Tag: David Graeber

  • Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Londra’da yaşayan sanatçı Suna Alan, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası alan Nûdem Durak  ve onun şahsında tüm politik tutsaklar için ”Dargerînok” (Sarmaşık) isimli bir eser besteledi. Söz ve müziği sanatçı Alan’a ait ”Dargerînok” 5 Marttan itibaren tüm dijital platformlar ve klip ile birlikte YouTube üzerinden yerini alacak!

    Nudem Durak
    Nudem Durak

    Kürt sanatçı Nûdem Durak 2015’te söylediği şarkılar gerekçe gösterilerek tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Bayburt cezaevinde tutuklu bulunan Durak için aydın ve sanatçıların da destek verdiği Fransa merkezli uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Kampanya kapsamında Fransa, İngiltere, ABD, İsveç, Senegal, Fas, Cezayir, Tunus, Gouadeloupe gibi çok sayıda ülkeden dayanışma gösterildi. Angela Davis, Noam Chomsky, Ken Loach, David Graeber, Peter Gabriel, Roger Waters gibi uluslararası kamuoyunda tanınmış isimler, Durak’ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.

    Nûdem Durak’ın yaşadığı bu hak ihlaline kayıtsız kalamadığını belirten sanatçı Suna Alan, ”Kürtçe kaset dinlemenin suç sayıldığı, ‘suç unsuru’ kasetlerin toprağa gömüldüğü Evren faşizmini yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kürtçe şarkı söylediği ve bağlama çaldığı için tırnakları çekilen, işkence gören ve katledilen sanatçıları olan bir halkız. Bu nedenle ”Kürtçe şarkılar söylediği için bir sanatçı hiç 19 yıl ceza alır mı?” şaşkınlığını yaşayanlar kendi tarihlerinden bihaberdirler” dedi.

    Suna Alan
    Suna Alan

    Sanatçı Suna Alan devamla, ”Henüz çocukken politik tutsak yakınlarım nedeniyle cezaevi yollarını arşınlamış biriyim. Müebbet tutuklu oldukları için de bu hala devam etmekte. Onların her biri benim için çok değerli. Hepsini çok seviyor ve çok özlüyorum. Onlar ile kurduğum empati ve bağ sebebiyle özgürlüğün elinden alınmış olması duygusu her zaman bana çok ağır gelmiştir. Hele ki hak ihlali mağduru olarak özgürlüğünüz elinizden alınmışsa bu bir zulüm. Nûdem Durak’ın yaşadığı da tam anlamıyla budur. Kendi dilinde şarkılar söylediği için 19 yıl özgürlüğünden edilmek, hukukdışılığın ötesinde bir ilkelliktir. Kadın bir sanatçı olarak benzer bir mağduriyeti ben de yaşamış olabilirdim. Sırf bu empati ile hareket etmek bile vicdani bir sorumluluk yüklemekte. Yani Nûdem’in yerinde ben de olabilirdim. Söylediğim şarkılar nedeniyle özgürlüğüm elimden alınmış olabilirdi. Ayrıca biz kadınlar her alanda birbirimize ses vermeli, ses olmalıyız ki, sesimiz daha gür ve güçlü çıksın!

    Sanatçı Alan, esere ”Dargerinok” (Sarmaşık) ismini vermesini de şöyle açıkladı: ”Bildiğiniz gibi sarmaşıklar arsız ve inatçıdırlar. Siz dilediğiniz kadar önlerine set çekin, üzerlerini beton ile kaplayın, onlar muhakkak bir yolunu bulur ve gökyüzüne doğru hiç bir engele aman etmeden süzülürler” dedi.

    SUNA ALAN KİMDİR?

    Suna Alan
    Suna Alan

    Londra’da çalışmalarını yürüten şarkıcı ve gazeteci. Çewlik’te doğdu. İki yaşında iken ailesi, İzmir’e göç eden Alan, çok kültürlü bir ortamda çocukluk ve gençliğini geçirdi. Geleneksel Kürt dengbêj müziği ve Kürt Alevi deyişleri ile büyüdü ve Ege’de Rebetiko müziğinden etkilendi. Sanatçı 2018’de DAİŞ tarafından alıkonulan Êzidî kadınlara atfen ”Gulebûka Şengalê (Nadîa)” isimli bir şarkı besteledi.

     

    YouTube Link: https://www.youtube.com/sunaalan12

    Türkçe Çeviri:

    ”Dargerînok” (Sarmaşık)

    Beyaz bir güvercinim

    Pencerenin önünde dolanıyorum ama seni göremiyorum.

    Beyaz bir güvercinim

    Duvarlarının üzerinden uçuyorum, sana ulaşamıyorum.

    Kapı, kapı, kapı da kapalı, sensin özgürlük tutsağı / sensin özgürlük çiçeği

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    ***

    Beyaz bir güvercinim

    Zindandaki sarmaşığın arkadaşı.

    Yeşer sarmaşık!

    Betonların arasından, zindan duvarlarından…

    Yeşer duvarlardan, başını kaldır gökyüzüne

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    Bir şarkı söyle sarmaşık

    Karanlık odadan özgürlüğe!

  • David Graeber’in ardından: Kürtler müttefikini, dünya entelektüel rehberini kaybetti

    David Graeber’in ardından: Kürtler müttefikini, dünya entelektüel rehberini kaybetti

    Dünya bir eylemci ve teorisyeni erken yitirdi. Tam da David Graeber’in zamanıydı. Birçok kişinin sustuğu, izlediği, amalı baktığı Rojava devrimini hücre hücre tanıdı, tanıttı. Graeber’in yakın arkadaşı Rahila Gupta, “Kürtler müttefikini, dünya entelektüel rehberini kaybetti” diyor.

    “Kürt hareketi bir başka önemli müttefiki daha kaybetmiş oldu, ama hepimiz adına konuşmak gerekirse, dünyayı anlamamıza yardımcı olan bir entelektüel rehberi kaybettik.” Bu sözler, 2 Eylül’de ani ölümüyle dünyada ve bizim coğrafyamızda büyük üzüntü yaratan David Graeber’in yakın arkadaşı Rahila Gupta’ya ait. Gupta’nın hepimiz adına dile getirdiği bu sözler kararlı bir eylemci ve teorisyen için elbette yetersiz kalıyor.

    Graeber’in Türkçeye çevrilen “Anarşist bir Antropolojiden Parçalar”, “Değer Teorisi: Antropolojik Bir Giriş”, “Tersine Devrimler” ve “Borç: İlk 5000 Yıl” kitapları çok büyük bir ilgi gördü. Graeber’in cesareti, bilgisi ve zekası bu kez Kürt özgürlük hareketine sunduğu dayanışmayla yayıldı coğrafyamızda.

    Fransız filozof Bruno Latour, Graeber’in bilgi pratiği ile aktivist pratiğinin birbirinden ayrılmadığı için sokakta ve kitapta mücadele etmenin de onun için ayrılamayacağını ifade etmişti.

    Tam da bu yüzden “olağanüstü demokratik deney” olarak tanımladığı Rojava’da uzun süre bulundu, sokaklarını gezdi, gözlemlerini dünyayla paylaştı. Babasının İspanya İç Savaşı’nda bir militan olduğunu anlatarak, İspanya devrimcileri yalnız bırakan dünya kamuoyuna bu kez Rojava’yı savunması için çağrı yaptı.

    Graeber, ışıltılı akademik dünyaya içerisinden değil tam karşısından konuştu ve toplum için sade, basit, anlaşılır ve kışkırtıcı yazdı.

    Graeber’i yakından tanıyan, onunla çalışma fırsatı bulan ve onun gibi “devrimi yerinde gözlemlemek” üzere Rojava’da bulunan aktivist ve yazar Rahila Gupta, Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

    ‘ROJAVA’DA GÜÇ İNSANDA BULUNUR’

    Gupta, 2016 yılında Rojava’ya yaptığı ziyaret ardından David Graeber’i tanıdığını dile getirdi. Gupta, “Oradaki kadın devrimine duyduğum coşku, çok önemli ve hayat değiştiren bir şeye tanık olduğum hissi beni Rojava hakkında bulabildiğim her şeyi okumaya itti” diye belirtti.

    Graeber’in “Rojava’daki ikili iktidar” analizinden etkilendiğini ifade eden Gupta, makalenin “Rojava’daki ‘devlet’, koordinasyon rolü olan ancak gücü olmayan bir ‘idare’ olarak anlaşılmalıdır. Güç, insanlarda bulunur” üzerine olduğunu söyledi.

    Gupta, Graeber’in bu analizi Rojava’yı ziyaret ettiğinde karşılaştığı şu olay üzerinden alıntı yaptı: “Yurttaşlar şeker istiflediğinden şüphelenilen bir tüccara soruşturma açılması için yerel asayişi çağırdı. Asayiş, komutanlarından izin almadan soruşturma açamayacaklarını söyledi. Bu cevaba öfkelenen yurttaşlar ise ‘onlar için değil, bizim için çalışıyorsunuz’ dedi.”

    Gupta’nın anlattığına göre Graeber’in bu olayı şöyle değerlendirdi: “Silahı olan herhangi birinin nihayetinde yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya yapılara karşı sorumlu olması gerektiği güçlü bir ilke meselesi gibi görünüyordu – ve değilse, korkunç derecede yanlış bir şeyler vardı.”

    Gupta, Graeber’in “Devrimci teori açısından, Rojava’nın durumunun belirli açılardan benzersiz olduğunu söyleyebilirim. Bulduğumuz şey esasen ikili iktidar durumu” tespitine inandığını sözlerine ekledi.

    Graeber’in Rojava’ya yaklaşımına dair sözlerini sürdüren Gupta, “Bir yanda bakanlıklar, parlamento, yüksek mahkemeler, hükümete benzeyen her şey var, diğer yanda iktidarın tamamen içinden aktığı aşağıdan yukarıya halk meclisleri gibi yapılar var. Graeber, ‘Bu iki kurumsal yapı arasındaki güç dengesi akışkan ve sürekli yeniden müzakere altında görünüyor’ diye yorumlamıştı. Her zaman dünyadaki yerini aktivizmiyle kazandığını bilen bir akademisyen karakteriyle ve erişilebilir bir üslupla yazdı. Sınırlı, seçkin bir akademiye değil dünyanın geri kalanıyla konuştu. Tanır tanımaz saygımı kazandı” diye konuştu.

    ‘MASKESİZ TANRILAR’

    Gupta, arkadaşı Graeber hakkındaki ilk izleniminin PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınan “Demokratik Toplum Manifestosu: Maskesiz Tanrılar ve Çıplak Krallar” kitabının tanıtımında yaptığı konuşma üzerine olduğunu söyledi. Graeber, kitabın önsözünü yazmış ve Hamburg’da Mayıs 2016’da düzenlenen “Kapitalist ve Demokratik Modernite” adlı konferansta konuşmuştu.

    Konferansta Graeber’i daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirten Gupta, anlatımını şöyle sürdürdü: “Her akşam yemekte birlikte oturduk. Ona hayran kalmıştım. Sessizce esprili bir şeyler söyleyip sonra gülme alışkanlığı vardı. Sözlerini duyamasam da onunla birlikte gülerdim. Arabayla konferanstan restorana giden kısa yolculukta dizüstü bilgisayarını çıkarır ve sonradan Bullshit Jobs olacak kitabı üzerinde çalışırdı. Tezinden bahsederdik. Ona Hindistan’daki çok sayıda saçma işten bahsettiğimi hatırlıyorum ama benden önce bunları düşünmüştü zaten. Esprili, çalışkan, alçakgönüllü ve çok zeki bir adamdı. O günden sonra Kürt hareketinin çeşitli etkinliklerinde karşılaşmayı sürdürdük.

    Ataerkillik kitabım için Rojava ile ilgili bölümümü hazırlarken, ideolojinin siyasi değişimi harekete geçirmedeki rolü üzerine kafa yoruyordum. Okumak için tam olarak doğru kitapları bulamadım, bu yüzden tavsiye için David’e e-posta gönderdim. Sorunun çok geniş olduğunu ve çoğu yazarın belirli değişiklikler veya belirli ideolojilerle soruya yaklaştığını düşündüğünü söyledi. Graeber bana, ‘İdeoloji ile hareketlerin ilişkisi çok karmaşık ve farklı hareketlerde derinden değişiyor gibi görünüyor, yıllardır bu bakımdan Marksistlerle anarşistler arasındaki farkı anlamaya çalışıyorum. Bunlardan bazılarını kendi kitabımda dahil edeceğim, ancak son derece yararlı olup olmayacağını bilmiyorum, özellikle de literatür araştırması yapmadığım için – ama 211. 222’ye kadarki bölüm provokatif olabilir’ dedi. El yazmasının tamamını bana gönderecek kadar cömert davrandı.”

    ‘ÖCALAN ANARŞİZME FARKLI YAKLAŞMAMI SAĞLADI’

    Gupta, Graeber’in kendisine Öcalan’ın kitabı için yazdığı önsözü ve kitaptan bazı sayfaları okuması yönünde yaptığı önerilere dikkati çekti. Gupta, önerilerini okuduktan sonra Graeber’e şu e-postayı gönderdiğini anlattı: “Kitabın önsözünü ve önerdiğin sayfaları okudum. Kesinlikle anarşizme farklı bir açıdan bakmamı sağladı. O halde sizin sınıflandırmalarınıza göre, Rojava’da olup bitenler, Apo’da olduğu gibi merkezi bir ‘teoriye veya otoriteye boyun eğmeleri açısından’ anarşizm olarak kabul edilemez. David Wieck’ten bu noktada anarşistlerin ‘yüksek teori’den kaçındıklarını iddia etmek için alıntı yapıyorsunuz. Aslında, Rojava devrimine duyduğum hayranlığı, hayat boyu sürecek bir feminist gelenekle, daha ‘ilerici’ bir devlet için mücadele etme geleneğiyle birleştirmeye çalışıyordum, dindar muhafazakar ve kendi kendini tayin eden sözcülerden oluşan toplumdan başka ne şekilde korunabileceğimizi hayal edemiyordum.”

    Gupta, Graeber’in kaleme aldığı önsözde şu noktalardan çok etkilendiğini dile getirdi: “Öyleyse, pratiğin önce geldiği ve teorinin esasen ikincil olduğu bir siyasi hareket hakkında ne düşünüyoruz? Bunun gerçekten mümkün olup olmadığını merak ediyorum. Bu, eşitlikçiliğin esasen bir uygulama olduğu anlamına mı geliyor? Kendim hiç deneyimlemediğimden, onu her zaman uğruna mücadele edilmesi gereken bir fikir olarak gördüm. En azından kesinlikle provokatif olduğunu söyleyebiliriz.”

    ALTIN VE SAVAŞ İÇ İÇE YAŞAR

    Gupta, bir süre sonra DAİŞ’in yayın organı olan Dabiq’i okuduğunu ve dergide bir yazının David Graeber’in “altın ve savaş” ile ilgili bir pasajından alıntı yapmasına rastladığını, alıntı yapanın ise bölgeye gazeteci olarak giden ve daha sonra DAİŞ’e katılan “Cihatçı John” olarak tanınan Catlie John olduğunu söyledi.

    Gupta, Graeber’in “altın ve savaş her zaman iç içe yaşar” sözünü ve şu pasajını anımsattı: “Emevi İmparatorluğu sırasındaki genişleme savaşları boyunca, devasa miktarlarda altın ve gümüş saraylardan, tapınaklardan ve manastırlardan yağmalandı ve hilafetin olağanüstü saflıkta altın dinar ve gümüş dirhemler üretmesine izin vererek madeni paralara damgalandı.”

    Gupta, John’un DAİŞ ideolojisini gerçekten benimseyip benimsemediğine veya bunun bir hayatta kalma stratejisi olup olmadığına dair Graeber ile aralarındaki e-posta trafiğini de paylaştı:

    Gupta: IŞİD’in paçavrası Dabiq dergisinde seni alıntıladıklarını biliyor musun?

    David: Evet evet, IŞİD’in altın sikkeleri hakkında her iki taraf tarafından da alıntılandım. Sanırım bu yakalanan İngiliz gazeteci adamdı, sahi adı neydi onun? Sonra ne oldu acaba ona?

    Graeber: Acaba yakalandı ve gazeteciler de dahil pek kişinin kafalarını kestiklerini bildiği için işbirliği mi yaptı? Bazen kendime soruyorum, böyle bir durumda ben ne yapardım? Sanırım derdim ki, ‘tamam sorun değil beni şehit edin, sizin propagandanızı yapmayacağım’ ama öte yandan belki de rol yapar uyum sağlar ve kaçabileceğim kadar bana güvenmelerini sağlar, sırlarını herkese anlatırdım. Ya da… Bişey söylemek çok zor. Gizli mesajlar mı göndermeye çalışırdım? O nasıl yapılıyor ki? Bazen merak ediyorum işte bunları.

    Gupta: Kendimi değer sistemlerim üzerinde aşırı baskıya neden olan bu ‘eğer’ senaryolarına sokmaktan nefret ediyorum – belki de cevabın beni gururlandırmayacağından korktuğum için. Gerçekten cesur olduğum tek zaman (aptallık noktasına kadar) öfkeli olduğum zamanlar, ancak öfke genellikle kısa sürüyor, peki öfken geçince ne olacak? Umarım böyle durumlar asla olmaz. Ancak Cantlie, İngilizlere kendisini ve ailesini hayal kırıklığına uğrattığı için gerçekten kızgın görünüyor ve ardından Batı ile ilgili yanlış olan her şeyin IŞİD analizine giriyor.

    David: Evet orda olup bitenin psikanalizini yapmak ilginç olurdu. Ama neyse ki ben bunlarla pek ilgilenmiyorum. Tuhaf olan şey, o pasajda söylediklerimin noktasını tamamen kaçırmış olması!

    Gupta: Cantlie’nin seni yanlış yorumlamasını bence takma dedim. Neticede Dabiq dergisi okurları senin hedef kitlen değil (umarım şimdiye kadar hepsi ölmüştür).

    David: Yeterince doğru…

    DÜNYADA YAPABİLECEĞİ ONCA İŞİ TAMAMLANADAN… 

    Gupta, daha sonra Graeber iki kez daha karşılaştıklarını bunlardan birinin 2018 Eylül’ünde, “beni Rojava gerçeğiyle ilk tanıştıran kişi” olarak anlattığı Mehmet Aksoy’un anma töreni olduğunu ifade etti.

    Gupta, sözlerine şöyle son verdi: “Mehmet Aksoy’un taziyesinde ikimiz de konuştuk. Aksoy kurdishquestion.com’ın editörü, film yapımcısı, kampanyalar örgütleyen iyi bir insandı. Rakka’da 2017’de ön cepheyi çekerken IŞİD’in canlı bombası tarafından öldürüldü. David Mehmet’in ona nasıl ilham verdiğini ve önünde nasıl yollar açtığını son derece dokunaklı bir şekilde anlattı. Şimdi David de bizi terk etmiş, dünyada yapabileceği onca işi tamamlamadan gitmişken, birilerini erken yaşta kaybetmekten bahsetmek inanılmaz üzücü. Kürt hareketi bir başka önemli müttefiki daha kaybetmiş oldu, ama hepimiz adına konuşmak gerekirse, dünyayı anlamamıza yardımcı olan bir entelektüel rehberi kaybettik.”

     

    MA / Deniz Nazlım

  • David Graeber bizi daha iyi bir insanlık düşlemeye çağırıyordu

    David Graeber bizi daha iyi bir insanlık düşlemeye çağırıyordu

    Geçtiğimiz hafta vefat eden antropolog, bilim insanı ve aktivist David Graeber, günümüzün ezilen insanları için gerçek bir ilham kaynağıydı. Graeber, insanlığın dayanışmacı ve eşitlikçi bir karakterden zamanla bencil ve tahakkümcü bir karaktere evrildiğini öne süren geleneksel anlatıyı reddetti ve eğer istersek, özgürlük ve eşitliğin önünde hiçbir şeyin duramayacağını dile getirdi.

     

    Bu hafta, bir insan olarak David Graeber’ı kaybetmenin üzüntüsünü ve yazar David Graeber’a kapılıp gitmenin sevincini yaşarken, birçok heyecan verici orijinal denemesine ve kitaplarına dalıp giderek bir karmaşa yaşadım; öte yandan bu eserlerin görkemi, yaşadığımız kaybı daha da üzücü bir hale getirdi. Antropolog ve aktivist Graeber, 2 Eylül günü Venedik’te birdenbire ve beklenmedik bir şekilde öldü ve dünyanın dört bir yanında keder, anma ve şükran dalgalarına neden oldu.

    O, olağanüstü bir insan, seçkin bir bilim insanı ve kararlı bir doğrudan eylem örgütleyicisiydi. Sonuncu özelliği, 1990’ların sonlarındaki küresel adalet hareketinden 2011’deki ‘Wall Street’i İşgal Et’ (Occupy Wall Street) hareketine ve son yıllarda Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan güzel ve anarşik özerk Rojava bölgesine verdiği desteğe kadar uzanıyordu.

     

    BAŞINDAN BERİ KÜRTLERİN İYİ BİR DOSTUYDU

    Haberin duyulmasının ardından, Kürt aktivist Hawzin Azeez şunları söyledi: “David, bizler henüz hiçbir desteğe sahip değilken bile Kürtlerin dostuydu. Ezilenler olarak, böylesine büyük entelektüellerin bizimle dayanışma içinde olmasına ve sarsılmaz bir destek sunmasına ihtiyacımız vardı. Buna karşılık, ona sunabileceğimiz en büyük sevgi eylemi, onun ufuk açıcı yazılarını okuyarak mirasını korumak, onu Kürtler, aktivistler, solcular, anarşistler ve özgürlük ve umut sevdalıları olarak çalışmalarımızda ve mücadelemizde yaşatmaktır. Bununla birlikte, David Graeber’ı yitirmiş değiliz; onun mirası, değerleri, fikirleri, Rojava’nın zeytin bahçelerinde, komünlerinde ve kooperatiflerinde yaşıyor.” Fransa’daki dostları, Graeber’ın Rojava bölgesine insansız hava araçları götürdüğünü söylüyorlar.

     

    ‘İLHAM VERİCİ BİR UCUBE’

    Tanıdığım insanların büyük kısmı onu biliyor ve seviyordu; zira onunla birlikte örgütlenmiş ve protestolara katılmışlardı. Toplantılarda ne kadar neşeli ve sabırlı, aynı zamanda ne kadar iyi bir dinleyici olduğunu anlatıyorlardı. Bunlardan birisi, 20 yıl önce David’in 19 yaşındayken ona ilk eylem kaskını nasıl aldığını sevgiyle hatırlıyor; “Nasıl da ilham verici bir ucubeydi” diyor. O, konuşmalarını, gündelik yaşamında, özgürleştirici ve cesaret verici fikirleri bağlamında çekinmeksizin sürdürdü. Ölümünden kısa süre önce siyasi düşünür Astra Taylor ile yaptığı bir yazışmada, ona “iyi bir yazar” olduğunu söylemiş ve bunun “solcular arasında ender görülen bir beceri” olduğunu sözlerine eklemişti. Ona teşekkür ederek şöyle demişti: “Buna, bir anlamda siyasetin bir uzantısı olarak ‘okuyucuya iyi davranmak’ diyorum.”

    Japonya’dan, Ortadoğu’dan, ABD’den ve Avrupa’dan kendisiyle ilgili övgü ve üzüntü dolu birçok mesaj yayınlandı: bunlar, Graeber’ın coşkusunu, nezaketini, derleyiciliğini, kimi zaman teatralliğini ve genellikle kırışık olan elbiselerini anlatan sevgi dolu hatıralar içeriyordu. David’i çok iyi tanımıyordum ama yıllar içerisinde konuşmalarla ve yürüyüşlerle birkaç harika ikindi geçirmiştik ve onun çalışmalarından birçok defa ilham almıştım; o zamandan beri, birden fazla insanın bilimsel bir kariyer seçmesine neden olduğunu söylediği, boyutu küçük ve fikirleri büyük bir kitap olan Anarşist Antropoloji’nin Parçaları (Fragments of an Anarchist Anthropology) ortaya çıktı.

     

    TARİHİ ÖZGÜRLÜKÇÜ BİÇİMDE YENİDEN YORUMLADI

    O, yalnızca kendisine ait birisiydi ve geçen hafta Zoom üzerinde düzenlenen anma töreninde birinin belirttiği üzere, akademide olsa da oraya teslim olmamıştı. Akademi, tutuculuğu ödüllendirirdi ve David’in alışılmışın dışındaki karakteri kazara açık bir kapıdan gelen taze bir rüzgâr gibi içeri dolmuştu.

    2011 yılında yayımlanan kitabı ‘Dept: The First 5.000 Years’ (Borç: İlk 5.000 Yıl), paranın neden var olduğuna dair geleneksel açıklamayı ters yüz etti ve yeni borçluların yaratılışının gayrimeşruluğunu göstermek için gereken argümanları ortaya koydu. Bunu, (Wall Street bölgesinde 17 Eylül 2011 tarihindeki işgale kadar geçen aylarda örgütlenmesine yardımcı olduğu) ‘Occupy Wall Street’ hareketinden doğan çeşitli girişimlerde borç direnişi aktivisti olarak sürdürdü. Bu olay dünya çapında binlerce işgal hareketine yol açtı ve ekonomik adaletsizlik ve bunun alternatifleriyle ilgili küresel tartışmalarda değişime neden oldu.

     

    İŞÇİ SINIFININ GELENEKSEL DİŞ BİLEMESİNDEN FARKLI BİR ÇERÇEVE SUNDU

    Occupy Wall Street’in “Biz yüzde doksan dokuzuz!” sloganını atanları övmekte daima hızlı olmasına rağmen, esasına yüzde 99’u ortaya atan da bizzat kendisiydi ve David’in alışılmış iyimser bakış açısından, bu slogan, aslında çoğu insanın gerçekten de zenginlere karşı aynı tarafta olduğunu ifade ediyordu; ve ayrıca yüzde 1 olarak adlandırdığımız, sınırları belirsiz bir işçi sınıfının benzer biçimde sınırları belirsiz bir orta sınıfa karşı geleneksel diş bilemesinden çok daha farklı bir çerçeve sunuyordu.

    David’in 2018 yılında yayımlanan ve neşeli, isyancı coşkusunu somutlaştıran bir yazısında bir bölüm başlığı vardı: Kısaca “Yeniden düşünmenin zamanı geldi” diyordu. Aslında, bu ortak çalışma, antropolog arkadaşı David Wengrow ile birlikte yazdığı bir makaleydi ve göründüğü kadarıyla, daha sonra yazacağı kitapların da tohumuydu. Bu makalenin mizahi bir şekilde iddialı bir başlığı vardı: “İnsanlık tarihinin gidişatı nasıl değiştirebilir (en azından zaten yaşanmış olan kısmını).”

     

    ‘OLASILIK’: YENİ BİR İNSANLIK YARATMAK

    Bunu, insanların eşitlikçi avcı-toplayıcı gruplardan ortaya çıktığına ve daha sonra bir şekilde faziletten eşitsizliğe yöneldiğine, küçük toplumun eşitlikçi, büyük toplumun hiyerarşik olduğuna ve 8 milyar nüfus büyük olduğu için makus kaderimize mahkum olduğumuza ilişkin geleneksel fikri sorgulayarak yaptı. Çalışmalarının çoğunda olduğu gibi, insan toplumlarının yabani çeşitliliğine, bir çeşit davet gibi baktı. ‘Utopia of Rules’ (Kuralların Ütopyası) adlı kitabında şunları söylüyordu: “Dünyanın en büyük ve gizli gerçeği, bizim yaptığımız ve kolaylıkla farklı bir şekilde yapabileceğimiz bir şey olmasıdır.” Onun çalışmalarının bütünü, işlerin farklı bir şekilde yapılması için sunulan davetiyelerdi.

    ‘Olasılıklar’, şu açılış satırlarıyla birlikte 2007’de yayımladığı bir deneme kitabının başlığıydı: “Bu derlemeye ‘Olasılıklar’ adını vermeye karar verdim; çünkü bu sözcük, bir antropolog olmak için başlangıçta bana ilham veren şeylerin büyük bir kısmını içinde barındırıyor. İnsanın sosyal varlığının diğer olası biçimlerine pencereler açtığı için disipline odaklandım; ayrıca, bu, değiştirilemez olduğunu düşündüğümüz şeylerin çoğunun farklı zaman ve yerlerde ziyadesiyle farklı şekillerde düzenlendiğine ve bu yüzden, insanla ilgili olasılıkların normalde hayal ettiğimizden hemen hemen her şekilde daha büyük olduğuna dair bilinçsel bir hatırlatıcı işlevi gördü.”

    2014’te Missouri eyaletindeki Ferguson kentinin polisiyle ilgili makalesinden devrimin yeniden gözden geçirilmesine, bürokrasiye yönelik hararetli eleştirilerinden bir diğer kitabının başlığı olan ‘Bullshit Jobs’a (Saçma İşler) kadar yazdığı neredeyse her şey, geri kalanımıza bir armağan, bu büyütülmüş olasılıkları hayal etmek ve görmek için bir teşvik olarak sunulmuştu.

     

    Rebecca Solnit

    Makalenin orijinali The Guardian gazetesinde yayımlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)