ile binlerce kadın ulusal kıyafetleri ile 8 Mart alanında buluştu. Rejim güçlerinin saldırısı sonucu miting erken bitirilmek zorunda kaldı. Çok sayıda kadın tutuklandı ve tutuklanan isimlerden bir tanesi de Nazliye Keçel idi. Rejim güçlerinin saldırısı sonrası gözaltına alınan Nazliye’den bir daha haber alınamadı. 2005’te Rojava’da yaşayan halklardan kadınların bir araya gelmesi ile Yekîtiya Star kadın örgütü kuruldu. 2009’da Rojavalı kadınlar Yekîtiya Star öncülüğünde bu kez Derik’te kitlesel bir 8 Mart etkinliği gerçekleştirdi. Yine rejim saldırdı kadınlar yine direndi.

    Devrimi ilk kucaklayan: Gulê Selmo

    Devrimin adım adım örgütlendiği Kuzey Doğu Suriye’de Yekîtiya Star üyesi Gulê Selmo, Halep’in Şêxmeqsud bölgesinde 13 Mart 2012’de Baas rejim güçleri tarafından katledildi. Cenazesi kitlesel bir törenle kadınların omuzlarında toprağa verilen Gulê, Rojava Kadın Devrimi sürecinin ilk şehidi olarak adlandırıldı. Rojava Devrimi ardından ilan edilen özerklik sistemi ile 8 Mart’ın sahip olduğu önem daha da yoğunluk kazandı. Rojavalı kadınlar adeta her günü 8 Mart’a dönüştürdü. Devrimin ardından kadınlar savunma, toplumsal çalışmalar, kültür, diplomasi ve yönetim alanlarında ilan ettikleri özgün örgütlülükler ile kadın mücadelesinde önemli adımlar attı. Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) ilan edilmesi ile birlikte Ortadoğu’da kadının özgürlük umutları yükselmeye başladı.
    2012: Kadınlar 8 Mart’la devrimi örüyor

    8 Mart, 2012’de Rojava’da devrim ilanının hazırlıkları ile start aldı. Kadınlar 8 Mart’ta direniş ruhu ile toplantılar gerçekleştirdi ve birçok kentte eylemler düzenledi.

    2013: Demokratik özerklik ve özsavunma

    19 Temmuz Devrimi’nin ardından inşa çalışmalarına hız veren kadınlar; Efrîn, Kobanê ve Cizir kantonlarında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için ilk kez yasaksız sokaklara çıktı. 5-8 Mart tarihleri arasında gerçekleşen eylemlerde ön plana çıkan mesajlar, ‘Demokratik özerklik ve özsavunmanın güçlendirilmesiydi.

    2014: Devrimin rengi kadın rengi

    Kürt kadınları 4 yıl boyunca özerklik sistemine kadın eliyle şekil verdiler. 21 Ocak 2014’te Cizir’de demokratik özerklik sistemi ilan edildi, kadınlar üst düzeyde sorumluluk aldılar. Sistemin bütün kurumlarında eşbaşkanlık sistemini hayata geçiren kadınlar, 8 Mart’ta yine sokaklardaydı. Yekîtîya Star öncülüğünde yapılan 8 Mart kutlamalarının mesajı, “Rojava Devrimi’nin Rengi, Kadının Rengidir” oldu.

    2015: Kadınlar sınırda sınırsız özgürlükte buluştu

    Kobane’de YPJ öncülüğünden çetelere karşı verilen mücadele 26 Ocak 2015’te zaferle sonuçlandı. Kobanê direnişinin sembolü olan Arîn Mîrkan’ı unutmayan kadınlar mücadelesine sahip çıkma sözü verdi. Rojavalı kadınlar Cizîrê Kantonu’nda, Qamişlo kentinde, Nusaybin sınırında kutladıkları 8 Mart ile sınırsız özgürlükte buluştu. Kürt, Arap, Asuri ve Süryani kadınları giydikleri ulusal kıyafetleri ile “Kobane düşmedi, kadın mücadelesi sürüyor” mesajı verdi. Rojava’da da kadınlar Efrîn ve Halep’te de bir araya gelerek 8 Mart’ı kutladı.

    2016: Direniş sürüyor

    Rojava’da kadınlar 2005’ten itibaren çatı örgütü olan Yekîtîya Star, 6. kongresini gerçekleştirdi ve daha geniş tabanlı örgütlenme için Kongreya Star adını aldı. Kongreya Star öncülüğünde 2016’da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşıladı. Minbic, Tabqa’nın özgürleştirme hamlesinin başladığı bu yıl görkemli eylemler gerçekleştirildi. Hesekê, Qamişlo, Amûdê, Til Temir, Dirbêsiyê, Serêkaniyê, Zergan şehirleri ve çevre köylerinden binlerce kadın 8 Mart kutlamalarına katılmak üzere Dirbêsiyê’de Hesekê yolu üzerinde buluştu.

    Tirbespiyê, Girkê Legê ve Dêrik kentlerinden binlerce kadın ise 8 Mart kutlamaları için Kuzey Kürdistan’daki Özyönetim Direnişleri’ni selamlamak için Cizîra Botan’la sınır olan Endîwer’de buluştu.

    Kadınlar, “Kadın özgürlüğü öğür toplum mücadelesinin temelidir” , “Özgür kadınla Demokratik Suriye’ye doğru” mesajını verdi.

    2017: Minbic ve Tabqa’da ilk 8 Mart kutlamaları

    Minbic ve Tabqa’nın IŞİD çetelerinden temizlenmesiyle kara çarşafları yakarak YPJ’lileri zılgıtlarıyla karşılayan kadınlar ilk kez 8 Mart kutlamasını 2017’de gerçekleştirdi. 8 Mart’ın görkemli geçtiği yerlerden biri de Efrîn Kantonu’ydu. Kongreya Star öncülüğünde kadınlar yöresel kıyafetleriyle, “Jin, Jiyan Azadi” sloganlarıyla buluştu. Cizre Kantonu’nda ise kadınlar 8 Mart kutlamaları için Dirbêsiyê’nin Kepez köyünde buluştu. Kadınların 8 Mart mesajı; “Kadın Devrimi, Özgür Toplumu İnşa Ediyor” oldu.

    2018: İşgale karşı kadınlar Efrîn’de buluştu

    Türkiye ve ona bağlı çete gruplarının 20 Ocak’ta Rojava Özerk Kantonu olan Efrîn’e işgal harekatı başlattı. 2018’de kadınların temel gündemi işgal saldırılarına karşı devrimi savunmak oldu. Kuzey Doğu Suriye kentlerinden binlerce kadın ‘Çağın Direnişi’nin verildiği Efrîn’de buluştu. Kent meydanında yapılan 8 Mart mitinginde işgale karşı direnişin sembollerinden Avesta Xabur ve Barin Kobanê’nin şahsında YPJ’lilerin direnişi selamlandı.
    Yine Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kentinde kadınlar 8 Mart’ta alanlara çıkarak işgalcileri lanetledi. İlk kez 8 Mart etkinliğinin gerçekleştiği yer ise Reqa oldu. Özgürleştirilmesinin ardından ilk 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşılayan kentteki kadınlar, “Efrîn’in savunulması kadın devriminin savunulmasıdır” mesajı ile sokaklara indi.

    2019: Tecridi kıralım özgür yaşayalım

    Kongreya Star öncülüğünde 2019’da kadınlar Türkiye’nin saldırılarını kınadı ve “Tecridi kıralım Rêber Apo ile özgür yaşayalım” mesajı ile 8 Mart etkinlikleri düzenledi. Başta Qamişlo ve Reqa olmak üzere Kuzey Doğu Suriye’nin bütün kentlerinde kadınlar miting ve etkinliklerde buluştu. Görkemli etkinliklere sahne olan Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kenti kadın rengine boyandı.

    Efrîn işgali ardından Şehba’da direnişini sürdüren Efrînli kadınlar da göçmen kamplarında bir araya gelerek işgale karşı 8 Mart’da direnişi bir kez daha haykırdı.

    2020: Mücadelemiz özgürlük, direnişimiz zafer

    Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmen tüm kadınların ortak özgürlük çabası Rojava devriminde hayat buldu. Ve Kuzey Doğu Suriye’de kadınların bu yılda gündemi özgürlük ve direniş.

    Kongreya Star Rojava Koordinasyonu öncülüğünde Süryani Kadın Birliği, Sara Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Örgütü, Suriye Kadın Meclisi, Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi, Cizre Bölgesi Kadın Komitesi, Kevana Zêrîn Kadın Kültür Sanat Hareketi ile birlikte Arap kadınlar ve birçok kadın örgütünden temsilci, “Mücadelemiz Özgürlük, Direnişimiz Zaferdir” sloganı ile yola çıktı.

    Bu yıl 8 Mart eylemlerinde; Türkiye ve ona bağlı çetelerin işgal saldırılarında yaşamını yitiren Hevrîn Xelef , Yade Aqîde ve Amara Renas şahsından Rojava Devrimi’ni hedef alan saldırılara karşı direniş mesajları ön planda.

    Ve son söz Hevrîn’in…

    Ve son söz; Rojava Kadın Devrimi’ni binlerce kadın adım adım ördü. Kadın hareketi için büyük bir miras bedellerle var edildi. Clara ile başladık, Rojava Devrimi’nin düşünsel ve pratik emekçisi olan ve 12 Ekim’de Türkiye ve ona bağlı çeteler tarafından katledilen Hevrîn Xelef’in Rakka’nın özgürleştirilmesinin ardından kentte yapılan ilk 8 Mart kutlamasında yaptığı konuşma ile bitirelim.

    Şöyle diyordu Hevrîn: “DAİŞ’in karanlığını parçalayan kadınlar bugün burada ilk kez 8 Mart’ta buluştuk. Daha yürüyecek çok yolumuz var. Emekle, sabırla, inatla.(…) Sakine’lerin, Şilan’ların, Slava’ların, Arin’lerin, Destan’ların bu topraklar için ödediği bedelleri unutmadık unutmayacağız. Onlar bize özgürlüğün ve direnişin ne olduğunu gösterdi. Bu yoldan bir milim dahi şaşmadık şaşmayacağız…”

  • Sheffield’te yüzlerce kişi Kuzey-Doğu Suriye işgalini protesto etti

    Sheffield’te yüzlerce kişi Kuzey-Doğu Suriye işgalini protesto etti

    Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları Seheffield kentinde protesto edildi.

    Sheffield Kürt Dayanışması adlı grup tarafından düzenlenen protesto eylemine yüzlerce kişi katıldı.

    Grup adına bir konuşma yapan İsmail Yigit; ‘‘Türk devleti Rojava İşgaline son verene kadar eylemlerimiz büyüyerek devam edecek.’’

    Yigit konuşmasının devamında şunları söyledi: ‘‘Türk devleti Rojava’dan çıkana kadar direnişimiz devam edecek.  İşgale karşı eylemlerimizi büyütmeli ve tüm Avrupa ülkelerini harekete geçirmeliyiz. Direnişimiz kazanacak. Kendi haklarınını kendi topraklarını koruyan insanlar terrorist değildir.’’

  • Londra’da işgale öfke yükseliyor direniş büyüyor

    Londra’da işgale öfke yükseliyor direniş büyüyor

    Londra’da Türk devletinin Kuzey Suriye’ye (Rojava) dönük işgal girişimine karşı bir araya gelen yüzlerce kişi, önce kentin en işlek merkezlerinden Piccadily Circus’ta bir araya geldi ardından yürüyüşe geçerek Londra’nın kalbi sayılan Oxford Street’te yolları trafiğe kapattı. İşgale karşı öfkelerini dile getiren kitle, sık sık ‘Katil Erdoğan’, ‘Terörist Erdoğan’ sloganları attı.

    Londra’da Kürtler, Sosyalistler, Aleviler, samimi dindarlar, kadınlar, gençler ve Enternasyonalistler Türk devletinin Kuzey Suriye’ye (Rojava) dönük işgal girişimine karşı alanlar dan ayrılmıyor. İşgal girişimin başladığı günden bu yana Britanya Kürt Halk Meclisi öncülüğünde gelişen protesto eylemlerinin son adresi Londra’nın en işlek caddelerinden Piccadily Circus İstasyonu oldu. İstasyon önünde bir araya gelen yüzlerce kişi ellerinde YPG, YPJ ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri eşliğinde sık sık ‘Katil Erdoğan’, ‘Terrorist Erdoğan’ sloganları ve alkışlarla Türk devletini protesto etti.

    KORTEJLİ YÜRÜYÜŞ

    Burada yapılan konuşmalar da insanlık onuru için Rojava’da barbarlar çetesi DAİŞ’e karşı Suriye Demokratik Güçleri’nin nasıl mücadele verdikleri ifade edilerek, ABD’nin DAİŞ’e destek veren Türk devletinin işgal girişimine ‘yeşil ışık’ yakması ise sert bir dille eleştirildi. Çevredekilerin de yoğun ilgi gösterdiği eylemciler daha sonra kortej halinde BBC binasına doğru yürüyüşe geçti. Yolların kapatılmak zorunda kaldığı yürüyüş sırasında ‘Türk işgaline karşı ayağa kalk’ yazılı pankart taşındı.

     

    OXFORD STREET TRAFİĞE KAPATILDI

    Eylemciler, Londra’nın en işlek caddelerinden olan Oxford Circus’ta yolları araç trafiğine kapatarak, protestolarını sürdürdü. Yaklaşık 10 dakika boyunca yolun trafiğe kapanması sonucunda uzun araç kuyrukları oluştu. Kitle buradaki eylemin ardından bu kez yine kortej halinde BBC binasına doğru yürüyüşe geçti. BBC binası önünde günlerdir eylem halinde olan Çevreciler ile bir araya gelen kitle hep bir ağızdan, ‘Rojava’ diye slogan attı. BBC önünde eylem coşkusu doruğa ulaşırken, yoğun yağmur altında yapılan konuşmalar da Türk devleti ve Erdoğan’a bir kez daha öfke ve tepki yağdı.

    Londra’da eylemler her gün yapılırken, bir çok kesimin içinde yer aldığı Eylem Komitesi ise Pazar Günü yapacakları ve BBC önünden başlayacak olan büyük eylem hazırlıklarını sürdürüyor. BBC binası önünde saat:13.00’da yapılacak olan eylem için dev pankartlar hazırlanırken, Kuzey Londra bölgesinde binlerce bildiri dağıtıldı.

  • Londra’da Türk işgaline karşı protestolar devam ediyor

    Londra’da Türk işgaline karşı protestolar devam ediyor

    Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları aralıksız olarak her gün İngiltere’nin başkenti Londra’da protesto edilmeye devam ediliyor. Londra merkezinde bulunan Picadilly Meydanında gündüz saatlerinde başlayan protesto eylemi akşam akşam geç saatlere kadar devam etti.

    Londra’nın en kalabalık meydanlarından birisi olan Picadilly Circus’ta toplanan yüzlerce kişi YPG, YPJ bayrakları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan fotoğrafları ile beraber üzerinde ‘Türk işgaline karşı ayağa kalk’ yazılı pankartlar taşıdı. Farklı halklardan çok sayıda Kürt dostunun da katıldığı protesto eyleminde yapılan konuşmalarda, Türk devletinin artık sadece Kürtler için değil tüm dünya için bir tehdit haline geldiği ve bu tehdide karşı tüm dünyanın daha gür ses çıkarması gerektiği belirtildi.

    Picadilly meydanında yapılan konuşmalardan sonra kalabalık kitle İngiltere başbakanlığı binasına doğru yürüyüşe geçti. Güzergah üzerinde Türk devletine silah satan bir silah firmasının ofisi olduğu belirtilen bir binanın kapıları ve camları kırıldı. Trafalgar meydanına varan kalabalık kitle bir haftadır burayı işgal eden binlerce çevreci ile bir araya geldi. Burada da yapılan konuşmalarda Kuzey-Doğu Suriye’de inşa edilen sistemin çevrecilerin mücadele amaçlarını da içerdiği ifade edildi. Alanda bulunan binlerce çevreci sloganları ve alkışlarıyla eylemcilere destek verdi.

    Kalabalık grup buradan da İngiltere başbakanlığı binasına doğru yürüyüşe devam etti.  Başbakanlık binası önünde yapılan konuşmalar ve atılan sloganlardan sonra eylem bir diğer gün buluşulmak üzere sona erdi. Farklı grupların içinde yer aldığı eylem komitesi her gün farklı bir noktada eylemler organize etmeye devam edecek. Pazar günü içinse çok geniş katılımlı bir eylem planlanıyor. Pazar günü saat 13:00’te BBC televizyonu önünde başlayacak eyleme binlerin katılması bekleniliyor.

  • İngiltere Parlamentosu’nda ‘Rojava’ paneli

    İngiltere Parlamentosu’nda ‘Rojava’ paneli

    İngiltere Parlamentosu’nda düzenlenen ‘Rojava’ konulu panelde ABD Başkanı Trump’ın askerlerini geri çekme kararı ve Türkiye’nin işgal girişimine tepki gösterilerek, işgal ile birlikte Ortadoğu’daki ‘demokratik alanın yok edilmek istendiği vurgulandı.   


    Londra Kürt Halk Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu tarafından İngiltere Parlamentosu’nda ‘Rojava’ konulu bir panel düzenlendi. Panele HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, İşçi Partisi Milletvekili Bambos Charalabous, Gazeteci Steve Steveeney, İskoç Milletvekili Chris Stephen ve çok akademisyen, yazar ve siyasetçi katıldı. Yoğun ilginin olduğu panelde, Rojava’ya dönük işgal girişimi çok sert tepkiler dile getirilirken, Rojava’nın demokratik bir Ortadoğu açısından önemine dikkat çekildi.

     

     

    Skype üzerinden panele katılan ve yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı, Rojava’ya dönük işgal girişimini ‘bir insanlık krizi’ olduğunu söyleyerek,”Kürtler Ortadoğu’da yıllardır barbarlığa karşı, İŞİD gibi gerici güçlere karşı savaşarak bunun yerine demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sistem inşa edildi. Bu Ortadoğu açısından çok önemli bir dönem yarattı. Ancak AKP-MHP koalisyonu hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da Kürtlere ve demokrasi güçlerine karşı saldırgan savaş politikalarını devreye koydu. Bu bir çözüm değildir hiç bir zamanda çözüm olmadı. Bu her şeyi daha derinleştirdi. Bunun bir tek çözüm yolu vardır o da ‘barış’ politikaları geliştirmektir. Şu anda tek bir işaret yok barış ile ilgili” dedi. BM ve AB’nin işgal girişimine karşı harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Mızraklı, Kürtlere yönelik bu saldırılara karşı bir barış politikasının oluşması için baskı kurulması gerektiğini vurguladı.

     

    ‘DEMOKRATİK ALAN YOK EDİLİYOR’

    Kürdistan Dayanışma Ağı üyesi Politik analist Nick Hildyard’ta Rojava sistemi ve Ortadoğu’da Kürtlerin öncülüğünde nasıl bir ‘demokratik alan’ oluşturulduğunu anlatarak, Türkiyenin bu demokratik alanı yok etmek istediğini ifade etti. Erdoğan’ın politikalarını ‘barbarlık’ olarak niteleyen Hildyard, gerekli tepki ve tavrın gösterilmemesinin Erdoğan’ın bu politikaları sürdürmesine neden olduğunu ifade etti.

     

    İngiltere Parlamentosu’nda ‘Rojava’ paneli

     

    ‘DURDURMAMIZ GEREKİYOR’

    HDP Onursal Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü’de HDP’li belediyelere hukuk dışı bir şekilde kayyum atandığına işaret ederek, bu hukuk dışılığın artık Rojavaya işgal girişimi ile beraber bir soykırım politikasına dönüştüğüne dikkat çekti. Rojava’ya dönük saldırıların durdurulmaması halinde korkunç katliamların gerçekleşebileceğin dikkat çeken Kürkçü, çok geç olmadan Erdoğan’ın durdurulması gerektiğini ifade etti. Afrin’in işgali ile büyük vahşetler yaşandığını hatırlatan Kürkçü, Kürdistan’da tüm evrensel değerlerin ayaklar altına alındığını vurguladı. Gazeteci Steve Sweeney ise Rojavaya yönelik saldırılar ile küresel demokrasinin çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kaldığını ifade ederek, Kürt halkının nasıl bir demokrasi mücadelesini verdiğini tarihsel boyutları ile anlattı. Sweeney, insanlığın onurunu kurtaran Rojava’ya karşı geliştirilen işgale ‘dur’ demek gerektiğini ifade ederek, “Direnişe geçelim hep beraber direnelim” diyerek konuşmasını tamamladı.

     

    ‘AMERİKA’YA TEPKİ VARDI’

    İskoçya Ulusal Parti (SNP) Milletvekili Chris Stephen’da ABD Başkanı Trump’ın Rojava’dan Amerikan askerlerini çekme kararına sert tepki göstererek, İskoçya Parlamentosu’nda bu karar karşı toplanılarak bir deklarasyon yayınlacağını ifade etti. Panele katılan diğer siyasetçi ve akademisyenler de genel olarak Rojava’ya karşı işgal girişimine karşı diplomatik ve siyasi bir çalışmanın aciliyetine vurgu yaptı.

     

    Haber : Sultan Çakır – Hikmet Erden
  • İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım 1

    Geçen yıl Rojava’da YPG saflarında Daiş’e karşı altı ay savaştıktan sonra İngiltere’ye lobi çalışmaları için geri dönen, İngiltere vatandaşı Macer Gifford, Rojava’ya geri döneceğini açıkladı. Özel olarak görüştüğümüz Gifford, Britanya’nın Türkiye siyasetini değerlendirdi.

    Haber Foto: Esra Türk

    Aralık 2014’te Rojava’ya YPG saflarında savaşmak için giden Gifford, Haziran ayında dönerek, YPG’nin Rojava’da Daiş’e karşı yürüttüğü savaşa ilişkin gündem yaratıp destek toplamak için çalışma yürüttü.

    Son altı ay içerisinde çeşitli ülkelerde lobi çalışmaları yürüten Gifford, Rojava için kullanılacak tıbbi malzemeler için İsviçre’de bağış topladı. Muhafazakar Parti ile yakın bağlantıları olan Gifford, hükümet içerisinde ve hükümete yakın isimlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Gifford, ABD’ye ziyareti kapsamında bir çok medya kurumuyla görüşmelerin yanı sıra ABD Kongresinde toplantılar yaptı. Gifford, New York’taki City Üniversitesinde de görüşmelerde bulundu.

    ‘‘Birisinin yetersiz tıbbi malzemelerden kaynaklı yaşamını yitirdiğini görmek çok üzücü ve bunu önleyebilmenin yollarını aramak gerekir’’ diye konuşan Gifford, yaptığı çeşitli çalışmalarla bağış toplayarak gerekli tıbbi malzemeler temin ettiğini anlattı.

    Rojava’dan dönüşünün her zaman geçici bir plan olduğunu belirten Gifford, oraya geri gidip oluşan sosyal ve siyasal yapıyı tanıtmaya devam edeceğini anlattı.

    HAYATIMI ROJAVA’DAKİ DEVRİME ADADIM

    ‘‘Hayatımı Rojava’daki devrime adadım ve geri dönmek her zaman planlarımda vardı. Britanya’da çok şey yaptım, yani yapabileceklerimi yaptım. Kavgamı devam ettirmek için Rojava’ya geri dönüyorum. Rojava’daki kardeşlerimin yanına dönmek istiyorum. Cephede önemli bir savaş yürütüyorlar, ben de onların yanında olmak istiyorum’’, diyen Gifford, ilk olarak Kobane’ye gitmek istediğini anlattı.

    Bir belgesel ekibiyle Rojava’ya giden Gifford, özellikle, bölgede gelişen yaşam düzenini uluslararası kamuya yansıtmak istediğini ve ailesinin kendisini ziyaret için çağıracağını ifade etti. ‘‘Yapmak istediğim şeylerden birisi, ailemi Rojava’ya davet edip, oradaki yaşamı görmeleri. Ne kadar güvenli bir yer olduğunu onlara göstermek için. Ben oradayken, şehirde dolaşıp bakkala gidiyordum; mağazalarda rahatça geziyordum. Ve kendimi güvende hissediyordum’’ diye konuştu.

    İLK OLARAK KOBANE’YE GİDECEĞİM

    Devam eden yeniden inşa çalışmalarını bizzat görmek için ilk olarak Kobane’ye gitmeyi planladığını anlatan Gifford, Britanya’dan katkı sağlamak için daha örgütlü bir çalışma gerektiğini ifade etti. Belgesel ekibi aracılığıyla da yapılan çalışmaların uluslararası alanda daha yaygın bir şekilde görülebileceğini söyledi.

    BRİTANYA’NIN HAVA SALDIRILARI YETERSİZ

    Britanya hükümetinin Aralık ayında aldığı Parlamento kararıyla Suriye’de Daiş’e karşı savaşa katılmasını değerlendiren Gifford, bir ay içerisinde gerçekleşen operasyonların etkili olmadığını ifade etti. ‘‘David Cameron parlamento kararını çıkartmak için elinden geleni yaptı. [Bu hava saldırılarının] Daiş’e karşı savaşı yeni bir boyuta taşıyacakmış ve daha fazla rol oynayacağımız gibi davrandı. Ama onun bilmesi gereken, ve anlatılması gereken şey, bir kaç hava saldırısı, bir kaç bomba atmak Daiş’i yok etmek için yeterli bir strateji değil. Bir kaç cihatçının üzerine bomba atıp öldürmek, savaşa zarar vermez ama çok etkili de değil’’ diye konuşan Gifford, Britanya’nın direk olarak YPG’ye destek vermesi gerektiğini anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘[Rojava’da] dahil olduğum son operasyonda 12 bin km kare toprağı Daiş’ten kurtardık. İki haftadan az bir sürede YPG 550 Daiş üyesini öldürdü. Britanya devleti bir ayda milyonlarca sterlin harcadı belki de ve 10 hava saldırısı gerçekleştirdi. O parayla malzemeye alınıp YPG’ye verilse çok daha faydalı olur.’’

    DÜNYA’DA GELİŞEN OLAYLAR CAMERON’UN UMURUNDA DEĞİL

    Gifford, Başbakan David Cameron ile Türkiye’nin ilişkisinin temelinde ticaret ve ekonomik çıkar olduğunu ifade ederek, insan hakları ihlallerine çok duyarlı olmadığını anlattı. Gifford, ‘‘Cameron domestik bir başbakan. Dünyada olup biten çok da fazla umurunda değil ve üçüncü dönem tekrar yarışmayacağını zaten açıkladı. Güvenli bir çift el olarak hatırlanmak istiyor. İşçi Parti hükümetinden miras kalan kötü bir ekonomiyi düzelten lider olarak hatırlanmak istiyor.’’

    Cameron’ın orta yolcu bir siyasetçi olduğunu ifade eden Gifford, artık ülkenin uluslararası alanda daha güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu ve ülkelerinde insan hakları ihlalleri olan liderlere kırmızı halının serilmemesi gerektiğini söyledi.

    İNGİLİZ SİYASETÇİLER TÜRKİYE’NİN DAİŞ’E DESTEĞİNDEN HABERDAR

    Gifford, Britanya devleti içerisinde konuştuğu bazı siyasetçilerin Türkiye’nin Daiş’e ‘göz yumduğunu’ itiraf ettiklerini ve bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirdiklerini, fakat, bu fikirlerini kamuda açıklayamadıklarını anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Almanya’dan sonra, Britanya Türk mallarını ihracat eden ikinci ülke. Milyonlarca Britanyalı her yıl Türkiye’ye tatile gidiyor. Britanya ve Türkiye için, önemli bir ticari ilişkidir bu. David Cameron’ın şu anki önceliği de ekonomidir ve insan hakları ihlallerine uğrayan insanlarla çok ilgili değil. Türkiye’nin bölgede yarattığı dengesizlikle de çok ilgilenmiyor ya da göz yumuyor. Türkiye ÖSO içerisindeki aşırı İslamcı grupları destekliyor; her fırsatta Kürtleri hedef alıyor; ve YPG’ye karşı Daiş’i destekliyor. Türkiye’nin güçlü bir istihbaratı var. Eğer Daiş’e göz yumuluyorsa, devlet içerisinde bu bilginin ne kadar üst düzeyden bilindiği sorgulanmalı. Bu bilginin Cumhurbaşkanına ulaştığından şüphem yok.’’

    TÜRKİYE’NİN TAVRI DAİŞ’E KARŞI SAVAŞI OLUMSUZ ETKİLİYOR

    Gifford, Türkiye’nin, Kürtlerin Rojava’da elde ettikleri kazanımları Daiş’ten daha tehlikeli olarak algılaması, Daiş’e karşı savaşın uzamasına yol açtığını ve böylece Daiş’in Britanya için ulusal bir tehdit olmaya devam ettiğini ifade ederek şöyle konuştu: ‘‘Türkiye’nin bir numaralı düşmanı Kürtler, sonra Assad. Daiş daha gerilerde. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de bir sese sahip olmalarını ve hak kazanmalarını görmektense, Suriye’nin tümünü yandığını görmeyi tercih eder. Devrimi önlemek için elinden geleni yapar. Bana göre devrim artık durdurulmaz. YPG ve YPJ’nin Rojava halklarını özgürleştirmek için yaptıkları muhteşem şeyler dünya tarafından görülüyor. Dünya Suriye’de olanların farkına varmaya başlıyor. Türkiye’de kendisini dışlanmış olarak görüyor.

    ‘‘[Erdoğan] savaşı uzatıyor ve Kürtlerin Suriye’ye barış sağlamasını engelliyor. Savaş uzadıkça da kaç kişi daha ölüyor? Uluslararası terör ağlarına daha fazla para akıyor. Bu da demek ki, bir kaç yıl içerisinde Britanya topraklarında korkunç saldırılar olabilir. Örneğin, savaş bir yıl içerisinde bitse önlenecek saldırılar. Kürtlerle ya da Britanya ile çalışsalar bu sağlanabilir.’’

    Muhafazakar Parti’nin en eski ve özel kulüplerinden olan Carlton Club’da gerçekleştirdiği sohbetlerde, bireylerin kendisini desteklediklerini ve YPG ve Rojava’daki halkın istedikleri hakkında bilgi istediklerini ifade eden Gifford, insanları bu konuda bilgilendirmenin önemini vurguladı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Hükümetin duruşu var, birde bireysel fikirler var ama kamuda bunları açıklamak istemiyorlar. Güzel olan şey, destek bulunuyor ve bu destek zamanla açığa çıkar, lobi faaliyetleri güçlendikçe ve hükümet YPG’yi görmezden gelemeyeceğini anlayınca, ve Rojava’daki devrimin neler sunduğu gördüklerinde, sadece Rojava’ya değil de, tüm Suriye de.

    ŞİLAN ÖZÇELİK’İN MAHKUM EDİLMESİ ADALETSİZLİK

    Gifford, son olarak Şilan Özçelik’in PKK’ye katılmaya teşebbüsten mahkum edilmesine ilişkin soruya, cevabında Daiş’e karşı mücadele etmek isteyen ve demokrasiye inanan genç bir kadının hapsedilmesinin adaletsizlik olduğunu ifade etti. Gifford, şöyle devam etti: ‘‘Şilan’ın mahkum edilmesi adaletsiz bir mahkeme. Çok sinir bozucu bir durumdu. Bu nasıl bir mesaj veriyor? Demokrasiye ve insan haklarına inanan bir genç kadın, Daiş’e karşı savaşmak istiyor. Tekniki bir detaydan dolayı Şilan mahkum edildi. PKK’nin terör listesinde olması da tarihsel ve siyasidir. Veriye dayanan bir karar değil. PKK, hiç bir anlamda bir terör örgütü olarak tanımlanamaz. Bu bir devrimdir. Baskı gören bir halkın tepkisi ve devrimidir. Ben bir realistim ve bunu neden yaptıklarını da anlıyorum ama umarım ki demokrasiye inanan ve Daiş’e karşı savaşan birilerini hapsetmenin doğru olmadığının farkına varırlar.’’

    SORUN PKK DEĞİL TÜRK, DEVLETİNİN KENDİSİ

    PKK’nin terör listesinde olması konusunda Gifford, şunları ifade etti: ‘‘PKK’nin terör listesinden çıkması gerektiğine derinden inanıyorum. Türkiye’nin ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği orada yaşayan insanların elinde tabii ki. Ama sorun, Türkiye’dir, Kürtler değil. Kürtler müzakere etmek istiyor ama bunu ret eden Türkiye. Türkiye ABD ve Britanya’ya, PKK’yi terör listesinden çıkartmaması için baskı uygulamaya devam eder. Türkiye’de barış olacaksa Apo serbest bırakılması gerekiyor, PKK’nin terör listesinden çıkarılması gerekiyor ve Türkiye ve Kürtler konuşmaya başlamalı. Kürtler bir çok teklifte bulundu, burada en büyük sorun Türkler.’’