Tag: Redesign

  • Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Tarihte Ermenileri, Kürtleri, Rumları ve daha birçok halkı soykırımdan geçiren Türk devleti bugün de işgalci ve soykırımcı politikalarını halklar üzerinde sürdürüyor. Kürdistan’da son yıllarda Afrin’den Güney Kürdistan’a kadar birçok alanı işgal yada işgal girişiminde bulunan Türk devleti, bundan 46 yıl önce Kıbrıs’ı ‘barış harekâtı ve özgürlük’ adı altında işgal ederek, Adayı ikiye bölerek halklar arasına sınır örmüştü.

    Erem Kansoy

    İşgalci ve soykırımcı Türk devlet geleneği ‘zeytin dalı’, ‘barış’ diyerek katliamlara meşrutiyet sağlamaya çalıştığı gibi tıpkı Kıbrıs işgalinde olduğu gibi dağlara tepelere ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazıları yazarak faşist, inkârcı milliyetçi şovenizmini açığa vuruyor.

    İşgalci Türk devleti halkları birbirine kırdırarak sivil çoluk çocuk demeden katliamda bulunuyor ve tecavüzcü geleneği ile Ortadoğu’da vahşet devletinin adı haline geliyor. Türk devletinin Kıbrıs işgali 46’ıncı yılında hala sürerken, Türk devleti bugün başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. İşte 46 yıllık Kıbrıs işgali bu kana bulama siyasetinin bir parçası halindedir.

    Türk devletinin kanlı eylemlerinden biri; 20 Temmuz 1974 Kıbrıs İşgali

    Kıbrıs adasında 1974 yılı öncesinde 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlaştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı çıkartma ile ada son halini almıştır. Bugün ada Yeşil Hat ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsa da adada askerini bulundurması ve işgalci konumunu korumasından kaynaklıdır.

    İki toplumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girse de, kuzey bölüm ‘işkal toprakları’ statüsünü halen koruyor.

    Kıbrıs Harekâtı TSK kod adı: Atilla Harekâtı,  20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerî işgal hareketi.

    Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekâtı ı‘‘ demişti. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, on binlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.

    Türk işgali yalnızlaştırdı

    Türkiye’nin askeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.

    Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile tarih boyunca her zaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

    Kıbrıs’ın Türk kâbusu

    Kıbrıs’ın yakın tarihinde 1974 yılıyla başlayan TC işgali ise bir çok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinse de adada Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin ada üzerindeki çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır.

    Kıbrıs’ın karanlık yıllarında tüm gerçekliği ile parlayan sayısız detay 1974 yılındaki adaya yapılan Türk müdahalesi ile çok uzun yıllar saklanılmayı başarsa da, Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan birçok yaşanmışlık günümüzde su yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türkü acı gerçektir ki Türkiye’nin gazabına uğrayarak Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihinde övünen Türki zihniyet 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.

    Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslılarda katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.

    Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işgalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürülmüştür. Adanın yerlileri olan, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin, her ne kadarda kendi kendini yönetemediği bir tarihleri olsa da Kıbrıs’ta, Kıbrıslı toplumların ortak yaşantıları İngiliz sömürgeciliğinin son bulmasıyla noktalanır.

    Faşist İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklorik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrıs’ta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

    Kıbrısın tarihi sürecinde öne çıkan dönüm noktaları ve bilinmesi gerekenler

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse Kıbrıs’ın yine aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu

    1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.

    1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekimde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi.

    29 Kasımda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.

    Solcu Rum işçiler de söven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.

    1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

    1960’tan sonra Sovyet yanlışı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu.

    Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

    Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.

    13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi..

    Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.

    Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

    Kıbrıs hep sömürüldü

    Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.

     

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Bunun yanında Kıbrıs, Ortadoğu’daki karışıklıklara yakın olması nedeniyle, ele geçirene müdahale olanağı sunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.

     

    Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.

     

    Ayıbınızı örtün!

    Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Kıbrıs’ta  ise, kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Kıbrıs gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil çünkü Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiye’nin ve Türk’lerin değil!

  • İç Güvenlik Güçleri: Türkiye, Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldı

    İç Güvenlik Güçleri: Türkiye, Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldı

    Dirbêsiyê’de iki gündür gerçekleşen saldırılara ilişkin açıklama yapan İç Güvenlik Güçleri, konuyla ilgili soruşturmanın devam ettiğini belirterek, Türkiye’nin Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldığını belirtti.

    Hesekê Dirbêsiyê ilçesinde iki gündür gerçekleşen ve bölgede yaşayan 3 kişinin yaralanmasına neden olan drone saldırılarına ilişkin İç Güvenlik Güçleri yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada “İşgalci Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına devam ediyor. Bugün Türk devletine ait bir drone Rusya’nın askeri bir noktasını Dirbêsiyê’de hedef aldı. Faşist Türk devletinin hedef aldığı askeri nokta stratejik bir noktadır. Dirbêsiyê’nin 1 km güneyine düşen askeri koordine noktası Hesekê yolu üzerinde bulunuyor. Yapılan saldırıda bir Rus askeri ve 3 sivil yaralandı. Rusya askeri noktasının hedef alınmasının nedeninin tam olarak ortaya çıkarılması için açılan soruşturma devam etmektedir. Türkiye, uluslararası kamuoyu önünde vahşi saldırılarına devam ediyor. Her saldırının bedelini siviller ödüyor” ifadeleri kullanıldı.

  • Coronavirus: AB’nin ‘güvenli ülkeler’ listesinde Türkiye yine yok

    Coronavirus: AB’nin ‘güvenli ülkeler’ listesinde Türkiye yine yok

    Avrupa Birliği (AB), her 15 günde bir yenilenen “güvenli ülkeler listesinde” Türkiye’ye yine yer vermedi.

    Türkiye hala, “zorunlu haller dışında gidilmemesi gereken ülkeleri” simgeleyen turuncu listede yer alıyor.

    BBC Türkçe’deki habere göre, Avrupa makamları, tatil ya da aile ziyaretinin zorunluluk olmadığına işaret ederek, bu nedenlerle Türkiye’ye gidilmemesi uyarısında bulunuyor.

    Başta Hollanda olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, Türkiye’den dönenlere 14 günlük zorunlu karantina uyguluyor.

    AB tarafından 1 Temmuz’da açıklanan güvenli ülkeler listesinde, vaka sayılarının yüksek olduğu gerekçesiyle Türkiye yer almamıştı. Coronavirus vaka sayısı 100 bin kişide 16 ve aşağısı olan ülkeleri güvenli sayan AB, Türkiye’de bu rakamın 23,5 olduğunu bildirmişti.

    Brüksel yönetimi, vaka sayılarının azalması durumunda 15 Temmuz’da yapılacak güncellemede, Türkiye’nin güvenli ülkeler arasına alınabileceğini açıklamıştı.

    Ancak son yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’de Coronavirus vakalarının hala 100 bin kişi başına 20 civarında olduğu belirtildi. Bu nedenle de Türkiye, zorunlu haller dışında gidilmemesi gereken ülkeler arasında yer aldı.

    Türkiye gibi turuncu listede yer alan ülkelere seyahat edenler, dönüşlerinde 14 günlük zorunlu karantina uygulamasına tabi tutulacak. Avrupa’daki sigorta şirketleri de, zorunlu haller dışında gidilmemesi istenen ülkeleri, güvence kapsamından çıkardı.

    Türkiye’den dönüşlerinde 2 hafta karantinaya tabi tutulanlar, bu süreyi yıllık izinlerinden düşemeyecek. Bunun da, çalıştıkları iş yerleri ile zorun yaşamalarına neden olacağı belirtiliyor.

    AB, 1 Temmuz’da güvenli ülke ilan ettiği Sırbistan ve Karadağ’ı da, son dönemde Coronavirus vakası sayılarındaki artış nedeniyle yeniden turuncu listeye aldı.

    AB üyesi Bulgaristan da, vaka sayılarının hızla arttığı gerekçesiyle Avusturya ve Hollanda tarafından turuncu listeye alındı. Turuncu listedeki ülkelerden dönenler, 14 gün karantinaya alınacak.

    Kara yoluyla anavatanlarına giden Avrupa’daki Türkiye kökenli göçmenlerin yolu üzerinde bulunan Bulgaristan ve Sırbistan’ın karantina kapsamına alınmasının, dönüş yolunda sıkıntı yaratabileceği belirtiliyor.

    Avusturya hükumeti, Bulgaristan, Romanya ve Moldovya’dan gelenlere zorunlu karantina uygulayacak. Bu ülkelerden transit geçiş yapanlar ise, son 48 saat içinde yaptırdıkların testin sonuçlarının negatif olduğunu gösteren raporu Avusturya makamlarına iletmeleri durumunda karantinadan muaf tutulacaklar.

    Ancak, Türkiye’de test yaptırıp yola çıkan kişilerin, gümrük kapılarındaki yığılma ve yol boyunca yaşanacak olası aksaklıklar nedeniyle 48 saatlik süreyi aşabilecekleri, bu durumda da, 14 gün zorunlu karantinaya tabi tutulacakları belirtiliyor.

    FAS İÇİN DE UYARI GELDİ

    Türkiye gibi Avrupa’ya çok sayıda göçmen gönderen ülkelerden biri olan Fas ise, AB’nin güvenli ülkeler listesinde yer aldı.

    Ancak, Avrupa’daki hükümetler, Faslı göçmenlere, “bu yaz ülkenize gitmeyin” çağrısı yapıyor.

    Avrupa – Akdeniz Göç ve Kalkınma Merkezi’ne (EMCEMO) göre, Fas’taki Coronavirus vakalarına ilişkin rakamlar yeterince şeffaf değil.

    Zorunlu testin neredeyse imkansız ve çok pahalı olduğunu belirten merkeze göre, Fas’ta hala birçok şehir salgın nedeniyle kilit altında.

    EMCEMO, böyle bir ortamda Fas’a gitmenin büyük bir macera olduğunu ve zorunlu olmadıkça gidilmemesi gerektiğini bildirdi.

    AB, güvenli ülkeler listesini 1 Ağustos’ta yeniden güncelleyecek.

  • Zindzi Mandela yaşamını yitirdi

    Zindzi Mandela yaşamını yitirdi

    Güney Afrika Lideri Nelson Mandela ve Mandikizela’nın kızları Zindzi Mandela yaşamını yitirdi.

    Güney Afrika Cumhuriyeti’nin apartheid rejimiyle mücadelesinde yer alan Winnie Madikizela-Mandela ile Nelson Mandela’nın kızları olan Zindzi Mandela yaşamını yitirdi. Zindzi’nin ölüm sebebi ise henüz öğrenilemedi.

    Güney Afrika Devlet Başkanı Matamela Cyril Ramaphosa, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Üzüntümüz, Nelson Mandela’nın doğum gününden sadece birkaç gün önce öğrendiğimiz bu kayıpla daha da arttı” ifadelerini kullandı.

  • İsveç Dışişleri Bakanı’nın İlham Ehmed ile görüşmesi Türkiye’yi rahatsız etti

    İsveç Dışişleri Bakanı’nın İlham Ehmed ile görüşmesi Türkiye’yi rahatsız etti

    HABER MERKEZİ – İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde’nin Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Yürütme Meclisi Başkanı İlham Ehmed ile görüşmesi Türkiye’yi rahatsız etti. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “ciddi soru işaretleri oluşturduğu” belirtildi.
    İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Yürütme Meclisi Başkanı İlham Ehmed ile görüntülü görüşme gerçekleştirdi. Linde, yaptığı bu görüşmeye dair fotoğrafı Twitter hesabından paylaştı.
    Linde paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Suriye Demokratik Konseyi SDC’den İlham Ahmed ile görüşme. Suriye’nin kuzeydoğusundaki Türk askeri operasyonunu ve bölgedeki insani krizi diğer konuların yanı sıra tartıştık. Sınır ötesi insani yardım çok önemlidir.”
    İsveç Dış İşleri Bakanı’nın İlham Ehmed ile görüşmesi Türkiye’yi rahatsız etti. Görüşmeye dönük rahatsızlık nedeniyle Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı.
    Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, bugün yaptığı bir sosyal medya paylaşımında terör örgütü PKK/PYD/YPG mensuplarıyla görüştüğünü duyurmuştur. Esasen bu, İsveç Dışişleri Bakanı’nın terör örgütü mensuplarıyla ilk teması değildir. Daha önce de terör örgütü mensuplarıyla görüşmeler yapmış, terör örgütüyle iltisaklı kişilerce düzenlenen etkinliklere katılmıştır. Bu tutum, öncelikle bulunduğu makam itibarıyla İsveç’in terörle mücadeleye yaklaşımı konusunda ciddi soru işaretleri oluşmaktadır” denildi.
  • Kayıp Seul Belediye Başkanı Park Won-soon ölü bulundu

    Kayıp Seul Belediye Başkanı Park Won-soon ölü bulundu

    Birkaç saattir kayıp olarak aranan Seul Belediye Başkanı Park Won-soon’un ölü bulunduğu açıklandı. Güney Kore medyasında yer alan haberlere göre, Park’ın intihar ettiği düşünülüyor.

    Park’ın kızının babasına ulaşamayınca polise haber vermesinin ardından arama çalışmaları başlatılmıştı.

    Park’ın kızı polise babasının cep telefonunun kapalı olduğunu ve geride vasiyet niteliğinde bir mesaj bıraktığını söylemişti.

    Evden ayrılmadan önce mesaj bıraktı

    Seul Emniyet Müdürlüğü, Park’ın hayatını kaybetmesinden kısa bir süre önce belediyenin kadın bir çalışanı tarafından hakkında cinsel taciz suçlaması yapıldığını doğruladı.

    Park’ın bugün makamına gitmediği, belediye binasında bir yerel hükümet yetkilisiyle olan görüşmesini iptal ettiği belirtiliyor.

    İlk kez 2011’de Seul Belediye Başkanı seçilen Park, geçen yıl üçüncü ve son dönem için yeniden bu göreve gelmişti.

    Cumhurbaşkanı Moon Jae-in’in partisi Liberal Demokratik Parti’nin üyesi olan Park’ın 2022 seçimlerinde iktidarın muhtemel başkan adaylarından biri olarak görülüyordu.

  • Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye sert eleştiriler

    Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye sert eleştiriler

    Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen ‘Akdeniz’de istikrar, güvenlik ve Türkiye’nin negatif rolü’ başlıklı oturumda konuşan Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell 2007 yılından bu yana Türkiye’ye aktarılması planlanan fonlarda 1 milyar 300 milyon euroluk kesinti yapıldığını söyledi.

    Türkiye’ye geçtiğimiz günlerde yaptığı ziyaretle ilgili konuşan Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Avrupa parlamenterlerinin sert eleştirilerine maruz kaldı

    Oturumda birçok Avrupa Parlamenteri Borrell’den Türkiye ile ‘ilişkileri ve para yardımlarını’ tamamen kesmesini istedi. Bazı parlamenterler ise Aya Sofya’nın camiye çevrilmesine karşı AB’nin harekete geçmesi gerektiğini zira bunun Hristiyan dünyasına hakaret niteliğinde olduğunu savundu.

    Ele alınan diğer konular arasında Libya, Suriye, gümrük birliği, insan hakları, Kürtler, göç konusu ve Türkiye’ye AB ülkeleri tarafından silah satışları da yer aldı.

    Borrell’e sert eleştiriler

    Avrupa Parlamenterlerinin sorularını cevaplayan Borrell, 2007’den bu yana Türkiye’ye para yardımı konusunda bir milyar 300 milyon euro düzeyinde kesintiye gidildiğini hatırlattı.

    Josep Borrell, aktarılan mali yardımların insan hakları amacıyla yapıldığını, Türkiye’nin üç buçuk Suriyeli göçmene ev sahipliği yaptığını, eğitim ve sağlık konusunda yardım etmenin ‘normal’ olduğunu ifade etti. Borrell, ‘Bunun neresi kötü. Para Türkiye’ye değil göçmenlerin daha iyi bir hayat sürmesi için sivil toplum örgütlerine veriliyor’ dedi.

    Türkiye ile AB arasında diyaloğun önemine vurgu yapan Josep Borrell, Ankara’nın önemli bir partner olduğunu ancak son dönemde yaşanan olumsuz gelişmelere de kayıtsız kalınamayacağını söyledi.

    Borrell, “Türkiye Avrupa Birliği’ne aday bir ülke konumunda olan önemli bir partner, bunu Türkiye dışişleri bakanına söyledim. Negatif ilişkilerimize artık son vermeliyiz, bu tersine çevrilmeli. Akdeniz’de misilleme bölgenin daha istikrarlı olmasını sağlamıyor. Bu sadece diyalog ve müzakere ile mümkün. Ankara’daki yetkililere ortak çıkar ilişkilerimizden söz ettim. Pazartesi günü Türkiye’nin durumunu incelemeye alacağız.” ifadelerini kullandı.

    Borrell: ‘Kuzey Kıbrıs’ı tanımıyoruz’

    Borrell, Kıbrıs açıklarında yapılan doğal gaz sondaj çalışmaları konusunda, “Bizler Avrupa Birliği içinde Kuzey Kıbrıs’ı tanımıyoruz. Bu konuda Türkiye’ye açık ve net mesajlar gönderdik. Bizler Avrupa Birliği’nin prensiplerini, değerlerini, sınırlarını ve vatandaşların haklarını korumaya kararlıyız. Suriye ve Libya için siyasi bir çözüm arayışı içerisindeyiz.” dedi.

    ‘Türkiye ile yeni bir ortaklık kurmak gerekiyor’

    Avrupa Parlamenteri Manfred Weber, “Erdoğan’a verebileceğimiz mesaj; Avrupa Birliği Türkiye ile yeni bir partnerlik kurmaya hazır. Avrupa Birliği saf değil, Türkiye’nin büyük önem verdiği gümrük birliği konusu var elimizde. Türkiye ile ilişkilerimizde açık ve net olmalıyız. Türkiye bizi çok fazla aldattı. Türkiye ile yeni bir partnerlik kurmak gerekiyor, umarım Türkiye buna hazırdır.” dedi.

    Türkiye’nin AB değerlerinden giderek uzaklaştığını belirten Weber, “Yunanistan ve Kıbrıs’ta yaşananlar Avrupa Birliği’nin sorunudur. Bu ülkelerin yanındayız. Bölgede yaşanan sorunlar sadece Kıbrıs’ı veya Yunanistan’ı ilgilendirmiyor, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yaşanan sorunlar bunlar. Bu ülkeleri yalnız bırakmayacağız.” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ise iki taraf arasında karşılıklı güven sorununun bulunduğuna işaret etti. Bu durumun bütün ilişkileri olumsuz etkilediğini belirten Nacho Sanchez Amor “Yunanistan biziz, Kıbrıs biziz” dedi.

    Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları önümüzdeki pazartesi günü Brüksel’de, Türkiye’nin Libya, Akdeniz ve Yunanistan ile ilişkilerinde attığı adımlara karşı neler yapılabileceğini görüşecek.