Category: slıder

  • 1.3 Milyon Üyeli Britanyalı Sendikadan Kürtlerle Dayanışma Çağrısı

    1.3 Milyon Üyeli Britanyalı Sendikadan Kürtlerle Dayanışma Çağrısı

    Britanya’nın ikinci büyük işçi sendikası olan Unison’un yıllık konferansında Kürtleri konu alan özel bir toplantı yapıldı.

    Kürtlerin Ortadoğu’da demokratik bir sistemi inşa ettiği vurgulanan toplantıda ‘Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’ çerçevesinde çalışmaların yürütüleceği belirtildi. Sendika tarafından delegelere dağıtılan broşürde, Kürtlere yönelik saldırıların derhal durdurulması istenirken, Öcalan’ın özgürlüğü istenerek barış görüşmelerinin tekrar başlaması çağrısı yapıldı.

    Kürt gündemli toplantı

    Britanya genelinde 1.3 milyon üyesi bulunan Unison Sendikası İngiltere’nin Brighton kentinde yüzlerce delegenin katılımıyla gerçekleştirdiği yıllık konferansında Kürt sorununa özel bir yer ayırdı. Dört gün sürecek olan konferansın ilk gününde Kürtleri konu alan özel bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya Kürdistan Ulusal Kongresi’nden Erdelan Baran ve Michelle Alison, Kürdistan Öğrenciler Birliği’nden (YXK) Elif Sarıcan ve Unison Sendikası adına Stephen Smellie katıldı.

    Stephen Smellie
    Stephen Smellie

    Demokratik sistemin mimarı
    Toplantının açılış konuşmasını yapan Unison yöneticisi Stephen Smellie, Kürt sorununu yakından takip ettiğini ve birçok kez Kürdistan’ı ziyaret ettiğini belirtti. Smellie, Kürt halkının çok kritik bir süreçten geçtiğini belirterek Türk devletinin kendi vatandaşları olan Kürtlere karşı topyekün savaş açtığını dile getirdi. Türk devletinin Rojava’ya da düşmanca yaklaştığını kaydeden Smellie, “Kürt halkı DAİŞ’e karşı büyük ve başarılı bir mücadele veriyor. Ancak Türk devleti Kürt halkına karşı büyük düşmanlık sergiliyor. Kürtler tüm saldırılara rağmen Ortadoğu’da demokratik, insan haklarına saygılı, cinsiyet özgürlüğünü benimseyen eşit bir sistem yaratıyor. Bu sistemin ideolojik yaratıcısı Kürt Özgürlük Hareketi lideri Abdullah Öcalan’dır. Öcalan, 17 yıldır tecrit altında yaşıyor. Buna rağmen Rojava’da onun ideolojisinden faydalanarak demokratik özerk bir sistem ruh buluyor” dedi.

    Elif Sarıcan
    Elif Sarıcan

    Dayanışma hayati önemde
    İngiltere’nin AB’den çıkıp çıkmayacağının kararlaştırılacağı  referandum çalışmalarından dolayı toplantıya katılamayan Unison Sendikası Uluslararası Şefi Simon Dubbins bir mesaj gönderdi. Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarla insanlık değerlerini ayaklar altına aldığını ve bunun demokrasi adına büyük bir utanç olduğunu vurgulayan Dubbins, “Sur başta olmak üzere birçok Kürt kenti devlet tarafından yıkılarak çok sayıda sivil yaşamını yitirdi. Türk devleti, DAİŞ ve El Nusra gibi vahşi çetelere destek vererek Kürt düşmanlığı yapıyor. Böylesi çok kritik bir süreçte Kürt halkıyla dayanışmak hayati önem taşıyor” diye belirtti.

    Erdelan Baran
    Erdelan Baran

    Kampanyaya biz de katılacağız
    26 Nisan’da Britanya Parlamentosu’nda ülkenin en büyük sendikalarından GMB ve Unite, Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nı başlatmış, o toplantıda Sinn Fein Partisi ile birilkte Unison da kampanyaya destek açıklamasında bulunmuştu. Dubbins mesajında, bundan sonra ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası kapsamında çalışma yürüteceklerini ifade etti.
    KNK üyesi Erdelan Baran, YXK üyesi Elif Sarıcan da yaptıkları konuşmalarda, Kürt halkına yönelik Kuzey Kürdistan’da devam eden saldırılar ve Rojava devrimi hakkında bilgi verdi.

    Michelle Alison
    Michelle Alison

    Sendikaların desteği büyüyor

    Britanya’nın en büyük emek örgütleri olan Unite ve GMB sendikaları geçtiğimiz ay İngiliz parlamentosunda yaptıkları bir resepsiyonla ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası başlatmışlardı. Yoğun ilginin gösterildiği tarihi toplantıda Öcalan üzerindeki tecrit eleştirilirken, Öcalan’ın özgürlüğünün bölge barışına büyük katkı sunacağı ifade edilmişti. Unite sendikasının 1.5 milyon, GMB’nin ise 650 bin üyesi bulunuyor. En son 400 bin üyeli İngiliz Öğretmenler Sendikası (NUT) da kampanyaya desteğini bildirmişti.

    1.3 Milyon Üyeli Britanyalı Sendikadan Kürtlerle Dayanışma Çağrısı 5

  • AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı!

    Britanya’da bu gün tarihi bir gün. AB referandumunda göçmen toplumların oyları belirleyici en önemli etkenlerden. Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı AB referandum sürecinde sonuç merakla bekleniyor.

    Haber: Erem Kansoy

     Özellikle İşçi Partisinin tutumu ile ve göçmen toplumlarında yaklaşımı ile ‘EVET’cilerin önde olduğu gözlerden kaçmıyor. Britanya  siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında belirleyici metropellerin başında gelen Londra çok ulusluğu ile ve yine İşçi Partisi yanısıra sol kesimin yoğun olarak yaşadığı Britanya’nın belirleyici başkenti konumunda.

    Göçmen toplumların nüfusunu büyük oranda oluşturduğu Londra’da aktif kurum ve kuruluşlarımızda ise AB referandumu ile ilgili ortak bir fikir ortaya çıkmadı. Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.

    Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.

    Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmaları son güne kadar devam etti.

    Dernek, kurum ve örgütlerimiz içerisinde yoğun tartışmalara neden olan 23 Haziran Britanya’nın AB referendumu ile ilgili bazı oluşumlarımız Britanya’nın AB’den çıkmasından yana dururken bazıları ise AB’ye devam diyor. Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor.

    İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını yürüttü.

    Yine ırkçı bir saldırı ile yaşamını yitiren İşçi Partisi millet vekili Joe Cox’un ülkede şok etkisi yaratması ile kampanyalarını durduran taraflardan kazananın kim olacağı ve Britanya’nın ‘yarın’ları merak konusu.

    Özellikle Londra’da göçmen nüfusun baskın olması nedeniyle bölgede referanduma ilişkin nasıl bir netice çıkacağı da merakla beklenirken yine İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumuna ilişkin fikirlerini sorduk.

    Telgraf: Britanya 23 Hazirana süratle yaklaşıyor. AB referandumuna yönelik ‘in’ veya ‘out’ tartışmaları devam ederken toplumlarımızda ciddi bir popülasyonu oluşturan kurumlarımızda referendum ile ilgili sağlanan fikir birliği ne yönededir? Neden?

    Evrim Yılmaz- Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı

    “Biz Kürt Halk Meclisi olarak referandum da ırkılğa karşı AB’de kalma yönünde bir yaklaşım içindeyiz. Ama AB’nin mevcut haliyle eleştrilecek çok yönü var ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Irkçılığa karşı ortak yaşamı savunuyoruz. Göçmen halklarının devletler nezdinde garanti altına alınması gerektiğini düşünuyoruz. Bu anlamda AB’nin göçcmen politikalarının değişmesi ve insan hakları çercevesinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.  Fakat günümüz gereği biz göçmenleri mağdur edecek politikaları destekleyemeyiz. Bu anlamda salt ekonomik değil sosyal haklar anlamında da AB’de kalınması gerektiği eğilimindeyiz.”

    Abdullah Gülerk – Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “Avrupa Birliği, emperyalist sermayenin bir bileşenidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk başlarda sınırlı bir iş birliğinden yola çıkmışlar, ihtiyaçlarının büyümesi ve gelişmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, Avrupa Birliği’ni daha da güçlendirmek zorunda kalmışlardır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmış bir karar hiç değildir. 1990’lı yıllarda dünyada gelişen yeni tartışmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaşanan ve yaşanacak değişimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen başat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluşumuydu. Sınırların kontrollü ‘kaldırılması’, ortak para birimi, ortak ticaret antlaşmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak ortaya atıldılar.

    Avrupa Birliği’nin kendi içinde gümrük duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarlarının kaldırılması meta dolaşımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasıdır. Ulus devletlerin bir bütün ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan durum,  tekellerin önündeki tüm sınırların kaldırılmasından ibarettir. Bu anlamda oluşturulan bu birlik; işçi-emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altında tutmak için ortaya çıkmıştır. Anti-emperyalist demokratik bir kitle örgütü olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı tüm dernek ve kurumlarımız, AB projesini, emperyalist sermayenin birliği olarak görür ve buna karşı mücadele eder.”

    Aslı Gül- Day-Mer Yönetim Kurulu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 1

    “AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.

    Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”

    Yusuf Açıl – YÇKM Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 2

    “AB’ye “evet” demek onun bütün gerici yasalarnını, uygulamalarını ve hedeflerini kabul etmek demektir. Globalizme “evet” demek, hak kesintilerinin, yaşam standartlarının kısıtlanmasının devam edilmesine evet demektir, Evet”çilerin birinci grubunun savları bellidir. Emperyalist tekelleri, sermayeyi dahada güçlendirmek, önünü açmak, her türlü yatırım imkanı, kar ve fırsatı sonuna kadar önlerine sunmaktır. Daha fazla egemenlik üretmek, bu egemenliği derinleştirmek  esas amaçlarıdır. Bunların, yoksulların durumlarını düzeltmek için lafta dahi ileri sürdükleri hiç bir proje yok.

    İkincisi gurup ise “AB’den çıkmalıyız” diyenler. Demokratlar, liberallarin bir bölümü, anarşistler, ırkçılar, faşistler, anti-faşistlerin bir bölümü, çevrecilerin bir kesimi, bazı önemli patronlar. Yani hayır diyenler de genel politik bakışta birbirlerine tamamen karşıt güçlerin bir bölümünden oluşmaktadır. AB’ye Hayır diyen faşist-ırkçı gurupların yaklaşımları tahmin edilebilir: “Britanya yabancıların istilasına uğramış durumdadır. Ülkede mevcut iş imkanları, olanakları, önemli ölçüde biz yerlilerin ellerinde alınarak yabancılara verilmiştir. Britanya Britanya’lılarındır. Yabancıları istemiyoruz. Ülkenin mali imkanlarının bir bölümü AB’ye üye olan ancak ekonomik bakımında zayıf olan kriz içindeki ülkelere aktarılıyor, bunu kabul etmiyoruz. Dahası, Türkiye yakın zaman içinde Avrupa Birliği üyeliğine alınacak. 80 Milyon nufuslu ve her yıl nufusu 1 milyon artan dinamik bir toplumun AB’ye giriyor olması, Britanya’yı yaşanmaz hale getirecektir” deniliyor.”

    Helin Peköz – Gik-Der Yönetim Kurulu

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 3

    Sözde demokrasinin beşiği ve sonsuz savunucusu gibi gözüken AB Suriye’de yaşanan savaş sonrası patlak veren göç krizini çözmek bir tarafa göçmenlere sırtını dönmüş, Suriyedeki savaşın birinci derece de sorumlusu olan Türkiye ile gerici ilişkiler içerisine girmiştir.

    Referandumda hayır demek AB ile Türkiye arasında yapılan bu gerici anlaşmaya hayır demektir, referandumda hayır demek işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik yaşınılan saldırılara hayır demektir. AB referandumunda hayır demek bugün AB yanlısı çalışma yürüten muhafazakar hükümetin güvenoyu kaybetmesi ve düşmesi anlamına gelmektedir.  Avrupa Birliğinin işçi ve emekçilerinin hak ve özgürliklerini teminat altına aldığı koca bir yalandan başka birşey değildir. AB ülkelerinde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleri mücadeleler ile kazandı, kazanılan hiç bir hak Avrupa Birliğinin armağan ettiği haklar değildir. AB işçi ve emekçilerin haklarını vermek bir yana işçi ve emekçilere karşı sürekli bir saldırı furyası içerisindedir.  Avrupa Birliği referandumunda hayır demek aynı zamanda sermayenin birliğine hayır demektir.

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak Britanyada yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı halkımızı 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşecek olan referandumda çıkmak yönünde oy kullanmaya çağırıyoruz. Sermayenin birliğine hayır!”

    İsrafil Erbl – İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı

    AB Referandumu ile ilgili fikir birliği sağlanamadı! 4

    “İngiltere’nin Suriye’yi bombalaması Suriye’deki demokrasiye asla katkı sunmaz. Fakat daha önceki aylarda batılı gazetecilerin boğazları kesilirken ve Kobane düştü düşecek kaygıları yaşanırken sivil toplum örgütleri olarak İngiliz başbakanlığı önünde “Britanya uyuma” diye sloganlar atıldı. İŞİD ve benzeri örgütlerin yaratılmasında emperyal devletlerin katkısının büyük olduğunu biliyoruz. Güçlü devletler Suriye’deki demokrasi güçlerine destek vermelidir. Fakat doğrudan hava saldırısı gibi tüm sivillerinde öldürüldüğü harekatlarda bulunmaları yanlıştır.

    İngiltere’deki tehditleri yeterince algılamış değiliz. Daha dikkatli ve örgütlü olmalıyız.

    Britanya’da ırkçı bir katil tarafından öldürülen Milletvekili Jo Cox’u saygı ile anıyoruz! Ömrü boyunca ırkçılığa karşı mücadele eden ve mültecilerin dostu olan bayan Cox, Avrupa Birliğine “EVET” dediği için öldürüldü. Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalmasını desteklediği için öldürülen Jo Cox’un “EVET” kampanyasını destekliyoruz.
    Çünkü;
    Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.

    Britanya’nın ırkçı gurupları İngilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Halen ölçü, tartı birimlerinin ve teafik kurallarının farklı kullanılmasını bile bu düşünceye bağlayabiliriz. Avrupa Birliğinden ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir. Avrupa ve Britanya’nın birliğini savunmak için sadece bu nedenler bile yeterliyken daha eklenebilecek birçok nedenimiz var. Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına razı olamayız.

    Tüm bu nedenlerden dolayı, ırkçılığa karşı referandumda “EVET” demek önemlidir. Aksi halde ingiliz ırkçı ve yabancı düşmanları ile Aylan bebeklere Akdeniz i mezar edenlerle aynı safta oluruz.”

     

  • Middlesex Hastanesi Acil Bölümü ‘Hastaların Hayatlarını Tehlikeye Atıyor’

    Middlesex Hastanesi Acil Bölümü ‘Hastaların Hayatlarını Tehlikeye Atıyor’

    Edmonton’da bulunan Middlesex Hastanesinin acil bölümü hastaların hayatlarını tehlikeye attığı ve yeterli hizmet sunamadığı için kapatılmayla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.

    Günde 500 hastanın ziyaret ettiği acil bölümdeki ciddi derecedeki sorunlara rağmen, bu bilginin gizli tutulması bölgede büyük topladı.

    Guardian gazetesinin ortaya çıkardığı bilgiye göre, sağlık hizmetlerini denetleyen GMC ve Health Education England’ın hastanenin acil bölümünün kapanma ile tehdit edildiği fakat bu bilginin halkla paylaşılmadığı aktarıldı.

    Haberin yayınlanmasının üzerine bölgenin milletvekilleri bu bilgilerin halktan gizlenerek, hastaları daha da tehlikeye attılmalarına tepki gösterdiler ve sağlık bakanı Jeremy Hunt’ın sorularını yanıtlamalarını talep ettiler.

    Middlesex Hastanesi, NHS tarihinde acil bölümü güvenlik gerekçesiyle kapatılma tehlikesi yaşayan ilk hastane.

    İşçi Parti’li Edmonton milletvekili Kate Osamor web sayfasında yayınladığı açıklamada, ‘‘Middlesex Hastanesinin acil bölümünün kapatılmayla tehdit edildiğinin haberi beni oldukça üzdü ve endişelendirdi’’ ifadelerini kullandı.

    Osamor, Enfield North milletvekili Joan Ryan ile Hunt’a mektup yazdıklarını ifade etti.

    Ryan da, hastanenin durumuna ilişkin yayınladığı açıklamada seçim bölgesindeki halkına hastaneyi kullandıklarında ‘güvenli ve etkili acil hizmet’ verileceğinin güvencesini talep etti.

    Ryan, 2013 yılında Chase Farm hastanesinin acil bölümünüm kapatılmasının, Kuzey Londra’da, özellikle Barnet ve Middlesex hastanelerini zorladığını ekledi.

    NHS’in, hastanelerin acil bölümlerine gelen hastaların yüzde 95’inin dört saat içerisinde tedavi görmelerini hedeflediğini hatırlatan Ryan, Middlesex hastanesinde bu rakamın yüzde 68 olduğunu belirtti. Bu rakam, hastanenin acil hizmetinin ne derecede tehlikede olduğunu sergiliyor.

    Kürt ve Türk toplumunun yoğun olarak kullandığı hastanede geçtiğimiz bir yılda hastanenin acil bölümünde iki şüpheli ölüm yaşandı. İlk olarak 30 yaşındaki Murat Alaboğaz hayatını kaybetti, daha sonra da Nisan ayında üç yaşındaki Armağan Denli aynı hastanede hayatını kaybetti. Her iki ölümle ilgili aileler hastanenin ihmali olduğunu düşünerek şikayette bulundular. Soruşturmalar devam ediyor.

    İşçi Parti Tottenham milletvekili David Lammy bölge milletvekilleri olarak hastanenin sorunlarına ilişkin ‘karanlıkta bırakılmalarını’ anlamadığını ifade ederek, Hunt’ın durumu düzeltmek için ‘neden bir şey yapmadığını’ öğrenmek istediğini ve konuya ilişkin soruları yanıtlamak için Parlamentoda çıkması gerektiğini belirtti.

    Guardian gazetesinin haberine göre, hastanenin acil bölümünde bir çok zaman yeterli doktor olmadığı ve deneyimsiz doktorların sorunlu olarak yalnız bırakılıyorlar.

  • Mahkemeden Sanık Kaçırma Teşebbüsü Davasında Hapis Cezaları Belli Oldu

    Mahkemeden Sanık Kaçırma Teşebbüsü Davasında Hapis Cezaları Belli Oldu

    Wood Green Magistrates Mahkemesine çıkartılacak İzzet Eren’i kaçırmayı planlama davasında, sanıkların hapis cezaları belli oldu.

    Haber: Egemen Arkut

    Özcan Eren (32), tutuklu olan İzzet Eren’i kaçırmaya yardımcı olmakla suç işlemeye teşebbüs ve suç işleme niyetiyle imitasyon silah taşımak suçundan sekiz buçuk yıl ceza aldı. İzzet Eren (33), tutukluyken kaçmaya teşebbüs etmekten ve suç işleme amaçlı imitasyon silah taşımaktan sekiz buçuk yıl ceza aldı.

    Aralık 2015’te çete suçlarından kaynaklı mahkemeye çıkartılırken İzzet Eren’i kaçırma teşebbüsü esnasında, çetenin aracında bulunan, Jermaine Baker, polis tarafından vurularak öldürüldü.

    Baker’ı vuran polisin yargılanması ve olayın soruşturulması devam ediyor.

    İzzet Eren’i kaçırmaya teşebbüs ve suç işlemek amacıyla imitasyon silah bulundurmak suçlarından, Nathan Mason dokuz yıl ve Gökay Soğucaklı beş buçuk yıl hapis cezası aldılar.

    Eren Hasyer, İzzet Eren’i kaçırmaya teşebbüs suçundan 26 Mayıs’ta, çıkarıldığı Woolwich Crown Court mahkemesinde suçlu bulunmuştu, fakat cezası henüz belirlenmedi.

    Polis, İzzet Eren’in, uzun süre hapiste kalmak istemediği için Özcan Eren’e bir çete toparlayarak mahkemeye giderken kaçmasını sağlaması için tuttuğunu düşünüyorlar.

    İzzet Eren’i, mahkemeye gelen polis vanından kaçırmak isteyen Mason, Soğucaklı ve Baker, sabah saat 08:00’den itibaren Wood Green mahkemesinin önünde beklemeye başladılar. Araca dinleme cihazı yerleştiren polis, müdahalede bulundu. Özcan Eren ve Hasyer diğer bir araçta eylemi kontrol ettikleri bildirildi.

    İzzet Eren ve Amoah-Gyamfi 13 Ekim’de çalıntı motosiklet kullanırken silahlı polisler tarafından durduruldular. Üzerlerinde Skorpion otomatik silah ve Tokarov el silahı bulunan sanıklar, öldürme ve yaralama amacıyla silah taşıma suçundan tutuklandılar. Polis, tutuklamanın ‘öldür, yarala ya da sakatla’ eylemine gidilirken gerçekleştiğini açıkladı. İki sanık, 29 Ekim’de çıkarıldıkları Wood Green Magistrates mahkemesinde suçlarını kabul ettiler. İzzet Eren ve Amoah-Gyamfi, kaçırılma teşebbüsünün gerçekleştiği, 11 Aralık’ta mahkemeye çıkarılarak, 14’er yıl hapis cezası aldılar.

  • Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yeni Yönetimini Belirledi

    Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yeni Yönetimini Belirledi

    Başkent Londra’da çalışmalarını yürüten Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği gerçekleştirdiği olağan kongresinde 15 kişiden oluşan yeni yönetimini belirledi.

    12 Haziran Pazar günü Tottenham Selby Centre’da bulunan dernek binasında gerçekleşen kongre canlı tartışmalara sahne olurken geçmiş çalışmaların değerlendirildiği, eksikliklerin masaya yatırılıp tartışıldığı ve önümüzdeki sürecin tartışıldığı bir platform oldu.

    HDP milletvekili Müslüm Doğan’ın açılış konuşmasını yaptığı Kongre saat 12.00’da başladı. Örgütlenmenin ve dernek kurmanın önemine değinen Doğan, Tilkilileerin büyük bir nüfusa sahip olduğunu, bu nufusun ihtiyacına cevap verecek tarzda çalışmalar gerçekleştirmenin gerekli olduğunu belirterek eski yönetime emeklerinden dolayı teşekkür edip yeni seçilecek olan yönetim kuruluna da başarılar diledi.

    HDP milletveki Müslüm Doğan’ın ardından söz alan Mehmet Yüksel Dede, Tilkilerin yapmış olduğu kurumsal çalışmaların önemine değinerek bu çalışmaların aksatılmadan sürdürülmesi ve toplumumuzun ihtiyaçlarının cevap bulması gerektiğini belirtti.

    Divan seçimi ile başlayan kongre geçmiş çalışmaların değerlendirilmesi ile devam etti. Geçmiş çalışmalardaki eksiklikler üzerine yapılan tartışmaların ardından önümüzdeki dönem yönetime seçilecek olanalara çeşitli önerilerde bulunuldu.

    Geçmiş çalışmaların değerlendirilmesinin ardından Londra’da bulunan Demokratik Kitle Örgütlerinden GİK-DER ve DAY-MER tarafından sözlü mesajlar iletildi.

    DAY-MER adına konuşan Feyzullah Cinpolat Tilkiler Derneğine çalışmalarından dolayı başarılar dilerken, önümüzdeki dönemde birlikte çalışmak istediklerini ve toplumumuzun sosyal, siyasal ve kültürel ihtiyaçlarına birlikte cevap vermek istediklerini belirtti.

    Gerçekleşen 5. Kongre’ye Almanya Tilkiler Dayanışma Derneği eşbaşkanları katılarak birer konuşma gerçekleştirdiler, yine Fransa Tilkilililer Derneği, Antep Tilkililer Derneği, İsviçre Tilkililer Derneği yazılı mesajlarını sundular.

    Önümüzdeki sürecin planlaması ve örgütlenmesinin tartışılmasının ardından yeni yönetim kurulu seçimleri’nin gerçekleştiği kongre 15 kişinin yeni yönetime seçilmesi ve 7 kişinin de denetim kuruluna seçilmesi ile son buldu.

    Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yeni Yönetimini Belirledi 1

    Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yeni Yönetimini Belirledi 1
    Tilkililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yeni Yönetim kurulu

     

  • Fincancı, Nesin ve Öderoğlu Tutuklandı

    Fincancı, Nesin ve Öderoğlu Tutuklandı

    Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak için başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılarak gazetenin bir günlük yayın yönetmenliği görevini üstlenen TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Yazar Ahmet Nesin, Gazeteci Erol Önderoğlu hakkında tutuklama kararı verildi.

    Baskı ve soruşturmaların hedefindeki Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak için başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılarak gazetenin bir günlük yayın yönetmenliği görevini üstlenen TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yazar Ahmet Nesin, gazeteci Erol Önderoğlu, haklarında gazetede çıkan haberler nedeniyle “örgüt propagandası” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında İstanbul Adliyesi’nde ifade verdi.

    Savcılık ifadelerinin ardından Fincancı, Önderoğlu ve Nesin “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme tutuklama 3 isim hakkında da tutuklama kararı verdi.

  • Avrupa Birliği Referandumu: Britanya Neden AB’de Kalmalı

    Avrupa Birliği Referandumu: Britanya Neden AB’de Kalmalı

    Bildiğiniz gibi Britanya 23 Haziran’da gerçekleştireceği referandumla Avrupa Birliğinde kalıp kalmamayı oylayacak. Referanduma sayılı günler kala birçok Britanyalı gibi toplumumuz da bu noktada bir kararsızlık durumu yaşıyor. Bu kararsızlık durumu gayet normaldir, çünkü AB’den ayrılmanın veya kalmanın ne getirip neyi götüreceği konusunda büyük bir bilgi kirliliği var olmakla birlikte AB’nin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısı konusunda da yetersiz bilgiye sahibiz.

    Erdelan Baran – KNK Dışilişkiler

    Avrupa Parlamentosu seçimleri en son 2014’te yapılmış ve toplam seçmenin sadece yüzde 42’si gidip oy kullanmıştır. Bu tarihin en düşük katılım oranıdır. Burada hem siyasal ve sosyal faktörlerin eleştirisi hem de AB sisteminin vizyon ve misyonun ne olduğu konusundaki muğlaklıktan kaynaklıdır. AB’de neden kalmamız gerekiyor dediğimizde, AB’nin mükemmel işlediği ve eleştirilmesi gereken yönlerinin olmadığını söylemiyoruz. Tam aksine, eleştirilmesi, reforme ve revize edilmesi gereken çok yönlerinin olduğunu ifade etmek zorundayız.

    Avrupa Birliğinin Kuruluşu

    Avrupa Birliği, Avrupa’da yoğun olan mezhep savaşlarından tutalım daha sonra gelen yoğun iki farklı dünya savaşlarından ders alarak kaostan çıkma girişimi olarak inşa edilmiştir. Ulus devlet sistemleri artık cevap olamamış, bunu aşmak için ulus devletin katılığını devrim ile değil, daha çok reformlar ile çözmeye çalışan bir sistem fikri ortaya çıkmıştır. İkinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan ve soykırımlar ile sonuçlanan ulus-devlet faşizminden, reformcu çıkış ile kurtulmaya çalışan, insan hakları, hukuk ve demokratik ulus-devletler topluluğunun adıdır. AB’nin çıkışı biliyorsunuz; 1950’lerde 6 devletin Çelik ve Kömür birliği adı altında bir örgütlenme olarak ortaya çıkmıştır. İngiltere AB’ye 1973 yılında üye olarak katıldı ve şuan toplam 28 üye ülke vardır. Şunu demeliyiz ki, temeli endüstriyel sözleşme olduğu için AB asıl varması gereken hedefine varamamıştır. Çünkü bu endüstriyel sözleşmeler etrafında insan hakları ve eşit toplum inşa edilemez. O nedenle AB’nin bir çok alanda reforma ihtiyacı vardır. AB yapısal olarak konfederal yapıdır ve bir çok alanda demokrasinin ve yerel yönetimin gelişimi noktasında bir çok önemli adımlar atmış olsa da daha çok gelişmeye ihtiyacı vardır. Çağımıza göre ulus-devlet formları aşılmakta ve demokratik konfederal sistemler en makul yönetim sistemleri olarak görülmektedir.

    Avrupa Birliği yapılanmasını kısaca özetlersek:

    Avrupa Komisyonu:

    28 ülkenin komisyon üyesi haftada bir toplanır ve burada karar tasarıları ve yeni kanun tasarıları üretir ve oylama için parlamentoya havale eder. AB’nin önemli bir motor gücüdür.

    Avrupa Konseyi:

    Burası AB’nin en güçlü organıdır. 28 ülkenin bakanlıkları ve liderleri bir araya gelip AB’nin politikalarını belirler. Komisyondan gelen önerileri tartışırlar ve kendi aralarında nasıl bir yön izleyeceğinin kararına varırlar. Genel olarak en güçlü ülkeler kim ise onların dedikleri gibi sonuç çıkar. O nedenle AB sistemi halen merkezi bir sistemdir.

    Avrupa Parlamentosu:

    751 Parlamento üyesi olan AB’nin tek halk seçimi ile seçilen üyeleridir. Farklı partili gruplara ve bu gruplardan farklı komiteler ve komisyonlara ayrılan AP üyeleri kendi aralarında tartışıp Avrupa Komisyonundan gelen öneriler için oylamaya giderler. İki Avrupa parlamentosu vardır. Bir parlamento Brüksel’de iken diğer parlamento Strasburg’dadır ki asıl son oylama burada yapılmaktadır. Brüksel’den Strasburg’a her hafta geliş gidiş masrafları hayli yüksektir ve halen neden iki parlamentoya ihtiyaçları olduğu anlaşılmamaktadır.

    Avrupa Dış politika Eylem Birimi:

    Bu birimde AB’nin dış politikasını belirleyen birimdir. Hedefleri ülkeler arası ve dış polemiklerin çözülmesi ve krizlerin önüne geçilmesidir. Mesela Sırbistan ve Kosova’ya kendi sorunlarını çözmek için bir baskı uygulamaları bir örnektir. Iran gibi farklı ülkelere bir zamanlar yaptırımlar yapılması diğer bir örnektir. Fakat burada işte Türkiye’deki Kürt sorunu için nasıl bir uygulamaya geçtiler, sorulması gereken önemli bir sorudur. Bu da AB’nin nasıl bir demokratik karakter taşıdığını getiren diğer bir soru.

    İnsan Hakları Mahkemeleri:

    Tabi bu anlattığımız yapılanma dışında insan hakları mahkemeleri ve uluslararası savaş suçunu yargılayan mahkemeler de var. Birçok insan kendi davalarını buraya getirmiş, kazanmış ve tazminat almıştır. Savaş suçu iddiasıyla bazı liderler burada yargılanmıştır. Tekrardan burada ne kadar adaletli bir sistem olduğu tartışmalıktır. Örneğin Kürt halk önderi Öcalan’ının davasında hiç bir hukuki argümanları kanunca geçerli değildir. Bu davadaki kararların hepsi siyasidir. Ayni şekilde PKK’nin yasaklar listesine alınmasında da aynı durum söz konusudur. Örneğin 2002’de PKK listeye alınmış fakat hukuki dayanağı neredeyse hiç yoktur. Çünkü 1999-2004 arası Türk devleti ile herhangi bir silahlı çatışma olmamıştır.

    AB’nin Maliyeti:

    Tabi AB’nin de bir maliyesi var. 2015 bütçesi 145 milyar Euro olarak belirlenmiş. Bu bütçe 21,36% Almanya’dan, 15,72% Fransa’dan, 12,57% İngiltere’den, 11,48% İtalya’dan, 8.06% ise İspanya’dan gelir iken, kalanı ise diğer AB üye ülkelerden gelmekte.

    Avrupa Birliğinde neden kalmak önemli?

    Yurtdışında yasayanlar ve seyahat:

    Bir milyondan fazla İngiliz vatandaşı diğer AB ülkelerinde yaşamakta ve milyonlarcası rahatça bu ülkeleri ziyaret edebilmektedir. Aynı zamanda diğer AB ülkeleri de istediği gibi kalıp çalışabilmekte ve sosyal haklardan yararlanabilmektedir.

    AB’de çıkmak isteyenler tatil yapmak için illa AB üyeliğe gerek yok diyorlar ama AB üyesi ülkeler arası anlaşmalardan kaynaklı uçak fiyatları ve telefon kullanma fiyatları gibi bazı hizmetlerin daha ucuz olduğunu hesap etmiyorlar. Diğer bir nokta ise çoğu zaman bedava ve ucuz sağlık sisteminden faydalanıyorlar. Birleşik Krallığın AB’den çıkması halinde Britanya vatandaşlarının AB ülkelerinde kalmasının bir garantisi olmadığının da bilmeliyiz, çünkü anlaşmalar o zaman bozulacak. AB’den çıkmak isteyenlerinin de öyle İngiltere’nin başka ülkeler ile uluslar arası antlaşmalara güvenmeleri yeterli bir argüman değildir.

    Göç:

    Birleşik Krallığın AB’den çıkmasını savunanların kampanyalarının temelini oluşturduğu göç olgusu en çok tartışılan konuların başında geliyor. Britanya’nın yılda 300 binden fazla göç aldığı ve bunun 184 bininin AB üyesi ülkelerden, diğer 188 bininin ise AB üyesi olmayan ülkelerden geldiği belirtiliyor.

    Göçmenlerin Birleşik Krallık ekonomisine negatif yansımasından çok pozitif katkısının olduğu genel kabul gören bir gerçek. Özellikle AB’den gelen göçmenlerin kendisi ile dışarıya çıkardıklarından fazla vergi ödedikleridir bir gerçektir. Britanya’nın AB’den çıkması göçün tamamen duracağı anlamına da gelmiyor. Biz bir göçmen toplum olarak başka göçmenlerin durumuna empati duymak zorundayız.

    Birleşik Krallık ekonomisinde ortaya çıkan krizlerin ve sıkıntıların sorumlusu olarak göçmenleri göstermenin gerçekçi bir alt yapısı olmadığı birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. Kaldı ki biz göçmen toplumlar olarak bu konuya daha hassas yaklaşmak zorundayız.

    Güvenlik:

    Son dönemde Brüksel ve Paris gibi Avrupa kentlerinde yaşanan terör saldırıları güvenlik olgusunu daha da tartışmaya açmıştır. AB’den çıkmanın güvenlik olgusunu hangi düzeyde etkileyeceği tartışılırken, bir taraf AB üyesi olmanın güvenliğe pozitif etkisi olduğunu, diğer taraf ta negatif etkisi olduğunu iddia etmektedir.

    AB üyesi ülkeler arasındaki güvenlik antlaşmaları, ve bunun sonucu olarak bilgi alışverişi bir tarafı tatmin ederken, serbest dolaşım hakkının güvenliği zaafiyete uğrattığı çıkma yanlılarının önemli bir argümanı. Bu argümanın çok ta gerçekçi olmadığını söyleyebiliriz.

    İsçilik ve ödemeler:

    AB’nin işsizlik durumu 10%’u geçiyor, yani Britanya’ya göre iki kat daha fazla. Bazı isçilerin hakları AB kanunlarına göre garantiye alınmış, fakat vergilendirme ve faydalanmalara gelince Britanya hükümetinin kararlarına göre uygulanmıştır.

    Britanya’da 3 milyon işletmeci AB üyesi ülkeler arasındaki ekonomik antlaşmalardan faydalanarak ticaret yapıyor. Bir de günde 66 milyon pound yatırım alıyor AB’den.

    Sonuç olarak:

    Tabi ki AB sisteminde kalma ve çıkma nedenlerinin bütün bölümleri bizi ilgilendiriyor fakat burada özellikle biz göçmenlerin dikkat etmesi gereken noktaların üstünde durduk. AB’den çıkmak isteyenlerin ekonomik argümanları AB’de üye olmak çok pahalıya patlıyor, o paraları Britanya’da kendine harcasa daha çok gelişeceğine inanıyor. Bunlar AB üyelik masrafından tutalım, tüketici işleri, çiftçilik, enerji ve çevrecilik gibi masrafların Britanya’yı gerilettiğini söylüyor. Kalmak isteyenlerin argümanı ise, AB’de kalmanın bir çok siyasal, sosyal, ekonomik ve hukuki avantajları olduğunu ve hem bir çok alanda garantilerin alındığını söylüyor.

    AB’nin hiç şüphesiz eleştirel yönleri vardır. Fakat farklı toplulukların birlikteliği ve yerel yönetimlerin güçlenmesi ve birçok demokratik mekanizmanın güçlenmesinde AB’yi bizim için çok daha uygun bir model olarak görmemiz gerekir. Daha da eleştirilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Diğer bir nokta ise AB’den çıkmak ve eski ulus devlet modeline geri dönmek yeni çağın demokratik ve topluluğun ütopya ruhuna uymamaktadır. Diğer bir nokta ise AB’nin üyelik faturasını biz göçmenleri bir faktörü olarak gösteren ırkçı zihniyetin bir parçası olmamalıyız. Eğer böyle olursak katledilen milletvekili Jo Cox’un göçmenleri destekleyen düşüncelerine ters düşeriz. Jo Cox’un adaleti biz göçmenler olarak AB’ye hayır demekle olmamalı.

    Son olarak sunu belirtmek gerekiyor: “AB’de çıkmak emperyalizme en büyük cevap” olduğunu söylemek ve aynı zamanda emperyalizmin en büyük mimarisi olan İngiltere’de yaşamak, çok ciddi çelişkidir. Evet, Ortadoğu’nun en büyük sorunlarını öncüsü AB ülkeleridir, ama o zaman sorunu içinde çözüm arayarak olmalıdır ve bu da AB modelini parçalayarak değil, tam tersine reforme, revize ve tamamlayarak olmalıdır. Diğer nokta ise “UKIP gibi sağcı parti Türkiye’yi eleştirdi, ama solcu parti eleştirmedi, o nedenle ben sağcı partinin AB’de çıkma politikasını desteklerim” demekte çok ciddi bir çelişkidir. Çünkü sağcı parti Türkiye’yi eleştirirken senin kaşını gözünü sevdiği için değil, tam tersine kendi özel çıkarları için eleştirmektedir, çünkü sağcılar hiç bir göçmeni bu ülkede istememektedir. Jo Cox’un katili ise bu sağcı eğilimlerin politikasıdır. AB’den çıkmak sağcı ve ırkçı iktidarı daha da güçlendirecektir.

    O nedenle 23 Haziran’da Birleşik Krallığın Avrupa Birliğinde kalmasından yana oy kullanmalıyız.