Tag: tutuklu gazeteciler

  • DEM PARTİ’DEN 6 NİSAN MESAJI : KALEMİNİ HALK İÇİN KULLANAN HER GAZETECİNİN YANINDAYIZ

    DEM PARTİ’DEN 6 NİSAN MESAJI : KALEMİNİ HALK İÇİN KULLANAN HER GAZETECİNİN YANINDAYIZ

    ANKARA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonu, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı.

    “Hakikatin izindeki gazeteciler ölümsüzdür” başlığıyla paylaşılan açıklamada, gazeteciliğin tarih boyunca baskı ve şiddetle susturulmaya çalışıldığına dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Hakikati, halkın haber alma hakkını, toplumsal hafızayı ve demokratik yaşamı savunma biçimi olan gazeteciliği, her dönemin egemenleri ya kendisine hizmet eden bir aparat haline getirmeye çalıştı ya da baskı, şiddet ve katliamlarla susturmaya çalıştı” denildi.

    Türkiye ve özellikle Kürdistan’da gazetecilerin uzun süredir ağır baskı, sansür, tehdit, tutuklama ve suikastlarla hedef alındığı belirtilen açıklamada, “Bugün hâlâ onlarca gazeteci cezaevinde, yüzlercesi yargı kıskacında. Ancak sadece hukuki ve idari yollarla değil, doğrudan yaşam hakları hedef alınarak da gazeteciler susturulmaya çalışılıyor” ifadelerine yer verildi.

    DEM Parti açıklamasında, son 5 yılda Federe Kürdistan Bölgesi ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri saldırılarda 15 gazetecinin katledildiği hatırlatıldı. Bu gazetecilerin savaş suçlarını, sivil ölümleri, kadın cinayetlerini, zorunlu göçleri ve yıkımı belgeledikleri için hedef alındıkları vurgulandı.

    “Bu mücadele yalnızca gazetecilerin değil, halkların mücadelesidir”

    Açıklamada, “Bu düzen hakikatin kayda geçmesini istemiyor. Çünkü biliyorlar ki hakikat ortaya çıktığında yaratmış oldukları çürümüşlük, yalan ve zulüm görünür hale gelir” denildi.

    DEM Parti, hakikat mücadelesi veren gazetecilerin yanında olduklarını yineleyerek şu ifadelerle açıklamayı sonlandırdı:

    “Özgür Basın’ın, hakikat mücadelesinin ve halkların haber alma hakkının yılmaz savunucusu olmaya, bu uğurda direnmeye devam edeceğiz. Kalemini halk için kullanan her gazetecinin yanındayız. Onların kamerası, mikrofonu, not defteri bizlere yol göstermeye devam edecek. Çünkü bu mücadele yalnızca gazetecilerin değil, halkların mücadelesidir.
    Hasan Fehmi’den Metin Göktepe’ye, Gurbetelli Ersöz’den Hrant Dink’e, Musa Anter’den Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’e kadar öldürülen tüm gazetecilerin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
    Hakikatin izinde yürüyen, baskılara rağmen geri adım atmayan, kalemini ve kamerasını halkların özgürlüğü için kullanan tüm gazetecilere söz veriyoruz; sizi unutturmayacağız, mücadelenizi büyüteceğiz, mücadelenizi asla yerde bırakmayacağız.”

  • Gazeteci Aziz Oruç ve Müyesser Yıldız  tahliye edildi

    Gazeteci Aziz Oruç ve Müyesser Yıldız tahliye edildi

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç ile kendisine yardım ettikleri iddiasıyla tutuklanıp ilk mahkemede tahliye edilen Muhammet İkram Müftüoğlu ve HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in yargılandığı davanın 3’üncü duruşması görüldü.

    Ağrı 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuksuz yargılananlar Muhammet İkram Müftüoğlu, Abdullah Elek, Dicle Müftüoğlu, Turgay İlboğa ve Yücel İlhan katılmadı. Gazeteci Oruç ise tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nde Ses Görüntü ve Bilişim Sistemiyle (SEGBİS) duruşmaya katıldı. Oruç’un avukatı Erhan Çiftçiler ile Medya ve Hukuk Çalışmalar Derneği’nden (MLSA) avukat Erselam Aktan da duruşmada hazır bulundu.

    Koronavirüs (Kovid-19) salgını gerekçesiyle basın çalışanlarının duruşmayı takip etmesine izin verilmedi.   Duruşmada söz alan Oruç, önceki beyanlarını tekrarlayarak, herhangi bir örgüt ile irtibatlı olmadığını söyledi. Oruç, salgın nedeniyle yaşamsal riskle karşı karşıya bırakıldığını belirterek, tahliye talebinde bulundu.

    MLSA avukatı Erhan Çiftçiler ise İçişleri Bakanlığı’nın Oruç hakkında yaptığı açıklamaları hatırlatarak, “Mahkemeyi baskı ve stres altında tutan, İçişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan duyurudur. Sonraki duruşmalarda da bu duyurunun altı doldurulmaya çalışıldı. Olay basit bir sınır ihlali suçudur” diyerek, Oruç’un tahliye edilmesini istedi.  Oruç’un tahliyesine karar veren mahkeme heyeti, bir sonraki duruşmayı 16 Nisan 2021’e erteledi.

    ODA TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, TELE 1 Ankara Temsilcisi İsmail Zeki Dükel ile onlara bilgi sağladığı iddia edilen stsubay Erdal Baran hakkında açılan davanın ilk duruşması, Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Yıldız ve Baran’ın tutuklu, Dükel’in ise tutuksuz yargılandığı davada, her üç isim hakkında “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” suçunu zincirleme işledikleri gerekçesiyle 6 yıl 3’er aydan 17 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor. Tutuklu sanıklardan Erdal Baran, duruşmada yaptığı savunmada, bipolor bozukluğu bulunduğunu ve ilaç aldığını, bu nedenle kendi katılmadığı toplantıları katılmış gibi, yaşamadığı olayları da yaşamış gibi anlattığını söyledi.

    Müesser Yıldız ise savunmasında “Huzurunuza gelmeme sebep olan bir iddianame değil, bir intikamnamedir. O yüzden sözlerimin başında bu intikamnameye karşı herhangi bir savunma yapmayacağımı belirtmek istiyorum” dedi. Alınan savunma ve taleplerin ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, yurt dışına çıkış ile Müesser Yıldız’ın tahliyesine karar verdi. Baran’ın tutukluluk halinin devamına karar kılan mahkeme, Dükel’in ise yurtdışı yasağının devam etmekle birlikte hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına hükmetti. Mahkeme, bir sonraki duruşmayı 6 Ocak 2021 tarihine erteledi.

     

  • ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    Van’da gazetecilerin gözaltı alınmasını helikopterden atılan iki köylünün haberinden kaynaklandığına dikkati çeken siyasi parti temsilcileri, “İktidarın faşist yüzünün teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar” dedi.

    Ajansımızın Van bürosuna yönelik bu sabah gerçekleyen operasyonda muhabirlerimiz Adnan Bilen ve Cemil Uğur ile birlikte Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala ve eski gazete dağıtımcısı Şükran Erdem’in gözaltına alınmasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Gözaltına alınan gazeteci Cemil Uğur, Van’ın Çatak ilçe kırsalında operasyona çıkan askerlerin gözaltına aldığı Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıklarını hastane raporuyla belgelemişti. Yine, Şiban’ın gördüğü işkence ve tanıkların ifadeleri başta olmak üzerine olaya dair çok sayıda bilgiyi kamuoyunun gündemine getirmişti.

    Duruma tepki gösteren siyasi parti temsilcileri ise yapılanların halka gerçekleri ulaştıran gazeteciliğe bir saldırı olduğunu söyledi.

     ‘MA HER KESİMİN AJANSIDIR’

    Birleşik Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Burcugül Çubuk, AKP-MHP iktidarının Kürt düşmanlığı konusunda ortaklaştığını hatırlattı. Kürt halkının çok ağır bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Çubuk, bunun haberleştiren Mezopotamya Ajansı’nın da düşman olarak görüldüğünü ifade etti. Özgür basın geleneğinin bu tür saldırılarla sürekli karşılaştığını anımsatan Çubuk, “Musa Orhan haberini ortaya çıkaran, halklara saldırılarda halkın lehine habercilik yapan, gerçeği ortaya çıkaran özgür basın geleneği tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bir yandan bunu yaparken bir yandan da siyasi partiler üzerinde baskılar kuruluyor, HDP’liler tutuklanıyor. Bu saldırıları bir bütün olarak görmek gerekiyor” dedi.

    MA’nın ortaya koyduğu bilgilere sahip çıktığını ifade eden Çubuk, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu saldırının bir karşılığı olarak özgür basının daha direngen bir şekilde var olması olacak. MA sadece belli bir kesimin değil tüm Türkiye halklarının, emekçilerin, kadınların ajansı. Bu da haliyle ajansı sahiplenebilecek çok geniş bir halk kitlesi ortaya çıkarıyor.”

    ‘RÖVANŞ ALMAK İSTİYORLAR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Başkanı Şahin Tümüklü de iktidarın kendi rejim krizini bu saldırılar üzerinden örtmek istediğini aktardı. “Egemenler bütün faşist saldırılarının üstünü örtmek için ezilenlerin örgütlülüğünü ve bu örgütlülüğün sesini insanlara götüren ajansları, gazeteleri yasaklamaya ve engellemeye çalışıyorlar” diyen Tümüklü, “Özellikle helikopterden iki yurttaşın atılması haberinin yapılmasından sonra faşist yüzlerinin teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar. 90’lı yıllarda da benzer uygulamalar sürdürüyorlardı. Sonuçta MA bir görevi yerine getiriyor. Gerçeklerin üzerini örtemeyecekler bunu bilmek lazım. Bu korku, sindirme, tasfiye saldırıları ile de mesajlarını terse çevirmek lazım” diye belirtti.

    ‘ÇIKIŞ ANTİFAŞİST MÜCADELEDE’

    Bu saldırganlığa karşı geniş bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Tümüklü, “MA’ya yapılan saldırı bu faşist politikaların hem üzerini örtmek hem de buna benzer eylemlerinin devam edeceğinin göstergesi. Ama çıkış yolu da var. Çıkış yolu antifaşist mücadeleyi ve sömürgeci siyaset tarzının karşısında birleşmek ve mücadele etmekten geçiyor. Bu anlamıyla MA’nın yanında yer almak mücadelenin büyümesi açısından da şart” dedi.

    ‘SUSKUNLUK YARATMAK İSTİYORLAR’

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise iktidarın topluma gereceğin ulaşmasını istemediğini söyledi. AKP-MHP bloğunun siyasal ve ideolojik hegemonyasını yitirdiğini vurgulayan Yüce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir siyasal iktidar halkın sorunlarından kopmuşsa, deyim yerinde ise halkın sırtında asalak bir ur olmuşsa, kendi iktidarını sürdürülebilmek için her yolu reva görüyorsa, o ülkede vahşet, hukuksuzluk, işkence vaka-ı adliyeden bir olay haline gelir. Suskun, biat etmiş bir toplum yaratmak istiyorlar. İnsanlara köpekli işkence yapılsın, kimse umursamasın, sussun! İnsanlar helikopterden atılsın, kimse umursamasın, sussun! Gazetecilerin gözaltına alınmış olmasının nedeni budur.”

    İktidarın bu kadar baskı uygulamasına karşın dikensiz bir gül bahçesine sahip olamayacağını ifade eden Yüce,  şöyle dedi: “Yeter ki muhalefet doğru bir stratejiyle ilerleyişini sürdürsün. Muhalefetin her bir öbeği kendi yol ve yöntemince AKP-MHP İktidar Bloku’na karşı mücadelesini sürdürsün.”

  • Her gün bizde ölüyoruz!

    Her gün bizde ölüyoruz!

    Geçtiğimiz yıl 100’den fazla gazeteci görevi başında katledildi, dünya çapında 348 gazeteci cezaevinde.

    Erem Kansoy

    Avrupa dışındaki ülkelerde basın özgürlüğünden bahsetmek neredeyse mümkün değilken, binlerce gazeteci işsiz, kurumları faşist yönetimlerce kapatılmış veya kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışıyor. Darp girişimleri, sosyal medyada küfür ve hakaretler de ne kadar normal karşılansa da, Hayır! Normal değil ve aksine üzerine gidip ses çıkartılmalı. Mesleğine aşık gazeteciler bugün olduğu gibi faydalanılıp bir kenara atılmamalı.

    Her gün okuyucular kendilerine yakın gördükleri haber kaynaklarından çok hızlı şekilde habere erişmeye devam ederken, biz habercilerin yaşantısı ve ölüm ile yüzleşmesini kaçımız sorguluyoruz?

    Evet, gazetecilik yorucu bir meslek, işe başlama saatiniz vardır ama çıkış saatiniz belli değildir. Salonların yerine, sokakları tercih edersiniz çoğu zaman… Yeri gelir bir feryadın, yeri gelir bir acının içinde bulursunuz kendinizi… Bazen de içiniz kan ağlarken, cebinizde beş kuruş yokken; şen kahkahaların atıldığı bir zevk masasının halini ölümsüzleştirirsiniz objektifinizde. Annenizi, babanızı, eşinizi hatta çocuğunuzu saatlerce bekletirsiniz ama habere yetişmek veya haberi yetiştirmek için yeri gelir tüm zaman limitlerini zorlarsınız. Aşkla koşmazsanız haberin peşinden çabuk yorulursunuz. İçinizde aşk yoksa yapamazsınız bu işi… Öyle ki tüm bunların karşılığı ölüm, baskı, tehdit ve geçim mücadelesi olmamalıydı gazetecilerin.

    2016’da her 4 günde 1 gazeteci öldü!

    Birleşmiş Milletler’in dünyadaki basın özgürlüğü ile ilgili araştırmaları da bünyesinde yürüten UNESCO, geçtiğimiz günlerde kendi haber sitelerinde yayınladığı bir makaleye göre, geçtiğimiz yıl içerisinde ortalama 4 günde 1 gazeteci görevi başında yaşamını yitirdi. 2016’da UNESCO’ya göre görevi başında ölen gazeteci sayısı 101 fakat bunlar sadece bilinenler.

    Yayınlanan verilere göre ölen gazeteciler, Ortadoğu’da Arap Emirlikleri, Suriye, Irak, ve Yemen ayrıca Latin Amerika ve Karibeanlar’da çoğunlukta yaşamını yitirdi. Makalede yer alan bir diğer bilgi ise her ölümün ardından UNESCO Direktörü Irına Bokova olayının yaşandığı yerlerdeki otoriteleri özellikle arayıp ölümlerin aydınlatılmasını istemiş. Makalede ayrıca hem sorunlu hemde sorunlu olmayan bölgelerde çalışma yürüten gazetecilerin sağlık ve güvenliği ile alakalı bir de protokol oluşturulacağı bilgisi yer aldı. Uluslararası Haber Güvenliği Enstitüsü’ne göre ise 2015 yılında 115 gazeteci

    katledilirken, 2016 yılında ise Kolombiya, Meksika, Afganistan, Irak ve Rusya bölgelerinde en çok gazeteci ölümünün yaşandığı belirtiliyor.

    Öldürülen yerel gazetecilerin sayısı net olarak belirlenemezken, birçok gazetecinin öldürülmeden önce hem kendisinin hem de ailesinin tehdit aldığı ve saldırılara uğradığı da biliniyor.

    Gazeteciler için; Türkiye eşittir hapishane!

    Türkiye’de içi boş bir takım siyasetçiler halen rahatça ‘basınımız özgür’diye yalanlar söylemeyi becerebiliyor. Hem Türkiye hem de Avrupa’da onlarca gazeteciyi hapse atan, katleden, işsiz bırakan, darp eden Türki zihniyetten aksini söylemesi beklenemezdi zaten. Öte yandan uluslararası basın örgütleri ve kurumlar ise Türkiyede gazetecilere yönelik barbar tutum karşısında şok içerisindeler.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonraki araştırmalar neticesinde yine Türkiye. Dünya Basın Özgürlüğü raporunda iki sıra daha gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 151’inci sırada. Önünde Tacikistan, arkasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) raporları ile rakamsal olarak örtüşen uluslararası kurumların raporlarında da belirtildiği üzere, Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı. Yaklaşık 2 bin 500 medya çalışanı ve rakam net olmamasıyla beraber 10 bine yakın tahmin edilen gazeteci ise işsiz. Yargı önündeki, darp edilen, ekstra işlerde çalışıp geçimini sağlamaya çalışan, tehdit ve baskı altındaki gazeteci sayısını kestirmek ise neredeyse imkansız.

    İngiltere ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye hassasiyet

    Özellikle Türkiye’deki gazeteci meslektaşları ve dava arkadaşlarını yalnız bırakmayarak yurt dışında yürüttükleri bilgilendirme toplantıları ve çalışmalar ile yabancı gazetecilerin Türkiye’yi de değerlendirmeleri sağlandı.

    İngiltere üzerinden, Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International), Avrupa Yazarlar Birliği (European PEN), Uluslararası Gazeteciler Birliği (IFJ), İngiltere Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJ) geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’deki gazeteciler ve yüzleştikleri katliamlar, tutuklamalar ile alakalı sayısız açıklamalar yapmıştı. Yine İngiltere’de oluşurulan yabancı gazeteci heyetleri de hem Kürdistan hem de Türkiye’ye gönderilmiş ve gazetecilerin yaşadığı zulüm yerinde incelenmişti.

    Alman Gazeteciler Birliği BM’ye kadar gitti

    Alman Gazeteciler Birliği (DJV) ise, BM yeni genel sekreteri Antonia Guterres’ten, savaş ve kriz bölgelerinde bulunan gazetecilerin daha etkili bir şekilde korunmasını talep etti.

     

  • Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    TC devletinin faşist yönetimleri on yıllar öncesinden günümüze kadar basın ve basın özgürlüğü ile ilgili politikalarında tartışılmaz hep başarısız olmuştur.

    Haber: Erem Kansoy

    Çok önemli basın emekçilerinin katledilmesinden tutunda milyonlara hitap eden basın kurumlarının kapatılması, tutuklama ve göz altılar ile basın emekçilerine yönelik insanlık dışı uygulamalr ile TC devleti yine listelerin sonunda.

    Toplam 180 devlet içerinse basın özgürlüğü sıralamasında ancak 154’üncü sıraya yerleşebilen TC devleti, özellikle ‘benden olmayanı sustururm’ politikaları ile son dönemde yine manşetlerde yerini alıyor.

    PKK yandaşlığı gerekçesi ile defalarca kapatılan gazeteler, Kürt Türk kardeştir diyen ve barış yanlısı yayınlar yapan onlarca kuruma vurulan kara kilitler, Can Dündar ve Ertem Gal’ın inbertlik tutuklanmaları, Zaman gazetesine uygulana kayyum yaptırımı ile TC deveti hükümeti basın özgürlüğü konusunda dünya devletlerinin yüzüne bakamaz hale geldi.

    Basın emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklamaların yanısıra ahlaksız tehditler ve işkenceler yetmezmiş gibi ‘köyün ağası’ edasıyla mahkeme kararı olmadan kaartılan IMC TV sansürü ve tüm bunlara ek olarak çağımızın en önemli iletişim aracı olan internet haberciliğindeki kapatma ve sansür uygulamaları ile her katliam sonrasında neredeyse katliamla eş zamanlı uygulanan yayın yasaklarını da hesaba katacak olursak Türkiye’nin ‘kara listede’ diplerde olması kaçınılmazdır.

    İngiltere’de görevlerine devam eden gazeteci arkadaşlarımıza ‘Türkiye’de basına yönelik yaptırım ve baskıların mevcut değerlendirmesi ile diasporada görev yapan meslektaşlarımızın basın özgürlüğü adına ayni zamanda Türkiye’deki basına yönelik saldırılara dikkat çekmek için neler yapılmalıdır.?” Sorusunu yöneltik. Ney yazıkki bazı meslektaşlarımızın gerek mesleki kaygılar gerekse mevcut durumun yarattığı psikolojik baskı ile ‘beni sokmayan yılan bin yaşasın’ yaklaşımındna kaynaklı sadece deneyimli gazeteci Arif Bektaş ve Faruk Eskioğlun’dan görüş alabildik.

    Ayrıca , Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye yönelik sıcağı sıcağına basın eleştirisi, de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’ın Zaman gazetesine kayyum atanmasına yönelik tepkileri, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepkisinide okuyucularımız için değerlendirdik.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 1

    Arif Bektaş: “Basın emekçileri sesini birleştirmeli”

    Evrensel Gazetesi İngiltere Temsilcisi Arif Bektaş ise gazetemize verdiği demeçte, “Erdoğan ve AKP hükümetinin basın üzerindeki baskıları ve susturma girişimleri, artık girişim olmaktan çıkmış, hukuk dışı uygulamalarla resmen el koyuluyor. “Gazetecilik faaliyetinden dolayı kimse cezaevinde değil” diyen Davutoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül’ün casuzluktan tutuklandıklarını savunmaya devam ediyor. Dündar ve Gül’ün yaptıkları habercilikti ve bizce o haberleri yayınlamasalardı asıl suç işlemiş olacaklardı.

    Muhalif basın üzerindeki susturma faaliyeti devam ediyor. Son olarak Zaman gazetesine kayyım atanması, Zaman’ın yayınına son vermesi için yapılan bir girişimdir.

    IMC TV’ye yapılanın hiç bir tarifi yok zaten. Yasadışı bir şekilde kanalın yayınının, Erdem Gül ve Can Dündar’la canlı yayındayken karartılması aslında, Erdoğan ve AKP iktidarının istediği gibi yayın yapmayan bütün basına yapılmış bir karartmadır.

    Onun için, basının özgürce yayın yapmasını isteyen her gazetecinin sesini birleştirip ve basın üzerindeki bu baskılara ortak ve güçlü bir karşı koyuş sağlamalıdır. İngiltere’de yaşayan gazeteciler olarak da, uzaktan seyretmeden, doğrudan tepkilerimizi göstermeli ve basın üzerindeki baskıların son bulması için harekete geçmeliyiz.” Dedi.

    İngiltere merkezli yayınına devam eden internet gazetesi Açık Gazete yayın yönetmeni tecrübeli gazetecileriden faruk Eskioğlu’da konu ile ilgili gazetemize demeçte bulundu.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 2

    Faruk Eskioğlu: “Zaman’a da sahip çıkmak gerekir”

    “Türkiye’de devrimci demokrat gazetecilere oldu bitti baskı vardı. Sendikanın basından kovulalı 20 yıl oluyor. Sosyal hakların gaspedilmesi medyayı siyasi baskılara açık hale getirdi. Geçen gün İstanbul’da tanınmış başarılı ama sistemle barışık gazeteci bir arkadaşımı aramıştım. İşten atmışlar. Biz devrimci demokrat gazetecileri çemberin dışına itelerken sessiz kalmıştı. Şimdi o meşhur papazın dediği oldu. Kendisini de attılar.

    Cumhurbaşkanı açıkca “Ya taraf olursun ya da bertaraf” demişti zaten. AKP iktidarı sivil bir dikta yönetimi olarak kendisinden olmayanların oksijenini kesmeyi sürdürüyor. Can Dündar, Erdem Gül’ün yargılanması ve İMECE’nin susturulmasının yanısıra Zaman ve Cihan Haber Ajansı’na kayyum atanmasına da hepimiz “haber alma özgürlüğü” adına karşı çıkmamız gerekiyor. AKP’nin eski ortağı Fetullah Cemaati ile onun yayın organı Zaman ve Cihan’ın düzenlediği entrikalardan dolayı ayrıca yargılanmasını da savurmalıyız tabii.

    Londra’da Türkiyeli gazeteciler Türkiye’deki medyanın felç edilmesinden olumsuz etkilendik. Herşeyden önce Türkiye medyasında taraf olmayan bağımsız gazeteciler çemberin dışına itildik, ekmek kapımız kapandı.

    Londra’da Türkiye ve Kıbrıs kökenli gazeteci ve medya çalışanları olarak Türkiye’deki haksızlıklara karşı refleks göstermeliyiz. Açık Gazete ve Evrensel olarak İngiliz meslektaşlarımızı Türkiye’de olup bitenleri bilgilendirdik. Ulusal Gazeteciler Sendikası’nın (National Union of Journalism – NUJ) Can Dündar ve Erdem Gül için destek mektubu yayınlamasını sağladık. İMECE için imza kampanyası başlattık. Tabii bunlar kesinlikle yetersiz ama aslolan meslektaş olarak safları sıklaştırmak gerekir… Tıpkı Nazım’ın dediği gibi: “Gün o gün değil / Sarılıp dürülmesin bayraklar / Duyduğunuz çakalların ulumasıdır / Safları sıklaştırın çocuklar…” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’ye Basın Özgürlüğü Eleştirisi

    Brüksel’deki AB-Türkiye Zirvesi öncesinde Türk Başbakanı Davutoğlu ile bir araya gelen Almanya Başbakanı Merkel’in görüşmede, mevkidaşına Türkiye’deki basın özgürlüğü konusundaki kaygılarını da ilettiği bildirildi.

    Alman Hükümet Sözcüsü Christiane Wirtz’in Berlin’de verdiği bilgilere göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi öncesinde  Brüksel’de bir araya gelen Merkel ve Davutoğlu’nun gündeminde Türkiye’deki basın özgürlüğü tartışmaları da yer aldı.

    Wirtz, Başbakan Merkel’in Davutoğlu ile görüşmesinde Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumunu gündeme getirdiğini söyledi.

    “Kaygıyla izliyoruz”

    Cuma günü Zaman gazetesine kayyum atanması ve gazete binası önündeki göstericilere yapılan polis müdahalesi Avrupa kamuoyunda olduğu kadar, Almanya’da da eleştiri toplamıştı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de konuya ilişkine açıklamalarda bulundu. Steinmeier, yaşananları kaygıyla izlediklerini belirterek, “Özgürlük anlayışı ve özgürlüğün yorumlanması konusunda Türkiye ile tartışmalıyız” dedi.

    AP Milletvekili Vautmans: Böyle bir Türkiye, AB üyesi olamaz

    Zaman gazetesine yapılan baskın ve kayyum atamasına bir tepki de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’dan geldi. Basın bildirisi yayımlayan Vautmans, “Zaman gazetesine yapılan baskın ve gazeteye el konulması, basın özgürlüğüne darbedir. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi söz konusu olamaz” dedi.

    Vautmans, “Cuma günü polis zoruyla Zaman gazetesine yapılan baskın, Türkiye’deki demokrasinin özetini gösteriyor. Türkiye’yi basın özgürlüğüne saygı duymaya davet ediyorum.

    Kayyum’ın ardından oluşturulan Zaman gazetesi, birden Erdoğan’ı manşete çekti ve hayranlık ifadelerine yer verildi. Zaman gazetesi Türk hükümeti hakkında eleştirel kalan en son büyük gazete olarak biliniyordu. Bu olanlar basın özgürlüğünü ciddi bir şekilde ihlal ediyor ve muhalefetin sesi kapatılıyor. Bu Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz.” şeklinde konuştu.

    “SANKİ ERDOĞAN BİLEREK PROVOKE EDİYOR”

    AP milletvekili Hilde Vautmans, Avrupalı liderlerin Türkiye’de basın özgürlüğüne yapılanları kabul etmemesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye, mülteci krizinden dolayı bundan sıyrılabilecekse bu bizim değerlerimizi hiçe saymak demektir. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tür antidemokratik hareketleri bilerek yapıyor ve provoke ediyor.” dedi.

    Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepki gösterdi.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF’ten yapılan yazılı açıklamada Erdoğan’ın alışılmış şekilde bir kez daha kayyum yoluyla Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesine el koyduğuna değinildi. Açıklamada “Erdoğan’ın despotik döngüsü nerede sonlanacak?” sorusu yöneltildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire imzalı açıklamada “Gülen Cemaati’nin siyasi ayağını tasfiye etmek ve Zaman Gazetesine kayyım atamak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargıyı araçsallaştırdığı” yorumu yapıldı.

    Açıklamada bunun gayrimeşru ve kabul edilemez olduğuna vurgu yapıldı. RSF, bu ideolojik ve hukuka aykırı operasyonun Erdoğan’ın “otoriter sürüklenmeden despotik döngüye girdiğinin” göstergesi olduğuna vurgusuda yapıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, gazetecileri terörü desteklemek ya da Erdoğan’a hakaretten ağır para cezalarına çaptırmakla yetinmeyen Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sınırları zorlayarak Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesinin kontrolünü eline aldığını yazdı.

    RSF açıklamasında, Fethullah Gülen’e yakın Türkiye’de 600 bin tiraja sahip Zaman Gazetesi’nin Erdoğan ile cemaatin yakın bağlarının sonlandığı 2012’den beri hedefte olduğu hatırlatıldı. Bu tarihten itibaren bu gruba ait medya organları ve buralarda çalışan gazetecilerin sürekli suçlamalarla karşı karşıya kaldığına da değinildi.

    DAY-MER: Özgür Basın Susturulamaz, İmc Karartılamaz !

    IMC TV’nin karartıldığı gün konuya ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan Türk Kürt Toplum Dayanışma Merkezi Day-Mer yöetimi de bilirisinde, “Türkiye’de, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye olmasına biraz da olsa sevinebilmişken, aynı gün 120 haber sitesinin twitter hesabının kapatılması ve ekran karartılması ile karşılaştık.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcısının,TÜRKSAT’tan, İMC TV’nin yayınlarını durdurmasını istemesi emir telakki edilerek yıldırım hızıyla İMC TV’nin yayını kesildi. Hem de ironik bir biçimde, daha ayaklarındaki cezaevi tozu gitmemiş Can Dündar ve Erdem Gül canlı yayındayken. Gerekçe ise Türkiye’de artık hiç kimseye yabancı değil. İktidarla uyumlu olmayan herkese, her kuruma yöneltilecek klasik suçlama “terör örgütü propagandası yapmak.”. Mahkeme kararlarını bile tanımayan bir Cumhurbaşkanı tarafından ülke yönetiliyor.

    Can Dündar ve Erdem Gül’in tahliyesinin ardından bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme kararını tanımadığını söylüyor. Mahkeme kararlarını tanınmadığı bir ülkede basın üzerindeki baskıların boyutu ortadadır. IMC TV de, yandaş hale getirilemediği için sesi kesilmeye çalışılıyor. Siyasi iktidarın satın alamadığı, susturamadığı basın-yayın kuruluşlarına yönelik baskılarının sadece IMC ile sınırlı olmadığını biliyoruz.

    Başta Evrensel Gazetesi olmak üzere bir çok basın yayın kuruluşunun sosyal medya hesaplarına el konulması ve hedef gösterilmesi, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa ve tüm dünyada da kaygı ile izleniyor.” İfadelerine yer verilmişti.

    “Habere özgürlük istiyoruz”

    TGS, TGC, ÇGD, DİSK Basın İş, Haber-Sen ve Basın Enstitüsü ortak bir imza kampanyası başlattı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Haber Sen ve Basın Enstitüsü Derneği tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve habere özgürlük için uluslararası bir kampanya başlattı. Kampanyaya Avrupa Gazetecilik Federasyonu (EFJ) Uluslarası Gazetecilik Federasyonu (IFJ), IPI, Medya Etik Ağı (EJN) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) destek veriyor.