Londra’daki Newroz kutlaması kapsamında, geçtiğimiz aylarda yaşamını yitiren, Kürt dostu Lord Avebury’nin Kürt halkı mücadelesine verdiği destekten kaynaklı Kürdistan Ulusal Kongresi-KNK adına eşi Lady Linsdey Avebury’e teşekkür plaketi verildi.
Plaketi takdim eden KNK temsilcisi Akif Wan, Lord Avebury’nin 25 yıl boyunca Kürt halkı için çalışma yürütüp dayanışma içerisinde olduğunu belirterek, siyasetçiyi unutmayacaklarını ve kendisine minnet duyduklarını ifade etti.
Plaketin takdim edildiği Lady Avebury, teşekkür konuşmasında ara ara duygusal anlar yaşadı. Kocasının her zaman ezilen halkların dostu olduğunu ifade eden Lady Avebury, Kürtlerin mücadelesini özellikle önemsediğini dile getirdi.
Kocasını kışı bir zaman önce kaybetmenin üzüntüsüyle zorlukla konuşan Lady Avebury şunları ifade etti: ‘‘İlk olarak burada bulunup sizinle yeni yıl festivalinizi kutlamaktan memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim. Çok zor bir durum. Kocamın yeri doldurulamaz, ama onun inandığı bir çok şey benin de bir parçam oldu.
‘‘Kürtlerin durumu, henüz çözümlenmemiş bir yurttaşlık sorununu temsil ediyor. kendi kaderini tayin etme hakkı, Birleşmiş Milletler’in kurulmasındaki temel ilkelerdendi. Dünya emperyalist dönemden, insanların kendi halklarıyla devlet kurdukları bir dünya için ilham aldıkları döneme geçmişti. Ama, ne yazık ki, bu heves yok oldu.
‘‘Kocam Eric, dünyanın her yerinde, zulümden kurtulmak için direnen bir çok halka karşı büyük empati duyuyordu. Ama, öyle düşünüyorum ki, Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta zulme karşı on yıllardır direnen, Kürtlerin direnç ve cesaretine özellikle saygı duyuyordu.
‘‘Baskılara karşı direnmek ve özgürlük elde etmek için barışçıl yöntemler kullanmaları için Öcalan, Barzani ve Talabani gibi çeşitli Kürt liderleriyle konuşmak için elinden geleni yaptı. Eric, bunların hepsinin mümkün olması için imkanların gelişeceği günün geleceğini biliyordu. Ve biliyorum ki, tüm dünyada insanların devam eden mücadelelerini desteklerdi. Eric, bir çok Kürdün sahip olduğu sosyal gelişme ve yenilikçi sosyal görüşten de oldukça etkilenmişti.’’
Başkent Londra’da yapılan Newroz kutlamasında konuşan Halkların Demokratik Partisi Siirt milletvekili Besime Konca AKP hükümetinin Kürdistan’daki saldırılarının büyük bir katliam olduğunu belirterek yaşananların her zamankinden daha ağır olduğunu ifade etti.
‘Direnen Cizre’nin ruhuyla, direnen Sur’un, direnen Nusaybin’in, direnen Gever’in, direnen Azad’ın ruhuyla merhaba’ diye konuşmasına başlayan HDP Milletvekili Besime Konca, konuşmasında Türkiye gündemine ilişkin geniş bir değerlendirme yaptı. Konca özellikle Cizre’de yaşananları Sivas katliamına benzeterek, ‘nasıl Sivas’ta bizi diri diri yaktılarsa, Cizre’de de diri diri yaktılar’ dedi.
Kürdistan’daki direniş, dört parça Kürdistan’daki direniş, bütün dünya’da onurlu Kürt halkının direnişi, tarihten günümüze kadar, çağdaş Kawaların direnişi gibi, günümüze kadar bizleri onurlu bir halk olarak 21. Yüz Yılda yerimizi aldığımızın günlerini yaşıyoruz. Rojava devrimini, Arin Mirxan ruhuyla selamlıyoruz. Kuzey Kürdistan’daki direnişi, Mehmet Tunç’ların. Teslim olmayacağız, direneceğiz. Şehit düşersek, bizimle gurur duyan, kahraman Mehmet Tunç’un ruhuyla, direnişinizi Newroz’unuzu selamlıyorum.
DAYATILAN KATLİAM HER ZAMANKİNDEN DAHA AĞIR
Evet, Kürt halkı olarak bugün tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu tarihi süreç, orta doğu halkları için tarihi olduğu kadar, demokratik bir Türkiye cumhuriyeti, özgür, demokratik bir Kürdistan için mücadelenin en kritik aşamasını yaşıyoruz. Tarihten günümüze kadar çok bedel ödedik. Kürtlere reva görülen katliam soykırım, asimilasyon olmuştur. Ancak, bugün, AKP faşizmini saray faşizmini Kürt halkına dayattığı katliam, soykırım politikası, hiç bir süreçte yaşanmadığı kadar, ağır bir katliamdır. Ağır bir süreçtir. Dersim’de yaşananların çok daha fazlası bugün dayatılıyor. Ancak, Kürt halkı, ne yüz yıl önceki Kürt halkıdır, ne 50 yıl önceki Kürt halkıdır, ne de 20 yıl önceki Kürt halkıdır. İdeolojimizle, örgütlülüğümüzle, kurumsallaşmamızla, özgür irade ve cesaretimizle AKP faşizminin tekrar tarihte Cumhuriyet geleneğini yaşatmayacak.
AKP’NİN KÜRT HALKINA DAYATTIĞI ‘BAŞ VERME’ POLİTİKASIDIR
‘Bize ‘ya baş eğersiniz, ya da baş verirsiniz’ diyorlar. Baş vermek İşid’in Orta Doğuda geliştirdiği politikadır. İşid baş kesiyor. Bugün AKP’nin de Kürt halkına dayattığı, baş kesme politikası, Kürt halkının cesaretini Kürt halkının onurlu mücadelesinin karşısında zayıf olduğunun göstergesidir. Özel savaş uyguluyorlar. Vatandaşlıktan çıkarmayı düşünüyorlar. Parlamentoda dokunulmazlığı kaldırmak istiyorlar. Aydınları cezaevine alıyorlar. 90 gün Sur’da on binlerce askeriyle, özel timiyle, JÖH ile, PÖH’ü ile, Kürt gençlerinin karşısında güç olamadılar. Kıbrıs’tan asker getirdiler. Özel hareket timlerini Kıbrıs’tan getirdiler. 74 yılında Kıbrıs’ı dört günde aldıklarıyla övündüler. Ama bugün, ne Sur’da, ne Cizre’de, ne Nusaybin’de, ne Gever’de, başarı elde ettikleri siyaset bir, politika bir güç gerçeklikleri yoktur. Nasıl ki tarihte katlettiğiniz Kürtler daha da büyüyerek, Kürtler daha da örgütlenerek, Kürtler sesini daha da yükselterek, özgürlüğe yakınlaştı. Ve egemenler bütün tarihteki süreçte, tekrar tekrar anılmayacak utançlarıyla katliamlarıyla, toplumların halkların vicdanlarında mahkum oldularsa AKP faşizmi de, AKP çeteciliği de demokrasinin, özgürlüğünün, Kürt gençlerinin, Kürt kadının iradesi ve vicdanı onurlu duruşu karşısında tarihe gömülecekler, mahkum olacaklar.
Sadece Kürdistan’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Derik’te, Silopi’de direniş yok arkadaşlar. Türkiye toplumu karşısında da, AKP faşizminin yok sayma politikaları Kürdistan’a paralel, daha derinleştiriliyor.
HDP Siirt Milletvekili Besime Konca Londra’da Konuştu
ÇOCUKLARA TECAVÜZÜ AKLAYAN BİR YAPI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Çocuklara Türkiye’de toplu tecavüz ediliyor. 45 çocuğa tecavüz edildi, AKP iktidarı, parlamentoda verdiğimiz Gensoru ve araştırma komisyonları için ‘tecavüz araştırılmasın’ diye el kaldırdılar. Tecavüzün karşısında durmayan, Tecavüzü gizleyen, aydını, demokratı, gazeteciyi, ceza evine koyan bir iktidar, iktidar değildir. Böylesi hükümet, hükümet değildir. Toplumun nezdinde bu gücün bu iktidarın, bu faşizmin bir hükmü yoktur. Askeri güçle, rantla, hırsızlıkla bugün kendilerini yönetiyor olabilirler, bu bir geçiş sürecidir, bu bir kriz sürecidir, bu bir kaos sürecidir.
Bu kaosu savaşla yönetmek isteyebilirler, ama halklar, demokrasi, Kürtler, Aleviler, Süryaniler, Asuriler, sosyalistler, demokratlar, çok daha güçlüdür. Onların askeri gücü olabilir, onların para gücü olabilir. Dünyanın bütün tarihsel süreçlerinde, başarıya ulaşan, zafer olan, hakikattir, özgürlüktür, onurdur, barıştır ve demokratik yaşamdır.
SİVAS’TA NASIL DİRİ DİRİ YAKTILARSA BUGÜN CİZRE’DE AYNISINI YAPIYORLAR
Acılarımız büyüktür. Nasıl Sivas’ta bizi diri diri yaktılarsa, Cizre’de de diri diri yaktılar. Bu bir politika değil. Bu bir siyaset değil. Bu ahlaki, vicdani olarak, Türkiye siyasetinin çürümüşlüğünün en son noktasıdır.
Acılarımızı, şehitlerimizi ve değerlerimizi güce dönüştürmeyi bilen bir hareketiz. Ve biz Mehmet Tunçların şahsında, Seve’lerin şahsında, Fatmaların şahsında, yüzlerce katledilen gençlerimizin şahsında 70 yaşında, üç aylık bebeğin şahsında bu mücadeleyi, Newroz ateşiyle, Newroz direnişiyle çok daha büyüterek özgürlüğe yakınlaştığımızın, tekrar tekrar mücadelesini büyüteceğimizi ve zaferle taçlandıracağımızı söylüyoruz.
MARAŞ MALATYA HATTI ÖZGÜRLÜK HATTIDIR, YILMAZ
Bugün, Kürdistan’daki direniş, bir hat olarak, aynı zamanda bu mücadele Maraş, Pazarcık’ta sürdürülüyor. Pazarcık’taki direnişi de selamlıyoruz. AKP faşizmi, yıllardır, yüz yıldır, Kürtleri nasıl direnişleri katliamları dayatmışlarsa, Alevi halkı olarak da bizleri asimilasyona tabii tutarak, göçertmek, Sünnileştirme politikalarını her zaman yürüttüler. Maraş, Adıyaman, Malatya hattı 70’lerde Denizlerin, Mahirlerin, Sinanların koluyla özgürlüğü, demokrasiyi geliştiren bir özgürlük hattıydı. Bunun karşısında geliştirilen darbeler, kurulan idam sehpaları bu halkı yıldırmadı.
78’lerde Maraş katliamı gerçekleştirilerek, Maraş katliamı şahsında bütün Alevi halkın katletmek, öldürmek ve asimile etmek sindirmek istediler.
HDP Siirt Milletvekili Besime Konca
ALEVİLERE KATLİAM DAYATILIYOR
Maraş hattında Daiş çetelerinin kendini örgütleyeceği, eğiteceği, donatacağı mekanlar için, tekrar bir katliam, tekrar bir asimilasyon, tekrar bir sindirme politikasını Alevi halkı olarak bize dayatıyorlar. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Alevi halkı olarak, Alevi kadınları ve gençleri olarak, ne 60’lardaki, ne 1925’lerdeki, ne 1980’lerdeki halk değiliz. Devlet nasıl kendini faşizmle örgütlüyorsa, devlet nasıl kendisini militarizmle güç haline getirmek istiyorsa, halklar da, Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Ermeniler, Ezidiler, Asuriler de kendini özgürlükle örgütlüyor. Hiç bir zaman, egemenler, hiç bir zaman iktidarlar baki olmamıştır. Ama özgürlükler, ama inançlar, ama halklar her zaman, baki olmuştur. Ve bugün, Kürdistan’daki bütün direnişler AKP faşizmin son süreçlerini yaşadığının, moralini, motivasyonunu, emeğini, başarısını yaşamak zorundayız arkadaşlar. Özel savaşla politika yürütülüyor. Psikolojik savaşla ayakta durmak istiyorlar. Baş isteyen hükümet bunun ifadesidir.
KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ YETERLİ DENEYİME SAHİPTİR
Yüz yıldır, Kürtlere yaptıkları şuydu. Katliamlarla başarılı olamadılar. 90’lardan günümüze, Türkiye siyasetinde Kürtler, örgütlülüğüyle, iradesiyle, parlamentoda siyaset yapmak istediler, buna da izin vermediler. Bunda da başarılı olmadılar. 7 Haziran seçimlerindeki duyguyu, başarıyı, zaferi hep birlikte yaşadık. Burada da, İngiltere, özellikle de Londra’nın büyük bir emeği oldu. Burada yaşayan halkımızın çok büyük fedakarlıkları ve seçimde en başarılı oldukları yerlerden biriydi.
Katliamlar karşısında daha da büyüdüysek, soykırımlar karşısında daha da büyüdüysek, zindanları göğüslediysek, burada da bu psikolojik savaş karşısında örgütlülüğümüzü büyüterek eylemliklerimizi büyüterek buna da karşı duracağımızı belirtmek istiyorum. Kürt özgürlük hareketi bu deneyimlere fazlasıyla sahiptir.
KÜRTLER BU SÜRECİ NASIL GÖĞÜSLEYECEK
Bazen soruyorlar, Kürtler bu süreci nasıl göğüsleyecek. Kürtler yıllardır dişini tırnağına takarak mücadele ediyorsa. İlmik ilmik bütün mücadele alanlarını örgütlüyorsa her kaleyi, her evi, her sokağı, her mevziyi, bir direnişe dönüştürdüyse, milyonlarca Kürdün çok daha fazla yapacağı şeyler vardır. Bunun için diyoruz ki, geçmişte Türkiye’nin söylediği, yıllardır Türkiye bölünüyor, Türkiye’yi bölmek istiyorlar diyenlere. Siz bugün Türkiye’yi sadece bölmüyorsunuz. Türkiye’nin bir parçası demokratik temelde, bir parçası olmak isteyen Kürdistan’ı haritadan siliyorsunuz.
Kürdistan’ı katlederek, coğrafyasıyla, kültürel tarihi, dokuz bin yıllık, yedi bin yıllık Sur’u yok ederek, bir tarihi yok etmek istiyorsunuz.
TÜRKİYE BİR GÜN AKP’NİN YAPTIKLARINDAN UTANÇ DUYACAKTIR
Erdoğan şunu söylüyor. Türkiye tarihinin en büyük operasyonlarını yapıyoruz diyor. Evet, Türkiye tarihinin en büyük katliamını bugün AKP yapıyor. Hitler, İkinci Dünya Savaşında milyonlarca insanı katletti. Ama bugün Alman toplumunun yarısından çok fazlası, Hitler’in adını anmak istemez, Hitler’den utanır. Türkiye Cumhuriyeti tarihi de bir gün AKP faşizminin de bu yaptıklarını, bu yaptıkları karşısında utanç duyacaktır. Bunun öz eleştirisini halklara, inançlara, kadına verecektir.
Biz bu değerlerimizi, biz bu doğru yolumuzu, biz ödediğimiz bu bedellerle açığa çıkardığımız mücadelemizi daha da büyüterek Cizre’ye, Sur’a, Nusaybin’e ulaşmayı, oradan inşayı güçlendirmeyi, tekrar başaracağız.
Londra Newroz 2016
MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİ
Önümüzde bu direnişlerimizi güçlendirecek tek gerekçemiz Kuzey Kürdistan’ındaki mücadeleyi daha da büyütmektir. Bugün ablukaları Sur’da sürdürüyorlar. Bugün Cizre’de abluka kalkmış diyebilirler. İnanın ki ablukayı sadece kendileri için kaldırmışlar, sokağa çıkma yasağını sadece kendileri için kaldırmışlar. Halkımız, büyük bir onurla, büyük bir gururla sokağa çıkma yasağının kalktığı gün, herkes, bir taş üstünde taş kalmasa da mekanına döndü ve inşaa için elinden gelen bütün çabaları sergiledi. Bu çabayı burada da büyütmek, burada da Kürdistan’ın dört parçası olarak el ele vermek bu mücadeleyi büyütmek, hepimizin görev ve sorumluluğudur.
Sözün de bittiği bir süreci yaşıyoruz, ancak faşizm tekrar tekrar söz ürettiği için biz de onlar anlayana kadar, onlar ikna olana kadar, ikna olmazlarsa da aşılana kadar sözümüzü tekrar tekrar söyleyeceğiz.
Sonuç olarak şunu söylüyorum, Kobane zaferi, Cizre zaferidir, Şengal zaferi Sur zaferidir. Her gün Newroz diyorum, her gün direniş diyorum, her gün özgürlük diyorum. Ve özgür Kürdistan’da, özgür coğrafyada buluşmak dileğiyle diyorum.’’
Londra merkezli düşünce kuruluşu Kurdish Progress Centre, müzakere sürecinin yerini şiddetli çatışmalara bıraktığı Kürt sorununun önemli aktörlerinden birisini konuk ediyor.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, İngiliz Parlamentosu’nda düzenlenecek, ‘Demokratik Otonomi : Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için demokratik mücadele’ başlıklı bir toplantıya konuşmacı olarak katılacak.
26 Nisan Salı günü 19.00-21.00 saatleri arasında parlamentonun 12 numaralı komite odasında gerçekleştirilecek toplantının ev sahipliğini Liberal Demokrat Parti milletvekili Tom Brake yapacak.
Kurdish Progress tarafından yapılan toplantıya ilişkin açıklamada, halen Nusaybin, Yüksekova ve Diyarbakır gibi bölgelerde devam eden çatışma sürecinin Batılı ülkelerde de yakından takip edildiğine dikkat çekildi.
Türkiye’de uzun yıllar süren müzakere ve ateşkes sürecinin ardından geçen yıl yeniden başlayan çatışmalarda bugüne kadar yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Hükümet, güvenlik güçlerinin sokağa çıkma yasağı gibi uygulamalarla müdahele ettiği sürece, DBP’li belediyelerin ‘özerk yönetim’ açıklamalarının neden olduğunu ileri sürüyor.
Kürt nüfusunun yoğun olduğu toplam 102 belediyede yönetimi kontrolü elinde bulunduran DBP, bileşenlerinden birisi olduğu Demokratik Toplum Kongresi tarafından Aralık ayında yayınlanan ve ‘Demokratik özerk bölgeler’ oluşturulması önerilen bildirgeye imza atmıştı. Öz yönetim ilanlarının Kürtler tarafından desteklendiği savunulan bildiride Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartındaki çekincelerin kaldırılması ile oluşturulacak özerk bölgelerde, eğitimden sağlığa her türlü hizmetin öz yönetim meclisleri tarafından verilmesi talep edilmişti.
DBP’nin 2011 yılından bu yana Eş Genel Başkanlığı’nı yürüten Kamuran Yüksek, hükümetin yerel özerklik çağrısına olumlu yanıt vermesinin, Kürt sorunun çözümünde ve çatışmaların son bulmasında kilit önem taşıdığını savunuyor.
Yüksek’in konuşmacı olarak katılacağı toplantıyı izlemek isteyenler http://www.kurdishprogress.org web sitesi üzerinden kayı yaptırabilecekler.
YÜKSEK, ‘ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK’ KAMPANYASI RESEPSİYONUNA DA KATILACAK
DBP Eşgenel başkanı Kamuran Yüksek 25 Nisan’da parlamento’da yapılacak ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyasına kapsamında yapılacak resepsiyona da katılacak.
İngiltere’nin en büyük ve en köklü sendika örgütlerinden GMB ve Unite sendikaları öncülüğünde Kürt halk önderi Abdullah Öcalan için bir kampanya başlatılmıştı. ‘Öcalan’a Özgürlük’ adını taşıyan kampanyanın startı 25 Nisan’da Britanya parlamentosunda düzenlenecek olan bir resepsiyonla verilecek.
Britanya’nın en büyük işçi sendikası Unite The Union ve üçüncü büyük sendikası GMB (Genel-İş) öncülüğünde başlatılan kampanyanın startı için Britanya parlamentosunda yapılacak resepsiyon ile ilgili yazılı bir açıklama yayınlandı. GMB sendikası eski başkanı ve kampanya direktörü Sir Paul Kenny imzalı yapılan yazılı açıklamada Öcalan’ın özgürlüğünün Türkiye’nin iç barışına büyük bir katkı sunacağı vurgulandı.
Kısaca Unite olarak biline Unite The Union sendikası resmi olarak kayıtlı 1.5 milyon üyesiyle İngiltere ve Galler’in en büyük emekçi örgütü pozisyonunda. Onlarca farklı emek alanlarından üyelerinin bulunduğu ve 650 bin üyesiyle İngiltere’nin üçüncü büyük emek örgütü olarak bilinen GMB(Genel İş Sendikası) daha önce de Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için çalışmalar yürütmüştü.
‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası direktörü Paul Kenny tarafından yapılan yazılı açıklamada kampanya ile ilgili şunlar belirtildi; ‘‘Bu yeni inisiyatif, Kürt Özgürlük Hareketinin baş sözcüsü, stratejist ve Türkiye’de Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün savunucusu olan Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için GMB ve Unite sendikaları öncülüğünde, ve diğer sendikaların da desteğiyle kuruldu.’’
Uzun yıllardır sektördeki profesyonel hizmetleri ile fark yaratan DIY Center, yeni evli çiftlere özel ve ayrıca yaz kampanyası ile yine fark yaratıyor.
Güler yüzlü, güvenilir ve müşteri memnuniyeti odaklı hizmetlerine devam eden DIY Center İngiltere’de bir ilke imza atarak 14mm kalınlığında yüksek kaliteli parkeleri de hizmetinize sunuyor. Zemin ve duvar fayansları, parke çeşitleri, banyo dolap ve aksesuarları, mutfak dolapları ve tüm ev eşyalarınızda yüksek kaliteli ürünleri uygun fiyatlara bulabileeğiniz DIY Center özellikle kredili ödeme imkaanı ile de bütçenize en uygun şekilde alış veriş imkanı sağlıyor.
İç dekorasyonda kaliteyi en uygun fiyata bulacağınız adres DIY Center’de ürün yelpazesi Türkiye ve Avrupa’dan özenle seçilerek müşterilere sunuluyor.
DIY Center iş yeri sahibi İbrahim Taş DIY Center’e gerçekleştirdiğimiz ziyarette gazetemize konuşarak yürütülen çalışmalar ve kampanyaları ile ilgili bilgi verdi.
YAZ KAMPANYAMIZ BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR
“DIY Center’de müşteri memnuniyeti odaklı çaışmalarımız devam ediyor. Buna bağlı olarak yaz kampanyamız ve yeni evli çiftlerimize yönelik yaptığımız kampanya büyük ilgi görüyor. İş yeri ve ev dekorasyonu için gerekli tüm malzemeleri bulabileceğiniz tek adres DIY Center’de bütün ürünler Türkiye ve Avrupa’dan yüksek kaliteli olanlar özenle seçilerek müşterelerimize sunuyoruz.
İNGİLTERE’DE BİR İLK
İngiltere’de bir ilki gerçekleştirerek, yüksek kaliteli ve dayanıklı 14mm parkeleri getirtdik. Almanya’da özel olarak üretilen laminate yer döşemeleri ve gerekli tüm malzemelerini DIY Center’den uygun fiyatlara temin edebilirsiniz.
KAÇIRILMAZ YAZ KAMPANYASI VE YENİ EVLİ ÇİFTLERE ÖZEL İNDİRİM
DIY Center olarak bu yıl yine yaz kampanyamızda fark yaratıyoruz. Tüm ürünlerimizde %10 ile %20 arasında değişen indirimlerimiz ile yüksek kaliteli ürünlerimizi uygun fiyatlara alabiliyor müşterilerimiz.
Ayrıca yeni evli çiftlerimize yönelik yaptığımız kampanyamız da büyük ilgi gördü, kampanyamızda yeni evli çiftlerimize evlerini kurarken bizden yaptığı alışverişlerde ek olarak seçilmiş ürünlerimizi de %50 indirim ile temin edebiliyorlar. Lavabo, tuvalet, duş kabini ve musluklar ile daha bir çok seçilmiş üründe %50 indirimimiz büyük ilgi gördü.
DIY Center’de ayrıca ihtiyacınıza göre gerekli tüm ölçüler alınıyor, fiyat belirleniyor ve onay alındıktan sonra ürünlerimizi hazırlıyoruz.
BANYO, MUTFAK VE FAYANSLARDA GENİŞ ÜRÜN YELPAZESİ
Tahretli Türk tuvaletleri, desenli duş kabinleri, yüksek kalite bataryalar musluklar, Türkiyede üretilen banyo dolapları, tüm banyo ürünleri ve lavabolar da DIY Center’den fiyat almadan işe başlamayınız.
Mutfak ürünlerimizde ise sektördeki farkımız birkez daha ortaya çıkıyor. Mutfak ürünlerimizde tam 90 çeşit ürün seçeneğini müşterilerimize sunuyoruz. Dolaplar,bankolar, fırınlar ve mutfak için gerekli tüm elektronik eşyalar DIY Center’de.
Fayans alırken de DIY Center’e uğramadan karar vermeyin. DIY Center’de yer ve duvar fayansları olmak üzere tam 250 çeşitlik çok geniş ürün yelpazesi bulunuyor. Avrupa ve Türkiye’den özenle seçerek yüksek kalitede hizmetinize sunuyoruz.
Türkiye’de öel olarak üretilmiş ev ve iş yerleri için kullanılan KARO yer taşlarınıda sadece DIY Center’de bulabilirsiniz.
Stock malzemesi olan tüm ürünlerimizi ayni günden Princess düğün salonu altında bulunan binamızdan temin edebilir veya bir sonraki gün adresinize teslim edebiliriz.”
DIY Center 4 Princes road, Edmonton, London N18 3PR adresinde bulunuyor. Daha fazla bilgi için 0208 803 9153 veya 07983 616 621 numaraları telefonlardan yetkililere ulaşabiliirsiniz. Ayrıca www.diy-center.co.uk internet adresinden de DIY center’in hizmetlerinden yararlanabilirsiniz.
Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye İlerleme Raporu’nu oy çokluğuyla kabul etti. Son yılların en sert raporunda, başta medya özgürlüğü olmak üzere Türkiye’de demokratikleşme ve hukuk devletinin gerilediği not ediliyor.
Raporu hazırlayan Hollandalı Kati Piri, Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiye ile vizelerin kaldırılması’ hakkında da açıklamalarda bulundu. abhaber.com’da yer alan habere göre, Ankara yönetimi tarafından “Haziran ayında kalkacak” denilen vizelerin durumu için ‘kötümser’ olduğunu dile getiren Piri, “Son iki yıldaki ilerlemeye bakıldığında ve yasanın kısa bir sürede geçmesi gerektiği dikkate alındığında bu imkânsız gibi görünmektedir” dedi.
Raporda ifade ve medya özgürlüğü, Kürt sorunu, operasyonlar, Türkiye ile AB arasında sığınmacılar konusunda varılan anlaşma ve Kıbrıs sorunu değerlendiriliyor.
2015 raporunda Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin gerilediğine işaret edilip, medya özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler kaygı verici olarak tanımlanıyor.
Ayrıca, Türkiye’de yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, ‘terörle mücadele’ alanındaki yasal mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla uyumlu hale getirilmesi talep ediliyor.
Hürriyet Gazetesi’nden Güven Özalp’in haberine göre, her satırında eleştiri yer alan ‘Türkiye raporu’nda öne çıkan bazı vurgular şöyle:
‘Medyaya saldırı önlenmeli’: Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasi hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasadışı şekilde el konulmasını kınar.
‘PKK silah bırakmalı’: Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok. AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz. PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl ve yasal yollarla dile getirmeli. Terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu tanınır. Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı. AP, PKK’nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.
İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB’nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.
‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reformlara ihtiyaç var.
Cumhurbaşkanı’na kınama: AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa’nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.
Yolsuzlukla mücadele: Yolsuzlukla mücadele Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her seviyede mücadele niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.
Seküler yaşam tarzına saygı: AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam tarzlarına tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.
Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.
Aydınlara kovuşturma: Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden fazla akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.
Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye’nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.
‘Medyaya saldırı önlenmeli’: Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasi hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasadışı şekilde el konulmasını kınar.
‘PKK silah bırakmalı’: Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok. AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz. PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl ve yasal yollarla dile getirmeli. Terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu tanınır. Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı. AP, PKK’nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.
İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB’nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.
‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reformlara ihtiyaç var.
Cumhurbaşkanı’na kınama: AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa’nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.
Yolsuzlukla mücadele: Yolsuzlukla mücadele Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her seviyede mücadele niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.
Seküler yaşam tarzına saygı: AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam tarzlarına tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.
Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.
Aydınlara kovuşturma: Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden fazla akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.
Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye’nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.
Maraş bölgesinde, Maraş valiliği tarafından yapılması planlanan 27 Bin kişilik mlteci kampı projesine yönelik, Londra TC elçiliği önünde düzenlenen protestoda hep bir ağızdan ‘Ovama dokunma’ denildi.
Haber-Foto: Erem Kansoy
Demokratik Güç birliği Britanya tarafından acil olarak organize edilen eyleme kitlesel katılım Londra’da yaşayan yurtsever ve Alevi çevreleri destek verdi. Öğlen saatlerinde TC elçiliği önünde toplanan kalabalık burada ‘ovamız hakkımız söke söke alırız, terörist Tayyip, selam selam Maraşa’a bin selam, direne direne kazanacağız.’ sloganları atıldı. Eylemciler ayrıca, ‘seçilen yere karşıyız, Maraş halkı yalnız değildir, çadır eylemi suç değil, yaşam alanıma dokunma, ikinci bir Maraş katliamı istemiyoruz.’ yazılı dövizleride de taşıdı. Eylem süresince en önde taşınan siyah beyaz ‘ Maraş terolar köyü yalnız değildr, Ovama dokunma!’ yazılı büyük pankart TC elçiliğinden net olarak görülecek şekilde konumlandırılarak sloganlar da bu yönde atıldı.
Eylemde Demokratik Güç Birliği Britanya adına bir de basın açıklaması okundu. Açıklamada, yapılacak olan kamp projesinin ‘iyi niyetle’ yapılmadığının altı çizilerek, Maraş*Terolar köyünde startejik olarak belirlenen kamp alanının bölge halkı için ilerde yaratacağı sorunlar da vurgulandı.
Okunan basın açıklamasında, “Maraş-Terolar köy sınırları içinde yapılması planlanan ve Maraş Valiliği tarafından çalışmaları başlatılmış olan 27 Bin kişilik mülteci kampı projesi derhal durdurulmalıdır. Savaş mağduru Suriye halkları için Türkiye sınırları içinde daha uygun alanların olduğu bilinmesine rağmen köylerin ortasına denk gelecek şekilde ve bölgede yaşayan insanları mağdur edecek bir konumda bu kampın yapılması kesinlikle şyş niyetli bir girişim değildir. Devletin ve AKP hükümetinin gerici,ırkçı, faşizan ve savaş yanlısı tavrını kınıyoruz!,
Türkiye içinde ve Suriye başta olmak üzere sınır ötesindeki tüm komşu ülkelere karşı düşman tavrını ve savaş çığırtkanlığını lanetliyoruz, AKP’nin Maraş’ta yapmak istediği kamp projesini istemiyoruz! Yaşam alanlarını koruyan Maraşlı köylülerin endişelerini paylaşıyoruz!, Maraş Yaşam platformunun mücadelesini destekliyoruz.” İfadelerine de yer verildi.
Düzenlenen eylemde Britanya Alevi federasyonu başkanı İsrafil Erbil’de bir konuşma yaparak, Maraş-Terolar’da yapılması planlanan kampın stratejik olarak belirlendiğini ve bölge halklarına büyük zarar vereceği bilincinde projenin yürütülüdüğünü vurguladı.
İngiltere’nin Bedfordshire bölgesine bağlı Luton kasabasında, İşçi Partisi’nden belediye meclisi üyesi olan Ayşegül Gürbüz’ün, Yahudi karşıtı ve Hitleri öven paylaşımları yüzünden parti yönetim kurulu tarafından açığa alınmasından sonra dün yaptığı yazılı açıklama ile istifa etti.
Luton Belediye meclis üyesi seçilmeden önce, Warwick Üniversitesi öğrencisiyken, twitter’da paylaştığı ‘Hitler: tarihteki en büyük adam’ paylaşımından kaynaklı İşçi parti tarafından açığa alınmıştı. Meclis üyeliği dondurulan Gürbüz’e parti içinden ve farklı çevrelerden çok tepki geldi.
Aslen Gümüşhaneli olan 20 yaşındaki Ayşegül Gürbüz geçtiğimiz seçimlerde Luton belediye meclis üyeliğine seçilmişti. Gürbüz, Adolf Hitler için ‘tarihteki en büyük adam’ ifadesini kullandı ve İran’ın İsrail’i haritadan silmek için nükleer silah kullanacağını yazmıştı.
Gürbüz’ün 27 Ekim 2011 tarihli tweet’inde, “Adolf Hitler = tarihteki en büyük adam” yazıyor.
Gürbüz’ün 2001 ila 2014 arasında Twitter hesabından paylaşılan rahatsız edici mesajlar, Yahudi karşıtı söylem ve eylemleri takip eden ‘Campaign Against Anti-Semitism’ kuruluşu tarafından ortaya çıkarıldı.
Ocak 2013’te yazılan bir tweet’te, “Yahudiler ABD’de çok güçlü. Bu, mide bulandırıcı” yazıyor.
Ekim 2012’deki bir tweet’te ise yazan şu: “Ed Miliband Yahudi. Hiçbir zaman İngiltere’nin başbakanı olamayacak.”
Olayın ortaya çıkarılmasından sonra açığa alınan Gürbüz tepkiler üzerine dün görevinden istifa etti. Gürbüz ayrıca sosyal medya hesaplarını da sildi.
Gürbüz daha da ileri giderek tarihin en gelmiş geçmiş en büyük soykırımcı kişisi Hitler’i ‘adamım’ diye yazdı. ‘Adamım Hitler olmasaydı Yahudiler yıllar önce Filistini süpürecektiler’