Author: ali

  • Exeter Kürt Komünü’nden ‘bayramlaşma’ etkinliği

    Exeter Kürt Komünü’nden ‘bayramlaşma’ etkinliği

    Exeter’de Kürtler Razaman Bayramı dolayısı ile biraraya gelerek hem bayramlaştı hem de  dayanışma mesajı verdi.

    Diaspora da yaşayan Kürtler, Kürdistan’da yaşanan Türk devletinin baskı ve şiddet politikalarından kaynaklı  bir kez daha bayrama buruk girdi. İngiltere’nin Exeter kentinde Kürt Toplum Komünü tarafından Ramazan Bayramı dolayısı ile bayramlaşma etkinliği düzenlendi. Bayramlaşma etkinliğine çok sayıda Kürdistanlı katılırken, komün sofraları kuruldu. Bayramlaşma dolayısı ile yapılan etkinlikte, Şengal ve Medya Savunma Alanları’na dönük saldırılara tepki gösterildi. Kürtlerin dayanışma ve birlik halinde olması gerektiği ifade edilirken, Kürtlerin daha fazla örgütlenerek diplomatik çalışmalar yürütmesi gerektiği kaydedildi.

     

  • Londra’da coşkulu 1 Mayıs kutlaması

    Londra’da coşkulu 1 Mayıs kutlaması

    Londra’da 1 Mayıs dolayısıyla bir araya gelen binlerce kişi emek sömürüsüne, yabancı düşmanlığına, savaşa, yoksulluğa  ve capitalist moderniye karşı haykırdı.

    1 Mayıs Dünya Emekçi Bayramı nedeniyle başkent Londra’da binlerce kişinin katılımı ile yürüyüşü ve miting gerçekleşti. İngiliz sendikaları ve göçmen örgütlerinin çağrısı ile Londra’da binlerce kişi Karl Marx Kütüphanesi önünde bir araya gelen geldi.

    1 Mayıs kutlamasına işçi ve emekçi sendikalarından anti-faşist, anti-kapitalistlere Anarşist gruplardan ekoloji örgütleri ve kadın örgütlerine kadar çok sayıda demokratik kitle örgütü üyesi katıldı. Kürtlerin, KCK, YPG ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın flamaları ile katıldığı eylem de, açılan pankart ve dövizler de Türk devletinin işgal saldırılarına karşı birlik çağrısı vardı. Kürtler “Kahrolsun TC faşizmi”, “Yaşasın gerilla direnişi”, “Biji Serok Apo” ve “Jin jiyan azadi” sloganları ile 1 Mayıs kortejinde yerini aldı.

    İngiltere’de işçilerin sendikal hakları, insan hakları ve enternasyonal mücadele bu yıl ki Londra 1 Mayıs’ının ana teması oldu. Burada yapılan konuşmalar da, emek sömürüsüne, kapitalizmin yarattığı ekolojik tahribata, savaş ve şiddet ile faşizme karşı ortak mücadele çağrıları yapıldı.

    BİRLEŞİN!

    Ardından kitle kortej halinde Trafalgar meydanına doğru yürüyüşe geçti. Kortejde Halkların Birleşik Devrim Hareketi, Alevi örgütleri, TKP, Partizan, GİK-DER, Day-Mer, Halk Cephesi, SKB ve yöresel dernekler de yer aldı. Yürüyüş boyunca işçi ve emekçi sloganları yankılanırken, Enternasyonal Marş,Ciao Bella ve Rojava devrim şarkıları haykırıldı

    Renkli görüntülerin oluştuğu kortej de, kitle dansları, şarkıları, sloganları, haykırışları ve müzikleri ile dünyanın bütün emekçilerine ve işçilerine ‘birleşin’ çağrısında bulundu.

    Yürüyüş Trafalgar Meydanı’nda son bulurken, meydan da tüm örgütler bayrak ve flamaları ile birlik mesajı verdi. Yapılan konuşmaların ardından 1 Mayıs danslar ve halaylar eşliğinde sona erdi.

  • Günseli Doğan: Enfield bölgesinde toplumun sesi olmak için adayım

    Günseli Doğan: Enfield bölgesinde toplumun sesi olmak için adayım

    Kürt ve Türk toplumu tarafından yakından bilinen Günseli Doğan, Enfield bölgesinde belediye meclis üyeliğine aday oldu. Liberal Demorat Parti’den aday olan Doğan, göçmenlerin yoğun yaşandığı Enfield’ta halkın sesi olmak için aday olduğunu ifade ederek, “Sorunlarımızın çözümünde etkili olabilmek için herkesi oy kullanmaya davet ediyorum” dedi.

    Londra’da yerel yönetimler seçimi 5 Mayıs’ta yapılacak. Seçimlere sayılı günler kalırken, Kürdistanlı ve Türkiyeli adaylar ise seçim çalışmalarını sürdürüyor. Yerel seçimler de Kürt Alevi ve Türkiyeli toplum da yakından tanınan Günseli Doğan’da Enfield Bulms ward bölgesinde belediye meclis üyeliğine aday oldu. Alevi örgütleri içerisinde uzun yıllardık aktif çalışmalar yürüten Günseli Doğan, göçmen olarak Londra’ya gelen Kürt ve Alevi bir ailenin kızı. Resim öğretmeni olan Doğan, seçimlere Liberal Demokrat Parti’den aday olarak katılıyor. Enfield Bulms Ward (Turkey Street) bölgesinden aday olan Doğan, göçmen toplumların sesi olmak için siyasete atıldığını iade ediyor. Oy kullanmanın önemli olduğunun altını çizen Doğan, “Göçmen toplumlar her alanda etkili olabilmelidir. Bizler yerel alanda güçlü ve etkili olduğumuz da sorunlarımızın çözümü karşısında güçlü bir duruşumuz olur. Bu açıdan herkesi oy kullanmaya ve kendi iradesini ortaya koymaya davet ediyorum” dedi.

    YENİ TOPLUMU İNŞA ETMELİYİZ

     

    Yazar Ali Erdoğan’ın kızı olan Günseli Doğan, tüm yaşamının siyaset içerisinde geçtiğini ifade ederek, Etnik kimliğimizden, inancımızdan dolayı değilmidir ki yerimizden köylerimizden sürgün edilip gurbetçiler olduk. Evet Sanat eğitimi aldım ve bazı arkadaşlarım ‘sen sanat eğitimi aldın ne işin var diyor’ diyor bana. Sanatın yaratıcı bir gücü olduğuna inanıyorum. Sanat işçi sınıfını zincirlerinden kurtaracak araçlardan biri olarak görüyorum. Çıkarları birbirleriyle çelişen sınıflara bölünmüş bir toplumda tarafsız kalmak olanaksızdır. Tarafsızlık, sürmekte olan sömürü çarkına ses çıkarmayarak onu onaylamak demektir. Bu yüzden, üretici olan sanatçı, ezilen sınıfının yanında yer almalı, çelişkili toplumsal gerçekleri açığa çıkarmalı, onu yansıtmalı, yeni bir toplum inşa etme sürecinde üstüne düşeni yapmalıdır” şeklinde konuştu.

    ÜRETKEN BİR KUŞAK OLUŞTURMALIYIZ

    Mevki sahibi olabilmek için değil halka ve sahip olduğu fikirlere hizmet edebilmek için aday olduğunu vurgulayan Doğan, şunları kaydetti: “Halkımın dertleriyle, sorunlarıyla yakından ilgilenip, onların taleplerinin ve sorunlarının sesi olmak ve çözüm üretebilme adına yola çıktım. Hem bir eğitimci, hem bir anne olarak öncelikle çocuk ve gençlik sorunlarına yönelik projeleri hayata geçirmeyi hedefliyorum. Geleceğin inşası için bugün göçmen ailelerinin çocuklarının yaşadığı sorunlara çözüm üretmek ve daha üretken bir kuşağı oluşturmak için mücadele ederek çözüm üretmek için yola çıktım. Yine kadın kimliğimi ile kadın mücadelesini yerel yönetimler de temsil ederek, kadınların siyasal ve kültürel alanlar da daha etkin yer alabilmesi için yola çıktım” dedi. Doğan, eğitim, sağlık, evsizlik ve toplumda yayılan uyuşturucu kullanımı gibi bir çok problem alanı ile ilgili etkin çalışmalar yürüteceğini de kaydetti.

    GEZİ KARARLARINI KINIYORUM

    Türkiye’de Gezi Davası’na ilişkin de bir mesaj veren Doğan, Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet ve aralarında Mübelle Yapıcı’nın da bulunduğu 7 kişinin 18 yıl ceza almasına sert tepki göstererek, “AİHM, Gezi davasında Osman Kavala’nın tahliye edilmesi yönünde kararına karşılık, AKP Hükümeti ‘geziden tutuklu değil’ demişti. Ancak bu karar yargının değil hükümetin bir diğer deyimle verilen kararların siyasi olduğunu gözler önüne seriyor. Fakat Türkiye’de 91 kişinin ölüm emrini veren Hizbullahçı Mehmet Salih Kölge’nin 2019 yılında AİHM kararı gerekçe gösterilerek tahliye edilmişti.

    Gezi davasında verilen cezaların hiçbir şekilde Yargıyla ve Adaletle bağdaşmadığını düşünüyorum. Bu cezaların tümüyle demokratik muhalefeti susturmak ve baskı altına almaya dönüktür. Verilen kararı şiddetle kınıyorum” diye kaydetti.

    GÜNSELİ DOĞAN KİMDİR?

    İngiltere’ye yerleşmek zorunda kalan göçmen bir ailenin kızı olan Günseli Doğan, 17 yaşında iken geldiği Londra’da üniversite eğitimini sanat alanında yaptı. Alevi ve kadın örgütleri içerisinde aktif çalışmalar yürüten Doğan, aynı zamanda Kürt Alevi yazar Ali Erdoğan’ın kızı. Siyaset ve sanatın birbiri ile ayrılmaz bir ilşiksi olduğunu düşünen Doğan, Enfield bölgesinde Bullsmoor ward (Turkey street) din, dil, ırk ayırt etmeksizin herkesi sesi olmaya ve sorunlara çözüm üretmek için Liberal Democrats Party (Liberal Demokrat Parti) belediye meclis üyeliği adayı oldu.

  • DSÖ: Dünya nüfusunun yüzde 99’u kötü hava soluyor

    DSÖ: Dünya nüfusunun yüzde 99’u kötü hava soluyor

    Dünya Sağlık Örgütü dünya nüfusunun yüzde 99’unun kötü hava soluğunu duyurdu.
    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 7 Nisan Dünya Sağlık Günü öncesi yayımladığı raporda, 117 ülke ve 6 binin üzerinde şehirde hava kalitesine dair veriler ve bulgular paylaştı. Raporda dünya nüfusunun yüzde 99’unun, DSÖ’nün kaliteli hava standartlarının gerisinde ve insan sağlığını tehdit edici hava şartlarında yaşadığı belirtildi.
    İncelenen ülke ve şehirlerin hepsinde havanın, vücuda zarar verici oranda ince parçacıklı madde ve azot dioksit içerdiği, bu elementlerin en fazla orta ve düşük gelirli ülkelerdeki havada bulunduğu bilgisi paylaşıldı.
    Havadaki zararlı parçacıklı madde miktarını ölçen PM2,5 ve PM10 oranlarının yaklaşık 2 bin şehirde son 11 yılda 6 kattan fazla yükseldiği kaydedildi.
    Bu parçacıklı maddelerin soluma yoluyla akciğer ve kan dolaşımına girerek felce ve solunum hastalıklarına yol açabileceği bildirildi.
    DSÖ Hava Kalite Yönergesi uyarınca ülkelere, “hava kalitesini düzenli takip ederek hava kirliliğinin kaynaklarını tanımlama”, “yemek pişirme, ısınma ve aydınlatma gibi günlük ihtiyaçlar için çevre dostu enerji kullanımını teşvik etme”, “şehirlerde şahsi araç kullanımını azaltmak için toplu taşıma imkanlarını geliştirme”, “yenilenebilir enerji üreten konut edindirme politikalarını benimseme”, “yerel atık yönetimi endüstrisini güçlendirme” ve “zirai atık yakma faaliyetlerini azaltma” tavsiyelerinde bulunuldu.
    Önlenebilir çevre sorunlarının dünyada yılda 13 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı verisi paylaşılarak, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü öncesinde “insanların ve evrenin sağlığını koruma” çağrısı yapıldı.
  • KCDK-E: 1 Mayıs’ı halkların birleşik mücadele alanına çevirelim

    KCDK-E: 1 Mayıs’ı halkların birleşik mücadele alanına çevirelim

    KCDK-E, “İnsanlık dışı yöntemlerle Kürdistan’da soykırım yapmak isteyen diktatör Erdoğan ve savaşı kışkırtan kapitalist moderniteye karşı 1 Mayıs’ı halkların birleşik mücadele alanına çevirelim” dedi.

    KCDK-E, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde başta soykırımcı Türk devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü işgal saldırılarına karşı, tüm halkları ortaklaşarak barış ve demokrasi için savaşa hayır sloganı etrafında birleşmeye çağırdı.

    Avrupa Kürdistanlı Demokratik Toplumlar Kongresi (KCDK-E), 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

    Emekçilerin, ezilen halkların ve kadınların birlik, dayanışma ve mücadele günü olan yeni bir 1 Mayıs’a girildiği hatırlatılan açıklamada, kapitalist modernitenin yarattığı kar hırsı ve emek sömürüsünün büyük kartelleri ve sermaye sınıfını daha zengin ederken, küresel çapta artan yoksullaşmaya dikkat çekildi. Kapitalist modernitenin, insanlığın ortak değerleri olan bütün yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kendi çıkarlarına kullandığı, savaş gerekçelerini de bu temelde oluşturduğuna dikkat çekildi.

    SÖMÜRÜ, BASKI VE SAVAŞA KARŞI MÜCADELE

    Açıklamada 1 Mayıs’a giderken mevcut atmosfer şöyle ifade edildi: “Kapitalist modernite Afrika, Asya, Ortadoğu gibi kıtalarda uyguladığı sömürü politikalarıyla, sermaye gücünü halklar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Tüm dünyada emekçiler, gençler ve en ağır sömürüyü yaşayan kadınlar bu yılki 1 Mayıs’ı, sermaye güçlerinin tehdit ve saldırıları altında kutlayacak.

    Üreten emekçiler, tüm ezilenler, kadın ve gençler 1 Mayıs’ı bu vesileyle sömürüye, baskıya ve savaşa karşı mücadeleyle sürdürecekler. 3. Dünya savaşının sürdüğü bugünkü koşullarda dünya halkları emek sömürüsü, cinsiyet ayrımı, baskı, katliam ve savaşa karşı tüm ezilenlerin özgür bir gelecek için verdiği mücadeleyle kurtulacaktır.”

    İNSANLIĞIN KURTULUŞ YOLU KADIN EKSENLİ MÜCADELE

    “Baskı, zülüm, katliam ve savaşla tüm dünyayı tehdit eden erkek egemenlikçi kapitalist zihniyet karşı kadın eksenli mücadele insanlığın tek kurtuluşu olarak yolumuzu aydınlatıyor” denilen açıklamada, kadın kırımı, doğanın talanı, kar hırsının yarattığı tüm eşitsizliklere karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği ekolojik, kadın özgürlükçü demokratik toplum paradigmasının insanlığın tek umut ışığı olduğu kaydedildi.

    Devamında ise Abdullah Öcalan’ın 1 Mayıs 2014 tarihli değerlendirmesine yer verildi: “Önder Apo, 2014 1 Mayıs’ında bugünlere ışık tutan şu sözleri ifade etmiştir: ‘Hegemonik sistemin günümüzdeki en zayıf halkası Ortadoğu coğrafyasında oluşmaktadır. Bir nevi üçüncü dünya savaşı yaşanmaktadır. Kürdistan bu coğrafyanın merkezindedir. Özgürlük hareketi bu coğrafyadaki tüm halkların, ulusların, kültürel tüm grupların anti hegemonik mücadelesine öncülük konumundadır. İşçiler ve işsizler bu mücadeleye öz ideolojik ve pratik silahlarıyla önderlik etmek durumundadır. Geçmiş tarihinden ders çıkararak; bölge halklarının tarihine sahip çıkarak, başta köylülük ve varoşlar olmak üzere tüm topluma önderlik rolünü oynamalıdır’.”

    SAVAŞA HAYIR DİYELİM

    1 Mayıs vesilesiyle barış ve demokrasi için başta soykırımcı Türk devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü işgal saldırılarına karşı tüm halkları ortaklaşarak savaşa hayır sloganı etrafında birleşme çağrısının yapıldığı KCDK-E açıklamasında, “Kimyasal dahil tüm insanlık dışı yöntemlerle Kürdistan coğrafyasında soykırım yapmak isteyen diktatör Erdoğan, Ukrayna’yı cehenneme çeviren Putin ve savaşı kışkırtan kapitalist moderniteye karşı 1 Mayıs’ı halkların birleşik mücadele alanına çevirelim.

    Özgürlük mücadelesi veren Kürdistan halkı, Dünya ve Ortadoğu emekçileri ve demokrasi güçleri ile birlikte faşizme, sömürüye ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen savaşa karşı barış için haydi 1 Mayıs’a” ifadeleri yer aldı.

     

  • ‘Êzidî kadınlar Türkiye’de zincir altında tutuluyor’

    ‘Êzidî kadınlar Türkiye’de zincir altında tutuluyor’

    Mülteci Film Festivali’nde DAİŞ saldırısında yaşadıklarını anlatan Êzidî kadınlar, Türkiye’de hala çok sayıda Êzidî kadının esir tutulduğunu iktidarın da buna sessiz kaldığını belirtti.
    Halkların Köprüsü Derneği tarafından düzenlenen 2’nci İzmir Uluslararası Mülteci Film Festivali ikinci gününde Alsancak Fransız Kültür Merkezi’nde devam etti. Gün boyunca film gösterimleri ve söyleşilerle devam eden festivalde günün son etkinliği “Soykırımdan hayatta kalmak Êzidîlerin direniş hikayeleri” adlı panel düzenlendi. Derneğin Kurucu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi’nin moderatör olarak yer aldığı panelde yazar Zülfü Livaneli, DAİŞ’in soykırım saldırılarına tanıklık eden kadınlardan Farida Falıt Jrdo, Ameena Qasım Khalaf ve Êzidî avukat Natia Navrauzov panelist olarak yer aldı.
    KÜLTÜREL SOYKIRIM
    Panelde ilk olarak söz alan Zülfü Livaneli, kendisinin de bir dönem doğduğu topraklardan uzak yaşamak zorunda kaldığını söyledi. İnsanların şiddetten kaçarak canlarını kurtarmak istediklerini belirten Livaneli, “Bir tarafta dünyanın bütün halklarını sömürerek inanılmaz bir eşitsizlik yaratıyor ve sömürdüğü ülkelerden gelen insanları da kabul etmiyor, istemiyor. O zenginliğin birikmesinin altında kan var. Êzidîler çok kadim bir medeniyettir. Bütün tek tanrılı dinlerden önceki medeniyettir. Êzidîlerden aldıkları bazı motifler daha sonra çarpıtıldı. İnanılmaz bir çarpıtma. Hem kaynaklarını almışlar hem de suçlamalar yöneltmişler. Katliamlara rağmen inanılmaz bir şekilde geleneklerini yaşatıyorlar. Fiziki soykırımın yanı sıra şimdi de kültürel soykırım yapıyorlar. Bu kabul edilemez bir şey” dedi.
    Livaneli’nin ardından konuşan Ameena Qasım Khalaf, DAİŞ gelmeden önce ailesiyle Şengal’de oturduklarını, hayalleri ve hedefleri olduğunu söyledi. Fakat 3 Ağustos 2014’te tüm hayatlarının alt üst olduğunu aktaran Khalaf, “DAİŞ bizi kaçırmaya ve öldürmeye çalıştı. Êzidîler olarak dağda yaşadık, susuz ve yemeksiz kaldık. Geleceğimizi bilmiyor ve çok korkuyorduk. Daha sonra bulunduğumuz bölgeye gelip bizi kaçırdılar. Beni köle olarak alıp akıl almayan şekilde işkence yaptılar, tecavüz ettiler. Sürekli kaçmaya çalıştık ama hep yakalandık. Her yakalandığımızda bize daha da kötü davrandılar. Hep bir gün oradan kurtulmak ve normal olarak yaşamak istedik” dedi.
    ‘YARALARIMIZI SARIYORUZ’
    “Birçok insanımızı, hedeflerimizi ve rüyalarımızı kaybettik” diyen Khalaf, “Her gün ailelerimizin mezarını görüyoruz ve çok etkileniyoruz. Fakat buna karşı mücadele ediyor ve yaralarımızı sarıyoruz. Êzidîler için bir şeyler yapmak bizi mutlu ediyor. Kadınların küçük yaşta evlenmesini engellemek ve soykırımdan kurtulan kadınları topluma döndürmek için çalışmalar yapıyoruz. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı DAİŞ’ten kurtarmak için yardım istiyoruz” ifadelerini kullandı.
    ‘KATLİAMI BELGELİYORUZ’
    Ardından konuşan Nadia Navrauzov ise ailesinin yüz yıl önce Osmanlı’nın soykırımından kaçıp Gürcistan’a yerleşen Êzidîler olduğunu ifade etti. Êzidîlerin DAİŞ saldırısı sonrası sadece 1 kaç saat içerisinde topraklarından göçmek zorunda kaldığını aktaran Navrauzov, saldırıların tek nedeninin kimlikleri olduğunu vurguladı. 2018 yılında 1 seneliğine Irak’a gittiğini kaydeden Navravzov, “Daha sonra normal hayatıma dönmeyi düşünüyordum. Ama bir süre sonra normal hayat diye bir şeyin kalmadığını gördüm. Halkımızı travmalarla, geleceğe dair umutları olmayan bir hayatları olduğunu gördüm. Bunun için hukuki savunuculuk faaliyetleri yapıyorum. İŞİD’in işlediği suçların belgelenmesi ve kayda geçmesi için proje başlattık. O kadar çok soykırım yaşadık ki ama tarih kitaplarında bu konuda bilgi görmüyoruz. Hedefimiz İŞİD soykırımının da bu şekilde kalmamasıydı” diye belirtti.
    TÜRKİYE’DE TUTULAN ÊZİDÎLER
    Diğer amaçlarının ise bu suçları işleyen faillerin ortaya çıkarılması olduğunu dile getiren Navrauzov, bu amaçla Almanya’da 5 İŞİD’liyi tutuklattıklarını söyledi. Hala 2 bin 800 Êzidînin kayıp olduğuna dikkati çeken Navrauvoz, “Bunların bazıları da Türkiye’de bodrumlarda zincir altında tutuluyorlar. Bu konuda Türk makamlarından herhangi bir yardım alınamıyor. Türkiyeli bir kadın milletvekili İŞİD üyelerinin nasıl elini kolunu sallayarak dolaşabildiklerini sordu. Kendi hükümetinize sormanız gereken soru budur. Hükümetinize Êzidî topluluğuna adalet sağlanması için çağrıda bulunun” şeklinde konuştu.
    ‘YARDIM ALAMIYORUZ’
    Son olarak konuşan Farida Falit Jrdo ise, bugüne kadar DAİŞ’den kurtulan bin 200 kişiyle görüşme yaptığına belirtti. Onların yaşadıklarını atlatması için gönüllü olarak çalıştıklarını söyleyen Jrdo, şöyle devam etti: “Kadınların toplumsal olarak yaşadıkları birçok zorluk var. Kürdistan’da 15 kampta onları destekliyoruz. İşe başladığımdan beri 28 proje yaptık. Kürdistan’da kamplarda yaşayanların durumu çok kötü. Vücutlarında hala yaşananların izleri var. Irak hükümetinden resmi olarak bir yardım da alamadık. Hükümetten bir destek gelmeyince projelerimizi sürdüremiyoruz. Gecen yıl bir kampta yangın çıktı. Bir kadının yanına gittiğimizde kadın ‘DAİŞ’ten kurtulduk. Ama burada öleceğiz” dedi. Her kimden destek gelirse bizim için iyi olacak.”
  • Johnson’a ihlalden ceza

    Johnson’a ihlalden ceza

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Maliye Bakanı Rishi Sunak salgın kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı.

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Maliye Bakanı Rishi Sunak Haziran 2020’de Başbakanlık Konutu’nda düzenlenen doğum günü partisine katılarak salgın kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. Johnson böylece ülke tarihinde görev başındayken yasaları çiğnediği için ceza alan ilk başbakan oldu. Johnson ve Sunak’ın istifası istendi. Ancak açıklama yaparak halktan özür dileyen Johnson ve Sunak görevlerinden istifa etmeyeceklerini duyurdu.

    Boris Johnson