Author: ali

  • Dünyaca ünlü sanatçı Martínez: Kürt kadının mücadelesi ilham kaynağı

    Dünyaca ünlü sanatçı Martínez: Kürt kadının mücadelesi ilham kaynağı

    La Casa De Papel dizisiyle birlikte tüm dünyada tanınan Basklı sanatçı Itziar Ituño Martínez, “Kürt kadınının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor, hem de Kürt kadınına kahraman gözüyle bakılıyor” dedi.
    Yeni Yaşam gazetesinden Gülcan Dereli, son zamanların sevilen internet dizilerinden biri olan La Casa De Papel’de Lizbon karakteriyle herkes tarafından tanınan sanatçı Itziar Ituño Martínez ile bir söyleşi yaptı. Metin Yeğin’in farklı zamanlarda kesişen hikayelerin anlatıldığı Grev filmi dolayısıyla İstanbul’a gelen Itziar, projelerinin yanı sıra ülkesindeki kadınların Kürt kadınından etkilendiğini de anlattı.
    “Kürt kadınının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor hem de Kürt kadınlarına kahraman gözüyle bakılıyor” diyen Itziar, Kürt kadınının cesaretinden bahsederek, “Tüylerimizi diken diken eden bir şey bu. Kürt kadınlarının mücadelesini de yakından takip ediyoruz” dedi.
    ANADİLDE ÜRETİM 
    Anadili Baskça’yı öğrenme serüveni ile konuşmasına başlayan Itziar, insanların “az konuşulan diller” in fazdasız olduğu yönündeki yaklaşımlarını eleştirerek, “Sanki daha çok konuşulan, daha yaygın ve emperyalizmin kullandığı dilleri öğrenirseniz sizin hayatınıza daha fazla kapı açacağını ya da daha fazla işe yarayacağını düşünüyorlar. Benim hikayemde, benim durumumda tam tersi oldu. Hatta benim en meşhur olduğum zaman tamamen Bask dilinde yapılmış bir filmle oldu. Bu filmin ismi Loreak, (Çiçekler) Oscar adaylığına kadar giden bir başarısı oldu bu filmin” dedi.
    BASKI, KENDİ İÇİNDE ANTİKOR ÜRETİYOR 
    Kendi ülkesinde baskılar nedeniyle Baskça’nın artık az konuşulduğuna değinen Itziar, baskıların insanların kendine ait olana sahip çıkma bilincine dönüştüğünü söyledi. Itziar, bu durumu şöyle açıkladı: “Franco döneminde neredeyse 40 yıl süren bir baskıdan bahsediyoruz. Hem dil ile ilgili, hem de etnik kimliğinizle ilgili pek çok kültürel formun baskılandığı, zulme uğradığı bir tarihi süreçten bahsediyoruz. Ben şuna inanıyorum: Bir yerde bir baskı olduğunda, zulüm olduğunda diktatörlük gibi, aynı zamanda bu baskı kendi içerisinde antikorlarını da üretiyor. Yani öfkeleniyorsunuz ve o öfkeyle size ait olana bir yerden sonra daha da sıkı sarılıyorsunuz. Ve bu bahsettiğim durumla insanların yani halkın daha da sıkı bir şekilde bir araya gelmesine, daha da kenetlenmesine sebebiyet verebiliyor. Bask Ülkesi örneğinde şöyle bir şey oldu: İnsanlar bir araya gelerek küçük merkezler, okullar kurdular. Buralarda hem dil ile ilgili hem de çeşitli kültürel anlamda eğitimler aldılar. Bunların içinde temel dersler de vardı, matematik gibi. Bunlar resmi okullar değildi, yasal değildi, kaçak olarak yapılıyordu. Ve bir şekilde insanlar kendilerine ait olanı sahiplenmek için, güçlendirmek için bir araya geldiler. Bu merkezlerde bütün dersler Baskça dilindeydi. Şarkılar aracılığıyla, danslar aracılığıyla öğreniyorlardı. Buradaki en önemli şey çocuklar çünkü onlar aracılığı ile geleceğe aktarılıyor bir şeyler ve bunun kesintiye uğramaması çok önemli. Çocuklarla kendi anadilleriyle konuşmak gerekiyor.”
    Yer aldığı projelerden söz eden Itziar, La Casa De Papel’in bir isyan dizisi olduğunu belirterek, “Sisteme karşı olan bir isyan hikayesi, bence bu yüzden çok ilgi gördü. Hırsız olandan bir şeyleri çalmanın hikayesi. Hırsıza hırsızlık yapmanın hikayesi. İçerisinde hem aşk var, hem de mizah var. Ve tabii aksiyon, eylem de var. Çok iyi bir karışım” şeklinde konuştu.
    İLHAM VEREN KÜRT KADINI 
    Rojava için de bir video çeken Itziar, Rojava’da savaşan Kürt kadınına ilişkin, “Kürt kadınlarının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor hem de Kürt kadınlarına kahraman gözüyle bakılıyor. Kendilerini kurşunların önüne atan kişiler olarak bakılıyor. Tüylerimizi diken diken eden bir şey bu. Kürt kadınlarının mücadelesini de yakından takip ediyoruz” ifadesinde bulundu.
    GREV: KADIN İŞÇİLERİN DİRENİŞİ 
    Yeni projesi Grev filmi hakkında da bilgi veren Itziar, “Filmde, benim oynadığım karakterin adı Casilda. İspanyol İç Savaşı sırasında mücadele eden bir militan kadın. Bir günlük buluyor bu kadın. Ve bu günlük aracılığıyla 1920 yılında Bursa’daki kadın işçilerin grevine giden Ermeni kadın işçisi gözünden okuyoruz, öğreniyoruz. Bu hikayelerin biri Bask Ülkesi’nde iç savaş sırasında, biri de 1910 yılında Türkiye’de iki farklı zamana ve mekana ait hikayenin bir araya geliyor olması oldukça etkileyici ve ilgi çekici. Sonuçta ikisini de birleştiren aynı şey. Kadınların mücadelesi” diye belirtti.
  • Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 1 Kasım Dünya Kobanê Günü kutlaması

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 1 Kasım Dünya Kobanê Günü kutlaması

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 1 Kasım Dünya Kobanê Günü dolayısıyla farklı halklardan kadın aktivistler ve dostlar ile panel ve kültürel etkinlikler düzenlenecek.

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nin, 1 Kasım tarihinde “Kobanê ve Kadın Direnişi” konulu bir panel ile başlayacağı etkinlikte Londra Kürdistan Dayanışma Ağı’ndan Iida Käyhkö, Kürdistan’a Barış Kampanyası’ndan Melanie Gingell, Kongra Star temsilcisi Rohash Shexo,

    Britanya’daki Latin Amerika diasporasının Feminist Meclisi ve Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden konuşmacılar yer alacak.

    Kürtçe şarkılar ile sanatçı Suna Alan’ın sahne alacağı etkinlikte, SOAS Üniversitesi müzik öğrencilerinin oluşturduğu SOAS Ceilidh Band da Britanya Adaları ve İrlanda’nın geleneksel dans müziği ve Ceilidh dansları ile etkinlikte yer alacak.

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden yapılan çağrıda ‘’1 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle Kürt Kadın İnisiyatifi olarak dostlarımızı 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nü birlikte kutlamaya davet ediyoruz. Bizi birleştiren ve küresel olarak hareket ettiren ve çeşitliliğimizdeki ortak ittifakı güçlendiren mücadeleleri ve hedefleri birlikte vurgulayalım’’dendi.

     

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından düzenlenen 1 Kasım Dünya Kobanê Günü etkinliği 1 Kasım Pazartesi akşamı saat 18:00’da Kurdish Community Centre, 11 Portland Gardens, Harringay Ladder, London N4 1HU adresinde gerçekleşecek.

  • Kürt gençlerden 30 Ekim akşamı ‘Halay gecesi’

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi, kültür etkinlikleri kapsamında 30 Ekim akşamı Haringey KCC binasında ‘halay gecesi’ düzenleyecek.

    Kürt Gençlik İnisayitifi,asimilasyona, kimliksizliğe ve kültürel yozlaşmaya karşı kültürel ve sanat çalışmalarının önemine vurgu yaptı.Gençlik İnisiyatifi, gençliğin kültür, sanat,edebiyat, spor ve müzik gibi bir çok yaşam alanında öz değerlerine sahip çıkarak, yozlaştırma politikalarına karşı durması gerektiğini belirtti.

    İnisiyatif bu kapsamda 30 Ekim akşamı saat:18:30’da düzenleyecekleri Halay Gecesi’ne tüm gençlik kesimleri ile Kürt halkı ve dostlarını davet etti.

    Etkinlik kapsamında yöresel yemekler, müzik ve 1 Kasım Kobane Günü kutlaması yapılacak.

     

  • İngiltere’de kadınlar gece kulüplerini boykot edecek

    İngiltere’de kadınlar bu hafta boyunca gece kulüplerini boykot ediyor. “Kadınlar Evde” adıyla yapılan eylemde, gece kulüplerinde içkilere ilaç katılması sorununa dikkat çekiliyor.

    Üniversitede ikinci sınıf öğrencisi olan Mia Davson, bu ay başlayan yeni eğitim yılının ilk sosyal etkinliğine katılmıştı. 20 yaşındaki Mia, fazla içki içmeden gecenin tadını çıkarmaya çalışıyordu. Ama birden fenalaşmış ve yardım istediği arkadaşının üzerine yıkılmıştı.

    “Yaklaşık bir saat boyunca kendimden geçmiş haldeydim; arkadaşlarım beni hastaneye götürdü” diye anlatıyor.

    Mia, içkisine ilaç katıldığını düşünüyor. O günden beri de dışarı çıkma konusunda kendisini güvende hissetmiyor.

    Mia, gece kulüplerinde kadınların içkisine ilaç katılarak cinsel saldırıya uğramaları sorununa dikkat çekmek için Çarşamba gecesi evde kalma kararı alan yüzlerce kadından biri. “Kadınlar Evde” hareketi; Londra, Edinburgh, Liverpool, Bristol dahil olmak üzere 50 bölgede destek gördü.
    Ancak kadınların dışarı çıkmayıp evde kalması çağrısı yapması nedeniyle bazı kesimlerden de eleştiri aldı. Bu kampanya, kadınların güvenliğine yönelik tedbirler alınması çağrısı yapıyor.

    Polis kayıtlarına göre, İngiltere’de Eylül ve Ekim aylarında 198 içkiye ilaç katma vakası ve 24 enjeksiyonla uyuşturma vakası bildirildi.
    Bu olaylar lisanslı gece kulüplerinin yanı sıra evlerdeki özel partilerde meydana geldi ve mağdurlar arasında kadınların yanı sıra erkekler de bulunuyor. 19 yaşındaki Helen Lavery de akranlarında son haftalarda dışarı çıkarken kendilerini güvende hissetmeme duygusunun arttığını belirterek bu kampanyaya katılma kararı almış.

    İğneyle uyuşturma haberleri karşısında, “Kadınlar gece dışarı çıktıklarında kollarını tutuyor” diyor. Leeds kentinde 20 yaşındaki üniversite öğrencileri Joscelin Sgtory ve Isabel Davies de kampanyanın oluşturduğu WhatsApp grubu ve Instagram hesabına ilginin kentte yoğun olduğunu, 18 Ekim’de açılan hesabın 4 bin takipçi kazandığını belirtiyor. Joscelin bu durumu, “kaynama noktası”na ulaşılması şeklinde yorumluyor: “İçkiye ilaç katmak çok uzun zamandır üniversite hayatının ve dışarı çıkma kültürünün bir parçası haline gelmiş durumda ve kadınların güvenliği çok uzun zamandır sadece kadınların sorunu gibi görülüyor.

    “Biz de sorunun odak noktasını, mağdurun suçlanması yerine failin ayıplanmasına çevirmeye çalışıyoruz.”

    Kampanyayı yürütenler, kadınlara evde kalma çağrısı yapmanın bir çelişki olduğunu ileri süren eleştirileri anlayışla karşıladıklarını belirtiyor.

    Ancak, Covid salgını nedeniyle uzun zaman kapalı kalan gece kulüplerinin, yaşadıkları finansal soruna ek olarak kadınların boykotu ile bu baskıyı artırmayı ve önlem almak üzere harekete geçmelerini sağlamayı amaçladıklarını belirtiyorlar.

    Bristol Üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki Anna da bu hareketin kısa ve uzun dönemli hedefleri olduğunu söylüyor. “Gece kulüpleri sektörünü düşman göstermek gibi bir derdimiz yok; tersine insanlar dışarı çıkmaya devam edebilsin diye onlarla birlikte çalışmak istiyoruz.”

    Isabel, gece kulüplerinin müşterilerine karşı daha özenli davranması ve güvenli bir ortam sunması gerektiğini, bugüne kadar yaptıklarının ise mekanda rahatsızlananları dışarı atmak olduğunu söylüyor.

    Anna, gece kulüplerinin kalıcı ve geçici tüm personelini bu konuda eğitmesi, özel görevli kişiler belirlemeleri gerektiğini ifade ediyor.

    “Kadınlar Evde” hareketinden bağımsız olarak Parlamento’ya sunulmak üzere imzaya açılan ve içkilere ilaç katılıp katılmadığını belirlemek üzere ücretsiz testlerin hükümet tarafından finanse edilmesi çağrısı yapan imza metnini şimdiden 12 bin kişi imzaladı.
    170 bin kişinin imzaladığı başka bir metin ise gece kulüplerine girişte üst aramasını zorunlu kılma çağrısı yapıyor.

    İçkiye ilaç katılması maksimum 10 yıl hapis cezası öngören bir suç. Ancak BBC’ye konuşan çoğu kadın, bu olayların polise bildirilmediğini söylüyor.
    Polise bildirenler ise bu konuda adım atılmadığını belirtiyor.

    Gece Kulüpleri Derneği başkanı Michael Kill, içkiye ilaç katılması vakalarındaki artışı “endişeyle karşıladıklarını” söylüyor: “Bu sorunun boyutu hakkında net bilgi edinmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulması çağrısı yaptık.” Kill ayrıca personelin eğitilmesi, üst arama, tıbbi ve sosyal destek sağlama konusunda da adım atılabileceğini belirtiyor ve içkisine ilaç katıldığını düşünen herkesin personele ve mekan yöneticilerine durumu bildirmelerini istiyor.

    Alkollü içkiler konusunda farkındalık yaratma amacıyla kurulan Drinkaware adlı yardım kuruluşu, içkiye ilaç katılmışsa bunun tat, koku ve görüntüden tespit edilemeyeceği, ancak o içkiyi içen kişi üzerinde denge kaybı, uyku hali, görme bozuklukları, kafa karışıklığı, bulantı, kusma ve bilinç kaybı gibi fiziksel belirtiler yaratacağı uyarısında bulunuyor.

    Mia, bir gecede değişim olmasını beklemediğini ve henüz işin başında olduklarını söylüyor.

    Joscelin de “Boykottan sonra her şeyi sonlandırma niyetimiz yok” diyor ve ekliyor: “Cinsel saldırı faillerine karşı hiçbir şey yapılmazsa ülke olarak nasıl bir mesaj vermiş oluyoruz? Bu, ülke çapında bir tartışma konusu olmalı.”

    KAYNAK: (BBC TÜRKÇE)

  • Gik-Der 30. Olağan Kongresi başarıyla gerçekleşti

    Gik-Der 30. Olağan Kongresi başarıyla gerçekleşti

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER) 30. Olağan Genel Kurulu’nu başarıyla gerçekleştirirken, “Eşit, siyasal ve sosyal haklar mücadelesinde daha güçlü bir Gik-Der” “mesajı verildi.

    Londra’da 30 yıldan bu yana Türkiye ve Kürdistanlı toplumla yakın ilişkiler kuran göçmenlere yönelik emek sömürüsüne karşı çalışmaları ile bilinen GİK-DER 30. Olağan Kongresi’ni “30. yılında eşit, siyasal ve sosyal haklar mücadelesinde daha güçlü bir Gik-Der” şiara ile gerçekleştirdi.

    Kuzey Londra’da bulunan merkez binasında gerçekleşen kongre, devrim ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısında bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşunun ardından divan oluşumu ve gündemler belirlendi.
    Kongreye delege ve üyelerin yanı sıra, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, Day-Mer, Kürt Halk Meclisi, Kürecikliler Derneği ve Tilkililer Derneği temsilcileri katılarak dayanışma mesajlarını iletti.

    Yine kongreye, Türkiye İşçi Partisi, Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu, Edinburgh Göçmen Aileler Birliği, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Kırkısraklılar Derneği, ve Tohum Kültür Merkezi de birerer dayanışma mesajı göndererek, faşizme ve emek sömürüsüne karşı ortak mücadele çağrısında bulundu.

    GİK-DER’in özellikle son iki yıllık çalışmalarının değerlendirildiği kongrede, pandemi sürecine rağmen kadınlara yönelik psikolojik ve sosyal paneller. Rengin Kadın Korosu, tiyatral ve akademik etkinliklerin yoğunluğu takdirle karşılandı.

    Faaliyet raporunun sinevizyon olarak sunulduğu kongrede yapılan konuşmalar da, faşizme, ötekileştirilmeye, işgalci cinsiyetçi yaklaşımlara karşı mücadelenin daha güçlü büyütüleceği vurgulandı.

    Demokratik Güç Birliği’nin önemli ve aktif bir bileşeni olan Gik-Der kongresinde DGB’nin ortak mücadelenin en güçlü alanı olduğunun altı çizilerek, herkesin DGB etrafında kenetlenmesi gerektiği ifade edildi.

    Mali ve çalışma raporlarının delegelerin onayına sunularak kabul edildiği kongrede, Gik-Der Örgütlenme Konferansı Sonuç Bildirgesi delegelerin onayına sunuldu.

    Tüzük değişikliği ile ilgili olarak verilen önergelerin oylanmasının ardından seçime gidildi. Tek liste ile gidilen seçimde, 31. Dönem Yönetim Kurulu seçildi. Kongre, dilek ve temenniler ile sonlandırıldı

  • Britanya’nın en büyük sendikasından ‘Öcalan’a özgürlük’ talebi

    Britanya’nın en büyük sendikasından ‘Öcalan’a özgürlük’ talebi

    Britanya’nın 1,3 milyon üyeli en büyük sendikası Unite The Union, 2021 konferansında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için “afişli” dayanışmada bulundu.

    Sendikanın 2021 konferansına İngiltere ve Kuzey İrlanda’dan katılan 700 delege, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğrafı ve özgürlük talebinin yer aldığı afişlerle ayağa kalkarak dayanışmalarını ifade etti.

    Sendikanın uluslararası sorunları tartıştığı oturum, Kürtlerle yapılan bu dayanışma eylemi ile başladı.

    Yeni seçilen ilk kadın Genel Sekreteri Sharon Graham da afişi kaldıran delegeler arasında yer aldı. Genel Sekreter, “Öcalan’a özgürlük” talebiyle gösterilen dayanışmayı Twitter hesabında paylaştı.

    Sendikanın Twitter hesabındaki mesajı şöyle:  “Konferans delegeleri Unite’in politikaları üzerine ‘Vakit geldi’ (#thetimeisnow) diyor, zira Türk devleti Öcalan’a özgürlüğünü vermeli ve Kürt halkının temsilcileri ile barış müzakerelerine yeniden başlamalı.”

    Konferans sırasında ayrıca perşembe günü yapılan bir panelde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, PKK’nin terör listesinden çıkarılması ve Kürt sorununa demokratik-barışçıl çözüm talebi dile getirildi.

    Unite The Union, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük kampanyasını başlatan sendika olarak da önem kazanıyor.

    Öcalan’a Özgürlük Kampanyası 1,5 milyon üyesi bulunan İngiltere ve Galler’in en büyük sendikası olan Unite the Union ile 800 bin üyeli Genel İş Sendikası (GMB) tarafından Avam Kamarası’nda 2016’da yapılan bir açıklamayla start almıştı.

    Kampanya halen resmi olarak milyonlarca üyesi olan UNITE, GMB, FBU, ASLEF, TSSA, RMT, USDAW, PROSPECT, GFTU, PCS, EIS, TUC, THOMPSONS SOLICITORS, CWU ve NEU adlı sendikalar tarafından yürütülüyor.

    Eylül 2018’de Britanya Sendikalar Birliği’nin (TUC), 150. Kongresinde binlerce delege oy birliği ile ‘Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’na destek vermişti.

  • Yöresel kurumlardan Dede Dereli’ye istifa daveti

    Yöresel kurumlardan Dede Dereli’ye istifa daveti

    Londra’da örgütlü 8 yöresel dernek ortak bir açıklama yaparak Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’a istifa çağrısında bulundu. BAİK üyesi Bulut çağrıda bulunan kurumları ‘tabela derneği’ olarak niteledi.

    Geçtiğimiz hafta gerçekleşen İngiltere Alevi Kültür Merkezi (Cem Evi) Kongresi’nde Dede Ali Dereli ile delege ile kurum temsilcileri arasında yaşanan tartışmalar ‘istifa’ çağrısı ile devam ediyor. İAKM’nin 3 Ekim’de gerçekleşen kongresi ilklere sahne olmuştu. Eşbaşkanlık sistemi ile delegenin karşısına geçen Beyaz liste yeşil ve kırmızı listenin birleşmesine rağmen seçimi kazanmış ve ilk kadın başkanı Filiz Koç, Eşbaşkan İbrahim Has olmuştu.

    Ancak, kongre de özellikle Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ile delegeler arasında cenaze erkanların da alınan ücretler, kurumsal konular ve ‘inançsal farklılıklar’ gibi konular da tartışmalar yaşanmıştı.

    Dede Dereli, yöresel derneklere dönük, “Bu kuruma tek kurus harcamamış, hatta engel olmuş, Aleviliğinden utanan, cenazelerini bile dergahımıza getirmeyen kişilerin dernekleri adına irade belirtmelerini Aleviler değerlendirecektir” diyerek eleştirilere cevap vermişti.

    Tartışma sürerken, kongre sonrasında Patolog İsmail Bulut’un yöresel dernekleri hedef alması ise tansiyonu yükseltti. Bulut’un yöresel derneklerin gençleri Aleviliğe karşı düşman ettiklerini iddia ederek, “Türkiye’de Alevi inancını yok sayan Türk ve Kürt örgütleri 1970 yılından beri gençlerimizi inancımıza, yolumuza ve pirlerimize düşman ettiler. Bu görevi Britanya’da köy ve yöre dernekleri üstlenmiş!” dediği ileri sürüldü.

    Bulut’un bu açıklamasının ardından üyelerinin çoğunluğu Alevi toplumundan olan yöre derneklerinden  Alxaslılar, Kırkısraklılar, Tilkililer, Kürecikliler, Nurhaklılar, Yaylacıklılar, Elbistanlılar (El-com) ve Göksunlular Kültür ve Dayanışma Dernekleri sert bir açıklama yaparak BAİK başkanı Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’u istifaya çağırdı.


    Yapılan ortak ‘istifa’ çağrısında BAİK Başkanı Dede Ali Dereli’nin her defasında toplumu ayrıştırdığı ve gerdiği ifade edildi.
    Dede Ali Dereli’nin kurumların tüm uyarı ve çabalarını ciddiye almadığı gibi iftira attığı ve kurumları “Aleviliği yıkmakla” suçladığına yer verilen açıklamada, yine İAKM üyesi ve aynı zamanda Dereli’nin eniştesi olan
    İsmail Bulut’un inançlarını hiçe sayarak ‘devlet ağzını’ kullanarak kendilerini tehdit ederek iftira attığını ileri sürdü.
    Açıklamanın devamında kurumlara uzatılan bu dil ve bu tavırın Alevice olmadığı belirtilerek, “Toplumumuza zarar veren bu dil ve tavır bizleri yeni sorumluluklar almaya zorunlu kılmıştır. Bu nedenle Ali Dereli dede ve eniştesi İsmail Bulut’un inanç kurulu görevinden istifa etmelerini arzu ediyoruz” denildi. Yöresel dernekler, bu çağrılarının karşılık bulmaması halinde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiçbir erkana ve hizmete katılmayacaklarını ifade etti.

    BULUT: BUNLAR TABELA DERNEĞİ

    Yapılan açıklama yöresel derneklerin resmi sosyal medya hesaplarından yayınlandı. Açıklama sosyal medya üzerinde sert tartışmalara neden olurken, bir kesim Dereli ve Bulut’u özellikle sol, sosyalist, devrimci ve Kürdistani hareketlere karşı ‘devlet dili’ kullandığını iddia etti. ‘Devlet dili’ iddiası sadece sosyal medya değil yöresel derneklerin de açıklamasında kullanılması dikkat çekti.

    Sosyal medyada yapılan tartışmalarda İsmail Bulut ise yöresel dernekleri bu kez de, yasal haklarını kullanarak yargı yoluna gideceğini açıkladı. Bulut, yöresel dernekleri ‘tabela derneği’ olarak niteleyerek, “Kirli ellerinizi ve emellerinizi Cemevlerimizden çekiniz” dedi. Bulut, kendisine hakaret eden kurum ve kişiler hakkında yasal hakkını kullanacağını da söyledi.

    Yöre dernekleri adına yapılan açıklamanın sonunda, ”Kurumlarımızın aldığı bu karar karşılık bulmadığı taktirde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiç bir erkana ve hizmete katılmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”  denildi.

    Haber: DİREN DİCLE