Blog

  • Ermenistan Başbakanı Paşinyan: Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı

    Ermenistan Başbakanı Paşinyan: Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Fransız haber ajansı AFP’ye verdiği röportajda, Dağlık Karabağ’daki çatışmaların Türkiye’nin “aktif katılımı” olmasaydı başlamayacağını savundu.

    Paşinyan, “Azerbaycan liderliğinin son 15 yıldır kavgacı söylemleri teşvik ettiği doğru olsa da, şimdi bir savaş başlatma kararı Türkiye’nin tam desteğiyle gerçekleşti” dedi ve ekledi:

    “Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı.”

    Dağlık Karabağ, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası toplum tarafından Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanınıyor. Ancak Azerbaycan’ın topraklarının yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen Dağlık Karabağ ve civarındaki bazı bölgeler, 1990’ların başından bu yana Ermenistan işgali altında bulunuyor.

    Bölgede 1991 yılında ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ ilan edildi. Ancak burayı uluslararası alanda Ermenistan dahil hiçbir ülke tanımadı.

    AFP röportajın Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki hükümet binasında yer alan şatafatlı bir odada gerçekleştiğini yazdı. Stalin döneminde inşa edilen hükümet binasına 45 yaşındaki Paşinyan’ın bir konvoy eşliğinde vardığı ve silahlı askerlerin binanın girişini koruduğu kaydedildi.  Haber ajansı, Paşinyan’ın röportaj sırasında sakin göründüğünü, yavaş ve her kelimeyi tartarak konuştuğunu yazdı.

    Paşinyan, röportajda Azerbaycan’ı “özgürlükleri için mücadele eden bir halka karşı terörist bir savaş” yürütmekle suçladı. Paşinyan, Dağlık Karabağ’daki son durumun sadece çatışmaların yeniden alevlenmesi anlamına gelmediğini de savundu. “Çatışma bölgesinde Orta Doğu’dan terörist grupların aktif katılımı söz konusu” diyen Ermenistan Başbakanı, Ermeni güçlerinin “terörle mücadele operasyonları yürüttüğünü” iddia etti.

    Ermenistan hükümeti, Suriyeli militanların Türkiye üzerinden Azerbaycan’a götürüldüğünü ve bu militanların Dağlık Karabağ’daki çatışmalara aktif olarak dahil olduğunu savunuyor, Ankara ve Bakü ise iddiaları ‘Ermenistan’ın kara propaganda çabaları’ olarak niteliyor.

    Ermenistan, Türkiye’nin çatışmalara aktif olarak katıldığını ve bölgede F-16’larla hava operasyonları gerçekleştirdiğini iddia etse de, şu ana kadar herhangi bir kanıt ortaya koymadı. Türkiye ve Azerbaycan ise iddiaları “Ermenistan’ın uluslararası kamuoyunu arkasına alma çabası” ve “kara propaganda” olarak nitelendiriyor.

    Ermenistan da bu suçlamalar ile ilgili somut bir kanıt sunmuş değil.

    Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus’ta görev yapan, Türkiye destekli muhalif Sultan Murad Tugayları savaşçılarından ismini vermek istemeyen bir kişi BBC Türkçe’ye Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ın yanında savaşmak üzere gönüllü olmak isteyenlerden 1000 kişilik bir liste oluşturulduğunu ve 500 savaşçının askeri kargo uçağı ile Türkiye’den Azerbaycan’a gönderildiğini söylemişti.

    ‘Türkiye Ermeni soykırımına devam etmek için döndü’

    Türkiye’nin Dağlık Karabağ çatışmasına dahil olduğunu ve bunu “Ermeni soykırımı politikasının bir parçası” olarak yaptığını savunan Paşinyan, “Türkiye Güney Kafkasya’ya Ermeni soykırımına devam etmek için döndü” dedi.

    Paşinyan, Ermenistan’ın Türkiye’nin genişlemesindeki “son engel” olduğunu da öne sürdü.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyılda Viyana’yı kuşatmasına gönderme yapan Paşinyan, Avrupa’nın bu durumu doğru bir şekilde adlandıramaması halinde Türk güçlerini Viyana’nın dışında görebileceğini söyledi.

    Çatışmaların kötüleşerek Ermenistan’ın kendi topraklarına doğrudan bir saldırıyla sonuçlanması ihtimaline ilişkin bir soruyu Paşinyan, Rusya’nın ikili askeri anlaşmalar gereğince yardımına koşacağını söyleyerek yanıtladı:

    “Ermenistan toparklarına yönelik bir güvenlik tehdidi olursa, Rusya’nın katılımı anlaşmamızın çerçevesine tabi olacaktır. Rusya’nın anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine uyacağına inanıyorum.”

    Paşinyan, Avrupalı liderler ve uluslararası toplumdan beklentileri hakkında ise, “Bu terörist operasyona verilecek en iyi yanıt, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığıdır” dedi.

    Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan çatışmalar 10 gün önce başladı ve AFP’nin teyitli verilerine göre 286 kişi hayatını kaybetti. Haber ajansı, gerçek ölü sayısının teyitli can kaybından yüksek olmasının muhtemel olduğunu yazıyor.

    Her iki ülke de çatışmaları karşı tarafın başlattığını savunuyor.

    Eski bir gazeteci ve editör olan Paşinyan, 2018 yılında iktidar partisine karşı yürütülen muhalif hareketin liderliğini yürüttükten seçimleri kazanarak sonra göreve gelmişti.

    Kaynak : BBC Türkçe

     

    Extra Cash & Carry
    Extra Cash & Carry
  • ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    Van’da gazetecilerin gözaltı alınmasını helikopterden atılan iki köylünün haberinden kaynaklandığına dikkati çeken siyasi parti temsilcileri, “İktidarın faşist yüzünün teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar” dedi.

    Ajansımızın Van bürosuna yönelik bu sabah gerçekleyen operasyonda muhabirlerimiz Adnan Bilen ve Cemil Uğur ile birlikte Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala ve eski gazete dağıtımcısı Şükran Erdem’in gözaltına alınmasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Gözaltına alınan gazeteci Cemil Uğur, Van’ın Çatak ilçe kırsalında operasyona çıkan askerlerin gözaltına aldığı Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıklarını hastane raporuyla belgelemişti. Yine, Şiban’ın gördüğü işkence ve tanıkların ifadeleri başta olmak üzerine olaya dair çok sayıda bilgiyi kamuoyunun gündemine getirmişti.

    Duruma tepki gösteren siyasi parti temsilcileri ise yapılanların halka gerçekleri ulaştıran gazeteciliğe bir saldırı olduğunu söyledi.

     ‘MA HER KESİMİN AJANSIDIR’

    Birleşik Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Burcugül Çubuk, AKP-MHP iktidarının Kürt düşmanlığı konusunda ortaklaştığını hatırlattı. Kürt halkının çok ağır bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Çubuk, bunun haberleştiren Mezopotamya Ajansı’nın da düşman olarak görüldüğünü ifade etti. Özgür basın geleneğinin bu tür saldırılarla sürekli karşılaştığını anımsatan Çubuk, “Musa Orhan haberini ortaya çıkaran, halklara saldırılarda halkın lehine habercilik yapan, gerçeği ortaya çıkaran özgür basın geleneği tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bir yandan bunu yaparken bir yandan da siyasi partiler üzerinde baskılar kuruluyor, HDP’liler tutuklanıyor. Bu saldırıları bir bütün olarak görmek gerekiyor” dedi.

    MA’nın ortaya koyduğu bilgilere sahip çıktığını ifade eden Çubuk, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu saldırının bir karşılığı olarak özgür basının daha direngen bir şekilde var olması olacak. MA sadece belli bir kesimin değil tüm Türkiye halklarının, emekçilerin, kadınların ajansı. Bu da haliyle ajansı sahiplenebilecek çok geniş bir halk kitlesi ortaya çıkarıyor.”

    ‘RÖVANŞ ALMAK İSTİYORLAR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Başkanı Şahin Tümüklü de iktidarın kendi rejim krizini bu saldırılar üzerinden örtmek istediğini aktardı. “Egemenler bütün faşist saldırılarının üstünü örtmek için ezilenlerin örgütlülüğünü ve bu örgütlülüğün sesini insanlara götüren ajansları, gazeteleri yasaklamaya ve engellemeye çalışıyorlar” diyen Tümüklü, “Özellikle helikopterden iki yurttaşın atılması haberinin yapılmasından sonra faşist yüzlerinin teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar. 90’lı yıllarda da benzer uygulamalar sürdürüyorlardı. Sonuçta MA bir görevi yerine getiriyor. Gerçeklerin üzerini örtemeyecekler bunu bilmek lazım. Bu korku, sindirme, tasfiye saldırıları ile de mesajlarını terse çevirmek lazım” diye belirtti.

    ‘ÇIKIŞ ANTİFAŞİST MÜCADELEDE’

    Bu saldırganlığa karşı geniş bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Tümüklü, “MA’ya yapılan saldırı bu faşist politikaların hem üzerini örtmek hem de buna benzer eylemlerinin devam edeceğinin göstergesi. Ama çıkış yolu da var. Çıkış yolu antifaşist mücadeleyi ve sömürgeci siyaset tarzının karşısında birleşmek ve mücadele etmekten geçiyor. Bu anlamıyla MA’nın yanında yer almak mücadelenin büyümesi açısından da şart” dedi.

    ‘SUSKUNLUK YARATMAK İSTİYORLAR’

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise iktidarın topluma gereceğin ulaşmasını istemediğini söyledi. AKP-MHP bloğunun siyasal ve ideolojik hegemonyasını yitirdiğini vurgulayan Yüce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir siyasal iktidar halkın sorunlarından kopmuşsa, deyim yerinde ise halkın sırtında asalak bir ur olmuşsa, kendi iktidarını sürdürülebilmek için her yolu reva görüyorsa, o ülkede vahşet, hukuksuzluk, işkence vaka-ı adliyeden bir olay haline gelir. Suskun, biat etmiş bir toplum yaratmak istiyorlar. İnsanlara köpekli işkence yapılsın, kimse umursamasın, sussun! İnsanlar helikopterden atılsın, kimse umursamasın, sussun! Gazetecilerin gözaltına alınmış olmasının nedeni budur.”

    İktidarın bu kadar baskı uygulamasına karşın dikensiz bir gül bahçesine sahip olamayacağını ifade eden Yüce,  şöyle dedi: “Yeter ki muhalefet doğru bir stratejiyle ilerleyişini sürdürsün. Muhalefetin her bir öbeği kendi yol ve yöntemince AKP-MHP İktidar Bloku’na karşı mücadelesini sürdürsün.”

  • HDP Merkez Yürütme Kurulu basın açıklaması yayınladı: “Adaleti hep birlikte getireceğiz!”

    HDP Merkez Yürütme Kurulu basın açıklaması yayınladı: “Adaleti hep birlikte getireceğiz!”

    Halkların Demokratik Partisine yönelik AKP-MHP iktidar bloğu tarafından yürütülen siyasi operasyonlara karşı Merkez Yürütme kurulu bir basın bildirisi yayınladı. “Faşizme karşı direneceğiz, ülkeye demokrasi ve adaleti hep birlikte getireceğiz!” diyerek tüm halkları dayanışmaya çağırdı. Basın metni şöyle:

     

    AKP/MHP iktidar bloğu, ülkenin her tarafına yaydığı baskı, sindirme, korku ve umutsuzluk iklimini içeride ve dışarıda çatışma, savaş ve gerginlik politikasıyla sürdürürken, yargı ve kolluk güçleri eliyle bütün muhalefet dinamiklerini bastırmayı hedeflemektedir. Faşizm, toplumun direnen, umut ve moral kaynağı olan güçlerine yönelerek büyük bir umutsuzluk ve yılgınlık yaratmak istemektedir. 

    İktidar, demokratik mücadele dinamiklerini eritmek ve bir araya gelmelerini önlemek için tüm ideolojik aygıtlarını ve zor araçlarını devreye koymuş, başta partimiz HDP olmak üzere muhalif ve toplumsal mücadele yürüten tüm siyasi partileri, meslek odalarını, sendikaları, dernekleri, inanç gruplarını, kadın ve gençlik örgütlerini ortadan kaldırmaya; vicdanlı olan yazar, aydın ve sanatçıları yargı eliyle sindirmeye çalışmaktadır.

    Partimize yönelik siyasi kırım operasyonlarının hedefinde de sadece HDP’nin değil partimiz şahsında bütün adalet ve demokrasi mücadelesini yürütenlerin mücadelesine, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet iradesine, ortaya konulan kadın özgürlükçü sisteme, kadın kırıma karşı kadınların ortak mücadelesine saldırı olduğunu biliyoruz. Son olarak partimizin önceki dönem MYK üyeleri ve milletvekillerine yönelik gerçekleştirilen siyasal etikten ve hukuktan yoksun iktidar operasyonu karşısında açığa çıkan dayanışma havası bu tespitimizin ispatı niteliğindedir.

    Ülkeyi mutlak bir karanlığa sürükleyen AKP-MHP faşizmine karşı demokrasi ve özgürlük seçeneğinin hala mümkün olduğuna inanıyoruz. Merkez Yürütme Kurulumuz, partimize gönül vermiş halklarımızın ve faşizmin sınır tanımaz saldırganlığı karşısında demokratik direnişin gerekliliğine inanan milyonların etkili bir ortak mücadele hattını örmesi gerekliliğinin tarihsel önemi ve bilinciyle toplanmıştır. 

    Toplantımızda Kürt halkının ve Türkiye halklarının demokrasi ve adalet mücadelesine karşı başlatılan bu nefes aldırmayan saldırı dalgasına karşı özgürlük mücadelesini yükseltmek önümüzdeki dönemin temel yol haritası olarak belirlenmiştir.

    Detaylarını önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağımız mücadele döneminin kaybedeni AKP/MHP iktidarı ve politikaları; kazananının demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacağını şimdiden ilan ediyoruz! 

    Bu inanç ve bilinçle coğrafyamızın tüm ezilen kimliklerine sesleniyoruz. HDP varoldukça adalet, demokrasi ve özgürlük umudu dimdik ayakta olacaktır!

    Ve Meydan okuyoruz! 

    Faşizme karşı direneceğiz, ülkeye demokrasi ve adaleti hep birlikte getireceğiz!

  • Kayyım atandığı belediyenin önünde namaz kıldı

    Kayyım atandığı belediyenin önünde namaz kıldı

    Kars Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Vali Türker Öksüz, ilk iş olarak belediye önünde Cuma namazı kılarak, dua etti.

    İçişleri Bakanlığı tarafından, 2014 Kobanê eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklanan Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen’in yerine kayyım olarak atanan Kars Valisi Türker Öksüz, belediye binasına koruma ordusuyla giriş yaptı. Belediyeye giden tüm giriş ve çıkışlar kapatılırken, kayyım Öksüz ilk iş olarak belediye önünde Cuma namazı kılarak, dua etti.

  • Kobanê soruşturması: 17 HDP’li tutuklandı

    Kobanê soruşturması: 17 HDP’li tutuklandı

    “Kobanê soruşturması” kapsamında 8 gündür gözaltına tutulan 17 HDP’li tutuklandı. Tutuklamaya “kaçma şüphesi” gerekçe gösterildi.HDP’liler adliye önünde tutuklamaya “Dün yılmadık, bugün de yılmayacağız” diyerek tepki gösterdi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Kobanê soruşturması” kapsamında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve eski milletvekillerine yönelik yapılan operasyonda 25 Eylül’de gözaltına alınan 20 siyasetçiden 17’si tutuklandı.

     

    17 TUTUKLAMA

    Tutuklanan isimler şöyle: “HDP Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, HDP MYK üyesi Alp Altınörs, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, eski milletvekili Ayla Akat Aka, BDP eski Eş Genel Başkanı ve milletvekili Emine Ayna, HDP eski MYK üyeleri Bircan Yorulmaz, , Berfin Özgü Köse, Dilek Yağlı, Can Memiş, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Pervin Oduncu, İsmail Şengün ve Cihan Erdal, HDP eski Genel Saymanı Zeki Çelik, HDP RTÜK üyesi Ali Ürküt ve eski milletvekili Prof. Dr. Emine Beyza Üstün.”

    İmralı Heyeti Üyesi ve HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP eski MYK üyesi Gülfer Akkaya ve HDP eski Milletvekili Altan Tan, adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

     

    AVUKATLAR SALONA ALINMADI

    Mahkeme başkanı, duruşma salonuna avukatları çağırmadan kararı okudu. Avukatlar ve adliyede bulunan milletvekilleri, bu duruma “savunma susmayacak”, “HDP susmadı susmayacak” sloganı atarak tepki gösterdi.

     

    SKANDAL KAÇMA GEREKÇESİ

    Avukatların alınmadığı salonda siyasetçilerin yüzüne okunan kararda, tutuklamaya “kaçma şüphesi” gerekçe gösterildi. Kararda, “Atılı suçlar için kanunda ön görülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında, hayatın olağan akışı içinde kaçma şüphesi oluştuğu” ve “Şüphelilerin salıverilmesi halinde dosya kapsamında ifadelerine başvuruların tarafların beyanlarına etki edebilmesi ihtimalinin varlığı” gerekçe gösterildi.

    Kararda tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu da ileri sürüldü.

     

    AVUKAT VE VEKİLLERE ŞİDDET

    Kararın açıklanmasının ardından avukatlar müvekkillerine ihtiyacı olan eşyalarını ulaştırmak istedi. Ancak adliye koridorunda barikat kuran polisler, avukatlara fiziki müdahalede bulundu. Bunun üzerine milletvekilleri de polis barikatını aşarak, tutuklanan siyasetçilere ulaşmak istedi. Polis avukatlara ve milletvekillerine fiziki şiddet uyguladı.

     

    ADLİYE ÖNÜNDE AÇIKLAMA

    Kararın ardından HDP milletvekilleri, Ankara Adliyesi C Kapısı önünde açıklama yaptı. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Arkadaşlarımıza bayat yemek verildi. Arkadaşlarımıza eşyalarını dahi vermemize müsaade edilmedi. İşte AKP-MHP’nin kurduğu tek adam rejiminin sivil görünümlü polis eliyle darbesini bir kez daha yaşadık. Bizler dün de yılmadık, bugün de yılmayacağız. İster Meclis’te ister belediyelerimize ister halk örgütlülüklerimize müdahale etsinler, biz taviz vermeyeceğiz. HDP kazanacak, demokrasi güçleri kazanacak. AKP-MHP iktidarı tarihin çöplüğüne gömülecektir.”

    Açıklamanın ardından polis milletvekillerinin de aralarında bulunduğu gruba müdahale etti. Milletvekilleri ve polis arasında yaşanan gerginlik sonrası, grup “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla adliye önünden ayrıldı.

  • Gözaltındaki siyasetçiler tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    Gözaltındaki siyasetçiler tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    Haber Merkezi – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “Kobanê soruşturması” kapsamında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve eski milletvekillerine yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 20 siyasetçiden emniyette ifade vermeyen 14 kişinin savcılık ifadeleri sona erdi.

    İfade işlemlerinin ardından emniyetten getirilen HDP Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, HDP eski Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, eski milletvekili Ayla Akat Aka, İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, HDP eski MYK üyeleri Can Memiş ve Cihan Erdal ile beraber 20 kişi tutuklama talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.

    Gözaltında tutulan isimler şöyle: “HDP Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, HDP MYK üyesi Alp Altınörs, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, HDP eski Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, eski milletvekili Ayla Akat Aka, BDP eski Eş Genel Başkanı ve milletvekili Emine Ayna, İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, HDP eski MYK üyeleri Bircan Yorulmaz, Gülfer Akkaya, Berfin Özgü Köse, Dilek Yağlı, Can Memiş, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Pervin Oduncu, İsmail Şengün ve Cihan Erdal, HDP eski Genel Saymanı Zeki Çelik, HDP RTÜK üyesi Ali Ürküt ve eski milletvekili Prof. Dr. Emine Beyza Üstün.”

  • Londra’da Rosa ve Nubar anıldı

    Londra’da Rosa ve Nubar anıldı

    6-9 Eylül arası, Dersim-Büyükköy Kırsalında ölümsüzleşen TKP/ML MK üyesi Komünist Önder Nubar (Erol Volkan İLDEM) ve TKP/ML TİKKO birim komutanlarından ROSA (Fadime Çakıl) için İngiltere’nin başkenti Londra’da Partizan tarafından anma gerçekleştirildi.

    27 Eylül pazar günü saat 15:00 da yapılan anma etkinliği Nubar (Erol Volkan İLDEM), ROSA (Fadime Çakıl), Koray Aspir ve son süreçte ölümsüzleşen devrim ve komünizm şehitleri anısına saygı duruşuyla başladı.

    Daha sonra TKP/ML MK tarafından yayınlanan açıklama okundu. Açıklamada Nubar (Erol Volkan İLDEM) ve ROSA (Fadime Çakıl)’ın mücadele yaşamı hakkında bilgiler verildi. Devamında ise “Elbette yoldaşlarımızın gözü arkada kalmayacak. Onlar davaya bağlı oldukları kadar yoldaşlarına sonsuz bir güven içindeydiler. Şimdi tüm militanlarımızın, üye ve kadrolarımızın bu güveni her hücresinde hissetme ve kavgayı büyütme zamanıdır. Geleceği kazanma iradesinin örgütlenmesi, geleceği kazanma savaşının sürdürülmesi ancak Halk Savaşı çizgisinde Yeni Demokratik Devrim, Sosyalizm ve Komünizm davasına sıkı bir bağlılıkla olanaklıdır. Partimiz bu iradenin ete kemiğe bürünmüş somut halidir. Şan ve şeref olsun Marksizm-Leninizm-Maoizm Güzergahında Halk Savaşına!” görüşlerine yer verildi.

    Açıklamanın ardından ise Sinevizyon gösterimi yapıldı.

    MLKP adına yapılan konuşmada ise “Şehitlerimizin bizlere bıraktığı sorumluluk bilinci ve mücadele kararlılığı ile devrimci dayanışma ve birlikte mücadeleyi büyüteceğimize söz veriyor,şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz” denildi.

    Konuşmada baskı ve zulmün şehirlerde ve dağlarda sürdüğünü ve buna karşı ortak mücadelenin önemine değinildi.