Author: ali

  • Londra’daki 1 Mayıs Kutlamasında Yüzlerce Kişi Yürüdü

    Londra’daki 1 Mayıs Kutlamasında Yüzlerce Kişi Yürüdü

    Bir Mayıs Dünya Emekçi Bayramı nedeniyle başkent Londra’da yapılan yürüyüş ve mitinge binlerce kişi katıldı. Kürdistanlı ve Türkiyeli sosyalistlerin yoğun katılımı dikkat çekti. Yüzlerce Kürdistanlı ve Türkiyelinin katıldığı 1 Mayıs kutlamasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit te kınandı.

     

    1 Mayıs Dünya Emekçiler günü vesilesiyle başkent Londra’da düzenlenen yürüyüş Karl Marks kütüphanesi önünde başladı. Çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli sol sosyalist kurumun da katıldığı yürüyüşün sonunda Trafalgar Meydanında bir miting düzenlendi. Kürt Halk Meclisinin de kitlesel katıldığı eylemde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resminin olduğunu ve ‘Öcalan’a Özgürlük’ yazıldığı büyük balon yürüyüş boyunca taşındı.

    Trafalgar Meydanında yapılan mitingte birçok sendika ve kurum temsilcisi konuşma yaparak kapitalizme karşı ortak mücadele etme mesajları verdi. Kürdistanlı ve Türkiyeli kurumlar adına konuşma yapan Gik-Der üyesi Eylem Özdemir, devam eden açlık grevi direnişlerine dikkat çekti. Türkiye, Kürdistan ve dünyanın birçok yerinde binlerce kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevi direnişinde olduklarını ifade eden Özdemir, Britanyalı emekçilere dayanışma çağrısı yaptı.

    Yapılan konuşmalardan sonra miting Kürtçe ve Türkçe ‘Yek Gulan-1 Mayıs’ şarkısıyla sona erdi.

  • İmam Şiş: İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış…

    İmam Şiş: İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış…

     

    ‘‘Gerçek zincirler

    duygularımızın ve arzularımızın

    yarattığı zincirlerdir.’’

    Spinoza

    Genel olarak 1 Mayıslarda; kapitalist üretim ilişkileri içerisinde ücretli emek işçiliği yapan emekçilerin örgütlü olduğu işçi hareketleri ve sendikalar tarafından sokaklara dökülüp eşit ve adil hak talepleri için mücadele edilirken, ezilenin ezileni ücretsiz ev işçisi olan kadınlar ise; hiçbir ücret karşılığında değil, ev içerisinde severek ürettikleri emeklerinin, kapitalist sistem ve devlet aygıtının oluşturduğu sınıflı toplum içerisinde para karşılığı çalışan erkekler tarafından sömürüldüğü Ataerkil aile kurumu olan evlerinin kapısına o gün için kilit vurup, 1 Mayıslarda meydanlarda bir araya gelerek o günü ayrıca bir grev ve bayram gününe çevirmezler.

    İmam Şiş*-Newport/Galler

    Ayrıca, gece gündüz sayıp sövdüğümüz kapitalist, faşist, sömürgeci devletlerin 1 Mayıs’ı ücretli resmi tatil yapmamasını anlarız da; işçi hareketlerini destekleyen Sosyalistler ve özellikle de emeğe en çok kutsallık atfeden Önderlik ve PKK’yi destekleyen işyeri sahiplerinin neden 1 Mayıslarda kendi iş yerlerini kapatmayıp, kâr elde ettikleri artı değeri üreten işçilerine bir gün olsun ücretli izin vermeyip, onlar ile birlikte meydanlarda emek sömürüsüne son verilmesi için mücadele etmediklerini hiç anlayamayız.

    Karl Marx: “Kaybedecek zincirlerinizden başka bir şey yoktur, dünyanın tüm işçileri birleşin.” derken bu tespit hem doğru hem de eksiktir. Kendisi gibi Yahudi olan ve Karl Marx’tan çok önceleri yaşayan Spinoza ise bu konuda şöyle diyor: “Gerçek zincirler duygularımızın ve arzularımızın yarattığı zincirlerdir. Yalnızca duygusal kölelik diye bir şey vardır ki, bu da evrenseldir.”

    Bu sözden yola çıkarsak eğer, günümüz de para denen arzu nesnesine olan bağımlılık; ücretli hizmetin zemini, tüm iş sözleşmelerinin art düşüncesi, hem işverenin hem de işçinin farkında olduğu tehdidin temelidir diyebiliriz.

    Emeğin sömürüsü üzerinden kendini kurumsallaştıran Kapitalist yapılar (Devletler, finans kuruluşları, bankalar, büyük şirketler) orta ve küçük çaptaki işverenleri yegane para tedarikçisi yani kendi küçük acentaları durumuna getirmiştir.

    Bu hiyerarşik sömürgeci sistem tüm gücünü ücretli emekçilerin bedenlerini hizmete koşma işi ve arzunun para denen nesneye sabitlemesinden alır. Şayet tahakkümün ilk anlamı, bireyin kendi arzu nesnesine ulaşmak için başka bir bireyi aracı olarak kullanma ihtiyacıysa, o zaman ücretli emek ilişkisinin bir tahakküm ilişkisi olduğu da kesindir.

    Fakat günümüzde toplumsal yaşam içerisinde, veya Marxist terminolojiye göre “toplumsal alt yapılarda” yaşayabilmek için ve yaşamın devamlılığını da sağlamak için ilk önce yiyip içmek, giyinmek, üremek ve korunmak gereklidir. En kutsal hak olan yaşama hakkı için olmazsa olmaz olan tüm bu gereksinimlerin olabilmesi için ise tabi en başta da barınmak ve yurt edinmek gereklidir. Peki yurt sevgisinin de temeli olan tüm bu yaşamsal gereksinimleri kim karşılıyor diye bir soru soracak olsak cevabı ne olurdu? Tâbi ki kadınlar ve analar! Evet şurası bir gerçek ki eskilerin deyimiyle yuvayı her zaman ve her yerde dişi kuş yapıyor.

    Peki bir soru daha soracak olursak eğer; günümüzde tahakkümcü kapitalist üretim ilişkilerinin arzu nesnesi olan para kimin kontrolünde? Ne yazık ki erkeklerin ve babaların!
    Buradan da anlaşılacağı üzere Sosyalizme ilk önce evin içerisinde başlamak lazım.

    Kısacası; eğer yaşamın devamlılığı için gerekli olan tüm gereksinimler daha çok Ana Kadın tarafından sağlanıyorsa, o zaman ekonominin gerçek sahibi de olması gerektiği gibi kadınlardır. Yani eğer erkek(Baba), kadın(Ana) ve çocuklar arasında ataerkil aile kurumu içerisinde yaşanan bir tahakküm ilişkisi varsa (ki vardır), bu ilişkiler içerisinde şekillenen işçiler ve egemen sınıflar arasında kapitalist üretim ilişkileri içerisinde yaşanan tahakküm ilişkilerini sonlandırmanın yolu da; tarih, sınıf ve cins (tarihsel-toplum) bilincine kavuşacak şekilde eğitilmiş olan kadınların ve işçilerin örgütlenerek kazandıkları ücreti bir araya getirip komünal bir bütçe oluşturmaları ve bu komün ekonomisini; Anacıl doğası gereği iktidara, tahakküme ve sömürüye daha kapalı olan, daha adaletli ve paylaşımcı olan kadınların öz-erk ve öncü olacağı merkezlerde yani Demokratik halk meclisleri bünyesinde oluşturmalarıdır.

    Toplumlar ve halklar bu sayede hem kendi kooperatiflerini oluşturarak ortak üretip, eşitçe paylaşabilecekleri bir ekonomik sistem ve daha sonra ortak bir pazar inşa edecekler, hem emeklerini sömüren egemen sınıfların sistemini bir süre sonra işçisiz bırakacak noktaya getirecekler veya onları da demokratik, eşitlikçi bir çizgiye çekeceklerdir, hem de demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü sosyalist bir sistemde gerçekten özgürce yaşayabileceklerdir.

    Son olarak; Karl Marx’ın belirttiği gibi insan sadece kapitalist maddi üretim ilişkileri içerisinde kendi doğasına, varlığına ve emeğine yabancılaşmıyor; insanı aynı zamanda ve her şeyden önce bireycileştiren ve kendi tarihsel-toplumsal kimliğine yabancılaştırarak insanlıktan çıkaran temel ilişkiler, iktidarcı ve erkek egemenlikçi ataerkil toplum yapılarının kadın üzerinde kurduğu tahakkümcü ve mülkiyetçi ilişkiler oluyor. Spinoza’nın da anlatmak istediği üzere: Gerçek zincirler duygularımızın ve arzularımızın yarattığı zincirlerdir. Gönüllü kölelik diye bir şey yoktur. Yalnızca duygusal kölelik diye bir şey vardır ki bu da evrenseldir.

    Tüm bu yazılanlardan sonra çözüm olarak; Önder Apo’nun belirttiği üzere “Devrimler ilk önce zihniyette inşa edilir”. İnsanın insanın kurdu yapıldığı, yaşamın basit bir at yarışına dönüştürüldüğü, her dakika bir kadının şiddete maruz kaldığı, tecavüze kurban edildiği, alınıp satıldığı, öldürüldüğü ve en kutsal emek olmasına rağmen, Kadının bir meta ve kadın emeğinin de en değersiz bir konuma indirgendiği bu sistemde; başkalarının açlığına, yoksulluğuna, ölümlere karşı duyarsız kılınmış, sadece güdülere odaklanmış bir şekilde sınırsızca tüketmeye koşan ve kararmış vicdanlarıyla bundan zevk duyan sürülerin ve robotların ayakta tuttuğu kapitalist moderniteye karşı; demokratik moderniteyi inşa etmek isteyen bireylerin gerçekleştireceği ilk devrim de tabi ki kadın, zihniyet ve yaşam tarzı devrimi olacaktır. İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış yapmak ve bu zincirlerden başka türlü kurtulmak mümkün değildir.

    * Imam Şiş; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla 17 Aralık 2018 tarihinden bu yana Galler’in Newport kentinde açlık grevi direnişinde. 

    Not:Frédéric Lordon-Kapitalizm, Arzu ve Kölelik,Marx ve Spinoza’nın işbirliği kitabından faydalanılmıştır.

     

  • Londra Kürt Halk Meclisi Kongresine Katılım Çağrısı

    Londra Kürt Halk Meclisi Kongresine Katılım Çağrısı

    Uzun yıllardır Londra’da çalışmalarını yürüten Londra Demokratik Kürt Halk Meclisi 30’uncu olağan kongresini gerçekleştiriyor. 14 Nisan Pazar günü yapılacak kongreye katılım çağrısı yapıldı.

     

    Londra Demokratik Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi; ‘‘Çok büyük emek ve fedakarlıklarla mazlum bir halkın umudu ve özgürlüğü uğruna şehit verdiğiniz onlarca gencimizin direniş ruhuyla bugünlere getirdiğiniz Londra Kürt Halk Meclisimizin yıllık olağan kongresini gerçekleştiriyoruz. Sizlerin Britanya’daki yaşamınızın her döneminin bir parçası ve güvencesi olmaktan başka bir amacı olmayan Londra Kürt Halk Meclisi bundan sonraki dönemlerde de Britanya’daki toplumsal yapımızın güvencesi ve umudu olmayı kararlılıkla sürdürecektir. Unutmayın ki; bu güvence ve bu kararlılığın sürdürülebilmesi yurtsever toplumumuzun Kürt Halk Meclisinin gelişmesine ve güçlenmesine vereceği destek ve katkıyla mümkündür.

    ‘‘Britanya’daki yöresel derneklerimizin ve inanç kurumlarımızın ana kaynağı ve çıkış noktası, bütün eksiklik ve yetersizliklerine rağmen Londra Kürt Halk Meclisinin varlığıdır ve demokratik dayanışma süreçleridir.

    Britanya’daki toplumsal varlığımızın ekonomik, sosyal ve siyasal temsiliyetinin geliştirilmesinin, büyütülerek güçlendirilmesinin samimi güvencesi Londra Kürt Halk Meclisidir.

    Bu ve benzeri nedenlerle gerçekleştireceğimiz kongremizin demokratik yapısı ve sürekliliğinin devamı için Kongreye Katıl, Kat ve Güçlü Yönetim Kadrosunun Oluştur.’’

    Kongre yarın 14 Nisan Pazar günü saat 13:00’te Haringey’de bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezinde gerçekleşecek.

  • Londra’da açlık grevleri ile dayanışma eylemi

    Londra’da açlık grevleri ile dayanışma eylemi

    İngiltere’nin başkenti Londra devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla bir eylem düzenlendi. Yapılan eylemde polisler ve bir grup faşist ile kısa süreli gerginlikler yaşandı.

     

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla HDP Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve yayılan açlık grevi direnişi beşinci ayında devam ederken, başkent Londra’da çok sayıda Kürdistanlı ve dostlarının katıldığı bir yürüyüş düzenlendi.

    Birleşik Krallık başbakanlık binası önünde yapılan konuşmalar ile başlayan yürüyüşe 14 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan direnişçiler Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz da katıldı. Yapılan konuşmalarda Birleşik Krallık hükümetine sessizliğini kırma çağrısı yaptı. Yapılan konuşmalardan sonra kitle yürüyüşe geçti. Brexit lehine yürüyüş yapan İngiliz faşist bir grup ile kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Yürüyüş devam ederken polisler PKK lehine atılan sloganlara müdahale etmeye çalışırken polislerle de kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

    Trafiğin çok yoğun olduğu Trafalgar meydanında bulunan kavşakta kitle oturma eylemi yaptı. Polisin tüm ısrarlarına rağmen kitle yarım saat boyunca yolu trafiğe açmadı. Kitle oradan da Leicester Meydanına kadar yürüdü.

    Kitlenin eylemi metroda da devam ederek, kuzey Londra’da bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezinde sona erdi.

     

  • Britanya Dışişleri Bakanlığı Önünde Açlık Grevi Eylemi

    Britanya Dışişleri Bakanlığı Önünde Açlık Grevi Eylemi

    İngiltere’nin başkenti Londra’da açlık grevi eylemlerine dikkat çekmek amacıyla Dışişleri Bakanlığı önünde bir eylem düzenlendi.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla devam eden açlık grevi direnişine dikkat çekmek amacıyla bugün Birleşik Krallık Dışişleri bakanlığı önünde bir eylem düzenlendi. Eyleme 14 Mart’tan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişinde olan Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz da katıldı. İki saat süren eylemde yapılan konuşmalarda Birleşik Krallık hükümetine duyarlılık çağrısı yapıldı. Eylemden devam ederken Dışişleri Bakanlığı yetkililerine açlık grevleri ve talepler ile ilgili bir de dosya sunuldu.

    Dışişleri Bakanı: konuyu araştıracağım

    Dün Birleşik Krallık parlamentosunda yapılan genel kurulda açlık grevlerini gündeme getiren İşçi Partili milletvekili Lloyd Russell-Moyle dışişleri bakanı Jeremy Hunt’a soru sordu. Lloyd Russel genel kurulda sorduğu soruda şunları ifade etti; ‘Galler’in Newport kentinde İmam Şiş 108 gündür açlık grevinde. Dün kendisini ziyaret ettik.İmam Şiş ile beraber binlerce Kürt şuan Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevinde. Türkiye bir NATO üyesi, şuan Türkiye’de çok sayıda Milletvekili ve gazeteci cezaevinde. Dışişleri bakanı bu konu hakkında bir girişimde bulunacak mı, Türk devleti yetkilileri ile konuyu görüşecek mi, ve Galler Meclisinin kabul ettiği önergenin gereğini yapacak mı?’’

    Dışişleri bakanı Russel Moyle’a verdiği cevapta şunları belirtti; ‘Bu konunun detaylarına bakacağım, araştıracağım. Türkiye bir NATO üyesi olabilir, ingiltere’nin yakın bir dostu olabilir ancak bu Türk devletinin insan hakları ihlallerini dile getirmeyeceğiz anlamına gelmiyor’’

     

     

  • Owen: Batı’nın sessizliği utanç verici

    Owen: Batı’nın sessizliği utanç verici

    Tecride karşı 5 günlük açlık grevine giren 87 yaşındaki İngiliz insan hakları savunucusu Margaret Owen, yaşananlar karşısında Batı’nın sessiz tavrından utanç duyduğunu ifade etti.

    İnsan hakları savunucusu ve Hukukçu Margaret Owen, İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezinde dün akşam yaptığı bir basın açıklamasıyla 5 günlük açlık grevine başladı. Yapılan basın açıklamasına 14 Mart’tan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz ile beraber dönüşümlü açlık grevinde olan 15 eylemci katıldı. İrlandalı Rahip Joe Ryan, İngiliz Sanatçı Maxine Peake, Yazar Rahilla Gupta, Akademisyen Thomas Jeffrey Miley ve Sendikacı Stephen Smiley da eyleme katıldı.

    ‘TECRİDİN NE İNSANİ NE HUKUKİ YANI VAR’

    Owen, yaptığı eylem ile bu sessizliği kırmaya bir nebze olsun katkı sunmak istediğini söyledi.

    Owen, şöyle konuştu: “Bugün Türk hapishanelerinde bir tutsağın daha yaşamını yitirdiğini duydum. Çok derin bir üzüntü içerisindeyim. Bu yaşananlar karşısında batı devletlerinin, medyanın sessizliği, görmezden gelmesi beni daha da üzüp, kahrediyor. Utanç verici bir sessizlik var.  Bu yüzden bu 87 yaşımda açlık grevine girme kararı aldım, bu sessizliği kırmak için. Bu yüzden bugün burada sizlerle olmak bana gurur veriyor. Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ne insani ne de hukuki bir yanı vardır.’’

    İNGİLİZ HÜKÜMETİNE ÇAĞRI

    İngiliz hükümetine seslenen Owen, sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı:

    ‘‘Leyla Güven’in durumu olağanüstü kritik bir noktada, yine cezaevlerindeki 7 bin tutsağın durumu da aynı şekilde. Buradan Britanya hükümetine tekrar seslenmek istiyorum, Türkiye’de yaşanan adaletsizlik ve soykırıma seyirci kalınmasın, kendi halkını katleden Türk devletine silah satmasın. Demokratik ve barış sürecinin tekrar başlaması gerekiyor ve bunu başarıya ulaştıracak tek kişi Öcalan’dır.

    Bugün süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlamadığım için utanıyorum. Yaptığım bu sembolik açlık grevi ile umarım bu sessizliği kırmaya katkım olur.’’

    İrlandalı Rahip Joe Ryan, “en basit bir insani ve hukuki hak için insanların bedenlerini ölüme yatırmak zorunda kalmaları dünyamız açısından büyük bir trajedi” diyerek, tecridin bir an önce kaldırılması çağrısı yaptı.

    Eyleme katılan isimler de İngiliz hükümetine çağrı yaparak, Türk devletinin insanlık suçlarına ortak olmamasını istedi.

    Açlık grevindeki Ali Poyraz ise yaptığı açıklamada, 87 yaşındaki Margaret Owen’in kararının kendileri açısından çok anlamlı olduğunu ifade ederek, tüm Kürt halkının da bu kararı iyi okuması gerektiğini belirtti.

    Yapılan konuşmalardan sonra Sinn Fein Partisi’nin gönderdiği dayanışma mesajı okundu.

  • Londra’da Görkemli Newroz Kutlaması

    Londra’da Görkemli Newroz Kutlaması

    İngiltere’nin başkenti Londra’da yapılan Newroz kutlamasına binlerce Kürdistanlı ve dostları katıldı. 24 Mart Pazar günü yapılan kutlamada yapılan konuşmalara açlık grevi direnişleri ve fedai eylemler damgasını vurdu.

    İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Finsbury Parkta kutlanan Newroz’a binlerce Kürdistanlı ve çok sayıda Britanyalı milletvekili, sendikacı ve aktivist de katıldı. Newroz alanı PKK, YPG ve YPJ bayrakları ile süslenirken, açlık grevi direnişindeki Leyla Güven, İmam Şiş ve Nasır Yağız’ın fotoğraflarıyla beraber çok sayıda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bayrakları taşındı.

    Sahne arkasına ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Leyla Güven ve Mazlum Doğan ile fedai eylem gerçekleştiren Zülküf Gezen, Uğur Şakar, Ayten Beçet ve Zehram Sağlam’ın büyük boy resimleri asıldı.

    Öğlen saatlerinde başlayan Newroz’un açılış konuşmasını Britana Kürt Halk Meclisi eşbaşkanları Ercan Akbal ve Besime Başer yaptı. Açlık grevi direnişçilerini ve fedai eylemcileri selamlayarak konuşmasına başlayan Ercan Akbal, bu Newroz’un direniş hamlesini yeni bir evreye taşıdığını ve bu hamlenin sonucunda faşizmin mutlaka yenileceğini söyledi.

    Konuşmacılar arasında Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Jonathan Barley, İşçi Parti milletvekili Loyd Russel Moyle, Hackney Belediye Başkanı Phillip Glanville, Haringey Milletvekili Catherine West, HDP eski milletvekili Osman Baydemir ve Demokratik Sol kitle örgütleri ve sendikacılar vardı. Yapılan konuşmalarda açlık grevleri ile dayanışma mesajları verirken, Türk devletine adım atması çağrısı yapıldı.

    14 Mart’tan bu yana Londra’da açlık grevinde olan Ali Poyraz, Mehmet Sait Yılmaz ve Nahide Zengin Newroz alanına girerken coşkuyla karşılandılar. Sloganlar eşliğinde sahneye çıkan açlık grevi direnişçileri adına Ali Poyraz bir konuşma yaptı. Poyraz konuşmasına fedai eylemciler Uğur Şakar, Zülküf Gezen, Ayten Beçet ve Zehra Sağlam’ı selamlayarak konuşmasına başladı. Poyraz konuşmasında açlık grevi direniş hamlesinin mutlaka sonuç vereceğini ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılacağını, AKP-MHP faşizminin yenileceğini söyledi.

    Programda Firaz Dağ folklor ekibi yerini alırken, Seyda Perinçek, Chopi ve Grup Seyran sahne aldı.l