Author: ali

  • VTID – Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği’ne  Irkçı Saldırı

    VTID – Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği’ne Irkçı Saldırı

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da geçtiğimiz haziran ayında devrimci, demokrat derneklere ırkçı saldırılar gerçekleşmişti. Avrupa Kadın Platformu’nun Kobanê’de 3 kadının katledilmesini protesto için gerçekleştirdiği eyleme daha sonra da derneklere saldırıya geçen saldırganlar dernek binalarının camlarını ve kapılarını kırmışlardı. Ayrıca görüntü almak isteyen gazetecilere de saldıran kişiler daha sonra görüntülerden tek tek tespit edilmeye başlanmıştı.

    Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği'ne saldırı görüntüleri
    Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği’ne saldırı görüntüleri

    Dünya Barış Günü de olan 1 Eylül günü Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği’ne tekrar ırkçı bir saldırı gerçekleştirildi. Derneğin sosyal medya hesaplarından bir bildiri yayınlanarak, ırkçı saldırı kınandı. Açıklama söyle;

    Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği'ne saldırı görüntüleri
    Viyana Türkiyeli İşçiler Derneği’ne saldırı görüntüleri

    “Saat 17:00 civarında dernek lokalinde olduğumuz sırada görmediğimiz ve kimliğini bilmediğimiz (ancak tahmin ettiğimiz) kişiler dernek lokalinin girişinde bulunan informasyon panomuzu ateşe verip kaçmışlardır. Dumanın üst katta hissedilmesinden sonra aşağı indiğimizde Pano ve merdiven ayaklarının tutuştuğunu gördük. Yangın daha büyümeden tarafımızdan söndürüldü. Avusturya içişleri bakanının Haziran ayında Viyana’da yapılan faşist saldırıların faşist Türk devleti ve onların buradaki ajan ve casusları tarafından örgütlendiğinin açıklamasından bir kaç saat sonra derneğimize yapılan bu faşist saldırının da kimler tarafından yapıldığını kestirmek zor değil. Bilinmesi gereken, bu ve buna benzer ırkçı/faşist saldırılara pabuç bırakmayacağımızı demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyor ve demokratik güçlerin dayanışmasını bekliyoruz.”

  • Londra Af Örgütü Önünde “Barış” Eylemi

    Londra Af Örgütü Önünde “Barış” Eylemi

    KCDK – Basur Britanya komitesinin  öncülüğünde 1 Eylül Dünya Barış Günü çerçevesinde Af Örgütü Londra merkezinde kitlesel eylem düzenlendi.

    Londra'da Af Örgütü önünde eylem
    Londra’da Af Örgütü önünde eylem

    Kürdistan ve Orta Doğu’da yaşanan hak ihlalleri ve Af Örgütü’nün bu süreçte yetersiz kaldığının altı çizilirken “ Af Örgütü sessiz kalma, katliama ortak olma” sloganları atıldı.

    Kürdistan’da yaşanan katliamlar ve 40 milyon Kürt halkının yaşam haklarının engellendiği bu süreçte özellikle sivil toplum örgütlerine büyük bir görev düştüğünün altı çizildi.

    Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal ve KCDK – Basur Britanya komitesi sözcüsü konuşmacı olarak katıldığı eylemde, Af Örgütü’ne harekete geç çağrısı yapıldı.

    Londra'da Af Örgütü önünde eylem
    Londra’da Af Örgütü önünde eylem

    Konuşmalarda, Kürdistan’da yoğun katliamlar yapıldığı, bunun insanlık adına utanç verici olduğu vurgusu yapıldı. Ayrıca hak ihlallerini ve yaşanan katliamların durdurulmasına ilişkin hazırlanan bir dosya Af Örgütüne verildi.

     

    Telgraf – Deniz Destan Temmuz

  • Extinction Rebellion aktivistlerinden Londra ve Manchester’da eylem

    Extinction Rebellion aktivistlerinden Londra ve Manchester’da eylem

    İngiltere’de hükümetin iklim değişikliği ile mücadele yolunda daha fazla adım atması gerektiğini savunan Extinction Rebellion (yok oluş isyanı) hareketinin Londra’daki sivil itaatsizlik eylemlerine çok sayıda iklim aktivisti katıldı. Parlamento Meydanını trafiğe kapatan aktivistleri polisler gözaltına aldı.

    Manchester’da vakaların artması yüzünden kısıtlamalar başlamıştı. Aktivistlere, Covid-19 vakalarındaki artıştan sonra “eylemlerini yeniden gözden geçirme” çağırıları yapıldı ancak iklim aktivistleri pandemi koşullarını da göz önünde bulundurarak eylemi yapacaklarını belirtmişlerdi.

    Metropolitan polisi, protestoların işletmeler ve trafik için “ciddi aksamalara” yol açabileceğini söylemişti.

    İngiltere genelinde 10 gün sürecek olan Yokoluş İsyanı eylemleri için milletvekillerinin tatilden dönüşü beklenmişti.

    Bugün başlayan eylemde çevreciler hükümetin acilen iklim değişikliği ile mücadeleye dönük adımlar atmasını, iklim odaklı yasa tasarılarını görüşmeye başlamalarını belirttiler.

    Leicester’dan bir öğretmen olan 56 yaşındaki bir protestocu Karen Wildin, PA haber ajansına şunları söyledi: “Bugün buradayım çünkü gezegenin geleceği hakkında ciddi endişelerim var – bunu her şeyin üstüne koymalıyız. Covid’i boşverin, A seviyelerini boşverin, bu karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz ve mesajı olabildiğince yüksek sesle yükseltmemiz gerekiyor.”

    Extinction Rebellion üyesi Sarah Lunnon, “Bu konuda harekete geçmemek, geleceğimiz ve gelecek nesiller üzerinde korkunç etkileri olacaktır. Sesimizi duyurmak için Parlamento Meydanı’nı işgal etmek istiyoruz. Elbette bir pandeminin ortasındayız ancak riski  dengeliyoruz, karşı karşıya olduğumuz en büyük sorun bu.”

    Extinction Rebellion
    Extinction Rebellion – 2019

    Geçen yıl, Extinction Rebellion’un 10 günlük eylemleri sırasında 1.700’den fazla tutuklama olmuştu.

     

    Telgraf – Deniz Destan Temmuz

     

  • Van’da ‘Barış zinciri’: Savaş halini durduralım

    Van’da ‘Barış zinciri’: Savaş halini durduralım

    Van’da polis engellemesine rağmen gerçekleştirilen “Barış zinciri” eyleminde konuşan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Türkiye’nin barışa sudan daha fazla ihtiyacının olduğunu söyledi. HDP Van Milletvekili Tayip Temel ise “Bu savaş halini durdurmasak, Türkiye’de halklar birlikte yaşamaz hale gelecek” uyarısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van İl Örgütü, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında Newroz Park’ında gerçekleştirilecek “Barış zinciri” eylemi öncesi partinin il binasında toplandı. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, HDP Van milletvekilleri Muazzez Orhan, Murat Sarısaç ve Tayip Temel, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktvistleri, HDP Parti Meclis (PM) üyeleri, il ve ilçe yöneticileri, bölge kentlerinden gelen il, ilçe örgütleri ile çok sayıda kişi, “Hep birlikte tecride karşı özgürlük savaşa karşı barış” yazılı önlükler ve mor maskeler taktı. Polisin Newroz Parkı’na gitmesine izin vermediği kitle, il binasının bulunduğu caddede açıklama yaptı. Açıklamada kitle, “ Zincîra Aştiyê”  yazılı mor şeritler çekerek zincir oluşturdu.

     

    ‘BARIŞA İHTİYAÇ VAR’

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlayan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Türkiye’nin barışa sudan daha fazla ihtiyacının olduğunu belirterek, 40 yıldır bir savaşın yürütüldüğünü ve bu savaşı yürütenlerin bu durumdan menfaat sağladığını söyledi. Öztürk, “Hırsızlık yapan, Kürt halkına düşmanlık yapanlar, bunlar bu savaştan menfaat elde ediyor. Savaşın Türkiye’ye getirisi ekonomik kriz, sosyal krizden başka bir şey değil. Hep birlikte Türkiye halkları için barış için sessimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bugün barikatlarıyla a barıştan korktuklarını gördük. Türkiye halkının hep birlikte barışta sesini yükseltmesi gerekiyor. Barış sesi onların korkuları olsun” dedi.

     

    ‘TOPLUMLA SAVAŞ HALİ VAR’

    HDP Van Milletvekili Tayip Temel, bütün dünyada 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olduğunu ancak Türkiye’de halen barışın konuşulamadığına dikkat çekerek, “Bu ülkede ‘savaş yok’ diyorlar, barış diyorsunuz ‘ne barışından söz ediyorsunuz’ diyorlar. Bir zincir oluşturmak istedik ama il binamızdan Newroz Parkı’na kadar adeta bir savaş gibi kuşatılmış haldeyiz. Savaş, bir devlete savaş açmak anlamına gelmiyor. Bu durum toplumla savaş halidir. Van sokaklarındaki bu kuşatılma halini görüyoruz. Kürt halkı hakkını talep edemiyor, çünkü düşman ilan ediliyor, en kötü muameleye maruz bırakılıyor. Kadın özgürlüğünü talep edemiyor, yerlerde sürükleniyor. Bu, iktidarın toplumla savaş halidir. 1 Eylül’de yapılacak en acil şey, bu savaş halinin sonlandırılmasıdır” diye belirtti.

     

    DOLMABAHÇE MUTABAKATI

    Bir an önce Dolmabahçe Mutabakatı’na geri dönülmesi gerektiğinin altını çizen Temel, “Bu, ülkenin sürekli kan kaybetmesi anlamına geliyor. Bütün kesimlere çağrımız şudur; bu savaş halini durdurmasak, Türkiye’de halklar birlikte yaşamaz hale gelecek. Barış ve demokrasi cephesinde bütün güçleri bir arada ortak mücadeleye, direnişe çağırıyoruz. İktidara bu yolun yol olmadığını, bu yoldan çıkılması gerektiği çarsısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    Açıklama, “Bijî aştî”, “Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi” sloganlarıyla son buldu.

     

  • Ünsal’dan Soylu’ya: Heyecanlanmışsınız yine, korkmuşsunuz

    Ünsal’dan Soylu’ya: Heyecanlanmışsınız yine, korkmuşsunuz

    Ölüm orucundaki avukat Aytaç Ünsal, Bakan Soylu’ya seslendi: “Dosyada dahi olmadığını bilmenize rağmen Savcı Selim Kiraz’dan bahsetmişsiniz. Etki yaratmaya çalışıyorsunuz.”

    Ölüm orucundaki tutuklu avukat Aytaç Ünsal, hayatını kaybeden Ebru Timtik’in fotoğrafının İstanbul Barosu’na asılmasına tepki gösteren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açık mektup yazdı.

    Ünsal, şunları söyledi:

    “Açıklamalarınızı, bizi elbirliğiyle kapattığınız hastane hücresinde izledim. Heyecanlanmışsınız yine. Korkmuşsunuz. Savunmaya geçmişsiniz. Diyorsunuz ki, ‘Terör örgütü mensuplarının fotoğrafını baroya asanların bu toprakların değerleriyle ilgisi yoktur.’ Peki gerçek buysa neden bu kadar heyecanlandınız? Neden cenaze töreninden bile korktunuz? Katılanlara gaz ve su sıktırmanızın nedeni neydi? Avukat Ebru Timtik’in bu topraklarla bir ilgisi yoksa nasıl olsa kimse katılmazdı cenazesine. Neden serbest bırakmadınız cenaze törenini?”

    İçişleri Bakanı Soylu, “Terör örgütü mensubunun fotoğrafını İstanbul Barosu’na asanları telin ediyorum, kınıyorum, ayıp diyorum, yazık diyorum”

    Avukat Aytaç Ünsal, Adli Tıp Kurumu’nun “hapishanede kalamaz” şeklindeki sağlık raporuna rağmen tahliye edilmeyerek hastaneye sevk edilmişti. Halen pandemi hastanesi de olan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi’nde tutuluyor. Ölüm orucunun 212. gününde.

    Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan avukatlardan Ebru Timtik ise Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

    “Adalet çığlığını bastıramayacaksınız”

    Aytaç Ünsal’ın mektubu şöyle devam etti:

    “Bir konuda haklısınız; avukat Ebru Timtik’in, onurlu hukukçuların, İstanbul Barosu’nun sizin temsil ettiğiniz hiçbir değerle ilgisi yoktur!

    “Dosyada dahi olmadığını bilmenize rağmen Savcı Selim Kiraz’dan bahsetmişsiniz. Etki yaratmaya çalışıyorsunuz. Sahip çıkanları baskılamak için açıkça yalan söylüyorsunuz. Doğru, onların yalancılıkla bir ilgileri yok. Onların komploculukla bir ilgisi yok!

    “Ebru Timtik’in kardeşi avukat Barkın Timtik’e hapishanede size bağlı jandarma cenazeye katılmasına izin vermedi. Refakatçim olan annem ve babam haftalardır hastane hücresinde benimle beraber tutsaklık yaşıyor. Analara, kardeşlere, eşlere böyle bir zulüm yapılıyor. Doğru, onurlu avukatların bu zalimlikle bir ilgisi yok! Neresinde var Anadolu’nun bu zulüm? Yalan, komplo, terör nerede var?

    “Yunus Emre’de, Pir Sultan’da, Dadaloğlu’nda, Köroğlu’nda kimde var böyle değerler?

    “Avukat Ebru Timtik ve adalet için mücadele eden onurlu hukukçular haklıyı, doğruyu ve adaleti temsil ediyor. Ve bugün fiziki olarak ne kadar güçlü olsanız da gerçekte sadece bir avuçsunuz. Farkındayım, bunun paniğini yaşıyorsunuz.

    “Fakat artık tehditleriniz, mafyavari zorbalıklarınızla İstanbul Barosu’nu tehdit etmekten vazgeçin. Boşuna uğraşmayın, ne yaparsanız yapın milyonların adalet çığlığını bastıramayacaksınız!”

     

  • Baydar: Yaşamı savunduğunuzun ispatı HDP’nin barış zincirine katılmak olacak

    Baydar: Yaşamı savunduğunuzun ispatı HDP’nin barış zincirine katılmak olacak

    Yazar Oya Baydar, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair kaleme aldığı yazısında HDP’nin dün açıkladığı Barış Deklarasyonu’na dikkat çekip, “Sözde değil özde barışçı olduğumuzun, yaşamı savunduğunuzun ispatı bugün HDP’nin barış zincirine katılmak olacaktır. Hem de öyle çaktırmadan, arkadan dolanarak değil, cesaretle, açıkça…” diye yazdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, dün Meclis’te düzenledikleri basın toplantısında açıkladıkları “Barış Deklarasyonu” ile ülkedeki tüm siyasi aktörlere Kürt sorununu çözüme kavuşturmak üzere barış için bir araya gelme çağrısında bulundu.

    1 Eylül Dünya Barış Günü öncesi yapılan bu çağrının yankıları devam ederken Yazar Oya Baydar, ülkenin içte ve dışta daha da içerisine sürüklendiği savaş politikaları ile birlikte HDP’nin bu deklarasyonunu ele aldığı bir yazı kaleme  aldı.

    Baydar, T24 için kaleme aldığı “Kahrolsun barış, yaşasın savaş! Kahrolsun hayat, yaşasın ölüm!” başlıklı yazısı şöyle:

     

    “1 Eylül Dünya Barış Günü.

    Dün HDP, Meclis’te Barış Deklarasyonu’nu okudu, bugün de barış için Türkiye’nin en uzun insan zinciri oluşturulacak ama geniş kitlelerin ne barış zincirinden ne barış deklarasyonundan haberi olacak. Çünkü; Türkçü faşist-siyasal İslam blokunun, “Kahrolsun barış, Yaşasın savaş!” korosu, kulakları sağır ederken, ürkütücü olduğu kadar ilkel Kızıl Elma videosu eşliğinde yedi düvele kabadayılık taslama şovu, ortalığı toza dumana bürüyüp görüş mesafemizi sıfırlayacak.

    Toplumsal fay hatlarından, cepheleşmeden, kutuplaşmadan söz edilen Türkiye’de; ne sağ-sol, ne Türk-Kürt, ne Müslüman-laik, ne sünnî-Alevî, bunların hiçbiri değil, bu ülkedeki en derin, en tehlikeli fay hattı; ölümü, savaşı, kanı kutsayanlarla hayatı, barışı, insan onurunu yüceltenler arasındaki zihniyet, vicdan, ahlak uçurumudur.

    İktidardakilere sözüm yok. Onlar, barbarlık döneminden, Orta Çağ’dan, Osmanlı fütuhat kültüründen miras “Yaşasın savaş, Yaşasın ölüm” zihniyetinin çağımızdaki anakronik temsilcileri. Peki muhalefet? Millet ittifakının muhalefet partileri? Onlar ne yapıyor?

     

    Barış güzellemeleri yetmez!

    Tabii ki aynı kefeye koymuyorum, 1 Eylül Dünya Barış Günü münasebetiyle barıştan söz edeceklerini, güzel nutuklar atacaklarını, barışa övgüler düzeceklerini biliyorum. Ne var ki, ne zaman bir dış sorun olsa, iktidarın çatışmacı, militarist, fetihçi, yayılmacı dış siyasetini destekleyeceklerini, “millî çıkarlar” zokasını yutup saldırgan savaş cephesinde saf tutacaklarını da biliyorum. Bugüne kadar hiç şaşmadı, hep böyle oldu. Muhalefet kimi zaman “bağrına taş basarak”, kimi zaman “ülkenin/devletin yüce menfaatleri” için çatışmacı iktidar blokunun arkasında saf tuttu. İktidarın militarist, savaşçı, saldırgan siyasetini azdıran, muhalefetin bu kritik konularda tam kadro “millî cephe”de hizalanmasıdır. (Muhalefet derken, ana muhalefet partisi CHP’yi ve Millet İttifakı ortaklarını kastediyorum.)

    Zaten yıllardır susmayan savaş tamtamlarının yüksek perdeden çalmaya başladığı, iktidarın küçük büyük, örtük açık ortaklarının ağızlarından köpükler saçarak yedi düvele gözdağı vermeye çalıştığı şu günlerde; çatışmacı siyasete itiraz eden, güvenliğimiz sınırlarımızın içinde sağlansın, komşuların topraklarına girilmesin, sorunlar diplomasiyle, diyalogla, uluslararası hukuk çerçevesinde barışçı yöntemlerle çözülsün diyenlerin vatan haini ilan edildiği bir ortamda, barış güzellemeleri yetmez. Yüreğimiz kan ağlıyor ama ne yapalım millî menfaat, demeden, Afrin’i bombalayacak yerli ve millî obüslerin üzerine imza atmayı vatanseverlik saymadan, oy kaygısı gözetmeden, iktidarın çatışmacı militarist politikasının karşısına dikilmek gerekir.

    Seçim stratejisini halkın aş-iş talebi, kitlelerin ekonomik sıkıntıları ve Korona krizinin yarattığı ek tahribat üzerine kurmuş görünen CHP, bırakın savaşın kendisini, savaş havasının bile krizi ne ölçüde derinleştirdiğini, savaşın hepimizin cebinden finanse edileceğini, daha da yoksullaşacağımızı halka anlatmadıkça, savaşla yoksulluk, savaşla ahlakî değer yitimi bağlarını kurmadıkça, barışı savunması retorikten ibaret kalacaktır.

    Bugüne kadar, Millet İttifakı’nın hiçbir üyesinin, AKP’nin yavruladığı yeni partilerin, savaş harcamalarına ve Erdoğan’ın aile çevresinin elindeki sözde yerli ve millî savaş sanayiine karşı çıktığına şahit olmadık. Oysa yakın gelecekte o silahların sadece cebimizi değil bağrımızı da deleceğini söylersem beni aşırı kötümserlikle itham etmeyin.

    Muhalefet; iktidarın içerde bölücü, çatışmacı, dışarda savaşçı ve yayılmacı siyasetine, bu siyasetin ardındaki zihniyete ‘ama’sız karşı durmadıkça, kitleleri bu yönde bilinçlendirmedikçe, yelkenlerini şoven milliyetçiliğin hamaset rüzgârıyla şişirmeyi sürdürdükçe barışçılık içi boşaltılmış bir sözcükten öteye gidemez.

     

    Covid-19 yerli ve millî bir virüs müdür?

    Devlet Bey, 9 Eylül’de İzmir’de “Yunan’ın denize döküldüğü” yerde büyük bir yürüyüş gerçekleştireceklerini açıklıyor övünçle. Kendisinin kabala ve hurufî inançlarla uhuveti olduğunu daha önce de izlemiştik. Yunan’ı denize dökme yürüyüşü her biri 81 kişilik (vardır elbette bir anlamı!) bilmem kaç kolla gerçekleştirilecekmiş. Yani epeyce bir kalabalık toplanacak anlaşılan.

    Covid-19 virüsü de Türk-İslam sentezinden yana yerli ve millî bir virüs ki zahir, Ayasofya’nın açılışında, Malazgirt törenlerinde, 15 Temmuz anmalarında olduğu gibi, 9 Eylül Yunan’ı denize dökme provokasyonunda da vatan hainleri ve kansızlar hariç, kimselere bulaşmayacak. Ama eminim ki, HDP’nin bugün oluşturacağı insan zincirine bulaşacağı istihbar edildiğinden, halkın sağlığı için yüce devletimiz o zinciri kıracak tedbirleri ivedilikle alacak.

    Başını bu iktidarın çektiği, cinnet sınırına gelmiş çaresiz kitleleri de peşinden sürüklediği “Kahrolsun barış, Kahrolsun hayat, Yaşasın savaş, Yaşasın ölüm!” cephesinde olmadığımızın; sözde değil özde barışçı olduğumuzun, yaşamı savunduğunuzun ispatı bugün HDP’nin barış zincirine katılmak olacaktır. Hem de öyle çaktırmadan, arkadan dolanarak değil, cesaretle, açıkça…

    Bakın o zaman iktidarın millî çıkar, millî dava, beka balonları nasıl birer birer patlayacak. Ve savaşın kendi yıkımlarını hazırladığını, aşlarını işlerini azalttığını, güvenliklerini, geleceklerini tehdit ettiğini yaşam deneyimleriyle öğrenen halk nasıl gerçek muhalefete yönelecek…

    1 Eylül Dünya Barış Günü, muhalefet için “Yaşasın barış, yaşasın hayat” sloganıyla ayrımsız tüm barış güçleriyle birlikte yürüme günü olduğunda, ancak o zaman savaş, kan, ölüm cephesi geriletilebilir.”

     

  • Londra Heval Lalo’sunu kaybetti  

    Londra Heval Lalo’sunu kaybetti  

    Londra’da  Kürtlerin ve devrimci toplumların yakından tanıdığı ve son 30 yıldır Kürt Toplum Merkezi’nin bir emekçisi olan ve ‘Heval Lalo’ olarak bilinen Mehmet Sürekçi hayatını kaybetti.  Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal, Sürekçi’nin ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileyerek, “Heval Lalo’yu fiziki olarak görmeyeceğiz ama her zaman bizimle yüreğimizde ruhumuzda anılarını yaşatacağız” dedi.

    Britanya’da özellikle son 30 yılı aşkın bir zamandır Kürt Özgürlük Hareketi’nin Haringey’de bulunan KCC binasında büyük bir emek sahibi olan aynı zamanda halkın büyük bir teveccüh gösterdiği 62 yaşındaki Mehmet Sürekçi  hayatını kaybetti. Londra’da yalnız yaşayan duyma ve işiütme engelli Heval Lalo, 30 yılı aşkındır önce Londra Halkevi ardından Kürt Toplum Merkezi’nin değerli bir emekçisiydi. Londra’da Kürt ve Türk toplumları tarafından sevilen ve değerli bir emekçi olarak kabul edilen Heval Lalo, KCC binasında kendisine verilen bir oda da ise berberlik yapıyordu. Taziyeler de, eylem ve etkinlikler de sürekli bir emek içerisinde olan Heval Lalo, büyük bir saygı ve sevgi ile karşılanıyordu.

    Ölümü Londra’da başta Kürt halkı olmaz üzere sevenlerini yasa boğarken,  KCC binasında ailesi tarafından taziye kuruldu. Burada taziyeler kabul edilirken, Kürt Halk Meclisi’de bir mesaj yayınladı.

    ASLA UNUTMAYACAĞIZ

    Mehmet Sürekçi’nin çok değerli bir yurtsever olduğu ifade edilen mesajda, “Adeta yaşayan bir tarihti. Kürt Özgürlük Hareketi’ne büyük bir bağlılık ve ciddiyetle yaklaşırdı Heval Lalo. Karşılıksız bir emeğin sahibiydi Heval Lalo. Doğrunun, adaletin sevginin, sabrın ve emeğin göstergesiydi Heval Lalo.. Kürt halkı ve dostları Heval Lalo’yu asla unutmayacak her daim sevgi ve minnetle anacaktır” denildi.

    LALO’MUZU KAYBETTİK

    Sürekci’nin en eski yoldašlarından Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal’da gazetemiz aracığıyla bir mesaj yayınladı. Akbal, “Tabiki bundan sonra Lalo’ suz bir derneğe alışmamız zor olacaktır. Artık Kurdish derneğine girdiğimizde Heval Lalo’yu fiziki olarak görmeyeceğiz ama her zaman bizimle yüreğimizde ruhumuzda anılarını yaşatacağız” dedi. Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Sultan Çewlik’te bir başsağlığı mesajında bulunarak, “Mehmet heval halkımızın önemli bir değeriydi. Halkımıza ilk günden bu yana aralıksız hizmet etmiştir ve asla unutulmayacaktır. Kaybı hepimiz için derin üzüntü uyandırmıştır, nur içinde uyusun” diye kaydetti.

    Telgraf gazetesi olarak emek ve sevginin sembollerinden olan ve yakından tanıdığımız değerli Mehmet Sürekçi’yi saygı ve sevgiyle anıyor ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

     

    Telgraf – Erem Kansoy