Author: ali

  • İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım

    İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford: Hayatımı Rojava’daki devrime adadım 1

    Geçen yıl Rojava’da YPG saflarında Daiş’e karşı altı ay savaştıktan sonra İngiltere’ye lobi çalışmaları için geri dönen, İngiltere vatandaşı Macer Gifford, Rojava’ya geri döneceğini açıkladı. Özel olarak görüştüğümüz Gifford, Britanya’nın Türkiye siyasetini değerlendirdi.

    Haber Foto: Esra Türk

    Aralık 2014’te Rojava’ya YPG saflarında savaşmak için giden Gifford, Haziran ayında dönerek, YPG’nin Rojava’da Daiş’e karşı yürüttüğü savaşa ilişkin gündem yaratıp destek toplamak için çalışma yürüttü.

    Son altı ay içerisinde çeşitli ülkelerde lobi çalışmaları yürüten Gifford, Rojava için kullanılacak tıbbi malzemeler için İsviçre’de bağış topladı. Muhafazakar Parti ile yakın bağlantıları olan Gifford, hükümet içerisinde ve hükümete yakın isimlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Gifford, ABD’ye ziyareti kapsamında bir çok medya kurumuyla görüşmelerin yanı sıra ABD Kongresinde toplantılar yaptı. Gifford, New York’taki City Üniversitesinde de görüşmelerde bulundu.

    ‘‘Birisinin yetersiz tıbbi malzemelerden kaynaklı yaşamını yitirdiğini görmek çok üzücü ve bunu önleyebilmenin yollarını aramak gerekir’’ diye konuşan Gifford, yaptığı çeşitli çalışmalarla bağış toplayarak gerekli tıbbi malzemeler temin ettiğini anlattı.

    Rojava’dan dönüşünün her zaman geçici bir plan olduğunu belirten Gifford, oraya geri gidip oluşan sosyal ve siyasal yapıyı tanıtmaya devam edeceğini anlattı.

    HAYATIMI ROJAVA’DAKİ DEVRİME ADADIM

    ‘‘Hayatımı Rojava’daki devrime adadım ve geri dönmek her zaman planlarımda vardı. Britanya’da çok şey yaptım, yani yapabileceklerimi yaptım. Kavgamı devam ettirmek için Rojava’ya geri dönüyorum. Rojava’daki kardeşlerimin yanına dönmek istiyorum. Cephede önemli bir savaş yürütüyorlar, ben de onların yanında olmak istiyorum’’, diyen Gifford, ilk olarak Kobane’ye gitmek istediğini anlattı.

    Bir belgesel ekibiyle Rojava’ya giden Gifford, özellikle, bölgede gelişen yaşam düzenini uluslararası kamuya yansıtmak istediğini ve ailesinin kendisini ziyaret için çağıracağını ifade etti. ‘‘Yapmak istediğim şeylerden birisi, ailemi Rojava’ya davet edip, oradaki yaşamı görmeleri. Ne kadar güvenli bir yer olduğunu onlara göstermek için. Ben oradayken, şehirde dolaşıp bakkala gidiyordum; mağazalarda rahatça geziyordum. Ve kendimi güvende hissediyordum’’ diye konuştu.

    İLK OLARAK KOBANE’YE GİDECEĞİM

    Devam eden yeniden inşa çalışmalarını bizzat görmek için ilk olarak Kobane’ye gitmeyi planladığını anlatan Gifford, Britanya’dan katkı sağlamak için daha örgütlü bir çalışma gerektiğini ifade etti. Belgesel ekibi aracılığıyla da yapılan çalışmaların uluslararası alanda daha yaygın bir şekilde görülebileceğini söyledi.

    BRİTANYA’NIN HAVA SALDIRILARI YETERSİZ

    Britanya hükümetinin Aralık ayında aldığı Parlamento kararıyla Suriye’de Daiş’e karşı savaşa katılmasını değerlendiren Gifford, bir ay içerisinde gerçekleşen operasyonların etkili olmadığını ifade etti. ‘‘David Cameron parlamento kararını çıkartmak için elinden geleni yaptı. [Bu hava saldırılarının] Daiş’e karşı savaşı yeni bir boyuta taşıyacakmış ve daha fazla rol oynayacağımız gibi davrandı. Ama onun bilmesi gereken, ve anlatılması gereken şey, bir kaç hava saldırısı, bir kaç bomba atmak Daiş’i yok etmek için yeterli bir strateji değil. Bir kaç cihatçının üzerine bomba atıp öldürmek, savaşa zarar vermez ama çok etkili de değil’’ diye konuşan Gifford, Britanya’nın direk olarak YPG’ye destek vermesi gerektiğini anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘[Rojava’da] dahil olduğum son operasyonda 12 bin km kare toprağı Daiş’ten kurtardık. İki haftadan az bir sürede YPG 550 Daiş üyesini öldürdü. Britanya devleti bir ayda milyonlarca sterlin harcadı belki de ve 10 hava saldırısı gerçekleştirdi. O parayla malzemeye alınıp YPG’ye verilse çok daha faydalı olur.’’

    DÜNYA’DA GELİŞEN OLAYLAR CAMERON’UN UMURUNDA DEĞİL

    Gifford, Başbakan David Cameron ile Türkiye’nin ilişkisinin temelinde ticaret ve ekonomik çıkar olduğunu ifade ederek, insan hakları ihlallerine çok duyarlı olmadığını anlattı. Gifford, ‘‘Cameron domestik bir başbakan. Dünyada olup biten çok da fazla umurunda değil ve üçüncü dönem tekrar yarışmayacağını zaten açıkladı. Güvenli bir çift el olarak hatırlanmak istiyor. İşçi Parti hükümetinden miras kalan kötü bir ekonomiyi düzelten lider olarak hatırlanmak istiyor.’’

    Cameron’ın orta yolcu bir siyasetçi olduğunu ifade eden Gifford, artık ülkenin uluslararası alanda daha güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu ve ülkelerinde insan hakları ihlalleri olan liderlere kırmızı halının serilmemesi gerektiğini söyledi.

    İNGİLİZ SİYASETÇİLER TÜRKİYE’NİN DAİŞ’E DESTEĞİNDEN HABERDAR

    Gifford, Britanya devleti içerisinde konuştuğu bazı siyasetçilerin Türkiye’nin Daiş’e ‘göz yumduğunu’ itiraf ettiklerini ve bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirdiklerini, fakat, bu fikirlerini kamuda açıklayamadıklarını anlattı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Almanya’dan sonra, Britanya Türk mallarını ihracat eden ikinci ülke. Milyonlarca Britanyalı her yıl Türkiye’ye tatile gidiyor. Britanya ve Türkiye için, önemli bir ticari ilişkidir bu. David Cameron’ın şu anki önceliği de ekonomidir ve insan hakları ihlallerine uğrayan insanlarla çok ilgili değil. Türkiye’nin bölgede yarattığı dengesizlikle de çok ilgilenmiyor ya da göz yumuyor. Türkiye ÖSO içerisindeki aşırı İslamcı grupları destekliyor; her fırsatta Kürtleri hedef alıyor; ve YPG’ye karşı Daiş’i destekliyor. Türkiye’nin güçlü bir istihbaratı var. Eğer Daiş’e göz yumuluyorsa, devlet içerisinde bu bilginin ne kadar üst düzeyden bilindiği sorgulanmalı. Bu bilginin Cumhurbaşkanına ulaştığından şüphem yok.’’

    TÜRKİYE’NİN TAVRI DAİŞ’E KARŞI SAVAŞI OLUMSUZ ETKİLİYOR

    Gifford, Türkiye’nin, Kürtlerin Rojava’da elde ettikleri kazanımları Daiş’ten daha tehlikeli olarak algılaması, Daiş’e karşı savaşın uzamasına yol açtığını ve böylece Daiş’in Britanya için ulusal bir tehdit olmaya devam ettiğini ifade ederek şöyle konuştu: ‘‘Türkiye’nin bir numaralı düşmanı Kürtler, sonra Assad. Daiş daha gerilerde. Türkiye, Kürtlerin Suriye’de bir sese sahip olmalarını ve hak kazanmalarını görmektense, Suriye’nin tümünü yandığını görmeyi tercih eder. Devrimi önlemek için elinden geleni yapar. Bana göre devrim artık durdurulmaz. YPG ve YPJ’nin Rojava halklarını özgürleştirmek için yaptıkları muhteşem şeyler dünya tarafından görülüyor. Dünya Suriye’de olanların farkına varmaya başlıyor. Türkiye’de kendisini dışlanmış olarak görüyor.

    ‘‘[Erdoğan] savaşı uzatıyor ve Kürtlerin Suriye’ye barış sağlamasını engelliyor. Savaş uzadıkça da kaç kişi daha ölüyor? Uluslararası terör ağlarına daha fazla para akıyor. Bu da demek ki, bir kaç yıl içerisinde Britanya topraklarında korkunç saldırılar olabilir. Örneğin, savaş bir yıl içerisinde bitse önlenecek saldırılar. Kürtlerle ya da Britanya ile çalışsalar bu sağlanabilir.’’

    Muhafazakar Parti’nin en eski ve özel kulüplerinden olan Carlton Club’da gerçekleştirdiği sohbetlerde, bireylerin kendisini desteklediklerini ve YPG ve Rojava’daki halkın istedikleri hakkında bilgi istediklerini ifade eden Gifford, insanları bu konuda bilgilendirmenin önemini vurguladı. Gifford şöyle devam etti: ‘‘Hükümetin duruşu var, birde bireysel fikirler var ama kamuda bunları açıklamak istemiyorlar. Güzel olan şey, destek bulunuyor ve bu destek zamanla açığa çıkar, lobi faaliyetleri güçlendikçe ve hükümet YPG’yi görmezden gelemeyeceğini anlayınca, ve Rojava’daki devrimin neler sunduğu gördüklerinde, sadece Rojava’ya değil de, tüm Suriye de.

    ŞİLAN ÖZÇELİK’İN MAHKUM EDİLMESİ ADALETSİZLİK

    Gifford, son olarak Şilan Özçelik’in PKK’ye katılmaya teşebbüsten mahkum edilmesine ilişkin soruya, cevabında Daiş’e karşı mücadele etmek isteyen ve demokrasiye inanan genç bir kadının hapsedilmesinin adaletsizlik olduğunu ifade etti. Gifford, şöyle devam etti: ‘‘Şilan’ın mahkum edilmesi adaletsiz bir mahkeme. Çok sinir bozucu bir durumdu. Bu nasıl bir mesaj veriyor? Demokrasiye ve insan haklarına inanan bir genç kadın, Daiş’e karşı savaşmak istiyor. Tekniki bir detaydan dolayı Şilan mahkum edildi. PKK’nin terör listesinde olması da tarihsel ve siyasidir. Veriye dayanan bir karar değil. PKK, hiç bir anlamda bir terör örgütü olarak tanımlanamaz. Bu bir devrimdir. Baskı gören bir halkın tepkisi ve devrimidir. Ben bir realistim ve bunu neden yaptıklarını da anlıyorum ama umarım ki demokrasiye inanan ve Daiş’e karşı savaşan birilerini hapsetmenin doğru olmadığının farkına varırlar.’’

    SORUN PKK DEĞİL TÜRK, DEVLETİNİN KENDİSİ

    PKK’nin terör listesinde olması konusunda Gifford, şunları ifade etti: ‘‘PKK’nin terör listesinden çıkması gerektiğine derinden inanıyorum. Türkiye’nin ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği orada yaşayan insanların elinde tabii ki. Ama sorun, Türkiye’dir, Kürtler değil. Kürtler müzakere etmek istiyor ama bunu ret eden Türkiye. Türkiye ABD ve Britanya’ya, PKK’yi terör listesinden çıkartmaması için baskı uygulamaya devam eder. Türkiye’de barış olacaksa Apo serbest bırakılması gerekiyor, PKK’nin terör listesinden çıkarılması gerekiyor ve Türkiye ve Kürtler konuşmaya başlamalı. Kürtler bir çok teklifte bulundu, burada en büyük sorun Türkler.’’

  • 50 kilometrelik tüneli yürüyerek İngiltere’ye giren göçmenin iltica talebi kabul edildi

    50 kilometrelik tüneli yürüyerek İngiltere’ye giren göçmenin iltica talebi kabul edildi

    Doktorlar greve gidiyor 1

    Ağustos ayında İngiltere ile Fransa arasında bulunan 50 kilometrelik Manş tünelini yürüyerek geçerek İngiltere’ye geçen Abdul Haroun adlı göçmenin iltica talebi kabul edildi.

    Sudan asıllı Abdul Haroun demiryollarındaki trafiği aksattığı için yargılanıyordu. İltica talebi geçtiğimiz hafta kabul edilen 40 yaşındaki göçmen hakkındaki davalrın düşmesi bekleniyor.   Geçtiğimiz yaz aynı şekilde tüneli geçmeye çalışırken 9 göçmen yaşamını yitirmişti. Güvenliğin en üst düzeye çıkarıldığı tünelin Fransa tarafında halen İngiltere’ye girmek için bekleyen yüzlerce göçmen çok zor koşullarda yaşamını devam ettiriyor.

  • İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı 2

    Daiş’in İngiltere’yi tehdit ettiği ve İngiltere için casusluk yaptığı öne sürülen beş kişiyi öldürdüğü videodaki teröristin Suriye’ye gitmeden önce Doğu Londra’nın Walthamstow bölgesinde oturan İngiliz vatandaşı Siddhartha Dhar olduğu iddia edildi.

    Videoyu inceleyen güvenlik güçleri de görüntülerdeki teröristin kimliğinin tespiti için Dhar hakkındaki araştırmalara odaklanıyor. ‘Ebu Rumaysah’ olarak da bilinen Dhar, 2014 yılında ‘terörizme teşvik’ suçlamasıyla tutuklanmış, daha sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.

    Eski iş adamı, dört çocuk babası Dhar, Suriye’ye gitmeden önce Londra’nın doğusundaki Walthamstow’da oturuyordu. Dhar, Müslüman olmadan önce Hindu’ydu. Daha sonra ise radikal örgüt el Muhacirun’a katıldı.

    KIZ KARDEŞİ: BENZETTİM, SONRA EMİN OLAMADIM

    BBC’ye konuşan Dhar’ın yakınları, videodaki sesin ‘şüphesiz’ ona ait olduğunu söyledi.

    Dhar’ın kız kardeşi ise videodaki sesi ilk duyduğunda ağabeyi olduğundan endişelendiğini, videoyu daha sonra tekrar izlediğinde ise emin olamadığını ifade etti.

    Konika Dhar, “Şok halindeydim. Sesin, hatırladığım kadarıyla ağabeyimin sesine benzediğine inandım, sonra görüntüyü daha ayrıntılı izlediğimde tam olarak ikna olamadım bu da beni rahattı” diye konuştu.

    VİDEODAKİ ÇOCUK DA LONDRA’DAN

    Videoda, İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahseden 6 yaşlarındaki çocuğun da Londra’lı olduğu iddia edildi.

    İngiltere’nin Channel 4 televizyon kanalındaki habere göre, Londra’nın güneyinde Sunday Dare adlı bir kişi görüntülerdeki çocuğu tanıdı ve torunu Isa Dare olduğunu söyledi. Sunday Dare, çocuğun, kızı Grace Dare tarafından Suriye’ye götürüldüğünü ifade etti.

    Televizyon kanalına konuşan Sunday Dare, “O benim torunum. İnkâr edemem, torunum o benim. Çok iyi tanıyorum” dedi ve çocuğun propaganda ve ‘kalkan’ amaçlı kullanıldığını söyledi.

    Nijerya kökenli İngiltere vatandaşı ‘Hadijah’ olarak da bilinen Grace Dare, 18 yaşına bastığında Müslüman oldu ve 2013 yılında 22 yaşındayken Suriye’ye gitti.

    Görüntülerde İngiltere için casusluk yaptıkları iddia edilen beş kişi çölde kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.

    Beş kişiden biri, İngilizlerin hava saldırılarında hedef belirlemek üzere kendisinden Daiş çetelerinin konumlarıyla ilgili bilgi vermesini istediğini söylüyor.

    Beş kişiden bazıları Rakka’dan olduklarını söylerken, diğerleri Libya’da Bingazi’den olduklarını ifade ediyor.

    İngiltere’yi tehdit eden Daiş üyesi Doğu Londralı çıktı 1

    İNGİLTERE, DAİŞ’İN TEHDİT VİDEOSUNU İNCELİYOR

    İngiltere’nin güvenlik ve istihbarat birimleri, Daiş’in İngiltere’ye tehdit içeren videosunu incelemeye alıyor.

    İngiltere için casusluk yaptıkları iddiasıyla beş kişinin de öldürüldüğü görülen videodaki İngiliz aksanlı Daiş militanı ile erkek çocuğunun kimliklerinin tespit edilmesine çalışılacak.

    Yetkililer, videodaki sesleri Irak ve Suriye’ye gittiği tespit edilen kişilerin sesleriyle eşleştirecek.

    Bağımsız kaynaklar tarafından teyit edilemeyen 10 dakikalık videoda İngiltere Başbakanı David Cameron’a yönelik de tehdit var.

    Videoda, yaşı 6 ya da 7 olduğu tahmin edilen bir erkek çocuğu da İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahsediyor.

    Görüntülerdeki casusluk yaptığı iddia edilen beş kişi çölde, kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.

    Beş kişiden biri, kendisinden, hava saldırılarında hedef olmaları için ikisi İngiliz, IŞİD militanlarının konumlarıyla ilgili bilgi vermesinin istendiğini söylüyor.

    Beş kişi arasından bazıları Rakka’dan olduklarını, diğerleri Libya’da Bengazi kentinden olduklarını söylüyor fakat hiçbiri İngiltere’den olduğunu ifade etmiyor.

  • İşçi Partisi milletvekili Kate Osamor ile Kürdistan’daki gelişmeler tartışıldı

    İşçi Partisi milletvekili Kate Osamor ile Kürdistan’daki gelişmeler tartışıldı

    İşçi Partisi milletvekili Kate Osamor ile Kürdistan’daki gelişmeler tartışıldı 1

    Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarına dikkat çekmek amacıyla Britanya Kürt Halk Meclisi’nin diplomasi çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar kapsamında yapılan İktidar partisi genel merkezi işgali ile merkez yöneticileriyle yapılan görüşmeden sonra, İngiltere’nin ana muhalefet partisi olan İşçi Parti’nin Edmonton milletvekili Kate Osamor ile bir görüşme gerçekleştirildi.

    Salı günü Britanya Kürt Halk meclisi eş başkanı Türkan Budak, İslington belediye meclis üyesi Ayşegül Erdoğan ve Mark Campbell’in katıldığı görüşmede Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları konuşuldu. Kürdistan’da yaşanan son gelişmelerinin aktarıldığı görüşmede Osamor, gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Kürt halkının yanında olduğunu ifade ederek, konuyla ilgili Dış işleri bakanlığı düzeyinde gerekli çalışmaları yürüteceğini ve saldırıların devam etmesi halinde Kürdistan’a gidebileceğini ifade etti.

  • Aziz Tunç: Öz Yönetimleri ertelemek katliamcı zihniyeti meşrulaştırır

    Aziz Tunç: Öz Yönetimleri ertelemek katliamcı zihniyeti meşrulaştırır

    Maraş Katliamı tanıklarından araştırmacı yazar Aziz Tunç hafta sonu Kurdish Community Centre’de düzenlenen panelde konuştu. Maraş katliamı ve Kürdistan’daki son güncel gelişmeleri değerlendiren Tunç Özyönetimin ertelenmesinin katliamcı zihniyeti meşrulaştıracağını ifade etti.

    Araştırmacı yazar Aziz Tunç
    Araştırmacı yazar Aziz Tunç

    Haber-Foto: Erem Kansoy

    Öz yönetim ve son siyasi gelişmelerin değerlendirildiği panelde Aziz Tunç, maraş katliamı, seçim süreci ve HDP’nin mevcut koşullar ve saldırılara bağlantılı yaşadığı sıkıntıları da dile getirdi.

    Düzenlenen panelde açılış konuşmasını yapan Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Türkan Budak, özyönetimlerin önemine değinerek, toplumun öz yönetimleri iyi anlaması gerektiğini söyledi.

    Maraş katliamı, son siyasal süreç ve öz yönetimleri konu alan konuşmasına başlamadan önce Tunç, Londra’da yaşayan topluma duyarlılığından ve seçim sürecindeki büyük katkısından dolayı teşekkür etti.

    KÜRT HALKI KAZANMAYA EN YAKIN DÖNEMDEDİR

    Aziz Tunç panelde yaptığı konuşmada “Kürt halkı verdiği mücadelede kazanmaya en yakın olduğu zamandadır” ifadelerini de kullanarak mevcut durumu değerlendirdi.

    Tunç konuşmasına şöyle devam etti, “Maraş katliamı yıllarca bize şöyle anlatıldı, dönemin devrimci demokratik mücadelesini bastırmak, 12 eylül darbesine giden sürecin önünü açmak amacıyla yapıldığı söylendi. Bu doğrudur fakat eksikliği var, şöyle ki, evet o dönem yükselen toplumsal bir mücadele vardı bu mücadeleyi hazmedemeyp bastırmak isteyen bir siyasal yapı söz konusu idi ancak bölgede yaşayan Kürt’lerin ve Alevi’lerin tasviye edilmek istendiğini, katliam ile ilgili araştırma yaptığınızda çok net ve somut olarak görebiliyoruz.

    “Kürtler ve Aleviler dinsel ve etnik

    özelliklerinden dolayı ve dönemin toplumsal

    mücadelesine kitle olarak ciddi bir destek

    sundukları için bu toplumlar için belirlenen

    politika tasfiye edilmeye yönelik olmuştur”

    Maraş katliamının tartışıldığı yada katliamcı politikaların pratikleştirilmek istendiği, milli güvenlik toplantılarında tartışılan konu yükselen mücadeleci gruplar ile ilgili pek çok şey konuşulmuyordu. Fakat Kürtler’le ilgili gelişmeler ve pozisyonları onları ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Kürtler ve Aleviler dinsel ve etnik özelliklerinden dolayı ve dönemin toplumsal mücadelesine kitle olarak ciddi bir destek sundukları için bu toplumlar için belirlenen politika tasfiye edilmeye yönelik olmuştur.

    MARAŞ KATLİAMI BUGÜN DE DEVAM EDİYOR

    Maraş katliamı bunun için yapılmıştır. Tüm katliamlar bir birine benzer ve ayni kaynaklı politikların sonucudur. Maraş katliamını yapanlar yine o günkü amaç ve niyetlerle bugün katliamlara deva etmektedir. Bçlgede Kürtler ve Alevi’lerin daha kolay tasvih edilebileceğini, hesaplayarak en azından yapabildikleri kadarıyla o bölgeyi kürtsüzleştirmeye Alevisizleştirmeye çalıştılar. Bunun Pratik sonucu şu oldu ki halen acılarını yaşıyoruz, Maraş katliamı döneminde mücadele veren kesimler önemli bir darbe yemişlerdi. Ayrıca bölgede önemli bir tasfiye süreci başlatıldı, gerek orada katledilerek, gerek yaratılan korku atmosferi ile gerek asimilasyon politikaları ile ortaya çıkan sonuç şu oldu; Aleviler bölgede eskiden sahip oldukları sosyal ve siyasal gücü kaybetti.

    Aziz Tunç: Öz Yönetimleri ertelemek katliamcı zihniyeti meşrulaştırır 1

    Maraşa bağlı bir çok yerde Alevilikten söz etmek mümkün değil, bir tek Maraş’ta Pir Sultan derneği var ki bir çok konuda etkisiz ve zayıf bırakılıyor. Özetle Maraş katliamı ile Alevi’lerin bölgedeki varlıkları hem sayısal olarak azaltıldı hem de sosyal etki güçleri düşürüldü. Bu gün bölgede yaşanan siyasal hareketlilik ve dinamizm büyük ölçüde Kürt siyasal hareketinin enerjisi le sağlanmaktadır. Demek ki Maraş katliamı katliamcıların beklentilerine uygun bir pratiği açığa çıkardı. Maraş katliamı bu gün de devam ediyor diyebiliriz. Kürdistandaki öz yönetimlerin ortaya çıkması ile katliamcı zihniyet bölgede bu gün yine katliamlarına devam ediyor.

    HDP’NİN ZAFERİ KATLİAMCI ZİHNİYETİN KİMYASINI BOZDU
    7 haziran sürecine gelecek olursam, hatırlamalıyız ki 7 Haziran seçimlerinde HDP 90 yıllık Türkiye siyasetinde bir ilki gerçekleştirdi ve parlamentoda artık, Ermeni oldu, parlamentoda artık bizim arkadaşlarımız sayesinde Alevili’ği açıkca deklare eden vekillerimiz de oldu. Bizim arkadaşlarımızdan önce parlamentoda Kürtlerle ilgili bu kadar etkili faaliyet yürüten kimseler yoktu artık onlarda oldu. Bu 80 milletvekili arkadaşımız son derece zorlu ortamlardan çıkıp parlamentoya girmesi katliamcı zihniyetin kimyasını bozdu. Türkiye’de halklar tüm baskılara ve olanaksızlıklara rağmen gözlerini kulaklarını HDP’ye dikmişti. HDP umut ve güvenç ile kararlılık ve inancı halklara sundu. Bu halka yansıyordu ve etki yaratıyordu. HDP özellikle maraş bölgesinde ve köylerinde yaşadığı en büyük sıkıntı oy çalınmaları olmuştur. Seçim çalışmalarımızda yetersiz görevli sayısı ile çalışmalar yürütüyorduk. Bazı bölgelerde binamız dahi hiç olmadı. Bölgede çok fazla sandık sayısı vardı ve sandık görevlisi arkadaşlarımız sayıca her sandığa yetmiyordu.

    Oylarımızın çalınmasının en büyük sebebi bu oldu. 7 haziran seçimleri sadece bizim 80 vekil kazandığımız seçimler değildi, 90 yıldan beri süren bu katliamcı devletin artık durdurulabileceği noktada bir umut yarattı işte tam burada AKP ve devletin diğer güçleri, geriletme sürecini başlatmaya yönelik çalışmaya başlandı. Örneğin AKP hükümetin kurulmasında zorluk çıkardı CHP de buna çanak tutu. 1 Kasım seçimlerinde HDP’nin başarı oranının düşmesinde, zulüm tehdit ve baskılar ya da katliamlar ile göz altılar o kadar etkili olmadı bunun esas sebebi oylarımızın çalınmasıdır. Bu gün bunun teknik bilgilerini paylaşamıyor olabiliriz ama bilinmelidir ki oylar çalındı. AKP baskı,z orbalık ve çalarak tek başına iktidar olma imkanını yarattı.

    “Kürt halkı bunca yıl

    sürdürdüğü mücadelede

    öz yönetim istemeyecekti de

    ne isteyecekti”

    ÖZYÖNETİMİ ERTELEMEK KATLİAMCI ZİHNİYETİ MEŞRULAŞTIRIR
    Öz yönetim meselesini tüm bunları iyi anlamadan tartışmak yersizdir. Katliamların öz yönetim neticesi olduğu söyleniyor, öz yönetim gereklimiydi, olmasa olmazmıydı soruları ile özyönetim yaşanan katliamları durdurmak adına bu zaman diliminde değil de başka zaman dillendirilemezmiy di sorusu gündeme geldi. Öz yönetimleri ertelediğimiz anda katliamcı politikaların meşrutiyetine yol açarız. Yalanlar ile katliamcı zihniyet istediklerini gerçekleştiriyor ama yalanın yalan olması hiç bir şeyi değiştirmiyor. Kürdistan’da bugün katliamların bu kadar açıkça yapılıyor olması, Kürt siyasetinin geliştirdiği demokratikleştirme mücadelesini, HDP nezdinde elde ettiği sonucun devamıdır, devlet kürt siyasetinin mevcut durumun önünü keseceğini anladı. Bunun katliamcı zihniyet tarafından anlaşılması bugünkü saldırıların temel gerekçesidir.

    ŞEHİR ŞEHİR KATLİAM YAPIYORLAR

    Bu tespite vardıkları için bu gün Kürdistan’da şehir şehir katliam yapıyorlar. Öz yönetim taleplerine sahip çıkmalıyız. Öz yönetim taleplerini savunmak ve sürdürmek katliamcıların katliam yapmasının gerekçesi değildir. Öz yönetim talepleri 3 ay önce gerçekleşmiştir. Eğer öz yönetim talep edilmemiş olsaydı bile bu devlet bu katliamları yine yapacaktı. Suruç katliamında öz yönetim tartışmaları yoktu.

    KÜRDE BOYUN EĞDİREMEYECEKSİNİZ

    Bizim öz yönetimlerin ilanını bu söz konusu katliam süreçlerini meşruiyeti gibi düşünmemiz ve anlamamız doğru değil. Kürt halkının mücadelesi ne hendeklerle ne de öz yönetim le başladı, bu mücadele 100 yıldan beridir sürdürülüyor. Verilen mücadele sadece öz yönetim için yapılmadı. Bu gün bu söylemlerle bir başkasının katliamlarını meşru kılamaz. Kürt halkı bunca yıl sürdürdüğü mücadelede öz yönetim istemeyecekti de ne isteyecekti. Bu devletin bilmediği bir şey değildi ki. AKP bunun sonuçlarını fark ettiğinden buna karşı katliamcı saldırılarla, önlemeye çalışmaktadır. Fakat Kürt siyasal yapısına ve halkına kimse boyun eğdiremeyecektir. Aylardır süren bu yüce direniş içerisinde bizim herhangi bir tereddüte kuşkuya, düşmemizi gerektiren bir durum söz konusu değildir. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de tanklar tüfekler toplarla günlerce ahlaksızca sürdürdükleri, bu katliam karşısında söz konusu şehirlerin hiçbirinde ne bir gerileme ne de bir teslimiyet söz konusudur.

    “Kimin ne söylediğine

    değil yaşananların

    gerçekliğine bakalım”

    Devletin zulumüne ve zorbalığına rağmen biz şuanda kazanmaya en yakın olduğumuz noktadayız. Bu saatten sonar hiç bir baskı AKP Kürt siyasal yapısını ve Türkiye demokratik güçlerini zayıflatamayacak. AKP zayıflatamadığı bu güçlerle daha büyük kayıplar vermek üzere masaya oturacak eğer oturacaksa.

    Önümüzdeki süreçlerde masada devlet daha büyük kayıplar verecektir. Unutmayın bundan önce yaşananlarda varlığımızı ifade edemiyorduk, varlığımızı koruyup büyütmek gibi bir sorumluluğumuz vardı, ama bugünkü sorunumuz büyüyen varlığımızla daha güçlü kazanımlar elde etmek ve kürt halkının istediği öz yönetim süreçlerini çok etkili bir şekilde bölgedeki tüm Kürt coğrafyasında örgütlemek gibi bir sürece girdik.

    Önemli olan bizlerin bu gelişmeleri iyi inceleyip anlamamız gerekiyor. Bunun böyle olmadığını idda edenlerin ahlaksızlıklarını sorgulayalım yalanlarını gün yüzüne çıkaralım. Bizim taviz vermeyip hiçbir beklentilerine cevap olmayacağımızı anlamalıdırlar. Kimin ne söylediğine değil yaşananların gerçekliğine bakalım. Dünya güçleri Kürt siyasetinin geliştirdiği yapıya hiçbiri karşı değil. Dış güçler gelişmelerinde Kürt siyasetinin yanındadır. Hepinizi uzak olmayan zaferin coşkusuyla selamlıyorum.”

    Yapılan soru cevap kısmından sonra panel sona erdi.

  • Londra’nın nüfusu 8.6 milyona ulaştı: Yüzde 50’si yabancı ülkelerde doğmuş

    Londra’nın nüfusu 8.6 milyona ulaştı: Yüzde 50’si yabancı ülkelerde doğmuş

    Londra’nın nüfusu 8.6 milyona ulaştı: Yüzde 50’si yabancı ülkelerde doğmuş 2

    Nüfusu 8.6 milyona ulaşan başkent Londra’da yaşayanların yüzde 50’si İngiltere dışında doğanlardan oluşuyor. Yayınlanan renkli haritaya göre başkent Londra’da Türkiye doğumlular üç tane bölgede çoğunluğu oluştururken, Hindistan doğumlular Londra’nın on bölgesinde çoğunlukta bulunuyor.

    TÜRKİYE DOĞUMLULAR 3 BÖLGEDE ÇOĞUNLUĞU OLUŞTURUYOR

    Nüfusu hızla artan başkent Londra’da yabancı nüfusu da giderek artıyor. Sekiz buçuk milyonu aşan nüfusuyla 32 bölgeden oluşan Londra’nın üç bölgesinde Türkiyeliler çoğunlukta. Açıklanan verilere göre Londra’da Türkiyede doğan vatandaşların yoğunlukta olduğu bölgeler Hackney %38.8, Haringey %36.3, Enfield %32.3.

    Londra’nın nüfusu 8.6 milyona ulaştı: Yüzde 50’si yabancı ülkelerde doğmuş 1

    Londra büyükşehir belediye başkanlığının yayınladığı bu verilere göre 1939 ile 1991 yılları arasında Londra merkezden 2.2 milyon İngiliz Londra dışındaki şehirlere taşındı.

    Mevcut verilere göre Londra’da yaşayan 267 bin İngiliz vatandaşı Hindistan’da doğmuş, Hindistan’ı 135 bin ile Polonya izlerken üçüncü sırayı 113 bin ile Pakistan doğumlular alıyor.

    Uzmanlara göre 2031 yılında 11 milyon nüfusu bulacak olan Londra’da İngilizler azalırken, yabancıların nüfusu artacak.

  • Heyva Sor Yararına Dev Konser

    Heyva Sor Yararına Dev Konser

    Heyva Sor Yararına Dev Konser 6

    Heyva Sor yardım kuruluşu yararına 8 Ocak Cuma akşamı Londra’nın Highbury bölgesinde bulunan Union Chapel’da yapılacak dayanışma konserinde Çiğdem Aslan, Habib Meftah Boushehri, Arash Moradi, Tahir Palalı ve Steve Coghlan sahne alacak.

    Tahir Palalı
    Tahir Palalı

    Kürdistan’da devam eden savaşlardan kaynaklı yerlerinden edilen Kürdistanlılara yardım çalışmaları yürüten Heyva Sor vakfı yararına yapılacak dayanışma konserinin tüm ge- liri ihtiyaç sahiplerine gönderilecek.

    Çiğdem Aslan
    Çiğdem Aslan

    Islington bölgesindeki, Union Chaphel’de düzenlenecek konserde Türkiye, İran ve Britanya’dan seçkin sanatçılar bir araya geliyor.

    Kürt Kızılayı (Heyva Sor) savaş bölgeler- inde yerlerinden edilmiş, çeşitli bölgelerdeki yardıma muhtaç insanlara yardım eli uzatıyor. Heyva Sor özellikle Kürdistan’da çalışmalarına hızla devam ediyor.

    Habib Meftah
    Habib Meftah

    Çiğdem Aslan, Habib Meftah Boushehri, Ar- ash Moradi, Tahir Palalı ve Steve Coghlan’ın da yer alacağı konser, 8 Ocak Cuma günü saat 19:00-22:30’da gerçekleşecek. Konser ve sanatçılarla ilgili bilgileri bu videoda izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=En70_oJUGeA

    Arash Moradi
    Arash Moradi

    Biletler http://store.unionchapel.org.uk/events/8-jan-16-charity-benefit-concert-for-refugees-union-chapel/ adresinden online temin edilebilir.