13 yaşında Muhammed adında bir çocuk da, testi negatif çıktığı söylenip hastaneden taburcu edilmesinden sonra hayatını kaybetti.
Author: ali
-

Covid-19: İngiltere’de 1.7 milyon kişi hastalanmış olabilir
Ulusal sağlık sistemi NHS verilerine göre, 1.7 milyondan fazla kişi Covid-19 kapmış olabilir.Açıklanan rakamlar, 18- 31 Mart tarihleri arasında, insanlardaki semptomlarına dayanarak potansiyel koronavirüs vakalarına işaret eden 1.486.651 web tabanlı değerlendirme olduğunu gösteriyor.Ayrıca, NHS 111 ve 999 telefon hatları üzerinden yapılan 243.543 değerlendirmelerde, insanların muhtemelen hastalığa yakalanmış olduğu sonucuna varıldı.Bu, bugün açıklanan rakamların hızlı büyümesiyle de doğrulanıyor.31 TÜRKİYELİ ÖLDÜBugünkü rakamlara göre, Koronadan ölen Türkiyeli ve Kürdistanlı sayısı ise 31’i buldu. -

Londra’da kahvehaneye ‘koronavirüs’ baskını
Londra’da koronavirüs salgınına karşı halk sağlığını tehlikeye atan ve kumar oynatan Türkiyeliye ait bir kahvehaneyi basan gençler ‘sivil’ tepki göstererek, işletmeyi kapattı.
Koronavirüs salgınına karşı özellikle Londra’da Kürt Halk Meclisi ve demokratik kitle örgütlerinin uyarılarına rağmen, halen bazı Türkiyeli işletmeler kahvehane gibi işletmelerini açık tutuyor. Yasak olmasına rağmen gizli bir şekilde çalıştırılan ve kumar oynatılan bu mekanlara tepkiler ise sürüyor. Halkın şikayeti üzerine bir grup Kürt genci, Londra Dalston bölgesinde bulunan ve kumar oynatılan bir kahvehanenin koronavirüs salgınına karşı halkın sağlığını tehlikeye attıkları gerekçesiyle sivil tavır koydu. Kahvehaneyi basan Kürt gençler, “Bu halkın sağlığı ile oynatmayız. İnsan hayatı ile oynatmayız. Sizler burada bu virüsü alıp evleriniz de eşlerinize çocuklarınıza bulaştıracaksınız. Sorumsuzca yaklaşımınızdan dolayı sizin canınız değil ama o çocukların o ailelerin canlarını değerli buluyoruz. Burayı derhal kapatın” dediler.
Mekan çalışanı ise özür dileyerek, işletme sahibinin baskısı ile kahvehaneyi açık tuttuklarını söyledi. Kahvehaneye kilit vuran gençler, bu durumun devam etmesi halinde daha sert tavır takınacaklarını ifade etti.
-

Roj Women’dan aile içi şiddete karşı ‘destek hattı’
Roj Kadın Vakfı tarafından aile içi şiddete karşı bir yardım hattı oluşturarak, kadınlara yönelik hukuki ve sosyal destek oluşturuyor.
Koronavirüs dolayısı ile milyarlarca insan eve kapanırken, istatistikler ve açıklamalar aile içi şiddette ise artış olduğunu gösterdi. Merkezi Londra’da bulunan Roj Women Association (Roj Kadın Vakfı) tarafından aile içi şiddete karşı destek hattı oluşturuldu. Bu kapsamda özellikle aile içerisinde şiddete uğrayan, kadın ve çocuklar için ilgili kurumlara yönlendirmeler yapılırken, acil destek için ise bir telefon hattı kuruldu.
Roj Kadın Vakfı’na ait ‘07883499973’ nolu numarayı arayıp destek alıp ilgili kurumlarla rahat ilişki kurula bilinecek. Bu numara arandığında tüm görüşmeler gizli tutulacak ve tercümanlık dahil her konuda destek sunulacak.
Aile şiddete uğrayanlara yönelik bir bildiri de hazırlanarak, acil tehlike içinde olanların ‘999’ nolu polis hattını aramaları istendi. Polisin acil olarak koruma ve güvenlik sağlayacağı belirtildi.
Aile içi şiddet maruz kalındığın da aranabilecek diğer kurumlar ve görevleri ise şöyle:
*ÜCRETSİZ 24 SAAT ULUSAL AİLEİÇİ ŞİDDET YARDIM HATTI
Eğer yapabileceklerinizle ilgili konuşmak istiyorsanız, Women’s Aid ve Refuge’ün ortaklığıyla çalışan Ücretsiz 24 Saat Ulusal Aile İçi Şiddet Yardım Hattı’nı 0808 2000 247 nolu telefondan arayabilirsiniz. Yardım Hattı Language Line’nın (Dil Hattı) üyesidir ve bir tercümana ulaşmanızı sağlayabilir Bu hat aile içi şiddete maruz kalan kadın ve yakınlarına duygusal destek ve bilgi sağlar. Yardım Hattı tam eğitilmiş, tümü kadın çalışan ve gönüllülerden oluşmuş olup, 24 saat, haftanın yedi günü hizmet vermektedir. Bütün konuşmalar gizli tutulur ve ülkenin neresinde olursanız olun, ücretsizdir.
Yardım Hattı görevlileri sizinle eldeki seçenekleri tartışır ve hakkında bilgilendirilmiş bir seçim yapmanıza yardımcı olurlar. Ne istemediğiniz bir seçimi zorla yapmak durumunda kalacaksınız, ne de hazırlıksız bir karar verme sizden beklenecektir.
LGBT’LİLER İÇİN YARDIM HATTI
Aile içi şiddete maruz kalan LGBTİ+ kişiler için de ulusal bir yardım hattı mevcuttur. Saat sabah 9 ile 1 arası, ve öğleden sonra 2 ile 5 arası, Pazartesi’den Cuma’ya kadar Broken Rainbow Yardım Hattı’na 08452 604460, minicom 0207 231 3884 nolu telefonla ulaşabilirsiniz.
-

İngiltere’de 13 yaşındaki çocuk korona virüsünden öldü
İngiltere’de sağlık sorunu olmadığı belirtilen 13 yaşındaki bir çocuk, Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
İngiltere’de sağlık sorunu olmadığı belirtilen 13 yaşındaki bir çocuk, yeni tip korona virüsü (Covid-19) nedeniyle hayatını kaybetti. 13 yaşındaki İsmail Mohamed Abdulwahab, korona virüsünün İngiltere’deki en genç kurbanı oldu.
Aile tarafından yapılan açıklamada, “İsmail, belirtiler göstermeye başladı ve nefes almakta zorlandı. Kings College Hastanesine kaldırıldı. Önce solunum cihazına bağlandı, ardından suni komaya sokuldu ama ne yazık ki dün sabah öldü” ifadesine yer verildi.
Aile, çocuklarının bilenen bir sağlık sorunun bulunmadığını ve virüsün son derece bulaşıcı olması nedeniyle son anlarında çocuklarının yanında olamadıklarını kaydetti.
King’s College Hastanesinden yapılan açıklamada ise çocuğun ölümü doğrulanarak, “Ne yazık ki Covid-19 testi pozitif çıkan 13 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti” ifadesi kullanıldı.
İngiliz basında yer alan haberlerde ise cenazenin henüz aileye teslim edilmediği, çocuğun yaşı ve eşlik eden sağlık sorunu olmadığı için otopsi yapılmasının planlandığı kaydedildi.
Bu arada açılan bağış sayfasında, cenaze masrafları için 6 bin sterlin toplandı.İngiltere’de Covid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı bir günde 393 artarak 1801’e ulaşmıştı. Ülkede vaka ve ölü sayısının gelecek 2-3 hafta boyunca artmaya devam etmesi öngörülüyor.
-

Fiziki mesafeye ‘Evet’/ Sosyal mesafeye Hayır!
İBRAHİM AVCİL
Koronavirüs salgınının tüm dünyayı etkisi altına almaya başlaması ile beraber çok sıkça duyduğumuz bir terim hepimizin gündemine oturdu. İlk bakışta saf ve duru duygular ile ifade edilmiş bir terim gibi dursa da aslında burjuva yaşam tarzının bir yansımasının sonucu olarak açığa çıktığı aşikar olan bir terim.
Burjuvazi tarihsel olarak insana bakışında onu hep bencil olarak tanımlamış, bu duyguyu bütün araçları ile alabildiğine insanların benliğinin bir parçası haline getirme çabası içerisinde olmuştur. Bencilliğin insan doğasının bir parçası olduğunu ve onun karakterinin doğuştan gelen ayrılmaz bir unsuru olduğunu savunan politik yaklaşım, özünde insanın kollektif ve sosyal varlık olma duygusunu ortadan kaldırmaya dönük bir politik çabadan başka bir şey değildi.
İnsanların ve toplumların yabancılaşması daha çok sınıflı toplumların ortaya çıkması ile beraber ortaya çıkan bir gerçeklik. Dolayısı ile bencillik aslında doğallığında gerçekleşen bir durum değil aksine insanların içerisinde yaşadığı koşulların bir ürünüdür. Bencillik sınıflı toplumlar ile beraber ortaya çıkan bir gerçeklik olsa da ayyuka çıkışı esasen Kapitalist toplumun yarattığı sorunları aşarak varlığını koruyabilme çabasının sonucudur.
Oysa insanlıktan ve insani değerden yana olan herkes içten içe bencilliğe karşıdır. Kuşkusuz Kapitalist toplumun bazı özellikleri bu insanlara da nüfz etmiştir ancak yine de zor zamanlarda bencilliği bir tarafa bırakarak hayatlarını riske etme pahasına da olsa Kapitalist dayatmanın dışına çıkıp toplumsal dayanışmayı büyütmeyi başarıyorlar.
İçerisinde geçtiğimiz günlerde ‘gemisini kurtaran kaptandır’ diyip bir kenarda sadece kendisini koruyan insanlar var kuşkusuz ama aynı zamanda can feda çalışıp başkalarının yardımına koşan, onları yanlız bırakmayan, kapılarına temel gıda ve ilaç malzemeleri götüren, dayanışma gruplarının içerisinde yer alan milyonlarca insanda var.
Sosyal mesafe adı altında bilinç altına gönderilen mesaj çok açık; ‘Kendinizi kurtarın’, ‘başkasını düşünmeyin’. Böylelikle bu salgından daha bencil, daha bireyci bir toplum yaratılma çabası tüm hızıyla devam etmekte.
Sadece bencillik değil bu sosyal mesafe terimi ile üretilen ve dayatılan şey. Kapitalist düzenin beslendiği her şey gündemleştirilmektedir. ABD başkanı Donald Trump’ın Covid-19 için ısrarla Çin virüsü demesi ve bu virüsten kaynaklı milyonlarca Çin’linin ırkçı saldırı ve hakaretlere maruz kalması diller, dinler, ırklar arasındaki sosyal mesafeyi de çok derinden etkilemektedir.
Avrupa’daki faşistler bu salgını fırsat bilip, salgının yabacılardan kaynaklı oluştuğu propagandası ile yabancı düşmanlığını alabildiğine körüklüyorlar.
Bu virüs sonrası dünyadaki yaşamın bundan öncesi gibi devam etmeyeceği aşikar. Ancak bundan sonrasında insanlık için daha iyi ve yaşanılabilir bir dünya istiyorsak eğer, sosyal mesafeleri parçalayarak, bencilliği ve bireyciliği bir tarafa atarak bunu başarabileceğimizi görmemiz gerekir.
Hastalığın temas yolu ile bulaştığı gerçekliği ortada ama buna karşı çözüm sosyal mesafe değil fiziki mesafedir.
Gelin hep beraber olalım, birlikte dayanışma içerisinde birbirimizin ihtiyacını karşılayarak bu süreci güçlü bir şekilde atlatıp bireyciliğe karşı kollektif yaşamı büyütelim.
-

Koronavirüs, akbabalar ve para dağıtma safsatası
Arif Bektaş
Hiçbir devlet halkına para dağıtmıyor. Tam tersine, hepsi halkının cebindekine göz dikmiş durumda.
Almanya, ABD, Fransa gibi ülkelerde muhabirlerimiz, bu ülke yönetimlerinin, virüs nedeniyle sermayenin göreceği zararlar karşısında duydukları kaygıyı, can kayıplarına duydukları kaygıdan daha önde tuttuklarını bildirdiler. Sayfalarımızda bunları gördük. İngiltere’de de durum öyle.
Son örneği Türkiye’de ortaya çıktı. Aslında fırsat kolluyorlardı. “Şimdi tam zamanı” diyerek düğmeye bastılar. Tüm halk, “ne tür önlem ve ekonomik destek açıklaması olacak” diye beklerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir bağış kampanyası başlattı ve kendisi de 80 bin liralık maaşının 7 aylığını bağışladı. Halk, destek beklerken, bir baktı ki elindeki isteniyor. Şaşırdık mı? Hayır.
Erdoğan maaş almasa hiçbir şeyi eksilmez. Tüm harcamaları, devlet ödeneklerinden, bunlar da halkın vergilerinden karşılanıyor. Saraylar, uçaklar, gemiler, arabalar, korumalar, ejder suları vs. Ama işte, “hep bana hep bana” demek böyle bir şey. Tüm bütçe olanakları gibi, ülkenin bütün büyük işletmelerinin bağlandığı Varlık Fonu’nun kullanımı kendi elinde zaten.
Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasına büyük tepkiler geldi. Doğru tepkilerdi. Fakat, buna şaşırmak yersiz. Çünkü bunlar kapitalistlerin sözcüleridir, onların politik arenadaki temsilcileri ve koruyucularıdır. İşçi ve emekçileri kapitalistlere köle eden yürütme organıdır. Kendileri de bu durumdan nemalanarak birer kapitalist olmuşlardır.
İNGİLTERE İYİ BİR ÖRNEKTİR
Koronavirüs İngiltere’de de yayılmaya başladığında, Başbakan Boris Johnson ve Maliye Bakanı Rishi Sunak basının karşısına çıkarak bir önlem paketi açıkladılar. Bu paketin içinde, daha çok ekonomik önlemler vardı. Yani, salgına karşı yapılacak mücadelenin en önemli adımı olarak, ekonomik sıkıntılar onların gündemindeydi.
Ulusal Sağlık Servisi (NHS) bünyesinde çalışan ve son bir yıl içinde işine son verilen 50 bin sağlık emekçinin işine neden son verildiğine değinilmedi bile. Son seçimlerde vaad edilen 20 bin yeni sağlık emekçisinin işe alınması henüz hayata bile geçmeden salgın ülkeyi vurdu. Aslında 50 bin sağlık çalışanının işine son verilmişken, 20 bin yeni sağlık emekçisi vaadi, işten atılan sağlık emekçisi sayısının 30 bin olması anlamına geliyor.
Hatta 13 yeni hastane vaadi de vardı. Bu da gerçekleşmedi. Gelinen aşamada, NHS salgına mücadele etmede son derece yetersiz haldedir. Kesintilerle NHS zaten “kuşa” çevrilmişti.
EKONOMİK PAKETTE NE VARDI
Başbakan ve Maliye Bakanı, ilk ekonomik paketi açıklarken, aynı zamanda herkesin evinde kalmasını da duyurdular. Bu çağrı sermaye gruplarını endişelendireceği için Başbakan Johnson aynı basın açıklamasında kapitalistlere bir çağrı daha yaptı: “İşverenlerimize sesleniyorum, kimseyi işten atmayın. Ne zararınız varsa karşılayacağız. Hükümet arkanızdadır.”
Açıklanan, toplamda 350 milyarlık bir paketti ve açıktan ilan edildi. 330 milyarı sermaye gruplarına, yani işverenlere verilmek üzere ayrılmıştı. Geri kalan 20 milyar ise, sosyal yardım alanların yardımlarına, yıllık toplam bin sterlin zam ve küçük esnafa kredi için ayrılmıştı. 2020 sonuna kadar sunulan bu olanak, daha sonra geri ödemesi yapılmak üzere verilecekti. Sermayeye verilen 330 milyar ise tam anlamıyla hibe idi.
Şöyle bir hesap yapalım; İngiltere’de toplam işçi sayısı 27 milyon. Küçük esnaf ve kendi işini yapanlar da eklendiğinde 33 milyon kişi çalışıyor. Yaklaşık bir milyon kişi ise, milyonerler. Yani 1 milyondan fazla geliri olanlar.
Sermayeye dağıtılan 330 milyar, çalışanlara dağıtılmış olsa, her birine 10 bin sterlin düşüyor. Bu da, 67 milyonluk ülkede herkesin yıl sonuna kadar harcayacağı bir parasının olması ve geçimini sürdürebilmesi anlamına geliyordu. Ancak böyle olmadı tabii.
Hesap bu kadar basitken, neden 330 milyar sermayeye ve bir miktar da geri kalan kesimlere dağıtılıyor? Yeni açıklanan paketlerle birlikte, toplamda 420 milyar sterlin harcama yapılması bekleniyor.
Yani 420 milyar sterlin masraf da olsa, bunun büyük bir bölümünün sermayeye kaydırılması hükümetin temel hedefi oldu.
SAĞLIK SERVİSİNİ YÜK GÖREN ANLAYIŞ
Sağlık servisi NHS, kemer sıkma politikalarının en acımasız uygulandığı alanlardan oldu. Pratisyen doktorlardan, hemşirelere kadar, mahalle doktorlarından hastanelere kadar, son yıllarda yapılan kesintilere karşı halktan ve sendikalardan yoğun tepkiler geldi. Bunların hepsine hükümet yetkilileri; “Sağlık servisi bizim üzerimize çok yük oluyor. Masrafları kısmamız gerekiyor” diye karşılık verdi hep.
Sonuçta, bir salgının başlangıç günlerinde, yatak ve yoğun bakım sıkıntısı baş gösterdi. Doktor yetersizliği hemen ortaya çıktı. İngiltere’de binlerce sağlık personeli ağır iş koşullarından dolayı işi bırakıp, okullarda, bankalarda ya da başka işlerde çalışmaya başlamış ya da emekli olmuşlardı. Hükümet onları bu krizde göreve çağırdı. Hükümetin saldırılarına rağmen, 20 bin kişi sağlık alanında çalışmaya hazır olduğunu açıkladı. Ama testlerinin yapılması ve sağlık tedbirlerinin alınması koşuluyla.
Hala binlerce doktor evinde bekliyor. Test olmayı bekliyor. Bu kadar hızlı yayılan bir salgının önlenmesi için kolları sıvayan sağlık emekçilerinin mücadeleye girmesi bile yavaştan alınıyor. Günde en az 25 bin test yapılacağı sözünü veren Johnson, günde 10 bin test bile yapmadı. BMA bas bas bağırarak, “Doktorlarımız evde bekliyor. Test olup bir an önce işe başlamak istiyor” demesine rağmen bu gerçekleşemiyor.
Doktorlar hayat kurtarmak için can atıyorlar. Ancak gerekli koşullar yaratılmıyor. Ama, bu salgının etkisiyle zarar görme ihtimali olan sermayedarlara anında 330 milyar aktarıldı.
BAZILARI KIRINTI BAZILARI DA IBAN NUMARASI VERİYOR
İşte, İngiltere örneği bir kez daha bize şunu anlatıyor. Kapitalistlerin iktidar olduğu hiçbir ülkede, halkın sağlığı ve çıkarları düşünülmez. Onlar, her durumda elde edecekleri kârı, işçi ve emekçileri savunmasız bırakacak pozisyonu hesaplarlar.
Sonuç olarak, dünyanın hiçbir yerinde halkına para dağıtan bir hükümet ve devlet yok. Bazıları kırıntı dağıtıyor, ama bu, gelişebilecek halk tepkilerini gözetmek üzere alınan bir önlem.
Türkiye’de ise çok daha uçuk bir şekilde yaşanıyor. Halka “kırıntı” bile yok. Tam tersine, hasta sayısı, ölüm sayısı gizlenip, doğruların kamuoyu tarafından bilinmemesi için, konuşan tehdit edilip susturuluyor. Bu da yetmezmiş gibi, onca yandaşın palazlandığı ülkede, onların işlerinin yolunda gitmesi için işçilere çalışmaları talimatı verilerek, üstüne bir de halka İBAN numarası veriliyor.
Halkın gerçek temsilcilerinden oluşmayan her iktidar, eline geçecek her fırsatta halkın, alın terine ve cebindekine göz diker.



