Category: slıder

  • Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    • 1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?
    • 2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    AKP-MHP’nin ulusal çapta tüm devlet partilerini ortak ettiği “ülke bekası” oyununa ilk kez CHP katılmamışken, karşı hamle “ihanet” suçlaması şeklinde oldu ve CHP provokatif şekilde oyuna getirildi!

    CHP Genel Başkanına kim o kötücül aklı verdiyse, uzun süredir oluşturmaya çalıştığı imajı “Kandil” çıkışıyla yerle yeksan etti. Toparlaması kolay olmayacak!

    Zaten AKP-MHP’nin kimyasal silahlar dahil her türlü vahşi yöntemi kullandığından haberi yok mu? Yapabileceklerinin son sınırındalar. Vahşette sınır tanımıyorlar. CHP bu vahşetle mi yarışacak?

    Güya bu sorunu mecliste çözeceklerdi. Ne oldu da birden u dönüşü yapıldı? Açık ihanet suçlamaları dışında bir yerlerden uyarı mı geldi? Yoksa “Kürdistan” gerçeğiyle karşılaşınca mı bu kadar iktidarın kanlı diliyle konuşmaya başladılar? Şok durumu, akıl tutulması böyle oluyor işte!

    Şokta olan sadece CHP ve İYİ Parti değil, onlardan daha fazla AKP-MHP’dir. Ortaklıkları döneminde vahşette sınır tanımadıkları halde çok rahatlıkla “Burası Kürdistan’dır!” sözüyle karşılaştılar. Bir kişi değil milyonlarca insan bunu söylüyor.

    Bir tek kelime hepsinin kimyasını alt üst etti. Adeta kırmızı görmüş boğaya döndüler. Çünkü bunların hayatla, toplumla, gerçeklerle bağı yok.
    Bu söz ilk kez söylenmiyor ve ilk kez duyulmuyor; ama dönemin özelliği nedeniyle turnusol rolünü oynadı.
    Kürt var mı yok mu tartışmasından, Kürdistan tartışmasına geçildi. Zekaya bakın: “Kürt var, ama Kürdistan yok!”

    Yeni soykırımların zemini böyle hazırlanıyor, muhalefet de böyle alet ediliyor işte.

    Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” demesiyle sorun yok olmadığı gibi, Bahçeli’nin yoktur demesiyle de Kürdistan yok olmaz. Her gün bombalamakla yok olmadığı gibi!

    Biraz kendi tarihlerine saygılı olsalar, Selçukludan Mustafa Kemal’e, herkesin Kürdistan adını kullandığını; kurucu meclis’te Kürdistan mebuslarının olduğunu görürler. Bilmiyor değiller ama inkâr ediyorlar.

    Ve günümüzde de Kürdistan adı bir bölünme vesilesi değildir; tarihi ve toplumsal bir gerçeğe saygı gereği kabul görmelidir ve yüzyılın sorununun çözümünde kilit önemde ele alınmalıdır. Bu adın kabulü, ayrı bir devlet kurulması anlamına gelmiyor.

    Bu yalanla Türk toplumunu uyutuyorlar. Bu korkuyu büyüterek Kürt halkına uygulanan soykırımı ve dağlardaki kimyasal saldırıları normalleştirmeye çalışıyorlar.

    Buna karşı, defalarca bu tür saldırılara maruz kalan Rojava’daki halkımız ve kimyasal silahların, Avrupa devletlerinin göz yumması nedeniyle kullanıldığını iyi bilen Avrupa’daki halkımız ayağa kalkmıştır. Bu büyük duyarlılık sayesinde Türk faşizminin yargılanmasına giden sürecin taşları örülmektedir.

    Bu suç Kürdistan’ı yok etmek için işlenmektedir. Bu boğalara “kırmızıyı göstermeyin!” diyenler de var. Haklı olabilirlerdi, ama gerçekten demokratik siyaset yapma ortamı olsaydı!

    Aksine ortada inkâr var, bir halkı ve coğrafyasını yok sayma var, kimyasal düzeye varıncaya dek katliam var.

    Buna karşı direnenlerin “özgür Kürdistan demokratik Türkiye” şiarıyla özetlediği hedef açıktır: Ayrı bir devlet değil, demokrasi!

    Toplumsal, kültürel ve siyasi hakları tanınmış Kürt halkının ayrı bir devlete ihtiyacı yoktur. Bu hakların anlamı yerel demokrasidir, demokratik özerkliğin tam anlamıyla hayata geçirilmesidir.

    Bu kadar hayati, ama asgari düzeyde olan taleplere “bölücülük” gözüyle bakanlar şoven-ırkçı faşist zihniyetin etkisinden kurtulamayanlardır. Bu nedenle Kürdistan deyince Hitler oluveriyorlar.

    Kürdistan; yakılıp yıkılan coğrafyamızdır, yok sayılan dilimizdir, tarihimizdir, kültürümüzdür. Varlık-yokluk sebebimizdir. Faşizmin yok etmeye çalıştığı bunlardır.

    Bu amaçla her gün kol kola oldukları KDP’nin adında da Kürdistan olduğunu bilmiyorlar mı?

    Soykırımcıların Kürt sorunu için “imhayla yok etmek” dışında bir çözümü yoktur. İYİ Parti, CHP, Saadet ve diğerleri farklarını ortaya koymak zorundadırlar.

    Hem nalına, hem mıhına vurmakla olmaz. Lafta değil, oy almak için değil; gerçekten barışçı olacaksınız! Yoksa iktidara benzersiniz.

    Son olarak, meseleye eski kafayla yaklaşanlara iki sorumuz vardır:

    1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?

    2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    Sorular yüz yıllık bir akılsızlığa işarettir: “Kürt var, Kürdistan yok” diyenlerde baş var, akıl yok! Böyle olmasa, etle-tırnağı birbirinden ayırmaya kalkmazlardı.

    Türk halkı, “Kürt ve Kürdistan” adından korkmamalı; tam tersine bunun inkarından korkmalıdır. Çünkü yüz yıllık sorunun sebebi budur. Kabul etmek, ayrılığa değil, tam tersine, birliğe, beraberliğe, çözüme vesile olacaktır.

  • Londra Kadın Dayanışması Platformu’ndan ’25 Kasım’ açıklaması

    Londra Kadın Dayanışması Platformu’ndan ’25 Kasım’ açıklaması


    Londra Kadın Dayanışması Platformu, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin bir açıklama yaparak,  “Kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadın cinayetlerine, her türden şiddete, hak gasplarına ve savaş politikalarına karşı örgütlü güçlerini büyüterek mücadeleye devam ediyorlar” dedi.

    Londra Kadın Dayanışması Platformu üyeleri 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla Kingston Station önünde bir araya gelerek basin açıklaması yaptı. Eril zihniyet tarafından katledilen kadınların resimlerini taşıyan kadınlar, sık sık kadına yönelik şiddeti protesto eden sloganlar attı.

    Platform adına açıklamayı okuyan Gül Çiftçi, mevcut kapitalist, ataerkil aklın oluşturduğu sistemde, kadına yönelik şiddet, herhangi bir coğrafya ile sınırlı olmadığının altını çizdi.

    Dünyada her gün 137 kadın kendi ailelerinden biri veya eski partneri tarafından kadın oldukları için katledildiğini belirten Gül, Covid-19 pandemisi ile birlikte kadına yönelik şiddet ve saldırıların arttığına dikkat çekti.

    Kadınların çalışma koşulları ve aldığı ücretin eşitsizliğine dikkat çeken Gül,  “Avrupa’da da kadınlar daha fazla yoksullaştı, kadına yönelik her türden şiddet yükseldi. Ortadoğu ve Afrika gibi savaş ortamlarında yüzbinlerce kadın, yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalırken, göç yollarında her türlü şiddete maruz kalıp, yaşamlarını yitirdiler. Geldikleri Avrupa ülkelerinde ise tutuldukları insanlık dışı kamplarda, şiddetin her türlüsünü yaşıyorlar” dedi.

    ‘KADIN MÜCADELESİ YÜKSELİYOR’

    Türk devleti ve çetelerinin Rojava’daki saldırılarına dikkat çeken Gül, şunları söyledi: “Dünya Afrin’deki kadınların sesini de duymadı, Türk devleti ve çetelerin uyguladığı vahşette Afrin’de her gün kadınlar kaçırılıyor, tecavüz edilip öldürülüyor, zorla göç ettiriliyor. Bu gerçekliklere inat, kadın mücadelesi sınırları aşarak, ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Covid-19’un yarattığı koşullara rağmen, kadın mücadelesi tüm dünyada umut verici boyutlara ulaştı. Kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadın cinayetlerine, her türden şiddete, hak gasplarına ve savaş politikalarına karşı örgütlü güçlerini büyüterek mücadeleye devam ediyorlar.”

    Londra Kadın Dayanışma Platformu’nun kadına yönelik her türden şiddete karşı mücadeleyi yükselteceklerini kaydeden Gül, Afrin ve Afganistan’daki kadınlar gibi dünyaya seslerini duyuramayan kadınların sesi olmaya devam edeceklerinin altını çizdi. Açıklama alkış ve sloganlarla sona erdi.

     

     

  • Hatice Güden’in kaleminden: ‘Onurlu bir duruş: Ali Aktaş’

    Hatice Güden’in kaleminden: ‘Onurlu bir duruş: Ali Aktaş’

    DİREN DİCLE

    Yazar Hatice Güden, 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından 23 Ocak 1983 tarihinde, doğduğu güne denk getirilerek idam edilen Ali Aktaş’ın hayatı, inançları, direnişi ve onurlu duruşunu kaleme aldığı “Onurlu bir duruş, Adanmış bir yaşam: Ali Aktaş”  adlı kitabı okuyucuyla buluştu.

     Kadın özgürlük mücadelesi ve son 40 yıllık devrimci sosyalist mücadelenin önemli isimlerinden gazeteci-yazar Hatice Güden, 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından idam edilerek katledilen Ali Aktaş’ın hayatını kaleme aldı. Yazar Hatice Güden’in kaleme aldığı kitap, Londra Gik-Der binasında düzenlenen bir etkinlik ile İngiltere’deki okuyucusu ile buluştu.

     12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından cunta tarafından 27 yaşında idam edilen Ali Aktaş’ın  hayatı, kişiliği ile direnişçi devrimci özelliklerinin anlatıldığı kitap, aynı zaman da 78 kuşağının mücadele deneyimlerini de okuyucuyla buluşturması açısından önemli.. Ceylan Yayınları tarafından çıkarılan kitap, 384 sayfadan oluşuyor. Kitap, ‘Çocukluk ve İlk Gençlik Yılları’, ‘Sorgulamanın ve Mücadelenin Başladığı Yıllar’, ‘İşkencede bükülmez irade,’ ‘Tutsaklık yılları’, ‘Darağacında bir kardelen’, ‘Dava dosyası’, ‘Son mektup ve ortaya çkışı’, ‘Arap Alevileri-kısa tarihçe’, ‘Ali Aktaş’tan sevdiklerine’, ‘Anılar-izlenimler-şiirler ve ekler’ ile toplam 11 bölümden oluşuyor. 

    Yazar Güden, kitabın oluşum sürecini aktarırken, Ali Aktaş’ın siperde, işkencede, zindanda, tarlada, sokakta ve en önemlisi idama götürüldüğü sürece kadar onurlu bir yaşam mücadelesinin Çukurova’da efsaneleşen bir kimlik  olduğunu ifade etti. Güden, Aktaş’ın hayat öyküsünün yer aldığı kitabın 78 kuşağının siyasal ve toplumsal karakteristik özelliklerini ortaya koyduğuna vurgu yaptı.    

     ‘HALK İLE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR DEVRİMCİ’

     Yazar Hatice Güden, Ali’nin işçi ve emekçi halk ile bütünleşmiş bir devrimci olduğunu söyleyerek, “Devrimi istemek devrime inanmak yetmiyor. 78 kuşağı o kadar devrime inanmıştı ki, bir taraftan kişisel yaşam ihtiyaçlarımız dahi devrim sonrasına erteleyen fedakarlığımız olduğu gibi, aynı zamanda devrim öncesi yapılandırılabilecek kurumlaşma çalışmaları da devrim sonrasına havale edilebiliyordu.  Ali öyle değildi. Örneğin;  köyüne gittiğinde bir yandan politik örgütlenme çalışması yaparken diğer yandan köy kooperatifi de kurarak halkın doğal örgütlülüğünü de sağlamıştı.. Ali. işkencede direniş sembolü, hapishanede boyun eğmez bir direniş lideri  haline gelmişti.  Tüm bu özelliklerine karşın oldukça mütevazı ve paylaşımcı, eşit ilişkiler kuran özellikleri ile her tutsağın arkadaşı, dostu, yoldaşı, sırdaşı olabilen özgün bir kişilikti. Bakardınız bir yaşlının elindeki eşyayı alır evine kadar götürürsen, ihtiyacı olanın tarlasını ekerken görebilirdiniz. Komşusunun kumunu taşırken, evi olmayanın gecekondusuna yardım ederken görürdünüz. Ali sloganik konuşan biri değildi, halkın dilinden halka ulaşan ve kurduğu ilişki tarzı ve onları kendi yaşam deneyimleri üzerinden sorgulatarak devrimcileştiren biriydi.

    Kitapta, “Ali için devrimcilik; bir yaşam ve varoluş biçimidir. Devrimci bir eylem ya da sorumluluk söz konusu olduğunda; hiçbir şeye “olmazından” bakmayan, muhakkak bir “oluru” bularak çözüm üreten devrimci iyimserlik abidesidir Ali” denilerek Aktaş’ın devrimci yanı özetleniyor.   

     Yazar Güden’in hayatını kaleme aldığı Ali Aktaş 78 kuşağının Çukurova’daki önemli devrimci isimlerden biri. Bunun yanı sıra, doğum gününde idam edilen tek sosyalist olarak hafızalara yerleşen bir isim. Aktaş 12 Eylül öncesi tutuklanır ve Adana 1 No’lu Sıkıyönetim mahkemesinin kararıyla hakkında idam kararı verilir.  23 Ocak 1983 gecesi Adana Cezaevi’nde idam edilir. Doğum gününde, idam edilen Ali Aktaş, tanıkların anlatımıyla idam sehpasına sloganlarla gider. 

    12 Eylül faşist darbesinin ardından idam edilen sosyalist Ali Aktaş’ın ailesine yazdığı mektup ise, ailesinden saklandı. Aktaş’ın ailesine yazdığı veda mektubu tam 25 yıl sonra bir gazetecinin araştırmaları sonucu bulunarak ailesine iletilebildi. Kitapta Aktaş’ın veda mektubu da yer aldı.  

    HATİCE GÜDEN KİMDİR?

    1964 yılında Elbistan’a bağlı Koca Pınar mezrasında dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini İskenderun’da tamamladı. 12 Eylül askeri cuntasında daha 16 yaşında iken gözaltına alınarak yaklaşık 3 ay işkenceli sorguda kaldı. Ardından tutuklandı ve 2 yıl cezaevinde kaldı.

    Cezaevinden çıktıktan sonra 12 Eylül’ün yarattığı tüm baskı ve sindirmelere rağmen siyasal ve toplumsal mücadelesinden vazgeçmedi. Hatice Güden, 1988 yılında İHD Antep Şubesi’nin kuruluş çalışmalarında yer alırken, farklı yer ve tarihler de insan hakları çalışmaları yaptı. Kadın mücadelesinde önemli çalışmalar yürüten Güden, 1991 yılından itibaren Yeni Kadın, Emeğin Bayrağı ve Atılım gazetecilik ve yazarlık yaptı. Güden, 96 yılında Atılım Gazetesi Ankara Bürosu çalışanıyken gözaltına alınarak yoğun işkencelere maruz kaldı. Tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne konulan Güden, aynı yıl bir çok hapishane de başlatılan ölüm orucu direnişine katıldı. Cezaevlerindeki eylem sonucunda 12 direnişçi hayatını kaybederken, Hatice Güden 69 gün kaldığı Ölüm Orucu direnişi ardından ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kaldı.  Güden, cezaevinden tahliye olduktan sonra Wernicke Korsakkoff tanısıyla tedavi görmeye başladı.

    Güden, lise yıllarından başlayan kadın özgürlük ve insan hakları mücadelesinin 40 yılı aşkın bir süredir sürdürüyor. Ölüm orucu direnişinden dolayı ciddi sağlık sorunları yaşasa da bir çok dergi, gazete ve yayın kuruluşunda yazıları yayınlandı. Güden, insan hakları ve kadın mücadelesinin bir aktivisti olarak yaşamını sürdürüyor.

  • HDP raporu: 104 intihar, 1847 iş cinayeti

    HDP raporu: 104 intihar, 1847 iş cinayeti

    HDP, 9 ayda ekonomik çöküşten ötürü en az 104 intihar girişiminin olduğunu, 1847 iş cinayeti yaşandığını açıkladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Emek Komisyonu, 1 Ocak-30 Ekim tarihlerini kapsayan “Emek alanına ilişkin gündem ve hak ihlalleri” başlıklı 514 sayfalık rapor hazırladı. HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz,  raporu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçe görüşmeleri sırasında Bakanı Vedat Bilgin’e sundu.
    Raporda, emek alanında yaşanan hak ihlallerine, iş cinayetlerine ve verilen mücadeleye ilişkin gün gün veriler yer aldı. Türkiye geneli farklı alanlarda çalışan ve sendikalı oldukları için işten çıkarın işçilerin yanı sıra, işçilerin yapmış oldukları grevlerde yer verdiklerin taleplerine dair bilgiler verildi.
    Raporda ayrıca enflasyon ve yoksulluk rakamlarına vurgu yapılarak Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki sıralamada çok geride olduğu belirtildi.

    EMEK ÖRGÜTLERİNE SALDIRILAR

    Emek alanında sendikal mücadele veren kişilere yönelik yapılan gözaltı ve tutuklamalar ile buna karşı siyasi parti ve sendikaların vermiş oldukları dayanışma mesajları yer aldı. Emek alanında mücadele veren kurum ve sendika temsilcilerinin basına verdikleri demeçlerin de yer aldığı raporda, salgın döneminde sağlık alanında yaşanan istifalara dair de bilgiler yer aldı.
    Emek alanında çalışan kadınların yaşadığı taciz, mobbing  ve şiddet olaylarına da yer verilen raporda, il il yaşananlar sıralandı.

    GÖZALTI, İŞ CİNAYETİ, İNTİHAR

    Raporda, 1 Ocak-30 Ekim arasında yaşanan hak ihlalleri ve grevlere dair şu bilgiler yer aldı:
    * İşçiler tarafından 60 kez grev kararı alınmış, alınan 60 grevin 18’si gerçekleşmiştir.
    * En az 99 kez emekçiler tarafından düzenlenen basın açıklaması, protesto vb. eylemler kolluk güçleri tarafından müdahale edilerek izin verilmemiştir. Bu müdahaleler sırasında bin 460 işçi gözaltına alınmıştır.
    * İSİG tarafından hazırlanan raporlara göre bin 847 işçi iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirmiştir.
    * 1 Ocak-30 Ekim 2021 tarihleri arasında ekonomik nedenlerden ötürü en az 104 intihar girişimi sonucunda 76 yurttaş hayatını kaybetmiştir.
    * İhmaller sonucunda en az 1436 işçi yaralanmıştır.
    * Emekçilere dönük en az  bin 801 hak ihlali yaşanmıştır.
    * Uzun süre devam şeklide her ay ortalama 19 işçi eylemi gerçekleştir.”

  • Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV,  sosyal medya platformlarında bu akşam saat 20.00’de “#jibomezaroktv” etiketi ile destek kampanyası yapacak.

    Türkiye’de ilk ve tek Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı olan Zarok TV, kanala destek için bir sosyal medya kampanyası başlatıyor.

    Twitter ve İnstagram’da “#jibomezaroktv” etiketiyle yürütülecek kampanya, saat 20.00’de başlayacak.

    Kampanya kapsamında Kürtçe’nin Kurmanci, Kirmanckî ve Soranî lehçelerinde “Zarok TV ji şekir şêrîntir e. Zarok TV’yê bişopînin” (Zarok TV şekerden tatlıdır. Zarok TV’yi izleyin), “Em Kurd in, ev der Zarok TV ye. Zarok TV’yê bişopînin” (Biz Kürdüz, burası Zarok TV. Zarok TV’yi izleyin) mesajlarının yer aldığı video ve fotoğraflar paylaşılacak.

    Zarok TV’nin Sanal Medya Sorumlusu Mervan Dündar, sosyal medyada başlatacakları kampanya ile hem takipçi hem de izleyici sayısını arttırmayı hedeflediklerini söyledi.

    Dünyada milyonlarca Kürt çocuk var. Kürtlerin ilk ve tek çocuk kanalı olan Zarok TV’nin yaygınlaşması lazım. Çocuklar kendi anadillerinde eğitim göremediklerinden kaynaklı bugün dillerini unutma noktasına geldi. Zarok TV ile çocuklara kendi anadillerinde televizyon izlemesi imkanı sağlıyoruz. Bu hashtag kampanyası ile ne kadar takipçi ve izleyici sayısını artırırsak o kadar çok çocuğa ulaşmış olacağız.

    Dündar, başta Kürtler olmak üzere herkesi kampanyalarına destek olmaya davet etti.

  • Britanya Parlamentosu PKK yasağını tartıştı

    Britanya Parlamentosu PKK yasağını tartıştı

    Britanya Parlamentosu, PKK’nin ‘terör örgütü listesi’nden çıkarılmasını gündemine taşıdı.

    Türkiye, Kürdistan ve Suriye Tüm Partiler Parlamento Grubu (APPG), Kürtlere yönelik saldırı ve baskıları Britanya Parlamentosu gündemine taşıdı. APPG, Kürtlerin haklarının iyileştirilmesini destekleyen İşçi Partisi, Muhafazakar ve SNP vekillerinden oluşuyor.

    Parlamentodaki tartışmanın merkezinde ise APPG’nin Haziran 2021’de yayımladığı “Türkiye’de Kürt Siyasi Temsili ve Eşitlik” başlıklı raporu yer aldı. Rapor, Türkiye’nin Kürt muhalefeti üzerine süregiden baskıları inceleniyor. Söz konusu rapor, Türkiye’de baskıların hedefinde yalnızca Kürt halkının olmadığını, hükümeti eleştiren gazetecilerin ve insan hakları örgütlerinin de ciddi baskılar altında olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin PKK ile çatışmayı tüm sivil siyaseti baskı altında tutmanın ve muhalefeti kriminalize etmenin bir aracı olarak kullandığı da vurgulanıyor. Belçika Yüksek Mahkemesi’nin PKK’yi ‘terör örgütü listesi’nden çıkarma kararına atıfta bulunulan raporda, İngiliz hükümetinin PKK ile ilgili değerlendirmesini gözden geçirmesi isteniyor. Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dair Türk iktidarı üzerindeki baskıyı arttırma ve Türkiye’ye silah satışlarına insan hakları çerçevesinde denetimler getirme çağrısında bulunuluyor.

    ‘EN FAZLA MUHALİFİ HAPSE ATAN ÜLKE’

    Özel oturumda bir konuşma yapan APPG Başkanı ve İşçi Partisi Vekili Lloyd Russell Moyle, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışma mesajı verdi, Kürt halkının özgürlük, özerklik ve demokrasi mücadelesine desteğini ifade etti. Türkiye’nin tüm modern ülkeler arasında en fazla muhalifi hapse atmış ülke olduğunu, basın özgürlüğünün olmadığını, medyanın hükümet elinde tekelleştiğini vurguladı.

    ‘TERÖR DEĞERLENDİRMESİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ’

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride de değinen Moyle, Türkiye’deki durumun 2016 darbe girişiminden bu yana giderek kötüleştiğini, ahlaki olarak kabul edilemez ve Türkiye’nin dünyada sahip olduğu konumun altını oyar hale geldiğini belirtti. Britanya’nın Türkiye’deki mevcut durumla ilgili oynayacak bir rolü olduğunu belirten Moyle , Belçika Yüksek Mahkemesi’nin PKK’nin Türk devletinin iddia ettiği gibi ‘terör örgütü’ değil, bir iç savaşın meşru tarafı olduğu yönündeki kararını hatırlatarak, Britanya hükümetini PKK konusundaki terör örgütü değerlendirmesini gözden geçirmeye, Türk hükümetinin görüşmelere yeniden dönmesi konusunda rol üstlenmeye çağırdı.

     

  • Aynur Doğan EFG Londra Jazz Festivali’nde sahne alıyor

    Aynur Doğan EFG Londra Jazz Festivali’nde sahne alıyor

    Kürt müziğinin dünyadaki önde gelen en önemli isimlerinden biri olan ve Dünya Müzik Fuarı (WOMEX) tarafından 2021 Yılının Sanatçısı seçilen Kürt ve Alevi müzisyen Aynur Doğan, EFG Londra Jazz Festivali kapsamında, Londra’nın en prestijli salonlarından Barbican’da sahne almak üzere İngiltere’ye geliyor.

    14 Kasım 2021 Pazar günü Silk Street, London, EC2Y 8DS adresindeki Barbican Centre’in ana konser salonunda düzenlenecek konser 19:30’da başlayacak. Şimdiye kadar yayınladığı albümlerle Kürt müziğine sürekli olarak yeni kapılar açan Aynur Doğan, Barbican’da gerçekleştirilecek konserinde son albümü Hedûr’u ve diğer albümlerinde yer alan Kürtçe ve Türkçe şarkılardan oluşan repertuarı seslendirecek. Aynur uzun bir süredir biraraya gelemediği Londra’daki dinleyicilerini mest edecek bir müzik ziyafeti sunmaya hazırlanıyor.

    Dünyanın pek çok prestijli konser salonunda sahne alan Aynur Doğan 2006 yılında sahne aldığı Queen Elizabeth Hall konserinden bu yana Londra’daki bu en büyük sahne gösterisinde seyircileriyle buluşmak için sabırsızlandığını ifade etti. WOMEX tarafından ‘Kürt ve Alevi kültürünün korunması ve çağdaşlaşmasına uzun bir adanmışlık sergilemiş bir sanatçı’ olarak tanımlanarak ödüllendirilen sanatçının konser biletleri sadece internet üzerinden www.barbican.org.uk adresi ziyaret edilerek satışa sunuldu. Barbican internet sitesinde What’s On başlığı altında 14 Kasım tarihi seçilerek kolaylıkla temin edilebilir. Bilet fiyatları £25 ile £32.50 arasında değişiyor.

    Konseri düzenleyen EFG London Jazz Festival yetkilileri konser için kapıdan bilet satışı yapılmayacağını, bu sebeple konsere katılmak isteyenlerin mutlaka biletlerini önceden internet üzerinden temin etmesi gerektiğini ifade ettiler.

    Foto: Muhsin Akgün