Londra metrosunda Ağustos’da iki ayrı günlük grev daha açıklandı.
Ulaşım çalışanları sendikası, RMT yürürlüğe girecek gece metrosundaki tren şoförlerinin çalışma koşullarındaki anlaşmazlıktan dolayı 25 ve 27 Ağustos’ta tekrar greve gideceklerini açıkladı. Londra Ulaşım Dairesi (TfL) ile tren şoförlerinin bağlı oldukları sendikalar arasında yaşanan anlaşmazlık devam ediyor.
Geçtiğimiz haftalarda, 5-6 Ağustos’a kadar süren grevde, Londra metrosu tüm olarak kapatılmıştı.
Londra Büyükşehir Belediye Başkanı Boris Johnson geçtiğimiz aylarda, 12 Eylül’den itibaren, Londra metrosunun hafta sonları 24 saat hizmette olacağını açıklamıştı. Metro çalışanlarını temsil eden sendikalar RMT, Aslef, Unite ve TSSA, TfL’in sunduğu çalışma koşullarını kabul etmiyor. Sendikalara göre, Johnson anlaşmazlığın başında, fakat görüşmelere sadece TfL ve London Underground yetkilileri katılıyor. Johnson’ın katılmaması eleştiriliyor.
RMT, greve girecek çalışanların çoğunun istasyon görevlileri olacağını belirtti. RMT genel sekreteri Mick Cash, ‘‘Londra Metro’nun her tarafında çalışan üyelerimiz, iş-ev hayatı dengelerini koruyacaklarında ısrarlı olduklarını belli etmişlerdir ve gece trenlerinde işçi eksikliğini kapatmak için sunulacak yeni çalışma listelerini yerine getirmek için ev hayatlarını yıkacak tuzağa düşmeyeceklerini göstermişlerdir’’, dedi.
Geçen hafta, Pazartesi günü sendikalar ve TfL ile gerçekleşen görüşmelerin sonuç almamasıyla yeni grev kararı alındı. Sendikalar, gece hizmetine karşı olmadıklarını, fakat, sunulan maaş artışının yetersiz olduğunu ve çalışma koşullarının tren sürücülerine yeterli dinlenme zamanı vermeyeceğini ve bunun halkın güvenini tehlikeye atacağını savunuyorlar.
Sendikalar, çalışma koşullarında anlaşmaya varılması için, 12 Eylül tarihinin ertelenmesini öneriyor, fakat TfL buna sıcak bakmıyor.
Londra Metro ve TfL yetkilileri, sunulan koşulların adil olduğunu ve hafta sonları gece çalışmak istemeyenlerin zorunlu çalışmayacaklarını savunuyorlar. London Underground 500 ek çalışanın işe alındığını belirtti ve sendikaları ‘gerçekçi’ olmaları gerektiğini ifade etti.
Grev gerçekleşirse, ilki 24 saatlik grev 25 Ağustos Salı, 18:30’da başlayıp, 26 Ağustos tüm gün sürecek. İkinci grev ise 27 Ağustos Perşembe, 18:30’da başlayıp, 28 Ağustos Cuma tüm gün sürecek.
Planlanan bu grev gerçekleşirse, metro çalışanları tarafından gerçekleştirilen, yazın üçüncü grevi olacaktır: 8 Temmuz ve 6 Ağustos’ta metro hizmetleri tüm olarak durdurulmuştu.
Grevde metro tam olarak kapatılsa da London Overground, DLR, şehirler arası trenler, otobüsler ve tramvaylar hizmete devam ediyorlar. Günde dört milyon insanın kullandığı metronun kapatılması diğer ulaşım yöntemlerinde kalabalığa yol açıyor. Fakat, grev nedeniyle insanlar yürüme, ya da bisikletle işe gitmek gibi yöntemleri deneyerek sağlıklı alternatifler deniyorlar.
Grev hakkında gelişmeler ve genel olarak Londra ulaşımıyla ilgili bilgiyi www.tfl.gov.uk adresinden temin edebilirsiniz.
Kobani’nin Yeniden İnşası Kurulu, 10 bin kişiyi 19 Ağustos 2015 tarihine kadar $10 bağış yapmaya davet ediyor.
Kobani’nin yeniden inşası nedeniyle dünya çapında başlatılan kampanya için 19 Ağustos tarihine kadar 10 bin kişinin $10 bağış yapması bekleniyor. Belirlenen hedefe ulaşılamaz ise Kobani’ye istenilen yardım ulaşamıyor ve her yapılan bağış sahibine geri dönüyor.
Kobani’yi yeniden inşa etmek için hedeflenen rakam $115.000.
Tüm sosyal medya organlarını kullanarak kampanyanın hedefine ulaşabilmesi için mümkün olduğunca geniş kitlelere ulaşılması hedefleniyor.
Kobani İçin 10.000 Kişi
Kampanyada şu mesaj veriliyor: “Çok kolay görünmeyebilir ama Kobani’ye yardım, Daiş’e karşı verilen mücadeleye destek olmak ve zulme karşı 10.000 kişiye ulaşmak imkansız değil! Uluslararası dayanışma ile Kobani’yi hem yeniden inşa edeceğiz hem de mücadelemize devam edeceğiz.
Dayanışmanız ve desteğiniz bizim için önemli. Kampanya ile ilgili sosyal medyada ki her paylaşmanız hedefimize ulaşmamıza katkı sağlayacaktır.
Kobani’nin Daiş’in barbarlığı karşısında bizim için vermiş olduğu onurlu mücadeleye tanık olduk. Şimdi de Kobani için bizim mücadele etme zamanımız.
Kampanyaya destek olmak için www.firefund.net sitesinden $10 dolar bağış yapabilirsiniz. Kampanyayı duyurmaya yardımcı olmak için #FirefundKobane haştagı ile Facebook ve Twitter üzerinden paylaşımda bulunabilirsiniz.
Daiş terör örgütünün Birleşik Kralllığa yönelik intihar saldırısı gerçekleştireceği istihbaratı güvenlik güçlerini alarma geçirdi. Terör saldırısı tehdidinden kaynaklı bir süre önce güvenlik düzeyinin üst düzeye çıkartıldığı ülkede ekstra önlemler alınmaya başlandı.
Daiş çetelerinin İngiliz vatandaşı militanlarla ilgili strateji değiştirdiği de gelen istihbari bilgiler arasında. Sky News’in hazırladığı özel habere göre; radikal terör örgütü, Brileşik Krallıktaki üyelerinin Suriye ve Irak’ta savaşmaları yerine, bulunduğu yerde terör saldırıları düzenlemelerini hedefliyor.
Sky News’in deneyimli gazetecilerinden Stuart Ramsay tarafından hazırlanan habere göre, sosyal medyada oluşturulan sahte kullanıcı hesaplarıyla Daiş’in yeni hedeflerini öğrenmek amacıyla Suriye’deki iki Daiş üyesine ulaşıldı. Daiş üyesinden edinilen bilgiler doğrultusunda, Birleşik Krallıkta hazırda 5 intihar eylemcisi bulunduğu ihtimali üzerinde duruluyor. Planlanan saldırılar arasında ise bu hafta, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 70’inci yıl dönümünün kutlanacağı törende, Kraliçe 2. Elizabeth ve Kraliyet Ailesi’ne suikast olabileceği belirtiliyor. İkincisinin ise ‘yalnız kurt’ olarak ifade edilen bireysel bombalı ya da silahlı terör saldırıları olabileceği bildiriliyor.
SALDIRI DİREKTİFLERİ VE HAZIRLIKLAR İNTERNET ÜZERİ YAPILACAK
4 ay boyunca büyük bir uğraş sonucu Suriye’de Birleşik Krallıktan örgüte katılmak isteyenlerden Raqqa’da bulunan sorumlu iki kilit isime ulaşıldığı aktarılan haberde, Daiş’in yeni stratejiler geliştirdiği ifade ediliyor. Buna göre örgüt, Suriye’ye savaşmak amacıyla gelmek isteyen teröristler yerine, Birleşik Krallık’ta bombalı ya da silahlı saldırı düzenleyecek gönüllüler arıyor. Sosyal medya aracılığıyla bomba yapımı ve silah kullanımı üzerine rehber kitap gönderen militanlar, gönüllüleri düzenlemek istedikleri terör saldırılarına internet üzerinden eğitim vererek hazırlıyor. Örgütün amacının, Birleşik Krallık’ta Daiş’in bir kolunu kurmak olduğu öne sürülüyor.
Haberi hazırlayan ekibin ayrıca, Daiş çeteleriyle irtibata geçilen sahte kullanıcı hesapları aracılığıyla Birleşik Krallık’tan Suriye’ye Daiş’e katılmak üzere geçen Britanyalı vatandaşların seyahat ettiği yol rotasını izleyerek, İstanbul’dan Urfa’ya gittiği ve teröristlerle görüştüğü öğrenildi. Görüşme sonucu, Suriye’ye gitmiş dört veya beş Birleşik Krallık vatandaşının, bölgede eğitim alarak Birleşik Krallık’a geri döndüğü ve ülkede bombalı saldırılar planladığı öne sürülüyor. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 2012 yılından bu yana yaklaşık 700 Britanya vatandaşının Daiş gibi radikal terör örgütlerine katılmak amacıyla Suriye ve Irak’a gittiği, belirtilen sayıdan yaklaşık 200 kişinin ise ülkeye geri döndüğü tahmin ediliyor.
POLİCE SCOTLAND: SALDIRI İHTİMALİ ÇOK YÜKSEK
Sky News’te yer alan haberden sonra Police Scotland güvenlik güçlerine bağlı terörle mücadele birimi tarafından resmi twetter hesabı üzerinden bir basın açıklaması yayınlayarak terör saldırısı olasılığının çok yüksek olduğu ifade edilerek, gerekli tüm çalışmaların yüksek düzeyde sürdürüldüğü belirtildi.
Açıklamada şöyle denildi: ‘‘Police Scotland, mevcut çıkan terör saldırıları potansiyeli ile ilgili haberler konusunda Metropolitan polisi ile beraber ortak çalışma içinde. Birleşik Krallık’ta halihazırda güvenlik en yüksek düzeyde, bu da zaten bir terörist saldırısı ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Mevcut istihbari raporlar doğrultusunda diğer tüm güvenlik birimleri ile ortaklaşa bir çalışma yürütüyoruz. Terörle mücadelede en büyük ortağımız toplumun kendisidir. Şüphelenilen en ufak durumda mutlaka birimlerimizin bilgilendirilmesi çok önemlidir.’’
AKP Hükümetinin son dönemde Kürdistan ve Türkiye’de demokratik çevrelere ve Kürt özgürlük hareketine yönelik saldırıları Londra merkezde protesto edildi.
https://youtu.be/hXkePdgcjcM
Britanya Demokratik Güçbirliği çağrısıyla BBC önünde bir araya gelen yüzlerce kişi AKP’nin savaş politikalarını protesto etti. Üzerinde İngilizce olarak ‘Türk devletinin Daiş ile ortaklığını kınıyoruz. Türkiyeli ve Kürdistanlılara yönelik savaşı ve faşist saldırılara karşı diren’ yazılı büyük pankart açan kitle sık sık ‘Terörist Türkiye’ sloganları attı.
https://youtu.be/2x_wkVRP23A
Britanya Demokratik Güç Birliği Platformu adına Kürt Halk Meclisi üyesi Ayşegül Erdoğan tarafından yapılan açıklamada şunlar belirtildi; ‘Suruç’ta 31 SGDF’li gencin Türk MİT’inin organizesiyle Daiş tarafından katledilmesinden sonra Türk devleti ülkede ki tüm demokratik çevrelere karşı savaş açmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi, Aleviler ve sendikalar başta olmak üzere ülkedeki tüm demokratik çevrelere karşı yapılan saldırılarda 1000’den fazla kişi tutuklanmış, onlarca sivil katledilmiştir. Kandil’e yönelik hava saldırılarında Zergele köyü bombalanmış ve 8 sivil Kürt katledilmiştir. AKP hükümeti aynı şekilde Silopi, Cizre ve Amed başta olmak üzere Kürdistan’daki birçok kentte sivilleri katletmeye devam etmektedir.’’ Açıklamada ayrıca AKP hükümetine derhal saldırılarını durdurma çağrısı yapıldı.
https://youtu.be/WhdF9aoHlDo
BİZE DÜŞEN DİRENEN YOLDAŞLARIMIZIN VE EZİLENLERİN YANINDA OLMAKTIR!
BBC önündeki eylemde Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil de bir konuşma yaptı. Erbil yaptığı konuşmada şunları belirtti: ‘‘Bizler bugün Suruç’ta 32 SGDF liyiz! Gazi’de devrimci Günay’ız! Kobane’de ölen çocuklarız, Zergele’de vücudu parçalanan anneyiz. İdlib’in çığlığını duyurmak zorundayız. Lazkiye’de kurşuna dizilen halkız. Şengal’deki acıları yaşayanlarız. Silahlı saldırıya uğrayan Alevi kurum yöneticileriyiz. Bize düşen direnen yoldaşlarımızın ve ezilenlerin yanında olmaktır.’’
https://youtu.be/SdURTlTuSa4
Oxford Circus’ta bulunan BBC televizyonu ana binası önünde yapılan konuşmalardan sonra yürüyüşe geçildi. Hafta sonu olmasından kaynaklı çok kalabalık olan kent merkezinde yürüyen kitle büyük ilgi odağı oldu.
Yürüyüş Leicester Meydanında yapılan açıklamadan sonra sona erdi.
https://youtu.be/Yyk7dg3xFPc
Birleşik Krallık dışişleri bakanı Philip Hammond bugün telefonla görüştüğü Türk Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, PKK’nin saldırılarına orantılı karşılık verme haklarını tanıdıklarını ve barış sürecinin tekrardan başlaması için destek sunacaklarını belirtti.
Birleşik Krallık Ankara büyükelçisi Richard Moore ise Türk devleti başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan ile yaptığı toplantından sonra twitter hesabından yaptığı açıklamda; ‘Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye terörle mücadelede verdiği destek sürüyor.’ dedi.
Hammond mevkidaşı Çavuşoğlu ile bugün bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Birleşik Krallık hükümetinin resmi web sayfası gov.uk adresinde konu ile ilgili yapılan açıklamada ‘Terörle mücadele’ konusunda iki bakan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiği ifade edildi.
Gerçekleşen telefon görüşmesinden sonra bakanlık tarafından yapılan açıklamada şunlar belirtildi: ‘‘Türkiye’nin Daiş’e karşı son hareketleri ve Türkiye’deki hava üslerinin daha fazla kullanıma açılması Uluslararası koalisyonun Daiş’e karşı mücadelede daha ileriye götürecektir. Türkiye’nin de dahil olduğu Uluslararası koalisyon Daiş’i bitirme konusunda kararlıdır. Savaş uzun sürecek ama kazanmalıyız’’
BARIŞ SÜRECİ TEKRAR BAŞLASIN
‘‘Türkiye aynı zamanda PKK’nin son saldırılarından kaynaklı zarar görmüştür. Yaşanan birçok kayıp için taziyelerimi ilettim. Birleşik krallık olarak tüm terörist hareketleri kınıyoruz ve Türk devletinin saldırılara orantılı karşılık verme haklarını tanıyoruz. Barış sürecinin tekrardan devam etmesi için Birleşik Krallık olarak desteğimizin devam edeceğini açıkça ifade ettim.’’
Birleşik Krallık Dışişleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, son dönemde Türk devletinin sivillere dönük saldırıları sonucunda katledilen onlarca sivile değinilmedi.
TERÖRLER MÜCADELEYE DESTEK!
Birleşik Krallık Ankara büyükelçisi Richard Moore ise Türk devleti başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan ile yaptığı toplantından sonra twitter hesabından yaptığı açıklamda; ‘‘Başbakan Yardımcısı Sayın Yalçın Akdoğan ile çok verimli bir toplantı yaptık. Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye terörle mücadelede verdiği destek sürüyor. Kürt sorununu çözmek için başlatılan barış sürecinin kaldığı yerden devam edebilmesi için. PKK’nın şiddet eylemlerine derhal son vermesi şart.’’
HDP’nin Zergelê raporunda, sivil katliamdan AKP’nin sorumlu olduğu vurgulanırken, bombardıman sırasında evlerin yok olduğu, cami ve okulların tahrip edildiği belirtildi.
HDP Heyetinde yer alan milletvekilleri Osman Baydemir, Hüda Kaya, Kadri Yıldırım hazırladıkları detaylı raporu açıkladılar
HDP’nin Zergelê Katliamı raporunda, sivil katliamdan AKP’nin sorumlu olduğu vurgulanırken, bombardıman sırasında evlerin yok olduğu, cami ve okulların tahrip edildiği belirtildi. Raporda, “Resmi açıklamalarının aksine PKK kampı değil, sivil bir yerleşim yeri olduğu görülmüştür” denilerek, şu çağrı yapıldı: “Bir daha yeni trajedilerin, yeni savaş suçlarının ve telafisi imkânsız acıların yaşanmaması için acilen çift taraflı ateşkes çağrısında bulunuyoruz.” HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Prof. Dr. Kadri Yıldırım, Osman Baydemir, Eş Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür ve MYK Üyesi Hatice Altınışık’tan oluşan heyetin, Türk devletinin sivil katliam yaptığı Zergele köyündeki incelemeleri sonucunda hazırladıkları rapor açıklandı. Raporda, heyetin 4-5-6 Ağustos günlerinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi; Hewlêr, Kandil ve Süleymaniye’de araştırma ve temaslarda bulunduğu, çalışmaların tamamında HDP Hewlêr Temsilcileri Şilan Eminoğlu ve Abit İke’nin de hazır bulundukları belirtildi.
SAĞ KURTULANLAR İLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞÜLDÜ
Heyetin çalışma şekline ilişkin ise raporda şunlar kaydedildi: “Heyetimiz, 1 Ağustos hava saldırısı sonucu yaralananları Erbil Valisi Nevzat Hadi ile birlikte hastanelerde ziyaret etmiştir. Bombardımana maruz kalan Zergelê Köyü’nü ziyaret edip bombardımanın yaratmış olduğu tüm tahribatı tespit etmiştir. Bombardımandan sağ kurtulan köy sakinleri ile yüz yüze görüşmelerde bulunmuştur. Heyetimiz, Zergelê Köyü incelemelerini Revandus Kaymakamı, Belediye Başkanı ve Muhtar ile birlikte gerçekleştirmiştir. Heyetimiz, Süleymaniye’de Goran Hareketi, Yekîtî Partisi, Tevgera Azad ile saldırıya ilişkin görüşmelerde bulunmuştur. Heyetimiz, Hewlêr’ de Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Mesut Barzani ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Sayın Neçirvan Barzani ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. Rapor sahada yapmış olduğumuz gözlemler, yaralı ve sağ kurtulan mağdurlar ile yukarıda zikrettiğimiz tüm yerel dinamikler ve Bölgesel Yönetim yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler çerçevesinde kaleme alınmıştır.”
Heyet yaralıları hastanelerde ziyaret etti
HASTANE ZİYARETLERİ
Heyetin, Zergelê’de yapılan bombardıman sonucu ağır yaralanan Muhammed Emin Hıdır Muhammed Emin (1971) ve Şükriye Ahmed’i 4 Ağustos’ta Hewlêr’deki hastanelerde ziyaret ettiği belirtilerek, devamla şunlar ifade edildi: ”Ağır yaralı ve yoğun bakımda olan Muhammed Emin’den görüş alınamamış, Şükriye Ahmed’in tanıklığına başvurulmuştur. Aşağıda isimlerini sıraladığımız hava saldırısından sağ kurtulan yaralıların yanı sıra, Zergelê Köyü’nde de yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş ve tanıklıklarına başvurulmuştur. Şükriye Ahmed Mirmuhammed, Gurbet Ahmed Mirmuhammed, Hatice Muhammed Süleyman, Muhammed Emin Hıdır Muhammed Emin, Abdullah İbrahim Resul, İsmail Abdullah Kadir, Cegır Cabar Hıdır, Muhammed Hasan Resul, Hasan Ebubekir Ali, Davut Hüseyin Ali, Hıdır Muhammed Emin Hıdır, Çilan Reşit Ahmed, Abdullah İbrahim Mahmut, Ayşe Muhammed Emin, Senur Melan, Siyabend Abdurrahman, Helat Cahit, Rahman Sofi Mina, Şina Hüseyin Ali, Selim Hıdır Hamed Emin, Hıdır Hamed Emin Resul Muhammed Emin, Ana Hamed Salih, Pavel Dılşad Hıdır Hamed Emin (8), Muhammed Dılşad, Muhammed Emin (5), Mehri Aziz Veli, Fettah Osman Hamed Emin hava saldırısından sağ kurtulan, çocuk, genç, kadın, yaşlı tüm yaralılar Zergelê Köyü sakinleri olup, yaşadıkları topraklarda tarım, hayvancılık ve ticaretle uğraşan sivil vatandaş oldukları tespit edilmiştir. ”
KÖY ZİYARETİ VE TESPİTLER
Raporda, “Zergelê köyü, Kandil bölgesinde vadi içerisinde ana karayolunun ve oradan geçen çayın ikiye böldüğü, onlarca yıldır yaşamın devam ettiği sivil bir yerleşim birimidir. Gerek Zergelê köyündeki temaslarımızda ve gerekse bölgesel dinamiklerle yürüttüğümüz temaslarla bu köyün kamp olarak lanse edilmesinden duyulan rahatsızlık herkes tarafından gündeme getirilmiştir. Zergelê köyünün en az 37 betonarme ev, cami, belediye binası, okul, onlarca ahırdan oluşan sivil bir yerleşim birimi olduğu tarafımızdan da teyit edilmiştir. Bu husus köy ziyaretimiz sırasında yerli ve yabancı onlarca basın ve medya organları tarafından da kayıt altına alınmıştır” denilerek, köydeki incelemelerde tespit edilenlere dair şu bilgiler verildi: “Selim Hıdır Hamen Emin’e ait ev ve aracı; Cegır Cabar Hıdır’ın evi; Dılşad Hıdır Hamed Emin’e ait ev; Hıdır Hamed Emin’e ait ev; Karox Hamed Emin’e ait ev ve araba; Necip Rojhelat’a ait ev; Zagros Rojhelat’a ait ev ve ahırın, bombardıman sonucu tamamen yerle bir edilecek şekilde yıkıma maruz kaldığı tarafımızdan tespit edilmiştir.”
Hedep Zergele’de sağ kurtulanlarla görüştü
BOMBARDIMAN AŞAMALARI VE GÖRGÜ TANIKLARI
Raporda, bombardımandan sağ kurtulan yerleşik halkın tanıklıklarına göre, saldırı gününden bir iki gün öncesinde insansız hava araçlarıyla kapsamlı keşifler yapıldığı; 1 Ağustos 2015 tarihinde, takriben saat 04:00’te ilk saldırının başladığı, 06:00’ya kadar belirli aralıklarla en az üç kez bombardıman yapıldığı ve bu esnada insansız hava araçlarının da keşifler yoluyla saldırıyı yönlendirdikleri belirtildi. Raporda, saldırı anına ilişkin ise şu tespitlere yer verildi: ”Takriben saat 04:00’te uçak sesleri ile birlikte büyük bir patlama yaşanmıştır. Görgü tanıkları yılların vermiş olduğu deneyimle uçaktan bırakılan bombanın kazan bombası sesi olduğunu ifade etmektedirler. Bombardımandan etkilenen ev yerle bir olmuş, 70 yaşındaki Ayşe Ahmed Mustafa, bu saldırıda hayatını yitirmiştir. Köy halkı birinci saldırıda enkaz altında kalan Ayşe Ahmed Mustafa’yı kurtarmaya çalışırken saat 04:50 civarında ikinci saldırı gerçekleşmiştir. Görgü tanıkları ikinci saldırıda çok kısa aralıklarla 4 ayrı patlamanın olduğunu, bu patlamalara da uçaktan atılan roketlerin yol açtığını ifade etmektedirler. Söz konusu ikinci saldırıda Ayşe Ahmed Mustafa’yı kurtarma çabasında olan Heybet Resul Muhammed Emin (60), Karox Muhammed Emin Hıdır, Abdulkadir Ebubekir Ali ve Necip Abdullah da yaşamını yitirmişlerdir. Köy halkı, ikinci saldırı sonrası oluşan enkazın altındaki insanları kurtarma çabasını sürdürürken, saat 05:10 civarında üçüncü saldırı gerçekleşmiş ve bu üçüncü saldırıda da uçaklardan 4 ayrı füze bırakılmıştır. Söz konusu 3. saldırıda enkaz altında kalanların kurtarılması çabasını yürüten Salih Resul Mehmed Emin ile Sema Rustem ve Xabat isimli insanlar hayatını yitirmiştir. İki saate yakın süren hava hareketliliği ve bombardıman sonrası tamamı sivil, silahsız sekiz insanın katledildiği hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde tarafımızca tespit edilmiştir.”
‘İNSANİ TRAJEDİ YAŞANDI’
Saldırının ardından köydeki altı evin tamamen yerle bir olduğu, köyün camisi ve okulu dahil olmak üzere tüm evlerin de bombardımanın etkisiyle tahribata uğradığının belirtildiği raporda, “Köy halkının tamamı endişe içerisinde köylerini terk etmişlerdir. Zergelê yakınındaki Bukriskan, Livjan, Enzi, Pırdesali köy sakinleri keşif uçuşları devam ettiği için her an saldırı olabileceği endişesiyle köylerini terk etmişlerdir. Bini aşkın çocuk, yaşlı, kadın, genç hala saldırı olabileceği kaygısı ve endişesini taşımaktadırlar. Üçüncü bombardıman sonrası yaşamını yitiren Bukriskan muhtarı olan Salih Resul Muhammed Emin, saldırı gecesi Zergelê Köyü’nde misafir kalan kız kardeşini kurtarmaya giderken hayatını kaybetmiştir. Saldırılarda hayatını kaybeden Necip Abdullah, geride eşi Mehri Aziz Veli, on altı, on iki ve henüz dört yaşlarında üç yetim bırakmıştır. Mehri Aziz Veli gerek İran rejiminin ve gerekse Türkiye’nin hava saldırısından dolayı üçüncü kez evinin viran olduğunu ve bu son saldırı ile hem eşini hem de evini kaybettiğini ifade etmektedir. Saldırıda hayatını yitiren Karox Muhammed Emin (26) geride eşini, Sina (7), Sibel (5) ve henüz üç aylık Senem’i yetim bırakmıştır” diye kaydedildi.
‘KANDİL’DE YÜZE YAKIN SİVİL YERLEŞİM YERİ VAR’
Kandil’in, Türkiye kamuoyuna PKK kampı olarak lanse edildiğine dikkat çekilen raporda, şöyle devam edildi: ”Kandil büyük bir coğrafyaya tekabül etmekte ve içerisinde yüze yakın sivil yerleşim birimi olan köy ve mezra bulunmaktadır. Nüfusu yaz mevsimlerinde, tarım ve hayvancılıktan kaynaklı olarak en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Saldırıya maruz kalan ve bire bir görüştüğümüz köy sakinleri bu saldırının bilinçli bir sivil katliam olduğunu, temel amaçlarından birinin de Kandil bölgesinde bulunan köylerin boşaltılması olduğu kanaatlerini ifade etmektedirler. Görüştüğümüz pek çok kaynak Kandil bölgesinde PKK gerillası birimlerinin olduğu gerçeğini teyit etmektedirler. Ancak hiçbir zaman köylerin içerisinde barınmadıklarını, köylere yakın mesafelerde kamplarının olmadığını da teyit etmektedirler. Kaldı ki kimi kaynaklar PKK gerillalarının sivil yerleşim birimlerinde konaklamalarının ve sivil halkla iç içe geçmelerinin kendi iç hukuklarınca yasaklandığı, buna aykırı tutum ve davranışların da disiplinsizlik olarak tanımlandığını belirtmektedirler. Bundan hareketle Zergelê katliamının Kandil bölgesinde bulunan tüm sivil halka, köylerini boşaltmaları için gözdağı niteliğinde bir saldırı olarak tanımlamaktadırlar.”
TESPİTLER
Raporun 7 maddelik ‘Tespitler’ başlıklı bölümünde ise şu bilgilere yer verildi: ”Bombardımana maruz kalan Zergelê köyünün, Ankara Hükümetinin resmi açıklamalarının aksine PKK kampı değil, sivil bir yerleşim yeri olduğu görülmüştür. Bombardıman sonucu hayatını yitirenler sivil ve silahsız insanlardır. Kandil, yüze yakın köy ve mezranın bulunduğu geniş bir bölgedir. Tüm yerel kaynaklar bu sivil yerleşim birimlerinin içinde ve yakın çevresinde PKK’nin herhangi bir kampının hiç bir zaman olmadığını belirtmektedir. Türkiye resmi makamlarının, saldırıdan önce Kürdistan Bölgesel Yönetimini bilgilendirdiklerine dair yaptığı açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Zira Kürdistan Bölgesel Yönetimi saldırı sonrası bilgilendirilmiştir. Ankara Hükümet yetkililerinin, Kürdistan Bölgesi resmi makamlarının da hava operasyonlarını desteklediğine dair yaptığı açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Bilakis görüştüğümüz tüm makamlar hava saldırılarından ve doğurduğu sonuçlardan duydukları rahatsızlıkları açıkça ifade etmişlerdir. Hava saldırısı ve doğurduğu sonuçlar insan hakları hukukuna aykırı olduğu gibi insancıl hukukun da açık ihlalidir. Zira başka bir ülkenin sınırı 150 km aşılarak bir köy bombalanıp sivil bir katliam gerçekleşmiştir. Bombardıman sonucu oluşan bu hukuk ihlalinde sorumluluk Türkiye Hükümetinin olduğu kadar, kullanılan silahları Türkiye’ye satan veya hibe eden ülkeler de bu sorumluluktan muaf değildir. Bölgeye yönelik hava saldırıları, sivil insan katliamının yanı sıra yüzlerce hektarlık ormanlık alanın yanmasına, bu alan içinde bulunan bütün canlıların ölümüne ve doğanın tahribatına neden olmuştur.”
‘SORUMLULUK AKP HÜKÜMETİNDE’
Sivillerin katliamıyla sonuçlanan TSK’nin hava saldırısının siyasi sorumluluğunun Türkiye hükümetinde olduğunun vurgulandığı raporda, “Hava saldırısının doğurduğu hukuki sorumluluk silsilesi içerisinde bulunan, talimatı veren, uygulayan ve kamuoyunu yanlış bilgilendiren tüm sorumlular hakkında huzurunuzda suç duyurusunda bulunuyoruz. Sınır aşırı hava saldırısının oluşturduğu tahribatın vahameti, saldırıda kullanılan uçak ve mühimmatın menşei ülkelerin hükümetlerini de bu saldırıdan sorumlu tutmaktadır. Türkiye Hükümetine bu mühimmatı veren ülkelere, söz konusu silahlarla sivillere dönük saldırılar gerçekleştirmemesinin garanti altına alınması çağrısında bulunuyoruz” denildi. AKP hükümetinin, bu saldırının oluşturduğu korkunç tahribatı dikkate alarak askeri operasyonların çözüm olmayacağı gerçeğini görmeye davet edilen raporda, otuz yıllık çatışma pratiğinden de hareketle savaşın, çatışma, gözyaşı, yıkım, yoksulluk ve çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacağı belirtildi.
‘ACİLEN ÇİFT TARAFLI ATEŞKES SAĞLANMALI’
Raporun sonunda, “1990ların savaş dili ve pratiğiyle barış inşa edilemez. Yine ifade etmek isteriz ki, çözüm konuşmaktır, diyalogdur ve müzakere masasıdır. Bir daha yeni trajedilerin, yeni savaş suçlarının ve telafisi imkânsız acıların yaşanmaması için acilen çift taraflı ateşkes çağrısında bulunuyoruz” ifadeleri yer aldı. ANF
Merkezi Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) verilerine göre, Suriye’de iç savaşta geride bırakılan 4 yılda en az 240 bin kişi yaşamını yitirdi.
Merkezi Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) verilerine göre, Suriye’de iç savaşta geride bırakılan 4 yılda en az 240 bin kişi yaşamını yitirdi. Savaşta herhangi bir gücün tümüyle hakimiyet kurmaya gücü yetmezken, Rejim, Kürtler, rejim muhalifleri ve DAİŞ çeteleri arasında bölünmüş bir coğrafya söz konusu.
SOHR tarafından yayınlanan ve son iki ayda 10 bin kişinin yaşamını yitirdiği belirtilen bilançoya göre, iç savaşta ölenlerin 71 bin 781’i sivillerden oluşuyordu. Suriyeli 11 bin 964 çocuk da yaşamını yitirdi.
SOHR verilerine göre, Beşar Esad rejimi savaşta en büyük kayıplar veren güç oldu. Suriye ordusunda görevli 50 bin 570 asker ile Ulusal Savunma Gücü milislerinden 33 bin 839 kişi ve 4 bin 207 yabancı Şii milis öldürüldü. Bu kişilerden 903’ü ise Hizbullah üyesiydi.
MUHALİFLER ARASINDA YABANCI ORANI YÜZDE 45
Son 4 yıldaki çatışmalarda Kürtler, Suriyeli muhalifler ve DAİŞ çetelerinin Suriye vatandaşı olanlar arasındaki kayıplar ise 42 bin 384 olarak verildi. Yine çoğunluğu DAİŞ, El Nosra gibi radikal örgütler olmak üzere ‘İslamcı grupların’ yabancı üyelerinden 34 bin 375 kişi öldürüldü. Bu da, öldürülen muhalifler arasındaki yabancı kökenlilerin oranının yüzde 45 civarında olduğunu gösteriyor.
SOHR’nin savaş bilançosunda, kimlikleri belirlenemeyen 3 bin 225 kişi daha yaşamını yitirirken, iç savaşta ölenlerin toplam sayısının 240 binin çok üzerinde olabileceği tahminine yer verildi.
Aynı kaynağa göre, Suriye iç savaşında 30 bini aşkın kişi de kayıp olarak kayıtlara geçti. SOHR, bu kişilerden 20 bin kadarının Suriye rejimine ait cezaevlerinde olabileceğini, 9 bin rejim askeri veya milisinin de muhaliflerin elinde olduğunu duyurdu. DAİŞ çetelerinin ise bugüne kadar 4 bin kişiyi kaçırdığı bilgisi verildi.
SOHR’nin bilançosuna YPG-YPJ birliklerine katılmak için Kürdistan’ın diğer parçaları ile dünyanın farklı ülkelerinden gelen ve yaşamını yitiren savaşçılar ise dahil edilmedi.
PRATİK OLARAK 4 AYRI PARÇAYA BÖLÜNMÜŞ DURUMDA
Mart 2011’deki gösterilere rejimin sert müdahalesi sonrasında silahlı grupların da devreye girmesiyle iç savaşın başladığı Suriye’de Rojava topraklarının büyük kısmı YPG kontrolünde. YPG-YPJ birlikleri son olarak Haseke ve Sirrin’i özgürleştirirken, Halep’in Kürt mahallelerinde halkı korumaya devam ediyorlar.
Ülke topraklarının çoğu çöllerden oluşan yarısına yakın bir bölümünde DAİŞ çetelerinin hakimiyeti devam ederken, başkent Şam, Humus, Hama, Lazkiye, Tartus gibi büyük şehirlerde ise rejim güçleri hakim. DAİŞ çetelerinin elinde halen Rakka, Palmira, Manbic gibi kentler bulunurken, Deyr ez Zor’da rejim ile çetelerin paylaşımı söz konusu.
Diğer Muhalifler ise büyük kentlerden sadece İdlib’de hakim iken, Şam, Halep ve Daraa’nın bazı mahalleri ile ülkenin güneybatı ve kuzeybatısındaki bazı küçük ve orta büyüklükteki kentlerde hakimler.
İç savaş nedeniyle Suriyeli en az 4 milyon kişi çevre ülkeler ile Avrupa’ya sığınırken, ülke sınırları içerisinde yer değiştirenlerle birlikte evlerini terketmek zorunda kalanların sayısı 10 milyonu aşıyor.