İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, koronavirüs hakkındaki gelişmeleri aktardığı Salı günkü basın toplantısında Oxford Üniversitesi’nde çalışılan aşının Perşembe günü insanlar üzerinde denenmeye başlayacağını açıkladı.
“Aşı bulmak en büyük önceliğimiz” diyen Sağlık Bakanı, bu hafta denenmeye başlayacağı için çok sevinçli olduğunu ancak “Daha yapılacak çok şey olduğunu” söyledi.
İngiltere’nin aşı çalışmalarına diğer tüm ülkelerden daha fazla miktarda bütçe ayırdığını belirten Hancock, Oxford Üniversitesi ve Imperial College London Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalar için “Sonuç vaat eden ve hızlı ilerleme gösteren projeler” ifadelerini kullandı.
Covid-19 için yapılan aşı çalışmalarıyla ilgili “Bir aşı elde edebilmek için elimizdeki her şeyi vereceğimizden eminim” diyen bakan, Oxford Üniversitesi’ndeki aşı çalışması için hükümetin 20 milyon pound (yaklaşık 171 milyon lira) verdiğini söyledi.
Gönüllüler aranıyor
İngiliz hükümeti, Imperial College London’da yürütülen aşı çalışmaları için de 20 milyon pound veriyor. Hükümetin bu iki üniversitenin yürüttüğü aşı çalışmaları için ayırdığı toplam bütçe 42,5 milyon pound.
Sağlık bakanının açıklamalarıyla aynı sıralarda Imperial College London da, Twitter hesabı üzerinden, aşı çalışmalarında üzerinde denemeler yapılması için gönüllüler aradığını duyurdu.
Üniversite, yaptığı paylaşımda, 18-55 yaş arası, herhangi bir sağlık sorunu olmayan kişilerin gönüllü olmaları ve kabul edilmeleri halinde 190 ile 625 pound arasında ödeme yapılacağını açıkladı.
İngiltere’de üzerinde çalışılan aşılar hangileri?
BBC’nin sağlık editörü Michelle Roberts, iki üniversitenin üzerinde çalıştığı aşıyla ilgili bilgileri derledi. Buna göre Perşembe günü insanlar üzerinde denemelere başlayacak olan Oxford Üniversitesi’ndeki çalışmaları yürüten Profesör Sarah Gilbert, ocak ayında koronavirüsün genetik kodu ortaya çıkar çıkmaz, Jenner Enstitüsü’nde ekibiyle birlikte çalışmalara başladı.
Dünyanın birçok ülkesinde haftalardır aşı çalışmaları yürütülüyor. Farklı laboratuvarlar birbirleriyle bilgi paylaşımı da yapıyor.
İngiltere, bu hafta insanlar üzerinde denemelere başlayarak bu konuda en hızlı adımları atan ülke oldu.
Prof. Gilbert’in üzerinde çalıştığı aşıda, virüsün genetik kodunun bir kısmı alınarak zararsız bir virüse yerleştiriliyor. Bunu insan bedenine enjekte ederek, bağışıklık sisteminin virüse karşı nasıl savaşması gerektiğini öğreneceği tahmin ediliyor. Böylece koronavirüs hiç enjekte edilmeden bağışıklık kazanılması umuluyor.
Mayıs ayının ortasına kadar yaklaşık 500 kişide denenmesi planlanan aşı ilk aşamada başarı gösterirse, ardından binlerce kişiye daha yapılacak.
Imperial College London’da Profesör Robin Shattock ve ekibinin yürüttüğü çalışmada ise koronavirüsün değişmemiş genetik kodu insanbedenine enjekte ediliyor. Genetik kodun saf haliyle vücuda girmesinden sonra virüsteki proteinleri üretmeye başlaması ve bağışıklık sisteminin bu aşamada bu proteinlere karşı savaşmayı öğrenmesi bekleniyor.
HDP’nin startını verdiği ve Britanya’da Heyva-Sor tarafından yürütülen ‘Kardeş Aile’ kampanyasına bir hafta da 200 aile katılarak destek verdi. Heyva-Sor UK, Kürt halkı ve dostlarına “Koronavirüse karşı savaş mağduru halkımızın yaralarını sarmak için kardeş aile edinelim dayanışmayı büyütelim ‘Sende katıl’ diyelim” çağrısında bulundu.
Koronavirüs salgınından dolayı özellikle Kürdistan’da yoksul ve ihtiyaç sahibi aileler ile dayanışma amacıyla HDP Milletvekilleri tarafından başlatılan ve Avrupa’da Kürt kızılayı Heyva-Sor tarafından yürütülen ‘Kardeş Aile’ kampanyasına Britanya’da bir hafta da 200’ü aşkın kişi katılarak destek verdi. Heyva-Sor UK Temsilciliği’nin Britanya genelinde ‘Kardeş Aile olalım dayanışmayı büyütelim’ sloganı ile başlattığı kampanya için Britanya Kürt Halk Meclisi ve bileşenleri de kolları sıvamış durumda. Yine Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER), Kırkısrak Deneği ve Kürecikliler Derneği başta olmak üzere kampanyaya bir çok kesim destek vererek, üyelerine kardeş aile edinmeleri için çağrısında bulundu.
Kampanya kapsamında aileler tek tek aranırken, hem Kürdistan’da salgından dolayı halkın yaşadığı zorluk ve sıkıntılar anlatılıyor hem de verilecek desteğin önemine vurgu yapılıyor. Yine Galler ve İskoçya ile İngiltere’nin Londra, Brighton, Hull, Liverpool ve Exeter’de kampanya için çalışmalar sürdürülüyor.
‘FAŞİZM SALGIN DİNLEMİYOR’
Heyva-Sor UK, şu anda ülkenin dört bir yanında bu çalışma için her kesimden destek istediklerini ifade ederek, Kürdistan’da savaşın yaralarını sarmak için mücadele içerisinde iken halkın bu kez küresel bir salgın ile karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kürt halkının yaşadığı coğrafya da adeta devletler tarafından kaderine terk edildiğine değinen Heyva-Sur UK, “Biz devletsiz bir halkız. Bizim en büyük gücümüz halkımızdır onun kurumlarıdır. Devleti yok derken devlet dediğimiz güçler, bugün halkımızı salgınla baş başa bırakmış ve aslında ölüme terk etmiştir. Bakın Kuzey Kürdistan’da devlet koronavirüse karşı test bile uygulamıyor. Faşizm bu salgında da devreye girmiştir. AKP-MHP faşist rejimi aslında bu süreci de fırsat bilip Kürt halkına herhangi bir destekte bile bulunmayarak, kaderlerine terk etmiştir” diye kaydetti.
DAYANIŞMA İLE YENECEĞİZ
Rojava’da imkanların çok sınırlı olduğunu ve kendi imkanları ile geliştirdikleri Covid-19 testinin ise çok yetersiz olduğuna dikkat çeken Heyva-Sor,
“Bizler en azından bir şekli ile bu virüse karşı kendimizi koruma altına alabilirken, halkımız ise ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Elbette ki biz bu sürecide dayanışma içerisinde atlatacağız” diye kaydetti.
Heyva-Sor UK, İngiltere’deki Kürt halkı ve dostlarının bir an önce ‘kardeş aile’ kampanyasına katılarak küresel salgın karşısında halkın yaralarını sarmaya davet etti.
Heyva-Sor UK’nin başlattığı kampanya şartları:
1- Kardeş aileye 3 ay boyunca en az aylık 100 pound gönderilmesi gerekmektedir.
2- Yardım edilecek kardeş ailenin bilgileri Heyva Sor tarafından verilecektir.
3- Kardeş aile edinen aile yardımı direk kendisi gönderebileceği gibi bu yardımı Heyva Sor’a göndererek de aileye ulaştırılmasını sağlayabilir.
Heyva Sor a Kurdistane olarak tüm herkese çağrımız; insanı görevimizi yerine getirerek bu zor günlerde ihtiyaç sahibi ailelerimize yardım elini uzatalım ve dayanışmayı büyütelim.
Kampanyaya katılmak isteyenler için banka bilgileri ise şöyle:
İngiltere’de sağlık çalışanları için kişisel koruyucu ekipman sıkıntısı ve Türkiye’den gelmesi beklenen malzemeler basında geniş yer buldu.
Guardian gazetesi, hükümetin kişisel koruyucu ekipman sıkıntısı yaşandığını kabul ettiğini yazdı.
Gazete, “Hükümet, kişisel koruyucu ekipman kıtlığı yaşandığını kabul etti ve Pazar günü Türkiye’den gelecek olan 400 bin adet koruyucu önlük de dahil olmak üzere büyük bir sevkiyatın geleceğini vaat etti” dedi.
İngiliz hükümeti, sağlık çalışanlarının kullanımı için gözlük, önlük ve maske gibi kişisel koruyucu ekipmanların yetersiz olduğu eleştirilerine maruz kalıyor.
İngiltere’de sağlık çalışanlarını temsil eden sendika ve örgütler, Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) çalışanlarının kendi güvenliklerini sağlamaya yetecek miktarda kişisel koruyucu ekipman olmaması halinde çalışmayı reddedebileceklerini açıkladı.
İngiltere’nin en büyük sendikalarından Unite’ın Genel Sekreter Yardımcısı Gail Cartmail, “Kişisel koruyucu ekipman eksikliğinin sürmesi ulusal bir skandal ve hükümetin son bir ay içerisinde defaatle verdiği sözleri tutmaması da utanç verici” dedi.
Guardian gazetesinde Cuma günü yayımlanan bir haberde, İngiltere Kamu Sağlığı’nın yayınladığı yeni kılavuzda sağlık çalışanlarına normalde tek kullanımlık olması gereken ekipmanı yeniden kullanmaları talimatı verildiğini bildirmişti.
‘Sağlık Bakanı’na istifa çağrısı yapılıyor’
İngiltere Topluluklar ve Yerel Yönetimler Bakanı Robert Jenrick, Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, sağlık çalışanlarının kullanımı için Türkiye’den Pazar günü yaklaşık 84 ton kişisel koruyucu ekipman geleceğini ve bunların içerisinde 400 bin adet koruyucu önlüğün de bulunduğunu söyledi.
Jenrick, NHS personelinin yaşadığı kronik kişisel koruyucu ekipman sıkıntısıyla ilgili bir soruya, “Bunları tedarik etmek şu dönemde çok zor. Yarın Türkiye’den yaklaşık 84 ton civarında kişisel koruyucu ekipman içeren çok büyük bir teslimatın gelmesi bekleniyor. Bunların içerisinde 400 bin adet koruyucu önlük de var. Bu çok ama çok büyük ek bir sevkiyat olacak” yanıtını verdi.
İngiltere Sağlık Bakanlığı’nın Twitter hesabından Cumartesi günü yapılan bir paylaşımda Türkiye’den İngiltere’ye 250 bin koruyucu ekipman getirildiği açıklandı.
Açıklamada, “İngiltere ile Türkiye arasında yapılan bir anlaşmanın ardından, N-95 maskesi, cerrahi maske ve koruyucu önlük içeren 250 bin adet koruyucu ekipman, ülke çapında hastanelere dağıtılmak üzere ulaştı” bilgisi verildi.
Sunday Times gazetesinin websitesinde de, “Koruyucu ekipman sıkıntısı nedeniyle Sağlık Bakanı Hancock’a istifa çağrısı yapılıyor” başlıklı bir haber yayımlandı.
Haberde, Jenrick’in açıklamalarının Sağlık Bakanı Matt Hancock’a istifa çağrılarının yapıldığı ve sendikalar tarafından eleştiriler yöneltildiği bir dönemde geldiği ifade edildi.
Haberde, “Sendika yöneticileri Hancock’a duyulan güvenin ‘tükenmeye başladığını’ söylerken, NHS çalışanlarına koronavirüs hastalarını tedavi ederken, kişisel koruyucu ekipmanları ve koruyucu önlükleri tekrar kullanmaları söyleniyor” ifadelerine yer verildi.
‘Başbakan Johnson bizzat duruma müdahale etti’
The Sunday Telegraph gazetesi de şu anda Chequers’daki başbakanlık konutunda nekahat dönemini geçiren Başbakan Boris Johnson’ın salgınla mücadele sürecini yeniden yönetmeye ve bizzat talimatlar vermeye başladığını bildirdi.
Gazete, “Johnson’ın müdahalesi, hükümetin NHS çalışanlarının kişisel koruyucu ekipman sıkıntısı yaşaması gibi pandemiyle mücadele yöntemlerine yönelik eleştirilerin yapılmasının üstüne geldi” denildi.
Gazetenin haberinde, Başbakanlık’tan yapılan açıklamayla kişisel koruyucu ekipman üretimiyle ilgili sürecin başına 2012 Londra Olimpiyatları’nı düzenleyen Komitenin eski Başkanı Lord Deighton’ın getirildiğinin duyurulduğuna da yer verildi.
Sunday Telegraph, ORB şirketi tarafından yapılan kamuoyu yoklamasına göre, hükümetin salgınla mücadele yöntemlerine destek verenlerin oranının geçen hafta içerisinde yüzde 68’den yüzde 59’a gerilediğini belirtti.
Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 888 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 15 bin 464’e ulaştı.
1. Dünyada korona virüs vakalarından ölenlerin sayısı 150 bini geçerken 4.5 milyar insan kısmi sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya
2. Hastanelerde yaşamını yitiren 15 bin 464 kişinin üstüne bakım evlerinde 7 bin 500 kişinin ölmüşş olduğu düşünülüyor.
3. İspanya da koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirenlerin sayısı 20 bini aştı.
4. Britanya Demokratik Güç Birliği bileşeni kurumlar toplumsal ihtiyaca cevap olmaya devam ediyor.
5. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 50’den fazla kuruluşla birlikte, çocukların Covid-19’u anlayabilmesi ve kabullenebilmesi için Türkçe’nin de aralarında bulunduğu 36 farklı dilde kitap hazırladı.
6. Britanya da nüfusun %1’inden daha azı test edildi.
7. Britanyalı ilaç firmaları koronavirüs aşısını sonbahara kadar üretmeyi hedeflediklerini söyledi.
8. Dünya Sağlık Örgütü sokağa çıkma yasaklarının bağışıklık testlerine göre değil aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini söyledi.
9. Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 888 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 15,464’e ulaştı.
Gik-Der Basın yayın Komisyonu tarafından derlenmiştir..
Koronavirüsle mücadele cephesinde İngiltere’de tespit edilen 847 kişinin yaşamını kaybettiği ve koronavirüs nedeniyle yaşamlarını kaybedenlerin toplamı 14 bin 576’ya çıkmış oldu.
Sosyal mesafelenme önlemlerini geç başlatmakla eleştirilen İngiltere hükümeti, aynı zamanda hastalanan kişilerin temaslarını izleme, izole etme politikasından çok erken -Mart ayı başlarında- vazgeçme konusunda da eleştirilere muhatap oluyordu.
Sağlık Bakanı Matt Hancock bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından baştan beri vurgulanan hastaların kimlerle temas ettiğinin izlenmesine yeniden başlanacağını açıkladı.
İngiltere hükümetinin koronavirüsle mücadele konusunda en çok eleştiri aldığı konulardan biri de test sayısının çok düşük olması.
Hükümet günde 5 bin ile başlayan test sayılarını artırıp, bu listeye sağlık personelinden sonra polis, itfaiye ve sosyal yardım bakanlığı çalışanlarını da dahil ettiyse de Nisan sonu için vaadedilen günde 100 bin test hedefine ulaşılamayacağı düşünülüyor.
Önlemler ne zaman son bulabilir: İpuçları neler?
Başbakan Boris Johnson’a vekalet eden Dışişleri Bakanı Dominic Raab perşembe günü sokağa çıkma kısıtlamalarının üç hafta daha devam edeceğini bildirdiği açıklamasında, önlemleri gevşetmek için beş koşul arayacaklarını söyledi ama halkın dikkatlerinin şu anda evde kalmaya odaklanması gerektiğine vurgu yaptı.
Bir planları olduğunu ısrarla vurgulayan Raab, şu anda hükümetin farklı kollarının sosyal mesafelenme önlemlerinin kaldırılması noktasına hazır olmak üzere çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.
Raab’ın önlemlerin gevşetilmesi için saydığı beş koşul şöyle:
Sağlık hizmetlerinin zorlanmaması
Ölüm oranında istikrarlı bir düşüş
Enfekte olanların oranında düşüşler
Önlemlerin gevşetilmesinin yeni bir dalgaya yol açmayacağı konusunda yeterli kanıt
Yeterli test, koruyucu donanım teminine erişilmiş olması
Başbakanlık sözcüsü de bugün bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda hükümete danışmanlık yapan bilim heyetinin tavsiyelerinin dinleneceğini de söyledi.
Ne var ki daha önce Ulaştırma Bakanı Grant Shapps’ın da dile getirdiği uyarıyı başbakanlık sözcüsü de tekrarladı ve yaz tatili planları yaparken acele etmeme çağrısı yaptı.
Covid-19 hastalarının hayatla ölüm arasındaki çizgisi, çoğunlukla solunum cihazları oluyor.
Bu cihazlar sayesinde akciğerlerine oksijen gidiyor ve karbondioksit dışarı atılıyor. Çünkü koronavirüs sebebiyle, bu işlemi artık kendi kendilerine yapamıyorlar.
Ancak bu işlem her zaman hayat kurtarmıyor.
Böyle durumlarda, yani hastaların durumu daha da ağırlaşırsa ve kurtulma ihtimali olmadığına kanaat getirilirse, solunum cihazının fişini çekmek ve tedaviyi sonlandırmak gibi zor bir kararı da, bu hastalara bakan sağlık ekipleri veriyor.
Fişi çekme görevi de, hemşireye düşüyor.
“Solunum cihazının fişini çekmek, duygusal anlamda son derece travmatik ve acı verici. Bazen bir şekilde bir insanın ölümünden sorumlu olduğumu düşünüyorum.”
Londra’daki Royal Free Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde çalışan başhemşire Juanita Nittla, görevi böyle tanımlıyor.
Hindistan’ın güneyinde doğan Nittla, İngiltere’de 16 yıldır Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) bağlı yoğun bakım hemşiresi olarak çalışıyor.
42 yaşındaki hemşireyle, izin gününde bir araya geldik. “Solunum cihazlarını kapatmak da işimin bir parçası.” diyerek süreci anlattı.
Son arzu
Nisan ayının ikinci haftasında bir gün Nittla işe başlamak üzere hastaneye henüz gitmişti ki, yoğun bakımda girişleri yapan kişi, o günkü ilk görevini söyledi: Bir Covid-19 hastasının tedavisini sonlandırması gerekiyordu.
Üstelik bu hasta meslektaşıydı. 50’li yaşlarında bir kamu sağlığı hemşiresi olan bu kadın, tedaviye yanıt vermiyordu.
Tedaviyi sonlandırmadan önce, hemşirenin kızıyla konuştu:
“Annesinin hiç acı çekmeyeceği, huzurla uyuyacağı konusunda ona söz verdim. Annesinin ölmeden önce yerine getirilmesini istediği bir son arzusu ya da dini gereklilikler olup olmadığını sordum.”
Yoğun bakım ünitesinde yataklar yan yana duruyor. Tedavisine son vermek üzere olduğu hastasının iki yanında da bilinci kapalı diğer hastalar yatıyordu:
“8 yataklı bir odadaydı. Diğer tüm hastaların durumu da çok ağırdı. Perdeleri çektim ve alarmı kapattım.
O anda tüm sağlık ekibi bir an için sessizce durdu:
“Hemşireler sustu. Hastamızın onuru ve rahatlığı, önceliğimizdi.”
Sonra telefonu hastasının kulağına tuttu ve telefonun diğer ucundaki kızının, annesine son sözlerini söylemesini bekledi:
“Ben sadece bir telefon açmıştım ama bu ailesi için çok büyük önemdeydi. Aslında görüntülü konuşmak istemişlerdi ama maalesef yoğun bakımda cep telefonuna izin verilmiyor.”
“Son nefesini verirken elini tuttum”
Ailesinin talebi üzerine Nittla, önce bilgisayarda onların istediği bir müziği açtı. Müzik çalmaya başladığında solunum cihazını kapattı:
“Yatağına oturup o son nefesini verirken ellerini tuttum.”
Nefes almaya yardımcı olan aletleri kapatmak ve tedaviye son vermek, sağlık ekiplerinin çok ciddi bir süreçten geçirdikten sonra verdikleri bir karar. Hastanın yaşı, kronik hastalıkları, tedaviye verdiği yanıt ve iyileşme ihtimali dikkatle incelenip değerlendiriliyor.
50 yaşındaki bu hemşire de, Nittla solunum cihazının fişini çektikten 5 dakika sonra hayatını kaybetmişti:
“Ekrandaki yanıp sönen ışığa bakarken kalp atış sayısının sıfıra indiğini, ardından çizginin dümdüz olduğunu gördüm.”
Yalnız ölmek
Tedavi artık sonlanmıştı. Hastaya anestezi sağlayan ilaçların verildiği boruları da çıkardı.
Orada ne olduğundan habersiz olan kızı ise hâlâ telefonda annesiyle konuşuyor, bir yandan da dua ediyordu. O zaman Nittla, büyük bir zorlukla telefonu kendi kulağına götürüp, kızına her şeyin bittiğini ve annesinin hayatını kaybettiğini söyledi.
Bir hemşire olarak Nittla’nın görevi, hastası son nefesini verdiğinde bitmiyor:
“Bir başka hemşire arkadaşımın yardımıyla onu yatağında yıkadık ve beyaz bir kefenle sardık. Ardından bedenini cenaze torbasına yerleştirdik. Kapatmadan önce alnına bir haç işareti yaptım.”
Koronavirüs salgını öncesinde hasta yakınları, bu karar verilirken doktorlarla yüz yüze konuşabiliyordu.
Karar verildikten sonra hastanın ailesi yoğun bakım ünitesine alınıyor ve sevdikleriyle vedaşalabiliyordu. Ancak şu an bu dünyanın neredeyse hiçbir yerinde mümkün değil:
“Bir insanın böyle yalnız öldüğünü görmek çok üzücü.”
Nittla, bu şekilde hayatını kaybeden hastaların yanında olarak, onların daha fazla acı çekmediklerinden de emin olarak bu süreci atlatmaya çalışıyor.
Nefes almaya çalışan, biraz oksijen için mücadele eden ve nefesi kesilen hastaları izlemenin “çok stresli olduğunu” söylüyor.
Yatak sayısı yetersiz
Hastaneye başvurular çok büyük oranda arttığı için, hastanenin yoğun bakım ünitesinde 34 olan yatak sayısı 60’a çıkarıldı. Yatakların tümü şu an dolu.
Yoğun bakım ünitesinde çalışan 175 hemşire var:
“Normalde yoğun bakımda her bir hastaya bir hemşire düşecek şekilde çalışırız. Şu an üç hastaya bir hemşire düşüyor. Eğer durum daha da kötüye giderse, 6 hastaya bir hemşire bakabilecek.”
Servisteki bazı hemşireler semptom gösterdiği için evlerinde karantinada. Hastane, diğer birimlerde çalışan hemşireleri eğitimden geçirip yoğun bakıma alıyor:
“Her gün mesaiye başlamadan önce bir araya gelip el ele tutuşuyoruz ve “güvende olun” diyoruz. Her birimiz birbirimizin gözlerinin içine bakıyoruz. Herkesin eldiven giydiğinden, maske taktığından ve koruyucu ekipmanı düzgün şekilde kullandığımızdan emin oluyoruz.”
Hastanede solunum cihazı, insülin pompası, oksijen tüpü ve birçok ilaç yetersiz, bunlara erişimde sıkıntı yaşanıyor. Ancak Nittla’nın hastanesinde her çalışana yetecek kadar koruyucu ekipman bulmak mümkün.
Hastanenin yoğun bakım ünitesinde her gün bir hasta hayatını kaybetti. Bu sayı, pandemi öncesine göre bir hayli yüksek. Nittla, bu oranın “çok korkutucu” olduğunu söylüyor.
Ve bir hemşire olarak, kendisiyle ilgili korkularını da bastırmak zorunda kalıyor:
“Sürekli kabus görüyorum. Uyuyamıyorum. Virüsün bana da bulaşmasından çok endişe ediyorum. Meslektaşlarımla konuştuğumda görüyorum ki herkes çok korkuyor.”
Geçen yıl Nittla tüberküloza yakalandı ve aylarca çalışamadı. Bu sebeple akciğer kapasitesinin kısıtlı olduğunu da biliyor:
“Bana herkes ‘sen çalışmamalısın’ diyor. Ama bu bir pandemi, her şeyi bir kenara koyup görevimi yapıyorum.
“Her gün mesaim bittiğinde hayatını kaybeden hastalarım aklımdan çıkmıyor. Ama hastaneden dışarı çıktığımda beynimi durdurup daha fazla düşünmemeye çalışıyorum.”
İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi öncülüğünde yapılan bir araştırma yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2) yayılımının eylül ayında başlamış olabileceğini ortaya koydu.
Cambridge Üniversitesi liderliğindeki bir bilim insanı ekibine göre, Covid-19 salgını ilk kez geçen yıl eylül ayı başlarında merkezi Çin kenti Vuhan’dan daha güneyde gerçekleşmiş olabilir.
Virüsün kökenini araştıran araştırmacılar, dünyanın dört bir yanından çok sayıda veriyi analiz etti ve virüsün ilk kez 13 Eylül ile 7 Aralık tarihleri arasında yayılmaya başladığını hesapladılar.
Araştırma ekibi, virüsün soyunu, genlerin mutasyonu yoluyla organizmaların küresel hareketini haritalayabilen matematiksel bir algoritma olan bir filogenetik ağ kullanarak analiz etti.
Cambridge Üniversitesi genetik uzmanı Peter Forster araştırma sonuçlarını, “Virüs insandan insana bulaşabilecek son mutasyonunu aylar evvel geçirmiş olabilir, ancak bulaşmadan birkaç ay boyunca bir yarasa ya da başka bir hayvanın ya da bir insanın içinde kaldı. Daha sonra, 13 Eylül ve 7 Aralık tarihleri arasında insanlar arasında bulaşmaya ve yayılmaya başladı.” sözleriyle anlattı.