Author: ali

  • Kürt işçilerine yönelik saldırı Meclis’e taşınacak

    Kürt işçilerine yönelik saldırı Meclis’e taşınacak

    HDP Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Sakarya’da Kürt işçilerine yönelik gerçekleşen saldırıyı Meclis’e taşımak üzere soru önergesi hazırladı. Kaçmaz, önergesinde İçişleri Bakanı’na “Saldıran kişiler hakkında bir soruşturma başlatılacak mıdır?” diye sordu.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Kürt işçilerin Sakarya’da uğradığı saldırıyı Meclis gündemine taşımak üzere soru önergesi hazırladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle hazırladığı soru önergesinde HDP’li Kaçmaz, iktidar ve çevrelerinin kullandığı nefret dilinin toplumu kutuplaştırdığına, bunun sonucunda ırkçı saldırılar ve cinayetler yaşandığına dikkat çekti.
    ŞİRİN TOSUN’U HATIRLATTI
    Kaçmaz’ın önergesinde “Fiziksel saldırıya ve ölüme kadar varacak bu saldırılar özellikle yaz aylarının başlaması ile Kürt kentlerinden ülkenin batı illerine çalışmak için giden işçilere yapılan saldırılarla vuku bulmaktadır.2019 yılında Sakarya’da 21 plakalı araca sadece el salladığı için planlı bir şekilde öldürülen Şirin Tosun bu ırkçı saldırılardan sadece bir tanesidir. Kürt işçiler gittikleri birçok kentte ırkçı ve faşizan saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu saldırılara Mardin’den Sakarya’ya fındık toplamak için giden 16 işçi de maruz kalmıştır. ‘Burası bizim memleketimiz, it sürüleri’ şeklinde tarım işçilerine hakaret eden işveren ve diğer köylüler işçilere saldırmış bu görüntüler sosyal medyada da yer almıştır” ifadelerine yer verdi.
    ‘AKSİNİ İDDİA ETME ÇABALARI’
    Söz konusu saldırının cep telefonu ile kayıt altına alınıp basında yer almasına rağmen AKP Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz ve Sakarya Valiliği’nin aksini iddia ettiğini belirten Kaçmaz, önergede “Bu aksini iddia etme çabaları ise saldırıya uğrayanları suçlu, saldırıyı gerçekleştirenleri ise aklama çabasıdır. Saldırı sırasında jandarma karakolunu arayan işçiler jandarma personelinin kendilerinden yer bildirimi talep ettiğini belirtmelerine rağmen valilik böyle bir şeyin yaşanmadığını iddia etmiştir” diye belirtti.
    Kaçmaz, hafta başında Meclis Başkanlığı’na sunacağı önergesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya şu soruları yöneltti:
    “* Sakarya’da Kürt işçilerin organize bir şekilde saldırıya uğradıklarından ülkenin İçişleri Bakanı olarak haberdar mısınız?
    * Sakarya’da Kürt İşçilere saldıran kişiler hakkında bir soruşturma başlatılacak mıdır?
    * İktidarlarınız döneminde kaç tarım işçisi benzer ırkçı saldırılara maruz kalmıştır? Bu saldırılar sonucu kaç tarım işçisi yaşamını yitirmiştir?
    * Gündelik yaşamın bir parçası haline gelen ve başka kimlikleri sürekli ötekileştiren ırkçı yaklaşımları önlemek için ne gibi politikalarınız vardır?
    * Özellikle yaz aylarında başka kentlere çalışmak amacıyla giden Kürt işçilerin her türlü güvenliği için ne gibi önlemler alınmaktadır?
    * Saldırı anına ilişkin görüntüler kayıt altına alınırken Sakarya Valiliği ve Sakarya AKP Milletvekilinin aksini iddia etme çabalarının izahı nedir?”
  • ABD’li anarşist antropolog ve yazar David Rolfe Graeber yaşamını yitirdi

    ABD’li anarşist antropolog ve yazar David Rolfe Graeber yaşamını yitirdi

    Anarşist antropolog ve yazar David Graeber, 59 yaşında hayatını kaybetti. Eşi Nika Dubrovsky’nin duyurduğu ölüm haberine göre Graeber, dün Venedik’teki bir hastanede aramızdan ayrıldı.

    Sanatçı ve yazar Dubrovsky, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, “Dünyanın en iyi insanı, eşim ve arkadaşım David Graeber, dün Venedik’te bir hastanede hayatını kaybetti” ifadesini kullandı.

    59 yaşında yaşamını yitiren Graeber’in ölüm nedenine ilişkin ise bir açıklama yapılmadı.

    David Graeber hakkında

    1961 yılında, ABD’nin New York kentinde doğdu. Değer teorisi ve sosyal teori alanlarında uzmanlaşan Graeber, 1998’den başlayarak Yale Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalıştı. Ancak 2007’de siyasi görüşleri nedeniyle yönetimle ters düşerek üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.

    Ardından London School of Economics Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde profesör olarak eğitim verdi.

    Aktivist ve teorisyen olarak bugüne kadar birçok eylem ve oluşum içinde yer alan Graeber, aynı zamanda da Wall Street’i İşgal Et Hareketi’nin (Occupy Wall Street Movement) önemli isimleri arasındaydı.

    Tersine Devrimler, Borç, Kuralların Ütopyası, Demokrasi Projesi ve Değer Teorisi adlı kitapları Türkiye’deki okurlarla buluşmuştu.Suriye’deki Kürtlerin ve Rojava’da gördüğü ‘çarpıcı demokratik deney’in destekçisi olarak tanınıyordu. Ayrıca David Graeber, New York Times’a yazdığı “Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım nasıl yapılacağını biliyordu” isimli makalede, Mehmet Aksoy’u anlatmıştı.

    Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

  • Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

    Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

    “Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur” derdi Mehmet Aksoy. Arkadaşım, Kürt hareketinin yorulmaz bir neferi Mehmet, IŞİD’in 26 Eylül’de Suriye’de düzenlediği bir saldırıda hayatını kaybetti.

    Ölmeden önce, bu cümle ile başlayan bir makale yazmaya koyulmuştu. Genelde o deyişi, dünyaya demokrasi ve özgürlük getirmek şiarıyla kandırılan, kullanılan halkının durumunu anlatmak için kullanırdı.

    Mehmet’le ilk Londra’da, yaşadığım yerde Kürtlerin düzenlediği bir protesto eyleminde tanıştım. Suriyeli Kürtlerin yaptığı gibi doğrudan demokrasi yöntemlerine ilgim olduğu için oraya gitmiştim. Topluluğun kenarında, gizlenmiş gibi dururken birden Mehmet gelip kendisini tanıştırdı. Onu, sonradan herkesin öyle adlandırdığını anladığım şekilde; kibar ve mütevazıydı, her nasılsa hayata sığmayacak kadar çok, onlarca proje, film, makale, etkinlik ve siyasi faaliyet yürütürdü.

    Şimdi düşünüyorum da son projesini, Kürdistan’daki çatışma ile ilgili yazdıklarını, insanlara anlatmalıyım; böylece sahneyi biraz daha gerçekçi görebiliriz. O bunları, herkesin gönlünü kazanacağının bilindiği bağımsız bir Kürt devleti fikrinin etrafında gelişen komşu Irak Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirilecek bir referandumun gölgesinde yazıyordu.

    Fakat Suriye’de Mehmet’in temsil ettiği Kürt hareketi, Irak’taki Kürtler için başka bir vizyona sahipti: Devlet sınırlarını değiştirmeyi değil, onları tabiri caizse yok saymayı ve toplum seviyesinde bir taban demokrasisi oluşturmayı amaçlıyorlardı. Kürt savaşçıların IŞİD’e karşı Suriye’deki kentlerde verdiği mücadelenin, daha az yerine, daha çok sınır ve bölünme anlamına geldiğinin düşünülmesi Mehmet’i kahrediyordu.

    Batılı haber ajanslarında sıklıkla Kürtler homojen bir toplum olarak sunulur ve özellikle son zamanda Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki referandum dolayısıyla Suriyeli Kürtler geri planda kalmıştı. Fakat bu iki bölgedeki Kürtlerin epey farklı siyasi yapıları var. Suriyeli Kürtler Araplarla, Süryanilerle, Hıristiyanlarla ve diğerleri ile Rojava (ya da daha resmi şekliyle Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu) dedikleri, Suriye’nin kuzey kesimindeki bölgede koalisyon kuruyor.

    Onlar kendileri ve Rojava’daki ‘diğerleri’ için çoğulcu, demokratik özyönetime dayanan bir sistem istiyor ve aslında Irak referandumunun öngördüğü milliyetçi projeyi terk etmiş oluyor. Mehmet’in de dediği gibi, “Yeni bir devlet yaratmak değil, devrim yaratmak istiyoruz: Eğitimli, modern, öz bilinçli, gerçek demokrasinin uygulandığı. Bize bölücü demekten vazgeçin!”.

    Neden ayrılık, Irak Kürdistan Bölgesi yetkililerinin istediği bir ülkeden diğerine ticaret yapamamak mı? “Bağımsızlığa adanan çok savaş oldu” yazmış Mehmet, “Fakat bir devlet olarak tanınmak, Irak’taki Arap çocukların, Libya’daki Afrikalı çocukların, ya da yıllardır ölen Suriyeli çocukların kaderini değiştirecek mi? Hayır.” Ona göre bölgenin çoğunlukla Birinci Dünya Savaşı’nın ürünü olan sınırları, etnik ve dini çatışmaları tahrik etti ve bölünmüş insanları ekonomik sömürüye uygun hale getirdi.

    Mehmet Suriyeli Kürtlerin demokratik konfederalizm denen, “eğitimli ve ekolojik olarak sürdürülebilirliği sağlayan” bir topluma vurgu yapan, komşu seviyesinden başlanarak doğrudan demokrasinin uygulandığı modele inanıyordu. Bunun Kürtlere ve diğer etnik gruplara varolan sınırlar içerisinde de gerçek özyönetimi uygulama şansı vereceğini, eğer sınırlar değişirse tüm kesimlerin temsil edilemeyeceğini düşünüyordu.

    Mehmet Kürdistan’ın kendi kelimeleri ile “Suriye ve Irak’ı cehenneme çeviren ve buranın dışında da milyonlarca hayatı tehdit eden cihadçı IŞİD’in yükselişi” ile “büyük bir kriz”e tanıklık ettiğine inanıyordu. Sadece demokratik bir hareketin ve onun efektif silahlı güçlerinin, YPG ve YPJ’nin bunu durdurabileceğini düşünüyordu, ve bugün Rakka’da dediği gibi de oldu.

    “Fakat bu zaferlerin büyük bedelleri olur” demişti Mehmet. Ve bu doğru, unutulmamalıdır ki Batı IŞİD’in saldırılarından korkarken, binlerce genç Kürt onlara karşı savaşta hayatını kaybetti. “Neden?” diye sormuştu Mehmet, “Bu kadar kendini feda eden insan, medyada hak ettiği değeri bulmuyor?”.

    IŞİD Rakka’dan kovulduğunda ne olacak? Batılı liderler, cidden Suriyeli insanların IŞİD gittikten sonra ne ile baş başa kalacağını umursuyor mu? “Suriye, eğer gerçekten çok etnisiteli ve dinli bir toplum inşa edilmezse savaş yuvası olarak kalmaya devam edecek” yazmıştı Mehmet. Onun ve bir parçası olduğu hareketin bölge için tek bir umudu vardı: “Sadece insancıl bir düzen içinde, insanı odağa alan insanca sosyal yapılarla, insan olarak yaşayabiliriz”. İşte bu, yarattıkları sistem.

    Bunun haricinde Suriye’deki Kürt hareketinin temsilcileri, geçtiğimiz yıllarda Cenevre’deki barış konuşmalarına Türkiye ve İran’ın itirazları dolayısıyla çağrılmadı. Ve ABD, tabii ki onlara ihtiyacı olduğunda Kürt savaşçıları desteklerdi, Türk müttefikleriyle diplomasi sıkıntısı yaşamamak için onlarla arasına mesafe koydu. Üstüne Türkiye Suriyeli Kürtlere “terörist” dedi ve IŞİD’e odaklanan güçlere nedensiz saldırılar düzenledi.

    “Eğer bu devam ederse” diyor Mehmet, “Irak Kürdisyan Bölgesi’nin referandumu gibi, müzakereler ülkelerin sınırlarını ve modeli aşacak, daha çok bölünme yaşanacak, daha çok duvar ve nefret olacak; hatta IŞİD’e karşı savaşanlar, değişik bir model ve toplum düzeni sunanlar dahi dışlanacak”.

    Şimdi Mehmet, Orta Doğu’da, sonuçta bütün insanlıkta, değişik bir vizyon yaratmak için hayatını feda edenler kervanına katıldı. O, Londra’dan Suriye’ye, bu amaç için YPG saflarında gazeteci ve belgeselci olarak çalışmak için gitmişti, Rakka’da IŞİD’in düzenlediği bir saldırıda hayatını kaybetti.

    Onu tanıyanlar, ne kaybettiğimizi çok iyi biliyor. Suriye’de onun görüşünü paylaşan diğerleri ise hala barış görüşmelerinin dışında bırakılıyor. Belki de her zaman demokrasiden ve kadın haklarından söz edip bunları savaşların ve dolayısıyla bir sürü insanın hayatını kaybedişinin, acı çekişinin yeni nedeni olarak lanse edecek gülünç politikacılar olacak. Fakat Batılı olan ve içtenlikle bu görüşleri destekleyenler olarak bizim, Mehmet’in ve kan ve gözyaşı ile sulanan bölge için yeni bir umut yaratmaya çalışırken hayatını kaybeden binlerce kişinin ardından, bu durumu değiştirmek için hükümetlerimize baskı yapmamız gerekiyor.

    Kaynak : Gazete Karınca

    Çeviri : Ezgi Gül

  • Demirtaş’a hakaret eden AKP’li Akkal hakkında suç duyurusu

    Demirtaş’a hakaret eden AKP’li Akkal hakkında suç duyurusu

    HDP, Selahattin Demirtaş’a hakaret eden AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusunda bulundu

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), sosyal medya hesabından eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’a yönelik hakaret içerikli paylaşımda bulunan AKP Manisa Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusunda bulundu.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda Akkal hakkında TCK’nin 125. Maddesi kapsamına giren “Hakaret suçu”ndan işlem yapılması talep edildi.

    Ne olmuştu?

    AKP Manisa Milletvekili Tamer Akkal, cezaevinde çocuklarıyla görüşme yapması engellenen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında skandal ifadeler kullandı. Akkal, “İt” diyerek Demirtaş’a ve çocuklarına hakaret etti. Akkal, daha sonra yaptığı açıklamada paylaşımı kendisinin yapmadığını öne sürdü.

     

    AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusu
    AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusu
  • İngiltere’nin bir çok yerinde Yokoluş İsyanı devam ediyor

    İngiltere’nin bir çok yerinde Yokoluş İsyanı devam ediyor

    Haber Merkezi – Yokoluş İsyanı aktivistleri, hükûmetin iklim krizi adımlarının yetersizliğini protesto etmek için iki gün önce, 10 günlük eylem kararı almışlardı. İngiltere’nin çeşitli şehirlerinde süren eyleme bir çok ekolojik aktivisti ve sivil toplum örgütleri de destek veriyor.

    Londra’da bugün yapılan eylemde Yokoluş İsyanı aktivisleri, kendilerini parlamento binasının önüne uhuyla yapıştırdı. İngiltere’de İklim ve Ekolojik Acil Durum Yasa Önergesi’ni erteleme kararının alınmasına Yokoluş İsyanı aktivistleri tepki gösterdi. Eylemciler “Eğer siyasetçiler bu krizi ciddiye almayacaksa o zaman onların daha fazla zarar vermesini biz engellemeliyiz” dedi.

    Yokoluş İsyanı aktivistleri, hükûmetin iklim krizine karşı yetersiz davrandığını belirtti ve parlamentonun önünde toplandı. Parlamento önündeki aktivistler kendilerini yere uhuyla yapıştırdı.

    Aktivistler, “Parlamento’nuın iklim ve çevre acil durumu ilan etmesinden bir yıl sonra hükûmetin kendi danışmanları kendi hedeflerini göz ardı ettiklerini kabul ediyor. 31 hedeften yalnızca 2’sine ulaşıldı. Buna şahit olup durmayacağız” dedi.

    Eylemde gözaltına alınan eylemciler olduğunu aktarıldı.

  • Britanya Kıbrıslılar Federasyonu: Türkiye istikrarı bozuyor!

    Britanya Kıbrıslılar Federasyonu: Türkiye istikrarı bozuyor!

    İngiltere – Geçtiğimiz gün Britanya Kıbrıslılar Federasyonu İngiliz Başbakan Borris Johnson’a bir mektup göndererek, Britanya-Türkiye ticari anlaşmalarının gözden geçirlmesini talep etti. Mektupda ayrıca Türkiye’nin İŞİD ile olan bağlantıları ile uluslararası hukuk ihlallerine de vurgu yapıldı.

    Birleşik Kırallık Kıbrıslılar Federasyonu (NFC-UK), Britanya Kürt Demokratik Toplum Merkezi (NADEK), Britanya Ermeni Ulusal Komitesi (ANC-UK) ve Birleşik Krallık Mısır Konseyi (ECUK) Başkanlarının imzasıyla gönderilen mektubun İngiliz Başbakana ulaştığı bilgisini ise NFC-UK Başkanı Christos Karaolis gazetemizle özel olarak paylaştı. Karaolis gazetemize yaptığı kısa değerlendirmede, ‘Britanya Türkiye ticari anlaşmaları, Britanya’nın uluslarası hukukta demokrasiye ne kadar sahip çıktığınıda gösterecektir’ ifadelerine yer verdi.

     

    İngiliz Başbakan Johnson’un başbakanlık ofisi ünlü 10 Downing Street’e ulaşan mektubun detayları şöyle;

    “Değerli Başbakan,

    Birleşik Krallık’taki diasporalarımız adına, sürmekte olan Birleşik Krallık-Türkiye ticaret müzakereleri hakkında size yazıyoruz.

    İngiltere-Türkiye ticaret görüşmeleri ilerlerken, Türkiye Doğu Akdeniz’de ve daha geniş bölgede uluslararası hukuku rutin olarak ihlal eden yıkıcı bir güç haline geldi.  Bu bölgesel istikrarsızlığa neden oldu, bölgedeki İngiltere çıkarlarını baltaladı ve Küresel Britanya ilkelerine aykırı hareket ediyor.

     

    Türkiye’nin hareketlerine şunlar da dahildir;

    -Komşu ülkelere sık sık yasa dışı deniz ve kara saldırıları ile uluslararası hukuku göz ardı eden ve ihlal eden ifadeler

    -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ırksal, dini ve siyasi gerilimleri kışkırtmak için kasıtlı olarak saldırgan ve kışkırtıcı söylemleri

    -Gazetecilerin kapsamlı şekilde hapse atılması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması

    -Yabancı terörist savaşçıların Türkiye üzerinden hareketini kolaylaştıran ve Türkiye üzerinden yasadışı göç akışını sağlayan kullanan / yönlendiren IŞİD ile ortaya çıkan ve uzun süredir devam eden gizli anlaşma kanıtları.

    Bu eylemler, İngiltere merkezli diasporalarımızın yanı sıra daha geniş İngiliz kamuoyu için de önemli bir endişe kaynağıdır. Nitekim bu eylemler Dışişleri Bakanı’nın İngiltere’nin Suriye’de kullanılabilecek silahlar için Türkiye’ye yeni ihracat lisansı vermeyeceğini taahhüt etmesine yol açmıştır. Hükümetimiz, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği dışında dünyada olumlu ve yapıcı bir rol oynama arzusunu göstermek için net adımlar atmıştır. Azınlıkları korumaya ve dünya çapında insan haklarını, çoğulculuğu, medya özgürlüğünü, dini özgürlükleri ve demokrasiyi desteklemeye yönelik asil bağlılığı memnuniyetle karşılıyoruz.

    Birleşik Krallık’ın, insan hakları ihlallerinden sorumlu kişilere yönelik yeni yaptırım rejimi, medya özgürlüğü konusundaki küresel taahhüt ve diğer ülkelerden gelen saldırganlık eylemlerine karşı uluslararası toplumun tepkisine liderlik ederek bu olumlu dış politika gündemine giriştiğini gördük. . Ancak bu, Birleşik Krallık’ın tarihsel olarak çok önemli bir role sahip olduğu Doğu Akdeniz’deki yokluğunu daha da belirgin hale getiriyor.

    Bu ticaret görüşmeleri, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de ve daha geniş bölgede istikrarı bozmaya yönelik eylemlerini durdurmaya zorlayarak bu olumlu dış politika gündemini pekiştirmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Birleşik Krallık, Türk Hükümeti’nin ticaret anlaşmasının bir parçası olarak açık taahhütler ve koşullarla hesap vermesini sağlamada çok önemli bir rol oynayabilir. Hükümetimizi bu fırsatı dış politika hedeflerimizi güçlendirmek için kullanmaya çağırıyoruz. Yanıtınızı ve bu konudaki katılımınızı dört gözle bekliyoruz.

    İMZALAYANLAR

    Christos Karaolis – Birleşik Kırallık Kıbrıslılar Federasyonu

    Turkan Ozcan – Britanya Kürt Demokratik Toplum Merkezi

    Annette Moskofian – Britanya Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı

    Mostafa Ragab – Birleşik Krallık Mısır Konseyi Başkanı”

     

    Telgraf – Erem Kansoy

     


     

    Extra Cash & Carry

  • Dünya Barış Gününde DGB ve TİP’den “Faşizme Karşı Omuz Omuza”

    Dünya Barış Gününde DGB ve TİP’den “Faşizme Karşı Omuz Omuza”

    Dünya Barış Günü de olan 1 Eylül’de, Britanya Alevi Federasyonu’nun ev sahipliği yaptığı, Britanya Demokratik Güç Birliği (DGB) ve Türkiye İşçi Partisi Britanya Örgütü’nün (TİP) birlikte gerçekleştirdiği basın açıklamasında, TİP Hatay Milletvekili Barış Atay’a düzenlenen saldırı kınandı.

     

    Britanya Demokratik Güç Birliği basın toplantısı
    Britanya Demokratik Güç Birliği basın toplantısı

     

    Dayanışma bizi ayakta tutup zafere götürecektir

    Basın toplantısında konuşan TİP merkez komite temsilcisi Fırat Kurtal, Süleyman Soylu’nun faşist saldırılarını ve mafya mentalitesiyle işgal ettiği makamını halkın gücü ile çok daha erken terk etmek zorunda kalacağına dikkat çekti. Sözlerine “Yapılan bu saldırı, İçişleri Bakanlığı koltuğunu işgal eden Soylu’nun,yoldaşımız Barış Atay’ı hedef göstermesinden bir kaç saat sonra gerçekleşmiş organize bir saldıdır. Seçilmiş bir vekile alçakça sözler sarf edip,halkın vekilini açıkça tehdit etmiştir. Ancak bu hepimizin bildiği gibi kendisinin ilk vukuatı değildir” diyen Kurtal,Soylu döneminin tehdit,saldırı, işkence ve kirli ilişkilerle dolu olduğunu, Soylu’nun desteğiyle kadına yönelik suç faillerinin korunduğundan dolayı kadın şiddet ve taciz vakalarının da olağan üstü artış gösterdiğini ekledi. 1 Eylül Dünya Barış gününü kutlayan Kurtal “Tüm faşistler bir araya gelebilir, önemi yok. Bu dayanışma bizi ayakta tutup zafere götürecektir” sözleriyle sonlandırdı.

     

    Demokrotik Güç Birliği sözcüleri, “İpek Er’in uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğrayıp yaşamına son vermesinin ardından tutuklanıp ve cezaevine göderildiğini daha sonra da dünya’nın hiç bir yerinde görülmeyen bir uygulama ile serbest bırakıldığını aktardılar. Süleyman Soylu’nun kendisine karşı her türlü muhalif tepkiyi tutuklama ve gözaltılarla  bastırmaya çalışdığını, tutuklayamadıklarını da faşist güruhları kullanarak saldırı düzenlettiğini açıkladılar.

     

    Britanya Alevi Federasyonu yerleşkesi
    Britanya Alevi Federasyonu yerleşkesi

     

    Yalnız yürüme gibi bir lüksümüz yok

    Demokrotik Güç Birliği sözcüleri, Türkiye tek bir kişinin ağzından çıkan adalet anlayışla yönetildiğinin tekrar altını çizerek, “Muhalif güçlerin tek başına yalnız yürüme gibi bir lüksü söz konusu değildir. Faşizm her alanda,her cephede birleşerek demokratik güçlere, kürtlere, ilericilere, devrimcilere karşı çok ciddi ve bilinçli bir saldırı örgütlemekte. Buna karşı yegâne gücümüz birlik olmak,birlikte mücadele vermektir. Türkiye faşizminin saldırıları kesintiye uğramayacaktır,aksine tarihin bize öğrettiği biçimiyle daha da şiddetlenerek artacaktır” diyerek konuşmalarını tamamladılar.

    Basın toplantısının ardından Barış Atay görüntülü olarak aramış ve dayanışma için teşekkürlerini dile getirdi.

    Ne olmuştu?

    Barış Atay, Batman’da 18 yaşındaki İpek E.’ye “cinsel saldırı”da bulunan ve intihara sürükleyen uzman çavuş Musa O.’nun bir hafta tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmasının ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu etiketleyerek şu mesajı paylaştı: “Sen bir seri tecavüzcüyü korudun, kolladın @suleymansoylu Hayatın boyunca her fırsatta yüzüne vurulması, asla unutmaman için uğraşacağız.”

    Soylu ise Atay’a, “Tecavüzcü PKK yöneticilerinin talimatıyla HDP’den milletvekili olan PKK ve DHKP-C artığı; Benden “tecavüzcü kollayıcı” olmaz da Senden tam tecavüzcü olur… Tuma’nın kollayıcısı Dikkat yakalanma…” yanıtını verdi.

    Soylu’nun bu paylaşımının ardından Barış Atay, Kadıköy’de gittiği bir mekandan çıkarken beş kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Atay, Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde travma ve kaburgalarında kırık şüphesiyle tedaviye alınmış daha sonra taburcu edilmişti.

     

    Telgraf – Yasemin Çelik