Author: ali

  • Londra’da ‘kimyasal saldırılar’ protesto edildi

    Londra’da ‘kimyasal saldırılar’ protesto edildi

    Londra Kürt Halk Meclisi üyeleri Londra Parlamentou önünde bir araya gelerek, Türk devletinin gerilla alanlarına yönelik kimyasal silah saldırılarını protesto etti.

    Kürt Halk Meclisi ve Kürt Kadın İnisiyatifi üyesi bir grup  Britanya Parlamentosu önünde bir araya gelerek protesto eylemi gerçekleştirdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan posterleri ile Türk devletinin gerilla alanlarına dönük kimyasal saldırılarını protesto eden pankart ve dövizler taşıyan grup, İngiltere’nin Türk devletinr silah satışından vazgeçmesi istendi.

    Sık sık, ‘Terörist devlet”, “Terörist Erdoğan” sloganlarının atıldığı eylemde Türk devletinin insanlık suçu işlediği vurgulandı.

    Eylemde birer konuşma yapan Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Xeyal, faşist türk ordusunun hiç bir savaş kuralı tanımadan kimyasal silahlarla gerillaya karşı saldırılar

    düzenlediğine dikkat çekti. Xeyal, İngiltere’nin Türk devletine silah satarak ve bu duruma sessiz kalarak bu suça ortak olduğunu ifade etti.

    Kürt halkının özgürlük iradesinin kırılması için bu ahlaksız, insanlık dışı saldırılar görmezden

    gelindiğinin altını çizen Xeyal, Kapitalist

    Kürt halkı, demokrasi güçleri, halklar ve özgürlük güçlerinin, kimyasal silah kullanımına karşı sessiz kalmaması gerektiğini aktardı.

    Eylemde İşçi Partisi Milletvekilleri Chris Stephens ve  Lloyd Russel birer konuşma yaparak Türk devletinin savaş ve insanlık suçu işlediğine dikkat çekti.

    Eylem alkış ve sloganlarla sona erdi.


     

  • Kürt gençlerden coşkulu ‘Halay Gecesi’

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi’nce düzenlenen Halay Gecesi’nde gençler direniş şarkıları eşliğinde halaya durdu.

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi, kültür etkinlikleri kapsamında Haringey KCC binasında ‘halay gecesi’ düzenledi. Salona, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan flamaları, YPG, YPJ bayrakları asılırken, 1 Kasım Dünya Kobane Günü’nü selamlayan pankart asıldı. Devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan gece de yapılan konuşmalar da, asimilasyona, kimliksizliğe ve kültürel yozlaşmaya karşı mücadelenin yükseltileceği vurgulandı. Gençliğin, faşizme ve işgalcilere karşı direniş halinde olduğunu ifade edilirken, tüm alanlar da radikal demokrasinin inşa edileceği vurgulandı.

    Yöresel yemeklerin sunulduğu etkinliğe katılanlar, davul zurna eşliğinde halaya duruldu. Gecede sahne alan Zeynel Ali Bingöl ise söylediği direniş şarkıları ile geceye katılanları coşturdu.

     

     

  • Dünya Kobanê Günü: Tarihi direnişi kadınlar ördü

    Tarihi direnişle dünyada yankı uyandıran Kobanê’nin önemine vurgu yapan kadınlar,  DAİŞ saldırısında “Bizim iç meselemiz değil” diyen Türkiye’nin olası bir saldırıdan kaçınmasını istedi.
    Suriye’de Mart 2011’de “Arap baharı” adı altında başlayarak yayılan protestolar, daha sonra çatışma ve işgallerle sürdü. Ocak 2014’te Suriye’nin Rakka kentini işgal eden, 8 Haziran 2014 yılında ise Irak’ta bir kurşun bile sıkmadan Musul’u ele geçiren DAİŞ, 3 Ağustos’ta 2014’te ise Şengal’e saldırarak Êzîdîlere yönelik katliam gerçekleştirdi. Irak ve Suriye’de geniş bir alanı kontrolüne alan DAİŞ, 15 Eylül 2014’te bu kez aynı yıl Kuzey ve Doğu Suriye’de kantonlar kurarak bulundukları bölgeleri savunan Kürtleri hedef aldı. DAİŞ’in saldırdığı ve Suriye-Irak’ta aldığı diğer kentler gibi kısa sürede almayı planladığı Kobanê Kantonu, tarihin en büyük direnişlerinden birini verdi.
    SERZÛRÎ DİRENİŞİ 
    Kobanê’deki direnişin doğrultusunu, saldırıların henüz ikinci gününde kentin yaklaşık 35 kilometre doğusundaki Serzûrî köyünde 12 savaşçı çizdi. Rodî Efrîn komutanlığındaki YPG/YPJ’lilere, 15 Eylül akşamı yüzlerce DAİŞ’li tank ve toplarla saldırdı. “Geri çekilin” talimatını dinlemeyen savaşçılar, mevzilendikleri köy okulunda 24 saat boyunca saldırılara karşı direndi. Savaşçıların başındaki komutan Rodî Efrîn, mesajını telsiz üzerinden YPG/YPJ komutanlığına “Biz sonuna kadar direneceğiz ve düşmanın geçişine izin vermeyeceğiz. Şehit düşeceğimizi biliyoruz, ancak yolumuzdan yürüyecek olanlar da var” diye verdi.
    ÖCALAN’IN ÇAĞRISI 
    Serzûrî’deki direnişin yanı sıra Kobanê’de Arîn Mîrkan başta olmak üzere yaşamını yitiren yüzlerce kişinin direnişi, Irak, Türkiye ile İran’la birlikte dünya genelindeki milyonlarca Kürdü birleştirdi. Saldırıların devam ettiği 22 Eylül’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Kobanê’nin düşüşü, tüm Kürdistan’ın düşüşü demektir. Herkes bu gerçekliğe göre hareket etmeli” değerlendirmesi ve Kürt sorununun çözüm anahtarının Kobanê olduğu çağrısı sonrası, Kürtler yönünü Kobanê’ye çevirdi.
    HALK SOKAKLARA DÖKÜLDÜ
    Öcalan’ın bu mesajıyla Kobanê’ye yönelik saldırılara karşı büyüyen öfke ve tepki, Türk askerleri ile DAİŞ üyelerinin sınırda yan yana gözüktüğü fotoğraflar ve dönemin Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın “Kobanê düştü, düşecek” sözleri, halkı sokaklara döktü. Başta Türkiye ve bölge kentleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Kobanê’ye ilişkin görülmemiş eylemler gerçekleşti. Bu eylemlerden sonra uluslararası koalisyon güçleri süren direnişi desteklenmek zorunda kaldı. ABD liderliğindeki koalisyon, DAİŞ hedeflerini bombalarken baskılar sonucu Türkiye’nin açtığı koridordan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmergeler Kobanê’ye geçti.
    134 GÜN SONRA
    Kobanê, 134 gün sonra 26 Ocak 2015’te DAİŞ’ten tamamen temizlenirken, bu sonuç DAİŞ’in sonunu getiren ilk yenilgi oldu. DAİŞ, daha sonra hakim olduğu kentlerde de yine Kürtler tarafından yenilgiye uğratıldı.
    DÜNYA KOBANÊ GÜNÜ
    Farklı inanç ve haklardan direnişçilerin katılımı ile enternasyonal bir boyut kazanan Kobanê direnişi devam ederken, dünyaca ünlü isimlerin çağrısıyla bu direnişe destek için 1 Kasım tarihi “Dünya Kobanê Günü” ilan edildi.
    DÜNYA ROJAVA GÜNÜ
    DAİŞ’in tamamlayamadığı Kürtlerin mücadelesini boğma görevini, Türkiye tamamlama çabasına girdi. Bu bağlamda 2018 yılında Efrîn, 2019 yılında ise Girê Spî ve Serêkaniye’ye desteklediği paramiliter güçlerle saldıran Türkiye, Suriye’nin Kuzey ve Doğu’sunda ortaya çıkan iradeyi kırmayı amaçladı. Bu saldırılara karşı direnişi seçen Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni ve diğer halklar ise, direnişleri ile 2 Kasım’ın da Dünya Rojava Günü olarak ilan edilmesini sağladı.
    KENT YİNE SALDIRILARIN HEDEFİNDE
    Tarihi direnişin üzerinden 7 yıl geçerken, Kobanê bugünlerde yine Türkiye’nin hedefinde. Türkiye’nin operasyon düzenlemeyi planladığı kentlerin başında gelen Kobanê’ye yönelik son günlerde saldırılar gerçekleştiriliyor.
    Tarihi direnişe Urfa’nın Suruç ilçesindeki Kobanê sınırında dahil olan anneler, yaşananları anlattı.
    BİNLERCE İNSAN SINIRA AKIN ETTİ
    Sınırda aylarca yaşananlara ortak olan annelerden Adalet Çay, o dönem yaşananları anlatırken, “Dünyanın birçok yerinden insanlar sınıra geldi. Yine Kobanê tarafından da insanlar geliyordu. Kimisi çocuğunu, yaşlısını, evini arkasında bırakmıştı. En azından ruhumuzu kurtaralım diyordu. Sınırı geçmek için kendini teller üzerinden atanlar oldu. İnsanları katlediyorlardı. Gelenler ‘DAİŞ’liler köylere girmiş çocukların kafalarını kesip katlediyorlar’ diyorlardı. Çok çetin bir süreçti ama yine halklar Kobanê’ye sahip çıkıyordu” dedi.
    KADINLAR SINIRI TERK ETMEDİ
    Günlerce sınırda yüreklerinin yandığını belirten Çay, sınırdan gelen Kobanêli yurttaşlara yardımcı olduklarını söyledi. Yükselen dumanları gördüklerini belirten Çay, bu vahşilerin nasıl biteceğini düşündüklerini söyledi. Çay, “Biz gözümüzle görüyorduk. Motor ve araçlarla evleri talan ediyorlardı, hayvanları katlediyorlardı. Binlerce genç belki yaşamını yitirdi ama tüm bu zorluklara rağmen Kürtler DAİŞ’in üstesinden geldi. Ülkesini, toprağını, halklar büyük mücadele ile kurtardı” diye belirtti.
    Kadınların direnişinin sınırın bu tarafında da olduğunu belirten Çay, “Kadınlar DAİŞ bitene kadar sınırı asla terk etmediler. Büyük bir direniş gösterdiler” dedi.
    KOBANÊ YİNE SAHİPLENİLMELİ
    Sınırda günlerce, haftalarca beklediklerini söyleyen Çay, Kobanê’ye yardıma dünyanın her yerinden insanların geldiğini ifade etti. Çay, “Önceden DAİŞ’di, şimdi ise Türkiye. Gerek fezleke, gerek söylemlerle Kobanê’ye saldırı sinyalleri veriliyor. Halklar olası saldırılara karşı inşallah yine kenetlenir. Biz anneler artık savaş istemiyoruz. Kadınların, gençlerin öldürülmesini istemiyoruz. Biz barışın temelli tesis edilmesini istiyoruz” diye konuştu.
    ‘AYNISI BAŞUR’DA DA YAŞANIYOR’ 
    Annelerden Fatma Akbaş ise, Kobanê sürecinin bin bir zahmetle çok acılar biriktiren bir süreç olduğuna değindi. Akbaş, “Yüzlerce insanımız DAİŞ tarafından katledildi. Gelen yaralı insanlarla karşılaşıyorduk, insanın kaldıracağı acılar değildi” şeklinde konuştu. Kobanê’de yaşananların üzerlerindeki etkisinden bahseden Akbaş, “Kobanê’ye dünyanın her yerinden destek gösteriliyordu. Bugün Kobanê’de yaşananlar, Başur’da, Rojhilat’ta da yaşanıyor. Her gün kan akıyor. Akan kanlar da bizlerindir. Bundan dolayı ne askerlerin ne de gerillaların ölmesini istemiyoruz. Bunun üstüne siyaset yapmalarını istemiyoruz” şeklinde konuştu.
    ‘HALA BİZE AĞIR GELİYOR’
    Kobanê’de kadınların gösterdiği direnişe dikkati çeken Akbaş, “İlk başta kadın düşmanı barbar İŞİD’e karşı Arin Mirkan’ın gerçekleştirdiği fedai eylemi biz kadınları çok etkiledi. Kobanê’nin DAİŞ’ten alınması da Arîn Mîrkan şahsında kadınların gösterdiği direniş ile oldu. Birçok kişi aslında Kobanê’nin düşmesini istiyordu. Ama orada kadın ve erkek savaşçılar, fedai tarzda yaptıkları eylemler ile bunun önüne geçtiler. Kobanê’de şu an Kobanêliler kalıyor. DAİŞ almış ve işgal etmiş olsaydı neler yaşanacağına şahit olurduk. Bu onların topraklarıdır, nasıl çıksınlar? Yaşadığınız, büyüdüğünüz toprakları öyle kolay bir şekilde terk edemezsiniz. DAİŞ, çoluk çocuk demeden insanları katletti, kadın ve gençleri kaçırıp köleleştirmeye çalıştı, yurtlarını talan etti. Bu yaşananlar hala bize ağır geliyor” ifadelerini kullandı.
    ‘NE OLDU DA İÇ MESELE OLDU?’
    Kobanê direnişinin ve zaferinin yıl dönümü olduğu için mutlu olduğunu ifade eden Akbaş, “Umarım asla bir daha hiç kimse böyle şeyler yaşamaz. Kobanê’ye saldırı yapılmasını istemiyoruz. Hiç kimsenin hakkı yoktur. DAİŞ Kobanê’ye saldırdığında Türkiye, ‘Bizim iç meselemiz değil, müdahale edemeyiz’ diyordu. Şimdi ne oldu da iç meseleleri oldu. DAİŞ olunca iç mesele olmuyor da Kürtler olunca mı iç mesele oluyor? Bunu kabul etmiyoruz” diyerek, olası bir saldırıya tepki gösterdi.
    ‘GECE GÜNDÜZ SINIRDAYDIK’
    Annelerden Hadle Oğur da Kobanê sürecinde yaşanan vahşeti anlatmaya günlerin yetmeyeceğini belirtti. Kobanê’nin Qeremox köyünden sınıra geçmek isteyenlere devletin izin vermediğini ifade ederek Oğur, şunları söyledi: “Bir tane 2 yaşlarında bir çocuk sınırda bulmuştum. Ben onu kucağıma alarak ona, ‘Kimse kalmadı, sen merak etme ben seni korur ve sana bakarım’ dedim. Uzun bir aradan sonra bir kadın çocuklarının peşinden gelmişti. Kadın gelirken hemen önünde bomba patladı ve gözümüzün önünde havaya uçtu. Kadın 40-50 yaşlarındaydı. Ben bu kadının yanında 6 gün kaldım. O süreç onun için biraz ağır geçti. Sonra bizler anonslar yaparak ailelerin gelip çocuklarını almasını istedik. Biz gece gündüz sınırdaydık. Bu süreç bizler için ağır geçti.”
    ‘HALK AKIN ETTİ’
    “Kobane’yi illa ki alacağız. Ya ölüm ya Kobanê” dediklerini hatırlatan Oğur, “Şükürler olsun ki Kobanê’yi aldık. Aldıklarında Urfa kilitlenmişti. Kobanê’nin bütün sokakları dolmuş, taşmıştı. Herkes çok mutluydu” diye konuştu.
    Muşlu yaralı bir genç kadının 3 ay 28 gün boyunca yoğun bakımda kaldığını ve Kobanê’nin özgürlüğünü televizyonda duyduktan sonra ellerini kaldırarak şehadete erdiğini belirten Oğur, “Bizim gördüklerimiz ve yaşadıklarımız hiç bir zaman unutulacak şeyler değil” dedi.
    ‘KOBANÊ NE ANLATILIR NE DE YAŞANIR’
    “Kobane süreci ne anlatılır ne de yaşanılır” diyen Oğur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz o sürecin binde birini bile anlatamıyoruz halen. Çok büyük bir direniş vardı. O süreçte halk mücadele de seferber oldu. Ne Türk, ne Kürt, ne Çerkez ne ABD’lisi, ne Avustralyalısı kaldı, herkes akın etti. Etrafımız dolup taştı. Bize ‘burası neresi’ diyorlardı. Biz onlara Kobanê diyorduk. Sonra bize ‘peki Suriye nerede’ diye soruyorlardı. Biz onlara Kobanê’nin Suriye’nin bir kenti olduğunu söylüyorduk. Onlar bize Kobanê’nin Suriye’nin tümü olduğunu sandıklarını söylüyorlardı.”
    ‘KOBANÊ ÇOK ÖZEL BİR YER’
    Bu kadar acı ve direnişlere tanıklık eden Kobanê’nin Kürtler için özel bir yer olduğunu belirten Oğur, “30-40 yıl da geçse o şehitlerin kanı Kobanê’de silinmez. Ağır yaralılar, kalkıp savaşacağım diyordu. Otur yaran iyileşsin diyorduk. Bize dönüp daye ‘Kobanê gitti’ diyorlardı. Biz o süreci hiç bir zaman unutmayacağız. Kobanê temizlendikten sonra çok farklı duygular yaşadık. Kobane’yi kendi haline bırakmalılar. Çünkü Kobanê çok özel bir yer. Burada dünyanın gözü önünde büyük bedeller verildi. Kimse Kobanê’ye dönük saldırılara karşı sağır ve dilsiz olmamalıdır” dedi.
    MA / Müjdat Can 

    Kobane özgürlük meydanı
  • Dede Dereli ‘rızalık isteği’nde bulundu

    Dede Dereli ‘rızalık isteği’nde bulundu

    BAİK Başkanı Dede Ali Dereli’nin görevinden  tamamen ayrılmak için istediği ‘rızalık isteği’ kabul edilmedi. Ancak Dede Dereli’nin sağlık sorunları için bir dönem görevden ayrılması için ‘rızalık’ gösterildi.

    Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Ali Dereli, bir süredir yöresel dernekler ile yaşanan tartışmalarla ilgili Wood Green Cemevinde bir toplantı düzenledi. Dede Dereli’nin görevinden ayrılmak için ‘rızalık’ almak istediği toplantıya, çok sayıda kişi katıldı.  Yapılan toplantı divanın da Dede Dereli’nin yanı sıra Cemevi eşit başkanları Filiz Koç, İbrahim Has ile Croydon Cemevi Başkanı Mahmut Aydoğan yer aldı. Toplantıya ayrıca Cemevi eski yöneticileri ile bazı iş adamları da katıldı.

    İAKM Başkanı İbrahim Has, Aleviliğe yakışır bir muhabbet gerçekleşmesini isteyerek, yaşanan sorunun yol, Alevilik yada Cemevi ile ilgili bir sorun olmadığının altını çizdi. Hiçbir baskı ve dayatmayı kabul etmediklerini ifade eden Has, kendilerine verilen güvenin sonuna kadar arkasında olacaklarını kaydetti.

    -Toplantında konuşan Dede Ali Dereli, dünyadaki ve İngiltere’deki Alevi örgütlülüğü açısından BAİK’in çok önemli bir kurum olduğunu söyledi. Dereli, sorunu bu kadar geniş bir platforma getirme nedeninin sorunun bir yol, bir Alevi inanç sorunu olmadığını aktardı. Dereli, son dönemlerde yaşanılanları toplumsal bir sorun olarak niteleyerek, asıl sorunun toplumun ‘güvenlik’ sorunu olduğunu da ifade etti. Bir sorun varsa Avrupa Alevi İnanç Kurulu’na götürülüp tartışılması gerektiğini söyleyen Dede Dereli, yöresel derneklerin bildirisi ile başlayan süreci ise “Ortada bir kimlik ve emek var. Bu emeğe karşı bir tepki oluşacağını düşünemiyorlar mı? Sorun bizim toplumun içerisinde bir bomba yaratıp bombayı parçalamak. Ali Dereli ismi üzerinden bu toplum ayrıştırılmak isteniyor” diye değerlendirdi.

    Sorunların hasır altı edilemeyeceğini söyleyen Dereli, bir komisyonun kurulması ve tüm yaşanılanların araştırılarak açıklığa kavuşturulması gerektiğini kaydetti. Cemevi’nin 3 Ekim tarihinde yapılan Genel Kurul’un çok sakin ve olgun geçtiğini aktaran Dereli, Genel Kurul’da yaptığı ‘Yol çizgisine sahip çıkın’, ‘Çocuklarımızın rızkına el uzatanlara izin vermeyiz’ şeklindeki konuşmaları ile başlayan bir sürecin geliştiğini söyledi.

    Yöresel derneklerin bildirisi ile hedef tahtasına oturtulduğunu iddia eden Dereli, yöresel dernekler ile yapılması kararlaştırılan toplantıya düğün ve tv programı nedeniyle katılmadığı için kendisi ve yakını İsmail Bulut’u hedef alan bir bildiri yayınlandığını belirtti.

    Sosyal medya üzerinden hakaretlere maruz kaldığını ve hedef gösterildiğini söyleyen Dereli, şu iddialar da bulundu: “Biz kendi kurumumuz da sorunu çözdük. Karşılıklı özür diledik. Benim bir dede kimliğim var. Ben kimseye sırtımı dönemem. Ben bu toplumu bir arada tutmak için bütün varlığımla Alevi kimliği taşıyan herkesi bu çatı altında tutmaya mecburum. Toplantıya gidemem ardından yöresel derneklerin sosyal medyada bir bildiri yayınladılar. Bütün çaba ve girişimlere rağmen bildiri sosyal medyadan çekilmedi. Olaylar zıvanadan çıktı. Uluslararası bir trol grubu harekete geçti. Hakaretler edildi bana. Bunun toplumsal bir bütünlükle bir alakası yoktur.”

    Ardından söz alan Croydon Cemevi Başkanı Mahmut Aydoğan, Alevilik’te bir istifa müessesi olmadığını belirtti. Aydoğan, Alevi inancında göreve gelirken ‘Rızalık’ ile gelindiğini ve ‘Rızalık’ ile gidildiğini söyleyerek, Dede Dereli’nin ‘Rızalık isteği’ni sundu.

    Dede Dereli, yaşanan bu olaylar ile ilgili bir komisyonun kurulması ve bazı kişilerin araştırılması gerektiğini sözlerine ekledi. Hizmet yürütemez hale geldiğini ve psikolojik olarak yıprandığını söyleyen Dede Dereli, BAİK Başkanlığı görevini bırakarak bir süre dinlenmek istediği için katılımcılardan ‘rızalık’ isteğinde bulundu. Dede Dereli’nin bu talebi karşısında yoğun tartışmalar yaşandı. Yapılan tartışmalar da kurumsal sorunlar, yöresel dernekler, Alevi Federasyonu’nun tutumu gibi bir çok konu ön plana çıktı.

    Toplantının son kısmında Dede Dereli’nin BAİK Başkanlık görevinin bırakmak için istediği ‘rızalık isteği’ ise genel olarak kabul görmedi. Divan, BAİK üyelerinin de Dede Dereli’nin görevini bırakma isteğine ‘rıza’ göstermediğini açıkladı. Bunun üzerine Dede Dereli’nin bir süre dinlenmesi ve sağlığı ile ilgilenmesi için geçici bir ‘rızalık’ verildi.

    Üyelerinin çoğunluğu Alevi toplumundan olan yöre derneklerinden  Alxaslılar, Kırkısraklılar, Tilkililer, Kürecikliler, Nurhaklılar, Yaylacıklılar, Elbistanlılar (El-com) ve Göksunlular Kültür ve Dayanışma Dernekleri 20 Ekim günü bir açıklama yaparak BAİK başkanı Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’a istifa çağrısında bulunmuştu. Yöresel dernekler Dede Dereli’yi toplumu ayrıştırdığını iddia ederek, ”Kurumlarımızın aldığı bu karar karşılık bulmadığı taktirde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiç bir erkana ve hizmete katılmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz”  denmişti.

    HABER: DİREN DİCLE

     

     

     

  • İngiltere’de süpermarket raflarının bazen boş kalmasının sebepleri neler?

    İngiltere’de süpermarket raflarının bazen boş kalmasının sebepleri neler?

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara AKM Millet Bahçesi Açılış Töreni’nde, “Avrupa’ya bakalım. İngiltere’de, Amerika’da raflar boş. Elhamdülillah bizde bolluk, bereket yoluna devam ediyor. Fakat nankörlere ne anlatırsan anlat, anlamazlar” dedi.

    Erdoğan’ın dile getirdiği gibi İngiltere’de son aylarda dönem dönem süpermarket raflarının boş kaldığı görülüyor.

    Bunun arkasında Brexit, koronavirüs pandemisi ile ortaya çıkan tedarik zincirinde yaşanan sıkıntılar, TIR ve kamyon şoförü açığı gibi nedenler var.

    İngiltere, gıda ihtiyacının neredeyse yarısını ithal ediyor.

    Taze sebze ve meyvelerin ise yüzde 84’ü ithal edilmekte.

    İngiltere, ithalat açısından başta İspanya ve İtalya olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkelerine bağımlı.

    Tedarik zinciri ve lojistik alanında görülen teknolojik gelişmelere rağmen pandemi döneminde yaşanan sıkıntılar ve Brexit ile istihdamda ortaya çıkan kayıp, geçen bir yıl içinde İngiltere’nin gıda sistemine zarar verdi.

    Pandemiyle beraber ürünlerin yer değişimi daha yavaş gerçekleşmeye başladı.

    Brexit de gümrük süreçlerinin uzamasına ve bürokrasinin artmasına yol açtı.

    Kimi ürünlerde çeşitlilik azaltıldı

    Bazı süpermarketler, ürünlerin temininin sorunsuz gerçekleştirilebilmesi için makarna, çay ve kahve gibi kimi ürünlerde çeşitliliği azaltma yoluna gitti.

    Kâr marjı yüksek olmayan su ve maden suyu gibi kimi ürünlerin tedarikine öncelik verilmediği için rafların boş kaldığı görüldü.

    Sainsbury’s, Asda ve Tesco gibi süpermarket zincirleri ise bazı bölümlerini kapatarak masraftan kısmaya çalışıyor.

    Online alışverişin yükselmesiyle beraber televizyon, CD, su ısıtıcısı gibi cihazların olduğu raflar da eskisi gibi doldurulmuyor, bu ürünler depoda tutuluyor.

    İngiltere’nin en büyük süpermarket zinciri olan Tesco ise gıda israfını azaltma hedefleri kapsamında raflara daha az sayıda ürün yerleştirmekte.

    Bütün bunlar süpermarket raflarının eskisine kıyasla daha boş kalmasına sebep oluyor.

    Kimi raflara karton maketler yerleştirildi

    Geçtiğimiz aylarda kimi süpermarket raflarının boş kalmaması için ürünlerin yerine karton maketlerin koyulduğu görüldü.

    Gıda sektörü temsilcileri ise gıda tedarikinde önümüzdeki dönemde sıkıntıların artabileceği uyarısında bulunuyor.

    İngiltere Et Üreticileri Birliği (BMPA) yaz aylarında yaptığı açıklamada istihdamda yaşanan kayıpların üretimde sıkıntılara yol açabileceğini kaydetmişti.

    Kuruma göre kimi üretim yerlerinde yüzde 10 ve yüzde 16 arasında istihdam eksikliği var.

    Enflasyon yükseliyor

    Diğer yandan yükselen gıda fiyatları da başka bir tehlike arz ediyor.

    Ağustos ayı enflasyon verisi yüzde 3,1 ile son dokuz yılın en büyük yükselişini kaydetti.

    Eylül ayında ise süpermarket fiyatlarının yüzde 1,3 yükseldiği görüldü.

    Pandemi ve Brexit ile maliyetlerin artması, Nestlé, Procter & Gamble ve Unilever gibi şirketlerin fiyatlarını artıracaklarını açıklamasına yol açtı.

    Tedarik zincirinde sıkıntıların devam etmesi takdirinde gıda fiyatlarının daha da yükselmesi bekleniyor.

    İngiltere’nin Gıda ve İçecek Federasyonu Başkanı Ian Wright, tedarik zincirindeki yapısal sorunlara ve istihdamda yaşanan kayıplara dikkati çekerek süpermarketlerdeki raf sorununun büyüyebileceğine işaret ediyor.

    Wright, “İngiltere’de alışverişe çıkanlar istedikleri bütün ürünlerin raflarda ve restoranlarda bulunmasına alışmış olabilir, ancak artık bu bitti ve bir daha geri gelmeyecek” yorumunda bulundu.

    Gıdaya erişimde sıkıntı yaşanmayacağını düşünen Wright, belli başlı kimi ürünlerin lojistiğinde eksiklik meydana geleceği için rafların boş kalacağını düşünüyor.

    Temel gıdalara erişime ulaşamayanların oranı arttı

    Ülkenin resmi istatistik kurumunun verilerine göre eylül ayının son iki haftasında Londra’da yaşayanların yüzde 12’si süpermarketlerde temel ihtiyaçlarının tamamına erişemedi.

    Diğer yandan pandemiyle beraber temel gıda ürünlerine erişimde sıkıntı yaşayan kişilerin sayısı da yükseldi.

    2019-2020 yılları arasında 5 milyon kişinin gıda yoksulluğu içinde yaşadığı tespit edilmişti.

    2020’de bu rakam toplam nüfusun yüzde 8’ine denk geliyordu.

    Gıda Vakfı’na (The Food Foundation) göre ise 2021’in başında gıdaya erişimde yaşanan sıkıntı nüfusun yüzde 9’una kadar çıktı.

    Gıdaya erişimin sağlanması konusunda çalışan bir STK olan The Trussell Trust, son beş yılda gıda bankalarının kullanımının yüzde 123 arttığını belirtti.

    KAYNAK: BBCTÜRKÇE

  • Aleviler’den hükümete sert tepki: Cemevi bizim ibadethanemizdir!

    AKP hükümetinin Cemevlerine ibadethane statüsü değil ‘kültür merkezi’ statüsü vereceğinin duyurulmasına Aleviler sosyal medyadan tepki gösterdi. Tepkiler arasında “Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik şarttır!” sözleri de yer aldı. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugünkü kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük” demişti.

    AKP’ye yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi ise Hürriyet gazetesinde bugünkü (29 Ekim tarihli) yazısında cemevlerinin ‘kültür merkezi’ olarak tanınacağını yazdı. Bu iddialar üzerine Alevilerden sosyal medya üzerinden tepkiler gelmeye başladı. Öne çıkan tepkileri derledik.

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Pir Musa Kazım Engin yaptığı paylaşımda şu tepkiyi gösterdi:

    “İktidar 19 yıldır içeriği olmayan ve sadece oyalama, kandırma amaçlı sözde “açılımlardan” sonuç alamayınca teker teker Cemevlerini ve “biyolojik dedeleri” hedefe alarak kurumları, federasyonları arkadan kuşatmaya almaya çalışıyor. On yıllardır sürdürülen eşit yurttaşlık, yasal ve Anayasal hak ve hukuk mücadelesi bypas edilmeye, bir maaş, elektrik-su parasına mücadele iğdiş edilmeye çalışılıyor. Tüm kurumlar istisnasız bu konuda ivedilikle tutum ve tavır belirlemeli, en yüksek düzeyde bunu seslendirmelidirler! “Gizli görüşme yapılan” 1585 Cemevinin yöneticileri açık ve şeffaf bir şekilde görüşme içeriğini halka açıklamalıdırlar. Tüm kurumların genel merkezleri bölge toplantıları yapmalı üyeleri duyarlı olmaya çağırmalıdır! Kurumların “Yol ve Erkân Kurulları” ‘bir maaşa’ iktidar ile işbirliği yapacak “dedeler” hakkında kalıcı ve bağlayıcı yaptırım uygulamalıdır! Ardından merkezi düzeyde tüm kuruluşların katılımı ile etkili bir basın açıklaması yapılmalıdır! Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik” şarttır!”

    “TALİPLER MAAŞ KABUL EDEN DEDELERİ TANIMAMALIDIR”

    Tepkiler, Engin’in açıklamalarıyla sınırlı kalmadı. Bu gelişmelerin açılım olmadığını, aksine Alevilere yönelik sürekli olarak gündemde olan senaryolardan biri olduğu belirtildi.

    “Faşizmin iktidarda kalabilmesinin tek dayanağı yalan ve demagojidir. Faşizm, Aleviler için yeni bir açılımda bulunacakmış. Faşizmin açılımdan kastı, kendisinin tıkanan yolunu açmaktır” denilerek Aleviler üzerinden iktidarın kendini yenilemeye çalıştığını yazdılar.

    Eğitimci Vedat Kara, “Cemevleri Kültür Merkezi değil, ibadethanedir.” yazarak tepkisini koydu.

    Gazeteci Fatih Portakal Twitter hesabından Selvi’nin yazısına tepki gösterdi. Portakal, “Hala anlamamakta ayak diretiyor yönetenler: kültür merkezi olsun istenmiyor, istenen ibadethane olarak kabul edilmesi. Bu kadar zor mu? Hem sizin izin verip vermemenizle de alakası yok bu işin. Bu insanların hakları. Nokta” dedi.

    Bir Alevi yurttaş ise şu sözlerle tepki gösterdi:

    “AKP 20 yıldır seçim arifelerinde Alevilere yönelik hamleler yapıp seçim sonrası geri çekiliyor, yeni bir seçim arifesinde aynı hamleleri tekrar ediyor. Bu hamleler sonucunda Alevilere hiç bir şey vermediği gibi her geri çekilişte parçalar kopararak ayrılıyor. Ve bizler bu tahribatı sadece seyrediyor aynı tepkileri tekrar ediyoruz. İçimizde zaafları inancından daha etkili o kadar isim var ki AKP’nin sunmuş olduğu (sadece AKP ile sınırlı değil, Alevileri katledenlerden tut, IŞİD’cileri üç beş öfkeli genç görenler dahil) kırıntıların üzerine öyle bir atlıyor ki gözü ne inancı ne değerleri görüyor. Bizim pirlerimiz der ki “erenler cemine gireyim dersen kin ile kibri at da öyle gel” anlaşılan o ki erenler cemine girmek için “kin ile kibir” yeterli gelmiyor; zaafı da atması gerekiyor. Yola inanca en çok zararı zaaflılar veriyor.”

    Yurttaşlardan bir diğeri Selvi’nin yazısını paylaşarak; “Dedeler maaşı reddetmeli. Reddetmezlerse talipler onları tanımamalı.” dedi.

    Twitter’dan bir yurttaş ise “Alevilik kültürmüş ha! Dini inancın kültür olduğu nerede görülmüş? Hz. Hüseyin kültürü için mi öldürüldü? Aleviler, Allah, Muhammed, Ya Ali! derken kültür mü yapıyorlar? Hacı Bektaş Veli de kültür adamıydı değil mi Selvi? Cemevleri Alevilerin mescitleridir.” notunu paylaşıp tepki gösterdi.

    Bazı tepkiler ise şu şekilde:

    “Maaşa bağlayacakları dedelerde Alevileri asimilasyona uğratmak için kurulan vakıflardan çıkan ‘Alevi dedeleri’ olur kesin.”
    seçim geliyor Tayyip’in aklına cemevleri düzenlemesi gelmiş.”
    “2005 – Başbakanlık reddetti.
    2007 – Erdoğan’ın talimatıyla Alevi açılım süreci başlatıldı.
    2008 – Erdoğan: Cemevleri ile ilgili şahsıma ulaşmış bir talep yok.
    2012 – Erdoğan: O cemevi bir ucube olarak yapıldı.
    2013 – Erdoğan: İslam’da tek ibadethane vardır, cami.

    “Ne zaman açılım deseler korkuyorum. Aklıma madımak geliyor ürküyorum. Aklıma Kürt açılımı geliyor tüylerim diken diken oluyor. Bırakın herkes olduğu gibi kalsın açılım saçılım yapmayın.”
    “Vergi alırken beni ayırmıyorsan. Hizmet verirken de ayıramazsın! Cemevi benim ‘ibadethanem’ Kültür merkezi olamaz. Benim hakkım olanı bana ‘vermek’ bu kadar zor mu?”

    KAYNAK: Helin YILMAZ/PİRHA

  • Akşener’e ‘Burası Kürdistan’ diyen Taşkesen serbest bırakıldı

    Akşener’e ‘Burası Kürdistan’ diyen Taşkesen serbest bırakıldı

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Siirt’in Kurtalan ilçesindeki esnaf ziyaretinde “bulunduğunuz yer ‘Kürdistan’dır” ifadesini kullanan Cemil Taşkesen adlı yurttaş için savcılığın soruşturma başlattı. Gözaltına alınan Taşkesen ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

    Siirt Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Akşener’in dün ilçede gerçekleştirdiği ziyarette Cemil Taşkesen adlı esnafın, “Dilimiz inkar ediliyor, kimliğimiz inkar ediliyor, ‘Kürdistan’ inkar ediliyor. Biz buna karşıyız. Şu an sizin bulunduğunuz yer ‘Kürdistan’dır ama ne yazık ki Meclis’te bu ‘Kürdistan’ inkar ediliyor.” sözleri üzerine Kurtalan Cumhuriyet Başsavcılığınca “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan soruşturma başlatıldı.

    Polis ekipleri, soruşturma kapsamında Taşkesen’i adresinde gözaltına aldı.

    Akşam saatlerinde emniyet işlemleri sona eren Taşkesen, savcılığa çıkarıldı. Savcılıkta ifadesi alınan Taşkesen, serbest bırakıldı.

    Taşkesen, serbest bırakılmasının ardından aralarında HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve beraberindeki birçok kişi Adliye binası önünde basın açıklaması yapmak istedi.

    Polis engeline rağmen yapılan açıklamada HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Taşkesen’in hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasının birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandığını hatırlatarak, “Emniyet sorularına baktık. Sorular şu; Kimden talimat aldınız? Hangi örgütten talimat aldınız? Herkes biliyor, tüm bir bölgeyi gezerseniz size buranın Kürdistan olduğunu niteler” dedi.

    Danış Beştaş’ın konuşması esnasında polisler açıklamayı engellemek istedi. Bunun üstüne Beştaş, “Polisler açıklamayı engellemesin. Polisler şuanda suç işliyor. Biz burada açıklama yapmak için izin almak zorunda değiliz” diyerek tepki gösterdi.

    Yaşadıklarına dair Mezopotamya Ajansı’na konuşan Danış Beştaş, Taşkesen’in emniyet ve savcılık ifadelerinin gördüklerinde “Büyük bir korku, gerçeklerin inkarı” şeklinde yorumladıklarını söyledi.

    Beştaş, “Kürtler Kürdistan’a Kürdistan der. Kendilerine de Kürdüm der. Bunun için kimseden talimat almalarına da gerek yok. Çünkü savcı ve emniyetin sorusu ‘Kim size talimat verdi? Hangi örgüt size talimat verdi?’ diye sorulmuş. Bu gerçeklerin hangi aşamaya geldiğini de ortaya koyuyor. Bin yıllık tarihten ve tarihsel belgelerden habersiz olmak değil aslında. Bu, înkar siyasetini devam ettirmektir. Bu şekilde kesinlikle Türkiye’ ye bir fayda sağlayamaz. Türkiye toplumuna hiç bir katkı yapılamaz. Bu zaten Kürt sorunun varlığını ispatlamaya ve açıkça ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.