Author: ali

  • Yazar Güden Alxas-Com’da ‘Onurlu bir duruş Ali Aktaş’ı anlattı

    Yazar Güden Alxas-Com’da ‘Onurlu bir duruş Ali Aktaş’ı anlattı

    Yazar Hatice Güden, 1983’te idam edilen devrimci Ali Aktaş’ı anlatttığı ‘Onurlu bir duruş Ali Aktaş’ kitabı vesilesi ile Londra’da okuyucusuyla buluştu.

    Alxaslılar Dayanışma Merkezi (Alxas-Com) tarafından “Onurlu bir duruş, Adanmış bir yaşam: Ali Aktaş” adlı kitabın yazarı Hatice Güden’in katılımı ile imza ve söyleşi etkinliği düzenledi. Yoğun ilgi gösterilen etkinliğe, sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı.

    Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Alxas-Com Eşbaşkanı Yeter Özbek, Hatice Güden’in sosyalist devrimci kadın mücadelesi açısından önemli bir değer olduğunu vurgulayarak, “Hatice Güden, 12 Eylül cuntasına karşı direnmiş bir yaşamdır. Cuntaya karşı tavır koymuş insan hakları ve kadın mücadelesini tüm baskı ve şiddete rağmen sürdürmüştür. 90’lı yıllar da cezaevine atıldığın da bir kadın direnişçi olarak ölüm orucuna girerek büyük bir direniş sergilemiştir. Etkinliğimize katılarak bizi onure etmiştir” dedi.

    ‘GÜVENİ SAĞLAYAN BİR KİMLİKTİ’

    Ardından söz alan Yazar Hatice Güden, ezilen, sömürülen, baskılanan ve sürgün yaşamak zorunda kalanların farklılıkları ile birlikte aynı cephenin insanları olduklarını ifade etti. Ali Aktaş’ın Çukurova’da hemen her siyasi grup ve çevreden halktan insanların çok sevdiği biri olduğunu anlatan Güden, “Ali Aktaş Türkiye ve Kürdistan’da devrimci hareketin yükseliş döneminde önemli bir rol oynamıştır. 12 Eylül’de devrimci hareketin ‘yenilgi’ yaşadığı dönem de Ali Aktaş bir direniş kimliğiydi. Ali Aktaş o dönem de devrimci harekete dönük kuşkuya karşı yeniden güveni sağlayan bir kimlik olmuştur” dedi.

    UMUDU KIRMAK İÇİN İDAM ETTİLER

     

    Ali Aktaş sadece işkencedeki direnişi ile öne çıkmadığını dile getiren Güden, “Götürüldüğü tüm cezaevlerinde tüm baskı ve işkencelere rağmen direnişi örgütleyebilmiştir. Ve hiç bir hukuki temele dayanmayan gerekçelerle Ali Aktaş’ı idama gönderdiler. Ali direnişçi kimliği ile idama götürüldü. Nedeni tamamen böylesi direniş kimliklerin yaratacağı pozitif etki ve kitle hareketlerindeki o umudu kırmak için Ali’yi idam ettiler. Ali devrimci, komünist kimliğinden dolayı asılmadı. Ali yıllardır baskı altına alınmış asimile edilmiş olan tıpkı Kürt halkı gibi Arap Alevi halkının da uyanışa geçmesinde direnişçi ve öne çıkmış bir kimlik olduğu için idam edildi” diye kaydetti. Ali Aktaş’ın yoldaşlık ve mücadele açısından yaşam duruşuna dikkat çeken Güden, Ali Aktaş’ın faşizme karşı yürüttüğünü direniş pratiğine dikkat çekti

    Söyleşinin ardından Yazar Hatice Güden, okurlarına kitabını imzaladı.

     

    Yazar Güden’in hayatını kaleme aldığı Ali Aktaş 78 kuşağının Çukurova’daki önemli devrimci isimlerden biri. Bunun yanı sıra, doğum gününde idam edilen tek sosyalist olarak hafızalara yerleşen bir isim. Aktaş 12 Eylül öncesi tutuklanır ve Adana 1 No’lu Sıkıyönetim mahkemesinin kararıyla hakkında idam kararı verilir.  23 Ocak 1983 gecesi Adana Cezaevi’nde idam edilir. Doğum gününde, idam edilen Ali Aktaş, tanıkların anlatımıyla idam sehpasına sloganlarla gider.

    12 Eylül faşist darbesinin ardından idam edilen sosyalist Ali Aktaş’ın ailesine yazdığı mektup ise, ailesinden saklandı. Aktaş’ın ailesine yazdığı veda mektubu tam 25 yıl sonra bir gazetecinin araştırmaları sonucu bulunarak ailesine iletilebildi. Kitapta Aktaş’ın veda mektubu da yer aldı.

     

    HATİCE GÜDEN KİMDİR?

    1964 yılında Elbistan’a bağlı Koca Pınar mezrasında dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini İskenderun’da tamamladı. 12 Eylül askeri cuntasında daha 16 yaşında iken gözaltına alınarak yaklaşık 3 ay işkenceli sorguda kaldı. Ardından tutuklandı ve 2 yıl cezaevinde kaldı.

    Cezaevinden çıktıktan sonra 12 Eylül’ün yarattığı tüm baskı ve sindirmelere rağmen siyasal ve toplumsal mücadelesinden vazgeçmedi. Hatice Güden, 1988 yılında İHD Antep Şubesi’nin kuruluş çalışmalarında yer alırken, farklı yer ve tarihler de insan hakları çalışmaları yaptı. Kadın mücadelesinde önemli çalışmalar yürüten Güden, 1991 yılından itibaren Yeni Kadın, Emeğin Bayrağı ve Atılım gazetecilik ve yazarlık yaptı. Güden, 96 yılında Atılım Gazetesi Ankara Bürosu çalışanıyken gözaltına alınarak yoğun işkencelere maruz kaldı. Tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne konulan Güden, aynı yıl bir çok hapishane de başlatılan ölüm orucu direnişine katıldı. Cezaevlerindeki eylem sonucunda 12 direnişçi hayatını kaybederken, Hatice Güden 69 gün kaldığı Ölüm Orucu direnişi ardından ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kaldı.  Güden, cezaevinden tahliye olduktan sonra Wernicke Korsakkoff tanısıyla tedavi görmeye başladı.

    Güden, lise yıllarından başlayan kadın özgürlük ve insan hakları mücadelesinin 40 yılı aşkın bir süredir sürdürüyor. Ölüm orucu direnişinden dolayı ciddi sağlık sorunları yaşasa da bir çok dergi, gazete ve yayın kuruluşunda yazıları yayınlandı. Güden, insan hakları ve kadın mücadelesinin bir aktivisti olarak yaşamını sürdürüyor.

  • Bir tutsak yaşam ve bir kitap: 21 Yıl 4 Ay – FORUM

    Bir tutsak yaşam ve bir kitap: 21 Yıl 4 Ay – FORUM

    Araştırmacı Yazar AZİZ TUNÇ

    Bir süre önce “21. yıl 4 ay” ismiyle Ali Poyraz’ın günlük anıları yayınlanmıştır. Ali Poyraz, “21. yıl 4. ay” mahpus yatmış, Gürün/Bozhüyük köyünde bir Kürt Alevi yurtseveridir.  Ali Poyraz, 21. yıl 4 ay zindanda tutulmuş, yayınladığı günlükleri ise bu süre boyunca “tutabildiği ve koruyabildiği” anılarından oluşmaktadır.

    Bu anılar ilk olarak insanda “keşke Ali Poyraz, “21. yıl 4 Ay”ın tamamını yazabilseydi de okuyucular bu günlüklerin tamamını okuyabilseydi” duygusu yaratmaktadır. Ne yazık ki Ali Poyraz, 7825 gün eden “21. yıl 4 Ay”ın tamamını ya yazamamış veya yazdıkları kendisinin de ifade ettiği gibi, Türk devletinin zebanileri tarafında gasp edilmiştir.
    Bu günlükler, “21 yıl 4 ay” süresinde yaşanmış belli başlı mahpus direnişlerini, Diyarbakır’da 10 devrimci tutsağın katledilmesini, 19.Aralık zindan katliamını, Kürt halkının ve evlatlarının sürdürdüğü dişe diş kavgayı, dışarda yaşanan siyasal mücadeleleri ve faşist Türk devletinin karakterini ve bu mücadeleye karşı tahammülsüz saldırganlığını ve ihanetleri izlemek mümkün olmaktadır. Kısacası bu günlükler bir anlamda, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın siyasal yaşanmışlıklarının “günlük dili ve üslubuyla yazılmış” tarihi gibidir.

    Günlüklerin bir diğer özelliği “yazım yöntemi”dir.  Çok sayıda devrimcinin ve yurtseverin anılarını yazarak topluma sunduğu biliniyor. Bu yolla deney ve birikimlerini paylaşanların çok önemli bir katkı sundukları açıktır.  Bu tür kitaplarda yazar, genellikle, yaşadığı süreci, “yaşadığı an”da değil, daha sonra ve gerektiğinde değerlendiren birisi olarak yazmaktadır.
    Ancak Ali Poyraz mahpus yaşamını farklı bir yöntem olarak “o an” tutulmuş “günlükler” biçiminde anlatmıştır. Günlükler hayatı öngörülen bir plan dahlinde ve belli bir amaç için değil, olan biteni, olduğu gibi ve “en doğal” haliyle anlatan metinlerdir.

    Yaşanmışlıkların “an”da yazılması, aynı anda hissedilen duyguların, güzelliklerin, acıların ve sevinçlerin “en içten” ve “en sahici” bir biçimde anlatılmasını sağlamaktadır.

    Ayrıca bu yöntemle yazarın hüzünlerini, üzüntü ve sevinçlerini, kararlarını, kararsızlıklarını, “içine gömdüğü” bazı şeyleri bilmek, kitabın okurları için, bir mahreme ulaşmanın dayanılmaz çekiciliğini taşımaktadır.

    Bu nedenle yazılanların bu yöntemle  okura sunulması, o atmosferi yansıtması harika olmuş. Öncelikle bunu belirtmek gerekiyor.
    Böyle olduğu için o günlükleri okuyanlar, mahpusta yatmış birisinin anlatmasına gerek olmadan “mahpustaki insanların ne kadar çok işi olduğunu” rahatça görebiliyor. Zaten Ali Poyraz okuru, mahpusların günlük pratiğinin içine çekiyor ve oraya bağlıyor. Böylece okuyucuya mahpustaki insanların ne kadar çok işlerinin olduğunu anlatmak daha kolay olacaktır.
    Ali Poyraz’ın ve beraber olduğu mahpusların mücadeleye ilgileri, bağlılıkları ve halka olan inançları gerçekten çok etkileyici. Devrimciliğin ve Yurtseverliğin, “mekanlar üstü” olduğunu, Her ortamın devrimciler ve yurtseverler için mücadele alanı olduğunu bu günlükler çok açık biçimde ortaya koymaktadır. Ali Poyraz okura, “içerde, dışarda nerede olursa olsun görev ve sorumluluklar ertelenemez” diyen insanların yaşamını ve yaşama nasıl dört elle sarıldıklarını anlatıyor. Onurun temsilcileri olan bu insanların, baş eğmez direnişlerinden etkilenmemek mümkün değildir.

    Günlükleri okurken insanın neden mücadele içinde daha diri kalabildiğini, sıradanlaşmış günlük hayatın içinde ise hayatın neden daha çok monotonlaştığı daha kolay anlaşılmaktadır. Ayrıca Ali Poyraz’ın anlattığı devrimci ortamda yoldaşlığın ve sevginin insanları nasıl arındırdığını “günü gününe” takip edebiliyor insan.

    Ali Poyraz, örgütlü mücadelenin içinde olmanın güzelliklerini, yaşamdan damıtarak, anlatıyor okura.  Günlük hayatın içinde bazı rutinlerin gereksiz olduğuna dair çok kolay benimsenen düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu da sorumluluk sahibi olmanın insanı nasıl uykusuz bıraktığını da öğreniyoruz bu kitapta.
    Ali Poyraz’ın çalışması, Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’a kurulan uluslararası komplonun ve bu komploya karşı ortaya konan tarihi direnişin zindana yansımasını ve mahpusta bu sürecin nasıl yaşandığını gösteren birinci elde bir anlatım olarak da okunmalıdır.

    Ali Poyraz’ın “21 yıl. 4 ay” adıyla yayınladığı günlüklerinin her satırına hâkim olan, neredeyse kitaba ruh veren birisi daha var.  Okur, anlatılan günlüklerin satır aralarını iyi okuduğunda, Zeynep Ana’yı Ana olmanın bütün yüce değerleriyle, şefkati, direnci ve fedakarlığıyla görebiliyor.

    Ali Poyraz’ın günlüklerinin belki de en yakıcı, en el sürülemez bölümü, Rahşan ve Handan yoldaşların anlatıldığı veya anlatılmaya çalışıldığı bölümlerdir. Doğrusu bu bölümü hakkıyla anlatmak kimse için kolay değildir.
    İnsanın en sevdiklerinden birisinin yaşamında kaygılandığı durumlar hep olur. Hele ki Kürtlerin her ailesinde yaşamında kaygılanılan birileri mutlaka vardır. Ama insanın kendisine bile itiraf etmesinin mümkün olmadığı bir acıyı Ali Poyraz, zindan da yaşamıştır. Hem de iki defa.

    Ali Poyraz “saçları kıvır kıvır ve simsiyah” olan küçük kız kardeşi Rahşan’ı anlattığı bölümde şöyle bir cümle kurmuş, “Şu an hayatta mı bilemiyorum” diyor. Bir insanın en sevdikleri için böyle bir cümle kurması kahredici!..  İnsanın yüreğinde bir öfke patlaması yaratan bu cümleyi kurabilen, kim olursa olsun, büyük değerlere sahip olmanın sorumluluğuyla yaşamak durumundadır.

    Ali Poyraz, “ ..bacım,…..ziyaretçim, yoldaşım ve dert ortağım” dediği Rahşan’ın  ölümsüzleştiğini öğrendiğinde, “Zindanın karanlığına, soğukluğuna ve sinirlerini kemiren yanına bir kez daha isyan” ederek yaşar o anı. Rahşan’ın “mahsun ve özlem dolu son bakışını” yüreğine kazıyarak, acılara nasıl dayanılacağını öğretir.

    Ali Poyraz, “Basma bezden elbiseleri içinde çiçeklere bezenmiş gibi duran” bir diğer kız kardeşi Handan Yoldaş’ın ölümsüzleşmesini “sol yanıma saplanan ikinci mızrak” diye tanımlıyor.  Keşke Ali Poyraz, Zeynep Ana’nın “minik kuşu” Handan Yoldaş’ı sayfalarca yazabilseydi diye düşünüyor insan. O’nu tanımak, daha çok tanımak ne büyük değer olurdu!  Yazıldığı kadarı bile Handan Yoldaş’a derin bir saygı duymak, düşmana büyük öfkelenmek için yeter de artar.
    21. yıl 4 ay zindan tecrübesi olan Ali Poyraz, zindan gerçeğini ve Kürt halkının evlatlarına ve direnen bütün devrimcilere nelerin yaşatıldığını “dışarıda on gün yaşamak zindan da on yıl yaşamaktan iyidir” şeklinde anlatan çok veciz bir cümle kurmuş.
    İnsanın yüreğine dokunan,” Yıllarca idam anında giyeceğim kırmızı tişört dolabımda kutsal bir varlık gibi dururdu.” “İdam mektubumuzu yazıp özel resim çektirirken bile arkadaşlarımız gözlerimizin içine bakmaktan kaçınırdı” cümlelerindeki inanç ve kararlılık   okuyanların mücadeleye bağlılığını güçlendirecektir.
    Ali Poyraz 21. yıl 4. ay dan sonra yakınları ve arkadaşları tarafında zindan da alınır. Araçla Fırat nehri üzerindeki köprüden geçerlerken, Ali Poyraz, köprüden yürüyerek geçmek istediği için arkadaşının telefonunu alarak araçta iner. Biraz yürüdükten sonra Zeynep Ana’ya telefon eder.
    “Merhaba ana ben çıktım nasılsın?” …ağlamaklı ses tonuyla Zeynep Ana
    “İyiyim oğlum, geçmiş olsun sen nasılsın?”
    “Merak etme, iyiyim az önce çıktım. Şu an Fırat nehrinin üzerindeyim. İlk seni aradım” rüzgâr yüzüme çarpıp duruyordu.

    Annemin sesini kesik kesik alıyordum. Özgürlük mücadelesinde ölümsüzleşen bacım Rahşan ve Handan’dan bahsediyordu. Yine sekiz yıl zindan da kaldıktan sonra gerillaya katılan Hüseyin abime ilişkin bir şeyler söylüyordu. Tam 11 yıldır onun sesini duymamanın ıstırabıyla cefakâr anam ağlıyordu. Beni bugün karşılayamadığı için hıçkırıyordu.  Onu dinlerken bende ağlamaya başladım. ikimizde yalnız olmanın rahatlığıyla ağlıyorduk. Sessiz ve iri göz yaşlarım Fırat’a dökülüyordu.” diye anlatıyordu, Ali Poyraz, yıllar sonra dışarıya adım attığı o ilk anı.  Başkası için büyük bir sevinç kaynağı olabilecek olan bu “özgürlük” anında bile bir başka acı, bir başka burukluk karşılıyordu Ali Poyraz’ı, Zeynep Ana’yı ve tüm aile ile birlikte yoldaşları, arkadaşları.
    Daha fazlası kitapta okunacaktır elbette. Bilinmelidir ki bugün bu mücadele bu kararlılıkla bugünlere gelmişse, bu büyük bedellerinin sonucunda gelmiştir. Kürt halkının ve ezilenlerin böylesine inanmış evlatlarının varlığıdır, kazandıran ve kazandıracak olan.

     

     

  • Rengin Kadın Korosu ‘8 Mart’ konseri düzenleyecek

    Rengin Kadın Korosu ‘8 Mart’ konseri düzenleyecek

    2020 yılı Kasım ayında, Londra`da Sosyalist Kadınlar Birliği tarafından kurulan Rengin Kadın Korusu ikinci büyük konserine hazırlanıyor.

    Bu defa 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel olacak konser, 26 Şubat 2022 Cumartesi günü ilki saat 15.30 ve ikincisi saat 18.30`da olmak üzere iki seans halinde, Edmonton`da bulunan Millfield Tiyatrosu`nda gerçekleşecek.

    Kurulduğundan bu yana büyük bir ilgi gören Rengin Kadın Korosu, günden güne büyüyerek kadınların özgürce kendilerini ifade ettikleri, sanat alnanında yeteneklerini geliştirdikleri ve kadın dayanışmasını güçlendirdikleri bir platform olmaya devam ediyor. Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) öncülüğünde kurulan ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nin (Gik-Der) ev sahipliği yaptığı koronun şefliğini, Türkiye`de de pek çok koro yöneten sanatçı Zuhal Yıldırım Gök yapıyor.

    Konser ile ilgili açıklama yapan Yıldırım, ilk konserlerinin ardından büyük bir heyecan ile karşılaştıklarını dile getirdi. Zuhal Yıldırım Gök; yeni döneme hızlı başladıklarını ifade ederek; ‘Bu yıl Türkiyeli toplumla büyük bir dayanışma örneği gösteren Derman’ın 30. yıl kutlamasında yer aldık. 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü için “Kadınlar Vardır” video klibini hazırladık’ dedi.

    26 Şubat’taki konser hazırlıklarına büyük bir heyecan ve istekle devam ettiklerini vurgulayan Yıldırım, 70 kadın ile başarılı bir yıla hazır olduklarını belirterek, konsere katılım çağrısı yaptı. Rengin Kadın Korosu’nun heyecan yüklü açıklaması şöyle: “Yine bir konser arifesindeyiz; karnımızda uçuşan kelebekler, kadınların şen kahkahaları (kimilerine göre iffetsiz), kimisi çocuk saflığında, kimisi elzem yüzlerce soru, kalabalık bir ekiple yürümenin inanılmaz zorluğu ve muazzam mutluluğu… Rüyalarımızı ele geçiren kâbuslar; boydan boya kaçık bir çorap, bomboş salonlar, unutulan sözler, konsere gelmeyen koristler… Yine bir konser arifesindeyiz; kız kardeşliğe duyulan güven, yaralara merhem türküler, ‘neden olmasın’ cümlesinin yüreklendirici gücü… 15 kadınla başlayan ve bugün 70 kadınla yola devam eden inanılmaz bir serüven; Rengin Kadın Korosu…

    Adı kadın olanın, söylenecek sözü için yan yana geldik; fakat işitecek gönül lazım. Sağır kalplere inat umudu fısıldadık birbirimize. Arkamızı döndük alaycı gülüşlere. Kulaklarımızı tıkadık cenneti ayaklarımıza serip, dünyayı cehenneme çevirenlere… Derman olmaya geldik yaralarımıza. Çalınan hayallerimizin, karartılan düşlerimizin izini sürdük.

    Yine bir konser arifesindeyiz. Rengin Kadın Korosu olarak 26 Şubat Cumartesi günü emekçi kadınlar için söyleyeceğiz türkülerimizi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel konserimize tüm dostlarımızı bekliyoruz.”

  • Tutuklu yazar Cengiz Sinan Çelik’ten şiir kitabı: Serdestan  

    Tutuklu yazar Cengiz Sinan Çelik’ten şiir kitabı: Serdestan  

    25 yıldır cezaevinde olan şair Cengiz Sinan Çelik’in şiir kitabı Serdestan, Ayrıntı Yayınlarından çıktı.

    1997 yılından beri cezaevinde olan şair ve ressam Cengiz Sinan Çelik, 1974 Hozat’ta doğdu. 1997 yılında siyasi nedenlerle tutuklandı, müebbet hapse mahkum edildi. Cezaevinde Türkçe ve ana dili Kürtçe (Kırmanckî) şiirler yazan Çelik’in resim çalışmaları yurt içi ve yurt dışındaki sergilerde yer aldı. 

    Dergi ve gazetelerde şiir, düzyazı ve makaleleri yayımlanan Çelik; 19. (2011), 20. (2012), 23. (2015) Hüseyin Çelebi Edebiyat Etkinliği’nde Türkçe ve Kürtçe şiir dallarında, İHD Bingöl Şubesi’nin 2010 yılında düzenlediği “Resim, Şiir ve Öykü Yarışması”nda şiir dalında, 2012 yılında gerçekleşen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nde şiir dalında derece ve ödüllere değer görülmüştür.

     

  • Newroz in London will be celebrated on 20th March

    Newroz in London will be celebrated on 20th March

    This year’s Newroz celebrations in London will be held by the Kurdish Community Centre at Finsbury Park.

    Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak
    Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak

    This year’s Newroz celebrations in London will theme the rallying slogan ‘Dem Dema Azadiye’ (It is time for freedom).
    The central Newroz celebrations that will take place in Finsbury Park will host Kurdish politician Osman Baydemir, and musicians such as Ferhat Tunc, Serhado, Omid Sharifi, Hozan Cane and Koma Zelal.
    Elif Sarican, co-chair of Kurdish People’s Assembly in Britain, extends invitations to the Kurdish community and their friends to “join in on the 20th March in the spirit of Newroz to call for freedom, peace and democracy”.
    London Newroz Programme:
    London Youth Newroz:
    Date: 19th March 2022
    Time: 16:00-23:00
    Address: KCC, London
    London Central Newroz:
    Date: 20th March 2022
    Time: 12:00-19:00
    Address: Finsbury Park

  • Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak

    Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak

    Bu yıl ki Londra Newroz kutlamaları Kürt Toplum Merkezi öncülüğünde 20 Mart Günü Finsbury Park’ta gerçekleşecek.

    Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak
    Londra Newroz’u 20 Mart’ta kutlanacak

    Londra’da bu yıl yapılacak Newroz kutlamaları ‘Dem dema Azadiye’ (Şimdi özgürlük zamanı) şiarı ile gerçekleşecek.

    Londra’da yapılacak olan merkezi Newroz ise 20 Mart Pazar günü Finsbury Park’ta 20 Mart Pazar günü gerçekleşecek kitlesel Newroz kutlamasına Kürt siyasetçi Osman Baydemir konuşmacı olarak katılacak. Yine, sanatçılar Ferhat Tunç, Serhado, Omid Şerifi, Hozan Cane ve Koma Zelal sahne alacak.

    Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan, 20 Mart’ta düzenlenecek Newroz kutlamasına Kürt halkı ve dostlarını davet ederek, “Gelin Newroz ruhuyla özgürlüğü barışı demokrasiyi haykıralım” dedi.

    Londra Newroz Programı :
    London Genclik Newroz

    Tarih : 19 Mart 2022
    Saat: 16:00-23:00
    Adres : Londra KCC

    Londra Merkezi Newroz
    Tarih : 20 Mart 2022
    Saat: 12:00-19:00
    Adres : Finsbury Park

  • Halkevi’nde ‘Booster’ aşısı yapılacak

    Halkevi’nde ‘Booster’ aşısı yapılacak

    Londra Halkevi’nde 18 Şubat günü Kürtçe ve Türkçe konuşan topluma dönük güçlendirici (Booster) aşı yapmak isteyenlere hizmet verecek.

    Hackney Belediyesi ve Halkevi’nin ortak projesi kapsamında Covid-19 virüsüne karşı güçlendirici aşı yapmak isteyenlere dönük bir proje hazırlandı. Projenin amacı Kürtçe ve Türkçe konuşan topluma Booster aşısı konusunda kolay erişim sağlamak. Bı kapsamda 18 Şubat günü Dalston’da bulunan Halkevi binası bir klinik görevi görecek. Proje kapsamında Kürtçe, Türkçe ve İngilizce broşürler hazırlandı. Aşı yapmak isteyenler için iletişim numarası: 07958685135

    Halkevi adres: 31-33 Dalston Lane / E8 3DF