Tag: selahattin demirtaş

  • Selahattin Demirtaş: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem nedir?

    Selahattin Demirtaş: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem nedir?

    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın T24’te, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem nedir?” başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

    Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem nedir?

    Tek tek başlıklar halinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in nasıl bir yönetim modeli olabileceğine dair kişisel önerilerimi sunuyorum

    2014 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle fiilen, 2018’deki seçimle de resmen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçen Türkiye’de neredeyse tüm muhalefet partilerinin ortaklaştığı konu, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiştir. Muhalefetin, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş ifadesiyle vurgulamaya çalıştığı şey, geçmiş yıllardaki parlamenter sisteme dönüş değil, yeni bir modelin hayata geçirileceğidir.

    Nihayetinde ağır aksak da olsa kesintilere de uğrasa Türkiye’nin 150 yıllık bir parlamenter yönetim deneyimi bulunmaktadır. Ancak gelinen noktada, eski parlamenter yönetim modelinin de toplumun sorunlarını çözmekte, yaşanan devlet krizini ve çöküşü aşmada yetersiz kalacağı net olarak anlaşılmış olacak ki, muhalefet ağız birliği etmişçesine Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’den söz ediyor. Ne var ki bu sistemi savunan hiçbir siyasi parti, derli toplu bir öneriyle ortaya çıkıp da bu Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in ne olduğunu anlatmıyor. Bunu neden yapmadıklarını bilemiyorum. Kendilerince haklı nedenleri vardır mutlaka. Belki de partilerin bu yönlü hazırlıkları veya çalışmaları vardır, haksızlık etmiş olmayayım.

    Güçlendirilmiş Parlamanter Sistem parlamentodan ibaret değildir

    Tartışmalara katkı verebilmek amacıyla, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’den ne anladığımı, sistemin nasıl olması gerektiğini aktarmak istiyorum. Her şeyden önce benim Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’den anladığım, sadece Meclis’in demokratik bir işleyişe kavuşturulması, Meclis’in etkinliğinin ve gücünün artırılması değil. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, adı üstünde, bir yönetim sistemidir ve doğal olarak bu sistem sadece parlamentodan ibaret değildir. Bu tanımlama, kamunun bütün karar alma, uygulama ve denetleme çalışmaları ile toplumun ve bireyin bu çalışmalara katılmasının en demokratik şekilde düzenlenmesini ifade eder.

    Bu sistemin meclis (yasama) ayağı kadar yürütme (hükümet), yargı, bürokrasi, medya, sivil toplum, yerel yönetimler ve ekonomik model ayakları da son derece önemlidir. Zaten bu alanların tümü Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e göre düzenlenmeden yeni bir sistemden söz edilemeyeceği gibi, bu alanların tamamı demokrasiyle buluşturulmadan da sistemin demokratikliğinden söz edilemez.

    Öte yandan yeni sistem sırf parlamentonun demokratikleştirilmesinden ibaretmiş gibi ele alınırsa ortaya bir tür parlamentarizmden başka bir şey de çıkmayacaktır. Bu nedenle bütünlüklü bir sistem tartışmasına girmek gerekir. Cumhuriyetin yeni yüz yılında güçlü bir demokrasi inşa etmek için tüm demokrasi güçleri, bu sürece kendi açılarından katkı sunacak çalışmalar yapmalıdır diye düşünüyorum.

    Tabii ki sadece siyasi partiler değil; akademi dünyası, sivil toplum, aydınlar, medya, özellikle gençler ve kadınlar bu tartışmalara aktif şekilde ve somut önerilerle mutlaka katılmalıdır. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in ne olması gerektiği tartışmaları bizzat halka mâl edilerek ve halkın doğrudan katılımıyla yürütülmelidir. Unutmamak gerekir ki, demokrasinin bir kültür haline dönüşmesini istiyorsak halkı tüm siyasi süreçlerin asıl öznesi olarak kabul etmek, buna göre bir katılımcılığı hayata geçirmek elzemdir.

    Şimdi, tek tek başlıklar halinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in nasıl bir yönetim modeli olabileceğine dair kişisel önerilerimi sunuyorum.

    1- Siyasi partiler

    Siyaset alanını en fazla domine eden ve devlet yönetimini üstlenen aktör olabilme gücüne sahip siyasi partilerin demokratikleştirilmesi, ilk ele alınması gereken konudur. Bu çerçevede Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle partilerde lider hakimiyetine son verilmeli, milletvekili ve belediye başkanı adaylarının önemli bir bölümünün ön seçimle belirlenmesi yasal zorunluluk olmalı, parti yönetimlerinde ve aday listelerinde yüzde 50 cinsiyet eşitliği yasal güvence altına alınmalıdır.

    2- Seçim sistemi

    Seçim barajı kaldırılmalı, Türkiye milletvekilliği getirilerek yüzde bir oy alan her partinin en az bir milletvekiliyle parlamentoda temsil edilmesi olanağı sağlanmalıdır.

    Yüksek Seçim Kurulu’nun tarafsızlığı ve bağımsızlığı tam anlamıyla sağlanarak eşit ve adil seçim ortamı yaratılmalı, devlet olanaklarıyla seçim çalışması yürütmek ve seçmen iradesine baskı yapmak ağır yaptırımlarla engellenmelidir.

    Seçime girecek her siyasi parti, bir önceki seçimde aldığı oy oranına göre, seçime ilk kez katılacak partiler ise önceki seçimde en az oyu alan partinin hak ettiği miktara bağlı bir miktarda hazine yardımı alabilmelidir.

    Güvenilir, şeffaf ve denetime açık bir alt yapı oluşturularak, klasik sandığa giderek oy kullanma yönteminin yanı sıra internet yoluyla da oy verme olanağı sağlanmalıdır.

    3- Medya bağımsızlığı ve özgürlüğü

    Haber verme ve haber alma özgürlüğü kurumsal bir demokrasinin gelişmesi için hayati derecede önemlidir. Bu nedenle ifade özgürlüğü, evrensel basın ilkeleri çerçevesinde, eksiksiz bir şekilde garanti altına alınmalıdır.

    Medya kuruluşlarının sahiplerinin, devletle doğrudan ve dolaylı, herhangi bir ticari ilişki içinde bulunmasına yasal engel getirilmelidir.

    Basın çalışanlarının özlük hakları ile iş güvenceleri güçlü bir şekilde teminat altına alınmalıdır. Yerel medya dahil tüm medya kuruluşlarının, resmi ilan payından ayırımsız ve adil bir şekilde yararlanmaları yasal güvenceye bağlanmalıdır.

    RTÜK’ün denetim ve yaptırım yetkisi demokrasi sınırlarına çekilmeli, ifade özgürlüğü ve kişilik haklarını korumakla sınırlı olmalıdır.

    4- Sivil toplum

    Toplumun ve bireyin kamu yönetimlerindeki karar alma, uygulama ve denetleme süreçlerine en etkili, doğrudan ve aktif katılımı ancak sivil toplumun güçlenmesiyle mümkün olur. Bundan kast ettiğim şey, sadece sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi değildir. Sendikaların, meslek odalarının, derneklerin, vakıfların veya platformların var olmaları ve kamu yönetiminin her aşamasına katılma hakları yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

    TBMM’de veya belediye il genel meclislerinde kararlar alınırken, kanunlar yapılırken ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşmelere katılarak düşüncelerini, önerilerini sunmaları yasal bir hak, hatta zorunluluk olmalıdır.

    Bunun da ötesinde, bireylerin de yerel ve ulusal ölçekteki tüm kararlara ve denetime katılabilmelerinin önü açılmalıdır. Teknolojik gelişmeler, doğrudan demokrasi modelini uygulamayı giderek kolaylaştırmaktadır. Bu olanakların halk tarafından kullanılmasının sağlanması, demokrasinin toplumsallaşmasını ve giderek bir kültüre dönüşmesini sağlayacaktır. Akıllı telefon uygulamalarıyla tüm yurttaşların devlet, yani kamu faaliyetlerine katılarak görüş belirtme, oy kullanma ve denetleme hakkı olmalıdır.

    Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in en güçlü sigortası da sivil toplum olacaktır. Asıl olan halkın iradesiyse temsilcileri, yani vekilleri, giderek aradan çıkaracak doğrudan demokrasi uygulamalarını geliştirmek de radikal demokrasinin gereğidir.

    5- Yerel yönetimler

    Belediyelerin yetkileri ve belediye bütçeleri artırılmalıdır.

    Seçimle gelen yöneticiler hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları olmadan onları görevden uzaklaştırmak mümkün olamamalıdır.

    Kayyım ve benzeri antidemokratik uygulamalara zemin sağlayan yasalar kaldırılmalıdır. Mahkeme kararıyla görevden alınan yerel seçilmişlerin yerlerine ya belediye meclisi tarafından ya da halk tarafından seçimle yeni görevlendirme yapılmalıdır.

    Yazı çok uzayacağından detaylara girmiyorum, aslında kapsamlı bir yerel yönetimler reformu yapılmalıdır.

    6- TBMM ve Hükümet

    Hükümet Meclis’ten oluşmalı, tüm çalışmaları milletvekilleri tarafından denetlenebilmelidir.

    Cumhurbaşkanı Meclis tarafından seçilmeli ve yetkileri sembolik düzeyde tutulmalıdır. Asıl görevi devleti temsil olmalı, tarafsızlığı sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimi kolaylaştırılarak, Meclis Başkanlığı seçimi prosedürüyle benzer hale getirilmelidir.

    Partilerin grup yönetimlerinin, milletvekillerinin söz hakkını ve oy hakkını baskı altına alması, içtüzük değişikliğiyle engellenmelidir.

    Tek tek her milletvekilinin yetkisi ve gücü artırılmalıdır. Bir milletvekilinin verdiği yasa teklifi en geç üç ay içinde TBMM Genel Kurulu’nda oylamaya sunulmalı, teklifi veren milletvekilinin Genel Kurul’da teklifini savunmasına olanak sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

    Her milletvekili, ulusal güvenlik ve üst derecede gizlilik gerektirenler hariç olmak üzere, tıpkı bir müfettiş gibi, tüm devlet kurumlarında önceden izin almaksızın denetim ve inceleme yapabilmeli, istediği bilgiyi yetkililerden alabilmelidir. Örneğin bir milletvekili, Ankara’nın Bala ilçesinde kaç çiftçiye tarımsal ürün desteği verildiğini, bu çiftçilerin kimler olduğunu, desteğin koşullarını Bala Tarım İlçe Müdürlüğüne yazılı veya sözlü şekilde sorabilmeli, Müdürlük belli bir süre içinde buna yanıt vermelidir.

    Muhalefetin Meclis’teki komisyonlarda etkinliği artırılmalı, hakları içtüzükte güvence altına alınmalıdır.

    Gensoru, yazılı ve sözlü soru mekanizmalarının etkili birer denetim yolu haline getirilmelidir.

    TBMM Genel Kurulu’nun çalıştığı günlerde ilk bir saat boyunca bakanlara sözlü soru sorma uygulaması yapılmalıdır.

    Yasa tekliflerinin komisyon görüşmeleri bütünüyle açık olmalı, televizyondan ve internetten canlı yayınlanmalıdır.

    Aslında Meclis iç tüzüğünün tümden gözden geçirilmesi ve demokratik hâle getirilmesi gerekiyor ama tek tek yazmam yazıyı fazlaca uzatacaktır.

    7- Yargı

    Mevcut Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yerine, Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu şeklinde iki ayrı üst kurul oluşturulmalıdır. Bu kurullara üye seçimi en demokratik ve katılımcı yollarla olmalıdır. Her iki kurulda da tüm avukatların oyuyla seçilecek birer baro üyesi, tüm hukuk fakültelerinin akademik kadrolarının oyuyla seçilecek birer üye, TBMM’den oylamayla belirlenecek ikişer üye, Cumhurbaşkanı’nın belirleyeceği bir üye, üst yargı kurumlarının üyeleri tarafından seçilecek birer üye, bizzat hakimler ve savcılar tarafından belirlenecek beşer üye bulunmalıdır.

    Hakim ve savcıların mesleğe kabul edilmesi yetkisi Adalet Bakanlığı’ndan alınmalı, Hakimler Kurulu’na ve Savcılar Kurulu’na devredilmelidir. Hakimlerin ve savcıların mesleğe kabulünde objektif kriterler ve liyakat esas alınmalıdır.

    Hakim ve savcıların özlük hakları, atama ve terfi işleri, soruşturulmaları ve görevden alınmaları bu kurullar tarafından ve objektif kriterler esas alınarak, evrensel yargı etik kurallarına uygun şekilde yürütülmelidir.

    Hukuk fakültelerindeki eğitim kalitesi artırılmalı, işlevini yerine getiremeyen hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. Staj dönemlerinde temel insan hakları eğitimi artırılmalıdır. Kadın hakimlerin sayısının artırılmasını teşvik edecek düzenlemeler yapılmalı.

    Savcıların mahkeme salonundaki yerleri müdahil sıralarıyla aynı hizada ve savunma tarafıyla eşit şekilde yeniden düzenlenmelidir.

    Savcıların çalışma odaları hakimlerden ayrı bir binada, barolar ve avukatlarınki gibi münhasıran ayrılmış özel yerlerde olmalıdır.

    Avukatların delil toplama ve bilgiye, belgeye ulaşma yetkileri savcılarla eşit hale getirilmelidir.

    Sadece savcılara bağlı çalışan ve tek görevi adli işler olan adli kolluk kurulmalıdır.

    Adalet teşkilatının personel, altyapı, bina, lojman ihtiyaçları eksiksiz karşılanmalı, hakimler ve savcılar dahil tüm adalet personelinin sendikal örgütlenme hakkı yasal güvence altına alınmalıdır.

    Cezaevlerinin insan onuruna yakışır yerler haline getirilmesi ve infaz anlayışının eza çektirmeye yönelik olmaktan çıkarılması gerekir.

    Yargıç güvencesi fiilen ve yasal olarak güvence altına alınmalıdır.

    8- Ekonomi

    Ekonomi yönetiminin demokratikleşmediği bir sistemin gerçek bir demokrasiyle işlemesi imkansızdır. Bu nedenle, uygulanacak ekonomik modelden bağımsız olarak, her yurttaşın yerel ve merkezi bütçenin yapılması aşamalarına katılımının önü açılmalıdır.

    Her yurttaşın, bütçenin harcanmalarını rahatlıkla denetleyebileceği şeffaflık sağlanmalıdır.

    Örtülü ödenek uygulamasına son verilmeli, kamu ihalelerinde mutlak eşitlik ve şeffaflık sağlanmalıdır.

    Belli bir maliyet bedelinin üstündeki büyük ölçekli yatırımların yerel veya ulusal düzeyde referanduma sunulması zorunlu olmalıdır. Bu referandum dijital ortamda yapılabilir.

    Yerel ve ulusal ölçekteki ekonomik konsey her yıl tüm tarafların (sivil toplum, muhalefet, işçi ve işveren temsilcileri ile hükümet temsilcileri) katılımıyla toplanmalı ve stratejik planlara ilişkin gözden geçirme, denetleme rolünü üstlenmelidir.

    9- Bürokrasi

    Kamuda işe alımlarda, üst düzey bürokratik atamalarda liyakat dışında hiçbir kritere yer verilmemeli, bunu sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin sözlü mülakat yöntemi kaldırılmalı, işin gereği olarak sözlü mülakatın şart olduğu durumlarda ise mülakat esnasında ses ve görüntü kaydı yapılmalı ve bu kayıtlar arşivlenmelidir.

    Bürokraside israf, şatafat, lüks ve rüşvetin tümüyle önlenmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır.

    Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için anlayış devrimi

    Toplam dokuz maddede özetlemeye çalıştığım bu modele şüphesiz ki, çok şey eklenebilir. Elbette bu sisteme geçebilmek için hem Anayasa hem yasa hem yönetmelik hem kamu kurumları tüzüğü hem TBMM iç tüzüğü düzeyinde çok sayıda değişiklik yapılması gerekiyor. Bu nedenle tüm siyasi aktörlerin birlikte hareket etmesi ve bu süreci toplumsal bir katılımla yürütmesi gerekir. Fakat her modelde olduğu gibi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de de gerçek ve kurumsal bir demokrasinin gelişmesi, öncelikli olarak anlayış devrimine bağlıdır. Halkın demokratik çıkarları dışında hiçbir amacı, hedefi, hırsı ve gündemi olmayan siyasi aktörlerin öncülüğünde ve tüm toplumsal kesimlerin el ele vererek oluşturacakları demokrasi ittifakının gücüyle başarılı olunabilir. Kolay değil ama imkansız da değil. Biraz daha samimiyet ve cesaret yeterli olacaktır.

    Belirttiğim çerçevede Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçilirse devlet demokrasiyle buluşmuş olur ve tüm toplumsal sorunların çözümü mümkün hale gelir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin artık kişilerin, grupların veya partilerin devleti olmaktan çıkarılarak halkın devleti haline getirilmesinin zamanıdır.

  • Demirtaş’tan mektup: ‘Kendine bir iyilik yap güzel kardeşim, biraz öteki ol, öteki de biraz sen olsun’

    Demirtaş’tan mektup: ‘Kendine bir iyilik yap güzel kardeşim, biraz öteki ol, öteki de biraz sen olsun’

    Başak Demirtaş, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eşi HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Yaptığı ziyareti Twitter hesabından duyuran Başak Demirtaş, Selahattin Demirtaş’ın mektubunu paylaştı. Başak Demirtaş yaptığı paylaşımda, “Uzun bir aradan sonra Selahattin ile görüşebildik. Morali iyiydi, herkese bolca selamı vardı. Kızımız Delal, Selahattin’in daha önce gönderdiği son mektubundaki bir bölümü kendi el yazısıyla yazmıştı, onu sizlerle paylaşmak istiyorum” dedi.

    Selahattin Demirtaş’ın kızı Delal, babasının kalem aldığı mektubun bir bölümünü kendi el yazısıyla yazdı. Demirtaş’ın mektubu şöyle:

    BAŞKASI OLMA KENDİN OL!

    Böyle çok daha güzelsin! Tamam illaki vardır senin de bir güzelliğin. “Hiçbir işe yaradığın yok” falan da demiyorum. Ama n’olursun hayatında hiç değilse bir defa başkası ol be kardeşim. Zaten herkes ‘kendisi’ olduğu için memleketin bu halde olduğunu görmüyor musun? Başka bir hayat, başka bir dünya, başka bir gelecek olsun ala ben aynı kalayım diyorsun. Bak siz böyle yapınca rahmetli Azer Bülbül’ü dinleyesim geliyor:

    Aman dokunmayın çok fenayım

    Baykuş tünemiş binayım

    Başkaları Kaz Dağları için, Munzur Vadisi için, Hasankeyf için, Karadeniz yaylaları için eylem yapsın, kısmetse ve buralardan geriye bir şey kalırsa ben gezmeye giderim artık diyorsun.

    Erkek cinayetleri ve erkek şiddeti yüzünden sokaklara dökülmüş kadınlar dayak yerken, esas failin senin pespaye ‘erkekliğin’ olduğunu aklının ucundan bile geçirmiyorsun.

    Sendikaya üye oldular diye işten atılan emekçilerin direniş çadırının önünden yürüyüp onların yerine iş başvurusu yapmaya giderken azıcık bile düşünmüyorsun, hem de beş maske dağıtamayıp beş tane F-35 için bin takla atanlara meylediyorsun.

    Fikrimden geceler yatabilmirem

    Bu fikri başımdan atabilmirem

    Neyleyim ki sana çatabilmirem

    ‘BELKİ DE BİR KARA KUŞAKSIN’

    Ne yap et kendin olma yav! Birazcık başkası ol. Ne Türklüğünle övün, ne Kürtlüğünle, ne de utan onlardan. Boynuna bir kimlik asacaksan bırak üstünde ‘sadece insan’ yazılı olsun. Başı örtülüden korkma, beyni örtülüden kork; namaz kılmaya kara çalma, para çalıp namaz kılanı yere çal.

    Kendine bir iyilik yap güzel kardeşim, biraz öteki ol, öteki de biraz sen olsun. ‘Kendin’ gibi olmayanı ‘düşman’ gibi görme, herkesi de kendine benzetmeye çalışma. Zaten tüm ‘kendin’ler iyi olsaydı dünyada hiçbir sorun kalmazdı, azıcık mütavazı ol. X, Y kuşağı mısın, Z kuşağı mısın bilmiyorum. Belki de kara kuşaksın ya da Ekvator kuşağı veya gökkuşağısın; ne kuşağı olursan ol ama kimsenin uşağı olma canım kardeşim.

    Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi?

    Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?

    “Bu böyle gitmemeli” diyorsan, de kardeşim. “Güzelim ülkeyi ne hale getirdiler” diye kahroluyorsan, ol kardeşim, haklısın. Ama kendin olma, olma ki değişim seninle başlasın. Kibirli, öfkeli, kasıntı, riyakar, fosil siyasetçilerden bıktın mı, bık tabi ki, bıkmak sana yakışıyor. Değiştir o halde, ama önce kendini.

    “Oldu o zaman seçim günü gider oyumu kullanırım her şey değişir” diyorsan yok o işler o kadar basit değil. Hem seçim her şeyi güzelleştirmeye yetmiyor. Değiş kardeşim değiş! Sen değiş ki değişsin dünya. Git ‘öteki’ye dokun. Elini tut onun, yemeğini ye, çayını iç. Gözünden öp, elinden öp, yüreğinden öp, sarıl ‘o’na. Profesör müsün, sinema sanatçısı mı, dizi oyuncusu mu? Değişim için oy kullanmayı bekleme, oy kullanacak olanlara git, şimdiden git, pamuk tüccarına da. Hem öğren onlardan, hem de anlat onlara. Daha güzel bir dünyayı anlat. Daha adil bir dünyayı.

    Doktor musun, mühendis, avukat, öğretmen mi? İşsiz misin, işçi, memur, emekli mi? Ev kadını, iş kadını, amazon kadını, öğrenci mi, esnaf, çiftçi, işveren mi? Her neysen ve her neredeysen; tatilde, işte, evde, yurt dışında, hapiste veya sürgünde fark etmez, hemen başla, şimdi başla, en yakınındakinden başla çalışmaya. Seçimi bekleme, seçim günü bütün tercihler netleşmiş olacak zaten. İş sadece seçmeye kalacak. Sen tercihlerinin nedenini öğrenmeye, anlamaya ve değiştirmeye çalış, daha iyisi daha güzeli için çalış. Unutma ki;

    Mevlam birçok dert vermiş

    Beraber derman vermiş.

    Ama önce sen değiş. Kendinden sıkıl, nefret et kendinden, kendine küs, konuşma kendinle. Çünkü kendimiz ettik kendimiz bulduk. Emin ol, müstehakımızdır.

    İtirazlarımızı içimizde yaptık, isyanımızı komşumuz bile duymadı. Kol kırıldı, yen içinde kaldı. Kendi mahallemizdeki çöplerin üstüne dantelli örtüler atınca ortalık mis gibi kokar zannettik, olmadı kardeşim, olmayacağı baştan belliydi, memleketi pislik götürdü. Hiçbirimiz temiz değiliz artık, günahsız olanımız yok. Kimse bize bir şey yapmadı, en çok biz kendimize yaptık, kendimiz olarak, kendimiz kalarak yaptık. Ama yetmez mi bu kadar? Bir musibet bin nasihatten iyidir derler. Bizim musibetimiz bile bini geçti be kardeşim.

    Yeter artık, edi bese!

    Korkma bağır

    Olmadı Hızır’ı çağır

    Hızır senin kalbindedir

    Sen Hızır’sın be güzelim.

  • Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluk incelemesi yapıldı

    Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluk incelemesi yapıldı

    ANKARA – HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın dosya üzerinden tutukluluk incelemesi yapıldı. “Delillerin karartılması” ve “kuvvetli suç şüphesi” gerekçesiyle tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 Eylül 2019 tarihinde, 6-8 Ekim 2014 Kobanê eylemlerine ilişkin soruşturmada tutukluluk incelemesi yapıldı. Ankara 8’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından dosya üzerinden yapılan incelemede, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın avukatlarına haber verilmedi.
    Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13’üncü maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen geçici madde 19/1-c-1 maddesine atıfla dosya üzerinden yapılan incelemede, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluğunun devamına karar verildi.
    Hakimlik, “atılı suçun niteliği”, “mevcut delil durumu”, “tahkikatın sonuçlanmamış olması”, “delillerin karartılması” ve “kuvvetli suç şüphesi” gerekçeleriyle adli kontrolün yeterli olmayacağını ve tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
    NE OLMUŞTU?
    HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında 20 Eylül 2019 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6-8 Ekim Kobanê eylemleri kapsamında “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma”, “Bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürmeye azmettirme”, “Birden fazla kişi ile birlikte gece vaktinde suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla yağmaya azmettirme”, “Bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürmeye teşebbüse azmettirme”, “Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme” iddialarıyla soruşturma başlatılmıştı. Yüksekdağ ve Demirtaş aynı gece soruşturma kapsamında Ankara 1’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmıştı.
  • Demirtaş: Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır!

    Demirtaş: Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır!

    Demirtaş, Londra ziyaretinde gazetemize gündemi değerlendirerek çok önemli açıklamalarda bulundu.

    Erem Kansoy-Yeni Özgür Politika-TelgrafNews

    Kansoy: Sürekli sizinde dillendirdiğniz bir mesele var; darbenin siyasi ayağı. Bu konuda neler söylemek istersiniz

    Demirtaş: “Türkiye’deki darbe sonrası gelişmeler ve darbe sırasındaki gelişmeler dünyanın en tuhaf darbe girişimi olarak algılayabileceğimiz bir süreci bize yaşattı.  Hiç bir şekilde sanki siyasi ayağı olmayan bir darbe girişimi Türkiyede yaşandı, oysa bliyoruz ki her darbenin arkasında siyasi bir güç vardır. Mutlaka Türkiye içerisinde destek aldıkları ciddi siyasi klikler ve kesimler vardır. Ama AKP buna dönük hiçbirşey söylemiyor çünkü bu siyasi klik yani darbeyi destekleyen siyasi kliğin önemli bir bölümü AKPnin içinde ve Erdoğan AKP grubunun ve partisinin dağılmaması için şimdilik bu kısmına dokunmuyor. Yani öğretmenlere sıradan insanlara acımasızca davranan AKP kendi içindeki bakan millet vekili düzeyinde AKP kurucusu düzeyinde belkide darbeye destek vermiş veya darbeden haberdar olan kesimlere dokunmuyor, bu çok iki yüzlü bir tutumdur ve biz zorluyoruz darbenin siyasi boyutunun mutlaka açıklanması ve sorgulanması lazım, AKP sürekli bunun üstünü kapatmaya çalışıyor. Bundan da anlıyoruz ki aslından AKP çok ciddi bir iç krizle karşı karşıya ve bu kriz en yakın zamanda bir patlak verecektir.”

    img_9186
    Selahattin Demirtaş

    Kansoy: Süleyman Soylu “Kürdistan’daki AKP’lileri silahlandıracağız” açıklamasını yaptı. Yine ayni şekilde korucuların zorla hüda par üyesi yapıldığı bilgileri de geliyor. Ne yapılmak isteniyor, siz bu konuda neler yapacaksınız

    Demirtaş: “AKP öncelikle ne orduya nede polise yeterince güvenmediği için sivil bir paramiliter güç oluşturmaya çalışıyor kendi üyeleri ve AKP yanlılarından oluşan bir silahlı güç oluşturmaya çalışıyor ve bunu kendi siyasi çıkarları için bir ordu gibi bir kontr gerilla gücü gibi kullanmak istiyor Süleyman Soylu da bu yüzden bakan yapıldı ve daha çok bu iş için görevlendirildi. Dolayısıyla herkesin tabiki çok dikkatli olması ve kendi meşru savunmasını alabilecek hazırlıkları yapması lazım çünkü bu paramiliter silahlı gücün nerede kime saldıracağı belli olmaz ve Türkiye için çok tehlikeli bir yapılanmadır eski kontr gerillayıda aşan çok acımasız bir paramiliter sivil faşist güç alttan alta örgütleniyor, herkesin çok dikkatli olması lazım.”

    Kansoy: Celal Doğan’ın HDP’li vekiller tutuklanacak açıklaması ile ilgili ne diyeceksiniz

    Demirtaş: “Uzun süredir hükümet bunun için uğraşıyor ve yargıya sürekli baskı yapıyor. Fakat biz ne tutuklanmaktan korkuyoruz nede geri adım atarız ama her zaman halkımızıda tutuklanmaya karşı güçlü bir direniş ortaya koyması için hazırlamaya çalışıyoruz. Ve kesinlikle yurt içinde ve yurt dışında halkımız milletvekili tutuklamalarına karşı en sert tepkiyi ortaya koymalıdır kesintisiz bir direniş sürecine herkes hazırlıklı olmalıdır. Uzun süredir halkta bir öfke var ve bu öfkenin ne zaman patlayacağı hi belli değil, milletvekillerimizin tutuklanması bu öfeknin patlamasını sağlayabilir hükümet bu konuda ayağını denk almalıdır. Bu basit sıradan bir konu değildir çünkü milletvekili halk iradesidir Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır.”

    Kansoy: Ceza evlerindeki işkencelerin yaygınlaşması ile size ulaşan bilgiler ne yönde…

    Demirtaş: “ Durum çok vahim 12 Eylül darbesini aşan işkenceler var karakollarda göz altı merkezlerinde sistematik bir şekilde işkence var ve bu hükümetin desteği ile yapılıyor, adalet bakanı bu konuda çok açık bir şekilde işkencecileri cesaretlendiriyor ve Türkiye’de işkence vakası yoktur kimse işkence var diyemez şeklinde açıklamalar ile işkencenin üstünü örtüyor. Bunların hepsi insanlık suçudur, adalet bakanı ve başbakanda dahil gelecekte bundan yargılana bilirler. Biz bunların hepsinin raporlanması için hukukcuılara avkatlara, insanhaklaı örgütlerine sürekli çağrılar yapıyoruz ve raporlamalar devam ediyor. Belki bugün bunları yargılamak mümkün olmayabilir durumlar yarın obürgun değiştiğinde adalet bakanıda dahil bu işkenceciler  hepsi yargı önüne çıkabilirler, işkenceye karşıda hiçkimse sessiz kalmamalıdır.”

    Kansoy: Şırnak için neler yapmayı planlıyorsunuz

    Demirtaş: “ Halkın çadırlarda bile kalmasına insanlar kendi toprağında çadırda yaşamasına AKP devleti tahamül edemiyor, daha birkaç gün önce çadırları bile zorla söküp kaldırma girişiminde bulundu. Orada bizim 500- 600 civarında konuta ihtiyacımız var ve biz bu konutu yapmak için hazırlık yaptık ama valilik ve bakanlık buna izin vermedi. Şimdi insanlarımız kışı geçirebilecekleri geçici konutları uygun yerlerde yapmak istiyorlar ve bizde yürütüğümüz kampanyalarla halkımıza maddi destek sağlamaya çalışıyoruz, bu konuda çok güçlü bir kampanya yürttük ve bazı kampanyalarıda uluslar arası boyuta taşıyacağız . Önümüzdeki ay ben Kanada ve Avusturya da şadece Şırnak ile dayanışma için toplantılara gidecem ve halkımızın Şırnak’ı desteklemesi için orada bazı kampanyalar yürütülmesini sağlayacam. Biz Botan ve Şırnak halkını kesinlikle yalnız bırakmayacağız herkes emin olsun maddi manevi elimizdeki tüm imkanları onlara ulaştıracağız ve kışı geçirebilecekleir geçici konutlar oluşturacağız. Botan Şırnak halkı asla orayı terketmemeli onlarda zaten bu onuda çok kararlılar bizde onların yanındaız , devletin Şırnak’ı insansızlaştırma projesine karşı duracağız, Şırnak halkının bu onurlu duruşu çok kıymetlidir, ve ne olursa olsun bizde buna sahip çıkacağız.”

    img_9180

    Kansoy: Kolombiya’ya gitmeyi düşünüyormusunuz bir davet varmı

    Demirtaş: “Latin Amerika’dan çok davet aldık sadece Kolombiya değil belki Brezilya, Arjantini’de kapsayan bir dizi gezi gerçekleştirebiliriz. Siyasi gelişmeleri görüp ona göre hareket edeceğiz belki önümüzdeki baharda bir gezi planlayabiliriz.”

    Kansoy: Yurtdışında yaşayan halkımız Kürdistan için neler yapmalıdır

    Demirtaş: “ Buradaki halkımız tabiki çok büyük fedakarlıklar yapıyor ama bunun birazdaha örgütlü güçlü ve disiplinli bir şekilde yapılması gerekiyor. Mali destek ve kampanyalar da çok önemli. Ayni zamanda diplomasi ve kamuoyu yaratma konusunda daha etkili işler yapılması lazım. Özellikle İngiltere gibi Ortadoğu politikasında son derece etkili olan bir devletin Kürt halkına karşı çok daha saygılı olması gerekiyor. Buradaki Kürt halkı ve onun dostları bu konuda hükümeti zorlayacak ve kamuoyu yaratacak işler yapmalıdır, İngiliz kamuoyu eminimki Kürtler’in hakları konusunda çok duyarlıdırlar ama bunu hükümete baskıya dönüştürmek için sadece Kürtler’in değil İngiliz halkınında harekete geçmeis laızm, belki İngiliz halkı Kürtlerin hakları için kendi hükümetine karşı yürüyüş yapalıdır, Kürtler bu konularda daha çok çalışmalıdırlar.”

    Kansoy:  Avrupa’da mülteci sorunu ve İngiltere’nin antidemokratik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz

    Demirtaş: “Mülteci sorunuyla Avrupa’nın genelinde bir ortak kordinasyon çerçevesinde mücadele etmek gerekir, mülteci sorunu için Avrupa’lı hükümetleri bir araya getiriyorlar anlaşmalar imzalıyorlar planlar yapıyorlar ama mültecilerin hakları için mücadele edenler ayni şekilde kordineli çalışmıyorlar yani Yunanistan’daki sivil toplum örgütleri ile diğer tüm Avrupa ülkelerinde mülteci hakları için mücadele verenler ortak eylemler düzenlemelidir. Avrupa genelinde dünya genelinde çok yaygın bir protesto düzenlenmeli ve belki iyi bir çalışmayla dünyanın birçok ülkesinde ayni günde ayni saatde mülteci hakları için herkes sokağa çıkmalı ve devletleri uyarmalıdır. Mülteci sorunu bir insanlık dramıdır ve dünya insanların ortak malıdır mültecilere birer baş belası gibi davranmanılamaz.”

    Kansoy: Susturulmaya çalışılan basınımız ve demokrasi dışı uygulamalar ile ilgili neler söyleyeceksiniz

    Demirtaş: “ Türkiye’de basın üzerindeki baskılar her zamankinden çok daha ağır durumda neredeyse çok daha fazla artık. Kapatılan susturulan kurumlarımızın yeniden yayına geçmesi için uğraşalım ayrıca alternatif alanlar yaratlım. Kürt gençleri sosyal medya kanallrını güçlendirip topluma ulaşmanın yollarınıda bulmalıdır. Artık herkes akıllı telefon kullanıyor, belki Tv’ler aracılığı ile her eve giremeyebiliriz ama artık teknoloji ile aslında her eve girmenin imkanı var bu işten anlayan gençler kafa yormalı ve alternatifler de üretmelidir.”