Category: slıder

  • ‘Alternatif Olduğumuzu Göstermemiz Gerekiyor’

    ‘Alternatif Olduğumuzu Göstermemiz Gerekiyor’

    ‘Alternatif Olduğumuzu Göstermemiz Gerekiyor’ 1

    Birleşik Krallık Perşembe günü yapılacak genel seçimler için hazırlanırken, Tusc’ın Tottenham’daki sosyalist adayı Jenny Sutton yürüttüğü yoğun seçim kampanyasından sonra gazetemize konuştu. Kendisini sosyalist olarak tanıtan Sutton, kampanyasında yoksulluk, sağlık hizmetler ve evsizlik gibi sorunlara özellikle dikkat çekiyor. Tusc adayı ‘Tottenham’ı adalet için pembeleştirelim’ sloganıyla, pembe seçim broşürleriyle kesintilere ve göç karşıtlığı politikaların aksine eşitlikçi söylemleriyle kendisini halka tanıttı ve tanıtmaya devam ediyor.

    Sutton, özellikte, UKIP’in öncülüğünde yürütülen yabancı karşıtlığı politikaların diğer partilerin de dahil olmasını eleştiriyor.

    Sendikalar ve Sosyalist Koalisyon, Tusc, mevcut sistemi sorgulayan bir oluşum. Eski milletvekili olan Tusc’ın başkanı Dave Nellist, milletvekilliği maaşının %40’ını, fabrika işçisinin kazandığı kadar, alıp gerisini de bağışlayan siyasetçi olarak biliniyor. Ülke genelinde 135 adayla seçimlere giren Tusc’ın seçim beyannamesinin ana başlığı özelleştirilen kamu hizmetlerinin ve sanayilerin tekrar kamulaştırılmasıdır.

    Çeşitli sosyalist ve sendika kurumlarından, 2010 yılında, oluşan Tusc’ın Tottenham adayı Sutton, İşçi Parti’li David Lammy’e karşı yarışıyor.

    Öğretmen, sendikacı, anne ve aktivist kimlikleriyle kendisini tanıtan Sutton ile seçim kampanyası ve bölge için yapmak istediklerini konuştuk.

    Tottenham’da 27 yıldır yaşayan Sutton, 21 yıldır da Esol öğretmenliği yapıyor. Birinci Körfez Savaşı süresinde, 1990 yılında, Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde (KCC) gönüllü olarak kadınlara Esol dersleri vermeye başladığını anlatan Sutton, orada öğretmenlik yapmaya karar verdiğini ve 1993 yılından itibaren Tottenham’daki CONEL kolejinde Esol öğrettiğini ifade etti.

    Sendika çalışmalarında aktif yer alan Sutton, ırkçılık karşıtı, savaş karşıtı, göç hakları ve mülteci hakları kampanyaların içerisinde yer alan Sutton, aktivist olmanın yanında ve öğretmenliğinin nasıl geliştiğini şöyle anlattı: ‘‘Savaşa karşı çalışma yürütürken Kürt ve Türk kurumlarla çalışmaya başladım, öyle de İngilizce öğretmeye başladım ve Esol öğretmeni olmak için eğitim almaya başladım.’’

    Annesi İskoç, babası Galer’li olan Sutton, Essex’te doğup, 1987 yılından itibaren Tottenham’da yaşıyor ve ‘Artık başka bir yerde yaşamak istemem’, diyor.

    Sutton, bölgenin en büyük sorunlarının yoksulluk ve konut sorunun olduğunu ifade ediyor ve İşçi Parti’li Haringey belediye’sinin Hükümet’in kemer sıkma politikalarına karşı durmak için yeterli olmadıklarını belirtiyor. Sutton şöyle konuştu: ‘‘Tottenham’daki gençlik işsizliği Londra’da en yüksekte. Konut çok büyük sorun. Haringey belediyesi, belediye evlerini özel şirketlere satmak istiyor. Bölgenin yenilenmesine sosyal arındırma olarak görüyor- fakirleri bölgeden uzaklaştırıp zenginleri getirmek. Durum şöyle İşçi Parti belediyesi, merkezi Muhafazakar Parti’nin bütçe kesintilerine karşı gelmektense, düşürülen bütçelerine razı gelip açığı business rates, ve ticaretten çıkarmak istiyor, bunun için de bölgede daha varlıklı insana ihtiyacı var. Yoksulluk Tottenham’da büyük sorun. Sağlık sorunları büyük sorun. Belediye sağlık ve bakım hizmetlerine kesinti yapmayı planlıyor. Bu kesintileri yapmalarının sebebi de austerity uygulamalarını kabul etmeleri ve ret etmemeleri. Kesintilere karşı mücadele edilmesi gerekiyor. Belediye evlerini satmasalar, bedroom tax’ı uygulamasalar, ve merkezi hükümete kesintilerle çalışmaların imkansızlığını dayatsalar, gerekirse greve girip uygulamazlarsa çoğunluk kazanır. Siyasetçi gibi davranmıyorlar, bürokrat gibi davranıp sadece kesintileri uyguluyorlar.’’

    ‘Alternatif Olduğumuzu Göstermemiz Gerekiyor’ 1

    KALKINDIRMA ADI ALTINDA YAPILAN PLANLAMALAR EN ÇOK FAKİR KESİMİ VURUYOR

    Haringey belediyesinin 10 bin belediye evini yıkma planına karşı olan Sutton, yıkılan evlerin yerine tekrar sosyal konut yapılmayacağına ve Tottenham’daki yoksul halkın bölge dışına sürüleceğini ifade etti. Sutton, bölgeyi kalkındırmak için görülen planların aslında en çok yoksul insanları etkileyeceğini ifade etti. Londra Büyükşehir Belediye Başkanlığı İşçi Parti aday adayları arasında olan Lammy’in bu kampanyası için, inşaat sektöründe çalışan, yatırım şirketi, Cain Hoy’ın üst düzey yöneticilerinden, Jonathan Goldstein’dan maddi destek almasını eleştirdi. Sutton, şöyle konuştu: ‘‘Burada iki sorun var. Birisi, belediyenin kendi sosyal etki raporunda planların özellikle siyahi toplumu olumsuz etkileyeceğini belirtmesine rağmen, Lammy’in belediyenin bölgeyi rejenere etme planlarına karşı gelmemesi. İkinci sorun da, bir konut yatırım firmasının Lammy’in Londra belediye başkanlığı kampanyasına destek olmasıdır. Bu yasa dışı değildir, fakat, etik ve siyasi bir sorun var. Maddi çıkarlarının olduğu bir yerde, farklı yaklaşımları varken sıradan vatandaşların haklarını aradıklarını nasıl söyleyebilirler.’’

    Sutton, Tusc olarak amaçlarının kesintilere karşı durmak, Ulusal Sağlık Hizmetleri’ni (NHS) korumak ve yatırım yapmak, kamu işlerini korumak, zenginlerin vergilerini arttırıp, nükleer silahlanmayı kaldırmak olarak anlatıyor.

    Kampanya süresinde olumlu yanıtlar aldığını belirten Sutton, bir çok insanın, İşçi Parti’sinin kendilerini temsil ettiğini düşünmemelerine rağmen, Muhafazakar Parti’nin iktidar olmasını önlemek için İşçi Parti’ye oy vermeyi planladıklarını gördüğünü belirten Sutton, Lammy’in bölge halkına yabancılaştığını ifade etti.

    Sutton, adil bir vergi sistemin oluşturulup ve özelleştirilen hizmetlerin tekrar kamulaştırılmalarıyla toplumun eşit düzeylerde yaşamasının mümkün olabileceğine vurgu yapıyor.

    KESİNTİLER EN ÇOK KADINLARI ETKİLİYOR

    Sutton, bir eğitimci olarak, ülkenin eğitim sisteminde, ve özellikle eski Muhafazakar Eğitim Bakanı Michael Gove’ın yaptığı değişikliklerle, büyük eksiklikler olduğunu gördüğünü dile getirdi.

    Sutton, sosyal bakım hizmetlerine yapılan kesintilerden de büyük endişe duyuyor ve hasta bakımına yapılan bu kesintilerin ilk olarak kadınları etkileyeceğini ifade etti.

    Liberal Demokrat Parti’nin artık önemsiz olduğunu ifade eden Sutton, Yeşil Parti’nin oylarını arttırmalarının önemli olduğunu ve Tusc adaylarının olmadığı seçim bölgelerine Yeşil Parti’nin desteklenmesinin önemli olduğunu dile getirdi.

    İŞÇİ SINIFIN MÜCADELESİNDE KÜRTLERİN ROLÜ BÜYÜK

    İstanbul’da, 1996 yılında, Emine Ocak da dahil olmak üzere, Cumartesi anneleriyle gözaltına alındığını anlatan Sutton, Kürt ve Türk sosyalistlerin mücadelesinden çok etkilendiğini ifade etti. Kürtlerin, Britanya toplumu içerisindeki rolünü şöyle anlattı: ‘‘Kürtlerin Britanya toplumu içerisinde önemli yerleri var. Bu da Sykes Picot a, ve Kürdistan’ın bölünmesine kadar gidiyor. Britanya Orta Doğu’yu bölmeseydi ve 1920’li yıllarda Kürtleri gazlamasalardı bu ülkede var olan göçmen toplumu olmayacaktı. İşçi sınıf mücadelesinde de Kürtlerin önemli rolü var. Kürt ve Türk toplumunun bu mücadelede var olmaları çok önemli ve olumlu. Buradaki işçi sınıf mücadelesinin Kürt toplumu gibi, emperyalizme mücadele eden toplumlarda öğrenecekleri çok şey var.’’

    Sutton, Britanya solunun zayıfladığını ve yeni nesilde tekrar yayılması gerektiğini belirterek, solun bölünmesinin bunda büyük rol oynadığını ve Tusc’ın sol grupları bir araya getirmeye çalıştığını ifade etti. Yunanistan’daki Syriza’nın seçim zaferinin ve İspanya’daki Podemos’a desteğin artmasının önemli olduğunu vurgulayan Sutton, Britanya solunun güçlenmesi gerektiğini belirtti. Solun güçlenmesi, aşırı sağı zayıflatacağını belirten Sutton, şöyle konuştu: ‘‘Sağ yükselerek gerçek ve ciddi bir tehdit oluyor ve dikkatli olmamız gerekiyor. Yunanistan’da Syriza’nın kazanması buradaki insanlara, ‘austerity’, kemer sıkma politikalarını kabul etmeleri gerekmediğini gösteriyor. Syriza ve Podemos Avrupa’daki austerity karşıtlarına biraz güven verir.’’

    ‘‘ANA AKIM PARTİLERİ İÇİN GÖÇMENLERİ SUÇLAMAK DAHA KOLAY GELİYOR.’’

    Yabancı ve göçmenlerin evsizlik, yoksulluk ve sağlık hizmetlerinin çöküşünden sorunlu tutulmalarının, yeterli vergi ödemeyen zenginlerden dikkati dağıttığını anlatan Sutton, şöyle devam etti: ‘‘Yunanistan’daki sol Britanya’nın solundan çok daha ileride ve organize. Organize olan bir işçi sınıfları var. Yunanistan’da sağın yükselmesinin önlenmesinde, sosyalistlerin rolü büyük oldu. Golden Dawn, vahşice göçmen işçiler ve toplumları hedef alıyordu, ama sosyalist sol, göçmenlerin ülke sorunlarından sorumlu olduklarının söylemine devamlı karşı olarak, öfkeyi vergilerini ödemeyen zengin Yunan sınıfa yönlendirdiler. İşçilerin austerity’ye karşı birleşmeleri gerektiğini vurgulayıp, ırkçılığa karşı söylemleri de kampanyalarının ana maddesi yaptılar. UKIP faşist bir parti olmasa bile, ırkçı popülist bir parti, ve yabancıların evsizliğe ve düşük maaşlardan sorumlu olmasının sebebi oldukları söylemi aynı. Bu söylem Muhafazakar Parti tarafından besleniyor ve İşçi Parti tarafından da meydan okunmuyor. Ana akım partileri için göçmenleri suçlamak daha kolay geliyor.’’

    Left Unity’den destek aldığını belirten Sutton, Tusc’ın solun bölünmesine bir çözüm bulmaya çalıştığını ve Tusc çatısı altında olmasa da solun toplu olarak çalışması gerektiğini vurgulayıp, ‘çok daha ileriye gidilmesi gerekiyor’, dedi.

    ‘‘BİZ ORGANİZE OLUP, ALTERNATİF OLDUĞUMUZU GÖSTERMEMİZ GEREKİYOR’’

    Sutton, Tusc’ın, desteklenmesinin önemine vurgu yapıp, uzun vadeli bir mücadele içerisinde olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: ‘‘Biz protesto oyuyuz. Ve mesajımız, azınlığın yararına yarayacak şeylerin yapılıp çoğunluğun zarar görmesine karşı durulmasıdır. Sosyalistler var olan sistem içerisinde değişiklik yapılabileceğine inanmıyor. Ama ben, çoğunluk için faydalı olacak bir şeylerin yapılabileceğine inanıyorum. Parlamentoda bu sesi çıkartacak milletvekillerine ihtiyacımız var. Alt tabanın bilinçlenip ses çıkarmaları gerekiyor. Çok ufak bir oluşumuz ama bu tartışmalar olması gerekiyor. Şu anda sol zayıf ama olasılıklar var. Yeni nesili kazanmamız gerekiyor. Bu yeni nesil çoğulcu mücadelelerin zaferlerine tanık olmamışlar henüz. Kazanım olmadan onları ikna etmemiz zor. Ama ortada büyük haksızlıklar var ve alternatif aranıyor. Biz organize olup alternatif olduğumuzu göstermemiz gerekiyor.’’

    Sutton, son olarak haksızlığın olduğu yerlerde mücadelelere destek verilmesi gerektiğini belirten Sutton, sosyalist yapıların bu değişimlerden faydalanmak için kendilerini göstermeleri gerektiğini anlattı ve şöyle devam etti: ‘‘Çevre için de sosyalistlerin organize olup, çevreyi koruma altına almamız gerekiyor. Nerede bir mücadele var ise orada olmamız şart. Düşük ücretler, ırkçılık, cinsiyetçilik, sosyalistler orada olup organize olmaları gerekiyor.’’

    Haber: Esra Türk

  • Britanya Siyasetinde MANKURT Kürtler

    Britanya Siyasetinde MANKURT Kürtler

    7 Mayıs Britanya genel seçimleri yaklaştıkça insan Britanya ve Londra’nın siyasete atılmak ve seçilmek isteyen bazı Kürt adaylarından dolayı hayretlere giriyor.

    ZANA GENÇ-LONDRA

    Britanya Siyasetinde MANKURT Kürtler 1

    Liberal Democrats, Kuzey-Londra Tottenham bölgesi milletvekili adayı Dr Turhan Özen geçen hafta TRT TÜRK’e verdiği 3 dakikalık röportajı izledikten sonra ve bunu sosyal medya üzerinde kendisi ile doğrudan bazı seçmenlerin eleştirip tartıştığından sonra, bu yazıyı ele almaya karar verdim.

    Konuya girmeden önce, bilmeyenler için MANKURT kelimesine ilk olarak nerde ve nasıl rastladım, Mankurt’un veya Mankurt’laşma ne anlama geldiğini izah edeyim.

    2000’li yılların başında, Londra’da Kuzey Kürdistanlı toplumunu yakından tanımaya başlayan ve onların siyasi/toplumsal kurumlarından aktif rol almaya başlayan Xorasan-Quçan’lı (İran Horasanı) bir Kürd dost ile tanıştım, zaman ve yıllar geçtikçe dostluğumuz pekişti. Bir gün bana dedi ki ‘sana bir kitap, bir roman, sipariş edip hediye etmek istiyorum, ama bu kitabı iyi okumanı istiyorum ki seninle bir konuyu derinden sohbet edeyim.’

    İran-Xorasan Kürdleri ağırlıklı olarak Dêrsim, Çemişgezek havzasından yaklaşık 600 yıl önce Xorasana göç ettirildi. Şu an orda bir milyonu aşkın bir Kürd nüfusu, binlerce köyde, yüzlerce kasabada, ve onlarca şehirlerde yaşamakta. Günümüzde Xorasanlı Kürdler kimliğini, folklorik gelenek ve Kürtçe dilini Türkiye Kürdistanın birçok bölgesinden daha iyi koruyabilmişlerdir.

    Xorasan-Quçanlı dostum bana “Gün Olur Asra Bedel” (İngilizcesi The Day Lasts More Than a Hundred Years) adlı kitabı sipariş edip hediye etti. Bana hediye etmesinin ve ısrarla benim bu kitabı okumamı istemesinin amacı, Kuzeyli (Türkiye) Kürdlerin uğradığı ve günlük hayatlarında yaşadığı, benliklerine hücrelerine işlediği asimilasyonu, başkalaşma, kendi diline, toplumuna düşmanlaşma ve köle mantığını nasıl içselleştirdiğini daha iyi kavramam içindi. “Gün Olur Asra Bedel” kitabı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde, 1980’de, ve daha sonra dünyaca tanınan Kırgız yazar, Cengiz Aytmatov, tarafından Rusça yazılmıştı, ve daha sonra birçok dile çevrildi.

    Cengiz Aytmatov, romanında “Mankurt” kavramını bir sosyoloji terimi yapacak derecede çarpıcı sosyolojik saptama yapar. Mankurt, Aytmatov’dan sonra, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla karşı tarafın buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.
    Mankurt bazı işlemler sonucu öz benliğini yitirerek kendisini kimliksizleştiren düşmanının kuklası haline gelmiş bir zavallı insan tipidir.
    Kelime aslen Türkik bir kelimedir, Kırgızistan, Kazakistan ve Moğolistan çevresinde ilk kullanılmıştır, Türkiye’de ülkücü ve Turancılar bu kelimeyi çok kullanır.
    Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” romanında bir Orta Asya efsanesi, bir bilinçsiz köleden bahsediliyor. Mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak Güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür.

    Osmanlıda Hıristiyan çocukların zorla alınarak devşirilip yetiştirilmesi ile oluşturulmaya başlanan Yeniçeri Ocağı da bir Mankurt’laşma yöntemidir, çünkü büyüyen ve ordulaşan çocuklar daha sonra kendi toplumuna karşı acımasızca hunharca kullanıldılar.

    Bu uzun serüveni ve açıklamayı yaptıktan sonra, Britanya Siyasi arenasında siyasete, 7 Mayıs genel seçimlerinde milletvekilliliğine atılmaya çalışan bir ‘Mankurt’ Kürdü tanıyalım.

    Dr Turhan Özen, Britanya’nın Liberal Demokrat Partisinden 7 Mayıs’ta yapılacak genel seçimlerde Kuzey-Londranın Tottenham bölgesinde milletvekili adayı. Elazığlı muhafazakar bir Kürd, 1997’den beri Britanya’da yaşamakta, okumuş, yüksek eğitim görmüş bir insan, ve 2007’de beri şuan yer aldığı Liberal Demokrat partisinde aktif. Yıllardır Kürd toplumuna ve Kürd kurumlarına kendisini tanıtmaya sevdirmeye çalışan biri.

    Temsil ettiği parti, Liberal Demokrat, isminden de anlaşıldığı gibi Tottenham, Londra ve Britanya’daki kültürel çoğulculuğu, özgürlükleri, farklı kimlikleri kucaklayan, farklı isimleri ile adlayan, zorla kimlik giydirmeyen bir siyasi çizgi gütmekte ve savunmakta.

    Genelde Kuzey-Londra ve özelde Tottenham bölgesinde yoğun bir Kürd nüfusu yaşamakta, bunların çoğu Türkiye Kürdistan’ından askeri, siyasi ve ekonomik baskıların 1990’lı yılların başında arttığı dönemde Londra’ya siyasi sığınmacı olarak geldiler. Burada, özelikle Haringey, Hackney, Enfield ve Islington belediyeleri sınırları içinde son 20-25 yılın içinde zorluklara rağmen, kendi öz Kürd kimlikleri altında örgütlendiler, siyasal, inançsal, yöre, ve ekonomik kurumlaşmalara gittiler.

    Ve kendilerini beli bir derecede yılların mücadelesi ve emeği ile Türkiye’de yasaklanmış, yok sayılmış, baskı görmüş, sürgün edilmiş, Kürd kimliklerini hem yerel hem de merkezi Britanya devlet kurumlarına kabul ettirmeyi başardılar.

    Liberal Demokratlar Tottenham bölgesi milletvekili adayı Dr Turhan Özen geçen hafta TRT TÜRK’e verdiği 3 dakikalık röportajı izledikten sonra ve bunu sosyal medyada kendisi ile direk bazı seçmenlerin eleştirip tartıştığından sonra, bu yazıyı ele almaya karar verdim.

    3 dakikalık röportajda Ankaralı ve Kürdlerin damadı olan muhabir, Mehmet Bal, bastıra bastıra gaz vere vere Turhan Özen’e soruyor; “İngiltere’nin ilk TÜRK milletvekili olma şansın var, Kuzey Londra’nın, Tottenham’ın, Haringey’in TÜRK toplumu için ne demek, nasıl bir duygu TÜRK milletvekili adayı olmak?”

    Turhan Özen’in sunucuya verdiği birkaç cevabı kısaca sizlerlen paylaşayım; “Tottenham TÜRK nüfusunun çok yoğun olduğu bir bölge, bugüne kadar TÜRK geçmişe, TÜRK asılı yok İngiltere Parlamentosunda, Lordlar Kamerasında bir bayan MERAL ECE hanım var, ama o KIBRISLI (yani o Kıbrıslı, TÜRK değil, ama bizim mankurt TIRK oğlu TIRKdır)”

    “İngiltere’nin milletvekili olması TÜRKLERİN İngiltere’de, politika konusunda TÜRK fikrinin ne olduğunu, TÜRK asıllı, TÜRKÇE konuşan insanların ne düşündüğünü bilmesi faydalı olacak, İngiltere politikası için”

    …….

    Bu röportajı ve Kürdlere tekrar ve maalesef bu sefer mankurt bir Kürd tarafından zorla giydirilmeye çalışılan Türk kimliğini, sosyal medya üzerinden eleştiren Britanyadaki Kürdler, seçmenine, şöyle cevap verme cüretini Turhan Özen kendinden bulabiliyor

    “Kürt bir aileden geliyorum, sonradan dahil olduğum bir toplum değil, o yüzden şunu da net olarak söyleyebilirim. Kürt ve Türk kelimeleri bizim için bir fark ifade etmiyor. Kürtlerin çoğunluğu için. Bu konuda aşırı ısrarcı arkadaşlar da hem Kürtlerin özgürlük alanına rahatsızlık veriyor, hem de diğer ırklar ile gereksiz bir düşmanlık havası oluşturuyor. Artık Kürt toplumu da BNPvari (yani Britanya nın ırkçı MHPsi) refleksleri ile de yüzleşmeli.”

    Buna karşı bazı yorumcular tepkilerini şöyle ifade ettiler,“Liberal Demokrat Parti’den aday olduğuna emin misin? MHP adayı gibi konuşuyorsun da! ‘Türk asıllı’, ‘Türk geçmişine sahip’, Türk milletvekili’ ‘Türkleri etkinleştirmek’ vs.

    Seçim sürecinde katıldığı her panelde Kürt olduğunu söylemiş ama TRT Türk mikrofonunu görünce her ne olmuşsa artık, ağız alışkanlığı değişip Türklüğünü hatırlamış. Bugün Türkiye’de AKP ve CHP’de bile böyle siyasetçi bulmak zor. Kürt toplumunu temsil edemeyeceği çok açık.

    Bu uzun yazıdan sonra, bu arkadaşa cevap verecek olan, öncelikle 7 Mayısda oy kullanacak Kürd seçmenidir, daha sonra da dirsek temasında olduğu desteğini ve yardımını esirgemeyen Britanya’daki Kürd şahsiyetler ve Kürd kurumlarıdır.

    Artı yeni bir Ozan Ceyhuna yolu açmayalım diyorum. Ozan Ceyhun Almanya’da Yeşiller Partisinden milletvekilliydi, daha sonra SDP (Sosyal Demokrat Partisi) ve şuan 2015 Türkiye genel seçimleri için AKP’den adaydır….

  • Di Anketên Dawî De Partiya Karkeran û Ya Muhafazakar Wek Hevin

    Di Anketên Dawî De Partiya Karkeran û Ya Muhafazakar Wek Hevin

    Ji bo hilbijartinên giştî yên Brîtanya ku wê 7´ê Gulanê roja Pêncşemê werin lidarxistin, partiyên siyasî propagandayên xwe yên dawî dikin. Li gorî anketeke encamên wê hatin aşkerakirin Partiya Karker a li mûxalefetê wê bi rêjeyeke kêm, hilbijartinê qezenç bike.

    Di Anketên Dawî De Partiya Karkeran û Ya Muhafazakar Wek Hevin 1
    David Cameron û Ed Milliband

    Li hin anketên ji bo hilbijartinên giştî Partiya Mûxafazakar (Torîes) a Serokwezîr Davîd Cameron endamê wê ye di rêza yekemîn de ye, li hin anketan jî Partiya Karker (Laboûr) wê bi ser bikeve.

    Li gorî anketa dawî ya ji aliyê şîrketa YoûGov ve hat kirin, Laboûrg a bi lîderiya Ed Mîlîband bi rêjeya ji sedî 34’an re di rêza yekemîn de ye. Torîes a bi lîderiya Serokwezîr Davîd Cameron jî bi rêjeya ji sedî 33’an di rêza duyemîn de cih digire.

    Rêya Demokratên Lîberal ên hevparê desthilatdariyê ne, di rêjeya ji sedî 8’an de ma. Rêjay Partiya Serxwebûnê ya Yekbûyî (UKIP) ku bi gotinên xwe yên nîjadperestî û dijberiya Ewropayê tê naskirin, derket ji sedî 14’an.

    Li gorî anketeke din a ji aliyê şîrketên cuda ve hat kirin, Partiya Karker û Mûxafazakar gelekî nêzî he vin.

    ‘BI ÇEND PÛANÊN JI HEV ZÊDE RE DIBE KU PIRANIYA PARLAMENTERAN BI DEST BIKEVE’

    Li Brîtanyayê de ku wê 650 endamên Kamara Avamê werin hilbijartin, di hilbijartinên sala 2010’an de Torîes bi rêjeya ji sedî 36,1 ê dengan re 308 parlamenter, Demokratên Lîberal jî bi rêjeya ji sedî 23’an re 57 kursî bi dest xistibû û tevlî koalîsyonê bûbû.

    Laboûr ku ji sala 21997’an het sala 2010’an li ser desthilatdariyê bû, bi rêjeya ji sedî 29’an re258 kursî wergirtibû û ketibû rewşa mûxalefetê.

    Di van hilbijartinan de ji ber ku ketina dengên demokratên lîberal û bêbandoriya partiyên din, Patiay Karker an jî mûxafazakar bi çend pûanên ji hev zêde re dikarin bi tena serê xwe bibin desthilatdar. Herî dawî Partiya Karker a bi lîderiya Tony Blaîr di hilbijartinên sala 2005’an de bi rêjeya ji sedî 35,2 ê dengan re ji 650 kursiyan 355 qezenç kiribû.

     

  • İştebrak’taki Alevi Katliamı Protesto Edildi

    İştebrak’taki Alevi Katliamı Protesto Edildi

    İştebrak’taki Alevi Katliamı Protesto Edildi 1

    Suriye’nin İştebrak köyünde geçtiğimiz hafta El Nusra çeteleri tarafından Alevilere karşı yapılan katliam Britanya Alevi Federasyonu’nun düzenlediği basın açıklaması ve yürüyüşle protesto edildi.

    Demokratik Güç Birliği’nin desteklediği eylem, Cumartesi günü, saat 13:00 sıralarında, Manor House tren istasyonunun önünde başladı.

    Basın açıklaması okunmadan önce bir konuşan Britanya Alevi Federasyonu başkanı İsrafil Erbil, ‘‘Suriye’de olanlara bugün dur demezsek eğer, Hatay başta olmak üzere, bütün Aleviler- sanmayın ki Avrupa’da biz bundan kurtulabiliriz- Alevi kimliğimizle yaşamak istediğimiz sürece, bunlar, bugün Cami’de lokum dağıtanlar, yarın buradaki Camilerde de Alevilere karşı fetvalarını dağıtacaklardır. Bu nedenle Alevi kimliğine sahip çıkmak değerlidir’’ dedi.

    Cemevi başkanı Tugay Hurman’ın okuduğu basın açıklamasının ardından, kitle Harringay merkezine doğru yürüyüşe geçti.

    Yürüyüş esnasında HDP’nin katliama ilişkin basın açıklaması da okundu.

    Önümüzdeki hafta içerisinde Türkiye elçiliği önünde eylem yapılacağı ve halka duyurulacağı belirtilirken, yürüyüş, ‘no justice, no peace’ (adalet olmazsa, barış olmaz) sloganıyla sona erdi.

    Basın açıklamasının tam metni:

    Türkiye başta olmak üzere; Diktatör ve Gerici  rejimler, Suriye Halkları üzerinden hesap yaparak katliamlarına devam ediyorlar. AKP hükümetleri tarafından desteklenmiş olan cihatçı çeteler bugüne kadar Suriye topraklarında çocuk, kadın, yaşlı demeden yüz binlerce insanın hayatına kıydılar. Son 1 hafta içinde yeni Alevi katliamları gerçekleştirdiler.

    28 Mart’ta Suriye’de İdlib köyünü ve 25 Nisan’da Cisr eş-Şuğur bölgesini ele geçiren El Kaide’nin Suriye kolu; Nusra Cephesi öncülüğündeki cihatçı çeteler, Cisr eş-Şuğur’un yaklaşık 3 kilometre güneybatısında yer alan ve çoğunluğunu Alevilerin oluşturduğu, İştebrak Köyü’nde katliam yaptı. Katliamda onlarca Alevi canımız islamcı çeteler tarafından öldürüldü.
    Katliam çetelerin kendi sosyal medya sayfalarında propaganda amaçlı yayınlanmaktadır.

    Ortadoğuda kendi iktidarlarını gericilik üzerine inşaa eden diktatörler, sorgulamayan ve kadere boyun eğen toplumlar yaratmayı hedeflemektedir. Buna biyat etmeyen Aleviler, diktatörlerin projesi içerisinde yer almayı ret etmektedir.

    Biz Aleviler; bu katliamlara dur demek için, gereken tüm demokratik mücadelemize devam edeceğiz. Türkiye ve Avrupa Alevi kurumları olarak başta; Suriye-Türkiye sınırında ve tüm metropollerde, Suriyedeki Alevilerin sesi ve çığlığı olacağız. Özellikle belirtmek isteriz ki; başta Ingiletere hükümeti olmak üzere hiçbir kapitalist ve emperyalist rejim bu katliamlarda masum değildir.

    Katliamları gerçekleştiren cihatçı çeteler; sadece maşa olarak, şeriatçı ve emperyalist güçler tarafında kullanılmaktadır.

    Bu noktada hatırlatmak isteriz ki;

    • Cihatcı çeteler Türkiyede eğitildiler
    • MIT başkanı ‘gerekirse Suriye’den Türkiye’ye füze fırlatırız savaş çıkarırız’ demişti,
    • MIT tır’ları cihatcı çetelere silah taşırken yakalandı,
    • Afyon’da mühümat depolarının patlaması ve orada kaçırılan mühümatlar halen soru işareti,
    • Reyhanlı katliamı hükümetin cihatcı çetelere yardımını meşrulaştırmak için yapılmıştı,
    • Cumhurbaşka’nından, meclis başkanı’na kadar, tüm devlet yetkililerinin açıktan Alevi düşmanlıkları ayan beyan ortadadır,
    • Esad şahsında Türk devlet yetkililerinin Alevilere olan kin’i ve nefret’i tüm dünya tarafında bilinmektedir,
    • Türkiye hastahanelerinde cihatcı çeteleri tedavi edilmekteler

    Bu nedenle; Suriye’de katledilen, Alevi çocuklar, kadınlar, yaşlılar başta olmak üzere; öldürülen, katliama uğrayan tüm halkların; Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Türkmenlerin, Ezidilerin, Arapların katillerinin en başında Türkiye Cumhuriyeti devlet yöneticileri gelmektedir.

    Alevilere yapılan bu katliamlar ve saldırılar bütün insanlığa karşı yapılmıştır. Bunun için tüm vicdanlı ve demokrat insanları, bu katliamlara ve bu saldırılara karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.

     Britanya Alevi Federasyonu

  • Green Party Lideri Natalie Bennett KCC’de Konuşacak

    Green Parti lideri Natalie Bennet ve Avrupa Parlamentosu milletvekili Jean Lambert yarın (4 Mayıs Pazartesi) saat 11:00’de Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde (KCC) düzenlenecek olan halk toplantısına katılacak.

    Green Parti Lideri Natalie Bennet

    7 Mayıs’ta yapılacak genel seçimlere dört gün kala parti liderlerinin seçim çalışmaları da hızla devam ediyor. Göçmenlik, sağlık ve çevre politikalarıyla ön plana çıkan Yeşiller partisinin lideri Natalie Bennet seçim çalışmaları kapsamında KCC’de yapılacak toplantıda parti politikalarını ve seçim vaatlerini anlatacak.

    Daha çok göçmenlik konusu ile ilgili konuşacak olan Bennet’in şu açıklamaları yapması bekleniyor; ‘‘Bu ülkeyi seven bir göçmen olarak, hükümet politikalarının başarısızlığının göçmenlere ihale edilmesini hayretle izliyorum. Başka bir ülkede doğmuş olmak bu ülkeyi sevmemek anlamına gelmez. UKIP başta olmak üzere diğer parti politikacılarının doğduğumuz ülke üzerinden bizleri ayırmaya çalışmalarını kesinlikle red ediyoruz.’’

    Ülkenin en büyük üye sayısına sahip üçüncü partisi olan Yeşillerin (Green Party) bu seçimlerde büyük bir çıkış yapması bekleniyor.

    Yeşiller Partisi lideri Natalie Bennett seçim manifestosunu Dalston’da bulunan Arcola Tiyatrosunda açıklamıştı. ‘Barışçıl Politik Devrim’ sloganıyla seçim çalışmalarını yürüten Yeşiller açıkladıkları manifestoda; asgari ücretin 10 sterline çıkarılması, 1 milyon kişiye istihdam alanı, üniversite harçlarını kaldırmak, 500 bin sosyal konut, demiryollarını tekrardan kamulaştırmak, özelliştermeyi durdurmak, tren ücretlerinde yüzde 10 indirim ve küresel ısınma ile aktif mücadele gibi vaatleri sıralamıştı.

    Seçim beyannemesinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

    • Tasarruf politikalarına son ver ve kamu hizmetlerini tekrar güçlendirip, böylece asgari ücret ödeyen işler yaratmak.
    • NHS’in özelleştirilmesini durdurmak.
    • Diğer ülkelerle ortaklaşa çalışıp küresel havanın 2 dereceden fazla yükselmesini önlemek.
    • Evlere yalıtım, yenilenebilir elektrik üretimi ve sele karşı güvenlik programları için 85 milyar sterlin ayırma.
    • 2020 yılına kadar, 500 bin sosyal kira konutu sunup kira artışların önüne geçmek için sınırlama uygulamak.
    • Kara yollarını tekrar kamusallaştırmak.

    Kurdish Community Centre, 11 Portland Gardens, Haringey, London N4 1HU, Saat 11.00 4 Mayıs 2015 Pazartesi.

     

  • İskoçya’da 9 Türk 3 Ton Kokain İle Yakalandı

    İskoçya’da 9 Türk 3 Ton Kokain İle Yakalandı

    Birleşik Krallığın Şimdiye Kadar Yaptığı En Büyük Uyuşturucu Operasyonunda Yakalanan 9 Kişinin Hepsi Türk Vatandaşı.

    İskoçya’da 9 Türk 3 Ton Kokain İle Yakalandı 1

    Değeri 500 milyon sterlinden fazla olan 3 ton kokainin şimdiye kadar Birleşik Krallık’ta ele geçirilen en büyük A sınıfı uyuşturucu olduğu açıklanırken, teknede yakalanan 9 kişinin hepsinin Türk vatandaşı olduğu açıklandı.

    Ulusal Suç Ajansı’ndan (NCA) yapılan açıklamada, Birleşik Krallık donanması, sınır polisi ve NCA ortaklığında Kuzey Denizi’nde geçen 23 Nisan günü düzenlenen bir operasyonda 3 tondan fazla kokain maddesi taşıyan bir kılavuz teknenin (römorkör) ele geçirildiğini bildirildi. İskoçya’nın Aberdeen kenti yakınlarında yapılan operasyonda, yaşları 23 ile 26 arasında olan 9 kişi yakalanırken, her dokuzunun da Türk vatandaşı olduğu açıklandı.

    İskoçya’da 9 Türk 3 Ton Kokain İle Yakalandı 2

    Açıklamada, NCA’in sağladığı istihbarat üzerine harekete geçen İngiliz donanmasının, “MV Hamal” isimli kılavuz tekneyi geçen Perşembe günü İskoçya’nın kuzeydoğusundaki Aberdeen kentinin yaklaşık 160 km açığında tespit ettiği kaydedildi. Fransız gümrük memurları ile yakından yürütülen işbirliği sonucunda MV Hamal’a operasyon düzenlendiğinin belirtildiği açıklamada,  Aberdeen limanına götürülen teknede, İskoç polisinin desteğiyle Birleşik Krallık sınır polisince teknede geniş çaplı bir aramanın yapıldığı aktarıldı.

    İskoçya’da 9 Türk 3 Ton Kokain İle Yakalandı 3

    Açıklamada, kokainin toplam ağırlığının 3 tonu geçtiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi: “Kokainin kalitesine bağlı olarak, kesilmesi ve Birleşik Krallık’ta satılması halinde, potansiyel piyasa değeri 500 milyon sterlinden fazla olurdu.  Hamal’ın, yaşları 26 ile 63 arasındaki hepsi Türk vatandaşı olan 9 mürettebatı uyuşturucu ticaretinden suçlanıyor. 9 kişi, 27 Nisan Pazartesi günü Aberdeen Sheriff Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Kişilerin, bir sonraki mahkeme tarihi olan 5 Mayıs’a kadar gözaltında tutulmasına karar verildi.”

    Yakalanan 9 Türk vatandaşının 5 Mayıs’ta mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

  • ‘Annem Tek Kelime Türkçe Bilmiyordu, Torunu Tek Kelime Kürtçe Anlamıyor’

    ‘Annem Tek Kelime Türkçe Bilmiyordu, Torunu Tek Kelime Kürtçe Anlamıyor’

    ‘Annem Tek Kelime Türkçe Bilmiyordu, Torunu Tek Kelime Kürtçe Anlamıyor’ 2

    Elbistanlılar dayanışma derneğinde Cumartesi günü yapılan ‘Maraş Kürtçesi’ konulu panelde konuşan Mazlum Doğan, Cumhuriyet döneminin en büyük mağdurunun Maraş Kürtçesi olduğunu belirterek 20 yıl içerisinde büyük bir asimilasyon yaşandığını belirtti. Konuyla ilgili bir örnek te veren Doğan, Annesinin tek kelime Türkçe bilmediğini ve Torunun da şuan tek kelime Kürtçe bilmediğini söyleyerek yaşanan trajedinin boyutlarını gösterdi.

    Kürtçe üzerine çalışmalar yürüten ve aslen Elbistanlı olan Mazlum Doğan, El-Com binasında düzenlenen panelde Maraş Kürtçesi ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Cumhuriyet döneminin en büyük mağdurunun Maraş Kürtçesi olduğunu belirten Mazlum Doğan şunları belirtti; ‘‘İnsanlar bir şekilde Aleviliklerini korudular ama Kürtçelerine bir yara, bir çıban gibi yaklaştılar. Ama Aleviliklerini evlerinde gururla bir mücevher gibi taşıdılar. Bu açıdan Cumhuriyet döneminin en büyük mağduru Kürtçe, özelde de Maraş Kürtçesi.’’

    ‘Annem Tek Kelime Türkçe Bilmiyordu, Torunu Tek Kelime Kürtçe Anlamıyor’ 1

    CUMHURİYET İLE BERABER İNKAR POLİTİKASI BAŞLADI

    Osmanlı döneminde, Kürtçe ile ilgili yargıların, Cumhuriyet dönemine hiç benzemediğini belirten Doğan, Şemseddin Sami adlı dilbilimcinin kitaplarında Kürtçe ile ilgili yazdıklarını anlattı. Doğan; ‘‘ Şemseddi Sami Türkiye’de dil biliminin kurucusu olarak bilinir, 8-9 lisan bilir. Kitabında Kürtçe’ye bir değer veriyor. Kürtçe doğal bir dil olduğu için dil bilimcilerin gözünde daha değerli ve önemli oluyor. Cumhuriyet dönemine geldiğimiz zaman bu yargı değişiyor. Artık Kürtçe melez, bozma bir dil, hatta Türkçenin bir lehçesi, dağ Türkçesi olarak adlandırılıyor. Bu yaklaşım Türkiye’deki sol cenahta bulunan yazar ve aydınlarda var. Bir sürü solcu olarak bilinen dil bilimci kitaplarında Kürtçe’den bahsedilmemektedir. Hatta profesör Ahmet Burhan Kürtçenin 164 kelimeden oluştuğunu söyleyip bozma, Farsçanın bir lehçesi olduğunu dahi söylemiştir.

    MARAŞLILAR KÜRTÇELERİNDEN UTANMAYA BAŞLADI

    Bu sistematik politikalar Maraş’taki Kürtleri de etkiledi. Dolayısıyla bu insanların dillerine bakışı, dillerini algılayışı daha çok Kürtçe köylülükle gericilikle özdeşleştirildi. Dolayısıyla insanlar yavaş yavaş Kürtçe ‘den utanır oldu. Kürtçeyi konuşmak onlar için köylülük oldu. Mesela ben üniversiteye gittiğim yıllarda, köye geldiğimde insanlar bana ‘Üniversiteye gidiyor ama Kürtçe konuşuyor’ gibi alaycı yaklaşırlardı. İnsanlar doktora gittiği zaman, doktor onlarla Kürtçe konuştuğu zaman ‘oo doktor bizlen Kürtçe konuştu’ diye küçümserlerdi. Çünkü Kürtçe konuşmak köylülüktür algısı hakimdi. Dolayısıyla insanlar köklerinden dillerinden utanır oldular. Bu politika öyle derin bir politika ki insanlarımız Avrupa’ya geldiler, Avrupa’da da dahi aynı devam etti. Yasak olmamasına rağmen, insanlar daha da politikleşmelerine rağmen bu yaklaşım değişmedi, ve dillerinden utanmaya devam ettiler.

    Maraşlı Kürtler önce Türkçe bilmedikleri için bir travma yaşadılar, Sonra diğer Kürtler ile iletişime geçtiklerinde kendi Kürtçeleriyle konuşamadıkları için, ya da onların Kürtçesi küçük görüldüğü için yine bir travma geçirdiler. Bu açıdan bakıldığında Maraş Kürtlerinin, Kürtçesinin hali tam bir trajedi.

    BİZİM KÜRTÇEMİZ GERÇEK KÜRTÇE DEĞİL YANILGISI

    Şöylesi bir yanılgıda var. En aydın okumuş Maraşlı bile, ‘bizim Kürtçemiz gerçek kürtçe değil, Kürtçemiz bozuk bir kürtçe’. Gerçek kürtçe diye bir şey yok. Bu göreceli birşey. Gerçek kürtçe arayışı yumuşak bir faşizmin göstergesi. Maraş Kürtçesi bugün Hakkari ile beraber Kürtçenin en orjinal formlarını taşıyan Kürtçedir. Bu boyutuyla yaklaşırsak Maraş Kürtçesi Mardin, Amed, Kars gibi bölgelerinkinden daha orjinaldir. Arap-İslam etkisi olmadığı için biraz daha arkaik kalmış.

    BUNA DİLSEL ÖTENAZİ DİYORUM

    Bu inkar durumuna ben dilsel ötenazi diyorum. Devletin politikaları sonucu insanlarımız öyle bir dillerinden utandılar ki dilleri ölsün istediler. Öyle bir nefret oluştu ki, Kürtçe konuşan insanlar dışlanır oldu, küçümsenir oldu. Alay konusu oldu. Ben bunları söylerken Maraşlı Kürtleri suçlamıyorum tabi ki, tartışmasız bunun tek sorumlusu devlettir. Ama sonuçları itibariyle düşünürsek, Maraşlı Kürtler dilsel bir ötenazi yaşamak istediler ve dillerini unutmak istediler.

    ‘Annem Tek Kelime Türkçe Bilmiyordu, Torunu Tek Kelime Kürtçe Anlamıyor’ 3

    20 YILDA ASİMİLE OLDUK

    Şuan Maraş Kürtçesine baktığımız zaman tam dibe vurduğu bir nokta. İnsanlar dillerini sahiplenmiyorlar, şuan deliler ve yaşlılar dışında kimse Kürtçe konuşmuyor. Yurtdışındakiler de buna dahildir. 500 yıl önce buradan, Dersim’den Horasana gitmiş Kürtler var, bu insanlar 500 yıldır dillerini koruyorlar. Aynı bizim Maraş Kürtçesini konuşuyorlar. Ama biz 20 yılda asimile olduk. Benim Annem 20 yıl önce Türkçe bilmiyordu, Torunu bugün Kürtçe anlamıyor. Bu inanılmaz bir trajedi. 20 yılda ne değişti. Bu 20 yıl politikleşmenin en çok arttığı dönem. Bunun dünyada başka bir örneği yok.

    Doğan verdiği onlarca örnekle Maraş yöresinde konuşulan Kürtçenin ne kadar zengin bir içeriğe sahip olduğunu anlattı.

    Panelin ikinci bölümünde yapılan soru-cevap kısmından sonra panel sona erdi.