Category: Hikmet Erden

  • Araştırmacı-yazar Ahmet Güven: Kürtçe unutulduğunda Alevilik asimile oluyor

    Araştırmacı-yazar Ahmet Güven: Kürtçe unutulduğunda Alevilik asimile oluyor

    HİKMET  ERDEN


    ‘Kürt Aleviler / Kurmanclar’ adlı kitabı ile tekrar okuyucusuyla buluşan araştırmacı-yazar Ahmet Güven Kürtçe unutulduğun da Aleviliğin daha çok asimile edildiğine dikkat çekerek, asimilasyona karşı Cemevleri ve yöresel dernekler de Kürtçenin kullanılmasının önemli olduğuna işaret etti.

     

    Araştırmacı-yazar Ahmet Güven, Vivo Yayınevi’nden çıkan “Kürt Aleviler / Kurmanclar” adlı yeni kitabını okuyucusuyla buluşturdu. Yazar Ahmet Güven’in tarih ve sosyoloji alanındaki incelemeleri kapsamında hazırladığı yeni kitabına ilişkin Kırkısrak Dayanışma Merkezi’nde (KDM)  imza günü ve söyleşi düzenlendi. Yoğun bir okur ve dinleyicinin katıldığı etkinliğe Londra’da faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Söyleşiye katılan Yazar Aydın Çubukçu, Ahmet Güven’in bu çalışmaları para için yahut ekmek parası için yapan biri olmadığının altını çizerek, “.Ahmet gibi araştırmacılar aslında köklere inmek isteyen kökleri bir ormanı çevirmek isteyen gönül insanlarıdır. Eğildikleri konu ile bizi kendimiz ile yüzleştirirler. Kimliğimizin oluşum süreçlerini aydınlatırlar ve bizi biz yapan değerler konusunda bilincimizi geliştirirler. Bu bakımdan akademisyen ve profesyonel araştırmacılardan daha önemli bir yerleri var. Ahmet’e benzeyen pek çok yerel tarihçi vardır Anadolu’da. Çoğu kendini eğitmiş insanlardır. Herhangi bir üniversiteden resmi eğitim süreçlerinden geçmemişlerdir. Ama ilgi ve meraklıları kendi varlıklarını aydınlatmaya dönük her konuyu didik didik etmeye yönelmiştir. Ve bu akımdan aslında profesyonel araştırmacılardan çok daha önemli bir iş yaparlar” dedi.

     

    ‘ALEVİLİK ORTAK DEĞER OLUŞTURDU’ 

    Güven’in “Kürt Aleviler Kurmanclar” kitabının çok ilgisini çektiğini ifade eden Çubukçu, şunları kaydetti: “Kürt değilim Kurmanc değilim Alevi değilim. Ama biliyorum ki bir Anadolu çocuğu olarak benim tüyümde kanımda damarımda atan bir gerçeği cevheri aydınlatacaktır. Oraya bir ışık tutmaktadır. Devletler yıkılır halklar yaşar. Devlet gelip geçer. Anadolu’da meşhur bir söz vardır. ‘Bu da gelir geçer’ Buda gelir geçer dediği şeyler devletlerdir. Kökleri ortak olan birbirlerinin değerini benimsemiş birbirlerine değer aktarmış birbirlerini yeniden yaratmış halklardır. Bunların en genel ortak özelliği Aleviliğin kendi öz değerleri olarak benimsediği değerlerdir. Alevilerin böyle bir özelliği vardır. Anadolu’nun en eski halklarının değerlerinin ortak değer olarak benimsemiş ve yaşamıştır. Alevilik, Hristiyanlık, yahudililik, zerdüştlük ve İslamiyeti de geliştiren ortak bir değer oluşturmuştur. Ve insanlığın en temel değerlerinin ortak beyan olmasına çalışmıştır.”

     

    ‘KURUMLAR GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİ

    Araştırmacı Yazar Ahmet Güven ise söyleşisine Kürt Alevilerin yakın dönem de yaşadıkları acılara değinerek, “80 askeri darbesinde Kürt toplumu üzerinde korkunç bir terör estirildi. Alevi Kürt yerleşkeleri boşaldı ve nüfus azalmaya başladı. Nüfus kentlere ve Avrupa ya akmaya başladı. Bu defa bu dil kaybına başka faktörler de eklendi. Bu Avrupa’ya yerleşen nüfusta çocuklara baktığımız da İngilizcenin getirdiği avantaj karşısında Kürtçe de geriledi. Bununla birlikte çok dilli bir nesil yetişmeye başlamış. Bir Almanya’ya giden çocuklar Almanca Fransa’ya giden çocuklar Fransızca İngiltere’ye giden İngilizce öğrenmiş. Buda ister istemez dili geriletti. Bununla birlikte toplumsal kurumlar ve aydınlar sorumluluklarını yeterince yerine getiremediler. Yani bu dilin kendini ifade edeceği akacağı kanallar açılmadı. Şöyle ki, Kürtçe eve mahkum kaldı evin dışına çıkılmadı. Evin dışına kültür sanat etkinlikleri ile çıkabilirdi.  Bu konuda kurumlar kendi görevlerini yerine getirmediler” diye kaydetti.

     

    ‘BÖLGE KÜRTÇESİ BİR ZENGİNLİKTİR’ 

    Yöresel dernekler de verilen Kürtçe kurslarının bölge lehçesi ile yapılmamasını eleştiren Güven, bölge Kürtçesi’nin kimi yarı aydınlar tarafından küçümsemeleri sonucu toplumun yanlış bilgilendirildiğine dikkat çekti. Bölge Kürtçesinde olmayan sözcüklerin ifade edildiğini aktaran Güven, ‘Örneğin, “Deri toplamiş kır” dediler. Aslında böyle bir şey yoktu. Ama böyle bir şey yakıştırmaya çalıştılar. Bölgenin bir kültürü bir lehçesi olduğu bunun da bir zenginlik olduğu bunun da Kürtçe sözlüklere alınmadığı konusunda kimse bir şey söylemedi. Örneğin bugün Kürtçe sözlükte pirince “Bırınç” diyor ama Kürtçesi Rıv’dır. Patatese ‘Patate’ diyor ama bölge Kürtçesinde ‘qartol’ deniyor. Bunlar ön sözlüklere alınmadı. Yerel öğretmenler de bölge Kürtçesi ve ağza hakim olmadıkları için verimli olamadılar. Toplumla bir bağ da kuramadılar” dedi.  

     

    ‘BÖLGE KÜRTÇESİ RİSK ALTINDADIR’

     Devletin denetiminde açılan Cem Vakfı’nda Kürtçe’nin yasaklandığını ifade eden Güven, “Bu Cem Vakfı çeperinde kurulan Cemevleri’nde Kürtçe yasaklandı. Dolayısı ile Kürtçe yok olmakla karşı karşıya kaldı. Biz de dedik ki ‘Her kayıp insanın kaybıdır. Her kazanım da insanlığın kazanımıdır’ Bunun için bu sorunları önce bir tespit ettik ve çözümleri ne olabilir dedik. Cem Vakfı dışında Demokratik Alevi Hareketi önemli çalışmalar yaptı. Ama halen Cemevleri’nde bazen Kürtçe Cem de yapılsa bölge Kürtçesi yani Kürtçe görünür değil. Bu konuda adımların atılması lazım. Kürtçeyi daha görünür kılmak lazım. Yani Cemevi açılıyorsa Cemxaneler de açılmalıdır. Bölge Kürtçesi risk altındadır. Türkiye sınırları içerisindeki bütün Kürtçe risk altındadır. Şimdi biliyoruz ki, aslında statü olmadan asimilasyona karşı durmak çok zordur. Ama onun bir tarafı da daha vardır ki, statü konusunda bir yol gidilecekse de kendi dilini ve kimliğini korumak önemlidir. Tabi burada tutucu olmamak lazım. Gelişim ve değişimlere uyarlayarak yol almakta fayda vardır” diye aktardı.

     

    Kürtçe unutulduğun da Aleviliğin daha çok asimile edildiğine dikkat çeken Güven, “Çünkü İslami sözcükler nüfuz ediliyor Alevilerin hayatına daha rahat daha kolay giriyor. Kürt Aleviler ‘Selamün Aleyküm’, ‘İnşallah’ diye sözcükler kullanmazlar. Aslında Kürtçe selamlama ve yakarışlar vardır. Cemevleri’ne Cemxane’de densin çünkü Aleviler asimilasyondan çok çekmiş bir toplumdur. Bu ruh giderek gelişiyor” dedi.

     

    ‘ALEVİLER EZİLENİN EZİLENİDİR’

    ‘Kürt Aleviler’ denildiği zaman hem Kürt hem de Alevi oldukları için ezilen bir toplum olduğunu söyleyen Güven, “Mevcut durum da ezilenin ezileni bir toplumdur. Bu toplum hem dışarı da ezilmiş hem de içeride de buna benzer bir tepki görmüştür. Örneğin bizim Müslüman Kürtler de inancı dışlanmıştır. Bizim Kürt Aleviler de dili dışlamıştır. Şimdi bu Osmanlı dan başlamıştır ama şimdi bizim Müslüman Kürtler tarafından inancının dışlanması Cumhuriyet döneminde devam etti. Kürtler de ulusal bilinç geliştikçe bu kırılmaya başlandı. Kürt Alevilere baktığımız da devletçi ulusalcı kesim kesinlikle Kürtlerin dilini red ediyor Kürt kimliğini red ediyor. Alevi toplumunun büyük bir çoğunluğu halen devletin Alevisi olmadı ve çoğunluk demokratik taleplerden vazgeçmedi. Cumhuriyet döneminde Kürt Alevi olduklarının yazdığı sadece Türkçe olarak kayıt altına alındı. Kürtçeler kayıptır. Biz bulabildiklerimizi bu kitapta yer verdik” diye belirtti. Yöre derneklerinin kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında kendi yörelerindeki Kürtçe eserleri gün yüzüne çıkarıp derleyip toparlamalarının Kürtçeye büyük bir katkı sunacağını ifade eden Güven, edebiyat, müzik, şiir ve tiyatro gibi alanlar da Kürtçeyi kullanıp geliştirerek asimilasyonun önüne geçilebileceğini belirtti. Güven, bölge şivesine hakim öğretmenlerin yetiştirilmesi gerektiğini bölge Kürtçesinin Kürtçe’den kopuk ayrı bir lehçe olmadığının altını çizdi. Söyleşinin ardından Ahmet Güven okuyucularına kitabını imzalarken, okuyucuların yoğun ilgisi ise dikkat çekti.

     

    ARAŞTIRMACI-YAZAR AHMET GÜVEN KİMDİR?

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Gözpınar köyünde doğdu. Çocukluk yılları Kayseri Sarız’ın Kırkısrak köyünde geçti. İlk ve orta eğitimini Kırkısrak köyünde tamamladı. Afşin’de başladığı lise eğitimini bir yıl sonra terkederek Londra’ya göçmen olarak geldi ve eğitimine burada devam etti. Middlesex Üniversitesi’nin Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Politik Art, Telgraf, Gerçek, Emeğin Sanatı, Sürek, Haber, Berfin Bahar, Alevi Haber gibi gazete ve dergilerde makaleleri ve şiirleri yayınlandı. Güven’in “Düşlerimin Gül Şafağı” (Şiir), “Alevilik Nedir” (Araştırma-İnceleme), “Nar Taneleri” (Roman) adlı yayınlanmış kitapları bulunuyor.

  • Kraliçe Brexit yasasını onayladı

    Kraliçe Brexit yasasını onayladı

    İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasına (Brexit) ilişkin yasa tasarısına onay verdi.

    İngiltere’nin 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrılmasının hukuki temelini teşkil eden tasarı, Kraliçe’nin onayıyla yasalaşarak yürürlüğe girdi.

    Tasarı parlamentonun alt kanadı Avam Kamarasından hızla geçmiş, Lordlar Kamarasında ise bazı değişikliklere uğrayarak geri gönderilmişti.

    Başbakan Boris Johnson, Avam Kamarasındaki çoğunluğunu kullanarak değişiklikleri iptal etmiş ve tasarıyı yeniden Lordlar Kamarasına yollamıştı.

    İngiltere ile AB arasında varılan Brexit anlaşmasına göre, ülke 31 Aralık’a kadar fiilen birliğin üyesi kalacak ancak siyasi karar mekanizmalarında yer almayacak. Bu geçiş döneminde taraflar kapsamlı bir serbest ticaret anlaşmasına varmak için müzakere yürütecek.

    İngiltere’nin geçiş dönemini uzatmak istemesi halinde en geç haziran ayında talepte bulunması gerekecek. Ancak Johnson hükümeti, uzatma talep etmeyeceğini ve bir anlaşmaya varılsa da varılmasa da ülkeyi AB’den 31 Aralık’ta bütünüyle ayıracağını ilan etmiş bulunuyor.

  • ‘Armenak ezilenlerin hikayesidir’

    ‘Armenak ezilenlerin hikayesidir’

    HİKMET ERDEN


    LONDRA- Londra’da gösterilen ‘Armenak’ belgeselinin yönetmeni Nurcan Yıldırım, Armenak ile ezilen ve soykırıma uğrayan halklar ile ezilenlerin mücadele hikayesini anlattıklarını söyledi. 

    Türkiye’de sosyalist mücadelenin önde gelen isimlerinden Armenak (Orhan) Bakır’ın yaşamını konu alan ‘Alnına Kılıç Yarası/Armenak’ adlı belgesel gösterimi Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde gösterildi. Filmin yönetmeni Nurcan Yıldırım’da katıldığı gösterime yoğun bir ilgi gösterilirken,  salonda Hrant Dink, Orhan Bakır ve solun önder isimlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın fotoğrafları asıldı. Partizan ve Sınıf Teorisi’nin ortak organizasyonuyla gerçekleşen gösterim, Ermeni yazar Hrant Dink’in katledilmesinin 13. Yıl dönümü dolayısıyla bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Anma ile birlikte Hrant anısına birde şiir okundu. Yaklaşık bir buçuk saat süren Armenak belgeseli izleyenlere duygulu anlar yaşatırken, Türkiye devrimci hareketinin yakın tarihine ışık tutması dikkat çekti.

     

     

    ‘ARMENAK HEPİMİZİN HİKAYESİDİR’

    Filmin yönetmeni Nurcan Yıldırım ise gazetemize verdiği demeçte, Armenak ile Türkiye devrimci hareketinin tarihsel belleğine bir katkı sunduğunu ifade ederek, “Armenak ile Hrant’ın hikayesi bizim hepimizin hikayesidir. Ezilen ulusların, haksızlıkların, kadınların, soykırıma uğrayanların hikayesidir Ermenak. Kadınların hikayesidir. Bu çalışma içerisinde Armenak’ın onlarca arkadaşı yoldaşı tanıklıklarını aktardı. Ailesinden çalışma yürüttüğünü köyler deki halka kadar herkes bir katkı sundu. Bize de bu işi toparlamak düştü” dedi.

     

    ‘TARİHSEL BELLEĞE BİR KATKI’

    Orhan Bakır ile Hrant Dink’in birlikte büyüdüklerini ve yoldaşlıklarını bir ömür sürdüğünü ifade eden Yıldırım, “Armenak onların diğer yüzüydü. Bu belgesel de 6 yıllık bir emeğin sonucu oluştu. Tarihsel belleğimize de katkı sunuyor. Armenak deyince Ermeni soykırımını işlemeden geçemezdik. O tarihte bir Paramazlar var. Türkiye sol tarihinde çok ta işlenmiyor. Bu çok önemli bir eksiklikti. Biz bunu da işledik. Türkiye sol hareketi bu konuda sınıfta kaldı. Paramazlar var Hilmiler var. Tarihin bu boyutunda devrimci kadınları es geçemeyiz. Aslında tarihi yerli yerine oturtmak lazım. Bu belleğimizdir bu tarihimizdir. Bu yolculukta bizde bir şeyler kattık” diye kaydetti. Armenak belgeselini kitaplaştırdıklarını kaydeden Yıldırım, filmin bir çok ülke de daha gösterime sunulacağını ifade etti.

  • İngiltere’de ‘evsizlik’ öldürüyor

    İngiltere’de ‘evsizlik’ öldürüyor

    Hikmet Erden


    İngiltere’de konut krizi giderek vahim bir hal alırken, evsizlerle ilgili çalışma yürüten Shelter, ülkedeki evsizlerin toplam sayısını 280 bin olarak açıkladı. Bu rakam ülkede her 200 kişiden birinin evsiz olduğu anlamına geliyor. Evsizlik ile ilgili durum sadece bununla sınırlı değil. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi verilerine göre 2013-19 yılları arasında ülkede toplam 3 bin 353 evsiz hayatını kaybederken, 130 bin çocuk ise 2020 yılını ‘evsiz’ olarak karşıladı.

     

    Dünyanın en güçlü 5’inci ekonomisine sahip olan ve Londra’da dünyanın en büyük finans merkezlerine ev sahipliği yapan İngiltere son yılların en büyük konut krizini yaşıyor. Son yapılan istatistiki araştırmalar da sorunun büyümeye devam ettiğini gösteriyor. Resmi rakamlar 2019 yılının Nisan, Mayıs ve Haziran ayları itibarıyla evsiz ya da her an evsiz kalma tehdidiyle yüz yüze olanların sayısını 68 bin 170 olarak veriyor. Bunların 32 binini kesin evsiz olan hane halkı sayısı oluşturuyor ve bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 artmış görünüyor. Buna ilaveten hostel, otel ve ucuz odalar gibi geçici ve kötü koşullardaki konutlarda kalanların sayısı da 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesine çıktı.

     

    130 BİN ÇOCUK ‘EVSİZ’ 

    İstatistiklere göre evsizlik kategorisindeki 60 bini aşkın hanede 130 bin çocuk yaşıyor. En kötü konut durumu sayılan, mutfak ve tuvaleti ortak odalarda yaşayan aile sayısı ise 13 bin 450’iyi buldu. Bu sayı son beş yıl içinde yüzde 40 artış göstermiş durumda. Evsizlerle ilgili çalışma yürüten Shelter adlı yardım kuruluşu ise konut krizinin vahim boyutlara ulaştığını açıkladı. Shelter, hükümetin çözümsüz bıraktığı soruna karşı biran önce adım atmasını ve sosyal konutlar inşa edilmesini istedi. Shelter tarafından yapılan araştırmalara göre  evsizlerin toplam sayısı 280 bin civarında ve buda ülkede 200 kişiden birinin evsiz olması anlamına geliyor.

     

    SHELTER: DURUM VAHİM 

    Shelter’ın yöneticisi Polly Neate, evsizlik sorununun vahim boyutlarda olduğunu ifade ederken, “Binlerce insanı evsizliğin eşiğine getiren, ana babaları, çocuklarını kötü koşullarda büyütmeye zorlayan ve aileleri işyerlerinden, okullardan ve komşularından uzak düşüren bir krizle yüz yüzeyiz” dedi.Konut sorununun on binlerce çocuğu etkilediğine dikkat çeken Neate “Aşırı yükselen kiralar, konut yardımlarında yapılan kesintiler ve onlarca yıldır ihtiyaç duyulan sosyal konutların inşa edilmemesi nedeniyle bugün 127 bin çocuk Noel’e evsiz girecek” diye kaydetti.

     

    EVSİZLİK ÖLDÜRÜYOR!

    İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) açıkladığı veriler ise evsizlik ve evsizlerin durumunun korkunç boyutlara ulaştığının göstergesi. ONS, İngiltere ve Galler‘de sokakta ölen evsizlerin sayısına ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda, sokakta ölen evsizlerin yaşı, cinsiyeti ve ölümlerin en çok gerçekleştiği şehirlere ilişkin bilgiler de yer aldı. Rapora göre, 2013-2019 yıllarında ülkede toplam 3 bin 353 evsiz hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden evsizlerin sayısı 2013’te 482 iken, bu sayı 2018’de 726’ya yükseldi.

     

    EN ÇOK ÖLÜM LONDRA’DA 

    Sokakta ölen evsizlerin yüzde 88’ini erkekler oluşturdu, ölümlerin en çok yaşandığı kent de Londra oldu. Erkeklerin ortalama ömrünün 76, kadınların 81 olduğu ülkede, evsiz erkeklerin ortalama ömrü 45, evsiz kadınların ise 43 olarak belirlendi.

    Ulusal İstatistik Ofisi, Sağlık ve Yaşam Analizi Bölümü Başkanı Ben Humberstone, İngiltere ve Galler’de ulusal sorun haline dönüşmüş evsizler konusunda çalışma yapacaklara yardımcı olmak istediklerini kaydetti. İngiltere ve Galler’de sokakta ölen evsiz sayısının 2013’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çeken Humberstone, ölümlerin çoğunun artan uyuşturucu kullanımına bağlı olduğunu söyledi.

     

    İKTİDARIN PLANI BİLİNMİYOR 

    Ülkede bir arkadaşının ya da akrabasının yanına sığınarak yaşayan “gizli evsizlerin” sayısının da 3 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. İktidardaki Muhafazakar Parti ise 12 Aralık seçimlerinde evsizlik ile ilgili önlemler alacağını ve bir planı olduğunu belirtse de planın ayrıntıları bilinmiyor. Son 9 yıldır iktidar da olan Muhafazakarlar sosyal konut inşası konusunda adım atmadığı için sert eleştirilere ragmen, yaşanan ölümlere ve yüzbinlerce insanın konut sorununa ilişkin ciddi bir açıklaması yok.

  • Ankara Anlaşması’nda sona doğru

    Ankara Anlaşması’nda sona doğru

    Hikmet Erden


    İngiltere’de Muhafazakarların iktidarı ile birlikte Brexit’in gerçekleşmesi için herhangi bir engel de kalmazken, Ankara Anlaşması’nda da sona doğru gelindi. Hükümetin AB ile anlaşmalı bir Brexit gerçekleştirmesi halinde 31 Aralık 2020’e kadar başvuru yapılabilecek, eğer anlaşma sağlanamazsa 31 Ocak itibari ile Ankara Anlaşması’da sona erecek ve başvurular kabul edilmeyecek. Uzmanlar, belirsizliğini olduğu bu süreçte yapılacak başvuruların riskli olduğunu vurgularken, anlaşmalı yada anlaşmasız Brexit ile birlikte Ankara Anlaşması sona eriyor.

    12 Aralık seçimleri ile tercihini Muhafazakarlar dan yana kullanan İngiltere’nin AB ile yollarını ayıracağı Brexit tartışmalarının da sonuna geldi. Muhafazakar Parti yeni yıl öncesi Brexit ile ilgili çalışmalara başlama kararı alırken, Başbakan Boris Johnson anlaşmalı yada anlaşmasız İngiltere’nin 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılacağını belirtti. Ancak Johnson’un daha önce AB ile vardığı anlaşmayı Parlamento’dan hemen mi onaylatacağı yoksa kimi değişiklikler yapılarak sonra mı onaya sunacağı net değil. Net olan tek şey İngiltere’nin AB’den ayrılık sürecinin 31 Ocak’ta başlayacak olması.  Eğer anlaşmalı bir Brexit gerçekleşirse 31 Ocak’ta ayrılık süreci başlayacak ve yıl sonuna kadar geçiş yasaları ile birlikte süreç tamamlanacak. Brexit Türkiyeli toplumlar için ise çok önemli. Keza Türkiye’den gelen insanlar Türkiye ve AB arasındaki Ankara Anlaşması’na dayanarak, oturum ve vize başvurusunda bulunarak İngiltere’de yaşama hakkında sahip oluyorlardı. İngiltere’nin AB’den ayrılması ile birlikte bu anlaşma da yürürlükten kaldırılmış olacak. Brexit süreci ile birlikte Ankara anlaşması ile ülkede kalanların ve süresiz oturumu olmayanların durumunun ne olacağı ise belirsiz.

     

    ‘RİSKLİ VE BELİRSİZ’

    12  Aralık seçimleri sonrası genel durumu değerlendiren avukat ve göçmen bürosu yetkilileri, başvurular konusunda hem belirsiz hem de riskli bir döneme girildiğini  belirtti. Bu seçimin bir çok anlamda tarihi bir seçim olduğunu ifade eden uzmanlar, “.Brexit kesin olarak gerçekleşeceği anlamına geliyor. Aynı zamanda 31 Ocak’ta Brexit’in gerçekleşme olasılığı arttı. Brexitin nasıl gerçekleşeceği ise kesin değil. Boris Johnson Brexit’in kesin olarak gerçekleşeceğini ifade etti. Çoğunluğu elinde bulunduran Johnson hem muhalefet karşısında hem de AB karşısında daha güçlü bir pozisyonda. Bu seçimlerin sonucu sadece bir genel seçim değil Britanya halkının Brexit’e ikinci kez evet demesi anlamı taşıyor. Dolayısıyla AB’de bu konuda ayak direterek Brexit’i önleyemeyeceğinin farkına varmak zorunda” dedi.

     

    YENİ MÜZAKERELER OLABİLİR

    Johnson’un tek başına iktidar olmasının AB ile Brexit anlaşması konusunda yeni müzakerelerin oluşabileceğini ifade eden uzmanlar, Ankara Anlaşması ile ilgili olasılıkları şöyle değerlendirdi: “İngiltere ve AB arasında anlaşmalı bir Brexit olması için karşılıklı olarak ödünler verilmesine zemin oluştu. İyi bir anlaşma oluşabilmesi için 31 Ocak tarihinden öte bir zaman gerekebilir. Bu nedenle de Brexit’in 31 Ocak tarihinden sonraya sarkma olasılığı hala masada. Tabi tüm bunların Ankara Antlaşması ile ilgili sonuçları olacak. Maalesef birden olasılık mevcut. Gelin bu olası senaryoları beraber değerlendirelim. Birinci senaryo 31 Ocak 2020’de anlaşmasız bir Brexit gerçekleşebilir. Bu durumda Ankara antlaşması 31 Ocak gecesinden itibaren derhal yürürlükten kalkmış olur. Anlaşmasız bir Brexit olması halinde Ankara anlaşmasını yürürlükten kaldıracak olan Kanun Hükmünde Kararname hazır zaten. Parlamento onayı ile 23 Ekim’de Kanun Hükmünde Kararname yayınlanarak, anlaşmasız bir Brexit olması durumunda Ankara Anlaşması’nın derhal yürürlükten kaldırılmasını öngörüyor. Hatta bu destekleyici yasa sadece Türkiye vatandaşlarının değil aynı zamanda serbest meslek sahibi olarak çalışan AB vatandaşlarının da serbest dolaşım ve yerleşim haklarına son veriyor. Bu durum anlaşmasız Brexit halinde gerçekleşecek.”

     

    BREXİT 31 ARALIK’TA TAMAMLANACAK

    AB ile anlaşma sağlanarak Brexit gerçekleşmesi durumunda ise Ankara Anlaşması’nın 31 Aralık 2020 yılına kadar süreceğine dikkat çeken uzmanlar, “Bu durumda Türkiyeli vatandaşlar Ankara antlaşması başvurularına devam edebilecekler. Bu ikinci olasılığın gerçekleşme olasılığı anlaşmasız Brexit olasılığından daha yüksek. Ayrıca anlaşmalı Brexit olması halinde Ankara Anlaşması”nın Aralık 2020 sonrasına da çekilmesi güçlü bir olasılık olarak duruyor” denildi. Üçüncü olasılığın ise Brexit’in 31 Ocak 2020 sonrasına çekilmesi olduğunu kaydeden uzmanlar, “Boris Johnson seçimi kazanabilmek için kesin vaatler de bulundu. İkincisi Johnson durumu kontrol altına aldı ve acele etmesine gerek yok. AB ile İngiltere arasında daha iyi ilişkiler sağlanabilmesi için yapılacak anlaşmanın aceleye getirilmeden daha derli toplu yapabilmesi için zamana yayılması siyaseten daha doğru olacaktır. Bu durum da Ankara Anlaşması geçerliliğini sürdürür ta ki anlaşmalı ve anlaşması Brexit’e kadar tabi ki. Böylesi bir  ihtimal halinde süreç 2021’e kadar uzayabilir” dedi.

     

    YASAL GÜVENCE BULUNMUYOR

    Ankara Anlaşması doğrultusunda başvuru yapmak isteyenler için ise belirsiz ve riskli bir dönem oluştuğunun altını çizen uzmanlar, “Belirsizlik risk olduğu anlamı taşıyor. Anlaşmalı anlaşmasız hangisinin ne zaman gerçekleşeceği kesin değil. Başvuru yaptığınız tarihte Brexit’in henüz gerçekleşmemiş olması maalesef sizi garanti altına almıyor. Özellikle anlaşmasız Brexit halinde başvurunuz henüz inceleme de iken Ankara Antlaşması yürürlükten kalkabilir ve başvurunuz ret edilebilir. İlk 12 aylık vizenizi almış olsanız bile bir geçiş dönemi yasası olmadığı taktirde anlaşmasız Brexit halinde başvurunuz ret edilebilir. Hükümet yetkililerinin çeşitli dönemler de yaptıkları açıklamalara göre bir defa ilk vizenizi alıp İngiltere’ye geldiğiniz halde Brexit’ten etkilenmeyeceksiniz. Ancak politik söylemler yasal hakların oluşumuna maalesef bir etkisi yoktur. Bunun yasal olarak altının doldurulması gerekiyor. Başvurucular ancak risk alıp başvurabilecekler” diye kaydetti.