Category: Suna Alan

  • Sanatçı Cem Tuncer’in ‘Cycle’ (Döngü) bestesi ile isyanı!

    Sanatçı Cem Tuncer’in ‘Cycle’ (Döngü) bestesi ile isyanı!

    Suna Alan

    Yaklaşık 6 yıldır Londra’da müzik çalışmalarına devam eden Cem Tuncer, 10 yıldan fazla deneyime sahip bir bas gitarist, besteci, aranjör, ses tasarımcısı ve kayıt mühendisi. Bir çok başarılı çalışmaya imza atmış müzisyen Tuncer, dünyayı kasıp kavuran korona virüsünün sanatçıların üretimlerini sekteye uğrattığı bir dönemde, Cycle (Döngü) isimli bestesini günışığına çıkararak, yaşanılanların bir döngünün sonucu olduğu mesajını veriyor. 

    10 Nisan günü tüm dijital platformlarda yer alacak olan bu single çalışmaya yaklaşık 2003 – 2004 yılları arasında başladığını söyleyen sanatçı Tuncer devamla;  ”o dönemde de bu günkü gibi tatsız haberler geliyordu ve beste böyle şekillenmeye başladı. Ancak şarkının aranjesi ve armonik duygu açısından tam olarak ifadesi tamamlanmadığı için kenara koymuştum. Bu sırada elimdeki mevcut projeler de devam ediyordu. 2011 yılında tatsız haberler büyüyerek tekrar gelmeye başladı ve eve kapandığımız süreç içerisinde bu parça üzerinde tekrar çalışmaya başladım ancak yine tamamlanamadı. Bir şeyler hep eksik kalıyordu” dedi.

    Sanatçı Tuncer, bu yıl Covid19 salgını nedeniyle yeniden evlere kapanıldığını ve dünyanın döngüsünün savaşlar, göçler, hastalık, salgın, ölümler ile bozulmadan devam ettiğini söyledi. Cem Tuncer devamla; ”bir sanatçı olarak buna karşı ses vermeliydim ve bu kez tamamlanması için önemli ve tamamlayıcı olan değerli müzisyen dostum Serkan Çakmak’ın katkısı ile bitirip tamamlayıp paylaşıma açabildik. Hazırlanan eserin single kapağına bakıldığında dış dünyanın göz bebeklerinden yansımasını görebilirsiniz. Bu çalışma için hazırlanan klipte de aynı şekilde kapak üzerinden gözbebeğinden yansıyan görüntüler ile yaşananların akışını görebilirsiniz. Bu korkunç döngünün son bulması dileği ile” dedi.

     

    Cycle (Döngü) video klip linki: https://youtu.be/JoTcZekcAC0

     

    CEM TUNCER KİMDİR?

    Bas gitarist, besteci, aranjör, ses tasarımcısı ve kayıt mühendisi.

    Buddha’s Groove isimli solo albümünü 2009’da çıkardı. Çaldığı, bestelediği ve düzenlediği 6 şarkı var. Kendisine ait bir çok single çalışmalarını yayınlamaya devam ediyor.

    Tanınmış müzisyenlerin birçok albüm kaydında enstrüman çaldı. 2009-2013 yılları arasında ulusal ve uluslararası caz festivallerinde BETONE ve TRIBASS isimli grupları ile çaldı.

    Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde davul-bas gitar atölyeleri kurdu. 2013 yılında Bilkent Üniversitesi’nde ATMM (Müzik ve Medya için Ses Teknolojileri) adlı organizasyonda “ağaç türlerinin seçimi ve sesi etkileyen faktörler” konulu bir seminer verdi. Drum’n’bass dergisinde köşe yazıları yazdı.

    Kısa filmler ve belgeseller için çok sayıda orijinal şarkı besteledi. Hala reklam filmleri ve tanıtım filmleri için müzik üretmekte. “Şehrin Sesi” isimli belgeselde ses tasarımcısı ve sanat yönetmeni olarak çalıştı. Halen çalışmaları devam eden “Alevism: The Secret Path of Anatolia” belgeselinin müzik ve sound design çalışmalarıyla, Dursuncan Çakın ve Serkan Çakmak ile beraber katkı sağlamıştır.

    Sanatçı Tuncer, Londra’da çalışmalarını yürüten The Origins bandı ve The Anatolian Colective’ projesinin öncülerinden.

     

  • Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Kıbrıs Türk Toplum Merkezi, (Turkish Cyriot Community Association – TCCA) Faruk Eskioğlu’na “Londra’da Bizim’Kiler” çalışmasından dolayı “teşekkür plaketi” verdi.

     

    1 Şubat Cumartesi günü  “628-630 Green Lanes, Haringey, N8 0SD” adresindeki TCCA’de yapılan kitap tanıtım panelinde gazeteci yazar Eskioğlu ve kitabın İngilizce editörü Ertanç Hidayettin konuşmacı olarak katıldı. Etkinliğe bir süre önce aramızdan ayrılan Hulus Çağlar İbrahim’in eşi ve Hasan Raif’in ailesinin de aralarında bulunduğu 30’un üzerinde katılım oldu.

     

    Açılış konuşmasını yapan TCCA Başkanı Niyazi Enver, Türkçe ve İngilizce kaleme alınan “Londra’da Bizim’Kiler”in toplum tarihinin gelecek kuşaklara taşımada önemli bir işlevi olacağını belirterek yazarı ve çalışmaya katkıda bulunanları kutladı. Enver, üçlü kitap setinin sert kapak özel baskısını Hulus Çağlar İbrahim ve Hasan Raif’in eşlerine hediye ederken, İlker Kılıç’ı da saygıyla yâd ederek üçünçü kitabı Kılıç ailesine ulaştıracaklarını söyledi.

     

    Enver, Eskioğlu’na kurum adına hazırlanan “Toplumsal hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimizle” yazılı plaketi vererek çalışmalarını sürdürmesini diledi.

     

    Duygusal anların yaşandığı etkinlikte Rosemerry İbrahim de eşi Hulus Çağlar İbrahim’in bir efsane olduğunu belirterek bu kitaplarla efsanenin unutulmayacağından dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Gülşen Raif de Eskioğlu’nun uzun süren çalışmalarını ailecek bildiklerini belirterek “Rahmetli eşim Hasan da sağ olsaydı bu gece mutlaka aramızda olurdu” diye konuştu.

     

    Ertanç Hidayettin de “Londra’da Bizim’Kiler”in Türkiye’den 150 ve Kıbrıs’tan 100 yıllık göçün tarihini ele aldığını belirterek çalışmanın her evin kütüphanesinde bulunması gerektiğini ve araştırmacılara da ciddi bir kaynak olacağını söyledi. Kitapta yer alan ve şimdi hayatta olmayan isimleri sayarak yâd eden Hidayettin, toplumun sözlü tarihini de yazıya geçiren “Londra’da Bizim’Kiler”in bu açıdan da önemli bir işlev yüklendiğini söyledi.

     

    Eskioğlu da araştırması boyunca kendisine destek olan, panelde ev sahipliği yapan ve kendisini ödüllendiren TCCA’e teşekkür ederek başladığı konuşmasında, toplumun kitaplara olan ilgisine de teşekkür etti.

     

    Kitapta yer alan ilginç olayları özetleyen Eskioğlu, kendisinin bir bilimadamı olmadığını fakat bilim insanlarının yorumlayabileceği ciddi bir arşiv toplaması ve sözlü tarih çalışması yaptığını söyledi. Eskioğlu bir soru üzerine çalışmasından alıntılar yaparak toplumdaki üç önemli köşe taşını “1970’lerdeki Wimpy Grevi, 1990’lardaki Kürt ve Alevilerin kimlik arayışları ile 2000’lerde tekstilin emek ucuz ülkelere taşınmasıyla ortaya çıkan büyük işsizlik ve onun ileride yarattığı sorunlar sayılabilir” dedi.

     

    Kitaplarının içinde yaşanılan ülkede toplumu görünür kılmasını dileyen Eskioğlu, kitapla ilgili ayrıntılı bilgi ve satış noktalarının londradabizimkiler.com‘dan öğrenilebileceğini söyledi. Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in de konuşmacı olarak katılacağı bir sonraki kitap panelinin 16 Şubat Pazar saat 13’te “Mildmay Ward, Londra N1 4RX” adresindeki Türk Eğitim Birliği’nde olacağı öğrenildi.

  • Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

    Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

     SUNA ALAN

     

    Bugün dünyada her 59 çocuktan 1’i otizm riski ile dünyaya gelmekte ve bu rakam her yıl artış eğilimi göstermektedir. Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisi, erken tanı ile yoğun, sürekli özel eğitim. Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir.

     

    Uygulamalı Davranış Uzmanı Canan Winter ile ABA (Uygulamalı Davranış Analizi) terapisi, otizmli çocuklarda öğrenme bozukluğu, İngiltere’de otizmli çocukları olan ebeveynlerin izleyeceği yol ve yöntemler üzerine konuştuk.

     

    Öncelikle bize ABA nedir açıklar mısınız?

    Applied Behaviour Analysis ya da Uygulamalı Davranış Analizi bir bilim dalı, bir disiplindir. Deneysel davranış psikolojisinden elde edilmiş olan prensiplerin hayatın çeşitli alanlarında, eğitimde, iş sektöründe, hayvan eğitiminde, ikstisadi modellerde ve sosyal medyada uygulamalı olarak kullanılmasıdır. ABA ya da UDA genellikle otizm tedavi yöntemi olarak biliniyor. Halbuki ABA büyük şirketlerde ya da fabrikalarda personel motivasyonunu arttırmaktan tutun, trafik kurallarını uygulamaya kadar yaşamın her alanında kullanılıyor.

     

    Peki, bu işi yapan kişilerin unvanı nedir? Siz kendinizi ne olarak tanımlıyor ve ABA’yi hangi alanlarda kullanıyorsunuz?

     

    Ben davranış analistiyim ve uygulamalı davranış analizini eğitim alanında, öğrenme bozukluğu olan çocuklarla uyguluyorum.

     

    Öğrenme bozukluğundan kastınız nedir?

     

    Öğrenme bozukluğu bir insanın birtakım bariyerler sebebiyle geç ve güç öğrenmesidir. Davranış analisti, öncelikle öğrenme bozukluğu olan bireylerin öğrenmesini engelleyen bariyerlerin ne olduğunu araştırır, gözlem yapar, veri tutar, bireyle birebir ilişki içinde olan kişilerle konuşur, onların fikirlerini alır ve bu bariyerleri nasıl aşacağına dair bir plan yaparak kişiye özel bir eğitim planı çıkartır. Ben yetişkinlerle değil çocuklarla çalışıyorum. Dolayısıyla çocukları ev ve okul ortamında gözlemliyorum. Anne babalarıyla, öğretmenleriyle konuşuyorum, önceden hazırlanmış ve analizi kolaylaştıran birtakım formlarımız var, onları doldurtuyorum ve gerekirse deneysel gözlemler yapıp çocuğun tepkisini ölçüyorum. Sonra bütün bu bilgiler ışığında çocuğa özel bir eğitim programı çıkartıyorum. Ben veya bir ABA özel öğretmeni çocukla birebir çalışarak programı uyguluyor. Bu arada anne babaya ve gerekirse kardeş, anane, dede evde her kim çocukla birebir ilişki içindeyse, onlara eğitim veriyoruz ki anne baba da hem tedaviyi anlasın, hem de bu tedaviyi evde öğretmen yokken de kullanabilsin. Uygulama sırasında sürekli veri topluyoruz. Anne babadan da veri toplamasını istiyoruz. Sonra bu verileri değerlendiriyoruz. Bu sayede çocuğun ne kadar ilerlediğini, hangi yöntemlerin çocukta işe yaradığını ya da yaramadığını, yeni bir programa ihtiyaç olup olmadığını kolayca biliyoruz.

     

    Sizin eğitim verdiğiniz çocukların ne gibi öğrenme bozuklukları var?

    Daha önce de değindiğim gibi öğrenme bozukluğu sadece otizm değil. ABA otizm tedavisi olarak biliniyor çünkü otizmli bireylerin eğitiminde tek başına uygulandığında ABA kadar işe yarayan başka bir bilim dalı yok. Ancak ABA ADHD, disleksi, disgrafya, diskalkuli, auditory processing disorder (işitsel işleme bozukluğu), language processing disorder (dil işleme bozukluğu), pervasive developmental disorder (yaygın gelişimsel bozukluk), Willis sendrom, Down sendromu gibi pek çok öğrenmeyi engelleyen bozukluklarda kullanılıyor. Benim öğrenci profilim otizmli, ADHD’li ve disleksik çocuklardan oluşuyor. Uzmanlık alanım otizmli çocuklar üzerine.

     

    Eğitim programı sadece akademik eğitim sanırım?

     

    Veliler ve inanın okullardaki öğretmenler de sadece akademik eğitim programı zannediyor ABA’yi. ABA programının içinde elbette akademik eğitim de var ama ABA’in amacı kişiye ileride kendi kendine yaşayabilecek becerilerin kazandırılmasıdır. ABA’in asıl odaklandığı nokta toplumsal açıdan önem taşıyan davranışlar geliştirebilmektir. Tuvalet eğitiminden çanta toplamaya, uyku ve yemek düzeninden üstünü başını giymeye, alışverişe gitmekten interneti güvenli kullanmaya kadar her türlü beceri kişinin ihtiyacına göre ABA programına dahil edilebilir. Elbette okuldaki başarıyı arttırmaya da yarar ama ondan öncesinde özellikle otizmli ve ADHDli çocuklarda davranış bozukluklarını düzeltmede (vurma, bağırma, kendini yerden yere atma, küfür etme vs gibi), olumlu davranış kazandırmada (paylaşma, görgü kuralları, dil becerileri gibi) kullanıyoruz. Örneğin çocuk bir şey istediğinde kendini yerden yere atıyorsa, önce istediği şeyi toplum kurallarına uygun biçimde yani konuşarak istemeyi öğretiyoruz; böylece çocuk yerden yere atma davranışının yerine konuşarak anlaşmayı koyuyor. Sonra bu beceriyi sadece tek bir nesne ya da istek için değil, diğer isteklerini ifade etmek için de kullanmayı öğretiyoruz. Tuvaletini halıya yapmak yerine tuvalete yapmayı, ilgi istediğinde anneye vurmak yerine konuşarak ifade etmeyi ya da beklemeyi öğreniyor. Okulda birisine istemediği bir şey yaptığında küfür etmek yerine konuşarak halletmeyi öğretiyoruz. Çocuğun tek bir noktada kazandığı beceriyi genel beceriye dönüştürüp başka ortamlarda da kullanmasını sağlıyoruz. Küçük çocuklarda bunu oyun aracılığıyla, büyük çocuklarda başka birtakım yöntemlerle – mesela konuşamıyorsa resimlerle ve belirli bir sistemde- öğretiyoruz.

     

    Peki eğitim programını nerede uyguluyorsunuz? Evde mi, okulda mı?

    Kişiye özel eğitim programları evde ve/veya okulda uygulanabilir. Ben açıkçası sadece okulda uygulanan ABA programlarına taraftar değilim çünkü ABA bir ekip işi. Anne babanın bu eğitimi veren insanlar arasında olması çocuğun gelişimini, ilerlemesini çok etkiliyor. Sadece okulda birtakım kurallar uygulandığı ve çocuk evde boş bırakıldığı zaman bu kurallar asla alışkanlığa dönüşmüyor. Çocuk evdeki başıboş durumu ya da toleransı okulda da bulabileceğini zannediyor. O yüzden tavsiyem programın mümkünse hem evde hem okulda uygulanması.

     

    Siz ABA ile nasıl tanıştınız? Neden bu işi yapıyorsunuz?

    Benim ABA ile tanışmam tamamıyla bir tesadüf. Ben 1994’te İstanbul İngilizce İktisat bölümünden mezun oldum ama para piyasası hiçbir zaman öğretmenlik kadar ilgimi çekmedi. O yüzden hemen akabinde Marmara Üniversitesi’nden öğretmenlik sertifikası aldım ve özel okullarda ve devlet okullarında İngilizce öğretmenliği yaptım. Kızım doğduğunda ara verip çeviri yapmaya başladım. 30’dan fazla kitabı İngilizce’den Türkçe’ye çevirdim. Sonra İngiltere’ye taşındım ve yeniden öğretmenliğe döndüm. Özel bir okulda International Baccalaureate (IB) sisteminde 2-18 yaş arası öğrencilerle çalıştım. Bu arada gönüllü arkadaşlarla Surrey’de bir okul açtım. Okula konuşma yapmaya gelen bir ABA danışmanından iş teklifi aldım ve part-time ABA tutor olarak çalışmaya başladım. Manevi ödülü o kadar yüksekti ki kendimi geliştirmek için önce Kanada’dan ABA üzerine iki kurs aldım. Birkaç sene sonra da okulda çalışmayı bırakıp tamamıyla ABA’ye yöneldim ve Belfast’ta Queen’s University’de ABA üzerine yüksek lisans yaptım. 9 sene ABA okulu, özel eğitim okulu, normal okullar ve ev ortamında otizmli ve ADHD’li çocuklarla çalıştım, hala çalışıyorum. Board of Certified Behaviour Analysts (Amerika) ve UK-SBA (Society of Behaviour Analysts) üyesiyim.

     

    Son olarak ebeveynlere tavsiyelerinizi alabilir miyim?

     

    Velilere öncelikle çocuklarını iyi gözlemlemelerini ve çocuklarında bir sorun işareti gördüklerinde es geçmemelerini tavsiye ederim. Özellikle otizm ve keza ADHD küçük yaşta teşhis edildiğinde çok kolay ve çok çabuk yol alınabiliyor. Maalesef İngiltere’de maddi sorunlardan dolayı çocuklara erken yaşta teşhis koymuyorlar. Dolayısıyla anne baba da önemsemekten vazgeçiyor ya da tedaviye başlamakta gecikiyor. Çocukta bir belirti gördüklerinde sadece NHS’ın söyledikleriyle hareket etmemelerini tavsiye ederim. Aynı zamanda, özellikle otizmli çocuklarda playgroup ve Reception class döneminde çocukla ilgili bol şikayet geliyor ama ne yazık ki hiçbir şey yapılmıyor. Ne zaman çocuk birinci sınıfa başlıyor, şikayet artıyor ve çözüm arama sürecine giriliyor.

     

    İkinci tavsiyem otizmli çocuklarda velilerin ABAyi mutlak ve mutlak tedavi seçeneklerinin arasına alıp değerlendirmeleridir. Bana ABA’yi masa başı programı olduğu için istemediğini söyleyen veliler oldu. ABA bir masa başı programı değildir. ABA bir teknik ve metodlar  bütünüdür. Bu teknik ve metodları oyuna, derse, uykuya, konuşmaya, tuvalet eğitimine dahil ederek kullanıyoruz. Ceza yöntemlerinden dolayı ABA istemediğini söyleyen veliler oldu. Ceza yöntemleri asla ve asla çocuğa herhangi bir zarar verecek yöntemler değildir. Cezadan kastımız mesela ödevini yapmayan çocuğun ipad ya da xbox’la oynamasına izin vermemek. Bir veli bana oğlunun ceza olarak merdiven altındaki dolaba kapatıldığını ve bundan dolayı epilepsi nöbetlerinin başladığını anlattı. Bu bir ceza değil, bu işkencedir!

     

    Üçüncü tavsiyem çocuklarına ne tür tedaviyi uygun görürlerse görsünler tedaviyi yapacak kişinin eğitimini, yöntemlerini, İngiltere’de bu işi yapma yetkisinin olup olmadığını, hangi meslek birliğine üye olduğunu araştırsınlar. Bu ülkede her mesleğin bir birliği var. Bu birliğe girememiş biri, bu ülkede o işi yapma ehliyeti olmayan kişi demektir.

  • ‘Ben Kolay Ölmem’ avrupa turnesinde

    ‘Ben Kolay Ölmem’ avrupa turnesinde

    SUNA ALAN / LONDRA

    Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı bir araya getiren, “Ben Kolay Ölmem” tiyatro oyunu Avrupa turnesine hazırlanıyor.

    İki büyük şair Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı bir araya getiren, “Ben Kolay Ölmem” oyunu geçtiğimiz yıl Londra prömiyerini gerçekleştirmişti. Londra’da yaşayan hukukçu Ali Has’ın kaleme aldığı oyun, Avrupa turnesi öncesi Londra’da geçtiğimiz yıl dört kez kapalı gişe sahnelendi.

    Birbirine paralel yaşamlarından yola çıkarak, iki şairin yaşamlarını, mücadelelerini ve aşklarını anlatan oyunda Cemal Süreya’yı Göktay Tosun canlandırırken, Ahmed Arif’e Cüneyt Yalaz hayat verdi. Yönetmenliğini Nesimi Kaygusuz’un üstlendiği oyunun müziklerini, Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk icra etti.

     

    Hikayeleri şiirleriyle anlatılıyor

    Yaklaşık iki yıldır üzerine çalıştığı Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı ilk kez aynı sahnede buluşturan “Ben Kolay Ölmem” oyununun yazarı hukukçu Ali Has, “Ahmed Arif ve Cemal Süreya’nın birbirine paralel yaşamlarındaki kesişmelerden ve arkadaşlıklarından yola çıkarak, iki şairin yaşamlarını, mücadelelerini ve aşklarına değinen oyun, aynı zamanda Türkiye’nin Kürt ve Alevi halklarının iki ferdi ve Türkçe edebiyatının iki büyük üstadının özel hayat hikayelerini şiirleriyle anlatıyor” dedi.

    Oyunun halklara yapılan tarihsel adaletsizliğin altını çizdiğini vurgulayan Has “Sevgisizliğin bu denli dayatıldığı coğrafyamızda en destansı aşk şiirleri, ezilmiş ve devrimci ruha sahip şairler tarafından yazılmıştır. Bu hikaye, öznel yaşamlarına ve onların halklarına uygulanan sevgisizliğin tüm dayatmalarına maruz kalmış iki şaire ve şiirlerinde bıraktıkları mirasın isyansı ruhuna tekrar yaşam vererek tarihsel bir adaletsizliği sorguluyor” ifadelerini kullandı.

    Onları oynamak büyük sorumluluk

    Ahmed Arif’i canlandıran Cüneyt Yalaz ve Cemal Süreya’ya hayat veren Göktay Tosun, iki usta ismi canlandırmanın çok değerli ve mutluluk verici olduğunu söyledi. Yalaz “Ahmed Arif gibi büyük bir halk şairini oynamak büyük bir sorumluluk. Ayrıca bu oyunda iki şairin kimliklerini, yaşama biçiminin sanatlarını nasıl etkilediğini tartışmaya açmak da çok değerli” dedi. Tosun ise “Ben Kolay Ölmem; zihinlerimizde iki ayrı uçtaymış gibi yer etmiş ama aslında aynı makus kaderi paylaşmış olan Türkiye’nin en önemli şairlerinden Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı ve de onların çok bilinmeyen dostluklarını ortaya koyması açısından önemli bir proje. Benim için onur verici” şeklinde konuştu.

    Yolculuklarına aynı trende şahitlik ediyoruz

    Oyunun müziklerini besteleyen ve sahnede icra eden sanatçılardan Vedat Yıldırım “Ahmed Arif ve Cemal Süreya’nın geçmişi ve tarihlerine farklı bir yaklaşım ve yolculuk… Bu yolculuktan ikisinin kaderinin aslında çakıştığını görmekteyiz. Onların etkileşimlerine, yolculuklarındaki duygularına müzikle eşlik etmeye çalıştık. Kimi zaman oyuna has bestelediğimiz müzikler ile kimi zaman da geleneksel müzikler ile bu duygu dünyasını yaşatmaya çalıştık” dedi.

    Müzisyen Cansun Küçüktürk ise ‘’Cemal Süreya ve Ahmed Arif’in müzik lokomotifi ile sonu olmayan bir şarkıya yolculuklarına aynı trende şahitlik ediyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    SUNA ALAN / LONDRA

    Besteci ve vokal Olcay Bayır’ın müziği, Anadolu’nun geleneksel mirası ve Londra’nın hareketli ve eklektik ruhunun bütünleşmesinden oluşuyor. Gençlik zamanının zengin geleneksel halk müziği, aldığı klasik soprano eğitimi ve dünyanın her yerinden müzisyenlerle yapmış olduğu çalışmalar Olcay’ın müziğine ilham olmuş.

    Sanatçı Olcay Bayır’ın Mart 2019 yılında öncelikle Avrupa’da Arc Music etiketiyle ve geçtiğimiz Aralık ayında ise Türkiye’de Kalan Müzik etiketiyle çıkan Anadolu kültüründen beslenen ve çağdaş bir yaklaşımla harmanlanan ”Rüya” isimli albümü üzerine konuştuk.  Bu albümle, Olcay ilk defa kendi bestelerini dinleyenlerinin beğenisine sunuyor. Albümdeki ‘Yar Dedi’ bestesi, Türkiye’de albüm henüz yayınlanmadan tanınmaya başlandı bile.

     

    Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

    Dersim’den göç eden bir aileden geliyorum. Ancak ben Antep’te doğdum. 16 yaşında ailemle beraber İngiltere’de yaşamak için göç ettik Türkiye’den.  Dil ve adaptasyon dönemini aştıktan sonra Londra’da Middlesex Üniversitesinde Klasik Batı Şan Bölümü Opera bölümünü bitirdim. Okul döneminde ve sonrasında opera ve müzikal tiyatro yaptım. Ancak sonrasında müzikte kendi yolumu bulma adına ilk albümün Neva’nın çalışmalarına başladım ve 2014 yılında ilk albümüm Neva Avrupa’da Riverboat Müzik tarafından çıktı. Bu arada beste çalışmalarım da devam ediyordu. Ve sonraki süreçte ikinci Rüya için çalışmaya başladık. Rüya, Avrupa’da Arc Music Türkiye’de ise Kalan Müzik etiketleriyle çıktı.

    ”Büyüleyici bir ses, tutkulu ve enerji dolu” World Music Central Amerika, Nisan 2019

     

    Son albümün ‘Rüya’nın hikâyesi nedir? Hangi his ve fikirlerin ürünüdür?

    Rüya benim son 4 yıllık çalışmamın ürünü. Bir çoğu yaşanmışlıkların ifadesi ya da gözlemlerimin… Rüya benim için genelden özele geçiş yaptığım kişisel bir albüm. Ayrıca  hissettiğim müziği ve yorumladığım lokal melodiyi özünü bozmadan enternasyonal dinleyici ile buluşturmak istediğim bir fikrin ürünü. Tabi ki kendimi de şarkıcı ve besteci olarak ilk ifade ettiğim bir albüm Rüya, aslında çıkış noktası bu dönemdeki müzikal yolculuğum ve kişisel etkileşimlerim.

     

    Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

    Yaptığım müzik, köklerinden beslenen ancak kendine biraz kutunun dışından, kendi müziğine dışarıdan bakabilme çabası içinde olan bir anlayışa sahip. Yer yer melankolik, yer yer isyankar, sorgulayan, temasını hayatın her renginden alan… Köklerinden Anadolu’dan beslenen ve bu yereli genele taşıma çabasıyla yapılan eklektik bir müzik. Tabi kendi şarkılarımın taşıdığı ruh da melodiyi oluşturmada belirleyici oldu.

     

    Albümde yeralan eserler ve bunların hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Kimlerle çalıştınız?

    Albümdeki 9 şarkıdan 5 tanesinin müziği ve yine 3 tanesinin söz ve müziği bana ait. Albüm ayrıca bir Karacaoğlan ve bir Aşık Veysel ve bir Şiwan Perwer bestesi ile bir de geleneksel Kıbrıs ezgisi olmak üzere geleneksel şarkılardan oluşuyor. Albümdeki şarkıların aranjelerini London Kefaya Grubu kurucularından Al MacSween ve Guiliano Modarelli ile beraber yaptık. Albümde kullandığımız etnik sazlar Türkiyeli ve Yunanistanlı müzisyenler tarafından çalındı.

    ”Olcay Bayır Rüya albümüyle, Britanya Dünya müziği sahnesindeki en seçkin ve ilgi çekici şarkıcılarından biri olduğunu kanıtladı! Muhteşem!” – The Guardian Gazetesi Britanya, Mart 2019

     

    İleriye yönelik çalışmalarınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

    Elbetteki yeni şarkılar yapmak ve bunları paylaşmak… Ancak öncelikli planımızda Rüya’yı elimizden geldiği kadar çok dinleyene ulaştırmak ve paylaşmak var. Önümüzde İngiltere turu var Şubat ve Mart ayında gerçekleşecek. Sonrasında Londra’nın bilinen caz mekanlarından olan Jazz Cafe’de 2 Mayıs’ta bir konserimiz olacak. Sonrasında Almanya’da bir kaç konserimiz olacak. Albüm Türkiye’ye henüz Aralık başında Kalan Müzik aracılığı ile girdi. Yani şu an çok yeni. Öncelikle bir tanıtım çalışması sürecimiz olacak ve sonrasında da mutlaka orada da konserlerimiz olacak.