Amerika Tennessee Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve AB Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC) Genel Sekreteri Michael Gunter, PKK’nin yasaklı listeden çıkarılmasının Ortadoğu barışı için büyük bir adım olacağını kaydetti.
PKK’yi AB’nin terör örgütleri listesinden çıkarmak ve Önder Apo’ya yönelik tecridine son vermek için 28 kişinin başlattığı imza kampanyasının öncü isimlerinden Prof. Michael Gunter, gazeteci Erem Kansoy’un sorularını yanıtladı.
Michael Gunter, PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmasının Türkiye’de ve Ortadoğu’da barış ve güvenliğin sağlanması için büyük bir adım olacağanın altını çizdi.
“Türk devleti tarafından Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin aynı zamanda PKK ve Kürt halkının da tecrit edilmesidir” dedi.
PKK’nin terör listelerinden çıkartılması, Türkiye, Irak ve Suriye’de huzuru getirecek akan kanı durduracaktır. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan; PKK’yi “terrorist” olarak etiketleyerek stratejisini kesinlikle yanlış bir şekilde belirlemiştir. Bu yöntem işe yaramaktadır, huzur ve barışın sağlanabilmesi adına Erdoğan’ı başka bir yöntem denemeye davet ediyoruz.
Öcalan’ı tecrit ederek PKK’yi de tecrit ediyorlar ve PKK’yi terör örgütü olarak etiketleyerek olası barış görüşmelereinin de önünü kapatıyorlar. Öcalan’a yönelik tecrit uygulamasını ve PKK’yi “terrorist” örgütler listesinde tutma siyasetini, yani bu iki yöntemi bir biriyle uyumlu olarak yürütüyorlar.
Michael Gunter son olarak, “PKK’yi “terörist” olarak etiketlemenin bir işe yaramadığını gördük, ABD ve AB artık yeni bir yöntem denenmelidir.”dedi.
Eğer Amerika daha huzurlu ve barışçıl bir ortadoğu istiyorsa; Türkiye ve Kürt’lerle ilgili politikalarını değiştirmelidir. PKK’yi “terörist” olarak etiketlemey çalışmanın hiçbir işe yaramadığını gördük, yeni bir yöntem denenmelidir. ABD daha önce buna benzer birçok hata yaptı, Nelson Mandelayı’da terrorist ilan eden ABD idi ve bu durumun da tamamen siyasi nedenlerle alakalı olduğunu hatırlıyoruz.
İngiliz İşçi Sendikalarının yürüttüğü Öcalan’a Özgürlük kampanyası yöneticilerinden, Tommy Murphy CPT ve Avrupa Konseyinin işlevselliğini yitirdiği vurgusu yaptı. Murphy tecrit karşısında sessiz kalan CPT ve Avrupa konseyini kınadı.
Erem Kansoy
UNITE the UNION Sendikası Uluslararası sorumlularından Tommy Murphy Freedom for Öcalan (Öcalan’a Özgürlük Kampanyası)’na ilişkin gazetemize konuştu.
UNITE the UNION Sendikası Uluslararası sorumlularından Tommy Murphy
Murphy, CPT ve Avrupa Konseyinin ‘izolasyon ve tecrit bir işkencedir’ raporlarına rağmen Abdullah Öcalan için halen harekete geçmediklerinin altını çizdi.
Tommy Murphy gazetemize verdiği demeçte, “Kampanya olarak ilk günden buyana izolasyonun derhal durdurulması gerektiğini söylüyoruz. Sayın Öcalan’ın bölgedeki demokrasinin sağlanması adına rolünü oynamasını istiyoruz, Avrupa İşçi Sendikaları Konfedrasyonuna da yürüttüğümüz kampanyayı yaymak istiyoruz, Avrupa Parlamentosu ve Britanya Parlamentosun’da da Öcalan’ın özgürlüğü için lobi çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Türkiye’de hukukun üstünlüğünün sağlanması ve Öcalan’a uygulanan hukuksuzlukların sonlandırılması adına tüm gücümüzle mücadelemizi yükselteceğiz, CPT ve Avrupa konseyini raporlarına rağmen aktif olduklarını göremiyoruz ve onları bu konuda kınıyoruz.” İfadelerine yer verdi.
Türk Büyük Elçiliğine Mektup
Aralarında UNITE the UNION, USDAW, ASLEF, RMT,GMB gibi TUC gibi en büyük sendikaların bulunduğu 13 sendika Londra’nın Türk Büyük elçisi Ümit Yalçın’a, HDP’ye dönük baskıların derhal durdurulması ve Öcalan’a uygulanan izolasyonun da durdurulup Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması adına ortak bir mektup imzalayarak gönderdi.
Mektupta Başure Kurdistan’a yönelik işgal saldırılarında insanlık suçu işlendiği de vurgulandı.
G7 Karşı Direniş Koalisyonu organizatörlerinden İngiliz gazeteci Emily Apple, G7 zirvesine karşı 3 gün boyunca eylemde olacaklarını söyledi.
Bu yıl 47’ncisi düzenlenecek G7 Zirvesi, İngiltere’nin ev sahipliğinde Galler’e bağlı Cornwall’daki Carbis Koyu’nda 11-13 Haziran’da gerçekleştirilecek. Zirvede, Covid-19 sonrası uygulanacak ekonomik programlar, küresel vergi düzenlemeleri, küresel iklim değişikliği karşısında alınacak önlemler, Biden döneminde Transatlantik İttifakı’nın Çin ve Rusya karşısında izleyeceği strateji gibi bir dizi kritik konu masaya yatırılacak.
ABD başkanı Joe Biden’da Ocak ayında göreve gelmesinden sonra ilk yurtdışı gezisini gerçekleştirecek. Biden’ın Perşembe günü G7 zirvesi öncesi İngiltere Başbakanı Boris Jahnsın ile bir araya gelecek. G7 zirvesinde de Almanya Başbakanı Angela Merkel ile de bir araya gelmesi bekleniyor.
G7 Karşı Direniş Koalisyonu organizatörlerinden İngiliz gazeteci Emily Apple, G7 zirvesine karşı 3 gün boyunca eylemde olacaklarını söyledi.
G7’ye karşı 3 gün eylem
G7’nin global olarak kapitalizmin kontrol edildiği dünyadaki zengin ülkelerin kendilerine çıkardığı planlamaların çıktığı yer olduğunu söyleyen Apple, “Uluslararası silah ticaretinin sözlerinin verildiği, zenginlerin dahada zengin olmasının sağlandığı, dünyanın görmek istemediği şeylerin orada yapılmasından kaynaklı G7 zirvesini hepimizin protesto etmesi çok önemlidir. Protestoların amacı kapitalist düzene karşı alternatif bir yaşamın kurulması gerektiğini G7 ülkelerine kabul ettirmek. 3 gün boyunca eylem planımız var. 11 Haziran’da gençler tarafından iklim değişikliklerine ilişkin protestomuz var. 12 Haziran Cumartesi günü ise tüm halklar olarak orda olup dayanışmamızı enternasyonalist bir eyleme gerçekleştireceğiz. G7’nin zengin ve fakir ülke ayırımı yaptığını eşitlik ve demokrasiden yana olmadığını dünyaya duyuracağız. Pazar günü ise G7 zirvesinin yapıldığı Cornwall kentinde yeni polis yasasını ve Britanya’da hükümetin yaptığı baskılar protesto edilecek” dedi.
Kürt halkından ilhamla
G7’ye karşı Direniş Koalisyonunun çeşitli anti kapitalist grupların bir araya gelmesiyle oluştuğunu belirten Apple, “Kürt Özgürlük Hareketi bizim organik bir parçamız. Rojava’daki insanları destekliyoruz. Ekoloji ve gençlere yaklaşım başta olmak üzere, birçok şeyi Kürt halkından ilham alarak yapıyoruz. Aynı zamanda sadece G7’ye karşı direnmek değil alternatif de sunmak istiyoruz. Kürt halkının demokratik konfederalizm sistemine bakıyoruz ve buradan ilham alıyoruz. Bize böyle ilham veren bir hareketi destekliyoruz ve dayanışmayı büyütmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Suriye’de ve bölgede saldırı ve baskı altında olan Kürt halkının yanındayız” diye belirtti.
Erdoğan yer almamalı
Türkiye’nin işgal saldırılarına işaret eden Apple, “NATO üyesi olması NATO için bir utanç kaynağıdır. Erdoğan faşist bir diktatörden öteye birisi değildir. Kuzey Kürdistandaki insanların üzerinde baskı kurarak, gazetecileri, avukatları tutuklayarak kendini ayakta tutmaya çalışıyor. Yaptığı hiç bir şey demokrasiyi, özgürlükleri temsil etmiyor. İngiltere ile iş birliği içinde Türk devletine silah satışı yaparak kendi ceplerini dolduruyorlar. Bundan en çok Kürt halkı zarar görüyor, Suriye bombalanıyor. Erdoğan’ın Kürt’leri yok etmek ve vahşice saldırmaktan başka bir derdi yok” diye konuştu.
PKK’nin listede olması utanç verici
PKK’nin İngiltere’de halen listede tutulmasının sebebinin Türkiye’ye yaptığı silah satışı ve ticaretinden elde ettiği gelirin çok büyük olmasından kaynaklı olduğunu belirten Apple, “Bu iki devlet insan haklarını hiçe sayıyor ve ekonomik ilişkileriyle insanları eziyor. PKK derhal listeden çıkartılmalıdır. Amerika ve İngiltere’nin PKK’yi halen listede tutması utanç vericidir” diyerek İngiltere’nin bu konuda harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.
Kürtlerin fikirlerinden korkuyorlar
Erdoğan’ın esas muhalefet olabilmeyi başaran Kürt halkı, HDP ve Özgürlük mücadelesinden çok korktuğunu söyleyen Apple, “Bu yüzden HDP’yi kapatmak istiyor. Kürt halkının fikirleri, global kapitalizmi yani aslında Erdoğan ve rejimin varlığını sarsıyor. Erdoğan ve hiçbir rejim alsında bunu kabul edemez yoksa güçlerini yitirirler. Tüm bu bahsettiklerimiz ile bağlantılı olarak Sayın Öcalan’a uygulanan izolasyonun derhal sonlandırılması gerekiyor” çağrısında bulunarak avukat ve aile ile görüşlerinin yapılması gerektiğini söyledi.
Emily Apple, yazar ve aktivist. Son 20 yılda Fitwatch, Network for Police Monitoring ve Counseling for Social Change gibi çok sayıda organizasyonun kurucu ortağı oldu. Çeşitli çevrimiçi ve basılı yayınları yayınlandı. Şu anda ilk kitabı Dear Martin: Letters to a Corporate Spy (Sevgili Martin: Kurumsal Bir Casusa Mektuplar) üzerinde çalışıyor.
Almanya’nın sınır dışı kararı ile tehdit ettiği Dr. Banu Büyükavcı ile dayanışma eylemleri sürüyor. Kararın Almanya ile Türkiye arasındaki politik ilişkilerin sonucu olduğunu belirten Dr. Büyükavcı, “Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor” dedi.
Almanya’da TKP/ML’ye yönelik açılan dava nedeniyle 9 kişiyle birlikte yargılanan Dr. Banu Büyükavcı 28 Temmuz 2020’de Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Nürnberg Kliniği’nde psikoterapist olarak çalışan Büyükavcı hakkında sınır dışı kararı da alınmıştı. Avukatları temyiz başvurusunda bulunması ve gerekçeli karar henüz açıklanmamasına rağmen Nürnberg Yabancılar Dairesi “Federal Almanya Cumhuriyeti için tehlike arz ediyor” gerekçesiyle Aralık 2020’de Büyükavcı’nın sınır dışı edilmesi sürecini başlatmıştı.
Dayanışma eylemleri büyüyor
2005 yılından itibaren Bavyera’da yaşayan ve hakkında açılan dava nedeniyle yaklaşık 3 yıl tutuklu kalan Büyükavcı’nın sınır dışı kararının durdurulması için Aralık ayından bu yana dayanışma eylemleri organize ediyor. Nürnberg’de Ver.di Sendikası önünde her hafta çarşamba günü Büyükavcı için eylem düzenliyor. Sendika binasına büyük bir pankart asılarak Büyükavcı ile dayanışma ilan edildi ve Nürnberg kentinin “insan hakları kenti” adına uygun davranması talep edildi.
‘Yalnız olmadığımı hissediyorum’
Sınır dışı kararı ve gösterilen dayanışmayı gazetemize değerlendiren Banu Büyükavcı, avukatlarının kararın durdurulması için başvuru yaptığını dile getirdi. Kararın uygulanıp uygulanmayacağını önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyleyen Büyükavcı, çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütünün kendisi için dayanışma kampanyası başlattığına değindi. Her çarşamba günü Ver.di Mittel Franken yönetiminin sendika önünde kendisi için eylem yaptığını belirten Büyükavcı, şunları belirtti: “Başlatılan eylem beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü. Salgın döneminde yüzlerce insan benim için bir araya geliyor. Şu ana kadar beş kez yapılan eylemle geniş bir kamuoyuna ulaşıldığını düşünüyorum. Bir süre parti ve sendika yaptığı açıklama ve yazdıkları mektuplarla yanımızda olduklarını gösteriyorlar. Bu da bizlere güç veriyor. Mutlaka ki bunlar da davanın gidişatında etkili olacaktır. Dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyor ve yalnız olmadığını hissediyorum.”
‘Özgürlük mekanlarla sınırlı değil’
Tutuklandıkları süreçte izolasyona maruz kaldıklarını hatırlatan Büyükavcı, “10 kişi tutuklanarak yaşamdan koparıldık. Aylarca izolasyona tabi tutulduk. Özgürlüğümüz kısıtlandı ama bizler de özgürlüğün mekanlara hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Bu yüzden de cezaevinde, hücrede ya da hayatın herhangi bir yerinde insanlar kendini özgür hissedebilir. Bizim düşüncelerimiz özgürlük içindir” şeklinde konuştu. ‘Almanya’da bir ilk’
Sadece kendisinin değil davada yargılanan diğer arkadaşlarının da mağdur edildiğine işaret eden Büyükavcı, “Ceza sadece bana verilmedi. Sinan Aydın, Musa Demir için de sınır dışı işlemleri var. Bazı arkadaşlarımıza 20 yıl, bazılarına ömür boyu Almanya’ya giriş yasağı getirildi. Almanya’da hiç kimseye bu kadar süre giriş yasağı verilmemişti” diye aktardı. Çıkarları birleşiyor
Büyükavcı, birlikte mücadele etmenin önemine değinerek “Mücadeleyi birlikte veremezsek yarın olacaklara karşı hazırlıklı olamayız” diye ekledi. Kararın Türkiye ile Almanya ilişkileriyle bağına da dikkat çeken Büyükavcı son olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Alman devleti Erdoğan ve TC faşizmini eleştirir gözükse de sonuç itibari ile çıkarlar doğrultusunda birleşiyorlar. Son 4 yıl içinde yaklaşık 30 kez Almanya Türkiye’ye silah satışında bulunmuştur. Mülteci politikalarında Türkiye’yle anlaştıklarını da düşünüyorum. Alman devleti sınıfsal konumu gereği kendilerine muhalif olarak gördüğü işçi, emekçi ve komünistlere karşıdır. Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor.”
Leyla Güven’in yakın arkadaşı olduğunu belirten AP eski İngiltere Milletvekili Julie Ward, “O benim için de seçilmiş bir siyasetçi” diyerek, tutuklanmasını şahsına yapılmış bir saldırı olarak kabul ettiğini söyledi.
AP eski İngiltere Milletvekili Julie Ward ve Leyla Güven
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in tekrar rehin alınmasına tepki gösteren İngiliz siyasetçi Julie Ward, “Çok öfkeliyiz. Türkiye’nin otokratik faşist bir diktatör tarafından yönetildiğinin açık sonucudur” dedi.
Avrupa Parlamentosu (AP) İngiltere eski Milletvekili Julie Ward, Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip eden bir siyasetçi. En son ziyaretini 2019 yılında Türk cezaevlerinde ölüm oruçları yaşandığında gerçekleştirmişti. O dönem Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona ermesi talebiyle açlık grevinde olan Leyla Güven’i AP milletvekilleri olarak ziyaret etme girişimleri engellenmiş, cezaevi önünde polis saldırısına maruz kalmışlardı. Siyasetçi Ward, Leyla Güven’i tahliye olduktan sonra da tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti.
Siyasetçi Ward, Leyla Güven’i tahliye olduktan sonra da tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti.
Leyla yakın arkadaşımdır
Leyla Güven’in bir kez daha tutuklanarak cezaevine konulmasına tepki gösteren Julie Ward, geçtiğimiz günlerde Noam Chomsky, Jeremy Corbyn’in de aralarında bulunduğu bir grupla birlikte İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na mektup göndererek, Leyla Güven için harekete geçmesini talep etmişti. Gazetemize konuşan Ward, “Öncelikle söylemeliyim ki Leyla aynı zamanda yakın bir arkadaşımdır. Hapishaneden çıktığı zaman onu hastahanede ziyaret etmiştim. İki yıl önce AP milletvekilleri Margret Owen ve Martina Anderson ile kendisini hapishanede ziyaret etmek istemiştik fakat buna engel olunmuştu” dedi.
Şahsıma saldırı kabul ediyorum
Leyla Güven’e yönelik tutuklamayı tüm seçilmişlere yönelik bir saldırı olarak kabul ettiğinin altını çizen Ward şöyle konuştu: “Bu son tutuklanması ve aldığı cezaya ben şahsi yaklaşıyorum. Çünkü o benim arkadaşım. Ben de Leyla gibi demokratik şekilde seçilmiş bir politikacıyım. Birçok yönden benzerliklerimiz var ve ona yapılanlar için çok kızgınım.”
Siyasi tutsakları unutmayalım
“Türkiye halen otokratik, faşist bir diktatör tarafından yönetiliyor” diyen Ward, özellikle kadınlar üzerinde baskıların tırmandırıldığının altını çizdi. “Bu rejim kadın eşitliğine inanan bir rejim değil. Cinsiyet eşitliği ve eşit haklar konusunda çağ dışıdır. Türkiye’de demokratik normlar yerine çağ dışı ve sürekli geriye doğru giden bir rejim var” ifadesini kullandı.
Türk cezaevlerinde Leyla Güven gibi çok haksız yere tutsak edilen binlerce siyasetçi, belediye başkanı, sendikacı, gazeteci, insan hakları aktivist olduğunu kaydeden Ward, “Lütfen aslında dışarıda aileleriyle birlikte olması gereken politik tutsakları unutmayalım. Onlar daha huzurlu yarınlar istedikleri için oradalar” diye konuştu.
İngiltere’nin Türkiye ile askeri ve ticari anlaşmalarını büyütmesine tepki gösteren Boykot Türkiye Kampanyası sözcülerinden Esther Lutz, Türkiye’yle işbirliğinin işgal saldırılarına destek anlamına geldiğini vurguladı. Türkiye’yi boykot çağrısında bulunan Lutz, “Türkiye’yi tercihlerimizle bile boykot edebiliriz. Türkiye’ye gitmemek, mallarını almamak elimizde” diye konuştu.
Esther Lutz
Türkiye ile İngiltere arasındaki silah ticaretine dikkat çeken Lutz, “İngiliz devleti Türkiye’yi yandaşı olarak görüyor ve silah ticaretinde sıkı bağları var. Kürtlere yönelik baskı, Rojava’daki işgal de bununla bağlantılıdır. Aslında Türk rejimine karşı ses çıkaran tüm kesimler İngiliz yapımı silahların tehdidi altındadır” dedi. Silah ticaretinin siyasi işbirliğini de beraberinde getirdiğinin altını çizen Lutz, “Britanya’nın bu çıkar politikalarının önüne geçmek için gereken her şeyi yapmalıyız” diye konuştu.
Brexit sonrası yeni pazar
Türkiye-İngiltere ticaret hacmi 2018 yılında 18,6 milyar dolar ve 2019 yılında ise 16,3 milyar dolar seviyesinde. 2020 yılı Ocak-Temmuz döneminde İngiltere’ye 5 milyar 427 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İngiltere’nin Brexit sonrası yeni pazar arayışının Türkiye’yle bağlarını güçlendirdiğini kaydeden Lutz, “Britanya hâlâ Türkiye’nin çok büyük bir partneri. Brexit’ten sonra bu bağları daha da güçlenecek, çünkü Britanya kendine yeni pazarlar arıyor. Birkaç gün içerisinde Britanya’nın AB üyeliği sonlanacak ve Türkiye ile ilişkilerinin güçlendiği günleri görmeye başlayacağız” ifadelerini kullandı.
Türkiye’yi silahlandırmayın
Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine tepki gösteren ve “Türkiye demokratik bir yer değil; siyasiler, gazeteciler, akademisyenler tutuklanıyor” diyen Lutz, Erdoğan hükümetiyle ekonomik ilişkileri güçlendirmenin insanlık dışı uygulamalara da destek olmak anlamına geldiğinin altını çizdi.
Rojava’ya Ekim 2019’da gerçekleştirilen işgal saldırısından bu yana “Türkiye’yi boykot” kampanyasını sürdürdüklerini belirten Lutz, dört aşamalı bir strateji izlediklerini kaydetti: “Birincisi Türk markalarını boykot etmek; ikincisi Kürtlerin dahil edilmediği kültürel etkinlikler ve kurumları boykot; üçüncüsü akademik boykot; dördüncüsü de Türkiye’yi silahlandırmayı durdurun.”
Turizm ve mal boykotu
Daha çok Türkiye’ye silah satışının durdurulması ve turizm boykotu çalışmalarına ağırlık verdiklerini kaydeden Lutz şunları belirtti: “Britanya için Türkiye önemli bir turistik merkez. Avrupa’nın en büyük seyahat grubu TUI ile THY’nin Erdoğan ailesiyle bağlantıları var. İngiliz pazarından çok fazla kar yaptıkları da ortada. TUI ofisleri önünde broşürler dağıtıp Türkiye’nin sadece turistik bir coğrafya değil aynı zamanda katliamlar ülkesi olduğunu anlattı. Mal boykotunda markaları öne çıkardık. Örneğin Beko, yine Nike markası Türk milli takımına ciddi paralarla sponsorluk yapıyor.”
Siz de boykot edebilirsiniz
Herkesin bir şekilde boykota dahil olabileceğinin de altını çizen Lutz şöyle devam etti: “Boykota katılmak sizin elinizde. Örneğin; Türkiye’ye tatile gitmemek sizin elinizde, Beko gibi listelediğimiz bazı markalardan alışveriş yapmamak da sizin elinizde. Sanatçıysanız Türkiye’de konser vermeyin, sahne almayın… Yani bireysel olarak inisiyatif sizin elinizde ve Türkiye’yi aslında tercihlerinizle bile boykot edebilirsiniz.”
Geçmişte Güney Afrika günümüzde de İsrail’e ilişkin ciddi bir boykot kampanyası yürütüldüğünü hatırlatan Lutz, “İsrail’e ilişkin de ciddi bir boykot kampanyası var. Türkiye’de İsrail’le benzer politikalar güdüyor. İsrail boykotu bir başarı yakalamış durumda. Türkiye için de başarı sağlanabilir” mesajı verdi.
Demirtaş, Londra ziyaretinde gazetemize gündemi değerlendirerek çok önemli açıklamalarda bulundu.
Erem Kansoy-Yeni Özgür Politika-TelgrafNews
Kansoy: Sürekli sizinde dillendirdiğniz bir mesele var; darbenin siyasi ayağı. Bu konuda neler söylemek istersiniz
Demirtaş: “Türkiye’deki darbe sonrası gelişmeler ve darbe sırasındaki gelişmeler dünyanın en tuhaf darbe girişimi olarak algılayabileceğimiz bir süreci bize yaşattı. Hiç bir şekilde sanki siyasi ayağı olmayan bir darbe girişimi Türkiyede yaşandı, oysa bliyoruz ki her darbenin arkasında siyasi bir güç vardır. Mutlaka Türkiye içerisinde destek aldıkları ciddi siyasi klikler ve kesimler vardır. Ama AKP buna dönük hiçbirşey söylemiyor çünkü bu siyasi klik yani darbeyi destekleyen siyasi kliğin önemli bir bölümü AKPnin içinde ve Erdoğan AKP grubunun ve partisinin dağılmaması için şimdilik bu kısmına dokunmuyor. Yani öğretmenlere sıradan insanlara acımasızca davranan AKP kendi içindeki bakan millet vekili düzeyinde AKP kurucusu düzeyinde belkide darbeye destek vermiş veya darbeden haberdar olan kesimlere dokunmuyor, bu çok iki yüzlü bir tutumdur ve biz zorluyoruz darbenin siyasi boyutunun mutlaka açıklanması ve sorgulanması lazım, AKP sürekli bunun üstünü kapatmaya çalışıyor. Bundan da anlıyoruz ki aslından AKP çok ciddi bir iç krizle karşı karşıya ve bu kriz en yakın zamanda bir patlak verecektir.”
Selahattin Demirtaş
Kansoy: Süleyman Soylu “Kürdistan’daki AKP’lileri silahlandıracağız” açıklamasını yaptı. Yine ayni şekilde korucuların zorla hüda par üyesi yapıldığı bilgileri de geliyor. Ne yapılmak isteniyor, siz bu konuda neler yapacaksınız
Demirtaş: “AKP öncelikle ne orduya nede polise yeterince güvenmediği için sivil bir paramiliter güç oluşturmaya çalışıyor kendi üyeleri ve AKP yanlılarından oluşan bir silahlı güç oluşturmaya çalışıyor ve bunu kendi siyasi çıkarları için bir ordu gibi bir kontr gerilla gücü gibi kullanmak istiyor Süleyman Soylu da bu yüzden bakan yapıldı ve daha çok bu iş için görevlendirildi. Dolayısıyla herkesin tabiki çok dikkatli olması ve kendi meşru savunmasını alabilecek hazırlıkları yapması lazım çünkü bu paramiliter silahlı gücün nerede kime saldıracağı belli olmaz ve Türkiye için çok tehlikeli bir yapılanmadır eski kontr gerillayıda aşan çok acımasız bir paramiliter sivil faşist güç alttan alta örgütleniyor, herkesin çok dikkatli olması lazım.”
Kansoy: Celal Doğan’ın HDP’li vekiller tutuklanacak açıklaması ile ilgili ne diyeceksiniz
Demirtaş: “Uzun süredir hükümet bunun için uğraşıyor ve yargıya sürekli baskı yapıyor. Fakat biz ne tutuklanmaktan korkuyoruz nede geri adım atarız ama her zaman halkımızıda tutuklanmaya karşı güçlü bir direniş ortaya koyması için hazırlamaya çalışıyoruz. Ve kesinlikle yurt içinde ve yurt dışında halkımız milletvekili tutuklamalarına karşı en sert tepkiyi ortaya koymalıdır kesintisiz bir direniş sürecine herkes hazırlıklı olmalıdır. Uzun süredir halkta bir öfke var ve bu öfkenin ne zaman patlayacağı hi belli değil, milletvekillerimizin tutuklanması bu öfeknin patlamasını sağlayabilir hükümet bu konuda ayağını denk almalıdır. Bu basit sıradan bir konu değildir çünkü milletvekili halk iradesidir Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır.”
Kansoy: Ceza evlerindeki işkencelerin yaygınlaşması ile size ulaşan bilgiler ne yönde…
Demirtaş: “ Durum çok vahim 12 Eylül darbesini aşan işkenceler var karakollarda göz altı merkezlerinde sistematik bir şekilde işkence var ve bu hükümetin desteği ile yapılıyor, adalet bakanı bu konuda çok açık bir şekilde işkencecileri cesaretlendiriyor ve Türkiye’de işkence vakası yoktur kimse işkence var diyemez şeklinde açıklamalar ile işkencenin üstünü örtüyor. Bunların hepsi insanlık suçudur, adalet bakanı ve başbakanda dahil gelecekte bundan yargılana bilirler. Biz bunların hepsinin raporlanması için hukukcuılara avkatlara, insanhaklaı örgütlerine sürekli çağrılar yapıyoruz ve raporlamalar devam ediyor. Belki bugün bunları yargılamak mümkün olmayabilir durumlar yarın obürgun değiştiğinde adalet bakanıda dahil bu işkenceciler hepsi yargı önüne çıkabilirler, işkenceye karşıda hiçkimse sessiz kalmamalıdır.”
Kansoy: Şırnak için neler yapmayı planlıyorsunuz
Demirtaş: “ Halkın çadırlarda bile kalmasına insanlar kendi toprağında çadırda yaşamasına AKP devleti tahamül edemiyor, daha birkaç gün önce çadırları bile zorla söküp kaldırma girişiminde bulundu. Orada bizim 500- 600 civarında konuta ihtiyacımız var ve biz bu konutu yapmak için hazırlık yaptık ama valilik ve bakanlık buna izin vermedi. Şimdi insanlarımız kışı geçirebilecekleri geçici konutları uygun yerlerde yapmak istiyorlar ve bizde yürütüğümüz kampanyalarla halkımıza maddi destek sağlamaya çalışıyoruz, bu konuda çok güçlü bir kampanya yürttük ve bazı kampanyalarıda uluslar arası boyuta taşıyacağız . Önümüzdeki ay ben Kanada ve Avusturya da şadece Şırnak ile dayanışma için toplantılara gidecem ve halkımızın Şırnak’ı desteklemesi için orada bazı kampanyalar yürütülmesini sağlayacam. Biz Botan ve Şırnak halkını kesinlikle yalnız bırakmayacağız herkes emin olsun maddi manevi elimizdeki tüm imkanları onlara ulaştıracağız ve kışı geçirebilecekleir geçici konutlar oluşturacağız. Botan Şırnak halkı asla orayı terketmemeli onlarda zaten bu onuda çok kararlılar bizde onların yanındaız , devletin Şırnak’ı insansızlaştırma projesine karşı duracağız, Şırnak halkının bu onurlu duruşu çok kıymetlidir, ve ne olursa olsun bizde buna sahip çıkacağız.”
Kansoy: Kolombiya’ya gitmeyi düşünüyormusunuz bir davet varmı
Demirtaş: “Latin Amerika’dan çok davet aldık sadece Kolombiya değil belki Brezilya, Arjantini’de kapsayan bir dizi gezi gerçekleştirebiliriz. Siyasi gelişmeleri görüp ona göre hareket edeceğiz belki önümüzdeki baharda bir gezi planlayabiliriz.”
Kansoy: Yurtdışında yaşayan halkımız Kürdistan için neler yapmalıdır
Demirtaş: “ Buradaki halkımız tabiki çok büyük fedakarlıklar yapıyor ama bunun birazdaha örgütlü güçlü ve disiplinli bir şekilde yapılması gerekiyor. Mali destek ve kampanyalar da çok önemli. Ayni zamanda diplomasi ve kamuoyu yaratma konusunda daha etkili işler yapılması lazım. Özellikle İngiltere gibi Ortadoğu politikasında son derece etkili olan bir devletin Kürt halkına karşı çok daha saygılı olması gerekiyor. Buradaki Kürt halkı ve onun dostları bu konuda hükümeti zorlayacak ve kamuoyu yaratacak işler yapmalıdır, İngiliz kamuoyu eminimki Kürtler’in hakları konusunda çok duyarlıdırlar ama bunu hükümete baskıya dönüştürmek için sadece Kürtler’in değil İngiliz halkınında harekete geçmeis laızm, belki İngiliz halkı Kürtlerin hakları için kendi hükümetine karşı yürüyüş yapalıdır, Kürtler bu konularda daha çok çalışmalıdırlar.”
Kansoy: Avrupa’da mülteci sorunu ve İngiltere’nin antidemokratik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz
Demirtaş: “Mülteci sorunuyla Avrupa’nın genelinde bir ortak kordinasyon çerçevesinde mücadele etmek gerekir, mülteci sorunu için Avrupa’lı hükümetleri bir araya getiriyorlar anlaşmalar imzalıyorlar planlar yapıyorlar ama mültecilerin hakları için mücadele edenler ayni şekilde kordineli çalışmıyorlar yani Yunanistan’daki sivil toplum örgütleri ile diğer tüm Avrupa ülkelerinde mülteci hakları için mücadele verenler ortak eylemler düzenlemelidir. Avrupa genelinde dünya genelinde çok yaygın bir protesto düzenlenmeli ve belki iyi bir çalışmayla dünyanın birçok ülkesinde ayni günde ayni saatde mülteci hakları için herkes sokağa çıkmalı ve devletleri uyarmalıdır. Mülteci sorunu bir insanlık dramıdır ve dünya insanların ortak malıdır mültecilere birer baş belası gibi davranmanılamaz.”
Kansoy: Susturulmaya çalışılan basınımız ve demokrasi dışı uygulamalar ile ilgili neler söyleyeceksiniz
Demirtaş: “ Türkiye’de basın üzerindeki baskılar her zamankinden çok daha ağır durumda neredeyse çok daha fazla artık. Kapatılan susturulan kurumlarımızın yeniden yayına geçmesi için uğraşalım ayrıca alternatif alanlar yaratlım. Kürt gençleri sosyal medya kanallrını güçlendirip topluma ulaşmanın yollarınıda bulmalıdır. Artık herkes akıllı telefon kullanıyor, belki Tv’ler aracılığı ile her eve giremeyebiliriz ama artık teknoloji ile aslında her eve girmenin imkanı var bu işten anlayan gençler kafa yormalı ve alternatifler de üretmelidir.”