Month: May 2020

  • Londra KHM Dersim soykırımını naletledi

    Londra KHM Dersim soykırımını naletledi

    Dersim soykırımının yıldönümü dolayısıyla Londra Kürt Halk Meclisi bir açıklama yaparak katliamı lanetledi. Halk Meclisi’nin açıklaması şöyle:

    “Kefensiz Toprağa Düşenlerimiz Karanlığı Aydınlatan Işığımızdır.

    37-38-39 Dersim Soykırımında Yitirdiğimiz Tüm Canlarımızı Saygı ile Anıyoruz.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınmıştı. Bu karar ile Dersim Soykırımı resmi olarak başlatılmıştı. Şimdi ise Dersim tertelesinin 83. yıl dönümündeyiz. Her yıl terteleyi lanetlemek ve hayatlarını kaybedenleri anmak için alanlardan çeşitli anma etkinlikleri düzenliyorduk. Bu yıla özgün ise, her bir Dersimli ve Dersim dostu 4 Mayıs 19:37 de kefensiz toprağa düşenlerimiz için mum yakıp ağıtlar ile anacağız.

    Soykırım kararının üzerinden 83 Yil geçmesine rağmen hala;
    *Arşivler Açılmadı
    *Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar
    yerlerinin akıbeti belirsiz
    *Çeşitli cezalar alan ve farklı
    cezaevlerine götürülen 72 kişinin
    akıbeti ve ne oldukları belirsiz
    *Dersimin Kayıp Çocuklarının kimlere verildiği ve akıbeti belirsiz

    Kısacası devlet hala Dersim Soykırımı ile yüzleşmediği gibi acılarımızı siyasi malzeme yapmaktan dahi geri kalmıyorlar.

    O gün Soykırım kararını alanları lanetliyor ve her zaman yukardaki sorularımızı sormaya devam edeceğimizi haykırıyoruz.”

  • Dersim Katliamı’nın 83’üncü yıl dönümü: Yüzleşilmeden acılar son bulmayacak!

    Dersim Katliamı’nın 83’üncü yıl dönümü: Yüzleşilmeden acılar son bulmayacak!

    Orhan KURUL
    Dersim

    Tarihe Dersim Katliamı olarak geçen ve 4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulunun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu başlayan katliamın bugün 83. yıl dönümü. Katliamda resmi açıklamalara göre 16 bin, Dersim halkının anlatımlarına ve tanıklara göre 70 bin insan, çoğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere köylerde, mağaralarda, dere kenarlarında; bombalanarak, kurşuna dizilerek, yakılarak, kimyasal gaz kullanılarak, uçurumlardan atılarak öldürüldü. Katliamın 83. yıl dönümünde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü ve Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Mustafa Taşkale ile konuştuk.

    “BU TRAJEDİYİ UNUTMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    EMEP GYK Üyesi Mustafa Taşkale Dersim Katliamı’nın cumhuriyet tarihinin yakın katliamlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Acı ve trajik olaylardan biridir. Aradan 83 yıl geçmesine rağmen Dersimlilerin yan yana geldiğinde en çok konuştuğu meselelerden biridir” dedi. Taşkale, bunun nedenini “Çünkü yaşanan olayların yakın tanıkları halen aramızda yaşıyor. Kiminin babası, kiminin dedesi, nenesi ya da kardeşi… Tanıklıklar var ve bu trajediyi unutmak mümkün değil” diye açıkladı.

    ON BİNLERCE İNSAN ETKİLENDİ

    Dersimlilerin büyüklerinin anlattığı ve tarihi kitaplara yansımış bilgilerden hareketle yaşananların “soykırım” olarak ifade edileceğini belirten Taşkale, “Dersim Katliamı’nı, katliam başlamadan önce özellikle Osmanlı’dan bu yana başlayan bir süreç olarak değerlendirmek gerekiyor. Sürekli Dersim bir ‘çıbanbaşı’ olarak görülmüştür. Bölgeye gönderilen müfettişlerin yazdığı raporlarda da Dersim’in tebdil ve tenkil yoluyla bastırılması vurgusu yapılmış, koparılması gereken bir yara olarak görülmüştür” dedi.

    25 Aralık 1935’te ilk olarak Tunceli vilayetinin idaresi hakkındaki raporun hazırlandığını hatırlatan Taşkale, “4 Mayıs 1937’de askeri operasyona başlanıyor. Bu karardan sonra on binlerce insan öldürülüyor, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, demeden insanlar yakılıyor. On binlerce insan sürgün ediliyor, toprağından ediliyor. Kız çocukları evlatlık verilerek, erkek çocukları da YİBO’larda asimilasyon politikasının araçları haline getiriliyor” dedi.

    “YÜREKLERE SU SERPİLECEKSE TALEPLER KARŞILANMALI”

    Arşivlerin tam olarak açılması gerektiğini belirten Taşkale, Erdoğan’ın 2011 yılında ‘Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben dilerim.’ söylemlerini hatırlatarak “CHP’yi daha çok baskılamak için, CHP ile arasındaki yarışa malzeme edildi Dersim Katliamı. Dersim Katliamı’nı bir kez daha gündeme getirerek bu büyük katliamı malzeme olarak kullandı” diye konuştu. Özür dilemenin gereğinin yerine getirilmediğini belirten Taşkale, “Asıl temel taleplerden bir tanesi de Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması. Bugün bu talepler Dersimliler açısından hâlâ geçerliliğini koruyor. Dersimlilerin yaşadığı bu büyük katliamı, yaşanan bu vahşeti elbette ki unutması mümkün değildir ama yüreklere biraz su serpilecekse en azından bu temel taleplerin devlet tarafından yerine getirilmesi ve bunların gereğinin yapılması gerekmektedir” dedi.

    KARA BİR UTANÇ OLARAK DURMAKTA

    Katliam ile ilgili meclise soru önergesi veren HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim halkının 37-38’e Tertele adını verdiğini ve Tertele’nin büyük tufan, yıkım ve yok oluş anlamına geldiğini belirterek, “Roza Şaye yani ‘kara gün’ olarak tarihe geçen bu büyük katliam, Ermeni Soykırımı’ndan sonra Türkiye’de yaşanmış en büyük katliam olarak hâlâ Türkiye tarihinin orta yerinde kara bir utançla durmaktadır. O gün yaşanan acılardan hala ders çıkarılmamış bu kara günlerle yüzleşme gerçekleşmemiştir” dedi. O dönem, Dersim’in, toplumun kendini yönettiği, devlet-iktidar-egemen güç ilişkisine girmeden varlığını sürdürdüğü bir yer olduğunu aktaran Önlü “Çok sayıda raporda Dersim’in coğrafyasının bölünerek, sosyal yapısının dağıtılması, köylerin birbiriyle bağlarının koparılması için barajlar ve blok havuzların yapılması önerilmiştir” diye belirtti.

    Önlü, şöyle devam etti: “Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasbedilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmelidir. 4 Mayıs’ın Tertele ve anma günü olarak kabul edilmesi ve bir an önce hakikat komisyonun kurularak, Dersim’in RayeHaq inancı, kültürü ve dili tanınıp, yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Geçmişte olduğu gibi Dersim’in kültürel sınırları yeniden idari bir yapıya kavuşturulmalı ve başta Seyid Rıza ve idam edilenlerin mezarları olmak üzere, toplu katliam ve mezarlıklar ortaya çıkarılmalıdır. Ne yazık ki bunlar yapılmadan Dersim halkının acısı son bulmayacaktır.”

  • Dersim Katliamı ile yüzleşme ve özür çağrısı

    Dersim Katliamı ile yüzleşme ve özür çağrısı

    Dersim Araştırmaları Merkezi, 50 binden fazla insan yaşamını yitirdiği belirtilen Dersim Katliamı’na ilişkin “yüzleşme ve özür” çağrısında bulundu.
    1937-38 yılları arasında gerçekleşip, üzerinde 83 yıl geçen Dersim Katliamı’na ilişkin Dersim Araştırmaları Merkezi tarafından yazılı bir açıklama yaptı. 4 Mayıs’ın Dersim’e dair kıyım kararının verildiği gün olarak bilindiğine vurgu yapılan açıklamada, “25 Aralık 1935’de çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Kanunu ve ardından başlatılan operasyon hazırlıklarının bir sonraki adımındaki 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla, Dersim soykırım süreci fiilen başlatılmıştır” denildi.
     Açıklamada, Bakanlar Kurulu tarafından alınan karara da yer verildi. O karar ise şöyle:
    “Son günlerde Tunceli’de vukua (meydana) gelen hadiselere dair raporlar 04 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk ve Mareşal’in huzurları ile tetkik (inceleme) ve mütalaa edilerek (düşünülerek) aşağıdaki sonuca varılmıştır:
    1- Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Keçizeken (Aşağı Bor) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit (sert) ve müessir (etkili) bir taarruz harekatı ile varılacaktır.
    2- Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır ve bu toplanma ameliyesi de (çalışması) köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik 2 bin kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır.
    Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetinildikçe) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen (bütünüyle) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür. Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun tavzifi (görevleri) bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs’ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.
    Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazım.”
    ‘TARİHSEL SUÇLAR ORTA YERDE’
    Alınan bu karar sonrasında 1937-1938’de askeri operasyonların yapıldığı ifade edilen açıklamada, operasyonun ardından resmi belgelere göre 13 bin 800 insan öldürüldüğü, bir o kadarının da sürgün edildiği kaydedildi.
    Gerçekte ise, Dersim’de 50 bin kişinin katledildiği belirtilen açıklamada, “O gün Türkiye’nin bütünlüklü görünen siyasi yelpazesi bu kıyıma birlikte karar verdi. Dünün ittifakı bugün de ötekiler karşıtlığı üzerinden devam etmektedir. Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere karşı işlenen tarihsel suçlar orta yerde duruyorken, ‘benim vatandaşım’ söyleminin hileli bir yalanın tekrarı olduğu riyasını bir kez daha tarihe iliştirmiştir. Dersim’de toprağa kefensiz düşen on binlerce insanımızın acısını yüreklerimizde taşıyoruz. Ülkeyi yönetenleri bir kez daha yaşanan bu derin acıyla yüzleşmeye ve özür dilemeye davet ediyoruz” denildi.
  • Koronavirüs Gölgesinde 1 Mayıs Dayanışması

    Koronavirüs Gölgesinde 1 Mayıs Dayanışması

    Erem Kansoy

    Avrupa’nın bir çok başkentinde olduğu gibi Londra’da da 1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramını kutlayanlar aynı zamanda sosyal mesafeyi de korudu.

    Dünya, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü salgının gölgesinde kutluyor, daha önceki yıllarda kalabalık toplantılara, halaylara, çoşkuya ve protestolara sahne olan eylemler, bu kez sıkı önlemler altında düzenleniyor.

    LONDRA’DAN SELAMLADILAR

    Londra’nın ünlü Trafalgar meydanında bir asırı aşkındır alışık olduğumuz görüntülerin dışında 2020’nin 1 Mayısın’da sadece tek pankart gözlere takıldı. Partizan okurları tarafından açılan pankart ile 1 Mayıs birlik mücadele ve zafer günü selamladı. Uzun yıllardır ünlü Trafalgar meydanındaki 1 mayıs mitinglerinde en ön saflarda görmeye alışık olduğumuz “ Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao, yaşasın 1 Mayıs yaşasın Proleterya Enternasyonalizimi.” Yazılı pankart bu kez tek başına Partizan okurları tarafından Trafalgar meydanını süsledi.

    Korona Virüs salgını gölgesinde dünyada Türkiye’den Honkong’a, Paris’ten Seul’a kadar emekçiler 1 Mayısı sosyal mesafe ile koruyarak tarihe geçen görüntüler ortaya koydu.

  • Britanya Kürt Halk Meclisi’nden 1 Mayıs kutlama mesajı

    Britanya Kürt Halk Meclisi’nden 1 Mayıs kutlama mesajı

    Kapitalist egemenlik sistemini felç etmiş, koronavirüs salgının insanlığı tehdit eder bir noktaya geldiği bu 1 Mayıs’ta emek ve özgürlük mücadelesinin her zamandan daha çok ortak mücadeleye ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçmekteyiz.

    Uluslararası tekeller karlarını en üst boyuta çıkarmak için doğayı tahrip ederek insanlığı büyük felaketlerle karşı karşıya bırakmaya devam etmektedirler. Savaşların hiç durmadığı çalışanların haklarının ellerinden alındığı, işsizlerin açlıkla karşı karşıya olduğu, sosyal haklar, eşitlik, demokrasi ve doğanın tahrip edildiği en kötü olduğu bir süreçte 1 Mayıs emek bayramını kutluyoruz.
    Kapitalistlerin övünerek bahsettikleri ‘sosyal adalet’ siteminin içi boş bir kandırmaca olduğu koronavirüs salgınıyla net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Savaşa, silaha, gökdelenlere ve her türlü toplum dışı harcamalara yatırım yapan kapitalist modernite koronavirüs karşısında felç olmuştur.
    Kapitalist egemen sistemin sömürüsü sonucunda her gün binlerce insan açlıktan, sistemin yol açtığı hastalık,salgın ve savaşlardan dolayı ölüyor, binlercesi de sakat kalıyor. Yüz binlerce, milyonlarca insan yerini-yurdunu terk etmeye zorlanıp mülteci adı altında köleliğe mahkum ediliyor. Milyonlarca emekçi açlık sınırında yaşıyor. Binlerce kadın ve çocuk erkek egemen zihniyet tarafından katlediliyor, taciz ve tecavüze maruz kalıyor. Milyonlarca genç işsizliğe mahkum edilerek umutları ve hayalleri katledilip köleleştirilmek isteniyor. Bunların tek sebebi, erkek egemen iktidarcı-devletçi kapitalist modernite sistemdir.
    Yine Kürdistan ve Türkiye’de de AKP-MHP faşizmi halklarımızın eşitlik, demokrasi ve emek mücadelesine saldırılarını kesintisiz sürdürmektedir. Erdoğan diktatörlüğü salgın sürecini fırsata çevirerek, halklarımıza her türlü zararı vermeyi hedeflemektedir.

    Kapitalist sistemin ve ulus-devlet faşizminin saldırısına karşı devrimci-demokratik mücadeleyi 1 Mayıs’la birlikte daha etkili, yaratıcı ve sonuç alıcı tarzda yürütmek tüm devrimci, sosyalist, işçi ve emekçi kesimlerin temel görevidir.
    Bu anlamda Korona virüs salgını sürecinde tüm dünya da, ülke de ve özelde Kürdistan’da geliştirilen dayanışma ağları halkların birlikte mücadele ederek bu sisteme karşı bir başkaldırısı niteliğindedir. Yine demokratik, ekolojik, eşitlik ve özgürlükçü bir sistemi inşa etmek ve demokratik bir devrim konusunda büyük umutlar oluşturmaktadır.

    Koronavirüs salgını sürecinde, devrimci demokrat kesimlerin başlattığı Kardeş Aile kampanyası da bu dayanışma ve birlik içerisindeki mücadelenin somut birer parçası olmaktadır. Bu 1 Mayıs ın dayanışma ağlarını büyüterek, toplumsal örgütlülüğü daha fazla geliştirmemize vesile olacağına inanıyoruz.

    Bu anlamda Britanya Kürt Halk Meclisi olarak tüm halkımızın 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlarken tüm yurtsever, devrimci, demokrat, aydın ve muhalif kesimleri koronavirüs salgınının insan hayatını tehdit ettiği bugünlerde birlik olmaya, direnişi ve demokratik mücadelemizi yükseltmeye çağırıyoruz.

    Yaşasın 1 Mayıs!

    Bijî Yek Gulan!

  • Londra Kürt Halk Meclisi’nden 1 Mayıs bildirisi

    Londra Kürt Halk Meclisi’nden 1 Mayıs bildirisi

    Londra Kürt Halk Meclisi 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısı ile bir bildiri yayınladı. Bildiri de kapitalist modernite sistemine karşı alternatif yaşam ve devrimci komünal bir sistemin inşasının parametrelerine yer verildi.

    Londra Kürt Halk Meclisi’nin açıklamasının tam metni şöyle:

    *Dünyadaki tüm işçi ve emekçilerin dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs kutlu olsun! Bilindiği gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü gibi 1 Mayıs işçi bayramı da; egemen sınıfların sömürgen düzenine karşı Kadınların, işçilerin,köylülerin ve devrimcilerin verdiği direnişlerin kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen, devrimciler ve sosyalistlerin mücadele azmi ve kararlılığı sonucu elde edilen kazanımlardir. Yani sosyalistler ve devrimciler açısından bu önemli günler sadece kutlanilacak günler değil aynı zamanda kapitalizme ve her türlü sömürüye karşı devrimci mücadelenin en fazla yükseltilmesi gereken günler olmaktadır..

     

    Tüm dünyayı saran coronavirüs pandemisinden dolayı, sistem karşıtı hareketler ve örgütler olarak sosyalist bir ilke düzeyinde insan yaşamını kutsal görmemiz ve halk sağlığına verdiğimiz değerden ötürü ne yazık ki bu yıl 1 Mayıs’ta alanlarda kol kola, omuz omuza sloganlarımızı haykıramadık, eşit ve özgür bir düzen içerisinde sosyalist bir dünya istemimizden korkan kapitalist egemen sınıfların ve ulus devletlerin bu korkusunu daha da fazla arttıramadık. Fakat bu pandemi her ne kadar özellikle biz emekçileri,ezilenleri, yoksulları daha fazla etkilese de, yaşamlarımızı daha da zorlaştırsa da; ulus devletlerin yıllardır dünyanın her yerinde aynı zihniyetle toplum sağlığını hiçe saydığını, savaşlara,silah endüstrisine,burjuvazinin kar sermaye düzenine milyarlarca dolar para aktarırlarken, insan yaşamını ilgilendiren konularda özellikle de sağlık alanında hiç bir önlemin alınmadığını ve yeterince kaynak sağlanmadığını kanıtlamıştır. Bu zalim düzene karşı bugün dünyanın dört bir yanında kurulan kollektif dayanışma ağları tüm insanlığa umut vermektedir. Bu umut damlacığı; Sosyalist bir topluma ulaşmak ve bu bilinci tüm insanlığa taşıyabilmek için bu kollektif ruhun virüs sonrasında da devam etmesini emretmektedir.

     

    Bu virüsten dolayı yaşamını en çok yitirenler kapitalist sömürü sisteminin “verimsiz” olarak gördüğü yaşlı dedelerimiz, ninelerimiz,teyzelerimiz, amcalarımız, annelerimiz kısacası bir bütün bir toplumun kollektif hafızasını taşıyan insanlardır. Bu sebepten dolayı da ulus devletler -her ne kadar bunu bir kriz ve virüse karşı bir savaş olarak ilan etseler de- ellerindeki tüm imkanları seferber etmemekte ve çözümü ağırdan almaktadırlar. Yine devletler yeterli ölçüde test kiti, maske ve eldiven bile sağlayamadığından dolayı kapitalizmin vahşi düzeni karşısında bu virüs sebebiyle yaşamını yitiren bir çok sağlık ve ulaşım emekçisi bulunmaktadır. Bizlerden çok uzakta farklı bir coğrafyaya baktığımızda, örneğin Kürtlerin, Arapların, Asurilerin,Ermenilerin,Türkmenlerin ve Hristayanların eşit şekilde yaşama imkanı bulduğu Kuzey Suriye’ye Yani Ortadoğu devriminin başladığı ve durdurulamayacağı mekan olan Rojavaya gittiğimizde, Savaş ve sömürü rejimi olan kapitalist sistemin acentaları olan ulus devletlerin vahşi yüzünü daha fazla gösterdiklerine tanık oluyoruz.

     

    Tüm dünyanın gündemi coronavirüs pandemisi iken, geçtiğimiz bir kaç hafta içerisinde Faşist Türk devleti Rojavaya giden suyu keserek 450 bin insanı susuz bırakmış, askeri saldırılarını arttırmış, işgal ettiği Gire sipi’ye ordan burdan topladığı cihatçıların ailelerinde oluşan binlerce yeni kişiyi taşımış, Türk ceza evlerinde bulunan tüm adli hükümlüler coronavirüs affıyla serbest bırakılırken, bazılarının ciddi sağlık problemleri de olmasına rağmen tek bir siyasi tutukluyu dahi serbest bırakmayarak virüs karşısında ölüme terketmiş, Faşist Türk devletinin müttefiği olan Kuzey Irak bölgesel Kürt  hükümetinin de desteğiyle BM mülteci kampı statüsünde olan Mahmur bombalanarak üç kadını katledilmiş ve bu kampa yaklaşık 8 aydır uygulanan ambargo daha fazla sıkılaştırılmıştır. Faşist Diktatör Erdoğan ve savaş rejimi tüm bu zalimlikleri yaparken Dünya sağlık örgütü ve BM gibi ilgili kuruluşlar tek bir kelime etmedikleri gibi, Dünya sağlık örgütü, Suriye devletine ve Faşist Türk devletinin işgal ettiği Suriye kentlerine sağlık yardımları yaparken Kuzey Suriye özerk yönetimine ise hiçbir yardımda bulunmamıştır.

     

    Degerli Yoldaşlar ve kardeşler!

    22 yıldır bir adada tecrit koşullarında tutsak olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan seneler önce yazdığı özgürlük sosyolojisi kitabında şöyle demişti:

     

    “SADECE TOPLUMSAL YAŞAM DEĞİL,DÜNYA ÜZERİNDEKİ TÜM CANLI YAŞAMI TEHDİT ALTINDADIR.

     

    Unutmamak gerekir ki, çevre halkaları milyonlarca yıllık evrimle oluşmuştur. Genelde son beş bin yıllık, özelde son iki yüz yıllık tahribatlar, milyonlarca yılın evrim halkalarından binlercesini koparmayı daha kısa sayılabilecek bu zaman diliminde gerçekleştirmişlerdir.

     

    Kırılış reaksiyonu başlamıştır. Nasıl durdurulacağı kestirilememektedir. Atmosferde başta karbondioksit (CO2) oranı ve diğer gazların yarattığı kirlenmenin, mevcut haliyle yüzlerce, hatta binlerce yıl temizlenemeyeceği öngörülmektedir. Bitkiler ve hayvanlar dünyasında yaşanan yıkımların sonuçları belki de tam anlamıyla ortaya çıkmış değildir. Ama her iki dünyanın da en az atmosfer kadar S.O.S işareti verdiği açıktır. Denizler ve ırmakların kirlenmesi ve çölleşme daha şimdiden felaket sınırlarına dayanmıştır. Tüm belirtiler kıyametin doğal dengenin bozulması sonucunda değil, bir kısım şebekeler halinde örgütlenmiş gruplar eliyle topluma yaşatılacağını

    göstermektedir. Elbette bu gidişata doğanın vereceği yanıtlar da olacaktır. Çünkü o da canlı ve zekâlıdır. Onun da tahammül gücünün sınırları vardır. Direnmesini yerinde ve zamanında gösterecek, bu yer ve zaman geldiğinde insanların gözyaşlarına bakmayacaktır. Çünkü kendilerinin yeteneklerine, bahşedilen değerlere ihanet etmekten hepsi sorumlu tutulacaktır. Kıyamet de böyle öngörülmüş değil miydi?

    Burada amacım felaket senaryolarına yenilerini eklemek değildir; fakat toplumun mutlaka sorumlu olması gereken her üyesi gibi gerekli sorumlulukla ve varlık nedenimiz olan ahlâki ve politik görev anlayışımızla yeteneklerimiz oranında gerekeni söylemek ve yapmaktır.”

     

    Evet değerli yoldaşlar böyle yazmıştı Demokratik Konfederalizm lideri Abdullah Ocalan. Dünyamızın, sağlığımızın, eşit,onurlu ve özgürce yaşama hakkımızın,  bu sömürü sisteminden kurtulmasını ve emeğimizin özgürleştirilmesini gerçekten istiyorsak eğer artık şapkamızı önümüze koyup devlet dışı sosyalist,ekonomik ve ekolojik yeni örgütlenme modelleri üzerinde düşünmemizin zamanı geldi de geçiyor. Unutmayalımki bugün kapitalist devletlerin bile tanımak zorunda kaldığı; ücretli izin kullanma, 8 saatlik vardiya, ücretsiz okul öncesi eğitimi ve kreş hakkı, ücretsiz profesyonel sağlık hizmeti ve Sendikadan onay alınmadan işçi’nin işten atılamaması gibi bir çok hak Ekim Sovyet devrimiyle kazanıldı. Fakat Sosyalizmin insanlığa kazandırdığı tüm bu hakların yanında; bugün doğayı tahrip ederek ve sermaye-kâr-iktidar düzeninin çıkarları için kaynakları orantısız bir şekilde tüketerek, gelecek nesiller açısından yaşamı sürdürülemez bir noktaya getiren endüstriyalizmin; geçtiğimiz yüzyılda sosyalist partiler ve programlar tarafından da ön plana çıkarılıp, ekolojinin ise gündeme alınmaması yeni yol ve mücadele yöntemleri geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

     

    Her devlet Paris iklim Anlaşması uyarınca verdikleri sözleri tutsa bile ki bu şu anda olası görünmüyor, önümüzdeki 30 yıl içerisinde küresel ısınma 3C ve 4C arasında olacak. Bu tehlikeli iklimsel kriz; artan insan nüfusu ve sulama suyu, toprak ve polen taşıyıcıların kaybı ile bir araya geldiğinde, dünyayı yapısal açlığa itebilir. Bugün bile, dünyada toplamda gıda fazlası olduğu halde, zenginlik ve gücün eşitsiz dağılımının bir sonucu olarak yüz milyonlarca insan yetersiz beslenmekte, 1 milyara yakın insan içme suyuna dahi ulaşamamaktadır. Tüm bu tehlikeli gidişata rağmen Ulus devletler ve kapitalist burjuvazi; savaş, azami kâr ve güvenlik politikaları yüzünden, bu felaketi önlemek bir yana hazırlanmak için bile neredeyse hiçbir şey yapmıyorlar.

     

    Böylesi tarihsel kritik bir sürecin yaşandığı günümüzde Kapitalist Modernite ve tüketim toplumuna karşı Abdullah Öcalanın sistemleştirdiği Demokratik Konfederalizmin; devlet dışı  demokratik,ekolojik ve sosyalist bir paradigma olarak sosyalist örgütlenmeler tarafından daha fazla tartışılması gerektiğine inanıyoruz.

     

    Değerli işçi ve emekçi yoldaşlar!

     

    Bundan 200 yıl önce bu coğrafyada yaşamış olan, fabrikaları olmasına rağmen kollektif yaşamıyla örnek olan, ütopyan sosyalizm ve kooperatif dayanışmanın kurucularından biri olarak kabul edilen Robert Owen’ın, kapitalist sömürü düzenine karşı biz emekçilerin ilk önce zihinsel bağımsızlığımızı ilan etmemiz gerektiğini söylediğini hatırlatmak istiyoruz. Şunu demek istiyoruz yoldaşlar; toprakla ve üretimle bağımızı kopararak, emeğimize yabancılaşmamıza sebep olan kapitalizme ve endüstriyalizme karşı yeniden yüzümüzü toprağa dönelim, Kapitalizmin “sektörler” adı altında yarattığı suni iş alanlarında sömürülen emeğimize ve nesneleştirilmeye karşı kendi komünal-kollektif iş olanaklarımızı yaratalım, kâr amaçlı değil ihtiyaç odaklı endüstriyel ve ekolojik kentler, kooperatif tarım-köy projelerini her yerde bir an önce başlatabilelim.. Unutmayalım ki; yine bu coğrafyada yaşanan Luddites ve Chartist isyanlarında işçiler ve köylüler, iş makinalarıyla insan emeğinin daha fazla sömürülmesine,daha fazla işsizliğe sebep olan ve işçilerin seçme ve seçilme hakkını yok sayan burjuvaziye ve oligarşiye karşı ilk olarak iş makinalarını parçalayarak isyana kalkmışlardır. Eğer bugün bizler emekçiler olarak kaderimizi ve çalışma olanaklarımızı devletlere ve kapitalistlere bırakırsak bu yaklaşan krizlere hazırlıksız ve örgütsüz yakalanmak anlamına gelecektir.

     

    Dünyadaki Tüm emekçilerin 1 Mayıs emek ve mücadele gününü bir kez daha kutluyor ve mesajımıza Gallerli ütopyan Sosyalist Robert Owen’ın güzel bir sözüyle son vermek istiyoruz:

     

    “İnsan dogasinin tadını çıkarabileceği, tüm mutluluğu sürdürebileceği tek bir mod vardır, her birinin yararına herkesin birliği ve işbirliğidir”.

     

    Yaşasın 1 Mayıs!

    Yaşasın Dünya emekçilerinin,halklarının kardeşliği ve Sosyalizm mücadelesi!”