Londra’da yüzlerce kişi HDP İzmir İl çalışanı Deniz Poyraz’ın katledilmesini protesto ederek, “Faşizm yenilecek” mesajı verildi.
Britanya Demokratik Güç Birliği’nin (DGB) çağrısı ile aralarında Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Gik-Der, Day-Mer gibi çok sayıda kurum temsilcisi ve üyesi yüzlerce kişi Wood Green Kütüphanesi önünde bir araya geldi.
HDP İzmir İl Başkanlığı çalışanı Deniz Poyraz’ın katledilmesini protesto eden kitle sık sık, “Kahrolsun faşizm”, “Terörist devlet”, “Jin jiyan azadi”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı. Deniz Poyraz’ın fotoğraflarını ve HDP bayrakları taşıyan kitle, “Kahrolsun TC mafya devleti” pankartı açtı.
Kitleye dönük bir ülkücünün provokatif yaklaşımına ise gençler çok sert tepki ve karşılık verdi.
DGB adına ortak açıklamayı okuyan Dilek İncedal, Deniz Poyraz’ı yaşamını yitirmesine yol açan alçakça saldırıyı ve azmettiricilerini kınayarak, “Gün, faşizmin saldırganlığına, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini kanla bastırma siyasetine karşı HDP’yi sahiplenme ve sokaklara çıkma günüdür” dedi.
Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanı İsrafil Erbil’de bir konuşma yaparak, MHP AKP faşizminin bir cana daha kıydığını söyleyerek, politikaları tükenmiş olan faşist zihniyetin yolun sonuna geldiğini vurguladı. Faşizmin sonunun geldiğini söyleyen Erbil, “Deniz canımızı katledenleri şiddetle kınıyoruz. Bu rejimi tarihin çöplüğüne atmak için tek bir yumruğuz” dedi.
Londra`da halk “Deniz Poyraz ölümsüzdür” sloganları ile alanlardaydı
Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan da yaptığı konuşmada, faşist ve gerici zihniyetin Kürt kadın mücadelesi şahsında bertaraf edileceğini vurguladı.
Kadın örgütleri adına yapılan açıklamada, faşist rejim Erdoğan rejiminin Kürtlere, Alevilere ve sosyalistlere karşı sayısız suçlar işleğini belirterek, “Deniz Poyraz’ı katleden bu faşist zihniyet yenilecektir. Bu katliamın sorumlusu faşist Erdoğan iktidarı ve onun İçişleri Bakanlığı’dır. Faşizme karşı herkesi HDP’yi sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.
Londra’da eylemlerin süreceği mesajı verilirken, Cumartesi saat: 16.00’da Manor House bölgesinde büyük bir yürüyüş organize edileceği açıklandı.
İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marks mezarı başında anıldı.
Bilimsel sosyalizmin kurucularından Karl Marx, ölümünün 137. Yıl dönümünde de unutulmadı. High Gate Mezarlığı’nda yapılan anma bu yıl kitlesel gerçekleşmedi. Sol, sosyalist, komünist örgüt ve yapılar
Karl Marks 137. yıldönümünde unutulmadı
‘online’ panel ve etkinlikler gerçekleştirdi.
Binlerce insan da Marks’ı unutmayarak anıt mezarına çiçekler ve sevgi sözcükler içeren her dilde notlar bırakıldı.
Kürdistan ve Türkiye toplumları da Marks’ı mezarı başında ziyaret ederken, Kürt ve Türk Dayanışma Merkezi (DAY-MER) yönetimi üyeleri kısa bir anma etkinliği gerçekleştirdi.
Karl Marks 137. yıldönümünde unutulmadı
Komünizm ideolojisinin yaratıcısı ve en büyük temsilcisi olan büyük düşünür! Engels ile birlikte Komünist Manifesto’yu kaleme alan ünlü ekonomist ve devrimci! İşte efsanevi sözleriyle Karl Marx:
-Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir.
-Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır.
-Asacağımız son kapitalist, muhtemelen bize asma halatını satan kişi olacaktır.
-Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir.
-Eğer sevgi üretmiyorsa yüreğiniz, başarılı bir üretici değilsiniz.
-Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterli.
Britanya’da bu gün tarihi bir gün. AB referandumunda göçmen toplumların oyları belirleyici en önemli etkenlerden. Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı AB referandum sürecinde sonuç merakla bekleniyor.
Haber: Erem Kansoy
Özellikle İşçi Partisinin tutumu ile ve göçmen toplumlarında yaklaşımı ile ‘EVET’cilerin önde olduğu gözlerden kaçmıyor. Britanya siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında belirleyici metropellerin başında gelen Londra çok ulusluğu ile ve yine İşçi Partisi yanısıra sol kesimin yoğun olarak yaşadığı Britanya’nın belirleyici başkenti konumunda.
Göçmen toplumların nüfusunu büyük oranda oluşturduğu Londra’da aktif kurum ve kuruluşlarımızda ise AB referandumu ile ilgili ortak bir fikir ortaya çıkmadı. Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.
Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.
Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmaları son güne kadar devam etti.
Dernek, kurum ve örgütlerimiz içerisinde yoğun tartışmalara neden olan 23 Haziran Britanya’nın AB referendumu ile ilgili bazı oluşumlarımız Britanya’nın AB’den çıkmasından yana dururken bazıları ise AB’ye devam diyor. Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor.
İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını yürüttü.
Yine ırkçı bir saldırı ile yaşamını yitiren İşçi Partisi millet vekili Joe Cox’un ülkede şok etkisi yaratması ile kampanyalarını durduran taraflardan kazananın kim olacağı ve Britanya’nın ‘yarın’ları merak konusu.
Özellikle Londra’da göçmen nüfusun baskın olması nedeniyle bölgede referanduma ilişkin nasıl bir netice çıkacağı da merakla beklenirken yine İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumuna ilişkin fikirlerini sorduk.
Telgraf: Britanya 23 Hazirana süratle yaklaşıyor. AB referandumuna yönelik ‘in’ veya ‘out’ tartışmaları devam ederken toplumlarımızda ciddi bir popülasyonu oluşturan kurumlarımızda referendum ile ilgili sağlanan fikir birliği ne yönededir? Neden?
Evrim Yılmaz- Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı
“Biz Kürt Halk Meclisi olarak referandum da ırkılğa karşı AB’de kalma yönünde bir yaklaşım içindeyiz. Ama AB’nin mevcut haliyle eleştrilecek çok yönü var ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Irkçılığa karşı ortak yaşamı savunuyoruz. Göçmen halklarının devletler nezdinde garanti altına alınması gerektiğini düşünuyoruz. Bu anlamda AB’nin göçcmen politikalarının değişmesi ve insan hakları çercevesinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat günümüz gereği biz göçmenleri mağdur edecek politikaları destekleyemeyiz. Bu anlamda salt ekonomik değil sosyal haklar anlamında da AB’de kalınması gerektiği eğilimindeyiz.”
Abdullah Gülerk – Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu
“Avrupa Birliği, emperyalist sermayenin bir bileşenidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk başlarda sınırlı bir iş birliğinden yola çıkmışlar, ihtiyaçlarının büyümesi ve gelişmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, Avrupa Birliği’ni daha da güçlendirmek zorunda kalmışlardır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmış bir karar hiç değildir. 1990’lı yıllarda dünyada gelişen yeni tartışmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaşanan ve yaşanacak değişimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen başat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluşumuydu. Sınırların kontrollü ‘kaldırılması’, ortak para birimi, ortak ticaret antlaşmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak ortaya atıldılar.
Avrupa Birliği’nin kendi içinde gümrük duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarlarının kaldırılması meta dolaşımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasıdır. Ulus devletlerin bir bütün ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan durum, tekellerin önündeki tüm sınırların kaldırılmasından ibarettir. Bu anlamda oluşturulan bu birlik; işçi-emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altında tutmak için ortaya çıkmıştır. Anti-emperyalist demokratik bir kitle örgütü olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı tüm dernek ve kurumlarımız, AB projesini, emperyalist sermayenin birliği olarak görür ve buna karşı mücadele eder.”
Aslı Gül- Day-Mer Yönetim Kurulu Başkanı
“AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.
Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”
Yusuf Açıl – YÇKM Yönetim Kurulu
“AB’ye “evet” demek onun bütün gerici yasalarnını, uygulamalarını ve hedeflerini kabul etmek demektir. Globalizme “evet” demek, hak kesintilerinin, yaşam standartlarının kısıtlanmasının devam edilmesine evet demektir, Evet”çilerin birinci grubunun savları bellidir. Emperyalist tekelleri, sermayeyi dahada güçlendirmek, önünü açmak, her türlü yatırım imkanı, kar ve fırsatı sonuna kadar önlerine sunmaktır. Daha fazla egemenlik üretmek, bu egemenliği derinleştirmek esas amaçlarıdır. Bunların, yoksulların durumlarını düzeltmek için lafta dahi ileri sürdükleri hiç bir proje yok.
İkincisi gurup ise “AB’den çıkmalıyız” diyenler. Demokratlar, liberallarin bir bölümü, anarşistler, ırkçılar, faşistler, anti-faşistlerin bir bölümü, çevrecilerin bir kesimi, bazı önemli patronlar. Yani hayır diyenler de genel politik bakışta birbirlerine tamamen karşıt güçlerin bir bölümünden oluşmaktadır. AB’ye Hayır diyen faşist-ırkçı gurupların yaklaşımları tahmin edilebilir: “Britanya yabancıların istilasına uğramış durumdadır. Ülkede mevcut iş imkanları, olanakları, önemli ölçüde biz yerlilerin ellerinde alınarak yabancılara verilmiştir. Britanya Britanya’lılarındır. Yabancıları istemiyoruz. Ülkenin mali imkanlarının bir bölümü AB’ye üye olan ancak ekonomik bakımında zayıf olan kriz içindeki ülkelere aktarılıyor, bunu kabul etmiyoruz. Dahası, Türkiye yakın zaman içinde Avrupa Birliği üyeliğine alınacak. 80 Milyon nufuslu ve her yıl nufusu 1 milyon artan dinamik bir toplumun AB’ye giriyor olması, Britanya’yı yaşanmaz hale getirecektir” deniliyor.”
Helin Peköz – Gik-Der Yönetim Kurulu
“Sözde demokrasinin beşiği ve sonsuz savunucusu gibi gözüken AB Suriye’de yaşanan savaş sonrası patlak veren göç krizini çözmek bir tarafa göçmenlere sırtını dönmüş, Suriyedeki savaşın birinci derece de sorumlusu olan Türkiye ile gerici ilişkiler içerisine girmiştir.
Referandumda hayır demek AB ile Türkiye arasında yapılan bu gerici anlaşmaya hayır demektir, referandumda hayır demek işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik yaşınılan saldırılara hayır demektir. AB referandumunda hayır demek bugün AB yanlısı çalışma yürüten muhafazakar hükümetin güvenoyu kaybetmesi ve düşmesi anlamına gelmektedir. Avrupa Birliğinin işçi ve emekçilerinin hak ve özgürliklerini teminat altına aldığı koca bir yalandan başka birşey değildir. AB ülkelerinde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleri mücadeleler ile kazandı, kazanılan hiç bir hak Avrupa Birliğinin armağan ettiği haklar değildir. AB işçi ve emekçilerin haklarını vermek bir yana işçi ve emekçilere karşı sürekli bir saldırı furyası içerisindedir. Avrupa Birliği referandumunda hayır demek aynı zamanda sermayenin birliğine hayır demektir.
Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak Britanyada yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı halkımızı 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşecek olan referandumda çıkmak yönünde oy kullanmaya çağırıyoruz. Sermayenin birliğine hayır!”
İsrafil Erbl – İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı
“İngiltere’nin Suriye’yi bombalaması Suriye’deki demokrasiye asla katkı sunmaz. Fakat daha önceki aylarda batılı gazetecilerin boğazları kesilirken ve Kobane düştü düşecek kaygıları yaşanırken sivil toplum örgütleri olarak İngiliz başbakanlığı önünde “Britanya uyuma” diye sloganlar atıldı. İŞİD ve benzeri örgütlerin yaratılmasında emperyal devletlerin katkısının büyük olduğunu biliyoruz. Güçlü devletler Suriye’deki demokrasi güçlerine destek vermelidir. Fakat doğrudan hava saldırısı gibi tüm sivillerinde öldürüldüğü harekatlarda bulunmaları yanlıştır.
İngiltere’deki tehditleri yeterince algılamış değiliz. Daha dikkatli ve örgütlü olmalıyız.
Britanya’da ırkçı bir katil tarafından öldürülen Milletvekili Jo Cox’u saygı ile anıyoruz! Ömrü boyunca ırkçılığa karşı mücadele eden ve mültecilerin dostu olan bayan Cox, Avrupa Birliğine “EVET” dediği için öldürüldü. Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalmasını desteklediği için öldürülen Jo Cox’un “EVET” kampanyasını destekliyoruz.
Çünkü;
Aynı dili konuştuğumuz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca canımız Avrupa topraklarında yaşıyor. Binlerce insanımızın Avrupa ile ticari ilişkileri var, yüzlerce Alevi ve demokratik kurumlarımız Avrupa topraklarında faaliyet yürütmektedir. Bu kurumlarımız ile ortak faaliyetler yürütüyoruz.
Britanya’nın ırkçı gurupları İngilizlerin “üstün” bir ırk olduğunu savunuyor. Halen ölçü, tartı birimlerinin ve teafik kurallarının farklı kullanılmasını bile bu düşünceye bağlayabiliriz. Avrupa Birliğinden ayrılmaları bu düşünceyi ve ırkçılığı yükseltecektir. Avrupa ve Britanya’nın birliğini savunmak için sadece bu nedenler bile yeterliyken daha eklenebilecek birçok nedenimiz var. Göçmen aileler olarak Britanya’nın yeni göçmenlere kapılarını kapatmasına razı olamayız.
Tüm bu nedenlerden dolayı, ırkçılığa karşı referandumda “EVET” demek önemlidir. Aksi halde ingiliz ırkçı ve yabancı düşmanları ile Aylan bebeklere Akdeniz i mezar edenlerle aynı safta oluruz.”
Uzun zamandır devam eden Britanya’nın Avrupa Birliği referandum tartışmaları hız alırken halkın da görüşü netleşmeye başladı. Özellikle çoğunluğunu göçmen toplumların oluştuduğu Londra’da da Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumda AB’ye tamam mı devam mı tartışmasını ilk olarak Day-Mer getirdi.
Haber-Foto: Erem Kansoy
İngiliz Başbakanı David Cameron’un kemer sıkma poitikaları zaman zaman büyük tepkiler ile karşılaşmaya devam ederken AB referandumu ile ilgili tartışmalarıda gündeme getiriyor. Özellikle İşçi Partisi ve liderleri Jermy Corbyn’in de AB referandumuna yaklaşımı ülkede sol oluşumlar için bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Lexit çatısı altında toplanan birçok sol görüşlü oluşum da AB referandumunda ‘hayır’ için çalışmalarını hızlandırdı.
Toplumumuzda ise referandum tartışmaları halen istenilen düzeye ulaşmazken, 23 Hazirada yapılacak oylama ile ilgili ilk olarak Day-Mer bir halk toplantısı düzenledi. Hafta sonu düzenlenen toplantıya, eski RMT (Tren Yolu İşçileri) sendikası başkanı Alex Gordon’da katılarak Lexit’in referandumdaki pozisyonunu halkla paylaştı.
Son dönemlerde Fransa ve çeşitli AB ülkelerinde işçi ve emekçlerin kazanılmış haklarına yönelik değişimler gündeme gelirken toplumlar da tepkilerini ortaya koyarak sokaklara dökülüyor. Çalışma saatleri, emeklilik yaşı, konut haklarındaki kazanımlar uluslar arası ticari anlaşmalar gibi özellikle işçileri koruyan yasal düzenlemelerin AB dayatmaları ile değiştirilmeye çalışılması büyük tepkiler ile karşılanırken Britanya’da da hükümetin kesinti politikalarının kaynağında AB yasal düzenlemeleri ve politikaları olduğu, sol kesimlerce gündeme getiriliyor. Yunanistan da yaşanan Syriza sürecinde de AB’nin ekonomik dayatmalarına hükümetin boyun eğdiği ve bunun daha bir çok örneğinin geçmişte yaşandığına ışık tutan toplantıda ayrıca referandumdan çıkacak kararın toplumlarımızı hangi yönde etkileyeceğide tartışıldı.
Toplantıda öncelikle söz alan Alex Gordon yaklaşık 45 dakikalık konuşmasını, ‘göçmenlere bugün sırtını dönen Avrupa Birliği Türkiye ile gerici bir anlaşma yapmıştır, referandumda ‘hayır’ demek işbirlikçilere ciddi bir tepki mesajı olacaktır.’ Sözlerinede yer verirken, özellikle Brtitanya’da işçi ve emekçiler açısından ‘hayır’ demenin yararlı bir durumu ortaya çıkaracağını da vurguladı.
AB referandumundan hayır çıkması hükümetin düşmesine bu anlamıylada bugün, kemer sıkma politikalarına karşı işçi ve emekçilerin yararına ekonomik politikaları yürüteceğini söyleyen Corbyn hükümetinin başa gelmesini sağlayacağınıda anlatan Gordon, özellikle referandumun ancak kuşakta bir çıkacak bir fırsat olduğunu ve böylesi bir durumda hükümetin politikalarına cevap vermek gerektiğinide söyledi. AB kapsamındaki ülkelerde işçi ve emekçiler haklarını kendi verdikleir mücadeleler ile kazandıklarına da değinen Gordon özellikle bugün Fransada sendikacıların mücadelesi ile karşılanan ve Fransız hükümetinin sessiz kaldığı fakat AB’nin direktifleri ile hayata geçirilmeye çalışılan işçi ve emekçi karşıtı politikalardan dan bahs etti. AB ve Ab’nin demokrtik, işçi ve emekçilerden yana bir kurum olmadığını kanıtlayan örneklendirmesini ise Gordon, AB ve Amerika arasındaki devam eden ‘büyük şirketlerin özelleştirmede önünü açacak’ TTIP anlaşmasınada değinerek, TTIP anlaşmasında İngiltere’nin kesinlikle uzak durması gerektiği vurgusuda yaptı.
AB’nin demokratik bir yapı olmadığı üzerinde duran Gordon AB’nin brükratlar tarafından yönetildiğini savunarak işçi ve emekçileri savunan bir tarafı olmadığını ayrıca brjuva düzenin destekcisi olduğunu söyledi.
AB’ye ‘hayır’ demenin AB’ye bu konuda bir darbe vurmanın 2008 den buyana ekonomik krizin yoğunlaşmasıyla birlikte işçi ve emekçiler üzerindeki politik baskılarını artıran dünya emperyalist mihraklarına vurulacak bir darbe olduğunun altını çizen Gordon, AB’ye ‘hayır’, demenin ayni zamanda Yunanistanı, İspanya’yı ve Portekizi kısmen köleleştirilmişliğine, IMF ve Nato’ya krizin yükünü kesenlere vurulabilecek en büyük darbe olacağınıda kaydetti.
Toplantı sonrasında gazetemize demeç veren RMT sendikası eski başkanı Alex Gordon, Britanya’nın ve özellikle Londra’da yaşayan Kürt’lerin AB referandumunda ‘hayır’ oyu vermesi gerektiğini vurguladı.
Alex Gordon
“Bugün Day-Mer’de göçmen toplumlarla ile kucaklaştık. Burada bulunamamın amacı AB referandumunda göçmen toplumların pozisyonun önemini onlara anlatmaktı. Ayrıca yeni oluşumumuz Lexit’ide anlatmamıza fırsat bulduk. Lexit sol oluşumların bir araya geldiği ve AB’inden çıkmayı örgütleyecek ‘hayır’ oyu yönündeki çalışmaları yürüten bir oluşumdur.
Britanya’da yaşayan Kürt ve Türk vatandaşlarına özel mesajım, 23 Hazirandaki oylamada herkes AB’den çıkmaya yönelik oy vermelidir. Öncelikle, Emperyalizme karşı savaşan toplumların çok önemli ve büyük tepkisi için bu çok önemlidir. AB emperyalist bir organizasyondur, Nato ile bağlantılıdır, ayrıca IMF ilede bağlantılıdır. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi çökertmekte AB büyük rol oynamaktadır. Ülkeleri nasıl etkilediğini en iyi sizler bilmelisiniz ki bakın Erdoğan gibi bir diktatör ile karşı karşıyasınız. Erdoğa’nın AB ile son anlaşmasını imzalamasından ve milyonlarca Euro almasından hanginiz memnun diye soruyrum.
Özellikle 23 Haziranda ‘hayır’ demenin en büyük önemlerinden biriside David Cameron hükümetini devirmenin en hızlı yolu bu olacaktır. Bugün konservativler işçi ve emekçi haklarına saldırıyorlar, tutucu muhafazakarlardan kurtulmak istiyorsak AB’yr hayır demeliyiz.
Bizler Lexit olarak sosyalist, komonist ve demokrat kitleler olarak Jeremy Corbyn’e karşı bir duruşumuz yktur, İşçi Partisi de bize destek vermektedir, fakat şunu söylemeliyim ki siyasi ve politik olarak yaptıkları dışında Corbyn gerçekten içten olarak AB’nin emperyalist bir kurum olduğudur ve işçilerin düşmanı olduğudur. Bugün AB’den çıkmayalım deyen Corbyn bence sağ partilerin politik bir tutuklusudur. Corbyn içinde buna inanmıyor ama malesef yaptıkları ile içindeki inancı da örtüşmüyor.” Dedi.
Toplant sonrasında gazetemize demeçte bulunana Day-Mer başkanı Aslı Gül ve yönetim kurulundan Taylan Şahbaz, AB referandum sürecinde göçmenlerin pozisyonunun önemine dikkat çekerek, referandumun ciddi bir konu olduğu vurgusu yaptılar.
Aslı Gül
“AB aslında bir zenginler kurumu, sermaye kesmini temsil ediyor özellikle Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin hegomonyasında olan bunların çıkarlarını temsil eden bir yapıdır. İşçi ve emekçilerin haklarına yönelik nekadar saldırı varsa AB’den geliyor. İşçileri savunan bir grup değildir AB. Zenginlerin ve onların çıkarlarını koruyorlar bunu Yunanistandaki krizden sonra başta Almanya AB’nin dayatmaları ile Yunan halkının sosyal haklarının budandığını görerek anlaya biliriz. Fransa’da geçirilmeye çalışılan yeni iş yasasıda örnektir, kazanılmış haklara saldırıyorlar.
Böyle bir birlikten bizim çıkarımız olamaz, toplumuzda AB referandumu ile ilgili suan esnaf eşyalarının giriş çıkışıyla ilgili kaygı duyabilir yada seyahat ile ilgili kaygı duyabilir gerçek olan şudur ki. Bizim burada yerli ve göçmen emekçilerle birlikte mücadele etmemiz gerekir. Referandum sonucu önemli değildir fakat sınıfsal olarak çok büyük saldırılar var haklarımıza yönelik dolayısla birlik olmak gerek ve mücadeleyi bu yönde yükseltmek gerek.”
Düzenlenen toplantıda katılımcılardan da gelen soruları yanıtlayan Gordon, özellikle göçmen toplumların burada ithalat ve ihracat ile ilgili konuarda AB’den ayrılmanın getireceği kolaylık ve zorluklara ilişkin açıklamalar yapması ile toplantı son buldu.
Maraş Narlı Ovasında Alevi köylerinin merasına yapılmak istenen Suriyeli Mülteci kampına karşı yürütülen direnişe destek olmak için İngiltere’nin başkenti Londra’da 31 Mart günü basın açıklaması yapıldı.
https://www.youtube.com/watch?v=FemrqBXhbnw
İngiltere Pazarcıklılar Derneği’nin çağrısı ve Britanya Demokratik Güçbirliği’nin desteğiyle yapılan basın açıklması PAZ-DER lokalinde yapıldı.
Açılış konuşmasından sonra kurumlar adına basın açıklaması metnini BAF (Britanya Alevi Federasyonu) Başkanı İsrafil Erbil okudu.
Okunan basın açıklamasında şunlara değinildi:
“Maraş/Terolar Köy sınırları içinde yapılması planlanan ve Maraş Valiliği tarafından çalışmaları başlatılmış olan ‘yirmi yedi bin kişilik Mülteci Kampı’ projesi derhal durdurulmalıdır.
Savaş mağduru Suriye halkları için Türkiye sınırları içinde daha uygun alanların olduğu bilinmesine rağmen köylerin ortasına denk gelecek şekilde ve bölgede yaşayan insanları mağdur edecek bir konumda bu kampın yapılması kesinlikle iyi niyetli bir girişim değildir.
https://www.youtube.com/watch?v=Eat1byDU5jw
Maraş/Terolar köyü sınırları içinde planlanan kamp alanı, hiçbir açıdan 27 bin kişinin fazladan yerleşebileceği bir alan değildir. Bölge halkının sosyal yaşam tarzı, inancı, arazinin yetersizliği, tarımsal kaynakların yetersizliği, alt yapı yetersizliği ve hayvancılık imkanlarının yetersizliği göz önüne alındığında bu projenin bu alana dayatılması kabul edilemez.
Türkiye başta olmak üzere emperyalist ve işbirlikçi ülkelerin savaş politikaları yüzünden yerinden yurdundan olan ve zorunlu olarak göç eden Suriye halklarının acılarını paylaşıyoruz. Fakat yapılacak ilk yardım onlar için bir kamp kurmak olmamalıdır. Suriye halkına yapılacak en acil yardım Türkiye nin Suriye’den elini çekmesidir. Türkiye devletinin Suriye halkı için en başta atması gereken adım Suriye üzerindeki de savaş politikalarını durdurmak ve Suriye’deki iç savaşa silah göndermekten vazgeçmek olmalıdır.
Türkiye devletinin siyasal ve ekonomik politikaları yüzünden İngiltere ye göçmen olarak gelmiş ve yaklaşık 30 yıldır İngiltere de yaşayan Türkiyeli halklar olarak;
Türkiye Devleti ve AKP Hükümeti’nin gerici, ırkçı, faşizan ve savaş yanlısı tavrını kınıyoruz!
Türkiye içinde ve Suriye başta olmak üzere sınır ötesindeki tüm komşu ülkelere karşı düşman tavrını ve savaş çığırtkanlığını lanetliyoruz!
AKP’nin Maraş’ta yapmak istediği kamp projesini istemiyoruz!
Yaşam alanlarını koruyan Maraşlı Köylülerin endişelerini paylaşıyoruz!
Maraş Yaşam Platformu’nun mücadelesini destekliyoruz!”
Basın metninin okunmasının ardından kurum temsilcileri ve dinleyiciler görüşlerini açıkladılar. Yapılan konuşmalarda Maraş’taki direnişe destek olunması çağrısı yapıldı.
Destek veren kurumlar: Paz-Der, BAF, El-Com, Tohum Kültür Merkezi, Nurhak Kültür Evi, Kırkısraklılar, Bozca-Der, Alxas-Kistik, Dersim-Der, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer,Kaşanlılar Dernegi, Tilkililer, Gik-Der, Koçgirililer
Britanya Demokratik Güç Birliği 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklaması yaparak eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen basın açıklamasında eylemin amacı anlatıldı.
Haber-Fotoğraf:Erem Kansoy
Demokratik güç Birliğinin düzenlediği basın açıklamasında, eylem hazırlık komitesinden Mark Campell ve Glen Harries ile birlikte İnci Kaya, Gik-der temsilcisi, Day-Mer temsilcisi Ahmet sezgin, BAF Başkanı İsrafil Erbil ve Serpil Ersan hazır bulundu. Londra Kürtçe ve Türkçe yayın yapan basına yönelik düzenlenen açıklamada Demokratik Güç Birliği çatısındaki kurumlar da dahil olmak üzere İngiliz sendika, kurum ve sivil toplum örgütlerinin de desteği ile 50’den fazla imza yer alıyor.
Düzenlenen basın açıklamasında, kısa süre önce Amed’in Sur ilçesine Londra’dan, yerinde incelemelerde ve temaslarda bulunmak amacıyla Demokratik Güç Birliğinin gönderdiği delegasyon üyelerinden İsrafil Erbil ve Serpil Ersan’da bölgede yaşananlara dair çarpıcı gelişmeleri basın ve katılımcılar ile paylaştı.
AKP’NİN TOPYEKUN SALDIRILARI DEVAM EDİYOR
Basın açıklamasının açılış konuşmasını yapan Ahmet Sezgin, 6 Mart yürüyüşünün çok yönlü önemine değinerek kitlesel katılımın şart olduğu vurgusunu yaptı. Sezgin konuşmasında, “7 haziran seçimlerinden sonra 7 haziran seçimlerini geçersiz sayan egemen güçler ve AKP diktatörlüğü, topyekun olarak 7 Hazirandan sonra başta Kürt halkı olmak üzere bütün devrimci demokratik kamuoyu üzerinden, basın yayın kuruluşları üzerinden, halk üzerinden, işçi ve emekçiler üzerinden yoğun bir şekilde bir saldırı ve yok etme konseptiyle emekçilerin karşısına çıktı. Dolayısıyla bu süreç hala devam ediyor, Kürdistan’da 90 günü aşan sokağa çıkma yasakları ve katliamlar, bu katliamların sonucunda binerce de mağdur insanımız vardır.
Biz ingiltere’de Demokratik Güç Birliği olarak sürecin başladığı günden buyana tepkimizi hem sokağa koyduk, hemde kamuoyu yaratmada hem de eylem ve etkinliklerle sesimizi duyurmaya çalıştık. İngiltere’de oluşturmaya çalıştığımız kamuoyu bugün bir aşama daha kaydetti. Özellikle İngiltere’deki ilerici, devrimci, demokrat, aydınlar, sendikalar ve mücadeleci örgütlerin Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala şiarı adı altında, bir kampanya örgütleniyor ve bunun sonucunda, bizler buna hem destek vermek hem de bu çağırıyı yapabilmek adına bu gün sizlerle birlikteyiz.”dedi.
Demokratik Güç Birliğinin basın toplantısında öncelikle İnci Kaya yaklaşık 50 kurumun desteklediği ve DGB-Britanya imzalı basın açıklamasını okudu. Basın açıklamasının okunmasının ardından İrlandalı aktivist Mark Campell ve 6 Mart ulusal yürüyüş komitesinde Glyn Harries’te birer konuşma yaptı.
Glyn Harries
KATLİAMA SESSİZ KALAMAYIZ
Yapılan basın açıklamasında, “İngiltere’deki bir çok sendika, politik parti, kampanya örgütü ve toplum merkezi temsilcileri yaşananlara dikkat çekmek ve Kürt halk ile dayanışmak amacıyla 6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek bir yürüyüş kararı aldı. Türkiye’de Kürt halkının eşit hak mücadelesinden yana olan, AKP hükümetinin saldırılarına, faşizan uygulamalarına, katliamlarına tepki duyan, barışa düşman ve savaştan, kandan beslenen bu zihniyete karşı inadına barışı ve halkların kardeşliğini savunan bizler, geldiğimiz ülkedeki bir halkın katliamına sessiz kalmamalıyız.” İfadelerine de yer verildi.
DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİNİN BASIN AÇIKLAMASINDAN KESİTLER
“Britanya’da yaşayan Türk, Kürt, Kıbrıslı emekçiler olarak Türkiye’deki gelişmeleri kaygı, üzüntü ve öfkeyle izliyoruz. İki aydan fazla bir süredir Cizre’de, Sur’da, Diyarbakır’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta AKP hükümeti sokağa çıkma yasaklarıyla Kürt halkına azgınca saldırmakta, tüm insan haklarını hiçe sayarak, bebek ve yaşlı demeden katletmektedir.
Batılı devletlerin ve başta basın yayın organlarının da bu adaletsizliklere ve katliamlara sessiz kalması kabul edilemez. Bu sessizlikleri, Kürtlerin katledilmesine destek olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Kürdistan’da bir sivil savaşın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Günlerce süren sokağa çıkma yasakları, tank, tüfek ve diğer askeri teminatlar ile parçalanan şehirler, su, elektrik, gaz verilmeyen evler artık güney doğunun bir parçası haline geldi.
Ahmet Sezgin
AKP hükümetinin bu katliamlarını yaşadığımız ülkedeki kamuoyuna anlatmak ve teşhir etmek, Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren güçlerin yalnız olmadıklarını göstermek hepimizin omuzlarına düşen bir sorumluluktur. Bu nedenle tüm toplumumuzu ‘ben katılmasam da olur’ diye düşünmeden, acil ve ertelenemez olarak düzenlenen Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala! yürüyüşüne çağırıyoruz.
Şimdiye kadar yapılan eylem ve yürüyüşlerden farklı olarak, bugün Kürt halkıyla dayanışmayı kendine bir görev olarak biçmiş bu kurumların çağrsına destek verelim ve yerli, göçmen, Türk, Kürt, İngiliz hep beraber Kürt halkına karşı yapılan savaşa DUR diyelim ve sessizliğimizi parçalayalım.”
YOĞUN BİR HAZIRLIK ÇALIŞMASI YÜRÜTÜLDÜ
Basın açıklamasının okunmasının ardından sözü alan KNK temsilcisi konuşmasında, “saray ordusunun vahşice yönelimlerini hepimiz gördük. Halkımız da buna karşı direnişini gösterdi. Tarihten de iyi biliyoruz ki diz çöktükçe AKP ve O’na benzer rejimler her zaman, halkı kıyımdan geçirmiştir. Buna karşı olarak halklar hiç bir zaman diz çökmeyi kabul etmemiştir ve buna karşı her zaman büyük bir direniş göstermiştir, bu direnişi öncelikle selamlıyorum. Avrupa’nın her yerinde halkımızın düzenlediği birçok eylemlikler oldu. İngiltere’de buna karşı tepkisini göstermek için bir çok dostlar bizimle beraber bir toplantı yaptı. 3 şubattan beri çalışmalar yürüten bir hazırlık komitesi var, bu hazırlık komitesi çok yoğun bir çalışma sonucu, İngiltere’nin bir çok basın alanında dikkat çekti ve birçok kurumda sessizliği bozması için, yalnış politikalara tepki göstermek için büyük bir yürüyüşün üzerinde yoğun bir çalışma yürüttüler, halkımızın da buna karşı büyük bir destek vermesi çok önemli, halk sadece tepki göstermeyecek halkımızla dayanışma içerisinde olan yerli insanlarda bu tepkiye ortak olacak.”
6 MART YÜRÜYÜŞÜNE İLİŞKİN DETAYLAR DA AKTARILDI
İlk kez düzenlenecek olan 6 Mart ulusal yürüyüşünün çalışmalarına ilişkin detaylar da basın açıklamasında katılımcılar ile paylaşıldı. Yürüyüşün geniş kesimleri ile paylaşılması için şimdiye kadar yaklaşık 25 bin bildiri dağıtılırken sosyal medya ve internet üzerinde binlerce insana haber verildi. Yürüyüşe merkezi anlamda destekleyen bir çok kurum kendi internet siteleri, gazeteleri, haftalık haber ve bilgi aktarma broşürleri ile bu yürüyüşe, geniş bir kesime duyurup dayanışma çağrısında bulundu.
Ayrıca bu çağrı doğrultusunda Birleşik Krallığın bir çok şehrinden otobüsler Londra’ya gelecek. Otobüslerin kalkacağı şehirler sırasıyla şöyle: Bath, Birmingham, Brighton, Hastings, Leeds, Leicester, Liverpool, Manchester, Nottingham, Nottingham, Portsmouth, Sheffield, Glasgow ve Edinburg.
6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek büyük yürüyüşün detayları şöyle; Tarih: 6 Mart 2016, Pazar, Başlama Yeri: BBC, Portland Pl, London W1a Saat 12’de (Trafalgar Meydanına Kadar Yürüyüş) Konuşmalar: 14:00-16:00 Trafalgar Meydanında Olacaktır.
KÜRTLERİN 40 YILLIK DOSTU: ‘SUR’UN RUHUYLA 6 MART’DA MEYDANLARA”
Mark Campell
Kürtlerin 40 yıllık dostu olarak bilinen İrlandalı aktivist ve eylem hazırlık komitesi üyesi Mark Campell ise basın toplantısında yaptığı konuşmada, “6 Mart yürüyüşü için duyarlılığı artırmaya yönelik daha yeterince günümüz var, basından ve sizlerden ricamız 6 Mart yürüyüşünü Londra’daki Kürt ve Türk toplumlarına olabildiğince duyurmanız ve katılımı yükselterek katkıda bulunmanızdır.
İngiltere’den bir çok örgüt yürüyüşü destekliyor. Kürt’ler artık karanlıktan çıkıyor ve Kürtler için artık güneş parlıyor. Kürtler için Mart ayı değişim ayıdır devrim ayıdır, Sur’da binlerce insan bir yürüyüş düzenliyor. Sur’un ruhuyla Newroz’un ruhuyla ve devrimci mücadele ruhuyla 6 Mart yürüyüşünne katılalım ve çevremizi katalım.” Şeklinde konuştu.
6 MART YÜRÜYÜŞÜNÜ DESTEKLEYEN KURUMLAR
Peace in Kurdistan Campaign,Campacc,Kurdistan National Congress (KNK), Day Mer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, GIK-DER/RWCA, Göçmen İşçiler Derneği, National Union of Teachers (NUT), Public and Commercial Services Union (PCS), National Union of Rail, Maritime and Transport Workers Union (RMT), Transport Salaried Staffs’ Association (TSSA),Trade Union Congress – International Section ,Greater London Association of Trade Union Councils, Trade Unionist and Socialist Coalition (TUSC), National Shop Stewards Network, Unite Housing Branch,Unison Islington,Stop the War Coalition, People’s Assembly
Socialist Workers Party, Socialist Resistance, Plan C, Revolutionary Communist Group, Left Unity, Green Party, Kürt Halk Meclisi, Kurdish Community Centre, Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, Alliance for Workers Liberty (AWL), Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), Party of Free Life of Kurdistan (PJAK), Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi,Tohum Kültür Merkezi, Türk Eğitim Birliği, Britanya Alevi Federasyonu,Cemevi,Kaşanlılar Dayanışma Derneği,Tilkililer Dayanışma Derneği, Dersim-Der, Nurhak Kültür Evi, Paz-Der, Bozca-Der, Alxaslılar Derneği, Kırkısraklılar Dayanışma Derneği, Koçgirililer Derneği, CISDA Italian Coodination Suppoort for Afghan Women.