Author: ali

  • Gik-Der Festivalinin bu yılki teması; ırkçılık ve faşizm

    Gik-Der Festivalinin bu yılki teması; ırkçılık ve faşizm

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der) bu yıl gerçekleştireceği 11’inci kültür sanat festivalini ırkçılık ve faşizm teması ile gerçekleştiriyor. Dün gerçekleştirilen bir resepsiyon ile startı verilen festivalin finali 14 Temmuz’da yapılacak park festivali ile son bulacak.

    Kuzey Londra’da bulunan Gik-Der binasında gerçekleştirilen resepsiyona Haringey belediye başkanı ile beraber çok sayıda kurum temsilcisi, belediye meclis üyesi ve Gik-Der üyeleri katıldı. Resepsiyonda Gik-Der eş başkanları, Haringey Belediye Başkanı Sheila Peacock, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer, Britanya Demokratik Güçbirliği ve belediye meclis üyeleri birer konuşma yaptı. Yapılan konuşmalarda Irkçılığın ve faşizmin yaşamın her alanında hissedildiği ve buna karşı birlikte örgütlenmenin gerektiği ifade edildi.

    ‘Japon Kuklası’ tiyatro oyunu sahnelenecek

    Bu yıl 11’incisi gerçekleştirilecek festivalde Gik-Der tiyatro topluluğunun hazırladığı Japon Kuklası oyunu sergilenecek. Italyan siyasi tiyatro yazarı Dario Fo’dan Japon Kuklası ve Hamile adlı iki kısa komedi oyunu oynayacak. Oyun işci sınıfının ve kadınların yaşadığı problemleri esprili bir dille anlatıyor. Oyun 15 Haziran’da saat 15:00 ve 20:00’de 16 Haziran’da ise saat 14:00 ve 18:00’de Gik-Der’in bulunduğu Wedge House’da gerçekleşecek.

    Çocuk Şenliği 16 Haziran’da

    Festival kapsamında yapılacak çocuk şenliği 8 farklı yöre derneği ile birlikte organize ediliyor. 16 Haziran günü saat 12:00’de başlayıp gün boyu sürecek olan çocuk şenliği kapsamında kil-toprak çalışması, tohum ekme, yüz boyama, resim masası gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek. Şenlik Edmonton’da bulunan BAF yerleşkesinde yapılacak.

    Park Festivali 14 Temmuz’da

    Programın finali 14 Temmuz’da Edmonton’daki Pymmes Park’ta yapılacak park festivali ile son bulacak. Park Festivalinde Suavi, Halit Bilgiç, Canan Sağar, Matilda’s Scoundrels ve Grup Yardil sahne alacak.

    Gik-Der 11. Kültür Sanat Festivali

     

  • Binlerce Kişi ‘Barış’lar Ölmesin’ diye yürüdü

    Binlerce Kişi ‘Barış’lar Ölmesin’ diye yürüdü

    Bıçaklı saldırı sonucu ağır yaralanan ve geçtiğimiz Pazartesi günü tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Barış Küçük için 5 binin üzerinde kişi yürüdü. ‘Barış’lar Ölmesin’ diye yürüyen binlerce kişi hükümeti ve toplumsal organizasyonları harekete geçmeye çağırdı.

    Küçük ailesinin taziyeleri kabül ettiği Kürt Toplum Merkezinde toplanan binlerce kişi bıçaklı saldırının yaşandığı Seven Sisters caddesine kadar yürüdü. Britanya Demokratik Güçbirliği tarafından organize edilen yürüyüşte üzerinde Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak ’Barış’lar Ölmesin’  yazılı pankart açılırken Barış’ın fotoğrafları taşındı. Aralarında Londra Büyükşehir Belediye başkan yardımcısı ve Kuzey Londra belediye meclis üyelerinin de bulunduğu çok sayıda kurum temsilcisi de yürüyüşte hazır bulundu. Küçük ailesi de yürüyüşe katılırken bir süre önce yine bir bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden Kaan Aslan’ın annesi de katıldı.

    Saldırının yaşındığı yere kadar yürüyen binlerce kişi, olay yerinde bir oturma eylemi gerçekleştirerek bir basın açıklaması yaptı. Britanya Demokratik Güçbirliği adına Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Nejla Ari tarafından okunan basın bildirisinde Londra sokaklarının her gün giderek güvensizleştiğini ve bunda hükümetin politikalarının büyük sorumluluğu olduğunu ifade etti. Haringey Belediye Lideri Joe Ejiofor da yaptığı açıklamada hükümetin kesintilerinin bu suçların artmasında etkili olduğunu belirterek, hükümete bu konuda doyurucu adım atmaları çağrısı yaptı. Geçtiğimiz yıl yine bir bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden 20 yaşındaki Kaan Aslan’ın annesi de bir konuşma yaparak, oğlunun cinayetinde yer alan 6 kişinin halen dışarıda olduğunu ifade etti.

    Katil Zanlısı Tutuklandı

    Barış Küçük’ün katil zanlısı Adam Tarik bugün çıkarıldığı Highburry Magistarates mahkemesi tarafından tutuklandı. Katil Çarşamba günü Londra Merkezi Ceza Mahkemesinde tekrardan hakim karşısına çıkacak.

    1 Haziran sabahı Haringey’de bulunan Seven Sisters caddesi üzerinde bıçaklı saldırıya uğrayan Barış Küçük (33) kaldırıldığı Royal London hastanesinde 3 Haziran’da yaşamını yitirmişti. Küçük’ün cinayeti ile ilgili gözaltına alınan katil zanlısı Suriye uyruklu Adam Tarık (24) çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. Katilin başka suçlardan da sabıkasının olduğu ortaya çıktı.

    Cinayet ile ilgili daha önce gözaltına alınan 17 yaşındaki zanlı ise polisler tarafından serbest bırakılmıştı.

  • Barış’ın katil zanlısı tutuklandı

    Barış’ın katil zanlısı tutuklandı

    Geçtiğimiz Pazartesi günü tedavi gördüğü hastahanede yaşamını yitiren Barış Küçük’ün katil zanlısı Adam Tarik Highburry Magistarates mahkemesi tarafından tutuklandı. Zanlı Çarşamba günü Londra Merkezi Ceza Mahkemesinde tekrardan hakim karşısına çıkacak.

    1 Haziran sabahı Haringey’de bulunan Seven Sisters caddesi üzerinde bıçaklı saldırıya uğrayan Barış Küçük (33) kaldırıldığı Royal London hastanesinde 3 Haziran’da yaşamını yitirmişti. Küçük’ün cinayeti ile ilgili gözaltına alınan katil zanlısı Suriye uyruklu Adam Tarık (24) çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. Katil zanlısının başka suçlardan da sabıkasının olduğu ortaya çıktı.

    Cinayet ile ilgili daha önce gözaltına alınan 17 yaşındaki zanlı ise polisler tarafından serbest bırakılmıştı.

  • Barış’ın Katil Zanlısı Gözaltına Alındı

    Barış’ın Katil Zanlısı Gözaltına Alındı

    Kuzey Londra’nın Haringey bölgesinde Cumartesi sabahı (1 Haziran) yaşanan bıçaklı saldırıda yaşamını yitiren Barış Küçük’ün (33) katil zanlısı polisler tarafından gözaltına alındı. 

    Pazartesi (3 Haziran) günü saldırının yaşandığı Seven Sisters caddesi üzerinde bulunan bir adreste yakalanan 17 yaşındaki katil zanlısının sorgusu Doğu Londra Polis Merkezinde devam ediyor.

    Geçtiğimiz Cumartesi sabahı Haringey bölgesindeki Seven Sisters caddesi üzerinde Barış Küçük adlı genç ayağından aldığı bıçak darbesiyle ağır yaralanmıştı. Sabah saat 3:10 sıralarında ambulans olay yerine intikal etmiş ve ilk müdahale olay yerinde yapılmıştı. Yoğun kan kaybından kaynaklı hastaneye vardığı sırada kalbi duran Barış Küçük, yapılan müdahaleden sonra tekrardan yaşama tutunmuştu.

    Üç gün boyunca Royal London hastanesinde yoğun bakımda kalan Küçük, 3 Haziran Pazartesi sabahı hayata gözlerini yummuştu.

    Polisin soruşturması devam ediyor

    Pazartesi günü Seven Sisters caddesi üzerindeki bir adrese yapılan baskında gözaltına alınan 17 yaşındaki katil zanlısının sorgusu Doğu Londra Polis Merkezinde devam ediyor. Yaşanan saldırı ile ilgili görgü tanıklarından bilgi vermeleri için çağrı yapan Londra Metropolitan Polisi, 1 Haziran Cumartesi sabahı saat 2 ile 3 arası  Kuzey Londra’daki Seven Sisters caddesinin Vartry Road ile birleştiği kavşakta yaşanan saldırı ile ilgili bilgi sahibi olanların ‘CAD 1360/1JUN’ referansı vererek 101 nolu numarayı aramaları veya kimliklerini gizli tutarak 0800 555 111 nolu numarayı arayıp bilgi vermelerini istedi.

    Hayat dolu bir gençti

    Ailesinin işlettiği kafeteryada çalışan Barış, Londra’daki Kürdistanlıların yakından tanıdığı üç çocuklu Makbule ve Bayram çiftinin tek erkek çocuğu. 1990’lı yıllarda Sivas’ın Gürün ilçesinden İngiltere’ye göç eden Küçük ailesi başkent Londra’da yaşıyor.

    Hastanede üç gündür acılı aileyi yalnız bırakmayan aile dostları ve arkadaşları Barış’ı ‘Hayat dolu ve neşeli bir genç’ olarak tanımlıyor. “Bugüne kadar hiç kimsenin kalbini kırmadı, yüreği sevgi doluydu. Çok sevecen ve güler yüzlü bir gençti. Çok emekçi ve ilkeli bir gençti. Büyük bir kayıp ve korkunç bir acı”

    Londra Barış’a ağlıyor

    Üç gündür Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde kurulan taziye evini yüzlerce kişi ziyaret ederek Küçük ailesine başsağlığı diledi. Küçük ailesi taziyeleri Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde (KCC/Kurdish) kabul etmeye bugün de devam edecek.

    Otopsi işlemlerinin sonuçlanmasından sonra Barış Küçük yapılacak törenle toprağa verilecek.

  • Londra’da yaşanan bıçaklı saldırıda Kürdistanlı genç yaşamanı yitirdi

    Londra’da yaşanan bıçaklı saldırıda Kürdistanlı genç yaşamanı yitirdi

    İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşanan bıçaklı saldırıda yaralanan Kürdistanlı genç Barış Küçük (33) yaşamını yitirdi.

    Kuzey Londra’nın Haringey bölgesinde Cumartesi sabahı yaşanan bıçaklı saldırıda Kürdistanlı genç Barış Küçük ayağından aldığı bıçak darbesiyle ağır yaralandı. Sabah saat 3:10 sıralarında ambulans olay yerine intikal etmiş ve ilk müdahale olay yerinde yapılmıştı. Yoğun kan kaybından kaynaklı hastaneye vardığı sırada kalbi duran Barış Küçük, yapılan müdahaleden sonra tekrardan yaşama tutunmuştu.
    Üç gündür Royal London hastanesinde yoğun bakımda olan Küçük, bugün (Pazartesi) öğleden sonra saat 3 sıralarında hayata gözlerini yumdu.

    Polisin soruşturması devam ediyor

    Yaşanan saldırının bir gasp olduğu tahmin edilirken polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor. Olayla ilgili henüz bir gözaltı yok. Katil veya katillerin yakalanması için görgü tanıklarından bilgi vermeleri için çağrı yapan Londra Metropolitan Polisi, 1 Haziran Cumartesi sabahı saat 2 ile 3 arası Kuzey Londra’daki Seven Sisters caddesinin Vartry Road ile birleştiği kavşakta yaşanan saldırı ile ilgili bilgi sahibi olanların ‘CAD 1360/1JUN’ referansı vererek 101 nolu numarayı aramaları veya kimliklerini gizli tutarak 0800 555 111 nolu numarayı arayıp bilgi vermelerini istedi.

    Hayat dolu bir gençti

    Ailesinin işlettiği kafeteryada çalışan Barış, Londra’daki Kürdistanlıların yakından tanıdığı üç çocuklu Makbule ve Bayram çiftinin tek erkek çocuğu. 1990’lı yıllarda Sivas’ın Gürün ilçesinden İngiltere’ye göç eden Küçük ailesi başkent Londra’da yaşıyor.

    Hastanede üç gündür acılı aileyi yalnız bırakmayan aile dostları ve arkadaşları Barış’ı ‘Hayat dolu ve neşeli bir genç’ olarak tanımlıyor. “Bugüne kadar hiç kimsenin kalbini kırmadı, yüreği sevgi doluydu. Çok sevecen ve güler yüzlü bir gençti. Çok emekçi ve ilkeli bir gençti. Büyük bir kayıp ve korkunç bir acı”

    Taziye Kürt Toplum Merkezinde

    Küçük ailesi taziyeleri Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde (KCC/Kurdish) kabul ediyor.

  • Senin bitmeyen sevginde gizlidir, herkesin kendinden bir parça bulduğu sen! – İmam ŞİŞ

    Senin bitmeyen sevginde gizlidir, herkesin kendinden bir parça bulduğu sen! – İmam ŞİŞ

    Peki nasıl oluyor da 21 yıldır bir denizin ortasında bulunan ıssız bir adada, yıllarca  tek başına kalmasına ve akıl almaz bir şekilde her türlü fiziki ve ruhsal zorluklar içerisinde bulunmasına rağmen bir lider, bir halkın bu düzeyde ölümüne bağlılığını yitirmeden, kendisine bağlı olan bu halkın halen tek ve en büyük özgürlük ve kurtuluş umudu olarak kalabiliyor. Sanırım bu sorunun cevabı, avukatları aracılığıyla gönderdiği iki satırlık mesajdaki, hiçbir ansiklopedinin tek başına öğretemeyeceği ve anlam veremeyeceği iki yalın kelimede gizlidir. BİTMEYEN SEVGİ!

    İmam Şiş*

    Halklar Önderi Reber Abdullah Öcalan 22 Mayıs’ta yapılan avukat görüşünün ardından, avukatları aracılığıyla 26 Mayıs günü verdiği kısa mesajında; Leyla Güven yoldaş öncülüğünde 7 kasım 2018’den bu yana 200 gündür devam eden açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerini sonlandırma çağrısında bulundu.

    Eylemlerin amacına ulaştığını belirten Önderlik; kendisine ölümüne bağlı olan Kürt halkının direnen evlatlarına, onlara bu direniş geleneğini daha çocukluktan öğreten ve direnişi öğrettikleri evlatlarının verdiği direnişi kıskandıracak düzeyde ve faşist devleti ise çıldırtacak kararlılıkta kendileri de direnen Beyaz Tülbentli Annelere özel sevgi ve selamlarını da ayrıca göndererek, kutsal analık emeğine karşı duyduğu derin sevgi ve saygıyı bir kez daha belirtti.

    Tüm direnişçi yoldaşlar gibi ben de, Önder Abdullah Öcalan’ın mesajını pür dikkat dinledikten sonra, O’na bağlılığın gereği olarak eylemimi sonlandırma kararı aldım. Fakat eylem her ne kadar amacına ulaşmış olsa ve tecrit kırılmış olsa bile, bunu asla bir zafer edasıyla kutlama gereği duymadım. Çünkü biliyorum ki bunu yaptığımız an, tam da soykırımcı faşist devletin istediği gibi imha planlarının ilk uygulama merkezi olan İmralı işkence sistemini ve Önder Apo’nun fiziki esaretini tekrardan normalleştirmiş olur ve zamanla bu durum yeniden bir alışma gafleti doğururdu.

    Biz eylemci arkadaşlar için; Kürdistan ve bölge halkları açısından belki de bu tarihi eylemin ortaya çıkardığı en önemli gelişme, artık tek gündemimizin Önderliğimizin mutlak tecrit koşullarını ortadan kaldırmayı kendimize gündem yapmaktan ziyade, bundan böyle Önderliğin fiziki özgürlüğünü sağlayacak düzeyde verilmesi gereken bir mücadeleyi esas almaktan başka hiçbir yol ve yöntemin, Önder APO’nun bitmeyen sevgisi karşısında doğru bir yoldaşlık ve yurtseverlik ölçüsü olarak kabul edilmeyeceği gerçeği olmuştur. Artık o eşik aşılmıştır! Kürt halkının tek özgürlük ve kurtuluş seçeneğinin, İmralı zindanını parçalamadan yaşam bulmayacağı dost düşman herkes tarafından iyice anlaşılmış ve kesinleşmiştir.

    Peki nasıl oluyor da 21 yıldır bir denizin ortasında bulunan ıssız bir adada, yıllarca  tek başına kalmasına ve akıl almaz bir şekilde her türlü fiziki ve ruhsal zorluklar içerisinde bulunmasına rağmen bir lider, bir halkın bu düzeyde ölümüne bağlılığını yitirmeden, kendisine bağlı olan bu halkın halen tek ve en büyük özgürlük ve kurtuluş umudu olarak kalabiliyor.

    Sanırım bu sorunun cevabı, avukatları aracılığıyla gönderdiği iki satırlık mesajdaki, hiçbir ansiklopedinin tek başına öğretemeyeceği ve anlam veremeyeceği iki yalın kelimede gizlidir. BİTMEYEN SEVGİ!

    Halklar Önderi Reber Abdullah Öcalan’da vuku bulan bu bitmeyen sevginin kaynağı nedir ve neden hiç bitmez? Peki bölgede büyük bir siyasi tıkanıklığı yaşayan, nerdeyse felç olma ile karşı karşıya olan tüm toplumsal kesimler üzerinde söylediği iki kelime ile bir serencam etkisi yaratmasına rağmen insanı ve toplumu sınırlara hapseden, deney ve akılcılık yöntemini doğru bilgiye ulaşmada tek yöntem olarak kabul eden pozitif bilimlerin ışığında  kanıtlanabilir mi Önder APO’da bitmeyen bu sevginin varlığı?

    Ben bu sorunun cevabını, aradığı şeyi burnunun dibinde görmeyip de uzayda arayan, toplumu salt “ekonomizm indirgemeciliği” ile ele alarak kendi çıkarları gereği sürekli bu çerçevede dizayn etmeye çalışan kapitalist iktidarların kontrolünde bulunan ve bu kapitalist sömürü düzeninin meşruluğunu sağlama görevini yerine getiren modern bilim rahiplerine bırakıyorum.

    Muhakkak bizler herşeye pozitivizm cephesinden bakamayız. Zira bunu yapabilmek için ne bir laboratuvarımız var, ne iddia edildiği gibi birey ve toplum olgularındaki hakikatler laboratuvarlarda, modern akademik kurumlarda delik deşik edilerek ve incelenerek açığa çıkarılacak gizemli sırlar değildir. Ne de aslında doğanın ve evrenin düşünce ve duygu üreten biricik canlısı olan insanlar, bir laboratuvar eşyası olarak ele alınacak kadar basit varlıklar değillerdir.

    İnsanın hakikati; birinci doğa ve ikinci doğa olarak insan toplumunun sentezi sonucu oluşan ve evrensel akış ile uyumlu olan, Önder Apo’nun üçüncü doğa dediği toplumsal doğada gizlidir.

    Doğduğu anda doğada tek başına bir kediden bile çaresiz ve güçsüz olan bir canlının, ancak toplumsallaşarak doğanın en güçlü ve zeki varlığı olduğu düşünülürse, o zaman toplum olgusunun sadece bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu bir sürü olmadığı, her iki doğa ile uyum içinde yaşayarak sentez sonucu oluşan duygusu ve hissettiği üzerine düşünebilen, düşündüğünü de düşünerek duyguda, düşüncede ve bilinçte derinleşerek bu sayede kendi farkına varan doğa olarak evreni dile getiren ve aynı zamanda evrende dile gelen insan türünün varlık koşulunun O’nun toplumsallığı olduğu anlaşılırsa, belki o zaman toplumsal dokulara karşı biraz daha saygılı olunabilir. Zira o dokuda kalıcı bir hasar oluşursa insan ve toplum yaşamı kendini sürdüremez bir hale gelir.

    Şimdi yöntem sorununu hallettiğimize göre; yeniden Önder Apo’nun bitmeyen sevgisi üzerinde konuşacak olursak eğer, bu bitmeyen sevginin kaynağını nerde araştıracağımızı anlamakta zorlanmayız.

    Tabiki de Reber Apo’nun daha çocuk yaşta iken Üveyş Ana’ya “bana verecek bir toplumsallığı kalmamıştı” diyerek gösterdiği tepki üzerine; arkadaşları ile kurduğu yoldaşlık ilişkileri üzerinden inşa ettiği kendi toplumsallık zemininde araştıracağız, halkının güneşi olan Reber Apo’nun halkına olan bitmeyen sevgisini…

    Reber Apo’yu 1972’den bu yana arkadaşları ve yoldaşları arasında belki de en yakından ve en iyi tanıyan, Önderliğin 1973 Çubuk toplantısında bir araya getirdiği ilk grup denemesinden bugüne kadar O’na hep yoldaşlık yapmış olan, Sn. Ali Haydar Kaytan’ın birebir aynı kelimelerle ifade etmiş olmasa bile şu anlama gelecek olan bir belirlemesi var Önder Apo için: “Önderlik yoldaşlığa ve arkadaşlığa çok önem verir, yoldaşlarına karşı sürekli büyük ve derin bir sevgi beslerdi. Birçok insan sevginin akışının bizden Önderliğe doğru olduğunu zanneder ama hayır dikkatli bakıldığında akış Önderlikten bize doğrudur. Yani O’nun bize karşı beslediği sevgidir, bizde O’na duyulan sevginin kaynağı.”

    Evet böyle diyor Önderliğin en eski yoldaşı ve arkadaşı olan Sn. Ali Haydar Kaytan. Bilimsel olarak bunun böyle olduğunu anlayabilmek için; Önder Apo’nun kendi toplumsallığını oluşturduğu tarihsel süreçlerdeki ilişkilerine, diğer yoldaşlarının neler söylediklerine ve Önder Apo’nun bitmeyen sevgisine karşı ne tür eylemler yaptıklarına bakmak lazım.

    Böylesine bıçak sırtı bir konu üzerine yazdıkça, konunun daha da karmaşık bir hal aldığının farkındayım fakat daha iyi anlayabilmek için sevgi üzerine yazıları ve sözleri ile ünlü olan Erich Fromm’dan birkaç alıntı yaparak yazıyı sonlandıracağım.

    Erich Fromm’un çok bilinen birkaç sözüne bakacak olursak eğer, sevgi ile alakalı şöyle kısa,net ve çok anlamlı belirlemeleri var:

    “Sevgi olmadan insanlık bir gün için bile varolamaz”

    “Sevmek öğretmenin tek yoludur”

    “Sevmek kendini karşılıksız olarak adamak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır”

    “Sevgi vermektir, almak değildir”

    “Sıkılmama sevmenin tek koşuludur”

    “Sevgi edilgen bir olay değildir. Sevgi; sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir”

    Evet Reber Apo kendisinin de bir üyesi olduğu Kürt halkını; kültürel, tarihsel ve toplumsal değerleri ile birlikte, çıkar gözetmeksizin bıkmadan usanmadan o kadar çok sevmiştir ki, hiçbir zaman edilgen romantik tutumlar içine girmemiş; yoldaşlarına sürekli kendisinden bişeyler vererek, unuttukları tarihsel-toplumsal değerlerini, adı unutturulmak istense bile ülkelerinin bir geçmişi olduğunu, yoldaşlarına hep severek öğretmek istemiş, sevgiyi toplumsal yaşamın tek varlık koşulu olarak kabul etmiş ve Kürdistan devriminin zaferine olan inancını ve umudunu hep bu bitmeyen sevgisi sayesinde korumuştur.

    Bu yüzdendir Önderliğin yaşamı tehlikeye girdiğinde, onlarca yoldaşının bedenini Önderlik etrafında ateşten çember haline getirmesi. Çünkü O yoldaşlar da biliyorlardı, O’nun yok edilmek istenen Özgür dünyasında Erich Fromm’un da dediği gibi; sevgi olmadan insanlık bir gün bile var olamazdı.

    Bu yüzdendir Önder Apo’nun “Zilan bir manifestodur. Özgürlük çağrısıdır” dediği Tanrıça Zilan’ın: “Keşke canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı Başkan Apo için” demesi. Çünkü Erich Fromm’un dediği gibi Tanrıça Zilan da bilmektedir; sevginin almak değil, vermek olduğunu.

    Bu yüzdendir Anka Kuşu efsanesini gerçek yapan Sema Yüce’nin: “Nasıl ki gökyüzünde iki güneş yoksa ve olmayacaksa, bir insan için, özgürleşmek isteyen bir kadın için, iki yaşam seçeneği, iki moral merkez olamaz. Bu satırları yazdığım an, kendimde düşünsel, moral ve yaşamsal açıdan Başkan Apo’yu tek merkez haline getirdiğim, kendimdeki tüm iç engelleri aştığım an’dır.” demesi. Çünkü Önderliğe bağlılığın timsali olan Sema Yüce de bilmektedir Erich Fromm’un söylediği sözün ne anlama geldiğini: “Sevmek kendini karşılıksız olarak adamak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır.”

    Kısacası; Bitmeyen sevgi pınarımız olan Reber Abdullah Öcalan, ya özgürleşecek ya özgürleşecek! Halen sömürge konumunda tutulan Kürdistan halkının özgürleşmesi için başka yol veya alternatif yoktur. Çünkü yine Erich Fromm’un dediği üzere: “Sevgi sadece özgür olunduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutlayan bir eylemdir.”

    Dolayısıyla bitmeyen sevgi kaynağımız tutsak iken, bizler dışarıda bile olsak asla özgürleşemez ve O’ndaki bitmeyen sevgi ile kendi ülkemizin ve halkımızın özgürlük mücadelesini Önderlik gerçeği ile bütünleşmiş bir şekilde veremez isek, bizler de bir gün bile var olamayız.

    Bu sebeplerden dolayıda son olarak; -Yan Azadiya Serok Apo yan jî mirin- diyorum ve Önder Apo’nun son mesajında belirttiği üzere; bundan sonrasında yeterli yoğunluk ve iradeyle Önderliğe eşlik etme gerekliliğini tüm Kürdistan halkı için yeni bir yurtseverlik ölçüsü olarak ele alınması gerektiğini ve Önderliğin bu belirlemeleri ışığında tüm hepimizin kendimizi yeniden bir özeleştiri süzgecinden geçirmemiz gerektiğini bir zorunluluk olarak görüyorum.

    Bê Serok Apo Jiyan Nabe!

    *İmam Şiş, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla Galler’in Newport kentinde 161 gün boyunca sürdürdüğü açlık grevi direnişine, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla Pazar günü gönderdiği mesajı üzerine son verdi.  

  • İmam Şiş: Süreç yasal güvenceye kavuşmadan direnişime son vermeyeceğim

    İmam Şiş: Süreç yasal güvenceye kavuşmadan direnişime son vermeyeceğim

    İmam Şiş: Zindanlardan yapılan açıklamaları olduğu gibi haklı buluyor, kabul ediyor ve tecride tümden son verildiği deklare edilmediği ve yasal güvenceye alınmadığı sürece ben de eylemime kararlılıkla devam edeceğimi belirtmek istiyorum.

     

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla Galler’in Newport kentinde 141 gündür açlık grevi direnişini sürdüren İmam Şiş, bugün yapılan avukat görüşmesini çok büyük bir adım ve başarı olarak gördüğünü ancak tecride son verildiği tümden deklare edilmediği sürece ve yasal güvenceye alınmadığı müddetçe açlık grevi direnişine devam edeceğini açıkladı.

    Açlık grevi direnişi 141’inci güne giren İmam Şiş’in açıklaması şöyle;

    ‘‘7 kasımdan bu yana Leyla Güven yoldaşın öncülüğünde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevleri eylemleri bugün itibariyle büyük bir başarı elde etmiş, Önderlik 8 yıl aradan sonra ilk kez 2 mayıs günü avukatları ile görüşmüştür. Edinilen bilgilere göre Önder Apo’ya yönelik uygulanan hukuksuz tecridin tam olarak kırılmadığı anlaşılmış olsa da, Türk devletinin faşizan İmralı politikaları derinden bir kırılmaya uğramış ve faşizm bu direnişle birlikte büyük bir darbe alarak bir kez daha kökünden sarsılmıştır. Tüm bunlara rağmen; zindanlarda ölüm orucu eylemi yapan yoldaşlar başta olmak üzere, direnişçi tüm arkadaşlarıma bağlılığın gereği olarak; Zindanlardan yapılan açıklamaları olduğu gibi haklı buluyor, kabul ediyor ve tecride tümden son verildiği deklare edilmediği ve yasal güvenceye alınmadığı sürece ben de eylemime kararlılıkla devam edeceğimi belirtmek istiyorum.

    ‘‘Açlık grevi direnişlerinin bu başarıya ulaşmasında gerçekleştirdikleri tarihi fedai eylemler ile sürece müdahale eden Şehid Zülküf Gezen, Ayten Beçet, Mahsum Pamay, Yonca Akıncı, Siraç Yüksel, Zehra Sağlam ve Medya Çınar arkadaşları sevgi,özlem ve minnetle anıyor, onların şahsında tüm kahraman şehitlerimize mücadeleyi başarıya ulaştıracağımızın sözünü veriyoruz.

    SIRA ÖNDER APO’YU ÖZGÜRLEŞTİRMEDE

    ‘‘Ayrıca bu direnişi başlatan sevgili Leyla Güven başta olmak üzere, tüm zindan direnişçilerini, diğer alanlarda bulunan tüm direnişçi yoldaşları ve bu eylem süresince her türlü saldırıya karşı canla başla direnen Analarımızı, tüm halkımız ve dostlarımızı saygıyla selamlıyor, onlarla birlikte aynı direnişte yer almaktan onur duyduğumu belirtmek istiyorum. Bu eylem boyunca kölece alışkanlıklarının esiri olan çevrelerin sessiz kaldıkları yetmiyormuş gibi; özgürlük gibi en kutsal bir amaç için eyleme geçenleri sorgulatan tavırlarını da kınıyor ve onları da bir an önce özgürlük mücadelesinden yana doğru tutum takınmaya davet ediyorum. Hiç kimse ve hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Şimdi sıra Önderliği ve Kürdistanı tamamen özgürleştirip, yerel seçimler ile birlikte zaten çatırdayan AKP-MHP faşizmini tümden yıkmanın zamanıdır.

    ‘‘Biz Kürt halkı açısından Önder Apo’nun İmralı zindanında tutulduğu her saniye, Önderliğin Kurdistan şehirlerinde ve köylerinde özgürce halkının arasında olmadığı her dakika, O’nun sesini duymadan geçip giden her bir gün başlı başına bir tecrittir ve İmralı zindanı parçalanıp Önderliğin fiziki özgürlüğü sağlanmadan da yerinde durmak, oturmak, izlemek, kapitalist modernitenin çarkına su taşımak tüm herkes için en büyük ayıp olarak anlaşılmalıdır.

    MÜCADELEYİ DAHA DA BÜYÜTME ZAMANI

    ‘‘Özgürlüğü uğruna onbinlerce kahraman evladını şehid veren biz Kürt halkına statüsüzlüğü, kimliksizliği ve kölece bir yaşamı dayatan bu kapitalist modernitenin cilalı yaşam kalıplarını ve bireyci, aileci, mülkiyetçi sahte özgürlük anlayışını artik ret etmeli ve kendi demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü sistemimizi inşa ederek onurlu bir barışı da; Kürt halkının iradesini ve özgürlük taleplerini görmezden gelen tüm kesimlerin gözünün içine sokarak onlara en iyi cevabı vermeliyiz. Bunları gerçekleştirmenin yegane yolu ise Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlamayı tüm mücadelemizin odak noktası ve önceliği haline getirmektir.

    Son olarak: Denizlerin idam edildiği 6 mayıs 1972 günü söyledikleri son sözleri olan “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” şiarına bağlılığın gereği olarak; 6 mayıs 2019 tarihi de Önder APO’nun liderliğinde Kürt ve Türk halklarının demokratik özgür  birlikteliklerinin ve geleceklerinin teyit edildiği günün adı olmuştur. Bu anlamda dünyanın neresinde olursa olsunlar tüm herkesi mücadeleyi yükseltmeye ve Tecriti tümden ortadan kaldırmak için, Demokratik ve Özgür bir Ortadoğu,Eşit ve Adil bir dünya için insanlık görevlerine sahip çıkmaya çağırıyorum.’’

    Açlık grevi direnişine devam etme kararı veren Şiş açıklamasını ‘Yaşasın halkların kardeşliği ve sosyalizm mücadelesi!, Yaşasın Demokratik Konfederalizm ve Önderi Abdullah Öcalan!’ şeklinde sonlandırdı.

    Asrın Hukuk Bürosu: 2 Mayıs’ta Öcalan ile görüşmemiz oldu

    ASRIN HUKUK BÜROSU AÇIKLAMASI;

    Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 2 Mayıs tarihinde gerçekleşen görüşmeye dair Taksim Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda avukatlar Faik Özgür Erol, Newroz Uysal ve Rezan Sarıca katıldı.

    Faik Özgür Erol şunları söyledi:

    Değerli basın mensupları, bugün yapacağımız basın açıklaması esasen 2 Mayıs tarihinde İmralı Adası’nda Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleşen avukat görüşmesine dairdir. Bu görüşmeyi gerçekleşmesi için 4 avukat olarak başvurmuştuk, iki avukat arkadaşımızın görüşmesi kabul edildi ve gerçekleşti.
    Görüşmeyi gerçekleştiren iki arkadaşım Av. Newroz Uysal ile Rezan Sarıca. Size iki metin okuyacaklar, biri görüşmenin gerçekleşmesine ilişkin Asrın Hukuk Bürosu’nun açıklamasıdır.
    Diğer metin ise bu görüşmede Sayın Öcalan ve diğer üç müvekillimizin imzası ile kamuoyuna çağrı ve duyuru metnidir.

    Bu metnin bize ulaşması hafta sonunu bulduğu için bu açıklama bugüne kalmış.
    Bununla birlikte görüşmeci arkadaşlarımızın sunacağı duyurunun Türkiye demokrasi mücadelesi açısından önemi büyük olan 6 Mayıs’ta paylaşmanın anlamlı olduğu için sözü arkadaşlarıma bırakıyorum.

    Öcalan’ın avukatı Rezan Sarıca tarafından okunan açıklama şöyle: “İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunmakta olan müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan ile 02.05.2019 tarihinde avukatları olarak bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşme 27 Temmuz 2011 tarihinden bugüne 810 başvuru sonrası gerçekleşen ilk avukat görüşmesidir. Bu görüşmeden yaklaşık iki hafta önce yaptığımız bir itirazı karara bağlayan Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, İmralı’daki tüm müvekkillerimiz açısından avukat ile görüşme yasağının kaldırılmış olduğunu tebliğ etmiştir.

    Görüşmenin gerçekleşmesi amacıyla yapmış olduğumuz başvuru aynı zamanda İmralı Cezaevi’nde bulunan diğer müvekkillerimiz Sayın Veysi Aktaş, Sayın Hamili Yıldırım ve Sayın Ömer Hayri Konar ile görüşme taleplerini de içermesine rağmen görüşmeye izin verilmemiştir. Yine görüşme başvurusu geçmişte olduğu gibi dört avukat olarak yapılmış, sadece iki avukatın görüşme yapmasına izin verilmiştir.

    AİLE GÖRÜŞÜ REDDEDİLDİ

    Görüşme esnasında not ve evrak alışverişine izin verilmemiştir. Bu görüşme sonrası 6 Mayıs Pazartesi için yapılan aile/vasi görüş başvurusu hukuki engel olmamasına rağmen kabul edilmemiştir.

    Sayın Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde 8 yıla yakın bir süre avukatları ile görüştürülmeyip diğer üç müvekkilimiz ile henüz hiçbir görüşme gerçekleşmemesi ve başvuru yapan avukatların bir kısmının görüşme talebinin reddedilmiş olması avukat ve aile görüşme hakkının devamlılığı ile hukuki güvenliğin sağlanması konusunda bizleri kaygılandırmaktadır. Avukat görüşmelerinin periyodik olarak devam edeceğine dair bir bilgi ya da öngörü bizde de müvekkilimizde de mevcut değildir.

    YAKLAŞIK 1 SAATLİK BİR GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİ

    Yine görüşme içeriğinde Sayın Öcalan’dan öğrendiğimiz üzere kendisine verilmek üzere idareye teslim edilen günlük basının kendisi ile paylaşılmayıp; avukatları ile yapmış olduğu mektup gibi yazışmaların engellenmiş olması da iletişim hakkı üzerindeki kısıtlılığı teyit etmektedir. Mutlak tecrit koşullarında bütün imkansızlıklara rağmen kendi barışçıl pozisyonunu ısrarla koruyan Sayın Abdullah Öcalan’ın yasal haklarının bir an önce tesis edilmesi için yetkilileri göreve, kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz.
    02.05.2019 tarihli görüşme yaklaşık 1 saat olarak gerçekleşmiştir. Sayın Öcalan, diğer üç müvekkilimizin de altında imzasının olduğu bir belgenin tarafımıza verilmesini istemiş; söz konusu belge bizlere hafta sonu ulaştırılmıştır.”

    ÖCALAN VE İMRALI’DAKİ 3 TUTSAĞIN AÇIKLAMASI

    Avukat Newroz Uysal açıklamayı okumadan önce, “Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu metin ne bir müzakere metni, ne de bir mutabakat metnidir” dedi.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve İmralı’daki diğer 3 tutsağın imzasını taşıyan Açıklama şöyle:

    KAMUOYUNA DUYURU

    İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.

    Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır.

    Türkiye’nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz.

    İnanıyoruz ki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Suriye’deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır.

    Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz. Bizim için onların akli, fiziki ve ruhi sağlıkları her şeyin üstündedir. Ayrıca en anlamlı yaklaşımın zihinsel ve ruhi duruşun geliştirilmesiyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz.

    Bizlerin İmralı’daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesinde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır.

    Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.

    İmralı’daki duruşumuz nedeniyle merak eden, tavır koyan herkesi saygıyla anarken, yüksek bir teşekkürü de borç biliriz.

    ABDULLAH ÖCALAN, HAMİLİ YILDIRIM, ÖMER HAYRİ KONAR, VEYSİ AKTAŞ