Category: Hikmet Erden

  • Londra’da 91 yaşındaki İbrahim amca koronavirüsü yendi

    Londra’da 91 yaşındaki İbrahim amca koronavirüsü yendi

    Hikmet Erden

    Koronavirüs salgını her geçen gün yayılırken Londra’da yaşayan Elbistan Kistikli 91 yaşındaki İbrahim Özalp, yakalandığı koranavirüsü yendi. Sağlık durumu iyi olan Özalp tedbir amaçlı olarak 2 hafta daha karantinada tutulacak.

    Dünyayı koronavirüs salgını sararken, salgının en yoğun yaşandığı bölgelerden biri de Londra oldu. Londra’da yaşamını yitirenlerin sayısı iki yüz 50’yi aşarken, hastaneler de yüzlerce kişi tedavi altına alındı. Koronavirüs salgınında özellikle 60 yaş üzerindekiler ölüm riski en yüksek düzeyde iken, Londra’da 91 yaşındaki İbrahim Özalp adlı Kürdistanlı koranavirüsü atlattı. Yaklaşık 10 gün önce kalp sıkışması nedeniyle hastaneye kaldırılan Özalp, doktorların ‘koronavirüs’ teşhisi ile Homerton Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Hastanedeki Karantina odaların da tedavi altına alınan Özalp, 1927 doğumlu olmasına rağmen vücut direnci ile virüs ile baş edebildi. Halen hastanede olan ve yarına kadar doktorların taburcu ederek evde karantinaya alınmasını istenen İbrahim Özalp’in sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ÖNEMLİ

    İbrahim Özalp’in oğlu Behzat Özalp, babasının solunum yollarının iyi olmasının hastalığı yenmesinde etkili olduğunu ifade ederek, “Aslında kalp krizi şüphesiyle hastaneye gittik. Ancak testler de koronavirüs tespit edildi ve hemen tedavi altına alındı. Şu anda durumu gayet iyi. Doktorlar virüsü yendiğini ancak tedbir amaçlı olarak hastanede bir gün daha tutabilirler. Taburcu olduktan sonra 14 gün boyunca evde karantina altına alınacak. Çünkü hala hem kendi açısından hem de başkalarına bulaşmaması açısından karantina da kalacak” dedi. Özalp, doktorların bağışıklık sisteminin güçlü olduğu insanlar da hastalığın yenilebildiğini ifade ederek, herkesin doktorların tavsiyesine uymasını istedi.

     

  • Katliam tanığı Hayri Ergönül coronavirüsten hayatını kaybetti

    Katliam tanığı Hayri Ergönül coronavirüsten hayatını kaybetti

    Hikmet Erden

    Londra’da yaşayan ve Maraş katliamının tanıklarından Hayri Ergönül koronavirüs teşhisi ile kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Maraş katliamında gözleri önünde anne, baba ve abisini kaybeden Ergönül, katliamdan şans eseri kurtulmuştu.

    Britanya’da koronavirüs salgını giderek yayılırken ölümler de artıyor. Londra’da yaşayan Maraş’ın Afşin İlçesi Gözpınar Köyü doğumlu 55 yaşındaki Kürt ve Alevi Hayri Ergönül geçtiğimiz 12 Mart tarihinde konulan Covid-19 teşhisi ile hastanede yoğum bakıma alındı. Kuzey Londra’daki North Middlesex Hastanesi’nde tedavisi Hayri Ergönül, virüs sebebiyle zatürre geçirerek hayatını kaybetti. Kürdistan ve Türkiyeli toplumda sevilen biri olarak bilinen Ergülen’in hayatını kaybetmesi büyük üzüntüye yol açtı.

    Hayri Ergönül’ün eşinin de koronavirüs teşhisi ile hastanede tedavi gördüğü ve iyileşerek taburcu edildiği öğrenildi. Hayri Ergönül, 19 Aralık 1978’de yaşanan Maraş Katliamı’nın da tanıklarından biriydi. Katliamda henüz 12 yaşında olan Ergönül, anne, baba ve abisinin gözleri önünde katledildiğine tanıklık etmişti. Ergönül katliam sırasında gözleri önünde abisi katledilirken, abisinin kanı üzerine gelince onun da öldüğünü düşünen katliamcılar yaşadığını fark etmemesi üzerine kurtulmuştu.

    Ergönül için büyük üzüntü yaşayan yazar Ahmet Güven, Ergönül’ün insanlar arasında dostluğu ve dayanışmayı sağlamaya çalışan toplum için emektar biri olduğunu söyleyerek, “Bizler açısından büyük bir kayıptır. Çok değerli ve yapıcı bir arkadaştı” dedi. Kürt Halk Meclisi’nden Ali Poyraz’da Ali Ergönül’ün halklar açısından değerli biri olduğunu ve mücadeleci ve dayanışmacı kimliği ile ön plana çıktığını kaydetti. Poyraz, büyük bir üzüntü yaşadıklarını sözlerine ekledi.

     

    BÜYÜK BİR KAYIP

    Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil’de, *Acı bir hayat. Astım ve bronşiti vardı. Onların tetiklenmesi sonucu hayatını kaybetti. Yoğun bakımda idi. Gerçekten kardeşini, annesini babasını öldürdüklerin de kardeşinin kanı kendi üzerine akması ile katliamdan kurtuluyor. Anne, baba ve kardeşinin mezarı nerede olduğu belli değil. Gerçekten acı bir durum. Akrabaları, köylüleri arkadaşları ve herkes üzgün. İnsanlar bir araya gelip acısını paylaşamıyorlar. Bir yerde toplanamıyorlar. En acı durumda bu” dedi.

     

     Ergönül, bir söyleşisinde katiamı şöyle anlattı:

    “Maraş Katliamı’nda beş kişi kaybettik. Bunlardan üçü bizim ailedendi ikisi de misafirimizdi. Annem, babam, büyük kardeşim ve öğretmen olan iki misafirimiz öldürüldüler. İnsanlar ellerine baltalar, bıçaklar, silahlar, sopalar ve benzeri aletler alarak bizim evlere saldırdılar. Ellerinde benzin bidonları vardı ve önceden belirledikleri evleri, işyerlerini ateşe veriyorlardı. İnsanlara saldırıyorlardı. Ben o zaman 12 yaşındaydım hiçbir şey yapamadım, yaşananlara tanık oldum. Devlet güçleri güvenliği sağlamak için hiçbir şey yapmadı.

    Bizim ev, Alevilerin olmadığı Selim Tepe Mahallesi’ndeydi. Bizim ev mahallede tek Alevi eviydi. Ellerindeki tüm yakıcı, kesici ve patlayıcı maddelerle evimize saldırdılar. İçeriye dinamitler atıldı, içeriye benzin atıldı. Babamı bir emniyet bekçisi tabancasıyla vurdu. Annemin ve babamın vurulduğunu gördüm. Evler yakılıyordu, insanlar ölüyordu. Yani bir katliam yaşanıyordu.”

  • Yazar Tan: Avrupa’ya ‘sözde dedeler’ gönderiliyor

    Yazar Tan: Avrupa’ya ‘sözde dedeler’ gönderiliyor

    Hikmet Erden


    Yazar Abbas Tan,  devletin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile İngiltere ve Avrupa’ya sözde dedeler göndererek Aleviliği yok etmek istediğini söyledi. Tan, bu dedelere özel gri pasaportların da verildiğini belirterek, buna karşı Alevilerin dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.

    Londra’da faaliyet yürüten Alxaslılar Toplum Merkezi (Alxas-Com) tarafından dernek binasında Yazar Abbas Tan’ın katılımı ile ‘Alevilikte hak ve hakikat’ adlı bir söyleşi düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu söyleşide Yazar Abbas Tan, söyleşiyi soru cevap şeklinde gerçekleştirdi. Alevilerin 12 imamları alarak başlarına bela ettiklerini söyleyen Abbas Tan, “Böyle bir sıkıntıdayız. Hak Muhammet Ali diyoruz. Birileri sen onu çıkartamazsın Alevilikte. Diğeri de diyor ki Alevilikte buna yer yoktur. Şimdi bu tartışma kavgasız nizasız ama birbirlerini bilgi alış verişi ile çözülebilir. Ben geçmişte söylediklerim ile bugün söylediklerimin uyuşmadığını söylüyorum. Bundan 30 yıl önce Alevilikle ilgili bildiğim bilgilerin bir kısmında uzaklaştım. Bundan 10 yıl evvel kendime göre bir değişim yaşadım. Bugün daha çok değiştim. Sadece söylemde kalarak değişmiyor. Özellikle bizim erkan da sıkıntılar çok büyük” dedi.  Hakka yürümek erkanından sonra bir yığın sorun ve sıkıntı yaşandığına dikkat çeken Tan, üç, yedi ve kırk yemekleri gibi bir çok geleneğe dönük eleştirilerde bulundu. Bu yemeklerin çoğunun Alevilikte olmadığını ifade eden Tan, Aleviliğin Türk devleti eli ile asimile ve yok edilmek istendiğini ifade etti. Alevilerin karşısında çok büyük bir güç olduğunu ifade eden Tan, “Türk devletinin yasalarla oluşturduğu bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Diyanet hala Alevileri yok etme adına Avrupa’ya Gri pasaportlu dedeler gönderiyor. Sözde dedeler gönderiyor. Gidin orada Alevi-İslam anlayışını sürdürün diyor. Bir başkasını da Türk-İslamcı diye gönderiyorlar. Kendi içimizdeki kimi Aleviler asıl Müslüman biziz diyorlar. Asıl Müslüman biziz diyen birinden Hak Muhammet Ali’yi nasıl çıkartabilirsiniz. Ali’yi çıkarabilirsiniz ama Hak Muhammet’i nasıl çıkarırsınız. Orda taktir sizlersiniz. Artık Alevilerin Aleviliği kendi içerisinde rahatlıkla tartışması gerektiğine inanıyorum. Oturupt a kendi bölgelerimizdeki sorunları tartışmakla kalmamalıyız. Kendi içimizde de anlatımlarımızı yapmalıyız. Bunu geliştirirsek Alevilerin sorunları daha çabuk aşılıyor” dedi.

    40 YEMEĞİ İÇİN KREDİ ÇEKİYORLAR

    Alevilikte cenaze zamanında sadece uzaktan gelenler için yemek verildiğini belirten Tan, birde cenaze hizmetinde bulunanlara üç gün yemeği verildiğini belirtti. Ancak bunun zaman içerisinde üç, yedi, kırk, bir yıl diye olmayan geleneklere dönüştüğünü aktaran Tan, imkanı olanların bunu yapabildiğini ama olmayanların bu geleneğin altında ezildiğine dikkat çekti. Türkiye’de bir yakınına kırk yemeği için kredi çeken insanların olduğunu gördüğünü söyleyen Tank, “Yazık buna gerek yok. Biz de bir tek üç yemeği vardı. Üç yemeği de ailenin büyüğü aileyi topluyordu akşam yemeğinde. Lokma paylaşıldıktan sonra herkes işine gücüne gitsin deniyordu. Yani üçüncü günü aile kendi içerisinde yapıyor. Şimdi Perşembeleri yapılıyor ve bu da tam bir showa dönüşüyor. Kırk yemeği de aynı şekildi. Kırk yemeği İngiltere’de veriyorsunuz. Burada insanların ihtiyaçları yoktur. Sırf insanlar o yemekte bulunmak için geliyorlar. O kırk yemeği parasını ülkede yoksul ve okuyamayan çocuklar var. Köy de fakir fukara insanlar var ve onlara yardım edilse bundan çok daha iyi” dedi.

    ‘DÖRT KAPI EĞİTİM SİSTEMİDİR’

    Alevilikte dedelik  kurumunun olduğunu ancak ‘Dedelik” ile ‘Evladı Resul’u birbirinden ayırmak gerektiğini söyleyen Tank, şunları kaydetti: “Dedelik Ocakzade olarak ta kullanılıyor. Biz dedelik dediğimiz de Alevi inanç önderleri, rehber ve pirlerin ortak adını Dede olarak kullanıyoruz. Alevilikte bir eğitim sistemi var. Dört kapı Alevilikte bir eğitim sistemidir. Bu kapılar ateş, su,  hava ve toprak olarak değerlendirilir.  Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak ta değerlendirilir. Ama biz bunu biraz daha değiştirdik ve dedik ki, ‘Şeriat ilkokul. Tarikat ortaokul. Marifet lise ve hakikat üniversite seviyesinde bir eğitimdir. Bu eğitimin şeriat aşamasındaki eğitimi rehberler vermişlerdir. Tarikat aşamasındaki eğitimi pirler vermiştir. Marifet aşamasında mürşit dediğimiz görevliler uygulamanın derinliğini öğretmişlerdir. Ve dördündü kapı olan Hakikat Kapısını zaten hak ve hak olma anlayışı ile herkes kendi eğitimini kendisi vermiştir. Alevilik eğitim sistemini verenler biz dedeler demişiz bunlara da ocakzade diyoruz. Ocakzade anlayışı da Alevilikte bilginin kaynağı olarak görülmüştür.”

  • Londra’da Öcalan protestosu

    Londra’da Öcalan protestosu

    Hikmet Erden

    Kürt Halk Meclisi öncülüğünde Britanya Parlamentosu önünde bir araya gelen kalabalık bir grup, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile avukatlarının derhal görüştürülmesini talep ederek, uluslararası kurumların harekete geçmesi çağrısında bulundu.
    Kürt Halk Meclisi üyelerinin bir araya geldiği Parlamento binası önünde, kitle sık sık, “Biji Serok Apo”, “Terörist Erdoğan terörist devlet”, “Kahrolsun faşizm”, “Lovely Öcalan” şeklinde sloganlar atarak, onlarca Öcalan posteri açtı. Burada bir açıklama yapan Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Nejla Ari, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı Adası’nda çıkan şaibeli yangına dikkat çekerek, Öcalan ile görüşme imkanının derhal sağlanması istendi. Avrupa kurumlarının derhal harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Ari, tecritin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Ortadoğu’daki savaşı daha da derinleştirdiğine dikkat çekti.
    MİLYONLARIN İRADESİDİR
    Öcalan’ın milyonların iradesi olduğunu ifade  eden Ari, Türk devleti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kirli savaş politikalarının Ortadoğu’yu kana buladığını vurguladı. Erdoğan’ın politikaları sonucunda yüzbinlerce insanın göç etmek zorunda kaldığını ve yüzlerce insanın yaşamını yitirdiğini de vurgulayan Ari, Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılana kadar sokaklar da olacaklarını ifade etti.  Öcalan’ın rehin olarak tutulduğu bir yerde yaşanan her olayın ve her türden yaklaşımın siyasi bir anlamı olduğunu ifade eden Ari, İmralı’da yaşanan ve yaşanacak her şeyden Türk devleti ve uluslararası sistem sorumlu olacağının altını çizdi. AF Örgütü ve İngiltere Parlamentosu’nun da harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Ari, “İmralı’daki tecrit sistemi hukuk ve insan haklarının nasıl ayaklar altına alındığının en büyük göstergesidir. Ancak şu bilinmeli ki Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlük sorunu çözülmeden, Türkiye’ye özgürlük, demokrasi, barış ve adalet gelmez” diye kaydetti. Parlamento binası önündeki eyleme çevredekilerin yoğun ilgisi dikkat çekerken, Öcalan’ın felsefesini anlatan çok sayıda bildiri dağıtıldı.
    İMRALI’DA NE OLMUŞTU?
    Öcalan’ın esaret altında tutulduğu cezaevinin bulunduğu İmralı Adası’nda Çarşamba sabaha karşı orman yangını çıktı. Lodosun etkisiyle yangın büyüdü. Bunun üzerine Asrın Hukuk Bürosu ”Tecrit koşullarında her habere ciddiyetle yaklaşılmalı. Derhal İmralı’ya gitmeliyiz” açıklaması yaptı. HDP de durumun ciddiye dikkat çekerek, hem hükümetten kaygıları gidermesini hem de görüşmenin yaptırılmasını istedi. Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, katıldığı bir programda lakayt ifadelerle yangının cezaevinin ötesinde olduğunu söyledi. Bir süre sonra ise Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yangının kontrol altına alındığını ileri sürdü. Bu açıklamalar tatmin edici bulunmadı. Asrın Hukuk Bürosu yeniden bir açıklama yaparak, çağrısı yineledi, aynı zamanda Adalet Bakanlığı’na İmralı’ya gitmek için acil başvuruda bulundu. Kürt kurumları ise hükümeti uyararak bu duruma son vermesini isterken, Kürdistan ve Avrupa’da kitlesel protesto gösteriler gerçekleştiriliyor.
  • Doğum günün de Mehmet Aksoy (Memocan…)

    Doğum günün de Mehmet Aksoy (Memocan…)

    Hikmet Erden


    “Kapitalizme teslim olmayın, Maddiyata, çirkin ilişkilere, sevgisizliğe, saygısızlığa, yozluğa, eşitsizliğe teslim olmayın” diyen ve YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy, doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.

    Her vesile ile anılan ve genç yaşta YPG basın biriminde iken Rakka’da IŞİD çeteleri tarafından katledilen Mehmed Aksoy’u kimi  devrimci, kimi sinemacı yönetmen, kimi yazarlığı ile kimi dostluğu, arkadaşlığı, kimi eşitsizliğe karşı bir militan yada karizmatik bir diplomat kimi de sadeliğin önderi olarak tanımlar. Aslen Malatya’nın Kürecik ilçesinden Kürt ve Alevi bir aile olan Aksoy ailesi politik ve ekonomik nedenlerle  80’li yıllarda önce İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Ailenin ilk çocuğu olan Mehmet Aksoy, 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Sosyalist ve devrimci bir aile ortamında  dünyaya gelen Mehmet Aksoy’un ailesi bir kaç yıl sonra da bu kez de İngiltere’ye göç etmek zorunda kalır.

    Kapitalizmin başkentlerinden Londra’da büyüyen Mehmet Aksoy, burada tıpkı kendi cümlesi ile ‘Kapitalizme teslim olmadan’ hem sosyalist mücadele hem de Kürt Özgürlük Hareketinin yılmaz bir savunucusu olur. İdeallerine ve düşüncelerine uygun bir şekilde yaşayan Mehmet’in  en önemli özelliği ise eylemler de bir önder, günlük hayatta bir emekçi işçi, mütevazi ve sadeliği ile onu tanıyan tanışan her insanda farklı bir etki bırakması olur.

    Aksoy’un Karl Marx’ın bulunduğu  Londra Hıghgate Mezarlığı’ndaki mezarının ziyaretçileri ise hep var. Aradan 3 yıla yakın bir zaman geçse de Mehmet her fırsatta ‘hakkı verilmiş bir yaşam’ denilerek anılıyor ve mezarı çiçeklerle süsleniyor.

    Amed’ten Öyle ki, 26 Eylül 2017 günü Rakka’da IŞİD çetelerinin saldırısı sonucunda yaşamını yitirdikten sonra onlarca aile yeni doğan bebeklerine ya ‘Mehmet Aksoy’ yada onun bir diğer adı olan ‘Firaz Dağ’ ismini verdiler. Zürih’e Londra’dan Hewler’e kadar yeni doğan Firaz Dağ’lar ile Mehmet’in güzel yürekli anası Zeynep Anayı ise yalnız bırakmıyorlar. Yoldaşları, sevenleri, arkadaşları ve onu duyan ona saniyelerle dokunan her insan büyük sevgi ve minnetle anıyor.

    Londra’nın bağrından çıkan ve Rakka’da ölümsüzlüğe yürüyen ‘Bizim Memocan’, ‘Bizim Memed’in doğum günü vesilesi ile yaşama bakışını anlatan bir kaç sözü ise şöyle:

    “Katliamlara, soykırımlara uğramış ama pes etmeyen, onuruyla direnen halkımın hikayelerini anlatmak istiyorum, bu benim en büyük hayalim.” 

    “ Sadece yıldızlara bakın Beni orada göreceksiniz Samanyolu kıvrımında Galaksilerin buluştuğu yerde”

    “Tüm yürekler, tüm gözler buraya dönmeli. Çok büyük bir savaş başlayabilir. Ben buna hazırlıklı olacağım. Ödediğimiz bedeller boşa gitmemeli. Bayrak hiç düşmemeli. Çocuklarımıza onurlu bir miras bırakmalıyız. Mutlaka kazanmalıyız. Yüz yıl daha köle gibi yaşamamalıyız. Bunu bir propaganda olarak algılama!’

    ‘Yoldaşlık sağlıklı bir toplumun temel taşıdır’

    “Demokrasiye, insan haklarına, laik sosyal bir sisteme inanan tüm Türkiye ve Kürdistanlılar hem milliyetçi devletçi askere hem de İslamcı devletçi faşizme karşı alternatif olarak bir duruş sergilemelidir. Bunun için önce meseleyi doğru anlamak gerekir.”

    “Dünyanın tüm çocuklarını kucaklasam, Bassam bağrıma Desem; ‘Size savaşsız bir dünya getirdim, Şeker tadında’ inansalar tüm bilmezlikleriyle, tüm çocukluğumla…”

    “Bu hayatta devrimden daha değerli hiç bir şey yok. Ne olursa olsun zafer bizim olacak.”

     

  • Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Hikmet Erden


    Morgan Has Solicitors avukatlarından Emre Sertbay, AB’den ayrılan ve geçiş sürecine geçen İngiltere’de Ankara Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu ve bu dönem yapılan başvurular da yüzde 90 oranında kabul aldıklarını belirtti. Sertbay, İngiltere’nin 11 aylık geçiş sürecinde AB ile yapacağı anlaşma ve müzakerelerin Ankara Anlaşması’nın da nasıl dizayn edileceğine karar verileceğini belirterek, Avustralya’da uygulanan puanlama sisteminin uygulamaya konulabileceğini belirtti.

    İngiltere’nin 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrıldığı Brexit ardından 11 aylık AB ile müzakere süreci de start almış oldu. Türkiyeli toplumu yakından ilgilendiren ve Brexit ile birlikte ne olacağı belirsiz hale gelen Ankara Anlaşması başvuruları ise sürüyor. Ancak, İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Anlaşması’nın 11 ay sürecek olan geçiş sürecinde yeni prosedür netleşecek. Londra’da faaliyet yürüten ve başarılı hukuk Firması Morgan Has Solicitors avukatlarından Emir Sertbay, Ankara Anlaşması konusunda başvuruların sürdüğünü ve şu aşama da herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ifade ederken, bundan sonra ki süreci ve olasılıkları değerlendirdi.

     

     

    Öncelikle Ankara Anlaşması nedir?

    Toplumumuzun çoğu Ankara Antlaşması ile haşır neşir olduğu için belki de bileceklerdir bu vereceğimiz bilgileri. Ankara antlaşması bilindiği gibi İngiltere’de iş kurmak maksadıyla Türkiye vatandaşlarına AB anlaşmaları üzerinden verilen bir haktır. Buraya gelip Ankara Anlaşması üzerinden Türkiye vatandaşları hayatını kurabilir. İlk etapta 12 aylık bir vize ardından 3 yıllık ve yine uzatma olarak bir 3 yıllık başvurunun da ardından 5 yılınız dolduğunda süresiz oturum hakkına kavuşuyorsunuz. Bu oturumun ardından vatandaşlık hakkı doğuyor. Tabi ki bu vatandaşlık başvurusu için B1 ve Life İn UK adlı bir sınavı geçmek zorundasınız. Tabi ki bunun yanı sıra 5 yıl boyunca vergiler düzenli ödenecek, herhangi bir kriminal davaya karışılmayacak ve aleyhe sivil bir dava olmaması gerekiyor. Home Office tabi ki kendi imtiyazları ve farklı kararlar verme hakkı vardır. Tabi genel olarak başlangıç ve son arasında 6 yıllık bir süreç yaşanıyor. Ankara antlaşması uzun yıllardır burada uygulanan bir vize türüdür.

     

    Peki Ankara Anlaşması şu an ne aşamada?

    Şimdi tabi ki İngiltere’nin AB’den 31 Ocak itibari ile çıkış yapması ile birlikte bu vize türünün geleceği hakkında tabi ki insanlar da bir kaygı ve merak oluştu. Ankara Antlaşması’nın geleceği hakkında şu tarih itibari ile kesin bir yargıda bulunmak yanlış olur. Bilindiği gibi 31 Aralık 2020 tarihine kadar AB’den çıkışla ilgili bir geçiş süreci yaşanacak. 31 Aralık’a kadar İngiltere AB ve diğer ülkeler ile birlikte müzakereler yaparak anlaşmalar yapmaya çalışacak. Bunun içerisinde göçmenlik, ticaret diğer AB ülke vatandaşlarının hakları ve çalışma  şartları, özellikle sağlık gibi alanlarda nasıl imtiyazlar sağlanacağı ve bundan sonra gelecek olan AB vatandaşlarına uygulanacak prosedür gibi bir dizi müzakereler yürütülecek.

     

    Bu süreç uzayabilir mi?

    Kulislerde konuşulan şudur: Bunun bir yılda tamamlanması çok zor. Bir yıl içerisinde bitmeyeceği için bu müzakerelerin 31 Aralık’ta bitmeyecek ve uzun bir dönem sürebilir. İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Antlaşması’da müzakere edilecek. Bu müzakereler de benim tahminim 31 Aralık 2020’ye kadar bir anlaşma olmaz ise bu konuda bu anlaşma bitmemiş olacak. Tabi ki bu süreçte rahatlıkla başvurular yapılabilecek. Geçiş süreci olduğu için taraflar müzakere halinde. Şu anda hiç bir hak etkilenmedi. Bunun tersi bir açıklama yok.

     

    31 Aralık sonrası ne olacak?

    Asıl mesele de budur. Şimdi 31 Aralık sonrası başvuru olabilecek mi. Şimdi İngiltere’deki ilgili bakanlık ve kurumlar yapmış olduğu açıklama, Biz AB’den çıkarken bütün sınırların kontrolünü elimize almak ve ülkemize yapılan göçte gelecek olan kişilerin özelliklerini bilmek istiyoruz. Avustralya sistemi olan puanlama sistemini hayata geçirmek istiyoruz. Bu puanlama sistemi de tamamiyle kişinin özellikleri ile olacak bir puanlama sistemi olacak. Birincisi geçmişte iş planı ile gelip başvuru yapmanız gerekiyordu. Ankara Anlaşmasın da en temel konu iş planıdır. Siz bu işi burada yapacağınızı söylüyorsunuz ve vergi ödeyeceğinizi söylüyorsunuz. Gerçekten bu normal ve reel midir. Benim tahminimce İngiliz Hukuk sistemi getirilecek. Minimum bir konuşma kapasitesi isteyecekler. Günlük bir İngilizcenizin olmasını ön görür İngiliz hukuku. İngilizce şartı getirilecek. Bu sunduğumuz iş planının burada yapılıp yapılamayacağına bakacaklar. Geçmişte bununla ilgili ne kadar deneyim var. Şu andaki Ankara Anlaşmasında kişilerin SGK sisteminden kaynaklı bu adamın nerede çalışıp çalışmadığını göremezsiniz. Şu an yaptığımız başvurular da kayıtsız olarak çalıştığı yerlerden de referanslar bırakıyoruz  ama ilerleyen zamanlar da Ankara Anlaşması devam edecekse İngiliz Hukuku kapsamında iyileştirmeler yapılacak. Kişisel geliştirme eğitim ve deneyim ispatı ve kanıtları sunulması getirilecek. O zaman daha kalifiye eleman olma şartı olacak.

     

    Başvuru kabul oranınız nedir?

    Şu an yüzde 80-90 arası başvurular kabul ediliyor. Kabul edilmeyenler de para kaynağı konusunda sıkıntılardan kaynaklı. Onu da aşabilecek bazı belgeler sunabiliyoruz. Ama bu bir sonraki anlaşma da daha katı olacak.

     

    Yeni düzenleme de neler olabilir?

    İşçi vizesi için 3. Dünya ülkelerinden başvuruları mesela bir komite inceliyor ve bu konuda deneyim, diploma, tecrübe gibi konular da büyük bir titizlik gösteriliyor. Yani bu ülkede gerçekten başarılı olup olmayacağına bu komite karar veriyor ve ondan sonra vize veriliyor. Şimdi yeni anlaşma da buna benzer bir düzenleme getirilebilir. Yani banka daki paranın kaynağı ve vergi gibi konular da daha sıkı uygulamalar gelebilir. Ankara Anlaşması bu tür vizelere benzetilebilir. Ki yüksek oranda böyle bir şey gelişebilir. Birde vize ücreti talep edecekler. Mevcut durumda vize ücreti talep edilmiyor ancak yeni anlaşma da böyle bir ücret getirme olasılığı var. Mesela sağlık sistemini kullanmak için bir ücret ödenmiyor. Ancak yeni düzenlemede bunun için de bir ücret talep edilebilir.

     

    Yani işi zorlaştıracaklar?

    Tabi ki zorlaşabilir. Çünkü herhangi bir İngiliz vatandaşı başka bir ülkeden eşini getirebilmesi için, vergi ödemek, belirli bir gelire sahip olmak, sağlık konusunda 30 aylık bir sigortası olmak ve yani neredeyse binlerce pound ödeme zorunluluğu var. Böylesi bir başvuru da 4 bin pounda yakın bir gider ortaya çıkıyor. Ama Ankara Anlaşması’nda durum tamamiyle avukatlık ücreti ödemeniz yeterli oluyor. İngiltere zaten bu imtiyazları kendi İngiltere vatandaşları ile eşit hale getirmek istiyor. Yani bir İngiliz vatandaşı eşini getirmek için 4 bin pound öderken AB ülkesi birisi yada Ankara Anlaşması’nda böyle bir gider oluşmuyor. Bu aradaki uçurumu eşit hale getirmeye çalışacaklar.

     

    Peki 31 Aralık sonrası başvurular devam eder mi?

    12 ayın sonunda bir anlaşmaya varılırsa dahi başvurular devam edecek. Geriye dönüş bir düzenleme olacağını düşünmüyoruz. Çünkü yasayı geriye doğru işletmeyebilirler. Ancak anlaşma sağlandıktan sonra oluşacak yeni prosedür ne olur bu konu anlaşmada sonra netleşir. Bakın Hükümet bir süre önce bir niyet beyanında bulundu ve ‘Brexit tarihinde ülkede Ankara Anlaşması ile bulunanların hakları korunacak. Vize uzatımları ve kalıcı oturum başvuruları şu anki yasaya göre işleme alınacak’ denildi. Yani 31 Aralık tarihine kadar başvuru yapanlar eski sisteme göre işleme tabi tutulacaklarını bekliyoruz. Elbetteki bu bir niyet beyanıdır ve kesinlik ifade etmiyor.

  • Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Hikmet Erden


     Britanya Alevi Federasyonu, Madımak katliamı katillerinden Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affedilmesini Türk elçiliği önünde protesto etti. Türk elçiliği, elçilik binası önüne siyah çelenk bırakılmasını ise İngiliz polisi eliyle engelledi.

    Britanya Alevi Federasyonu’na (BAF) bağlı Alevi kurum temsilci ve üyeleri, Londra’daki Türk Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Katliamından müebbet hapis cezası alan Ahmet Turun Kılıç’ı af ederek serbest bırakmasını protesto etti. Ellerinde, “Yakanları da aklayanları da affetmiyoruz”,  “Biz bitti demeden bu dava bitmez” yazılı dövizler ile Madımak katliam fotoğraflarını taşıyan grup, sık sık,

    “Katil Erdoğan,” “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”  ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı.

     

    ELÇİLİĞİN SİYAH ÇELENK KORKUSU

    Açıklama öncesi Elçilik binası önüne siyah çelenk bırakmak isteyen eylemcilere Türk Elçiliği talimatıyla polisler tarafından izin verilmedi. İngiliz polisi, Türk Elçiliği’nin ‘Siyah çelenk elçilik binası ile fotoğraflanmasın’ talimatı verdiğini söyleyerek, çelengin bırakılmasına izin vermeyeceklerini bildirdi. Federasyon Başkanı İsrafil Erbil’in yaptığı girişimler sonuçsuz kalırken,  ‘Elçilik talimatı var’ denildi. Buna tepki gösteren BAF Genel Başkanı Erbil, “Büyükelçiyi anlıyoruz. Bu karar bir insanlık ayıbıdır. Polis talimatları üzerine çelenk bırakmamızı engelliyorlar. Çelenkle kapı girişindeki büyükelçilik yazısını aynı karede olmasını istemiyorlarmış. Çünkü bu onların tarihi yüz karası ve utancıdır. İnsanlık suçu işlemişler ve halen insanlık suçu işleyenleri aklıyorlar, af ediyorlar. Bu utancı onların yüzüne haykırmaya devam edeceğiz” dedi.

     

     

    Elçilik binası karşısında bir açıklama yapan Erbil, Madımak katliamının insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın af kararının

    hukuki değil siyasi olduğunun altını çizdi.  Madımak katillerinden Kılıç’ın Erdoğan tarafından af edilmesini sert bir dille eleştiren Erbil, “Sivas katliamı davasında katillerin avukatlarını bakan ve milletvekili yapan zihniyet elinden benzin bidonuyla insanları yakmaya giden katilin kendisini de salıverdi. İktidar çevrelerinin bu davaya yaklaşımın da açık yanlı tutum ve davranışları tüm kamuoyunun bilgisi dahilindedir” dedi.

     

    BARBAR KATİLLER AFFEDİLEMEZ  

    Alevi toplumunun yüzyıllardır sistemli katliamlara kurban edildiğini vurgulayan Erbil, “Madımak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlık suçu işlemiş barbar katiller için zaman aşımı olmaz, affedilmeleri ise asla kabul edilemez. İnsan haklarına dayalı hukuk mantığı da bunu asla kabul etmez” diye kaydetti. Sırp kasabı Radoyan Kazadzic’in serbest bırakılması Bosnalılar için ne ifade ediyorsan yada bir Nazi dönemi suçlusunun af edilmesi Yahudiler için ne anlama geliyorsa Ahmet Turan Kılınç’ın af edilmesinin de Alevi toplumu üzerinde aynı etki bıraktığını vurguladı. Erbil, Kılıç için verilen af kararının iptal edilerek Madımak katillerinin yakalanarak adalet karşısına çıkarılmasını isteyerek, geçmişle yüzleşilmeden unutulan her katliamın yeni katliamlara zemin hazırladığını kaydetti.

    Açıklamanın ardından sırtlarını Elçilik binası önüne dönen katılımcılar, daha sonra Elçilik binası karşısına yanlarını getirdikleri dövizleri astılar.